17 Nisan, 2026 09:01:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Emma Louise Guendolen

Sayfa: [1]
1
Okul Müdürünün Ofisi / Ynt: Çocukları Pistten Alalım
« : 08 Nisan, 2023 22:56:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Ayaklarını birbirine dolayıp ellerini dizleri üzerinde kenetlerken çocuklardan gözlerini aralıklarla kaçırıyor, küllük üzerinde yanan sigara çöpüne yan gözle bakıyordu. Profesör Harrington kendisinin yanında bir profesörü görevlendireceğini söylediğinde biraz olsun rahatlamıştı, omuzlarındaki kaskatı duruş gevşeyip yerini ince bir sıcaklığa bırakmıştı. İki iri yarı oğlanla bir asa sayesinde baş edebilirdi muhakkak ancak faili meçhul her bir sorunun cevabının genç büyücülerde saklı olduğu gerçeği yüzüne su gibi çarpında tedbiri elden bırakmak istemiyordu. Bu noktada yalnız görevlendirildiği için bir hayli yanlış buluyordu konumunu aslında. Lakin bakanlığın işinin başından aşkın olduğu şu zamanlarda herkesin bir sorumluluğu üstleniyor olması da su götürmez bir gerçekti. İhraç edilen çalışanlar bir yana bir çok mevki değişikliği de su altından konuşulur olmuştu.

Profesör d'Ibelin'i bekleyip okul müdürünün naçizane yakınmaları ve öğütlerini dinlerken ister istemez göz devirmek zorunda kalmıştı. Doğrusu ya saygı duyulacak bir büyücüydü ancak bu öğütlerin sırasının şimdiki zaman olduğunu düşünmüyordu Emma. Sonrasındaydı. Acısı taze olan bu çocukların geride kalanları olmayışı yüzlerine çarptığında hiçbir öğüt kulaklarına küpe olmayacaktı.

Kapı yavaşça açıldığında içeriye önce bir profesör ardından da Melvin girmişti. Melvin'in dudakları sımsıkıydı, Emma'nın az önceki öfkeli ve suçlayıcı bakışından nasibini almışçasına birbirine yapışmıştı. Profesör üzerindeki cübbeyi -belki de parka denmeli- düzeltirken sırtını dikleştirip okul müdürüne gözlerini dikmeden hemen öncesinde Emma'nın bakışları adamla karşılaştı. Karşılaştı karşılaşmasına da bu ilk bakış değil gibiydi sanki. Gözünün büyücüyü bir yerden ısırdığına adı kadar emindi. Bakanlıkta mı karşılaşmışlardı; belki bir dükkanda veyahut okulda... Yaşları birbirine uzak sayılmaz, olsa olsa birkaç sınıf farkları olacak kadar yaş farkı kaldırırlardı. Dudaklarını aralayacakken sustu. Merakını elbet giderirdi. Yeri ve zamanı olmayan soruların vakti değildi.

Elindeki görevlendirme belgesini Profesör Harrington'a uzatırken çocuklara ve bilhassa Profesör d'Ibelin'e dönüp "Sihirli Taşımacılık Dairesi'nden bir kere kullanmak üzere özel olarak yaptırdığımız bir anahtar ile gideceğiz. Bundan ötürü ki öğrencileri kesinlikle bırakmamaya özen göstermeliyiz." diyerek büyücülere baktı. Sessizlerdi. Kendisini dinlediklerinden dahi emin değildi. Dalgın iki oğlanı anahtarda sürüklenirken yere çarpıp kaybetmek istemezdi. "Eadwig Boleyn'e ben refakat edebilrim. Sizden de Samuel Boleyn'e refakat etmenizi rica edeceğim." diyerek konuşmasını bitirdi. İlgili imzaları alıp Bay Harrington ile vedalaşırken üslubunu ve tutumunu korumaya özen göstererek yaşlı adamla kısacık tokalaşıp odadan çıktı.

Hogwarts'ın uzun koridorunda boylu boyunca yürürken dışarıdaki diğer öğrencilerin kendilerine karşı bakışlarından rahatsızlık duymuştu. Bu rahatsızlık kendisi için değil, öğrenciler içindi. Yedi yılını harcayıp ezberlediği kestirme çıkışlarla okul bahçesini bulduğunda ardındaki üç büyücünün kendisini takip etmesine izin verdi. Aynı zamanda üzerindeki ceketin iç bölmesine yerleştirdiği tekerleği andıran minik halkayı parmakları ile kavrarken adımlarını yavaşlattı. Etrafa bakındı. Pek de kimsenin peşlerine takılmasını istemezdi. "Bir anahtarla daha önce yolculuk yapmışsınızdır diye tahmin ediyorum ancak yapmadıysanız da... Halkanın etrafını sıkıca tutmanızı rica edeceğim sizlerden. Lütfen bırakmayın, kendinizden olmak istemezsiniz. Gözlerinizi kapatabilirsiniz. Kısa bir süre sonra bakanlığa varmış olacağız." diyerek altın rengi sarmalı öne doğru uzattı. Hepsinin birden yavaş yavaş bu demire dokunmasını izlerken hazır olduklarında gözlerini kapattı. Sıradaki durak Britanya Büyü Bakanlığı idi.

İhtişamlı binanın önüne inerken savrulmaması için Eadwig'in gömleğine doğru uzandı. Oğlanı yakasından tutup yavaşça çekmeye çekerken bir yandan da Profesör d'Ibelin'e ve Samuel'e bakmaya çalışıyordu. Onların da güvenle yanlarına ulaştığından emin olduktan sonra en önden gitmeye başladı. İçerisi her zaman olduğu gibi mahşer günü gibi kalabalıktı. Diğer günlerden tek farkı daha karmaşa dolu, herkesin göze girmek için koşturduğu bir öğleden sonrasıydı. Her zaman bellediği bir duvarın köşesine geçerek asasını çıkarttı. Taşlara çaprazlama bir biçimde vurduğunda gizemli asansör kapısının belirmesine izin verirken bir adım geriledi. Katlar arasında dolaşan asansöre bindiğinde tekrardan Eadwig'in yanına geçti. Refakatçiden çok azılı bir suçlunun kaçmasını gizliden gizliye kaçmasını önleyen bir seherbaz gibi hareket ediyordu.

Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi'ne geldiğinde tanıdığı birkaç simaya yalnızca başı ile eşlik etti. Ardından büyük kapının önüne geldiğinde derin bir soluk alıp iki büyücü oğlana döndü. Solgun yüzleri, ürkek fakat bir o kadar da vahşi ve öfkeli tavırları tüm yüzlerinden, yüzlerine yansıyan duygu karmaşasından rahatlıkla okunabiliyordu. "Sizlere burada birkaç soru soracaklar. Çocuk değilsiniz artık. Sizleri sorgulayacaklar baylar. Kulağa rahatsız edici geldiğinin farkındayım ancak bir peri masalı gibi işitmenizin manası yok. Ancak temin ederim ki iki tarafın da soru işaretleri giderilecek." dediğinde bir adım geriledi. Yanlarına gelen daire çalışanına öğrencileri teslim ettikten hemen sonra Profesör d'Ibelin'e dönerek "İsterseniz sizi odamda misafir edebilirim, bu sayede öğrencilerinizi beklemiş olursunuz." diye nazik bir teklifte bulunmaya çalıştı. Teklifinin ardından öğrenciler çökkün omuzları ile kapıdan içeriye doğru adım adım çekildiler.

Kapı büyük bir karanlık ile peşlerinden kapanmıştı. Sorgu, birazdan başlayacaktı.

-bölüm sonu-   [/justify]

2
Okul Müdürünün Ofisi / Ynt: Çocukları Pistten Alalım
« : 29 Mart, 2023 22:52:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Olduğu yerde huzursuzca kımıldanırken ayağının birisini öne doğru uzatmış, kalp çarpıntısıyla eş değer tıkırtıları  topuğu ile zemine ulaştırmıştı. İçerisinin sıcaklığı zihnine yoğun bir uyuşukluk hali bırakıyordu. Şimdi, hemen şu ardındaki koltuğa kıvrılsa yarın sabaha dek uyuyabileceğini düşünüyordu. Kendisini her anlamda güvende hissettiği bir odada bulunmanın zihnine ulaştırdığı bir oyundu bu. Çocukluğunu anımsamıştı. Öğrencilik yıllarında da evinden ziyade Hogwarts'ta güvende hissederdi kendini. Asıl evi burasıydı. Gerçekleştirdiği eylemlerin çoğuna güvenmeyi burada geçirdiği yıllarda öğrenmişti.

Kapının açılması ile içeriye cılız fakat pek ala yakışıklı sayılabilecek adamın görüntüsü girdi. Kafasını öne doğru eğip ağzını aralarken "Tanıştığıma memnun oldum Bay-ım." diyerek dudağını yaladı. Kafası karışmıştı. Bay Harold büyücüye dair hiçbir soy ismi ifade etmemişti ki, Emma ne şekilde hitap edecekti? Elini uzatıp avucunu sıktıktan hemen sonra üzerindeki kumaşı düzeltmeye yeltenirken profesörün dedikleri çekmişti dikkatini. Tedbirli oluşundan bahsediyordu. Emma da bir işe adım atmadan, bir sorumluluğu sırtlanmadan önce bir B planı oluşturmak ister; arkasında birilerinin gözü kulağı olmasını beklerdi. "Haklısınız Profesör. Zira karşılıklı olarak birbirimizi kişisel değerler anlamında tam anlamıyla tanıyor değiliz." dedi Melvin yanlarından ayrılırken. "Siz bu okulun ben ise bakanlığın buradaki temsilcisiyim. Lakin yine de sizinle bu konuyu başbaşa konuşmayı yeğlerdim. Fakat söz konusu durum herkes için ne denli hassassa ben de o kadar hassas davranmaya çalışacağım. Endişeniz olsun istemem." diyerek odanın bir kenarına geçti.

Ne çok kısa ne de çok uzun bir süre sonrasında kapı gürültüyle açıldığında kaşlarını çattı. Sarışın bir oğlan dizginlenemez bir haylazlığı ve otoriteye karşı duran tutumuyla fütursuzca içeriye girdiğinde dudağının üstü seğirdi. Bu Eadwig olmalıydı. Babasını ne kadar da çok andırıyordu. Gömleğinin üzerine taktığı kravatı bağlama şekli bile neredeyse aynıydı. Bağırıyor, sorular soruyor, hızlı bir cevap bekliyor, bulunduğu odanın ne anlama geldiğini bilmiyormuşçasına ve daha henüz olanlardan bu denli habersizken kendisine yanlış bir başlangıç ve tutum sergiliyordu. Ardından esmere çalan çocuk da içeriye girdiğinde kapı kapanmıştı. Bu da Samuel olmalıydı. "Zavallı çocuklar." diye geçirdi içinden. Emma için her şey daha titizlik dolu olmalıydı. Bakışlarındaki öfke ile Melvin'e baktı. Yolda gelirken hangi hak ile bu öğrencilere bu denli korkunç olaylar sillesini koridorda verme cüretine erişmişti? "Yazık oldu." diye zihninden geçirdiği cümleler ile kocaman bir nefesi ciğerlerine hapsederken Profesör Harold'ın kontrolü eline almış olmasına minnettardı. İnce bir büyü hareketiyle duvarlara çarpan gürültüleri keserken profesyonelliğini kaybetmeyen bir tutumla ağır adımlar halinde oda çeperinde ilerliyordu. İhtiyar adam cadıyı tanıttığında köşedeki yerinden hayalet bir silüet gibi çıkan Emma "Merhaba Bay Boleyn ve Bay Boleyn." dedi sırasıyla ikisine de bakarak. Onları selamlamak için başını öne doğru hafifçe eğerek yüzünden silinen bir tebessüm ile ciddiyetini korumaya çalıştı. Yalandan bir gülümsemeyenin iç ısıtacağını düşünmüyordu. Her iki çocuğun gözlerinde besledikleri korku gün yüzüne çıkmış, ele avuca sığmayacak bir hale gelmek üzere yola çıkmıştı.

Okul müdürü hiçbir cümleyi süslemeden olanı biteni çocuklara aktarırken Emma içinin ezildiğini hissetti. Acıma duygusu muydu yüreğini sızlatan yoksa bu iki oğlanın ailesine, bencilce tavırlarına karşı duyduğu öfke miydi bu ezilme hissinin çekirdeği? Sevdiği bir adam yoktu. Çocukları yoktu. Fakat tüm bunlara rağmen bir çocuğu olsa böyle düşüncesiz planlar yapmayacağını, korkak bir kedi gibi kaçmayacağını düşünüyordu. Yaptığı işin arkasında durur bilhassa tüm kötü örüntülerden onları koruyup kollamak isterdi. Sırasıyla iki oğlana baktı. Omuzları her bir sözcüğün ağırlığında ezilmiş, bedenlerine bir dünya dolusu yük binmişti. Kendisini onlar yerine koydu; böyle bir haberi alsa ne olurdu? Ailesi ile arası her zaman buz gibiydi. Muhtemelen bu çocuklar için hissettiği üzülmenin eşiğinde kendisine dair duyduğu endişe yatıyordu. Emma böyle bir haberi alsa ancak kariyerinin mahvolacağına dair korku onu olduğu yerde durdururdu. Zira geçmiş geçmişti, şimdi elimizdeydi ancak gelecek şekillendirilebilirdi.

