17 Nisan, 2026 09:01:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Cwénhild Muirghéal

Sayfa: 1 ... 6 7 [8]
106
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: Ruhun Bölünüşü
« : 06 Ekim, 2021 03:45:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Seth, her zaman güzel konuşmasını bilen biriydi. Kelimeleri birbirinin ardına anlamlı ve insanın içine işleyecek şekilde dizmeyi çok iyi kıvırıyordu. Dalgalar, yangınlar, sarmaşıklar... sözcüklerle dans ediyor onları farklı farklı kalıplarda büküyor düzeltiyor ve olduklarından çok daha güzel bir biçime getirdikten sonra altın bir tepside sunuyordu Cwénhild'in önüne. Yedi yıldır peşindeydi kızıl saçlı kadının. Yılmadan, bıkmadan usanmadan. Cwénhild onun ormanlarını her yaktığında Seth külleri yorulmadan temizliyor, yeni fidanlar ekiyor, suluyor, yağmurları bekliyor ve yemyeşil bir orman olarak tekrar dikiliyordu kızıl yangının karşısına, tekrar yanacağını bile bile. Seth'in gülümsemesini gördü gözleri. Biraz hüzün kokan bir gülümsemeydi sanki. Yaşanmasını beklediği yaşanmamışlıkların ağırlığı altında ezilmiş bir gülümseme. Bunun da suçlusu Cwenhild'ten başkası değildi. Hayatı boyunca o kadar çok şey onun suçu olmuştu ki... Bu suç, bu kalbi kırık adam ise biraz farklıydı. Bir şeyleri değiştirebilme şansı olsa, bir suçunu ve suçunun sonuçlarını düzeltebilse, Seth'in onun yüzünden kırılan kalbini düzeltirdi. Sırf kendi sevgisizliği yüzünden, sevgiyi, sevilmeyi ve mutlu olmayı hak eden bir adamın yavaşça solup gitmesini izlemek acı vericiydi.

"Annem." dedi, sesi biraz daha güçlü çıkmıştı. Bakışlarını kararmış havanın arasına serpiştirilmiş yıldızlara doğru dikti. "Bir keresinde bana aynı senin dediğin gibi bir şey söylemişti. Bir felaket olduğumu, yakınımdakilere ve kendime beladan başka bir şey getirmediğimi söylemişti." Gözünün önündeki her yıldız bir anıya dönüşüyordu sanki. Kuyruğu kanayan zavallı bir kediyi kurtarmak için iki oğlan çocuğunu dövdüğü gün, sonu dayakla bitmişti. "Haklı olduğunu düşünüyordum, şimdi emin oldum." Bir baca temizleyicisine abisinin hiç giymediği pantolonlarından vermişti, sonu dayakla bitmişti. Problemli, hasta, agresif. Bitmek üzere olan sigarasından büyük bir nefes aldı ve izmariti fırlatıp attı. Yağmurun altında çabucak söndü. "Bir liman olmak istiyorsun ha? Bir yangına liman olmak." bu sefer bakışlarını Seth'e çevirdi. "Seth, eğer bir kez daha yanarsan seninle yanacak bir başkası daha var bunu biliyorsun değil mi?" Parmağındaki yüzüğe kaçamak bir bakış attı. "Sana anlatacağı hikayeleri olan, seni bekleyen, dinlemen gereken bir karın var. Kendi kendini yok edecek bir yangının yanında dolanarak yitip gidersen o da yitip gider." dedi. Sonra elini adamın omzuna koydu. "Ben iyi olacağım, benim için endişelenme. Benim yüzümden Edith'i ihmal etme, o benden çok ama çok daha iyi bir insan."

107
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: Ruhun Bölünüşü
« : 06 Ekim, 2021 01:50:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Birbiri ardı resimler göz kapakları kapandığı anda misafiri olmuştu kadının. Yere kapaklanışı, debelenişi ve hissettiği korku. Hepsi bir kaç saat önce yaşandığı kadar canlıydı. Kalbi hala küt küt atıyordu korkudan. Şimdi delicesine atan o kalp refleksleri biraz daha geç devreye girse sonsuza dek hareketsiz kalacaktı. O kalbin atabilmesi için bambaşka bir kalbin durdurulması gerekmişti. Adamın çığlıkları kulaklarında çınladı. Etinin kesilişi damarlarından fışkıran kanın sıcaklığı ve ruhunun yavaş yavaş sönüşü. "Alışırsın." demişti Ethan Pennbrook, bir saniye bile düşünmeden adamın karnına tekmeyi geçiren meslektaşı. Öldürmeye gerçekten alışabilir miydi ? Yada, öldürmeye gerçekten alışmalı mıydı?

Gözlerini açtı. Yağmur damlalarından burnunu ucunu zor görüyordu. Şiddetli yağmur adamın çığlığını bastırmak için biraz geç kalmıştı. Sigaradan kocaman bir nefes aldı. Öyle büyük bir nefesti ki bu, ciğerleri neredeyse alev alacaktı. Yavaşça dudaklarının arasından dışarıya bıraktığı dumana asasını geçirdi, biraz sağa biraz sola garip gurup şekiller verdi. En sonunda bir at şekline bürünen duman çok kısa sürede formunu kaybetti ve uçup gitti. Asasının ucunda hala biraz kan vardı. Bunu gören gözleri kırmızı damlalara nasıl kitlendiyse elinin titrediğini fark etmesi biraz vakit aldı. Bu asanın ilk kez kan görüşü değildi bu. Fakat ilk kez canını aldığı birinin kanını tatmıştı.

Çatının kapısının açıldığını duymadı, yağmurun altında yürüyen adamın ayak seslerini de duymadı. Belki de duydu ama duymayıp oradaki seslere aldırış etmezse ona da kimse aldırış etmez diye düşündü. Lakin Seth'in ona seslenişini kesinlikle duymuştu. Gözünün ucuyla ona yaklaşan adama baktı. Usul usul yanına geldi ve önünde eğildi. Seth, raporları okumuş olmalıydı. Ki zaten anında raporları okuduğunu söylemişti. Başını 'evet' anlamında salladı yukarı aşağı. Pek konuşacak havasında değildi. Hem konuşunca suratının bir yerleri acıyordu. Sigaradan bir fırt alırken çocuğun büyüyen göz bebeklerini gördü. Daha sonra ona yaklaşan eli fark etti. Hiç bir hamle yapmadı. Normalde asla izin vermeyeceği bir şeydi. Seth'in yağmurdan ıslanmış parmakları yanağına dokundu. "Seth..." dedi. Çok sessizce çıkmıştı dudaklarından çocuğun ismi, yağmurun tınısına karışacak kadar güçsüzdü. "Bu sefer istemeden oldu. Gerçekten." dedi. Hala titriyordu, göğüs kafesindeki minik kalbi yorgundu fakat küt küt atmaya devam ediyordu.

108
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ruhun Bölünüşü
« : 05 Ekim, 2021 23:34:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cwénhild Muirghéal & Seth Carter
Sihir Bakanlığı - 1849

