17 Nisan, 2026 09:11:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Son İletiler

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 ... 10
31
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Yol I: Başlangıç
« Son İleti Gönderen: Charlotte Vera Rillian 19 Mayıs, 2023 00:42:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Bulunduğum an içerisinde adrenalin vücudumdan taşıyordu resmen. Diana ile plan yapmaya çalışıyorduk sahiden değil mi? Bizim için değerli olan şeylerin peşinden gidecektik. Cesur olmalıydım. Vazgeçmek diye bir kelime tedavülden kaldırılmıştı artık benim nezdimde. Son derece de kararlıydım, yeni döneme başlarken pes etmeyeceğim konusunda iç sesimle anlaşmaya varmıştım her halükarda. Kendimle olan motivasyon ekleme sürecim bittiğinde vücut dilime yansıyan sevincimle birlikte karışan heyecanımın baskınlığını dizginlemem gerektiğinin bilincine Diana'nın uyarısıyla hemen bir çekidüzen verdim.Omuzlarımı dikleştirirken ses tonumu ayarladım, normal bir günmüş gibi ve biz sürekli Diana ile sohbet eden iki arkadaşmışız gibi. Aksi halde olduğum yerde sevinç çığlıkları atacaktım. Boğazımı temizleyerek "Tamam, tamam... Sakinim." dedim. Sakin olmazsam bana güvenebilecek gibi gözükmüyordu zaten Diana. Kırıcı bir tavırdı bu sergilediği. Dudaklarım çizgi halini tekrardan benimserken "Böyle bir durumda bizi zor duruma sokar mıyım sence? Biraz inancın olsun." diye söylediğimde kırgınlığımı lanse etmemeye çalışmıştım. Ne kadar başarılı olduğum tartışılırdı. Hem kırılmanın da vakti değildi. Çok anlaşamadığımız malumdu. Ortak değerler üzerinde buluşabilsek yeterdi. Kendimi üzmeyecektim. Yüzüm gevşerken Diana'da fikre sıcak bakmaya başlamış gibi duruyordu. Hafta sonunu beklemekten başka çaremiz yoktu. İşte, bu noktada ben de Diana'nın az önce söylediği gibi kanatlı bir hayvan olmak isterdim. Kesinlikle bir baykuş olmazdım ama bulunduğumuz anda yol kat ettirebilecek herhangi bir kanatlara sahip canlı olsam yeterdi.

Diana aklından geçen planlamayı sunduğunda başımı salladım. Dikkat çekmememiz gerekliydi. En ufak hata bizim başımıza çorap örebilirdi. Özellikle de okuldaki öğrencilerinin birçoğu bize Eadwig ile Samuel'i sorarken kendimi daha çok tetikte olmak zorunda hissediyordum. Bir şey biliyormuşuz da saklıyormuşuz gibi davranıyorlardı. Diana'nın da başına sürekli bir kalabalığın üşüşüp kızı bunalttıklarını görmüştüm. Bana göre işin garibi ise bana da bir şeyler sorulmasıydı. Eadwig ile olan iletişimimiz malumdu. Evet, ev adresini biliyor olabilirdim ama olan bitene dair hiçbir şey bilmiyordum. İnsanların gözünün bu kadar çok bizim üzerimizde dolandığının daha önce hiç bu kadar farkında olmamıştım. Ayrıca, söylentilere göre Bakanlık işin içindeyse gizliliğin üst düzey olduğu kanısındaydım. O yüzden doğrusu ne ise gittiğimizde öğrenecektik. Mühim olan mevzuyu öğrenmek de değildi. Sevdiğimiz ve değer verdiğimiz insanların yanında olmak istiyorduk, ne olursa olsun. Kararlı bakışlarımla onayladım Diana'yı o yüzden."Gün ışımadan bile çıkabilirim ortak salondan. Olabildiğince erken buluşmaya çalışalım uygun olursa. Umarım yokluğumuz kahvaltıda fark edilmez." derken aynı odayı paylaştığım kızlara halsizlik numarası çekmeyi düşünüyordum. Hastalandığım zaman huysuz olduğumu bildikleri için yanıma hiç yaklaşmayacaklarını önceki deneyimlerimden öğrenmiştim. Uyurgezer olduğumdan sabahları yatağımda olmamam gözlerine batmazdı da. Buraya kadar hiçbir sorunum yoktu. Wonk'un çalışma stilinin sorusuyla zihnimden koparıldığımda elimi çeneme götürdüm düşünceli bir tavırla. Kulağımda bir yandan da Gryffindorlu cadıdaydı. Büyü yapamayacağımız aşikardı. Kendi güvenliğimizi de düşünmemiz gerekliydi. Adaya gitmenin tehlikeli bir yolculuk olacağını ikimizde biliyorduk. Kafamda her söylediğini toparlamaya çalışıyordum. Çenemi sıvazlarken kıstığım gözlerimi araladım. Dedikleri gayet uygundu bana. Hazırlıksız yola çıkmamız büyük aptallık olurdu. Yavaş yavaş sessizleştiğim noktadan girecektim konuya. Wonk, kişileri gözlemlerdi. Karakteristiğine uygun bir şey isterdi. Her verileni o yüzden kabul etmezdi. Gerçek bir değeri olmalıydı karşı tarafın sunacağı eşyanın. Başımı yana yatırıp Diana'yı süzdüm şöyle bir. "Önce Wonk konusunu halledelim. Hmm..."