Çocukların gerçekleşenleri hazmedebilmeleri için zaman tanımaya çalışırken kollarını birbirine doladı. Vakit geçiyordu. Normal şartlar dahilinde olsa işi aksadığı için meymenetsiz bir surat takınır, şimdiden aceleyle iki oğlanı kollarından tutarken bakanlığa varmak üzere yola koyulurdu. Olağanüstü hallerde inisiyatif kullanılabilirdi, bu hal Emma'nın ilk inisiyatifi olacaktı. Olduğu yerde kalıp çocukların dalgalanan duygu durumlarını incelerken gözlerini kıstı. Eadwig ve Samuel, yaşamaları gereken ruh hallerinin tam zıtlıklarıyla etrafa sözler savuruyor; kimi an çöküyor kimi an ise yükseliyorlardı. Emma emindi ki birisine zarar gelse diğeri tüm dünyayı karşısına alabilirdi;  sanki birbirlerinin sesi olmak için bir araya gelmişlerdi. İçerideki kasvetin kendisini boğduğunu düşünürken derin bir nefes daha almak zorunda kaldı. Samuel bağırıp çağırdı. Eadwig yaşadığı anın şokuyla hiçbir şeyi kabullenmiş gibi görünmüyordu. Etkisiz olarak baş ediyorlardı bir şeylerle. Söz cenaze düzenlenmesine geldiğinde dudaklarını birbirine bastırdı. Bir sigara yakmak istedi. Yakamazdı. Fakat onun yerine her şey bir çorap söküğü gibi gelirken Eadwig'in kararan bakışlarını bir yana doğruldu, Samuel daha da ufaldı. Sarışın çocuğun ağzından çıkan tütünün dumanı odaya dağılırken kuzeniyle konuşmasını bölmemeye çalıştı. Birbirlerine ihtiyaçları vardı.

İki etmişti. Emma mesleğinin başındayken ikinci inisiyatifini kullanmıştı şimdi de. Çocuğu anlayan bir içtenlikle -ki bunu sahiden de içtenlikle yapmıştı- yavaş adımlarla çocuğun çaprazındaki tekli koltuğa oturdu. Dizlerini birbirine bastırıp parmaklarını kenetlerken Samuel'a da oturması için işaret etti. Bir sosyal hizmet uzmanı değildi lakin her iki çocukta da görmüş olduğu cevher Emma'nın profesyonelliğini yitirmesine sebep oluyordu. "Cenaze için... Tüm ayarlamalar yapıldı. Boleyn ismine yaraşır bir uğurlama olacağından şüpheniz olmasın." derken tınısı iyice kısıldı. "Eadwig, eğer anneni görmek istersen gerekli izinleri almaya çalışacağım." Gözlerini kapattı. Dudaklarından çıkan her bir harf daha ağır aksak ilerliyordu artık.

"Her şeyin çok karmaşık geldiğini tahmin edebiliyorum." dedi zihninden geçenleri toparlandığında. Yalnızca tahmin edebilirdi. Asla iki genç büyücünün aklından geçenler gibi hissedemezdi. Sesi gürültüden uzak, yüzündeki tonlamalar sıcaktı. Cümleleri tane tane seçmeye özen gösteriyordu. Bilgi salatası bir açıklama değil, artan yanıtsız sorulardan ibaret olacaktı. Birisine bir ölüm haberi tam anlamıyla nasıl verilirdi, bilmiyordu. Öldü demek çok acıydı. Artık yaşamadığını söylemek kahrediciydi belki de. Ailesinde gerçek bir sevgiyi asıl büyükbabasına karşı hissettiyse de ölüm haberini aldığında henüz küçücüktü. Tatlı masalların yok olduğunu, büyükbabasının anlatılarının hayatındaki gerçek anılardan bir bir silindiği vakitte ancak anlamıştı. "Size baskı altında hissettirilmemesi için elimden geleni yapacağım. Aklınızda bir çok soru olduğunu biliyorum. Hepsi, inanın bana hepsi yanıtlanmaya çalışılacak. Ancak yeri burası değil; bu soruların yanıtlarını doğru şekilde alacağınız yerin okul olmayacağını bilecek yaştasınız. Yasınızı yaşayacağınız yerin burası olmayacağı gibi... Bundan dolayı gerek sizin aklınızdaki soruların yanıtlanması gerek ise yanınızda olmamız için bize müsaade etmelisiniz. Bizim de aklımıza takılan birkaç soru var ve cevabına ulaşmamızda yardımcı olabileceğinizi düşünüyoruz. Ancak hemen değil, merak etmeyin. Size biraz zaman tanıyacağız muhakkak." diyerek üstüne bastırmıştı kelimelerin. Göz ucuyla profesöre ve Melvin'e bakmıştı. İşleri biraz olsun idare edebildiğini düşündü. Sırtını dikleştirip arkasındaki ufak yastığa yaslanmaya çalışırken ufak bir öksürük ile boğazını temizledi. "Hogwarts ve Bakanlık olarak yanınızda olduğumuzu bilmenizi isteriz." diye temenni vermeye çalıştı. Temenni veriyordu vermesine ancak kendisini kandırıyor olabileceği ihtimalinden de bir türlü kaçamıyordu. İki oğlanın hiçbir şeyden haberleri olmamasını dilerken ısrarla kendi yılları gözünün önüne geliyordu. Hırsa bürünmüştü, daha ilk yılından sırtını sağlam bir kapıya yaslamak ve ailesine yaranabilmek için dişini tırnağına takmıştı.

Reşitliğe yaklaşan iki deli yüreği bastırmak, böylesine duygu değişiklikleri ile birlikte zor olabilirdi. Kaçabilirlerdi, buna göz yumamazdı. Emma'nın hem sosyal hayatındaki vicdanı buna el vermez hem de yapacağı işi başarısızlıkla sonuçlandırmayı göze alamazdı. Kendilerine zarar verebilirlerdi. Kavga edebilirlerdi. Her ikisine de eşit muamele ve koruyuculuğu göstermek durumundaydı. Gözlerini okul müdürüne çevirdiğinde "Profesör!" diye seslendi. "Sizden rica etsem, Samuel ve Eadwig ile bakanlığa giderken bir kişi bize eşlik edebilir mi?" diye sordu. "Güvenlikleri için." diye yineleme gereksiniminde bulunurken baş ucuyla iki çocuğu işaret etmişti. Birbirinden beter, yeteri kadar derbeder görünen iki buğulu çocuğu...
[/justify]

3
Okul Müdürünün Ofisi / Ynt: Çocukları Pistten Alalım
« : 14 Mart, 2023 03:34:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yüzünün aniden bir gölgenin soğukluğuna erişmesi ile beş yıl önce evlerinde kara yas ilan edilen günü hatırlaması pek de zor olmamıştı. Okul arkadaşını merak eden profesöre, Alexander Guendolen’ın artık bir hayalet olmak dışında bir anlam ifade etmediğini bir anlığına söyleyecek olsa da kendisini duraksamak zorunda hissetmişti. Zira onu buraya getiren şey gündelik yaşamına ve soy geçmişine dayanan anıları yâd etmek değil, bir ailenin geride bıraktığı parçaları tıpkı bir kirli levha gibi kazımaktı.

Çiçekli porselen bardaklar havada süzülürken yalnızca kuru bir teşekkür ederek solan gülümsemesini gizlemeye çalıştı. Hangi çayı içeceği mühim değildi. Doğrusu ya, bir şey içecek dinginliği de bulamıyordu kendisinde. Emma için böylesine güzel bardaklarda midesine inecek sıcak şeyler ancak zihni dalgasız bir deniz gibi uçsuz bucaksız olduğu vakitlerde keyif verici olurdu. Şimdilerde sıcak bir ekmeğin dahi lezzetini alamıyordu. Yorgunluktan olduğuna kendisini inandırsa da başını yastığa yalnızca birkaç dakikalığına koyduğu zamanlarda bile son günlerdeki çalkalanmaları düşünüyordu.
“İlk olarak…” dedi boğazını temizlemesi gerektiğini fark ederken. Kısaca öksürdü. Hangisinden başlamalıydı? Sansasyonel olana dokunmak istemedi önce. “Uluslararası öğrencilerin takiplerini yapabilmek için aktif olarak Hogwarts’ta öğrenim görenlerin kaçıncı sınıfta olduklarını belirten belgelere ihtiyacımız var.” diyerek çaydan bir yudum aldı. “Bazı muggle kökenliler için takdir edersiniz ki Salem’den geriye kalanlar ile birlikte işler çok daha zor bir hal aldı. Yetim olan öğrenciler de var üstelik. Takiplerini sorunsuz bir şekilde yapabilmeliyiz.” diye açıklarken bir yudum çayı daha midesine indirdi. Esasında kelimeleri arasına dilini tabir-i caizse yakacak nitelikte, tadını sıcaklığından ötürü almakta güçlük çektiği papatyayı birer mola noktası olarak kullanmaya çalışıyordu. Birazdan söz edeceği şeyler her ikisinin de tadını kaçıracaktı.

Bir süre sessiz kaldı. Elinde tuttuğu şapkayı hemen önündeki masaya bırakırken meslek hayatında geçirdiği belki de gerginliğini en yoğun hissettiği saatlerin baskısının altında kalmaya başlamıştı. Genç yaştaki çocukları yanlış politikalar uğruna yakanlara kızgındı. Boleyn ailesinin geride kalanlarını, kendi çıkarları uğruna gözden çıkaranlara öfke duyuyordu. Kendi gözlüğünden baktığında yanlış gelen uygulamaları sevmediği doğruydu ancak büyücedünyanın bakanlığa dair köklerinde büyüyen çocukların genç ve parlak birer diplomat olabileceğine dair tutumu büyücü ve cadıların daha demokratik ve özgür bir biçimde yaşayacağına dair inancı körüklüyordu. Genç zihinlere, taze asalara ihtiyaç vardı.

Yerinde kıpırdandıktan biraz sonra derince bir nefesi alıp dışarıya verdi. Başlıyordu. “Profesör…” dedi biraz da çaresiz bir ifadeyle. “Benim buraya asıl geliş sebebim bu değil. Zira bununla kalsaydı, bakanlık mühürlü bir parşömen ile okuldan öğrencilere dair belgeleri postalamanızı isteyebilirdim. Ancak…” derken tereddüt etti. Profesyonelliğini kaybettiğini hissettiği noktada sağ işaret parmağını saçlarının arasına götürdü ve zihin bulanıklığını gizlemeye çalışarak başını kaşıdı. Cümleleri sıraya dizdi. Karşısındakinin yaşından beslediği çekimserlik ile beraber her şeyin bir sır kutusu içerisinde olması zorlaştırıyordu işini. Herkes bir dedikoduyu ağzına sakız edinmeye başlamıştı ancak kimse henüz gerçekleri konuşmaya cesaret edememişti.

“Bay Harrington.” dedi daha ciddi bir ifade ile. Bu şekilde bir hitap Emma’yı sanki hassasiyet tutumundan sıyırıp tekrar o ‘devrilmez’ kimliğine geri döndürmüştü. “Olanları duydunuz mu? Boleynler hakkında olanları?” diye sorarken kaşlarını kaldırdı. “Bugün Eadwig Alger Boleyn ve Samuel Raymond Boleyn için buradayım.” dedi bir çırpıda. “Hiçbir konuyu uzatmayı sevmediğim gibi bu konuda da net davranacağım. Ancak hiçbir şekilde bu konu üçüncü bir kişiye sıçramamalı. Henüz. Zannediyorum ki Sihir Bakanı herkesin sorularını en kısa vakitte yanıtlayacaktır.” derken telkin etmeye, karşısındaki ihtiyar büyücüyü laf kalabalığı ile oyalayarak sakin tutmaya çalışıyordu.
“Son zamanlarda bakanlık içerisinde olanlardan haberdarsınızdır diye tahmin ediyorum. Çok şey sarpa sardı. Gazete kupürlerinde kocaman başlıklarla yer aldı.Görevden alınanlar için usulsüzlük denetlemeleri başlatıldı. En nihayetinde birkaç gün öncesinde, Hogwarts açıldıktan hemen sonrasında,  Boleyn’lerin evine bir denetleme düzenlendi. Demem o ki…” dedi ve son bir kez daha büyük bir nefes alıp tüm söylenecekleri dilinin süzgecinden geçirme ihtiyacı hissetmeden söylemeye koyuldu. “Bay Harrington, Victorine Odette Boleyn artık yok. İntihar etmiş.” derken nefesini geri verdi. Vahşice şekilde oluşundan, duvarda kendi kanıyla yazılan yazıdan bahsetmemişti fakat böylesi bile insanı huzursuz etmeye yeterdi. Kıpırdandı.  Karşısında bakıp kalan gözleri, göz ardı etmeye koyuldu. “Alexander Apollo Boleyn ise kaçmış. Henüz hiçbir yerde izi bulunamadı.” dedi. Ayaklarını birbirine doladı. İçinde tuttuğu kaosun bir buz parçası gibi erimesinin ardından sırtındaki dikliği azalttı, omuzlarını düşürdü. “Samuel ve Eadwig’i almak için buradayım. Bakanlık bu çocukları da sorguya almak durumunda çünkü hiçbir şey anlattıklarım kadar değil. Kaldı ki gelecekleri konusunda şüphe duyuyorum. Kişisel fikrim, çok başarılı ve parlak iki büyücü oldukları yönünde. Staj yaparken gözlemleme, bilhassa çalıştıkları arkadaşlarımızla değerlendirme fırsatı bulmuştum. Bu çocuklar ailelerinden sorumlu tutulmamalılar.  Fakat kan bağı...Bakanlık olarak bunu da gözden çıkartamayız.” dediğinde sesi iyice kaskatı kesilmişti.

Ayağa kalktı. Yanındaki adamın düşünceli ifadesine biraz zaman tanımak istedi. Odanın köşesinde duran kitaplığın önünde dolanmaya başladı. Varlığının rahatsızlık verdiğinden bir an olsun şüphe duydu. Attığı adımda cebindeki köstekli saat bacağına çarptı. Ancak o zaman vaktin ne kadar geçtiğine bakmak aklına gelmişti. İşleri hızlandırmak üzere okul müdürüne dönerken ellerini önünde birleştirdi. “Profesör, çocuklara zarar gelmeyeceğine söz verebilirim. Bunun için buradayım.”
[/justify]

4
Okul Müdürünün Ofisi / Çocukları Pistten Alalım
« : 11 Mart, 2023 22:08:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Parlak bir sisin gölgesi büyücülük dünyasının üzerine düşmüşken eylül ayının getirdiği pek çok çatışma da son günlerinin bir hayli hızlı, yetişmesi zor ve yorucu hale evrilmesine sebep olmuştu. Son zamanlarda kendisini epey yoğun hissediyordu. Çeşitli uluslararası prosedürlerin var olan anlaşmazlıklar yanında sürdürülmesi bir yana dursun, her geçen gün gerçekliğe kavuşan bir başka eylem işine iş eklemeye devam ediyordu. Pek çok kişi görevinden sırasıyla ihraç edilmişti. Son 1 yıldır yapılan yazışmalar ilgili mercilere yollanıyor, cincüceler dahi büyük bir titizlikle sıska kollarına bırakılan dosyaları bakanlık birimleri arasında taşımaya özen gösteriyorlardı. Etrafta yoğun bir sessizlik hakimdi. Okul başlayalı henüz bir hafta dolmamıştı bile. Darbe olarak nitelendirilen zira Emma için büyücedünyanın son zamanlarda süre gelen niteliksiz ve adam kaytarmadan ibaret konumlandırılışının son buluşu pek çok kişinin ağzına kelimeleri tıkamıştı bile. Öyle ki yerel gazeteler dahi gizlice yürütülen bu operasyona dair bilgi eksikliklerini gizleyememişler, halkın meraklı dedikoduları dört duvar arasında ağızlarına sakız etmelerine izin vermişlerdi.