[justify]Siyah paltolu adam, Londra çatılarının yağmurdan ıslanıp iyice kayganlaşmış kiremitlerinin üzerinde koşturuyordu. Ara sıra bacaların yada binaların anormal çıkıntılarının arkasına saklanıyor, Cwenhild ve partnerinin attığı büyülerden kaçıyordu. Kaçamadığı zamanlarda ise büyüleri başarılı bir şekilde sektiriyor yada direk kalkanında kırıyordu. Koştukları binanın dibine geldiler ve orada durmak zorunda kaldılar. Adamın kaçacak bir yeri kalmamıştı ve çevrede cisimlenmesini engelleyen büyüler, tılsımlar yapan seherbazlar bulunuyordu. Ya o çatıdan atlayacak, yada dövüşüp kurtulmaya çalışacaktı. Asasını salladığında çıkan ve iki seherbazın üzerine doğru gelen beyaz ışık adamın ikinci tercihi yaptığını ilan etmişti. Cwenhild basit bir adımlamayla büyünün önünden çekildi. Genç, atik ve çok dikkatliydi. Lakin neredeyse onun iki buçuk katı yaşındaki partneri o kadar kıvrak değildi, Cwenhild yüzünden göremediği büyü, kız çekilince direk adama çarpmış ve adamı gerisin geriye fırlatmıştı. Çatıdan düşmemişti ama ayağa da kalkamıyordu. Partnerinin yanına gitmeyi düşündü ama üzerine doğru gelen ışık hüzmesi bunu engelledi. Bir bacanın ardına sığındı ve fırsat buldukça düşmanı gafil avlamaya, desteğin yolda olduğunu söyleyip adamı teslim oldurmaya çalıştı ancak bir sonuç elde etmekten pek uzaktı. Yeni bir yaklaşım düşünüyordu ki adam bir anda cisimlenip neredeyse burnunun dibinde bitiverdi. Cwenhild üstüne gelen Sersemletme büyüsünü güç bela karşılayabildi açtığı kalkanla. Fakat momentumu arkasına alan rakip ardı ardına büyüler atıyor, kızıl saçlı kadını köşeye sıkıştırıyordu. Attığı her büyüden sonra aralarındaki mesafeyi kapatıyor, kadına toparlanmak için daha da az zaman bırakıyordu. En sonunda mesafeyi tamamen kapattı ve Cwenhild'in kalkanı kırıldı. Üzerine gelen büyüyle birlikte arkasındaki kirişe sırtını güzelce çarptı kadın. Bunu gören adam ikinci bir büyüyle işi kökten bitirmeye çalıştı ama Cwenhild yana doğru yuvarlanarak sıyrıldı. Fakat sıyrıldığı yerde düşmanı onu bekliyordu. Kadını saçlarından tuttuğu gibi havaya kaldırdı. Asasıyla savunma yapmaya çalıştı kızıl saçlı kadın ama adam boşta olan eliyle kızın bileğini sıkıca kavradı. Bu şekildeyken kıza tüm gücüyle geçirdi kafayı! Burnunun biraz üzerine gelen darbe, kızın bir anlığına görüş kaybı yaşamasına ve burnundan ılık kanın dökülmesine sebep oldu. Neyseki biraz debelenerek adamın elinden kurtuldu ve mesafeyi açmak için bir hamle yaptı. Bir iki adım uzaklaşabildikten sonra  ayak bileğine yediği bir çelme ile yüz üstü yere düştü. Şansına adamın dudaklarından dökülen büyülü sözcükleri duyabildi ve hemen sırt üstü dönüp Protego ile kendini koruyabildi. Biraz da akıllılık edip kalkanı aktif tuttu ve adamın attığı bir kaç büyü kalkanda kırıldı. Adam bir küfür patlattıktan sonra o kadar çatlama ve patlamadan kırılan çatı kiremitlerinden bir tanesini aldı ve kızın üstüne çullandı. Kiremit ile kızın kafasına vurmaya çalıştı ancak kaygan kiremit adamın elinden kaydı ve kızın alnının sol tarafına düşüp kırıldı. Düşen kiremit canını yaktı, ve küçük kırıklar yüzünü çizdi ama adamın elinden kaymasaydı alacağı hasar çok çok daha büyük olacaktı, şans yüzüne gülmüştü. Lakin düşmanı gülmüyordu ve işi kökten bitirmeye karar verdi. Bütün gücüyle kızın bedeninin üzerine çöreklendi ve iki eliyle kızın boğazını sıkmaya başladı. Kız debelenip adama vurmaya çalıştığı sırada yüzüne sağlam bir yumruk geçirdi. Neredeyse bilinci kapanıyordu, gözleri hem oksijensizlikten hemde aldığı fiziksel hasardan dolayı iyice kararmıştı. Bir umut asasına sarıldı. Artık tamamen panik hamleler yapıyor asasını sallıyor, asasından çıkan ışık hüzmeleri sağa sola gidiyordu. Bir tanesi, bir ışık hüzmesi ise adama isabet etti. Adamın boynunu jilet gibi kesti geçti. Kesikten fırlayan kan yanaklarına, gerdanına ve kıyafetlerine bulaştı kızıl cadının. Ne olduğunu anlayamayan adam panikle hareketlendi. Asasıyla bir şeyler yapmaya çalıştı ama Cwenhild hızlı bir Expelliarmus ile adamın asasını çatının ücra bir köşesine fırlatmayı başardı. Adam elleriyle yarayı kapatmaya, ölmemeye çalışıyordu. Az önce yaşadığı korku ve adrenalinin etkisi yavaş yavaş geçiyordu ve o an bir canlıyı ölümün kapısının önüne getirdiğini fark etti Cwenhild. Çabucak ayaklandı, bir şeyler yapabilirse adamı kurtarabilirdi. Fakat bir başkası ondan önce davrandı. Partneri ayaklanmış, ayaklandığı gibi de adamın üzerine koşup göğüs kafesine sağlam bir kapıcı tekmesi geçirmişti. Yere düşen adamı kaldırmadılar. Partneri sessiz bir el hareketiyle bunu engelledi. Kan kaybından zayıf düşen suçlu düştüğü yerde canını verdi.

~

Revirde yaralarına bakıldı burnunun üzerine iki dikiş attılar, kiremitin açtığı kesikleri ise temizlediler ve ağrı için bir şey verip kızı gönderdiler. Boynundaki ve yüzündeki morluklar süt kadar beyaz teninde kabak gibi belli oluyordu. Departmandaki dağınık masasına geldiğinde hızlıca raporunu doldurdu. Adamı kazayla yaralamıştı, ama adamın ölümü pek kazara olmamıştı. Birazcık vakti olduğunu düşünüyordu. Partneri gelip adamı tekmelemese canlı bir şekilde getirebilirdi onu. Derin bir nefes aldı. Adamın kazara öldüğünü, nefsi müdafaa sonucunda canının derdindeyken yanlışlıkla adamın boğazının kesildiğini ve suçlunun kan kaybından oracıkta can verdiğini yazdı. Daha sonra raporları teslim etmek üzere giden bir seherbazı gördü ve raporunu çocuğun elindeki kağıtların üzerine bıraktı. Bunu yapar yapmaz da koşar adımlarla departmanın çatısına çıktı. İçerideki hava onu iyiden iyiye boğmaya başlamıştı zira. Keyif kaçıran bir his, suçluluk. Bir adam öldürmüştü. İlk kez bir can almıştı. Bunu yapmak istemediğini biliyordu lakin bu yaptığı gerçeğini değiştirmiyordu. Kendi canının derdindeydi, eğer yapmasa siyah ceset torbasına onu koyacaklardı. Yine de bu olayın ağırlığını azaltmıyordu. Yağmurdan korunaklı bir yere çöktü ve cebindeki sigaralardan en ezilmemişini çıkarıp yaktı. Gözlerini kapattı, iyi bir fikir değildi.

109
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 04 Ekim, 2021 12:52:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hizip Puanları Katılmadan Güncel Yatkınlık Seviyelerim

Tılsım : 16
Lanet :16
İksir :1

3 Güç Puanımı; 2 Tılsım 1 Lanet Yatkınlığı şeklinde dağıtmak istiyorum. Dağıtım sonrası;

Tılsım : 18
Lanet : 17
İksir : 1 

Hizipler Eklenince;

Tılsım : 20
Lanet : 18
İksir : 1

3. Güç Puanının Talebi yapılmıştır.

110
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 04 Ekim, 2021 12:37:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviye 2 ---> Seviye 3 = 1 Güç Puanı

Toplam : 1 Güç Puanı

111
Quidditch Sahası / Ynt: Çiçek Kadar Narin, Su Kadar Haşin
« : 04 Ekim, 2021 04:25:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Attığı sopa Euguene'e değilde Seth'e denk gelince tekrar bir küfür patlattı. "Ya bıraksana, babanın oğlu mu bu piç?" Seth, bir saniye bile tereddüt etmeden sopanın önüne atmıştı kendini. Cwenhild'in yaşına göre ne kadar sert bir vurucu olduğu ve attığı bludgerların tam anlamıyla 'kodummu oturtur' sınıfa girdiği hesaba katılınca bu gerçekten cesurca bir hareketti. Seth canının yandığını belli etmemeye çalışıyordu ancak, Cwenhild canının yandığını biliyordu. Gram üzülmedi çocuğa, kendi salaklığıydı! Bıraksaydı da parça pinçik etseydi o Euguene denen şerefsizi! Sopayı attıktan sonra bir şeyi fark etti. Biraz savunmasız kalmıştı. Sopa sayesinde uzak tutabildiği 'takım arkadaşları' şimdi üzerine daha rahat çullanabilir hale gelmişti. Lakin kız yine de geri adım atmadı. Evet, kesinlikle dayak yiyecekti ama savaşmadan, birilerine bir iki yumruk geçirmeden gitmeyecekti kesinlikle. Kendini kavgaya iyiden iyiye hazırlamış ve ellerini sıkı sıkı yumruk yapmışken içeriye bina sorumlusu girdi. İşte o zaman Cwenhild biraz olsun korktu. Kadından, yada ona doğru parmaklarını doğrultan takım arkadaşlarından değil, annesinden.