Kısa bir anın ardından devam ettim:"Wonk, dediğim gibi tuhaftır biraz. Ona gelenleri test etmeyi sever. İlk olarak seni tanımak için birkaç soru soracaktır. Özel sorular değil, elbette, merak etme. Az çok tanıdığım şekliyle yola çıkarak senden cesaretini temsil eden bir şey isteyebilir. Tabi, bu sadece benim öngörüm. Elinde elma ile bile gitsen senin için değeri olduğunu anladığında onu isteyebilir. Kandırılmak istemez, kim ister zaten? Pis bir ağzı da var. Wonk ile ikinci bir görüşme yapmayacağımız için önden götüreceğin eşyayı seçsen iyi olur."

Wonk'a elimde benim için önemi olan her şeyi vermiştim neredeyse. Köşeye acil durumlar-aile tarafından- için ayırdığım bir iki eşya vardı yalnızca elimde. Hala büyükannemlerle ilgili mektupları neden baykuş ile gönderemiyor olduğumu anlayamasam da sorgulamakla uğraşmak istemiyordum. Zamanı geldiğinde öğreneceğimden emindim. Her şekilde Eadwig için elimde ne var ne yoksa verecektim. 

Düşünülmesi gereken bunca şey olması canımı sıkıyordu. Diana hazırlık işini kendi halledeceğini söylese dahi ben de elim boş gidemezdim ya. Belki şansımız yaver giderdi ve hiç büyü kullanımını gerektirecek bir durumla karşılaşmazdık ki büyü de kullanamayacak olduğumuz gerçeği plan yapma çabamızın en başından beri beynimin bir köşesini tırmalarken güveneceğimiz şey mantığımız ve kas gücümüz mü olacaktı? Diana'yı uzaktan tanımama rağmen farklı zeka türlerimiz ve farklı yeteneklerimiz olduğunu net bir biçimde görebiliyordum. Bu bizim için avantaj sayılırdı bana göre ancak o ne düşünürdü hiçbir fikrim yoktu. Yine de ihtiyacımız olabileceğini düşündüğüm birçok eşyayı çantama sığdırabilirdim. Limana gidecektik sonuçta. Akla gelen ve gelmeyen her şeye ihtiyacımız olabilirdi. Belki kılık değiştirmek için birkaç parça eşya uygun düşerdi. Yiyecek, içecek ve muggle parası iş görebilirdi. Şimdiden listelemeye başlamıştım gerekli olanları ama yatakhaneye gidince her şey kafamda daha da net bir hale bürünürdü. Kafamı sallayarak Diana'ya son düşüncelerimi iletmek için üst vücudumu biraz daha eğdim söyleyeceklerim duyulmaması için."O zaman anlaştık. Son hazırlıklarımızı yapıp yola koyulalım. Yan yana birlikte çok sık gözükmesek daha iyi olacağından eğer akşam yemeğinden sonra aklına bir şey takılırsa veya eklemek istediğin bir şey olursa az önceki çiçeklerin bulunduğu yerdeki taşlığın arasına not sıkıştırabilirsin, her ihtimali değerlendirelim diye söylüyorum yani..." Göz ucuyla çiçeklerin olduğu tarafı işaret etmiştim. Diana'nın bunu yapacağını düşünmesem de bize iletişim yolu açmak birden aklımda yer edinmişti. Onun için tuhaf olduğumu biliyordum. Benliğimi inkar edemezdim ya. Diana ile kanımızın hemen birbirine kaynamasını beklemiyordum ama ortak bir amaç uğruna birbirimizle anlaşabilirdik. Kızın garip bakışlarıyla daha fazla karşılaşmak istemediğimden kısa kessem iyi olacak gibiydi."Başka bir şey yoksa... Gideyim ben şimdi, görüşürüz (?)