Köstekli saatini krem rengi eteğinin cebine sıkıştırmadan önce göz bebeklerine takılan görüntüler, yaklaşık on dakika içerisinde Hogwarts'ta olması gerektiği konusunda cadıyı acele ettiriyordu. Her yıl kontrolden geçen, uluslararası öğrencilerin aktif öğrenim belgelerinin sorgulandığı evrakları bu yıl da Emma teslim alacak ve kayıt altında tutacaktı. Ancak üzerine atananlar bununla da bitmiyordu. Yaklaşık birkaç gün öncesinde yapılan operasyonda mühim bir rolü olduğunu düşünse de bu denli ön planda kalacağını hesaba katmamıştı. Sihir bakanına sadıktı. Bilincini ve istikrarını destekliyor, adamın çelikten ördüğü duvarlarının ardındaki hakkaniyeti en ufak cümlesinde hissediyordu. İşinin orada biteceğini düşünmek Emma'yı yanıltmıştı. Hogwarts'taki görevlendirmesine yeni birisinin daha eklenmesi omuzlarına bir ağırlık daha bindirmiş olsa da halledebileceğine dair en ufak bir şüphenin kırıntısını bedeninde beslemiyordu.

Avuç içlerini üzerindeki kumaşlarda gezdirdikten sonra şöminenin başına geçti. Elindeki eldiveni parmaklarından çekiştirdi ve bakanlığın köşesinden Hogwarts'a açılan bir anahtara parmağını uzatarak gözlerini kapattı. Öğrencilik yıllarını gözünün önüne getirmesi, bilhassa takdir edildiği okul müdürü odasının kapısını zihninden geçirmesi zor olmadı. Yaklaşık yarım dakika içerisinde okulun giriş kapısına parmak uçları havada süzülerek gelirken eteklerini tuttu. Bu defa sonbahar yapraklarını biraz daha erken dökmeye başlamıştı. Ayakları toprağı örttüğünde yüzünü gri bulutların ardına gizleyen yağmur taneleri ufak birer damlayla açığa çıktı. Aceleyle şapkasını düzeltti ve heybetli okulun kapısına duruşunu bozmayacak dinginlikle ilerlemeye koyuldu.

Kendisini Hogwarts'ın kat görevlisi karşıladı. Pek ala Müdür Harrington'ın ayak işlerini yaptığı aşikar olan bu ufak tefek adamın bir ayağı tökezleyerek kendisine gelirken sırtını dikleştirdi. Ellerindeki eldivenleri düzeltirken karşısındaki ile kendisi arasına koyacağı tensel temasa dair engelin profesyonel bir sınır oluşturacağı düşüncesi Emma'yı bir hayli tatmin etti. Elini uzattı ve kendisini tanıttı. "Emma Louise Guendolen." derken elinde görevlendirmesini gösteren bakanlık damgalı belgeyi uzattı. "Britanya Sihir Bakanlığı çalışanı. Profesör Harrington ile görüşmek üzere bakanlık tarafından gönderildim. Dün ani bir şekilde randevu oluşturulduğunu zannediyorum." diyerek tek kaşını havaya doğru kaldırdı. Etrafı süzdü. Öğrenciliğinden bu yana neler değişmişti? Sanki büyücülük okulunun etrafındaki tüm o şatafat gitmiş, yerini kusursuz ve siyah bir perdeye bırakmış gibiydi. "Buyrun Bayan Guendolen. Profesör Harrington sizi odasında bekliyor. Eşlik edeyim." dediği sırada dikkatini adama çevirmişti. Omuzlarını gevşetti. Asasını ceketinin içerisindeki gizli cebe nazikçe yerleştirdikten sonra küçük topuklarını yere vurarak ilerlemeye koyuldu. Önce birkaç koridor geçti. Ardından da uzunca bir merdiven... Kimi meraklı gözler üzerindeki kıyafetlerde gezinse de duruşunu bozmamaya gayret etti. Bu gayretin ardında kendisiyle duyduğu gurur yatıyordu. Biraz daha ilerledikten sonra iki merdiven daha çıkmaları gerekiyordu. Okulun içerisinde dönüp dolaşırken hareketli merdivenlere adapte olmak zordu. Zihninizde rotanızı yeniden oluşturmanız gerekiyordu. Nihayetinde kulelere ulaştığında yanındaki adamın meraklı ses tonu esmer çehresiyle Emma'nın yüzüne dönmüştü. "Niçin geldim demiştiniz? Dedikodular doğru mu yoksa?" diye soruldu kendisine. Cadı bu sorudan hoşlanmadı. Henüz tam anlamıyla bilgi gizliliği varlığını sürdürüyordu. Üstelik epey hassas bir konuydu bu. Emma'nın öğrenci evrakları için Hogwarts'a gönderilmiş olması belki de bir şeyleri biraz olsun örtbas etmek niyetiyleydi. Dudaklarını birbirine bastırarak önce boğazını temizledi. Ardından sorulan soruya yanıt vermeyi tercih etmeden "Yolu biliyorum. Teşekkür ederim." diyerek arkasına bakmadan ilerledi. "Aynı zamanda dahil olmadığınız konularda bu kadar meraklı olmamanızı rica ederim." derken bu yersiz sorular için homurdandı.


Kapının önüne geldiğinde ahşabı nazikçe tıklattı. İçeriden gelen bir hayli neşeli ses tonu cadıyı afallatsa da gıcırdayan sürgüyü yavaşça kenara çekti. İhtiyar sayılabilecek, yılların getirdiği yaş saçlarına düşen profesör kendisini kapıya adeta sürüklerken bu görüntü bir an olsun hoşuna gitmişti. İçeride samimiyetin bir kokusu olsa bu adamı gösterebilirdi belki de. Bu adam kendisine büyük dedesini anımsatmıştı.Aynı dönemlerde Hogwarts'ta okumuş olma ihtimalleri Emma'nın karşısındakine karşı koyduğu sınırın kırılmasını kolaylaştırmıştı. Kapıyı ardından kapattıktan sonra nihayet konuşmaya başladı ve kendisini tekrarlayan tanımlara sığındı. "İsmim Emma Louise Guendolen. Sizinle tanışmak büyük bir zevk Profesör Harrington." dedi dudaklarına ince bir tebessüm koyarak. Yaşıtlarına bilhassa da küçüklere otorite sağlamak için çoğu zaman çelikten bir zırh giyiyor olabilirdi lakin yaşı büyüklere hürmet etmekten de asla kaçınmazdı. Kendisine gösterilen yere yavaşça oturduktan hemen sonra evrak çantasını masanın üzerine koydu. Deriyi örten fermuarı bir kenara sürüklerken adama baktı. Üzerindeki pelerini bir kenara savururken hemen karşısındaki yeri almaya koyulması an meselesiydi. "Ancak bir takım işler ve stajyer atamaları dışında Bakanlık ve Hogwarts bir araya gelemiyor olsa da yeni işiniz için başarılar dilemek isterim Profesör Harrington." dedi elini çantasının içerisinde gezdirirken. Genişletme büyüsünün bir rafı andıran bölümüne gizlediği süslü metal kutuyu parmaklarına kenetleyip müdüre uzatırken derince bir nefes aldı. Dudaklarındaki tebessümü biraz daha artırdı. "Büyükbabam Alexander Guendolen, sizinle birlikte aynı dönemde eğitim görmüş. Yıllığında okumuştum. Bundan dolayı size de yeni görevlendirmenizi kutlamak adına minik bir hediye getirmek istedim. Tekrardan tebrikler." diye dudaklarını bastırdı. Kutu açılırken "Osmanlı mesir macunu. Halkı çok severmiş.Lezzetli bir yöresel şekerleme olduğunu duydum. Umuyorum damak zevkinize uyacaktır." derken küçük şapkasını çıkarttı. Bu kimileri için maskülen bir hareket gibi görünse de saygısında kusur etmek istemediği için öncelikli olarak aralarındaki sınır çizgisini inceltmeye çalışıyordu. Sınır çizgisinin incelmesine ihtiyacı vardı çünkü Emma'nın bugün buraya gelişi, adımı odaya attığı ilk andaki kadar güzel bir süpriz ile sonlanmayacaktı.[/justify]

5
Sihir Bakanlığı / Ynt: Bakanlık Personel Yetiştirme Programı
« : 04 Ekim, 2022 00:15:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bir hitap şeklinin yüzündeki her bir çizgiye vurmasıyla boğazını temizlerken gayri resmi samimiyetin kırıntılarını şimdiden bir köşeye tıkıştırmak üzere derin bir nefes aldı. Boşta kalan parmaklarını havada sallarken yanındaki çaylak cadıya döndü, netliğini ifade etmek üzere dudaklarını araladı. "Kalabalık bir güruh içerisinde, bilhassa görev başındayken siz denilmesini tercih ederim. Bunun yanı sıra ikili iletişiminde 'sen' diyebilirsin." dedi. Günlük konuşma dilinin yoğun bölümünü bakanlıkta herhangi bir iş başındayken veyahut uluslararası diplomasinin kusursuz işlemesi için kullandığı düşünüldüğünde eritilmiş buzların misafirperver olduğu ilişkilere alışık değildi. Bir de ailevi yatkınlıkları vardı tabi; anne ve babası dahi evin içerisinde birbirlerine donuk bir ifadeyle seslenirler, kaskatı ve resmi bir kurumdaymış gibi özel hayatlarındaki ilişkiyi sürdürürlerdi. Bundandır ki hitabetin dahi profesyonel çizgiyi koruduğu fikrine kendisini kaptıran Emma kısmen de olsa bu sınırdaki güvenlik ihlalini bir köşeye buruşturup atmak konusunda gayret ediyordu.

White ailesini duyduğunda yanındaki cadı daha fazla dikkatini çekti. Köklü oluşunu tırnak harfleri içerisinde belirtirken sesindeki vurgunun dikkatleri kendisine yöneltmemesi imkansızdı. "Duydum sanırım." diyerek ağzında geveledi lafları. Ev içerisine getirilen dosyaların altındaki birkaç imzayı anımsıyordu. Bakışlarını zihnindeki anı kuşağının sol üstüne çevirerek biraz daha detaylıca çözümlemeye çalıştı. Adını tam olarak hatırladığı birisi olsa direkt olarak cadıyı sorguya alacaktı. Zira kendisi gibi aile mührüymüşçesine bakanlıkta gezinen bir cadı hiç de fena olmazdı. Belki Emma'nın bir noktaya dek hissettiği yalnızlık parçası bu kadın sayesinde aşılabilirdi. Emma, Luna'yı dinleyip ısrarla belirli bir ismi zihninin en ücra noktalarından çıkarmak üzere çaba sarf ederken seherbaz bürosuna yaklaşması ile beraber durdu. Genç zihnin cümlelerini yarıda kesmeyecekti, merak ettiği sorunun cevabını almak için kollarını birbirine dolarken ayağının birisiyle de zeminde belli belirsiz bir 'tak' sesi çıkarıyordu küçük topuğuyla.

Luna, yanıtları peş peşe sıralarken yürümeye daha yavaş adımlarla devam etti. Sıradan insanların başına gelmeyecek olaylara dahil olmaktan bahsediyordu genç cadı. Burada, sihir bakanlığının her bir dalında, esasında fazla sıradan insanların başına gelen olağandışı olaylara alışılmıştı daha çok. Ancak kendisini buraya ait hissetme fikri Emma'nın gözünde şahane bir başlangıç sayılabilirdi. Daha şimdiden cadının burayı benimsiyor oluşu işini layığı ile yapabilme potansiyeline dair bir tohumu bakanlık çalışanına sunarken verdiği cevaplar da kendisini diken üzerindeymiş gibi hissediyormuşçasına bakanlık çalışanına ulaşmıştı. Harfler tamamlanıp suale karşı verilen yanıt son bulduğunda seherbazlık bürosunun önüne gelmiş sayılırlardı. Emma hiçbir şey söylemeden elindeki kağıtlara başını gömdüğünde tasvip etmediği cümleleri nasıl kınamadan kıza aktarabileceğini düşünüyordu. Yeni başlayan birisinin maaşlar konusundaki tatminkarlığı öğrencilikten çıkıp kendi ayakları üzerinde durma boyutu ile bir araya geldiği zaman bu sorumluluk yüklenmesi ve para kazanma merakının insanı ruhunu ne denli ateşlediğini biliyordu. Halen daha ayın belirli günlerinde Gringotts'a yatan maaş hesabında galleonları görünce durduğu yerde kabarıyor, kendisini kendi yaptığı işin sonucuna ulaşmak dolayısıyla özgüveni altına alıyordu.