"Sen mi yaptın?" diye sordu kadın sorgularcasına. "Evet!" diye cevapladı kızıl saçlı, birazda diklenerek. "Ettiğin küfürler koridorlarda yankılanıyor, terbiyesiz! Düş önüme! Carter, yeni bir vurucu ara önümüzdeki sezon için. Bayan Muirghéal bugünden itibaren takımdan atılmış bulunmakta!" Cwenhild'in gözleri büyüdü, bina sorumlusunun gelişiyle sönmeye başlayan alev daha da güçlü harlandı. "Bu salak yüzünden kupayı kaybediyoruz ama takımdan ben atılıyorum ha! Haksızlık bu!" diye çığırdı ancak haklıyken haksız konumuna kendini çoktan düşürmüştü. Kadın hiç bir şey söylemeden Cwenhildin yakasına yapıştı ve kızı sürükleye sürükleye ofisine götürdü. Seth bir şeyler söylemeye durumu düzeltmeye çalışıyordu ancak Cwenhild çocuğun çabalarını boşa çıkarmıştı bir kere. Soyunma odasından çıkarken takım arkadaşlarının arkasından onu nasıl çekiştirdiğini gayet net duyabiliyordu. Belli etmese de biraz üzülmüştü. Quidditch oynamayı seviyordu. İyiydi de bu işte, sadece kupayı kazanmak istemişti. Diğerleri bunu istemediği için kaybetmiş olmayı sindirememişti. Bina sorumlusunun ofisine geldiklerinde kadın sert bir biçimde kızı sandalyeye oturttu. Tablolardan biriyle konuşup olanların müdüre aktarılmasını sağladı ve masasına oturdu. Buz gibi soğuk bakışlarıyla kızı süzerken bir kaç parşömen çıkartıp tüy kalemiyle bir şeyler yazdı, en sonunda karizmatik bir şekilde imzalayıp mühürledikten sonra Cwenhild'e döndü ve o berbat sözleri söyledi. "İki hafta boyunca okuldan uzaklaştırıldın, eşyalarını topla. Akşama seni bu kalede görmek istemiyorum. Eğer iki hafta sonra aklın başına gelmezse getirmesini bilirim. Ha eğer takım arkadaşlarından özür dilersen sadece takımdan men etmeyle konuyu kapatabiliriz." dedi. Cwenhild somurtkan bakışlarını bozmadan lafa girdi. "O aptallardan özür mözür dilemem! Yine aynı şeyi yapsalar yine aynısını yaparım!"

O gün Cwenhild takımdan atıldı, Seth vücudunda aldığı yaraların yanı sıra belki ruhunda asla kapanmayacak yaralar aldı. Fakat Cwenhild'in kendisinin bile yıllar sonra fark edeceği bir şey olmuştu o gün. Seth, takım arkadaşının önüne korkusuzca atladığı an Cwenhild'in saygısını kazanmıştı. Bu olay kesinlikle arkadaşlıklarının başladığı yerdi.

Son.

112
Quidditch Sahası / Ynt: Çiçek Kadar Narin, Su Kadar Haşin
« : 04 Ekim, 2021 03:18:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Euguene'in korkak bakışları kızı daha da sinirlendiriyordu. Yediği bokun arkasında durmuyor, başkalarının arkasına sığınıyordu. Seth ortaya atılıp çocuğu kanatlarının altına almasa belkide altına yapacaktı büyük tuvaletini. Tişörtünü atıp yarı çıplak bir şekilde ortaya fırlayan Seth lafa girdi. Ağzından dökülen her sözcük, kızıl saçlı volkanın daha da köpürmesine sebep oluyordu. İkinci olmak iyi bir şey değildi! Kupayı kazanamadıkları taktirde ellerine geçen yegane şey koca bir hiçti! Tamda hayatında bir şeyleri başarmış olacakken eline verilmiş koca bir hiçi kabullenemiyordu. Yırtıcı bakışları arayıcının üzerindeydi hala. Fakat Seth bir sinek gibi kulağının dibinde vızıldayıp duruyordu. Hata yapmaktan falan bahsediyor ve ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. Belki başka bir zamanda, başka bir yerde Cwenhild olmayan başka bir kıza bu konuşmayı yapsa karşısındaki kişi öfkesinin boşa olduğunu anlar ve kalbini kırdığı insanla uzlaşma yoluna giderdi. Cwenhild...Cwenhild öyle biri değildi. Sıkmaktan kıpkırmızı olmuş sağ elindeki süpürge bir anda Seth'in kafasına indi! Ne olduğunu anlamayan çocuk refleks olarak sırtını döndüğünde süpürge ikinci bir kez indi ve indiği gibi de kırıldı çocuğun sırtında. Cwenhild bu sırada küfürler ediyor, azgın bir boğa gibi davranıyordu. "Sikerim onun gözünü! O piç yüzünden kupayı kaybettik!" Bir anda bütün takım üzerine yığıldı kızın. Seth, popüler bir çocuktu. Okulda neredeyse herkesle arkadaştı. Takım arkadaşları elbette onu koruyacaklardı. Dördüncü sınıf bir çocuk araya girdi ve iki eliyle Cwenhild'i uzaklaştırmaya çalıştı. Bir ikinci çocuk biraz daha agresifti ve kızın üzerine yürümeye kalktı. Cwenhild'in korkup geri adım atacağını sanıyorlardı belki ama kızın öyle bir niyeti kesinlikle yoktu. Sağ elinde az önce Seth'in sırtında kırılan süpürgenin kalıntılarını bir kılıç gibi tutuyor, yaklaşmaya çalışan herkese savuruyordu. Euguene ise korkudan altına etmek üzereydi. Bunu gördükçe daha da sinirleniyor onu tutanlardan ve ona saldırmaya çalışanlardan sıyrılıp elindeki sopayı çocuğun eblek suratına geçirmek, çenesinin yörüngesini tepetaklak etmek istiyordu. Hırsını asla alamıyor, belli belirsiz çığlıklar atıyor, küfürler ediyordu durmaksızın. En sonunda dayanamadı ve elindeki sopayı arayıcının suratına doğru fırlattı!

113
Quidditch Sahası / Çiçek Kadar Narin, Su Kadar Haşin
« : 04 Ekim, 2021 00:38:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cwénhild Muirghéal & Seth Carter
1842 Gryffindor - Ravenclaw Quidditch Final Müsabakası Sonrası
[justify]

Bahar sıcağı üstünde oturduğu sopanın her saniye daha da rahatsızlık verici hale gelmesine sebep oluyordu. Önünden geçen bludgerın peşine düştü ve yakalar yakalamaz sopasıyla yaramaz topa vurup Ravenclaw arayıcısına doğru gitmesini sağladı. Ravenclaw arayıcısı üzerine gelen bludgerı fark etti ve kıvrak bir manevrayla toptan sıyrıldı, lakin Gryffindorlu arayıcı kurtulmayı bırakın önündeki topu bile görmekten acizdi. Bludger çocuğun göğüs kafesine sert bir biçimde çarptı ve çocuğu süpürgesinden düşürdü. Bu Gryffindor'un kupayı kaybetmesine neden oldu. Zira arayıcıları bir türlü kendine gelemedi ve takım bir türlü toparlanamayıp açtıkları farkına kapanmasına izin verdi. Snitch'in yakalanmasıyla da Ravenclaw kupayı kazandı.

Cwenhild kupa töreni süresince oldukça huysuzdu. Verilen madalyayı boynuna takmadı bile. Soyunma odasına doğru giderken fırlatıp attı sahanın bir yerine. Sopası da aynı kaderi soyunma odasına girerken paylaştı. Kafasından dumanlar çıkıyordu kızıl saçlı kızın. Çok yakınlardı, biraz daha dayanabilseler kupa onların olacaktı. Fakat o aptal arayıcı gözünün önündeki topu bile görememişti. Gryffindor soyunma odasında ilginç bir hava vardı. Sanki az önce kupayı kaybeden takım onlar değildi. Herkes gülüyor birbirini tebrik ediyordu. "Ne yapıyorsunuz siz? Az önce kupa elimizden kaçıp gitti siz neredeyse zil takıp oynayacaksınız! Aptal Euguene önündeki topu nasıl göremedin ha?!" her kelimeden sonra daha da hiddetleniyor ve sesi yükseliyordu. İçinde patlamakta olan volkanları dindiremiyor, kaybetmiş olmayı katiyen hazmedemiyordu. Üstüne üstlük takım arkadaşlarının bu duruma karşı bu kadar tepkisiz olmaları da iyice damarına basmıştı. Parmaklarının arasındaki süpürgeyi her geçen saniye daha sıkı sıkıyordu. [/justify]

114
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 03 Ekim, 2021 17:06:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviye 0 ---> Seviye 1 = 1 Güç Puanı
Seviye 1 ---> Seviye 2 = 1 Güç Puanı