." demiştim şaşkın bir yüz ifadesiyle. Bulunduğumuz durumda göz önüne alınırsa iletişim konusunda harika değildim. Bir iki adım gerileyip etrafı kolaçan ettim hemen. Kalabalık bir Hufflepuff grubunun arkasından olduğum yerden atılarak aralarında kaynayıp geçtim hızlıca. Önce mutfağa uğramalıydım. Bizim mutfağın emektarlarının ağzından renk belli etmeden bir şey duymuşlar mı diye bilgi edinmeye çalışacak ve aynı zamanda da bize yolluk yiyecekler ayıracaktım. Bu işimin en kolay kısmı sayılabilirdi. Adımlarım arasında daha çok yeni günün nelere gebe olacağına dair düşünceler vardı. Ve, o da şüphesiz ki bilinmezlikten ibaretti.
32
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Beyaz ışık
« Son İleti Gönderen: Darren Shan 18 Mayıs, 2023 22:03:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Cadı:Lilith d'Ibelin

Hastane koridorları dünyadaki en ıssız yerlerden olabilirdi Lilith'in gözünde. İnsanlar ya kendileri canları için telaşa düşerdi bu koridorlarda yada sevdikleri birisinin ölümüne dökecekleri gözyaşlarının hesabını yapardı. Tabi düşmanlardan gelecek kötü bir haberin, zafere götüreceği dolambaçlı yolu gözleyenler de az değildi; her virajda yeni bir düşmanın cansız bedenini gömülüyor ve yola devam ediyordu. Nora, yoldan çıkan Adras'ın öngöremediği küçük bir hatası sayesinde kurtulmuştu. Döndüğü o virajı atlatıp, yolculuğunu St.Mungo'da bitirmişti.

Dün gece Adras'ın sinsice kurduğu plana kendi ayaklarıyla yürüyen ve ölümden dönen cadıyı bay Maqe aceleyle getirmişti hastaneye. Çok geçmeden babası, yani Baş seherbaz, tarafından hastahaneye gönderilmişti genç seherbaz adayı Lilith.  Yaralanan cadının uyanmasını beklemek zorunda olduğu için Sınbira'nın ameliyattan sonra bekletildiği odanın önünde sabahlamıştı. Yarası oldukça derin ve ölümcüldü bölümün baş şifacısına göre ama atlatmayı başarmıştı hayatı tehlikeyi. Lilith, içten içe cadının hayatıyla hiç ilgilenmek yerine vereceği bilgiler hakkında sabırsızlanıyordu. Tabi duruma göre biraz huysuzluğu da üzerindeydi, uykusuzluk genç cadıyı asabi yapardı hep. Baş seherbaz yardımcısının görevlendirdiği, kendinden birkaç yıl daha tecrübeli olan seherbazlarla pek iyi anlaşamamıştı. Bakanlıkta ki d'Ibelin'lerin adam kayırması hakkında ki dedikoduların ortasına düşmüştü tam olarak, bununda etkisi çoktu tabi. Şimdi birde konsey üyesi ihtiyar d'Ibelin'in bu ihaneti vardı sırada.