"Büyücülere rahatlık sağlamakla uğraşmak istiyorsan, burayı değerlendirebilirsin. Bilhassa, gizemin ilk basamaklarından birisi de buradan geçiyor." dedi seherbaz bürosunun kapısını gösterirken. Ahşap kapıyı tıklayıp iyice ittirmeye çalıştığı sırada aniden açılmasına ufak bir şaşırmayla beraber sendeledi, hızlıca toparladı. "Ah, korkuttunuz beni." diyerek kumral adama başıyla hafifçe selam verdi. "Bayan Guendolen. Lütfen kusura bakmayın." dediği esnada başına geçirmekte olduğu şapkayı eline alıp nezakette bulunan adamın yanından geçerken Luna'nın peşinden gelmesine izin vermiş, gözleriyle dört duvarı kolaçan etmişti. Yine yüzlerce evrak yığınları masadaki yerlerini kolaylıkla bulurken bir tomar parşömen de havada sağa ve sola savrularak gerekli dökümanların arasına girmek üzere ayrıştırılmaktaydı. "Burası yine karışıyor." diye kaşlarını kaldırırken adama dönmüştü. "Yazın rehavetinden sonra bu kargaşa buralara muhakkak uğrar Bayan Guendolen, biliyorsunuz." diye kendisine dönüt alırken elindeki belgeleri genç seherbaza uzatmaktan geri kalmamıştı. "Biliyorum, maalesef. Her ne ise, bir baykuşla yollamak yerine yüzyüze ulaştırmak istedim." Az önceki karmaşayı göz ardı etmeye çalıştığı sırada çalışan ofisinden çıkmadan hemen öncesinde tekrar ettiği bilgilerin bir kısmını dile dökmeye başladı. "Sanık Prusya sınırları içerisinde tutuklanmış. Kimliği ve soy bilgisi elinizdeki evrakta yer alıyor. Söylenilene göre ev cini kaçakçılığı yaparak özellikle de Amerikada gözüne kestirdiği soylu ailelere satma girişiminde bulunmuş. Malum, Amerikada kölelik yasal olarak yasaklandığından beridir uyuşmazlık problemini ortadan gidermek adına büyücedünyanın da bu yükümlülüğü bir noktada takip etmesi gerekiyor. Bu yüzden de artık koftileri çalıştırmak yerine daha da ucuz iş gücüyle daha fazla ezecekleri ev cinlerini tercih etmek işlerine geliyor." diye omuz silkti. Son cümlesinde bilgiyle mühürlenen kişisel yorumu hoşuna gitmediğinde boğazını temizleyerek söyleyeceklerine dair son cümleleri toparlamaya çalıştı. "Bu haftanın sonuna dek sanığın Prusya'dan alınması ve Britanya'ya getirilmesi isteniyor. Bu süre zarfında diplomatik ilişkileri ve güvenlik politikasını da zedelememek adına sizinle birlikte Uluslararası Sihirsel İşbirliği departmanından bir kişi daha gönderilecek. Sürecin devamında da Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi ile çalışacaksınız. Bilgileri var. Ancak Bay Back, belirttiğim gibi. İvedi bir mesele olduğu için bekletilmemeli." dedi. Eliyle kaşını düzeltip birkaç yedek parşömeni daha masanın üzerine bıraktıktan hemen sonra Luna'nın yanında olduğunu hatırlayarak kendisini işe ne denli kolaylıkla kaptırdığını bir kez daha fark etti. "Kusura bakmayın, sizleri tanıştırmadım." diye Luna'nın sırtına elini koyarak birkaç adım öne çıkmasını sağlarken cadıyı hafifçe iteklemek zorunda kaldı. "Yeni bakanlık çalışanımız, Luna White. Bugün ilk günü ve rotasyonlar halinde belirli bölümleri gezecek. Belki yolu buraya da düşer." dedikten sonra cadının söz alabilmesi için sustu. Kendisini biraz dürtüklemek iyi gelebilirdi fakat özgüven unsurunun yerleşip daha hızlı adaptasyon sağlayabilmesi konusunda yardımcı olabileceği en etkili yol, Luna'nın kendisini açıklama ve gerçekleştirmesine izin vermekti.

Bu kısa tanışma faslından sonra seherbaz bürosunun dışına çıktı. İki saate yakın bir süredir ayakta olduğunu topuklarına ancak vuran sızıyla beraber işittiğinde cebindeki köstekli saate baktı. Hakikaten de zaman elinde tutamayacağı kadar hızlıca geçivermişti. Buradan sonra gideceği istikamet Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi olacaktı ancak çalışanların tümünün akrep ve yelkovanın üst üste bindiği aralığı yemek yerken geçirmek üzere değerlendireceği gerçeği ile yüzleştiğinde içten içe memnuniyet duymuştu. Yorulmuştu. İşinin başındayken üzerinde her vakit belirli bir kalıp vardı ancak bugün ekstra büyük bir sorumluluğu yanında taşıyor gibi hissediyordu. "Söylenilenleri takip edebildin, değil mi?" diye sordu cadıya onu biraz da sınava tabii tutar gibi. Fakat niyeti bir kimseyi, hele de yeni başlayan bir kimseyi, eleştirmek değildi. Doğruları bulmasına ve yanlış anlaşılmalardan kaçınmasına fayda sağlamak üzere soruyordu bu cümleyi. Yoksa orada, bakanlık personel yetiştirme programında görevlendirilmesinin nedeni ne idi? "Süreçte anlamadığın bir şey varsa bana söyle ki yanlış bilgilere bulanmayalım." diyerek daha net bir ifadeyle cadıya baktı. "Her bir soruşturma aynı olmaz lakin bu soruşturmada sanık dediğimiz, suçu işlemesi muhtemel olan kişi, Britanya nüfusuna kayıtlı olduğu ve bir başka toprak sınırları içerisinde yakalandığı için durum Uluslararası Sihirsel İşbirliği'nin de dahil olduğu bir soruşturma haline geliyor. Sihirsel Yasal Yaptırım, Seherbazlık Bürosu ve hatta gerekirse Gizem Dairesi de bu soruşturmada rol alıyor. Bu yüzden en başında belirttiğim gibi, bakanlık kendi içerisinde dairelere dağılmış olabilir ancak hepsi en nihayetinde tek bir merkezde bütünleşiyor. Bir sorun var mı?"

Birkaç adımı daha yavaşça attıktan sonra tekrardan asansörün önüne gelerek bekledi. "Acıktığını düşünüyorum Luna. Yemek saati geldi ve yaklaşık iki saattir bakanlıkta gezinip duruyoruz. Bakanlık çalışanları için indirim sağlayan güzel yerler var. Dilersen hem sana oraları göstermiş olayım hem de dinlenelim. Yemeğimiz bitince SYY'ye uğrayıp bilgilendirmemizi de yaptıktan sonra arşivlenmesi gereken dosyalar var. Onlar üzerinde çalışalım." dedi ve önündeki tuğlanın üzerine üç kez minik birer 'tok' sesini işitene dek asasıyla vurdu. [/justify]

6
Boleyn Adası / Ynt: [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« : 30 Eylül, 2022 21:17:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]

Asasının ucu ince bir ışık demeti ile kaplandığında hem dikkatini toplayabilmiş olmanın rahatlığı ile gevşiyor hem de gevşeyen bedenini bir nefeslik sessizlik ile korumaya çalışıyordu. Herkesin gözü Luna'nın elindeki asada ve kıvrılan omurgasındaydı. Dudaklarından çıkan fısıltıları tek bir nefes alışın dahi böleceği endişesiyle herkes hareketlerine bıçak kesiğini andıran bir ara vermişti. Emma elini daha gergin bir biçimde tutarak çevrelerini örten koruyucu perdeyi daha sabit kılmış, herhangi bir tehlikeye karşı oynadıkları bu açık oyunu kilitli hale getirmeye çalışmıştı. Luna'nın nefesini dışarıya daha yoğun bir biçimde verdiği her saniye elindeki tahta parçasına daha fazla güven duymak zorunda kalmıştı. Seherbazlar koruyucu birer piyon gibi arka sıralarda yer alırken her birine mühim görevler düşüyordu. Bir gece ansızın yaptıkları çıkartma öylesine bir adamın evine, öylesine işlenmiş bir suçtan yapılmıyordu. Dışarıdan büyücedünyanın işleyişinde rol oynayan etkin iki parçanın birbirine başkaldırısı gibi görünüyordu olanlar. Ancak bu bir başkaldırı değildi. Başkaldırı oluşumunu korumak, var olan düzeni sağlamak ve iyileştirmek adına yapılan bir eylemdi Emma için. 

Yaklaşık yirmi dakikalarını orada, üst üste tırmanmış tuğlaların bir tarafında geçirdikten sonra Luna anlık bir tehlike içerisinde bulunmadıklarını söyleyerek güvence vermeye çalışmıştı. "Yine de dikkatli olmalıyız." dedi sessizce Emma. Yine de tümünün eli asasında olacaktı, gözleri bir kurt kadar dikkatli ifadeyle etrafı tarayacaktı. Sessiz olmak zorundalardı. Cadı, koruyucu perdeyi etraflarından çekmek üzere tahta parçasının ucunu toprağa bakacak şekilde indirdi. Seherbazlarla birlikte duvardan büyüyle açılan küçük bir delikten geçmek üzere harekete koyuldu. Kademeli olarak ilerledikleri bu görevde attığı her bir adım sanki ayrı bir ülkeye ayak basmış gibi hissettiriyordu. Tekinsizdi. Güven duymuyordu. Bir sonraki aşamasını tahmin edemediği hiçbir iş güven vermez, altından muhakkak çorap söküğü gibi gelen sorunlar çıkardı. Kenara geçerek ardındaki iki kişinin de gelmesine yer ayırırken etrafa bakındı. Karanlıktı. Zifiri karanlığı bir zehir gibi boğan ay ışığı geride, tuğlaların ötesinde kalmıştı. Karşısındaki insanların yüzünü zar zor görüyordu, gözleri bu ışıksızlığa birkaç kırpıştırmanın berisinde ancak alışmıştı. Hiçbir şey yoğun bir netliğe bürünmemişti fakat en nihayetinde yüz hatları seçilebilir hale gelmişti.

Dudaklarını yaladı, kollarını birbirine kenetleyerek Nicholas'a yaklaştı. Seth Carter ile yanyana, baş başa vererek aniden geliştirecekleri strateji tümünü harekete geçirecekti. Tekrardan cebindeki köstekli saatine baktı, çok fazla vakit geçmemişti daha. Fakat adaya ayak bastıkları ilk andan beri Emma için zaman kırılmıştı sanki; saniyeler çok hızlı ilerliyor gibi hissediyordu. Nicholas ağzını açıp yapılacakları tümüne duyurduğunda "En doğrusu. Aksi halde çok büyük risk almış oluruz ve şu an risk alamayacak kadar azınlıktayız." dedi Emma. İkili gruplara ayrılmak en mantıklı eylem olacaktı. Zira bireysel ilerlemek, bilinmeyen topraklarda her türlü tehlikeyi sunabilirdi hepsine. Böylece bir riskin alınması yola bir kişi eksik devam etmek anlamına gelirken hiç kimse ardının kollanmasını reddedecek durumda da değildi.

Omurgasını dik bir konuma getirip postürünü düzeltirken başını arkasına çevirdi, hızlıca etrafı kolaçan etti. Kimse yoktu. Eşleştirilmeyi beklerken doğrusu ya, en geride gevşekçe duran bakanlık çalışanını görünce suratını ekşitti. Ne sorumsuzca ve lakayt görünüyordu! Onunla eşleştirilmemek adına Merlin'e dua etmeye koyuldu önce. Sırtını adama çevirdi. Onunla hiçbir şekilde bir takım çalışmasında yer almak istemezdi. Zira bu sorumsuzluğu terbiye etmekle uğraşmak istemiyordu, terbiye etmeden de işine koyulamazdı ve bir sarmala bulanırdı. Emma için her şey ve her an mükemmel bir biçimde hazır olmalıydı. Merlin dualarını duyacak olmalı ki, Nicholas ile eşleştiğinde derin bir oh çekti. Bu rahatlamasının dışarıya yansıması dahi öyle çok ilgi çekmişti ki birkaç kişinin kendisine aniden kafalarını çevirdiğine yemin edebilirdi. Bir süre sonra çıkarmada bulunan bakanlık üyeleri ikili halde dağıldığında Nicholas'ın yanından usulca yürüyordu. Hem kendisinin hem de yanındaki büyücünün attığı adımdan hiçbir endişe duymazken yapacağı işe karşı da kendisini özgüvenli hissediyordu. Kafasında halletmesi gereken bir problem gibi yığılmıyordu bir şeyler. İşinin profesyonelce gerçekleştirilmeyi bekleyen birer adımı gibi, tereyağından kıl çekercesine çözümleneceğine inancı tamdı.

Yürüyordu yavaş yavaş, takip ediyordu. Parmak uçlarında metreleri kat etmeye özen gösteriyordu. Ayağının altındaki toprak girintili çıkıntılı bir tümseği andırarak aralıklarla cadının dengesini bozarken bunu harcadığı efora yordu. En nihayetinde ayağının tabanı ile toprağı tamamen ezdiğinde aynı belirgin dengesizliğin kendisini ele geçirmesine izin verirken "Boleynler bu toprağı biraz daha bakımlı hale getiremezler miydi?" diye söylendi Nicholas'a. Onun da bu durumdan pek hoşnut olmadığını düşündü. Diğerlerinden bir hayli uzaklaşmışlardı ve karanlığa gittikçe çekilen ormanın derinliklerine doğru yola koyulmuşlardı. Gözle görünebilecek yerlerden uzakta, sessizce, beklenmedik bir alandan temkinlice yaklaşmak her zaman en doğrusu olurdu. Biraz vakit kaybettirebilirdi ancak güvenliydi. En azından, birkaç dakika sonrasına dek güvenli olduğunu düşünecekti.