Toplam : 2 Güç Puanı

115
Knockturn Yolu / Ynt: Kan Kırmızısı Gülden Nehirler
« : 03 Ekim, 2021 16:51:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Sessizlik ile geçen bakışma, adamın ölüsü kadar sessizdi. Kesilmiş boynundan parmaklarına akan kanlar da bir anlam bulmak mümkün olmamıştı. Çürüyen bedeni, moraran derisi ve belirginleşmeye başlamış, kanın artık durduğu damarları Cwenhild'e bir şey anlatmıyordu. Sadece ışıksız gözleri onunla iletişim kurmaya çalışıyor gibiydi. Bu sessizliği ve yavaş yavaş oluşan gerginliği bir başka meslektaşı bozdu. Thomas bir ruh gibi sessizce ve sinsice odanın içinde küçük adımlarla süzülerek kızıl saçlı cadının ensesinde bitmişti. "Henry Covington, elli bir yaşında. Sokağın aşağısında küçük bir kitap dükkanı var. Diffindo ile kafasını kesmişler, tek hamlede." dedi bu sırada sağ elinin işaret parmağını kendi boğazına götürüp sağdan sola biraz yamuk bir çizgi çizerek bir insanın kafasının kesilmesini basitçe canlandırdı. "Herhangi bir çatışma yada boğuşma izine rastlamadık, mekan oldukça muntazam duruyor. " Dediği gibi vardı, mekan oldukça temiz bırakılmıştı, tabi adamın oturtulduğu sandalye ve sandalyenin arkasındaki perdeye sıçramış kan haricinde. Şöyle bir göz gezdirdi odaya. Adamın sağ tarafında kalan duvara monte edilmiş üç tane rafı olan bir kitaplık vardı, kitaplığın içindeki bir sürü kitap türlerine göre özenle sıralanmıştı. Kitaplığın önünde iki adet sandalye ve bir masa bulunuyor, bu masanın üzerinde de İspanyol Oyunu açılışı olarak adlandırılan şekilde oynanmaya başlanmış bir satranç oyunu bulunuyordu. Kan sıçrayan perde dahil bütün perdeler kapatılmıştı. "Ne zaman ölmüş?" diye sordu Cwenhild pek ruhsuz, hayli sorgulayıcı bir şekilde. Thomas yüzünü buruşturarak cevapladı kadının sorusunu "Dün gece, kimse bir şey duymamış yada görmemiş. İhbar eden kişinin de kim olduğunu bilmiyoruz, muhtemelen cesedin bulunması için katilin kendisi ihbar etti." Cwenhild kafasını yukarı aşağı salladı onaylarcasına ve ekledi. "O zaman bu birilerine gönderilmiş bir mesaj mı? Kodumun memleketinde millet birbirine mesaj göndermek için adam öldürüyor ne güzel Londra anasını satayım." Cesede doğru yaklaştı, çizmelerinin eskimiş ahşapta çıkardığı ses halıya adım atmasıyla kesildi. Baş parmağıyla cesedin çenesine dokunarak ağzını açtı. Leş gibi bir koku adamın ağzından çıkıp kadının burnuna ulaştı lakin Cwenhild bunlara alışıktı, koku pek etkilemedi onu. Asasını çıkartıp Lumos ile ucunu aydınlattıktan sonra adamın ağzının içini iyice inceledi. Herhangi bir not, herhangi sıra dışı bir şey arayışındaydı ancak aradığını bulamadı ve adamın ağzını kapattı. Daha sonra kafasını alıp daha münasip bir yere yerleştirdi ve adamın kanla kaplı ellerini inceledi. Bileklerinde kan toplanmıştı, bu adamın ellerinin ölmeden bağlanmış olduğuna işaret ediyordu. Burada da istediğini bulamayınca adamın kafasını tekrar eski yerine koydu. Vücut sessizliğini koruyor ve kadına bir şey söylemiyordu. Belki sol duvardaki pencerenin altına yaslanmış çalışma masası bir şeyler söyler diye hızlı adımlarla oraya yöneldi ve tek tek çekmeceleri açtı. Orada da bir şey bulamamıştı. Mekan fazla temizdi. Sanki birileri ceset hariç her şeyi temizleyip gitmişti. "Dükkanının adı ne? Burada bir şey yok gibi bi de gidip oraya bakacağım." dedi Thomas'a doğru. Thomas dükkanın adını söyleyince geldiği kadar hızlı bir şekilde evden dışarı çıktı, merdivenlerden indi ve yeni yeni çiselemeye başlayan yağmurun ıslattığı Knockturn Yolu'na çıktı.

Binanın girişinin hemen altındaki eşikte, yağmur damlalarının ulaşamadığı yerde durdu ve paltosunun cebindeki sigara kabını çıkartıp dün geceden sardığı sigaralardan bir tanesini dudaklarının arasına koydu. Aynı cebinden çakmağını çıkartıp sigarasını yaktı ve kocaman bir nefes çekti. Nikotin yavaş yavaş ciğerlerine ulaştı. Sinir sistemindeki minik gevşeme sigara dumanını yağmurlu havaya doğru üflerken ufak ufak hissettiriyordu kendisini. Bir saniyeliğine gözlerini kapattı. Hala başı birazcık dönüyordu gözleri kapalıyken ancak başa çıkamayacağı kadar şiddetli değildi artık. Dudaklarının arasından çıkan duman yavaş yavaş gökyüzüne doğru uçup kaybolurken, yağmur damlaları da aynı hareketi tersten yapıyor, gökyüzünden düşüp yere doğru kendilerinin kayboluşlarına doğru serbest dalış yapıyorlardı. Onların yere ulaşmasıyla ıslanan arnavut kaldırımları tatlı bir melodi fısıldıyor, toprağın kokusu insanların ciğerlerine doğru hücum ediyordu. Yağmuru seviyordu kızıl saçlı kadın. Sigarasından bir fırt daha çekti, bu sırada ona ters ters bakan iki büyücüye doğru 'hayırdır' anlamında kırptı sol gözünü. Büyücüler yüzlerindeki mendebur bakışı daha da belirgin hale getirdilerse de adımlarını hızlandırarak olay yerinden uzaklaştılar. Sigarasındaki zehri son bir kez defa ciğerlerine nüfuz ettirip dumanını saldıktan sonra sigarayı attı ve çizmesiyle üstüne basarak söndürdü ve yağmurun ıslattığı sokaklara daldı. Yağmur damlaları yavaş yavaş yüzüne düşüyor, kadının yorulmuş yüzünde minik bir rahatlama hissi yarattıktan sonra kayboluyorlardı. İnsanlar yağmurdan kaçmak için koşuşturmaya başlamıştı. Fakat Cwenhild hiç bir şey yokmuş gibi yürüyor, yağmurun onu ıslatmasına izin veriyordu. Bir kaç dükkanın yanından geçti. Herkes işine o kadar çok odaklanmıştı ki yanlarından geçen seherbazın varlığını bile hissetmediler. Yağmur en çok tüccarlara yarıyordu. İnsanlar yağmura yakalanmamak için ya çok hızlı bir şekilde alacaklarını alıp gidiyor yada yağmurun geçmesini beklerken alınacak yeni şeyler keşfediyorlardı girdikleri dükkanda. Evi gören yolun bitimindeki köşeden sağa döndü ve birazcık daha yürüdükten sonra diğer dükkanların arasında kabak gibi göze batan, zira bütün dükkanlar açılmıştı, kitabevini gördü. Asasını çekip dükkanın kapısına yanaştı. Kapı kilitliydi, hızlıca kilitleri açmaya yarayan büyüyü mırıldandı ve kapının kilidi açıldı. Lakin kapıyı açmak için elini götürürken kapının tekrar kilitlendiğini farketti. O yüzden aynı büyüyü tekrar mırıldandı ve kapıyı açmak için tekrar yeltendi ancak kapı tekrar kilitlendi. Üçüncü kez aynı şeyi denemedi. Kapıdan geriye doğru bir iki adım attı, kapıya doğru yürüyen sivilleri eliyle uyarıp yönlerini değiştirdikten sonra büyülü sözleri söyledi. "Bombarda." kapı büyük bir gürültüyle açılırken kıymık ve cam parçaları ortaya dağıldı. Tekrar kilitlenmesi mümkün olmayan kapıdan içeri girdi ve girer girmez bir ışık hüzmesi karnına çarpıp onu tekrar sokağa fırlattı.

