Gaye için güzel bir geceydi. Ortak salonlarında kimsenin uyanık olmadığına emin olduğu vakit mutfağa sızmıştı usulca, ilginç bir biçimde tanıştığı ama bir daha yanından ayıramadığı can dostu Ratatü için bir parça çiğ tavuk çorlamıştı. Sonrasında ağzına bir iki çiğ patates atmış, şişmiş yanaklar ve bir elinde tuttuğu tavuk, diğerindeyse içinde Ratatü’nün olduğu çorap ile ayrılmıştı yatakhanesine gitmek amacıyla. Mutlu mutlu, ‘Hickety-Dickety Dock’ şarkısını mırıldanmaya başlayacaktı ki aniden bir ses duydu. Bu ses öylesine tanıdıktı ki ölü kardeşinin sesine acayip benziyordu.
“Tanrım, kendine gel, onlar öldü ve geri dönmeyecekler. Başka bir manyak gece yarısı kalkıp şarkı söylüyordur. Ne kadar garip inşalar var,” diye düşünürken elindeki tavuğu şaplakladı. Ne kadar da ilginç bir dokusu vardı. Sakince yürümeye devam etti hiçbir şey olmamış gibi derken şarkının da oldukça tanıdık olduğunu fark etti. Küçükken dinledikleri ve kabuslarında bile karşısına çıkmaya başlamış o şarkıydı.
“Aaaaa bu kadar da olmaz!”Hızlı adımlarla merdivenlere yöneldi ve sesin geldiği yere doğru pıtı pıtı koştu. Tavuk kaygan derisi yüzünden kayıyordu elinden, o da buna çözüm ve girişeceği kavgada defans amaçlı kullanmak adına aklına gelen ilk şeyi yaptı ve tavuğu kalçasındaki delikten kafasına geçirdi. Bu bir gece yarısı duşuna mal olacaktı ona ama gece gece döveceği insanları da korkutmak için değerdi. Sesin geldiği odanın önüne vardığında soluk soluğaydı. Derin bir nefes alıp kapıyı açmaya çalıştı. Kilitliydi. Bu son damlaydı işte. Hem gece gece şarkı söylüyorlar hem de kapıyı mı kitliyorlardı, bu nasıl bir fanteziydi? Aniden gelen hormonsal bir güç ile kapıya tekme attı, sonra bir tekme daha attı ve üçüncüde kapıya yapıştı. Bunun sebebi eski kapının kilidinin, yapıldığı malzemeden daha sağlam olmasıydı, kapı kırılmış ve bacağı da içinden geçmişti. Bacağını, yüz otuz bir (sjsjsjsj) derece olacak şekilde açmaya zorlayan düşüşü nedeniyle acıyla inledi.
“Toplarım! Benim kü- BÜYÜK BAMYAM!” Gözleri yaşarmış bir şekilde zorlayarak bacağını delikten çıkardı ve bir süre kasıklarını tutarak yerde uzandı. Ratatü viklemeye başladığında,
“Ayol tamam ya, ühü, kalkıyorum.” diye fısıldadı. Hala kasıklarında hissettiği acı yüzünden iki büklüm duruyor olsa da bu sefer kapının içini görebilecekti. Delikten içeri baktığında ise şansına çok karanlık olduğunu ve içerdekilerin kim olduğunun anlaşılmadığını fark etti. Artık başka seçeneği yoktu anlaşılan.
“Giriyorum!” Tüm gücüyle deliğe iki yumruk geçirdi genişletmek için, küçük bedeni delikten geçebilecekti artık.
Zar zor kafasını soktuktan sonra değişik kıvranmalar ile içinden geçmeyi başarmış ve doğrudan yere kapaklandı. Bu, lanet olasıca zeminden aldığı ikinci darbeydi ve gözlerindeki yaşların akmasına az kalmıştı. Silkelenerek ayağa kalmış ve içeri göz gezdirdiğinde bir damla göz yaşının yanağından süzülmesine engel olamamıştı. İki saydam siluet ona bakıyordu, onlar dönemin başında kaybettiği ablalarıydı. Ağzını açıp konuşmaya çalıştığında beklemediği bir şekilde acıklı, cılız bir ses çıktı.
“Anan…” Boğazını temizleyerek yerinden kalktı ve olabildiğince dik durmaya çalıştı, başarısız olmuştu tabii, çünkü acıdan kasıklarını bırakamıyordu bir türlü. Duygu yoğunluğu nedeniyle kafasındaki çiğ tavuğu çıkarıp ablalarından en büyük olana fırlattı ve işaret parmağını onlara doğrulttu.
“Siz! Sizi şerefsizler!” Tam cevap vereceklerken onlara engel oldu.
“KES! Sizin yüzünüzden kalçamda kocaman bir el izi var lanet olsun! Hanginiz şaplak attı lan ölmeden önce!” Normalde edebini korumaya özen gösterirdi lakin kasıklarındaki acı ve ölü ablalarına duyduğu kızgınlık (ve gizli üzgünlük) patlamasına neden olmuştu.
“Hem s-siz hani ölmüştünüz? Madem hayalet olarak geri geldiniz, bunca zaman neden yanıma hiç gelmediniz!? Artık gerçekten kimseye güvenmeyeceğim!” Çıktığı deliğe geri girdi. Bir süre süren yılan gibi sıyrılma çabası ve kalça sallayışla koridora geri çıkmayı başarmıştı. Delikten kolunu sokarak onları işaret etti ve bağırdı artık artan hıçkırıklarıyla.
“Siz görürüsünüz! HAYALET KAFALARINIZA TEKME ATICAM GÜÇLENİP VE BU O KADAR SERT OLACAK Kİ CEHENNEME GİDECEKSİNİZ DOĞRUCA, HIH!” dedi ve koridorda elindeki faresiyle koşmaya başladı. Ancak fazla uzaklaşmadan bir şey unuttuğunu fark edip geri döndü.
Kalçasını, yarattığı delikten içeri soktu ve bağırdı.
“KIÇIMI YİYİN!” Ve sonra tekrar bir çaba ile delikten kurtulup koşarak karanlık koridorlarda kayboldu.
[spoiler]

[/spoiler]