Ayağı belli belirsiz bir engele takıldığında tökezledi, Nicholas'ın omuzuna tutundu. "Af edersin." dedi fısıldayarak. "Ancak bu saçma sapan ormanda yürümek için yolları ezbere bilmek gerek!" diye hayret eden bir ifadeyle nefes verdi. Asasını önündeki engelleri görebilmek için doğrulttuğunda "Lumos" diye fısıldadı. Önündeki topraklı yolun yavaşça aydınlanmasıyla gözleri kamaştı, başını yana çevirdi. Gördükleri karşısında boşta kalan elini ağzına götürerek olduğu yerde kaldı. Yerlerde kimi parçalanmış kimisi de tüm bir vücut halinde taşlaşmış bedenlere baktı. "Görüyor musun?" dedi belli belirsiz. Hepsi korkunç birer ifadeyle sonsuzluktan beridir oradalarmışçasına yerlerini belli etmişken "Bu-bunlar da neyin nesi böyle?" diye kekeledi. Sağlıklı düşünemiyordu. Son zamanlarda gördüğü en ürkütücü şey olarak hafızasına kazınabilirdi. Bir ses işitti. Başını yerden kaldırıp asasını sesin geldiği yöne doğrulttuğunda kabaca kendilerine yaklaşan, bir hayaleti andırıyormuş gibi süzülen silüete baktı. Yakalanmışlardı ve atik olmak zorunda hissediyordu. "Nicholas!" diye fısıldadı kıpırdamamaya özen göstererek. Adamın söylediklerini bir kulağı ile dinlerken bir yandan da hızını kesmeden kendilerine yaklaşan bedenlerin belirginleşen hatlarına baktı. Sıska, iskeleti andıran vücutlar birkaç kıl saçla örtüldüğünde "Hassiktir. İNFERİLER!" diye dürtükledi büyücüyü. Zihin perdesi yırtıldı. Bu piyonları satranç tahtasındaki ata benzetti bir anlığına. Asasındaki büyüyü sonlandırıp kendilerini karanlıkta bırakarak bir adım gerilediğinde acele etmesi gerekiyordu. Hızlıca düşündü. Dikkatlerini dağıtabilmek için üzerinden bir eşyayı fırlatmayı düşündü önce ancak ruhundaki adrenalin varlığının durduğu noktayı kolaylıkla belli edecekti. Kaçmayı denese, nereye dek kaçacaktı ki? Asasını tekrardan karşısına doğru kaldırıp bu lanetli yaratıkları kendilerinden ateşle uzak tutabileceklerini düşünerek "Incendio" diyerek savurdu. Şanslılarsa, en azından birkaç tanesini bu şekilde korkutup aceleyle yollarına devam edebileceklerdi. Tabii, akıllarındaki soru işaretleriyle...

[/justify]

Yetenek 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 9, total 9



7
Sihir Bakanlığı / Bakanlık Personel Yetiştirme Programı
« : 30 Eylül, 2022 16:18:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yıl 1862, Ekim

[justify]
Masasının üzerinden eline son ulaşan evraklar, tarafına sunulmuş görevlendirmeler ve bakanlığa yeni başlayanların listesini aldığında saat henüz 10.00'a yeni geliyordu. Lezzetli bir kahvaltı etmiş, yoğun bir kahveyle de sabahın uykulu saatlerini geride bırakmıştı. Şu sıralar evin içerisinde kargaşa hakimdi, uzun yıllar boyunca Guendolen ailesine hizmet eden Madam Boulevard artan şikayetleri yüzünden yataklara düşmüş, ince hastalığa yakalanmıştı. Apar topar evden ayrılırken yerine köşkteki işlere yardım edecek bir kimse de bulunamadığı için son bir buçuk ayları bu gürültülü ortama adapte olmaya alışmakla geçmişti. Bu yüzden her sabah dil tomurcuğunun tadını ezbere bildiği bir çay yerine alelacele acılıkta bir kahve ile ayılmak yeni düzeni haline gelmişti.

Elindeki kağıtları düzenli bir halde sıraya dizdikten hemen sonra derin bir nefes aldı. Masasının çekmecesine tıkıştırdığı ufak aynayı saçı veyahut yüzünde oluşabilmesi muhtemel pürüzlere göz gezdirmek için açtığında yaptığı tek şey elbisesinin yakasını düzeltmek oldu. Bugün üzerinde siyah, yeterince resmi görünen bir kıyafet vardı. Belini ise yine siyah ancak gümüşi kabartmalara sahip bir korse ile sıkıca süslemişti. Birazdan yeni iş arkadaşları ile tanışacaktı ve tertipli görünmek istiyordu. Bir kısmı kendisinin bir sürelik himayesi altında olacak, oryantasyonlarını sağlamak üzere Emma'nın gözetimine bırakılacaktı. Bir yıl öncesinde bakanlık içerisindeki birim değişikliği bu oryantasyonda rol oynamasında önemli bir etken sağlarken her iki birimden de bir şeyler katabileceği konusunda kendisine güveniyordu. Zira bakanlık farklı departmanlara ayrılsa dahi birbiriyle bir bütün içerisinde hareket ediyordu. Herhangi birisinde çıkabilecek bir pürüz üzerine yoğunlaşılmadığı takdirde bakanlık içerisinde kara bulutların dolaşmasına sebep olabilir, Britanya büyücedünyasının var olan hükümete karşı olan güvenini zedeleyebilirdi.

Yavaş ancak tembel denemeyecek kadar dik adımlarla bakanlığın girişine vardığında küçük bir grubun bir köşede sessizce belirdiğini gördü. Bir çoğunun ilk kez bu gizli binaya adım atmadığı kesindi; aralarında tanıdık yüzler vardı. Öyle ki birkaçının stajyerlik başvurularını bizzat kendisi almıştı. Yanlarına vardığında ilk olarak kıdemini kazanan çalışma arkadaşlarını selamladı sırasıyla. Başını öne eğerek ketum bir ifadeyle. "Bay Lloyd." dedi önce. Ardından Ephiona'yı gördüğü için memnun bir ifadeyle "Bayan Hunter." diye selam verdi. Sihir bakanlığı çerçevesi içerisinde olmasa bu cadıyla kalçasını tokuşturur, olduğu yerde bir sigara yakarak tüm ciddiyetini bozardı. Ancak aralarındaki samimiyet çalışma saatlerinde bir hayli uzağa sıçrıyor, metrelerce mesafeyi çekincesiz bir şekilde koyuyordu. Büyülü Kazalar Dairesi'nde çalışan Bayan Space'e de nezaket gösterisini yaptıktan sonra yeni gelenlere döndü. Meraklılardı. Bir kısmının yüzündeki endişe, merak duygusunu çoktan aşıp Emma'ya ulaşmıştı. Heveslilerdi. Dört yıl önce bakanlığa adım attığı ilk andaki hevesi aklına geldi. Biraz da ezbere bildiği işleri yapacak olmanın rahatlığı vardı o zamanlar üzerinde, ailesi iş ve sosyal yaşamlarını birbirlerine karıştırdığı için bazı evrak işlerini eve getirirlerdi. Ancak işe başladığı zaman tüm bildiklerinin yalnızca bir özetten ibaret olduğunu anlaması kısa sürmüştü. Bir şey bildiğini düşünmek yalnızca bir yanılgıydı.

Ephiona, güzel bir giriş ve hoş geldin mesajını gelenlere sunduktan sonra kendisi için ayrılan amatörleri bir köşeye çekti. Söz hakkı Emma'ya geçtiğinde ise cadı olduğu yerde kıpırdanıp boğazını temizledi. "Tekrardan hoş geldiniz arkadaşlar. Ben Emma Louise Guendolen. Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi çalışanıyım. Umuyorum, dilediğiniz gibi bir iş yaşamı ile karşılaşır ve işinizi layığı ile yapacak birer genç zihin olarak burada, Sihir Bakanlığı ailesinde kalıcı olursunuz." diyerek telkinde bulundu. "Şimdi ismini sayacaklarım sağıma doğru geçsinler lütfen. Melissa Everlay, Alexander Zone ve Luna White." diye okudu elindeki kağıtları. Herhangi bir isim benzerliği veyahut yanlış anlaşılmalara karşın okuduğu isimlerin kendi adının karşısında yer alıyor olmasına üç kez dikkatlice baktı. Geride kalanlara "Hepinize bol şans arkadaşlar. Sıklıkla karşılaşacağımıza emin olabilirsiniz." diyerek kenara, kendisine emanet edilen üç yeni ile birlikte ayrıldı. "Beni takip edin lütfen." diyerek boşta hazırlanan bir toplantı odasına giderken ardındaki adım seslerini rahatlıkla işitiyordu. İki tanesini direkt olarak farklı birer birime götürecekti, birisini ise halledilmesi gereken işleri göstermek üzere birer eşya gibi yanında taşıyacaktı. Bu makuldu. İlk geldiğinde kaç kez arşive inip güncelliğini yitirmiş bir soruşturmanın dosyasını aradığını saymamıştı bile. Bu durum ilk günün Emma'ya dikkat ve iyi bir gözlemleme öğretisi olmuştu.

Melissa'yı Sihirsel Yaptırım Dairesi'ne bırakırken Alexander'ı da Sihirli Oyun ve Sporlar Dairesi'ne işleyişi gözlemlemesi adına yollamıştı. Zaten genç çocuk orada yaptığı stajları ve Quidditch'e karşı duyduğu zevkle bakanlığın hangi biriminde çalışabilme potansiyeli taşıdığını kendisine bir imza gibi kazımıştı. Peşinde yalnızca geride kalan beyaza çalan saçlarıyla Luna White olmuştu. White soyadı. Bunu anımsıyordu. Guendolen ailesinin soyu bakanlığın mührüne pek bir alışıkken sanki bu soy ismi birkaç kez aile içi konuşmalarında işitmişti. "Yanıma gelebilirsin." dedi ılımlı bir ifadeyle. Kalabalıktaki ketumluğu yumuşak bir alt tonla bütünleşiverdi. "Bu hafta üç gün boyunca benimlesin Luna."diyerek devam etti. Eteğini düzeltti, parmakları arasında hallettiği işlere ait evrakları en arkaya iteklerken sırada yapması gerekenlere göz gezdiriyordu. "Önümüzdeki iki hafta boyunca, bu hafta da dahil olmak üzere, çeşitli birimlerde görev alıp işleyişi takip edeceksin. Çalışacağın yeri tek bir departman gibi düşünme, bunlar diplomasinin kusursuz işlemesi için ayarlanan şeyler. Hepsini bir bütün olarak görmelisin. Stajyerlikte gördüklerinizden biraz daha farklı olarak işin içine direkt gireceğiniz için bu oryantasyon süreci sizin işten aldığınız doyumu ölçmenizi sağlayacak, bakanlık içinde daha verimli olmanıza neden olacak. Bu sürecin sonunda senden hangi birimde çalışmak istediğini yazılı bir biçimde beyan etmeni isteyeceğiz." dediğinde cümlesini bitirdi. Kesintisiz konuşmuş, dudakları ve boğazı bir hayli kurumuştu. İlk güne dair bilgi eksikliğinin hat safhada olmasının cadının aklını karıştırıp söylenilenleri anlamayı güçleştireceği ihtimalini göz ardı ettiğini fark ettiğinde "Aklına takılanları sorabilirsin. Yanlış bir bilgi ve bilmemek arasında hiçbir fark yoktur. Bu yüzden her zaman doğrusunu yaptığımıza emin olalım." diyerek asansörlere doğru yöneldi. Asasını küçük tuğlaya doğrulttu, iki kez vurarak tok bir sesle beklemeye koyuldu. "Bana biraz kendinden bahset bakalım. Ve asıl soru, neden Sihir Bakanlığı?"
[/justify]

8
Boleyn Adası / Ynt: [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« : 10 Eylül, 2022 15:34:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Ayazın bir insanın ciğerini söküp alabilecek soğukluğu bedenini ürpertirken bir köşeye sinmiş denizin sonsuz derinliğindeki kalabalık yaşamı hayal ederken bulmuştu kendini. Üzerine attığı ince fakat bir o kadar da korunaklı sayılabilecek zira saysanız defalarca kez üst üste getirilip üşümesini engelleyecek şalı omuzlarındaki yerini alıvermişti. Dünü de bakanlıktaki bir haftayı daha sonlandırdığı gerçeğiyle kabul etmişken mesai saatinin bitmesine yalnızca dakikalar kala bir hayli gizli sayılabilecek görevle hafta çalışmasına yeni bir gün daha eklenir vaziyete gelmişti. Neyse ki aylak aylak yatacağı saatleri geçirmekten iyiydi bu. Son zamanlarda bakanlık içerisindeki olayların kızışıyor olması bir yana dursun, insanların ayrıştırılıyor olduklarını hissedişi pek çok ilişmişti kulağına. Rahatsızlık duyuyordu tüm bunlardan. İnsan yaptıkları ile sorumlu olmalıydı bir şeylere karşı, tercihine bırakılamayan durumlar için değil. Üstelik görmezden gelinen durumlar, son zamanlarda yaşanan ve bilhassa Britanya halkının can güvenliğine mal olan fiili hareketler de canını sıkmaya yetiyordu. Tüm bu eylemlere var olan tüm istekleriyle kendilerini adayan bakanlık çalışanlarının Büyüceşura tarafından denetleneceği haberi ise herkesin şirazesini kaydıran son top olmuştu. İşten eve gelip ayaklarını yatağına uzattığında zevkle zihnini boşaltmak yerine sanki bir bataklığın içerisine çekilerek sıkıntılara boğuluyordu. Sıkıntıya boğuldukça bir tütün yakıyordu. Gerçekleşen tüm olayların şiddetlenişine eş değer, içtiği tütün de bir o kadar artmıştı. Yanlış yaptığı bir şey yoktu, buna emindi. Elinden gelebilecek en doğru şeyleri sunarken savsaklanan onca işin yanında denetime tabii tutulma fikri kanının kızışmasına sebep olmaktan öteye gitmiyordu. Bu yüzden kendi fikirlerine, savunduğu eşitliğe daha fazla bağlanmış, kişisel hayatında aynı zevklere sahip olmadığı insanlarla bile aynı terazinin üzerine binerek tek bir amaç doğrultusunda bir araya gelmişti.

Seth Carter'ı tütünün en sonundaki tanecikleri ciğerine çekerken gördüğünde adamın karanlığın altında parlayan çelikten zırhına baktı. Uğruna savaş verdiği şeyler bu hayatta kendisinin saygıyla anılmasını mı sağlayacaktı yoksa bir takım insanlar tarafından hainlikle mi hatırlanacaktı? Emma'nın fikirlerinin perçinleniyor olmasına bakarsak kudretli bir güveni bu adama açtığını söylemek mümkündü. Zira burada paylaşılan fikri çerçeveleyen herkes için geçerliydi bu. Kimisi için günün birinde bir hainlikle yaftalanacaklar kimisi için de birer kahraman olarak yad edileceklerdi.