Havada bir iki metre kadar uçup sırt üstü düştü yere. Paltosu ıslanmıştı ve sırtında bir anlığına da olsa muazzam bir acı hissetti. Yerde bir saniye kadar yattıktan sonra hızlıca kalktı ve koşarak içeriye daldı. Bu sefer üzerine gelen ışık hüzmesinden sağa doğru adımlayarak kurtuldu ve sonunda mekanın içine girebildi. Kapının hemen karşısında bulunan ahşap masanın üzerine çıkmış bir ev cini tehlikeli bakışlarını Cwenhild'in üzerine dikmişti. Kadın ise tedbiri elden bırakmıyor ancak saldırıya da geçmiyordu. Bir ev cininin niçin ona saldırdığını anlamaya çalışıyordu ancak o bunu başaramadan cin tekrar harekete geçti. Ellerini kaldırdığı gibi arkasındaki raflardaki kitaplar havada süzülmeye ve güdümlü birer füze gibi kadının üzerine gelmeye başladı. Mekanın içinde sağa doğru koşarak kaçmaya ve kaçarkende arkasından gelen kitapları durdurmaya çalışıyordu. En sonunda bir diğer masanın arkasına zıplayarak ulaştı ve kendine siper etti. Kitaplar masanın sağına soluna çarptılar ve yere düştüler. Cinin bir şeyler söylediğini duydu. Kafasını hafifçe uzattı ve cinin tedirgin bakışlarını gördü. "Efendim bana çok kızacak." diye tekrarlıyordu. Kadın, bunu bir fırsat bildi ve saklandığı yerden çıkarak asasını cine çevirerek saldırıya geçti. "Sersemlet!" cin son anda ona doğru gelen büyüyü fark etti ve durduğu masadan aşağıya atlayarak büyüden kaçmayı başardı. Rüzgarı arkasına alan Cwenhild durmadı ve boşta olan eliyle saklandığı masanın sandalyesini kaldırarak cine fırlattı, cin sandalyeyi savuşturmayı başardı ancak Cwenhild'in hemen arkasından attığı büyüyü savuşturacak kadar hızlı değildi. Yediği büyüyle havada taklalar atan cin sert bir biçimde bir kitap yığınının üstüne düştü. Oflaya sızlaya düştüğü yerden kalkan cin üstüne doğru emin adımlarla gelen kadına karşı bir ışık hüzmesi daha fırlattı ancak büyü kadının açtığı kalkanda kırıldı. "Seni ahlaksız cadı! Efendimin dükkanını nasıl talan edersin! Seni cezalandıracağım ve Efendi Covington gelince senin canını çok ama çok yakacak!" dedi. Covington ismini duyan Cwenhild'in kaşları dikildi. "Hey! Küçük et torbası, efendin gelmeyecek, dün gece evinde öldürülmüş. Ben onun ölümünü araştırmakla yükümlü bir seherbazım." dedi. Cinin zaten büyük olan gözleri daha da büyüdü ve o gözlerden yaşlar akmaya başladı. "Yalan! Ahlaksız cadı yalan söylüyor efendim iyi, birazdan gelecek!" diye çığırmaya başladı ve kadının üzerinde doğru koşturdu. Cwenhild üzerine umarsızca koşan cini paçavralarından yakaladı ve havaya kaldırdı. Bir büyü yapma hazırlığına giren cine bir tokat atarak etkisiz hale getirdi. Hiç bir şey söylemeden cini aldı ve olay mahaline cisimlendi. Bir anda koridorda beliren kadın etrafındaki diğer insanların refleks olarak asalarını ona doğru çevirmesine sebep olduysa da kadının kim olduğunu görünce herkes asasını indirdi. Cini efendisinin ayaklarının dibine attı. "Thomas, kitabevine gidebilir misin, orası biraz karıştı, dükkanın kapısı da açık millet içeri girip ortalığı talan etmesin." Thomas söylene söylene kitabevine doğru gitti. Bunu da hallettikten sonra cinin yanına gidip "İnandın mı şimdi ?" diye sordu. [/justify]

116
Sorular ve İstekler / Stat Geliştirme Sırasında Üst Limite Takılma
« : 03 Ekim, 2021 14:43:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Zar zor kazandığımıız GP'lerimizle yatkınlık statlarımızı geliştirirken yine 'en üst statınız diğer statlarınızın toplamını geçemez' bariyerine takılıyor muyuz?

117
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 03 Ekim, 2021 02:23:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cwenhild Muirgheal - Amber Rose McConnell

118
Knockturn Yolu / Kan Kırmızısı Gülden Nehirler
« : 03 Ekim, 2021 01:10:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
11 Kasım 1854 08:02

Ne rüzgarın uğultusu ne de açık unuttuğu musluğun heba ettiği suyun sesi onu uykusundan uyandırmamıştı. Su akıyor, rüzgar usul usul uğulduyordu. Lakin onların çıkardıkları minik sesleri duyan hiç kimse yoktu. Eğer birisi çıkan sesi duymuyorsa o ses gerçekten 'var' sayılabilir miydi? Cwenhild uykusundan hiç uyanmasa ve yatağında, uykusunun içinde rüyalarını görürken son nefesini verse, bedeni yavaş yavaş soğuyup çürüse o seslere ne olurdu? Kimsenin duymadığı rüzgarın evinde çıkarttığı tınıları, arkadaşı musluk suyunun melodisini dinlemeye devam edebilir miydi bir gün bitap düşüp sessiz kalana kadar? Peki ya suyun, ucuz fayansa çarpıp çıkardığı ses, o daha ne kadar devam edebilirdi? Son göl kuruyuncaya kadar kararlılıkla akar mıydı? Bu sorulara cevap aramak için iyi bir zaman değildi, zira bir misafirleri vardı artık. Karanlığın içinden kopmuş kadar siyah bir baykuş açık unutulmuş camın içinden süzüldü odaya. Cılız güneş ışığı, Londra'yı çevreleyen bulutların arasından zar zor sıyrılmıştı. Güçsüz güneşin, kapalı ve pis perdelerin ardındaki odaya çok az tesiri oluyordu. Gün, bu odaya henüz uğramamıştı. Odanın köşeleri hala karanlıktı. Unutulmuş gaz lambasının ışığı, işini pek layıkıyla yerine getiremiyordu. Perdelerin uzun zamandır yıkanmadıkları çok belliydi. Beyaz renkte olması gereken tüller griye dönmüştü. Eteklerinde kırmızı kırmızı lekeler vardı perdelerin. Şarap, likör ve bin bir çeşit içkinin kokusu renkleriyle birlikte sinmişti gri tüllerin üzerine. Güneşlikler zaten simsiyahtı. Güneş ışığından nefret eden birinin, güneşin aydınlığına karanlıkla karşı koyma çabasını en güzel sembolize eden şeydi siyah perdeler. Baykuşun girdiği odanın geri kalanı da perdeler kadar 'yıkık' görünüyordu. Mutfakta birikmiş onlarca bulaşık, insanı yemek yemekten soğutacak cinstendi. Kirli tabaklar, yerlere düşmüş çatallar ve pis bulaşık suyu yemek kalıntılarıyla birleşince pek sevimsiz bir manzara çıkıyordu ortaya. Tezgahın üzerine saçılmış bardaklar, şarap bardakları, şişeleri... Musluk ve tezgah olmasa bir mutfak değil bir çöplükle çok kolay karıştırılabilirdi burası. Baykuş ağzındaki mektupla havasız odanın içinde kanatlarını çırptı. Bununla birlikte kaldırdığı toz gözle görünüyordu. Masalar, sandalyeler hepsinin tozu en son fi tarihinde alınmıştı sanki. Kızıl saçlı kadın odanın ortasında duran yeşil bir kanepenin üstünde yatıyordu. Koltuğun bir çok yeri yırtıktı. Kadın uyuyordu, ancak güzel bir uyku değildi bu. Uykuya dalmamıştı da yorgunluktan bayılmıştı sanki. Siyah bir battaniye örtmüştü üzerine. Başının hemen yanındaki dikdörtgen ahşap masa, üzerine dökülmüş likör yüzünden yapış yapış olmuştu. Devrilmiş bardağın içinde biraz kalmıştı yeşil sıvıdan. Birazı da asanın kenarından damlayıp keçeleşmiş halıya dökülmüştü. Halı çok eskiydi. Bu apartmana taşındığında elden düşme eşya satan bir adamdan almıştı bu halıyı. Yıkamasını tembihlemişti adam ama Cwenhild yıkamak yerine halıyı küvete atıp üzerine sıcak su gezdirmişti sadece. Biraz güneşte beklettikten sonra da ıslak ıslak sermişti halıyı. İzmarit kokusu, alkol kokusu, yanık izleri, lekeler. Halı bu eve geldiğinde bu kadar pis değildi. Baykuş yavaşça koltuğun kenarına kondu. Ağzındaki mektubu kadının yüzüne doğru bıraktı, iki kere öttü ve geldiği aralıktan uçarak gitti.