Düşüncelere daldığı bir sırada koridorun önünde ki hareketlenmeyi fark edip dikkatini oraya verdi. Bayan Gray'in odasının bulunduğu koridora kuş bile uçurtmamaları söylenen seherbazlar, birisiyle tartışıyorlardı. Lilith neler olduğunu kontrol etmek üzere oturduğu yerden kalkıp, koridorun başına doğru ilerlemeye başladı. Yaklaştıkça konuşulanları daha rahat duyuyordu, içeri girebilmek için çırpınan sesin sahibini tanıması uzun sürmedi. Yürümeye devam ederken, oradan ayrılmaya niyetlenen tanıdık stajyere seslendi. "Steven!" Adımlarını hızlandırarak gördüğü genç büyücüyü bir an önce yakalamak istemişti. Sonunda Steven'ın yanına vardığın da gencin yüzüne yayılan kurtuluş ifadesini fark etmişti. Seherbazlar onlara verilen görevi yapmışlardı sonuçta. "Lilith, seni gördüğüme sevindim. Baban iyi değil mi? " endişelenmiş olmalıydı, bakanlıktan birisinin ağır yaralandığı haberi hastaneye yayılmış görünüyordu. Cevap vermeden önce, şifacı stajyerine gelen baykuşun bıraktığı not kağıdına kaymıştı dikkati. Steven kağıtta yazanları okumaya çalışırken, koridora doğru yürümeye başladılar. "Babam iyi fakat bayan Gray pek iyi değil. Özel görevlendirme sırasında yaralanmış, dün akşam apar topar bizim çiftliğe gitti neredeyse tüm bakanlık. Bizim ihtiyar Helios var bütün bu karmaşanın arkasında, kendisi de ortalarda yok. " diyerek kısaca özetledi olanları. Dün gece olanlar başına gelebilecek en aksiyonlu olay olabilirdi hayatı boyunca, ama tabi gözü daha da fazlasındaydı artık. Kendine güveni artmıştı çünkü. Odanın önüne geldiklerinde kapıda duran şifacı, bayan Gray'in uyandırılacağını ve bu yüzden içeri girebileceklerini söylemişti. "İçeri girebiliriz, sonunda buradaki işlerimi bitirebileceğim." dedikten sonra hafifçe kapıyı tıklattıktan sonra kapıyı açıp, Steven ile birlikte odaya adımlarını attılar.