Yerinden kalktı, iskeleye yanaşmakta olan geminin sallanmasına kapılmadan ağır adımlarla güverteden tutunarak ilerlemeye başladı. Cornelia ve Nicholas, önceden biraz da keşif mahiyetinde varlığı keskin olmayan bu sınırlarda akıncılık yapmışlardı. Peşlerinde kalabalık olmayacak ancak yapacakları çıkarmayı da riske atmayacak, güvendikleri seherbazları da bu gemiyle sürükleyerek zihinlerinde kapıları kapalı bir plan kurmuşlardı. Adımlarının arasındaki mesafeyi artırarak Luna'ya yetişmeyi denedi. Ay ışığının son demlerinde kızın gümüşi saçları becerikli bir edayla dalgalanıyordu. "Zihnini boşalt." dedi omuzunu omuzuna değdirirken. Emirvari bir konuşma değildi bu yalnızca işin ciddiyetine kapılabilmesi için kızın zihnine ulaştırdığı bir uyarıydı. "Aklının Max'te olduğunu biliyorum. Fakat Max burada olsaydı yapacağı işe deliler gibi odaklanacağını biliyorum. Bu yüzden Luna, hak ettiğin ve yaptıklarının karşılığını tam da bugün burada göstermenin zamanı." dediğinde elini kaldırıp cadının tafta kumaştan yapılma kıyafetinin örttüğü sırtını sıvazladı. İlerledi. Seth Carter'ın ardında dururken sakince üzerindeki şalı bir kenara bıraktı, kıyaya ayak bastı. Küçük şehir, fakir bir kasabayı andırdı ilk önce gözünde. Zira muhakkak her yerde olduğu gibi burada da yaşamını doyumsuzca sürdürebilmek konusunda zorlanan insanlar olabileceğini düşündü. Neredeyse parmak ucu denilebilecek ufak adımlarla toprağı ezerken sihir bakanının  Nicholas'ın yanına ayrılışı Emma'yı Cornelia'ya doğru ilerlemeye iteklemişti. Cadının yanına ulaştığında yorgun fakat tüm yorgunluğun tezatlığına bulunan yüzüne minicik bir tebessüm sunarak "Cornelia..." diye seslendi fısıltıyla. "Selam." Etrafı gözleriyle hızlıca kolaçan ederken kişisel sohbetlerin uzağından sürüklenir bir halde "Bir şeyler bulabildiniz mi?" diye sordu. Victorine ve Apollo, Emma'nın gözünde gizli birer kutu gibiydi. Sanki tüm paylaşımları birbirleri ile sınırlıydı. Belki de tüm bu düşünceleri kuruntudan ibaretti Emma'nın zira ikisiyle birebir anlamda çalışma imkanı olmamıştı. Yine de son dönemde ortaya çıkan kargaşalar ve çabaların takdire şayan bulunmamasının gurur kırıcılığıyla şimdi olması gereken doğru yerde bulunduğunu düşünüyordu.

Nicholas'ın sesiyle irkildi, ona doğru çekildi. Tertipli, tam da görünmesi gerektiği gibi, dik duruşu ve kendisine özgüveniyle orada dikiliyordu işte. Başseherbazlığa, Bay Boleyn'in görevden alınması ile terfi etmişti. Gösterdiği üstün hizmetlerden ötürü Emma bunun yerinde bir karar olduğunu sıklıkla bastırıyor, bazı kişisel rafine zevkleri birbiri ile örtüşmüyor olsa da bakanlıktaki bu adamın cesaretini işine adamasından kanıksanamayacak bir gurur duyuyordu. Onun kısa konuşmasını dinledikten sonra Bay Carter Luna'yı yanına çağırdı. Luna, gizem dairesindeki başarılarından sonra baş lanet kırıcılığa yükselmişti ve onun bu başarısıyla da koltukları kabarıyordu. Genç cadının konuşması sırasında ardındaki iki seherbazın lüzumsuz, zamansız ve gereksiz sayılabilecek konuşmasına şahit olduğunda yüzünü buruşturdu. Arkasını dönerek "Şşşşt!" diye ses çıkarttı. "Beyler, sabahın 04.00'ünde yataklarında bıraktığınız genç arkadaşlarınız için üzgünüm fakat işinize odaklanın lütfen. Daha önemli meseleler var." derken göz devirerek önüne döndü. Savsaklıktan nefret ederdi. Karşısındaki dinlemek bu denli mühimken akıl almaz bir saatte bu tür şeyleri konuşmak işin bilincini kavrayamamak demekti. Kollarını birbirine dolayarak Luna'ya bir adım daha yaklaştı. Kulak kesilmişti. Halen Max'ten bahsetmesi inanılmazdı. Başını iki yana sallarken göz devirdi. Daha on dakika geçmemişti ikili romantik ilişkisini bir yana bırakması konusundaki uyarıyı yapmasından. Kendine gelmeliydi. Şu an tam da, bir bakanlık çalışanı olarak değil de Luna'ya değer veren bir arkadaşı sıfatıyla cadının iki omuzunu tutup kendisine gelebilmesi umuduyla onu sallamak istiyordu. Bu isteğini göz ardı ederken derin bir nefes aldı. Görev bebek adımlarıyla başlamıştı.

Luna ardını döndü, kendisini korumaları gerektiğini söylerken sesindeki çekimserlik Emma'yı huzursuz etmişti. Tabii ki onu koruyacaklar, ellerinden geleni yapacaklardı. "Sen lanet ya da tılsım, içeriye girmemize engel olabilecek her ne varsa bununla ilgilen. Gerisini biz hallederiz." dedi güven vermeye çalışarak. En azından işini yaparken aklında bu endişenin yer etmesini istemezdi. Zira laneti kırmak her büyücünün harcı değildi. Kimisi bu işte başarılı olabilmek umuduyla ellerini sürdükleri ilk lanetin ters tepmesine boyun eğmişler, kimisi başarılı bir sonuçla karşılaşıp karşılaşmadıklarını dahi keşfedemeden lanetin üzerlerine işlemesi kabusuyla göğüs göğüse gelmişlerdi. Asasını parmaklarının arasına sabitledi. Gergin uzuvları ve dik omurgasından yayılan bir kuvvetle "Salvio Hexia" diyerek asasını salladı. Kendilerini ve yakın çevresini içerisine alacağı bir koruma büyüsü yapabilmek için derin bir nefes alırken verdiği güvenceyi sağlıyor olabilmeyi dilemekten başka çaresi yoktu.
[/justify]

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 3, total 3

9
Lejant Alanı / Emma Louise Guendolen | Lejant
« : 04 Eylül, 2022 16:24:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »


Emma Louise Guendolen | Safkan | ♀
〄 Britanya Sihir Bakanlığı


[justify]Emma Louise 1834 yılında Galler'ın ortalama sınıf bir mahallinde, ortalamanın biraz üzerinde zenginliğe sahip bir köşkte dünyaya geldi. Emekli olmadan hemen önce annesi Aiden bakanlığa bağlı olan Sihirsel Yaptırım Dairesi'nde kıdemli olarak çalışıyor, babası Benedict ise en önde gelen seherbazların arasında yer alıyordu. Guendolen ailesinin geçmişine bakıldığında bakanlığın yanında yer aldıklarını söylemek mümkün zira ailede büyücülük okulundan mezun olduktan sonrasında birkaç kişi haricinde herkesin bakanlığa faydalı olabilmek üzerine zihinsel bir mühür taşıdıkları yadsınamaz bir gerçek. Aiden'ın annesi bir şifacıyken babası bir seherbazdı. Benedict'in yakın aile çevresine bakıldığında da anne ve babasının seherbazlık bürosuna vakitlerini bağladıklarını söylemek mümkün. Guendolen soyunun, Salem Engizisyonu'nun korkunç varlığının öne çıktığı vakitlerde Benedict'in büyük büyük babası sayılacak Jack'in başseherbazlığa terfi ettiği, kelle avcıları tarafından da planladıkları saldırı esnasında öldüğü bilinmektedir. 

Ailenin safkan soyuna dayandırılmasının beraberliği ile pek ala büyücedünyaya faydalı olmayacak işlerin peşinden koşturmak, Guendolen ailesi için bir kara leke anlamına gelmekteydi. Emma ve ağabeyi arasında sekiz yaşlık bir farklılık da bu kara lekenin en çok Emma'yı etkilemesine sebep oldu. Edward'ın aile evinden kopup daha fani ve insan hakları dolayında bir yaşama çekilmesinin gerekçesi ile Emma Louise daha katı, daha bürokratik oluşumların ve memnuniyetsiz ifadelerin arasında büyümek durumunda kalan bir cadı olarak yetişmek zorunda kaldı. Henüz on yaşındayken ileride bakanlığın ve büyücedünyanın çıkarlarını gözetmek, bunu görmezden gelmemek konusunda cadıya baskı kurulmaya başlandı ve bu mezuniyete dek devam etti.

[/justify]


[justify]11 yaşına geldiğinde Hogwarts'ta eğitime başlayan Emma, Guendolen soyunda uzun bir süredir ağacın tekdüze giden yeşil rengine mavi bir izi Ravenclaw'a seçilerek bıraktı. Yapacağı herhangi bir işte çok hırslı ve kararlı olan bu cadı için planında var olan ilk şey, ilim birikimiydi. Bilgi olmadan hırs ve kararın hiçbir anlamı olmazdı. İçinden söküp atamadığı, bilhassa ailesinin safkan soyundan olmayanlara karşı aldığı gardı bir köşeye fırlatarak iç çatışmaların yaşandığı öğrencilik yıllarında kendisi tam da kendisiyle gurur duyulacak bir fikre soktu. Daha o zamanlar Matushka hakkında bilgi sahibi olabilmek için çaba sarf etti, bakanlıkta staj yapabilmek ve Üçüncü Enternasyonel'e girebilmek için bağlantılar kurmaya başladı.

Olağanüstü sayılabilecek notlarla, iksirdeki başarısızlığı ve karanlık sanatlardaki gayretiyle mezun oldu.

[/justify]

[justify]
Emma mezuniyet sonrasında aile güvenini zedelememek ve kendi iradesini kırmamak adına iki dönem üst üste staj yaptığı Britanya Sihir Bakanlığı'na başvuruda bulundu ve kısa sürede olumlu yanıt alarak çalışmaya başladı. İlk olarak Sihirsel Yaptırım Dairesi'nde işi öğrenip bir yıllık kıdem kazanana dek masa başı bir işte çalıştırıldı, ardından davalar konusunda deneyim kazanmak adına daha aktif rol aldı. Fakat uluslararası bürokrasinin, muggle ve büyücedünya eşitliğini oluşturup korumak adına daha etkili bir yol olacağı düşüncesi ile birlikte kendi isteği doğrultusunda Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi'ine geçti. Zamanını bu departmanda harcama  ve ayakları yere başarıyla basan bir kadın haline gelme ile birlikte ailesinin sert tutumu konusunda aldığı kararları bir köşeye çekebilecek niteliğe geldi.

Şu an Britanya'da yaşayan Emma, Galler'a yalnızca ailevi ziyaretleri amacıyla gidiyor. Matushka Üçüncü Erternasyonel'e üye ve Britanya Sihir Bakanlığı, Uluslararası Sihirsel İşbirliği Departmanı'nda çalışmaya devam ediyor. Boş zamanlarında himayesi altına aldığı üç büyücü çocuğa sihir tarihi konusunda bilgiler vererek küçük bir kütüphane oluşturmak için çalışmalar yapıyor.

[/justify]

[justify]
Zeki bir kadın. Dediğim dedik, inadı inat. Hırslı. Sorumluluğunu fazlasıyla benimseyen, benimsenmediği takdirde buna öfkelenecek kadar da aklı başında. Gerektiği kadarıyla kibirli. İstediği şeyin peşinden koşar. Biraz sabit fikirli, savunduğu şeyden kolaylıkla vazgeçmez. Tatlı dillidir, tatlı diliyle pek ala pek çok işini halledebilir. Ayrımcılığa ve insan kayırmaya tahammülü yok, tam anlamıyla bir eşitlikçi diyebiliriz bu noktada. Yaptığı herhangi bir işte titiz davranmaya ve titiz davranılmasına olağan ölçüde takıntılı.  Altı dolu olmayan herhangi bir davranışı sevmez. Yersizlikten hoşlanmaz. Genel itibari ile insanlar kendisini "güler yüzlü" olarak tanımlasalar da despot yanı da sık sık açığa çıkar. Bazı savruk yanları var iş dışında elbet. Ancak o savruk, eğlence içerisindeki halini yalnızca yakın dost çevresi biliyor. Bunu açığa çıkarmanın profesyonel duruşunu zedeleyebileceği görüşünde. İhtiyacı olana yardım etmeye bayılır; içindeki kişisel anlamda var olan tatminkarlık duygusunu artırır bu durum. Boş zamanlarında kendisini ikinci elcide runeleri karıştırırken bulmak mümkün. Müziği ve valsi sevebilecek incelikte. Biraz gelenekselci.

[/justify]

10
Uluslararası S. İşbirliği Dairesi / Ynt: [Raiden Minamoto] Kaçırılma Hakkında
« : 30 Ağustos, 2022 01:16:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Emma Louise Guendolen
Uluslararası Sihirsel İşbirliği Departmanı Çalışanı

Kaçırılma Hakkında MACUSA ile Yapılan Görüşme Sonucunda;
Alıntı
  • Görüşme, MACUSA Danışmanı Bayan Dumphill ve Kongre Üyesi Bay McCratch'in katılımıyla gerçekleşti.
  • MACUSA, Meredith Vivienne Boleyn'in kaçırılıp öldürülmesinde kendi topraklarındaki cadı avcılarının sorumlu olduğu konusunda bilgilendirilip sorumlu tutularak ilgili güvenlik önlemlerinin sıklaştırılması ve ivedi bir şekilde çalışmalara başlanması gerektiği konusunda bilgilendirildi.
  • MACUSA, Meredith Vivienne Boleyn'in kaçırılması konusunda kendilerine gelen ihbarın üstelenmediğini Britanya Sihir Bakanlığı ile paylaştı.
  • MACUSA'ya Merlin'in kırılan mührü konusunda bilgi verilerek geriye kalan mühürler konusunda dikkatli davranmalarına dair uyarıda bulunuldu. İstenildiği takdirde bunun işbirliği halinde gerçekleştirilebileceği söylendi.
  • Merlin'in kırılan mührü hakkında bilinenler, ilgili birimlerce incelenmek üzere "gizlilik unsurları" çerçevesinde MACUSA ile paylaşıldı.
  • Britanya Büyücedünyası'nı tehdit eden unsurların varlığının devamı ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bir an önce tehditlere karşı yaptırım ve çalışmalarının olmaması koşulunda Britanya Sihir Bakanlığı kararınca Britanya'nın sınırlarını Amerika Birleşik Devletleri'ne kapatacağı konusunda bilgilendirilme yapıldı.
  • 2 saatlik görüşme sonucunda MACUSA, ilgili birimler ile yapacakları incelemeler ve değerlemeler dahilinde söylenilenleri dikkate alacaklarını, riski en aza indirmek üzere çalışmada bulunacaklarını belirterek görüşmeyi sonlandırdı.