Suratının tam üzerine düşen beyaz zarf ve kuşun rahatsız edici sesi, onu gezmekte olduğu uyku diyarının sunduğu rüyadan çekip çıkarmıştı. Gözleri rutubetlenmiş tavan manzarasına doğru yavaşça açılırken boğazında ve dudaklarında tarifi olmaz bir kuraklık hissetti. Sanki ömrü boyunca hiç su içmemiş gibi hissediyordu. Zarfı alıp yapış yapış olmuş masanın üstüne fırlattı. İçinde biraz likör kalmış bardağı aldı ve kalan likörü fondipledi. Çöle dönmüş boğazında acı tatlı bir vaha oluşmuştu sanki. Battaniyeyi üzerinden attı ve oturur pozisyona geçti. Duvarında asılı olan saate baktı. Kafasını yukarıya doğru hızlıca kaldırdığında anlık bir sersemlik ve baş dönmesi onu karşıladı. Gözlerini kapatıp arkasına yaslanarak geçmesini bekledi. Başı, gözlerini kapatmış olmasına rağmen dönmeye devam ediyordu. Derin bir nefes alarak gözlerini yavaşça açtı. Duvarındaki saat, ona saatin sekiz olduğunu gösteriyordu. Bir iki dakika geçmişti sadece sekizi. Koltuğun kenarından destek alarak ayağa kalktı. Kirli bardağı ve boşalmış likör şişesini eline alıp mutfağın yolunu tuttu. Bardağı tezgahın alalede bir yerine koydu, şişeyi de diğer boş şişelerin yanına yuvarladı. Dolabını açtı, biranın, peynire ve sosise karışmış kokusu ciğerlerini yaktı. Hızlıca soğuk su dolu sürahiyi aldı ve arkasını dönerek kapattı dolabın kapağını. Bardak aramadan dikti suyu kafasına. Bu sırada üstüne ve yere dökülen suya acımadı. Kurumuş dudakları ve çöle dönmüş boğazı bayram etmişti. Lavaboya doğru ilerlerken yolunun üzerinde duran bir sehpanın üzerine bıraktı yarısı içilmiş sürahiyi. Banyoya girer girmez lekeli gömleğini kirli çamaşırlarının olduğu -birikmiş çamaşırdan neredeyse görünmeyen- sepetin üstüne attı. Dünden açık unuttuğu lavabonun karşısına geçti ve aynada yüzüne baktı. Göz altları hala mordu, düne göre daha iyiydi ama. Soğuk suyla yüzünü yıkayıp musluğu kapattı. Böylece musluğun hikayesi burada sonlandı, şimdilik.

Lavabonun tam karşısında duran yatak odasına girdi. En son yatağında dört gün önce yatmıştı. Zira son dört gündür koltuğundan kalkmaya çok üşeniyor ve oracıkta sızıyordu. Açık unuttuğu pencereden içeri süzülen rüzgar ona eşlik ediyor, lambanın zavallı ışığı onu koruyordu. Kıyafet dolabını açtı. Beyaz bir gömlek ve siyah bir pantolon çıkardı. Pantolonun sol tarafında, cep kısmının hemen altında L harfi şeklinde bir leke vardı. O yüzden pantolonu katlayıp banyoya doğru fırlattı ve başka bir pantolon aldı. Lacivert rengindeki pantolon neyse ki temizdi, diğerlerine kıyasla. "Bunları yıkatmak lazım." dedi sessizce kendi kendisine. Giyindikten sonra hızlıca salona geri döndü, sehpanın üstüne koyduğu sürahiyi tekrar dikti kafasına. Bu sefer dökmemeye çalıştı, görece başarılı olmuştu. Masanın üstüne fırlattığı zarfı aldı ve sol tarafından yırtarak açtı. Seherbazlık ofisinin mührü olan zarfı cam tarafına doğru fırlatıp bizzat Baş Seherbazdan gelen mektubu okudu.

11 Kasım 1854 - 08:47

Gri Şehir'in renksiz sokaklarına adımını attığında hafif bir rüzgar, birbiri ardına geçen arabaların tekerlerinin rahatsız edici gürültüsü, köşe başlarında oyun oynayıp bağıran çocukların çığlıkları ve berbat bir duman kokusu sunulmuştu ona. Bu gürültü kirliliğine asla alışamıyordu. Normalde direk evden olay yerine cisimlenirdi ama karnı acıkmıştı, evde yemek hazırlayacak bir şeyler de yoktu. Hazırlayacak bir şeyler olsa da hazırlamazdı zaten, yemek yapmak hiç bir zaman onun yapabildiği bir iş olmamıştı. Abigail, abisinin eşi, çok güzel turtalar yapardı. Bir ara onları ziyaret etmeyi zihninin bir köşesine not etti. Tabi bu ziyareti Alannah'ın da evde olduğu bir döneme denk getirmesi elzemdi. Abisi, evde kızı varken Cwenhild'e pek bulaşmıyordu. Zaten Cwenhild oraya abisi için değil yeğeni ve yengesinin yaptığı yemekler için gidiyordu, iki üç ayda bir. Köşe başında bezelye çorbası satan adamdan, bol yağlı sağlıksız mı sağlıksız bir bezelye çorbası aldı. Çorbası bitince bir ara sokağa döndü, onu kimsenin takip etmediğinden emin olunca bir başka ara sokağa daha döndü. Karanlık bir köşede, sadece farelerin onu gördüğü bir yerde Knockturn yoluna cisimlendi. Tekrar belirdiğinde mutsuz bir yere geldiği hissi tüm vücudunu kapladı. Taşlarından kasvet akıyordu bu yolun. Ne öğrenciliğinde, ne de sonrasında burayı sevememişti. Hoş burayı sevebilen birileri var mıydı acaba? Dükkan sahiplerinin bile burada olmak istemediklerine yemin edebilir ama kanıtlayamazdı. Bu kadar negatif enerji Cwenhild için bile fazlaydı. Ona doğru çevrilmiş dik dik bakışlara mümkün mertebe aldırış etmeden yürümeye devam etti. Bir seherbaz, bu köşelerde, böyle davranılması gayet normaldi. Memurların önünü kapattığı bir evin önüne geldi. Mektubun arkasında yazılan adres burasıydı. İki katlı, ahşap bir binaydı burası. Bölge bölge boyası dökülmüştü evin hatta bir kaç çürük tahtayı kesti gözleri. Sokağın öbür ucunda bir kaç meraklı göz olan biteni izliyordu. Dükkanlarının içine girmiş tüccarlarda bir gözleriyle dükkanlarının kapılarını bir gözleriyle de evi gözlüyorlardı. Başıyla kapıda duran görevlilere selam verip içeri girdi. Ahşap merdivenleri gıcırdata gıcırdata ikinci kata çıktı. İğrenç bir koku yavaş yavaş burnundan süzülüp ciğerlerine doğru hareket ediyordu. Patlayan flaşları ve birbiriyle konuşan seherbazları duyabiliyordu, kokunun geldiği yönde aynı taraftaydı. Sesleri ve kokuyu takip edip bir koridordan geçti. Attığı her adımda burnuna gelen leş kokusu güçleniyor, duyduğu homurtular netleşiyordu. Koridorun sonunda kapısı ardına kadar açık bir kapı vardı. Kapının kilidi kırılmıştı, yere düşmüş kilidin etrafı çevrelenmişti, bu onun bir delil olarak işaretlendiği anlamına geliyordu. Kapıya dokunmadan odanın içine girdi. Olay mahalinde onu bir kaç meslektaşı dışında çırılçıplak soyulmuş bir adam bekliyordu. Çırılçıplak, kafası koparılıp ellerine tutuşturulmuş yaşlı bir adam, oturtulduğu sandalyeden ışığını kaybetmiş gözleriyle Cwenhild'e bakıyordu.

[/justify]

119
Yetişkin Karakter Başvuruları / Cwénhild Muirghéal
« : 02 Ekim, 2021 20:07:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Cwénhild Muirghéal

Karakterin Yaşı: 36

Karakterin Geçmişi ve Kişiliği

[spoiler]1829 yılının, Haziran ayının 17. gününde doğdu Cwenhild. Ailesinin ikinci çocuğuydu ve beklenmeyen bir çocuktu. Daha annesinin karnındayken bile 'sorunlu' biri olacağının sinyallerini veriyordu. Annesinin hamileliği ve onu takip eden doğumu olaylı geçmişti. Cwenhild 2 gün geç doğmuş, doğarken hem kendisinin hayatı hemde annesinin hayatını büyük bir riske sokmuştu. Bebeklik yıllarında durmaksızın ağlayan bir bebekti. Sadece ağlamakla kalmıyor, eline aldığı her şeyi ya kırıyor ya sağa sola atıyor, kesinlikle kimseye rahat vermiyordu. 40 küsür yaşından sonra onunla uğraşacağı için uykusuz kalan annesi bol bol söyleniyordu her gün. Biraz büyüyüp derdini anlatabilir hale gelip yürümeye başladığında daha da huysuzlaştı Cwenhild. Ailesi İrlanda da yaşarken enerjisini dağda bayırda koşarak, kedi köpek fare kovalayarak atabilen kız, ailesi Manchester'in göbeğine taşınınca enerjisini sokaklarda, mahallelerde atmaya başlamıştı. Tabiki sokakların diğer enerjik çocuklarıyla sürtüşen Cwenhild bol bol kavga ediyor, ya dayak yiyor yada bir komşu çocuğunun ağzını burnunu kanatıyordu. Kapıları her hafta en az iki üç kez çalınıyordu şikayetçi komşular tarafından. Annesi hiç bir zaman kızına arka çıkmadı. Hiç bir zaman sormadı kızına 'neden?' diye. Sadece dayak attı ona. Cwenhild annesinin gözünde her zaman suçluydu. Belki de kadının hayatında ters giden her şey kanlı canlı bir yavrucakta toplanmıştı. Babası iş güç yüzünden hep uzaktaydı, abisi ise okuldan yeni mezun olmuştu ve kendi hayatını şekillendirmeye çalışıyordu. Cwenhild annesinin öfkesiyle baş başa kalmış 7 yaşında, sokaktaki kedileri acımasız çocuklardan korumak isteyen küçük bir çocuktu sadece.