Link: Kaçırılma Hakkında

11
Amerika Birleşik Devletleri Sihirsel Kongresi / Kaçırılma Hakkında
« : 27 Ağustos, 2022 14:46:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Bir yaz gündüzüne kıyasla olağanüstü derecede kasvetli sayılabilecek hava gökyüzüne derin bir fırçayla işlenmiş, bulutlar şişkince bir yağmuru yeryüzüne kurban etmek için Büyük Britanya'nın çeperine sızıvermişti. Kadın yatağından kalkıp ipek sabahlığına sarınırken yaptığı ilk şey, genişçe pencereyi sonuna kadar aralayıp çekmecesinin sol köşesine istiflediği puroyu dudaklarına götürmek oldu. Tütün dilinin üzerinde acı bir tat alıp boğazına ilerlerken yanma hissini yutkunarak geçiştirmeye çalıştı. Baskı altında hissediyordu kendisini. Son zamanlarda Britanya'daki büyücü ve cadıların başına pek çok hadise gelmiş, bir kısmı canlarından olmuş bir kısmı da ömürleri boyunca izini taşıyacakları, çeperi korkuyla kaplı bir fanusa hapsolmuşlardı. Kahır doluydu tüm bu yaşananlara, yitip gidenlere karşı. Öfkeliydi fani dünyanın öfkesine. Bir yandan kendisini geride kalanlara karşı mesuliyet dolu hissederken öteki yandan çalışma arkadaşlarının artık bir ruhun ötesinde olmaları sıkıyordu canını. İkinci bir dumanı çekti ciğerlerine, olabilecek en derin uçlarda hissetmeye kalkışarak gözlerini kapattı. Üzerine yüklenen sorumluluk beklediğinin daha da ötesinde gelmişti sanki cadıya. MACUSA'ya gidecekti bugün biraz da huzursuzlukla. Diplomatik ilişkilerin ne denli zedelendiği bir kenara koyuladursun artık aldıkları nefese dair bir güvenlik yoktu. Her şey, güvenlik açığı sayılabilecek potansiyele sahip hale gelmişti. Baş seherbaz ölmüş, öldürülmüştü. Üzerine bambaşka bir seherbaz da korkunç bir veda ile örtmüştü siyah perdesini anılarına. Başını iki yana salladı. Sorumluydu bakanlığa karşı; Britanya Büyücü Dünyası'nın itibarına, kendisine karşı ve ölenlere karşı sorumluydu. Emma'yı tıpkı bir çift çelik üzengi ile sağlamca tutan şey gururuydu, her şeye karşı duyduğu.

Baş seherbazın ve Bayan Boleyn'in ölümünün üzerinden taze sayılamayacak bir zaman geçmişti. Bayan Minamato'nun aylar öncesinde Sihir Bakanı Bay Carter tarafından görevlendirildiği iddiaları ortalıkta dolansa da bir türlü MACUSA eyaletleri içerisinde yaşanan olaylara dahil edilmemiş, bilhassa dehşet verici olaylar gün geçtikçe artar olmuştu. Britanya dünyasındaki büyücüler belki de daha karanlık günleri beklerken durumun etki artıcı kaynağına inmek var sayılmamıştı. Aylar sonrasında önüne gizli bir evrak getirilip konulduğunda odasındaki kilidi iki kez çevirmek zorunda kalmıştı Emma. Üzerinde Britanya Sihir Bakanlığı'nın resmedildiği bir logo vardı. Doğrusu ya, bunun ilk olarak quidditch finalinde yaşananlar ile ilgili olduğunu düşünmüş, büyüce dünyadaki sihirsel keşmekeşliğin davulunun niyahet kimin başında patlayacağını öğrenme umuduyla heyecanlanmıştı. Ancak umutları eline bir kül gibi serpildiğinde zarfın içerisinden çıkan parşömendeki imza ilişti ilk gözüne: Bay Carter'ın adı ve ünvanı yazılıydı üzerinde. Gözleri hızlıca tane tane iliştirilen, pek ala özenle yazılmış harflerin arasında dolaştı. Meredith Boleyn'in ismi yazıyordu ilk sıralarda. "MACUSA, bunca zaman geçmesine rağmen hala niçin bilgilendirilmemiş ki?" diye kaşlarını çattı. Tehlike ulusal değil, uluslararasıydı.  Devam etti okumaya. Merlin'in mührünün kırıldığı konusunda da bilgilendirilmediklerini gördüğünde kızgınlıkla beraber homurdandı. Çok fazla şey gözden kaçırılmış ve çıkarılmıştı. Ne bekleniyordu ki? Parşömeni alıp tekrardan zarfa koydu. Kendisine verilen görev ve yönlendirmeler çok açıktı. MACUSA'ya gidecek, çalışanlarının kendi alanları çevresinde olanlara karşı vurdumduymaz ve bihaber olmalarına köpürecek, bunun uluslararası boyuta taşınıp kendi varlıklarına zararını ifade edecek ve göz dağı verecekti.

Üzerine ciddiyetini de giyerek kendisine bir profil oluşturan Emma, Sihir Bakanı'nın almış olduğu özel izinleri büyü ile genişletilmiş evrak çantasına özenle yerleştirmişti. Cebinden çıkarttığı  işlemeli saatine göz gezdirdikten sonra aradaki zaman farkını en uygun hale getirecek şekilde planlamıştı kendisini. Amerika'nın saatine göre 11.00'de orada olacaktı ve cisimlenmeyi tercih edecekti. Pencereden son kez çevirdiğinde göz kapaklarını, vaktin geldiğini saatin 'tık' sesiyle anlamıştı. Gözlerini kapattı, belindeki asasını tutarak MACUSA binasına çıkacak sokaklardan en kuytu olanını düşünerek odaklanmaya çalıştı. Birazdan, orada olacaktı.

MACUSA'ya ulaştığında heybetli ve gösterişli bir yapı karşıladı Emma'yı. Roma İmparatorluğu'nun yaldızlanmış çağını anımsatacak kadar kabarık sütunları ile göz kamaştırıyor, ilk kez görenleri hayretler içerisinde bıraktığını düşünüyordu. Fakat bir soğukluk hissediyordu bu taştan duvarlara cadı. Aslına bakılırsa Britanya binası da şaşalıydı fakat MACUSA bürokrasinin sınırlarını içerisine daha fazla emmiş gibi hissettiriyor, sanki tüm bireyler ile arasına kalınca bir perde çekmiş gibi geliyordu. Kıpırdanarak bu soğukluğa gölge düşürme umuduyla eteğini çekiştirdi, üzerine giydiği kısa kollu gömleğin yakalarını düzeltirken nazik ve dik bir biçimde basamaklardan çıkmaya başladı. Çok geçmeden kendisini büyük bir lobi karşıladı. Düzenliydi fakat bu düzenin içerisinde de bölük börçük kargaşanın hakim olduğu bir resmiyet sarmalı vardı. Kendisi ile ilgilenebilecek bir yetkili aradı gözleri. Zira kapının ucunda elinde evrak çantasıyla pek ala görevli olduğu anlaşılabilecek bir kadın dikiliyordu. Nihayet ayakları usulca kendisine yaklaşan adamı gördüğünde kaşlarını kaldırdı şaşkınlıkla. Emma'nın yanına gelirken oldukça yavaştı. "Buyrun." demişti adam yüzündeki hiçbir mimik oynamadan. Emma tek kelime etmedi. Bu savruk hareketleri tasvip etmeyen yüz ifadesiyle çantasını açarken içerisinden imzalanmış izin kağıtlarını çıkartıyordu. "Britanya Sihir Bakanlığı, Uluslararası Sihirsel İşbirliği Departmanı..." diye kendisini tanıttığı sırada ismini buyur etti. Adam karşısında eriyip ufacık hale geldi, memnuniyetsiz iletişimini toparlamaya çalışarak durumun ehemmiyetinin farkındalığıyla kadını görüşeceği ikilinin yanına ulaştırabilmek için harekete koyuldu.

Sihirsel delegeler danışmanlarından birisi sihirsel kongre üyelerinden bir adamı da yanına alarak kendilerine ayrılan geniş bir odaya davet etmişti Emma'yı. Aralarında geçecek olan hararetli konuşmanın kimse tarafından duyulmamasının önemi, herhangi bir bakanlık çalışanına yetkili birimlerden önce sızdırılması konusundaki endişesiyle odanın etrafı büyüyle korunuyordu. İçeriye girdiğinde kongre üyesi Bay McCratch ve danışman Bayan Dumphill ayağa kalkmışlardı kendilerinden emin bir şekilde. Yüz ifadelerinde suçlayıcı tavırlarla karşılacaklarını düşündüklerini okumak aşikardı. Emma Louise duruşundaki özgüveni yerinden kıpırdatmadan elini uzatarak tekrardan kendisini tanıtma lüksünü (!) göstermek zorunda kaldı. "Ben, Britanya Sihir Bakanlığı tarafından görevlendirilen Uluslararası Sihirsel İşbirliği Departmanı çalışanı Emma Louise Guendolen." Karşısındaki iki çift gözün ruhlarındaki iletişim kaynaklarını okumaya çalışıyordu. Adam ve kadın, oturması için cadıya elleriyle işaret verdiklerinde Emma ilk olarak onların oturmasını beklemişti. Koltuğa onlardan önce değil, onlarla birlikte oturacaktı. Bir şekilde her ikisinin de kendisine tepeden bakmalarını engellemiş olacaktı böylece.

"Bugün sizinle ivedikle paylaşılması gereken, Amerika sınırları dahilinde olup Britanya büyücü dünyasında güvenlik ihlallerine sebebiyet veren, hayati risk teşkil eden durumları paylaşmak için buradayım. Zira bu durumlar uzun zaman öncesinde meydana geldi ancak MACUSA tarafından tarafımıza hiçbir bilgilendirilmede bulunulmadı. Amerika kaynaklı sıkıntılar ülkemiz topraklarında-" diye hararetle cümlelerine devam ederken Bayan Dumphill'in sesi kesmişti Emma'nın aklındaki cümleleri. "Ne yani? Bizi, size bilgi vermediğimiz konusunda mı suçluyorsunuz?" diye sorarken yadırgayıcıydı kadın. "Rica ederim Bayan Dumphill. Yalnızca sınırlarınız içerisinde büyücü dünyasını tehdit eden risklerin farkına varmadığınız ve bunların kontrolünü sağlamadığınız için bu tehditlerin uluslararası boyutlara taşındığından bahsediyorum." diyerek bakışlarını kararttı. Onun üslubuna karşılık her şeyi tane tane söylüyor, inanamama ya da anlamama haline karşılık ise kelimelerimin üzerini bastırıyordu. Ülkesinin sınırları içerisinde dış kuvvetlerden gelen kimliği belirsiz insanlar kol gezerken kimin iyi niyetli olduğunu anlamak kolay olmuyordu. İnsanların görünür yerlerinde güttükleri amacı belli eden işaretler olmadıkça karanlık ve ölümün varlığı da en nihayetinde iyilik ve aydınlık gibi yaşamını sürdürmeye devam ediyordu.

Çantasına uzandığında içerisinden kaçırılan ve ardından da cadı avcıları tarafından öldürülen Meredith Boleyn'in hareketli bir resmini çıkarttı önce. Ardından Merlin'in mührünün kırıldığına dair yazılan soruşturma evrakının bir aslını da birliği kuvvete dönüştürebilmek adına gösterecekti. Evrakları inceleyebilmeleri için karşısındaki bürokratlara izin verdiğinde Bayan Dumphill tekrardan milliyetçi bir tavır güden çehresiyle "Bu ithamlarınız çok yanlış Bayan Guendolen." dedi burnundan soluyarak. "Bizler, büyücülük dünyasının korunması konusunda sınırlarımız bünyesini olağan en iyi şekilde gözeten ülkelerden birisiyiz, bunu neredeyse tüm dünya biliyor." dediği sırada elindeki kağıtlara dönmüştü. Bu kadın fena halde uzlaşması güç, akıl almaz ve dinleyip anlamak konusunda çekince sağlayan bir kadındı. Bayan Dumphill'in ılımlı bir iletişim sağlanamayacağı yeterince açıktı. "Elinizdeki fotoğrafta gördüğünüz kişi Meredith Vivienne Boleyn, kendisi Britanya Sihir Bakanlığı'nın saygı duyduğu, elinden gelen tüm gayreti işine adayan bir seherbazdı." diyerek bulunduğu anın nabzını ölçmeye çalıştı. Her ikisi de kılını kıpırdatmadan fotoğraftaki genç kadının güzel ve cansız yansımasına bakıyorlardı. "Bayan Boleyn, cadı avcıları tarafından Britanya sınırlarında kaçırıldı. Ancak kaçırılması Britanya çizgilerinde kalmadan Amerika'ya taştı. Bunun bilgisini tarafınıza ilettiğimizi düşünüyorduk." dediğinde kaşlarını kaldırdı. Ses tonu bir açıklama mesajı değildi esasında, bir soruydu. Cümlesini yalnızca bir soru biçimi ile dile getirmemişti. "Böyle bir duyum  aldık, evet. Fakat yalnızca duyumdu ve daha fazlası için bir talepte bulunulmadı. Ancak yapılan değerlendirmeler doğrultusunda..." diye homurdanarak göbeğini kaşıyan Bay McCratch'e öfkelendiğini belli eden ses tonuyla cevap vermeye koyuldu Emma. Kızmıştı çünkü ortada hiçbir inceleme yoktu. İhmaller denizinde boğulmanın bedeli insanların canlarına kast edilmeyle sonuçlanmıştı. "Yapılan değerlendirme denilen bir şeyden bahsedemezsiniz Bay McCratch." derken tısladı. "Veyahut yaptığınız denetimler bakanlığınızca yetersiz kaldı zira Meredith Vivienne Boleyn, Amerika sınırları dahilinde cadı avcıları tarafından katledildi." derken cümlesini adeta masanın üzerine tükürmüştü. Böyle bir durumun ihtimali söz konusuyken dahi üzerinde durulmamasına öfkeliydi, aynı amaç ve yaşamın peşinde koşturmaya çalışanların bu bölücülüğü niyeydi? Konunun Britanya tarafından geciktirilmesi durumuna da her ne kadar kızgınlık duyuyor olsa da duygularını profesyonelliği gereği gizlemek zorundaydı. Oturup kimsenin ardından ağlamadı ancak içten içe hissettiği ıstırap Emma'yı  dolaylıca sarmalıyordu. "Ülkenizde cadı avcılarını besliyorsunuz ve bu durumu kontrol edemiyorsunuz! Kanlı baloda öldürülen büyücülerimizden haberdarsınızdır herhalde, değil mi?" dedi sert bir üslupla. Bayan Dumphill'in bakışlarındaki ateş yüzüne çarpsa dahi istifini bozmadı. Suçlu olan sözleri değildi, bu bakışmalar Emma'yı korkutmazdı. Emma, kongre üyesine baktı. Dudakları gittikçe gerilmişti. Sıkılgan bir yüzü vardı adamın. Çenesindeki seğirmenin gittikçe duyguya bulandığı, vicdanın azabıyla tütsülendiği aşikardı. "Bu konuda bizden ne istiyorsunuz?" dedi ellerini öne doğru uzatarak. "Şu an kim seherbazlarını cadı avcıları konusunda öne sürürse risk altında kalacak." derken çaresiz bir nefesi dışarıya bırakmıştı. Emma kaşlarını çatarak "Yani?" diye sordu kaşlarını çattığı sırada. Dirseklerini masaya koyarak adamın suratına yaklaştı. "Yani Bay McCratch, risk altına kalınırsa ne olacak? Farkında mısınız bilmiyorum ancak sizin ülkenizdeki cadı avcılarının kontrol edilemeyip yargılanamayışı nedeniyle öldü insanlarımız. Burada yapılacak ilk şey, sorumlusu olduğunuz şeyi kabullenmek ve ivedi bir şekilde çalışmalara başlamak. Aksi halde, Britanya Sihir Bakanı'nın kararı ile Britanya sınırları Amerika'ya kapatılacak." dedi bir çırpıda. Nefesi tükenmişti. Uzunca cümleler kurmak boğazını kurutmuş bu yüzden masanın üzerindeki su Emma'nın dilindeki yerini bulmuştu.