Hogwarts'a gidene kadar bu böyle devam etti. Annesi kızının Hogwarts'a başlayacağı günü iple çekiyor bunu dillendirmekten çekinmiyordu. Artık Cwenhild profesörlerin problemi olacaktı. Kendine vakit ayırabilecek, dinlenebilecek ve komşularla uğraşmak zorunda kalmayacaktı. Kavga edip okuldan atılmamasını temenni ediyordu. Kızını Hogwarts Ekspresine bindirirken bunu üstüne basa basa tembihlemişti. Seçmen şapka kafasına konar konmaz onu Gryffindor binasına yerleştirdi. İlk bir kaç yılı beklenenin aksine sakin geçti. Pek kimseye bulaşmadı, öyle büyük kavgalar etmedi. Tatillerini onun gibi okulda kalan arkadaşlarıyla geçirdi, eve dönmeye pek niyeti yoktu. Üçüncü sınıfa girdiğinde okulun Quidditch takımına katılmak istedi. Seçmelere girdi ve vurucu olarak takıma katıldı. Sahadayken çok vahşiydi. Sopasıyla bludgerlara acımadan vuruyor, karşı takımın oyuncularını avlıyordu. Sezon genelinde iyi iş çıkarmıştı takımı, ancak kaybedilen kupaya karşı tepkisi çok sert olmuştu. Takım kaptanıyla girdiği bir münakaşada dayanamayıp sopasını çocuğun kafasına fırlatmıştı. Ne olduğunu anlamayan çocuğun kafasına vurmakla yetinmeyip çocuğun süpürgesini de sırtında kırdı. Hem takımdan atıldı hem okuldan uzaklaştırıldı bu hareketinin sonunda. Uzaklaştırıldığı süre boyunca sadece annesi değil aynı zamanda abisi de kızı suçlamaya başladı. Ana oğul birleşip kızı 'düzeltmeye' çalıştılar ancak Cwenhild düzeltilmek istemiyor, sadece biraz duyulmak istiyordu. Lakin ailesi kızı dinlemek dışında her şeyi yapıyordu. Bu zamanlarda ailesinden iyice kopmaya başladı. Üstüne üstlük o yaz babası da vefat etti. Bununla birlikte yaz tatili dışında zaten eve dönmeyen kız, mektup yazmamaya, ona gönderilen mektuplara cevap vermemeye ve yazın da evine dönmemenin yollarını aramaya başladı ancak pek başarılı olamadı. Bir kaç hafta arkadaşlarında kalabiliyor olmak en azından yaz tatili sırasında nefes alabilmesini sağlıyordu.

1844 yılına gelindiğinde abisinin eşi Abigaile'in hamilelik haberiyle şenlendi Muirgheal ailesi. Bu olay sayesinde gözler Cwenhild'den Abigaile'ye doğru çevrildi. Hamile kadının eli sıcak sudan soğuk suya sokulmadı. Ayrıca evlerinin İrlanda'da olması sayesinde Cwenhild'in annesi hamilelik süresince bol bol İrlanda'ya gitti. Bu sayede yaz tatili sırasında evde kafası biraz daha rahat takılabilir olmuştu. Tabi annesi eve her geldiğinde ortalığın dağınıklığından dem vuruyordu ama Cwenhild artık bunları duymazdan gelmeyi öğrenmişti. Küçük Alannah 27 Kasım'da doğdu. Yeğenini görebilmek için kış tatilinde İrlanda'ya gitti. Annesinin orada olmamasını özellikle istemiş olsa da abisi kardeşini dinlemeyip çağırmıştı kadını. Anne kız zaten tartışmadan duramazlardı ama en büyük kavgalarını orada ettiler. Zira Cwenhild, Abigaile'ye "Umarım benim annem gibi bir anne olmazsın." demişti annesinin gözüne baka baka. Annesi de bu lafının üzerine herkesin ortasında kıza tokat atmış, Cwenhild tokadı yiyince yerinde duramamış ve asasını çekip kadına saldırmaya çalışmıştı. Abisi araya girip birbirlerine zarar vermelerinin önüne geçmese Cwenhild çok sonradan pişman olacağı şeyler yapabilirdi.

Cwenhild o günden sonra annesiyle bir daha asla konuşmadı. Annesi de kızıyla barışmak için bir çaba göstermedi. Mezun olana kadarki yıllarını İrlanda'da abisinin yanında geçirdi. Hem yengesine yardım etti, hem de  daha sonraları Alannah'ın müptelası olacağı Dublin kütüphanesinde çalışıp para biriktirdi. Küçük Alannah onun elinde büyüdü. Mezun olur olmaz kendi evine çıkabilmek için didinip durdu. Kimseye yük olmak istemiyordu, kimseye hesap vermek istemiyordu. Kendi başına olup, kendi hayatını yaşayıp onu yargılayan gözlerden uzakta olmak istiyordu sadece. Yedinci sınıfta stajını Seherbazlık Ofisinde yaptı. Kendini ait hissettiği ilk yer burasıydı. Seherbazların yaptığı her şeyi dikkatle izledi, öğrenebileceği her şeyi öğrenmeye çalıştı. Motive olmuştu ve burada kalmak istiyordu. Kendini bir seherbaz olarak görebiliyordu. Stajı süresinde ona akıl hocalığı yapan seherbazın referansıyla Merlin Tılsım Kulübü'ne katıldı. Yetenekli oluşu, safkan bir aileden gelişi hizibe giriş sürecini kolaylaştırdı ve hızlandırdı. Zaten iyi olan derslerini daha da iyi hale getirebilmek için ilk kez derslerine çalıştı ve bir Muirgheal kızı için güzel sayılabilecek bir not ortalamasıyla mezun oldu. Annesi mezuniyetine gelmedi. Seherbaz olarak işe başladığında ilk işi kendine yeni bir ev bakmak oldu. Biriktirdiği paranın üstüne biraz da Abigaile koydu abisinden gizli gizli. İlk maaşını alır almaz Londra da bir apartman dairesi tuttu ve o tarafa transferini istedi.

Mesleğinin ilk yılları pek monoton geçti. Devriyeler, evrak işleri gibi basit işlerle uğraşıyor ve kendince kayda değer bir şey yapmıyordu. Sokaklarda olmak, katillerin, hırsızların ve pisliklerin peşine düşüp onları cezalandırmak istiyordu. 1848 yılında daha 'heyecanlı' işlerle uğraşma isteği gerçekleşti ve sokaklara indi. Lakin karşılaştığı şeyler gün geçtikçe ruhunun kararmasına sebep olmaya başladı. Gördüğü cesetlerin sayısını unuttu. Kanla kaplanmış duvarlara, dul kalan kadınların çığlıklarına, yetim bırakılmış çocukların göz yaşlarına git gide kayıtsız kalmaya başladı. Bu acı olaylar artık onun normali olmaya başlamıştı. Bir suç mahalinde acımasız bir şekilde katledilmiş bir ceset gördüğünde kılı kıpırdamıyordu, küçük bir çocuğun göz yaşları artık anlamsızdı. Lakin eve gidip tek başına kaldığında, gördüğü şeyler onu ziyarete geliyordu. Onca ölüm, onca keder, onca acı... Bunları tek başına kaldıramamaya başladı. Bir dost, bir dayanak aradı ancak bulamadı. Abigaile'ye gidip bunları anlatmak istemiyordu. Alannah'ı dünyanın kötülüğünden olabildiğince uzak tutmak istiyordu. İş arkadaşlarının bir kısmı zaten onun gibi körelmiş insanlardan oluşuyordu. O yüzden içmeye başladı. İçki en yakın arkadaşı oldu. Bir şeyleri düzelttiği yoktu. O içki içtikçe daha az kadın öldürülmüyordu, daha az çocuk babasız kalmıyordu. İçkinin işe yaradığı şey Cwenhild'in düşüncelerini susturabilmekti. Bir kaç saatlik yapay mutluluk, düşüncelerin sessizliği. Alkolün değil, bunun bağımlısı olmuştu.