Bay McCratch daha uysal bir adamdı, diğer danışman gibi savunmacı iç güdülere sahip değildi. "Bizi bunlarla suçlayamazsınız!" diyordu danışman gözü dönmüş bir şekilde. Sanki ömür yüz yıl olsa susmayacak bir kadın gibi dizlerine dek düşen çenesini toplamakta zorlanıyor gibiydi. "Suçlamıyorum Bayan Dumphill." dedi sabrını kontrol altında tutmaya çalışarak. Emma'nın şu an en son istediği şey çileden çıkıp duygularıyla hareket etmek, karşılaşmayı karşılıklı birer atışmaya dönüştürmekti. "Zaten gerçekleşen bir olayın "suçlama" kapsamında sayılmadığını ifade etmek isterim." derken noktalama işareti koymaya çalıştı kadının sesine. "MACUSA, kendi içerisinde büyüyen bu 'terör'  birleşimlerini durdurmak konusunda geri adım atacak ise sınırlarımızın açık kalmasının ne anlamı var? Sizler de biliyorsunuz ki, bu bir grup ya da çete olmaksızın bireysel silahlanmalar ile de kendi ulusunuzdaki büyücü halkının da sonunu getiriyor." Bacak bacak üzerine attı. İki bürokrat bu konuda neler yapılabileceği hususunda münakaşa ederken parmaklarıyla masada sessiz bir ritim tutturdu. Sıkılmıştı. Danışman cadı, kendisinden beklenemeyecek hızda bir dinginlikle "MACUSA adına, kayıplarınız için üzgünüz Bayan Guendolen." diye sıkılganlığını böldüğünde keyfi biraz olsun yerine gelmişti Emma'nın. Atışmanın zamanı değildi. Zaten yeterince baskı altında hissettiği bu dönemlerde birilerinin üzerinde tepinmek tercih edeceği son şey oluyordu genellikle. "Bu konuyu ilgili dairelerimiz ve bakanımızla paylaşarak sizleri haberdar edecek ve olağan ne hızlı şekilde güvenlik önlemlerimizi sıklaştıracağımızdan emin olabilirsiniz." dedi bu defa da kongre üyesi adam. "Kimsenin zarar görmesine izin vermeyiz." derken söylediğinin sahiciliğinden şüphe duydu Emma. Yalnızca cadıyı geçiştirmek, konuşmanın uysallığını korumak için bu sakin yolu tercih de ediyor olabilirlerdi. Bürokrasinin içi böyleydi işte, yapılacağı beyan edilen şeyler yapılmaz, tam aksi gerçekleştirilmek üzere yola koyunulması muhtemel şeyler gerçekleştirilebilinirdi. "Umarım." derken konu hakkındaki son sözlerine karışan Emma verdiği göz dağını korumaya devam etti. "Aksi halde Bay McCratch, belirttiğim gibi. Ülke sınırları Britanya tarafından kapatılacak ve halkına bu konuda açıklama yapmak durumunda kalan taraf biz değil, siz olacaksınız." diye omuzundaki saçı bir kenara attı.

Önündeki diğer parşömeni bu defa ikilinin önüne uzatırken boğazını kısaca temizlemek üzere öksürdü. Sabahki puronun acılığı hala kalmıştı etinde. "Merlin'in mührünün kırıldığı konusunda bilginiz var mıydı?" dedi dudaklarını yalarken. İkisi de ses seda çıkarmadan bakanlıktan aslı onaylanan, altında Cornelia'nın da imzasının bulunduğu evrakları okuyordu. "Hayır." dedi Bayan Dumphill şaşkınlıkla. Sesi içine kaçmış gibiydi. Utanç vardı bu defa yüzünde. Belki de sorumluluklarını bu denli saldıkları, bünyesinde çalıştıkları bakanlığın ne işe yaradığını unuttukları için utanç duyuyordu, kim bilir? "Aksini düşünmedim." dedi Emma yadırgayan ve -işte şimdi- suçlayan bir ses tonuyla. "Merlin'in mührü kırıldı ve geride 6 mühür kaldı. Bu konuda da Britanya Sihir Bakanlığı olarak çalışma ve önlemlerinizi artırıp başarılı ve güvenilir çalışanlarınızı sahaya çekmeniz gerektiğini düşünüyoruz. Elinizdeki evraklarda şu anlık bilmeniz gerekenler yazılı. Yine Britanya Sihir Bakanlığı olarak bu konuda işbirliği yapmaya hazır olduğumuzu da bilmenizi isteriz." diyerek derin bir nefes aldı. Bunalmıştı dört duvarın arasında. Tek olmasından mütevellit kendisini aslında tavrından şikayetçi olduğu kadınla aynı kefeye koymak durumunda kalmıştı. Emma da savunucu bir rol benimsemişti ancak en azından haklı bir savunmanın peşindeydi elindeki belgelerle. İçerisinde bulundukları durumun ciddiyetinin farkındaydı ve bu farkındalığı Amerika Birleşik Devleti'nin de bilmesini istiyordu. Kadın "Nasıl olabilir, nasıl bilgilendirilmemiş olabiliriz, aklım almıyor!" diye hayrete düşerken "Bu konuda bilgilendirilmeniz gerekmiyor Bayan Dumphill. Biz nasıl takip ediyorsak sizlerin de büyücü dünyasındaki iş birliği çerçevesinde bunu takip etmeniz gerekiyordu." dedi tepeden bakarak. Yeni başlayan mezunlara işi öğretmeye çalışan bir kıdemli gibi hissediyordu kendisini. Aksine durum hiç öyle değildi. Kadın varsa yoksa kendisinden üç yaş büyük olabilirdi ancak. Adamın ise saçları beyazlamaya, yer yer kelleşmeye başlamıştı. Alın çizgileri geçirdiği ömrün birer gölgesi gibi parıldarken yaşının Emma'dan büyük olduğu netti.

Üst düzey yetkililerin kafalarındaki yer edinen birkaç soruyu yanıtladıktan sonra doğrusunu anlayabilmeleri uğruna bazı şeyleri birer kez daha tekrar etmesi gerekmişti. En nihayetinde görüşmelerini tamamlamak için son cümlelerini sarf ederken "Biz bu konuda ne denli ciddi isek sizden de aynı yaklaşımı sergilemenizi bekliyoruz." dedi Emma. "Burada bugün paylaştıklarımızın uçup gitmesini istemiyoruz. Britanya Sihir Bakanlığı'nın kendisini tehdit eden her türlü duruma karşı duracağını ve elinden geleni ardına koymayacağını bilmenizi isteriz. Aksi takdirde son kez belirtmeliyim ki, söylediğim hiçbir şey sözden ibaret olmayacak."

Soğuk karşılama, soğuk ve çekingenlik dolu bir merasim ile tamamlandığında MACUSA'dan ayrılması yeterince kısa sürmüştü. Cebinden çıkarttığı saate baktı. İki saat geçmişti aradan. Şu an için Bay Carter, mühim bir görüşmesi yoksa bakanlıktaki makamında olmalıydı. Aceleyle iki sokak ötedeki tenha köşeye geçti, belindeki asasını bir elinin parmaklarıyla tuttu. Gözlerini kapatırken zihninde canlandırdığı görüntü Britanya Sihir Bakanlığı'nın giriş katıydı. Önce ofisine gidip üzerindeki yükten kurtulacak ardından detayları konuşmak üzere Seth Carter'ın odasına gitmek üzere harekete koyulacaktı.
[/justify]

12
Yetişkin Postası / Emma Louise Guendolen | Baykuşhane
« : 24 Ağustos, 2022 21:37:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Her türlü postanızı
buraya
bırakabilirsiniz.

13
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 23 Ağustos, 2022 23:04:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Emma Louise Guendolen - Holliday Grainger
*Rütbe başvurusu yapıldı.

14
Yetişkin Karakter Başvuruları / Emma Louise Guendolen
« : 23 Ağustos, 2022 23:01:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakter Başvuru Formu

Karakterin Adı ve Soyadı:Emma Louise Guendolen
Karakterin Yaşı: 32
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri:Zeki bir kadın. Dediğim dedik, inadı inat. Hırslı. Sorumluluğunu fazlasıyla benimseyen, benimsenmediği takdirde buna öfkelenecek kadar da aklı başında. Gerektiği kadarıyla kibirli. İstediği şeyin peşinden koşar. Tatlı dillidir, tatlı diliyle pek ala pek çok işini halledebilir. Ayrımcılığa ve insan kayırmaya tahammülü yok, tam anlamıyla bir eşitlikçi diyebiliriz bu noktada. Yaptığı herhangi bir işte titiz davranmaya ve titiz davranılmasına olağan ölçüde takıntılı.  Altı dolu olmayan herhangi bir davranışı sevmez. Yersizlikten hoşlanmaz. Genel itibari ile insanlar kendisini "güler yüzlü" olarak tanımlasalar da despot yanı da sık sık açığa çıkar. Bazı savruk yanları var iş dışında elbet. Ancak o savruk, eğlence içerisindeki halini yalnızca yakın dost çevresi biliyor. A bir de unutmadan, yardım etmeyi hakikaten çok sever. İçindeki kişisel anlamda var olan tatminkarlık duygusunu artırır bu durum.
Karakterin Kısaca Geçmişi:Emma -babasının dileği ile de Louise- 1834 yılında Galler'da doğdu. Büyük sayılabilecek bir ev, aşırıya kaçmayan yardımcılar ile şımartıldığı düşünülse de pek de şımartılmadığı bir çocukluk geçirdi. Aile içerisindeki bürokratik yerleşimler nedeniyle rahatsız edici bir ketumluk ile büyütüldü. Kuşaklar boyu safkanlığa sahip olan ailesinin geçmişi yoğunlukla bakanlıkta geçti. Annesi, emekli bir Büyülü Kazalar Dairesi çalışanı iken babası ise emekli bir seherbaz. Dede ve anneannesinin geçmişi irdelendiğinde ise dedesinin yine bir seherbaz olduğu bilinir iken anneannesi de şifacılık yaptı. Daha da geçmişe inersek büyükbabasının bir başseherbaz olduğu ve öyle ki başseherbazlığa terfi edişinin beşinci ayında mugglelar ile karşı karşı karşıya gelerek öldüğü biliniyor.

Emma Louise yaşı geldiğinde Hogwarts'a gidip okumuş olan bir cadı. Aile portresi incelendiğinde çoğunluğu Slytherin ve Ravenclaw olmak üzere her binadan büyücünün resmedildiğini görmek mümkün. Fakat Emma, Ravenclaw'a ait oldu. Dördüncü sınıfın başında iken bakanlıkta çalışmak istediğine karar verdi. Hayatının odak noktası haline getirecek bir biçimde gelecek ağını ördü. Dünyevi işlevlerde pek çok usulsüzlüğün yapıldığını bildiğinden ötürü kişi ayrıştırmacılığı ve kaytarmacılığına fazlasıyla karşı bir karaktere büründü. Olağanüstü notlarla mezun olduktan hemen sonrasında ilk olarak bakanlığın "Büyü Kazaları Dairesi"nde çalışmaya başladı. Ancak bürokrasinin daha fazla içerisine girmek ve büyücedünyada var olan ikili yönetimin suistimale açık hale geldiği tezini savunarak yerini değiştirmeyi başardı. Şu an Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi'nde çalışıyor.
İstediğiniz Meslek: Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Çalışanı
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Matushka Üçüncü Enternasyonel
Büyü Yatkınlıkları
  • Biçim Değiştirme Gücü:7
  • Lanet Gücü:13
  • Tılsım Gücü:10
  • İksir Gücü:-
Örnek RP: Diana Destinee'nin rplerine bakabilirsiniz.

Sayfa: [1]