Cwenhild içtikçe daha derin bir kuyuya düştü. Kendisine ayırdığı vakit, ilgi azaldı. Sağlığını hiç düşünmez oldu. Sadece işine odaklanan, sonra işinde yaşadıklarını unutmak için kendini alkole veren birine dönüştü. Kurduğu yarım yamalak arkadaşlık ilişkileri iyice bozuldu. Bir uçurumdan aşağıya yuvarlanıp gidiyordu hayatı. Belki Alannah mezun olup onun yanına taşınmasa o uçurumun dibine sert bir düşüş yapacaktı. Sınavlarından sıfır hatayla geçen Alannah önündeki bir çok imkanı tepip Londra’ya, dünyanın yönetildiği yere gelmeyi seçmişti. Teyzesinin yanına taşınmış ve çeşitli kütüphanelerden topladığı kitaplarla kendini geliştirmeye devam etmişti. Alannah bir Muirgheal için bile çok zekiydi ve çok hızlı öğreniyordu. Yeğeni yanına taşınınca Cwenhild’i toplamaya başladı. Evde güzel yemekler yenmeye, ortalık temizlenmeye ve alkol yavaş yavaş azalmaya başladı. Onun Alannah’a bakması gerekirken Alannah ona bakıyordu. Otuz dört yaşına gelen Cwenhild’in hayatı belki de hiç olmadığı kadar düze çıkmış durumda. Yavaş yavaş yeni seherbazların örnek almaya başladığı, yaşadıkları problemlerde ondan akıl danıştıkları biri olmaya başladı.
[/spoiler]


İstediğiniz Meslek: Seherbaz
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Merlin Tılsım Kulübü

Büyü Yatkınlıkları

Biçim Değiştirme Gücü:0
Lanet Gücü: +1 + 16
Tılsım Gücü: +2 +16
İksir Gücü: 1

Örnek RP

[spoiler]Kasım ayının gelişini ne sağda solda yiyişen çiftler ne de başlayan quidditch maçları hissettirmişti Alannah'a. Küçük sarı kız yatağına yattığında yorganının soğuğunu hissedince anlamıştı kasım ayının bir güzel geldiğini. Isınmak için bir sağa bir sola dönüyordu. Üşümüş ayaklarını birbirine sürterek ısıtmaya çalışıyor, ara sıra parmakları yorganın dışına kaçınca hemen geri çekiyordu onları içeriye gerisin geri. Uyku tutmuyordu, gergin hissediyordu. Sebebi olmayan bir rahatsızlık çevrelemişti kızı sanki. Gözleri kapansa bile uyku hiç oralı olmuyordu. Evinde olmayı çok istedi, bir bardak sıcak süt hazırlardı annesi ona, rahat rahat uyurdu onu içtikten sonra. Yahut balkona çıkar ve yıldızları izlerdi. Evleri uçsuz bucaksız yeşil kırların ortasındaydı. Kilometreler boyunca bir tane bile ev yoktu gece çöktüğünde yalnız bir deniz feneri gibi parlardı evlerindeki ışıklar. Yıldızlar başka ışıkların ışıltısını kıskanmaz ve ortaya çıkarlardı. Odasındaki balkona çıkıp üzerine bir hırka alabilir, elinde sıcak sütüyle yıldızları izlerdi. Şu an ise gördüğü manzara uykusunda mırıldayan bina başkanıydı. Biraz kulak kabartıp bir şeyler duymaya çalıştı ama başaramadı. Tekrar kızın zihnine girmek için de fazla yorgundu. Bir kez daha döndü yatağında. Sonra bir kez daha, sonra sırt üstü yattı ve tavana dikti gözlerini. Bıkkın bir nefes verdi dudaklarının arasından ve tekrar kapattı gözlerini. Uyumak istiyordu, güzel bir rüya görmek, tatlı bir uyku çekmek. Ekim ayı pek bir hareketli geçmişti zira. Parfait ile olan kavgası ve ceza, neredeyse bütün Ravenclaw binasının izlediği kavga, tuvalette geçirdiği sinir krizi. Keşke bir şekilde hepsini unutabilseydi. Lakin pek tabii mümkün değildi. Zaten bir şeyleri unutma şansı olsa ilk olarak Stoyan'ı unutmayı tercih ederdi.

Tavana gözlerini dikerken yavaş yavaş bir ağırlık çöktü. Saatlerdir gelmeyen uykusu bir anda uyuşturdu kızın bedenini. Göz kapakları ince ince kapandı. Vücudunun ısındığını hissetti, bilinci kapanırken tanıdık bir ses duydu, tanıdık bir ses onun ismini onun kulağına fısıldamıştı sanki. Uykuya daldığı anda kendini garip bir rüyanın ortasında buldu. Karla kaplı bir kasabanın ortasındaydı. Hava soğuktu, ve kararmıştı. Çeşit çeşit dükkanlar vardı, bir şekerci dükkanının yanında bir pastahane, onun yanında ilginç şeyler satan bir başka dükkan. Bir kaç eski püskü bina. Yürümeye başladı sokaklarda. Boştu sokaklar, hiç kimseyi görmedi. Dükkanların içine kafasını uzattı, orada da kimseyi görmedi. Garipti, bazı dükkanların kapısı açıktı çünkü. Ne bir ses ne bir ışık ne bir ruh, hiç bir şey yoktu. Yürümeye devam etti. Birilerini bulup nerede olduğunu sormak istiyordu. Bir köşebaşından döndü ve uzun dar bir sokağa çıktı. Bu sokak az önce yürüdüğü ana caddeden daha karanlık gözüküyordu. Sanki içinde ışığı çeken bir şeyler vardı. Merakına yenik düşüp girdi sokağa. Bu sokaktada bir takım dükkanlar vardı. Lakin bu dükkanların camları ve kapıları tahta plakalarla mühürlenmişti. Bir dükkanın yanına geldiğinde durması gerektiğini hissetti. Belli belirsiz bir tını duymaya başladı. Telli bir çalgı çalınıyordu bir yerlerde. Gitar sesiydi bu. Sesin nereden geldiğini duymaya başladı. Küçük adımlarla o dükkana doğru gitti. Kapısını açmaya çalıştı dükkanın ama çok sağlam kapatılmıştı. Asasını çıkartmaya yeltendi ancak üzerinde asası yoktu. Üstüne üstlük tanıdık bir simayla göz göze geldi. Rün bezeli adam, sokağın başından ona bakıyordu.

Birbirlerine hiç bir şey söylemeden bakıştılar öyle. Gerçekten Valentin miydi o? Niçin orada duruyordu? Adama doğru bir iki adım attı, rün bezeli adam sağ elini kaldırıp kapıyı işaret etti. Kapının eşiğinin hemen üstünde bir söğüt ağacı şeklinde bir sembol belirdi. Gözlerini kapıdan çevirip Valentin'e baktığında kırmızı saçları, dallardan ve yeşil yapraklardan kıyafet giymiş bir kadın gördü. Çok güzel bir kadındı bu. Valentin'in kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra adamın omuzlarını tuttu ve bastırmaya başladı. Rün bezeli adam yavaş yavaş yere batmaya başladı ve battığı yerden bir ağaç büyümeye başladı. Valentin yavaş yavaş gözden kaybolurken ağaç büyüdükçe büyüdü. Dalları bütün kasabanın üstünü örttü, yaprakları güneşin ışıklarını kesiyordu. Ağacın dalları hareket etmeye başladı. Rüzgarda sallanmak gibi değildi. Bir ahtapotun kollarını andırıyordu. Kollar bir anda Alannah'a döndü! Yüzlerce belki binlerce kol kızın peşinden geliyordu. Korktu Alannah ve koşmaya başladı. Botlarının karın üstünde çıkardığı izler siyah balçıklara dönüşüyordu. Yere battığını hissetmeye başladı Alannah, bir süre sona da ayaklarının altındaki zemin parçalandı ve düşmeye başladı.

Boncuk boncuk terleyerek uyandı uykusundan. Tir tir titriyordu. Üzerindeki yorganı attı. Bir şey, bir his ona bavuluna gitmesini söylemişti sanki. Parmak uçlarında yürüyerek bavulunu aldı, yatağın üstüne attı ve açtı. Yazlık kıyafetlerini koyduğu yerin orada küçük bir cep vardı. O cebi açtı, yıllar önce parmağına geçirilen ve çıkartmak için iki hafta uğraştığı yüzük orada duruyordu. Obsidiyen, düz bir yüzüktü bu. Soğuk bir yüzüktü. Parmağından çıkarmak için bir tür bilmece çözmesi gerekmişti. Bilmeceyi çözdükten sonra bir süre uğraştı, gizemini çözmeye çalıştı Valentin'e ulaşmaya çalıştı ancak çabaları nafileydi. Bir süre sonra yüzük 'ısınmıştı'. Sanki ona yapılmış büyü kaybolmuştu da normal bir yüzüğe dönüşmüştü. Lakin şimdi o yüzük sanki çağırıyordu kızı. Temkinli bir şekilde aldı yüzüğü, avcunun içine koydu. Yüzünde pis bir gülümseme belirdi. Yüzüğü sağ yüzük parmağına geçirdi. Yüzük aynı dışarıdaki hava kadar soğuktu.
[/spoiler]

Sayfa: 1 ... 6 7 [8]