Steven daha odaya girer girmez cadıyı daha önceden tanıdığını söylediği bir cümle kuracaktı. Lilith şaşkın bakışlarını genç büyücüden çektikten sonra, baygın cadının uyanması için koluna takılan seruma enjekte edilen ilacın bir an önce etki etmesini beklemeye başladı. Bu sefer hemen kulağına fısıldayan Steven'ın sorusu ile karşılaşacaktı, cadının başına tam olarak ne geldiğini merak etmişti. "Buraya geldiğinde karnında demir çubuk hala duruyordu, bir yerden demir çubukların olduğu bir zemine düşmüş sanırım. " diye cevapladı. O yüzden eşya kazaları bölümüne getirilmişti zaten. Daha sonra pek kalabalık olmayan odaya bir sessizlik hakim oldu, herkes cadının uyanmasını ve vereceği ilk tepkiyi merak eder olmuştu. Çok geçmeden cadının dudaklarından dökülecek ilk kelime bir isim olacaktı. "Balian". Fısıldamıştı, ama Lilith babasının ismini çok iyi duyabilmişti. Şokla birlikte yüzüne yayılan iğrenmiş ifadeye engel olamadı. Kadının ağzından dökülen ilk şeyin babasının ismi olması hoşuna gitmemişti. Kadın tamamen kendisine geldiğinde, sanki ölümden dönen o değilmiş gibi, neşeli hallerle etrafına laf atmaya başlamıştı. Birkaç güne bir şeyinin kalmadığını söylüyordu. Daha sonra araya Steven girdi ve az önce ayaklarının dibine bırakılan notta yazanları iletti bayan Gray'e. Herkes tarafından sevilen ve saygı gören birisiydi belli ki, babası bile arada evdeyken bahsederdi bu kadından. Ama az önceki sayıklaması, Lilith için aralarında iş arkadaşlığından daha fazlasının olduğunun kanıtıydı. Sinirleri tepesine zıplamıştı tabi düşündükçe, annesinden sonra bile bitmemişti kadınlarla olan ilişkileri. Aklından geçen düşünceleri, Steven'ın stajına geri dönmeden önce söylediği "İşinle duygularını karıştırma Lilith, sonra görüşürüz." cümlesinin ardından değişecekti. Haklıydı, önce ona verilen görevi bitirmeliydi, gerekirse Adras'ın yarım bıraktığı işe kendisi devam edebilirdi. Tabi sadece zihninde. "Görüşürüz." dedi odadan çıkan arkadaşına ve hızlı hareketlerle seherbazın yatağına doğru ilerledi. Eline aldığı kalem ve not defterini hazırladı oraya koyulan bir sandalyeye otururken.

"Bayan Gray öncelikle geçmiş olsun..." cümlesini yarıda bıraktığı sırada, bakışlarını ona gülümseyerek bakan cadıya çevirdi. "Dün gece neler olduğunu anlatan ifadeniz acilen gerekli. Babam..." duraksadı, düşüncelerindeki karmaşa yüzünden hata yapmıştı, "...Yani Baş Seherbaz gerekli dosyaları sunup, konsey üyesi bay d'Ibelin'in bu ünvanının düşürülmesi için sizden gelecek bilgileri bekliyor." elindeki kalemi hazır bekletirken ekledi, "Hiç bir detayı atlamamanız gerekiyor.". 

 
33
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Beyaz ışık
« Son İleti Gönderen: Bartemius Rosier 18 Mayıs, 2023 17:28:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc şifacı:Steven Kim

Bir Ekim akşamı hastahane başlayan kargaşa, büyü dünyasında bir şeylerin yolunda gitmediğinin göstergesiydi. Her ne olduysa sonu hastahaneye uzanacak kadar gürültülü bitmiş olmalıydı. Steven sıradan hastalarla uğraşırken çevreye yayılan söylentileri duyunca, merakından dolayı hastahaneden biraz geç çıkmaya karar vermişti. Stajerlik günlerinin her biri ayrı maceralı geçiyordu tabi ama ufak tefek şeylerdi hep. Duyduklarına bakılırsa, konsey üyelerinden birisinin yol açtığı bir kazanın kurbanı getirilmişti hastahaneye.  Bu cidden büyük bir olay gibiydi ama sadece söylentilerden ibaretti tabi. Abisinin kesin haberi olurdu ama onun ağzından kelimeleri cımbızla çekmeye çalışmak yerine, kendisi bir şeyler öğrenmek istemişti.

Büyü hasarı bölümüne getirilen birçok büyücü vardı. Giyimlerine bakılırsa koruma oldukları çok açıktı. Çamura bulanmış pelerinlerinin altında ki koyu renk takım elbiseleri hepsini tek bir fabrikadan çıkmış gibi gösteriyordu açıkçası. Sanki topluca savaşa girmişler gibi hepsinde aynı türden yaralanmalar mevcuttu.  Ama hiçbiri ölümcül derecede yaralanmışa benzemiyordu, sadece durmadan inleyen yarasaları andırıyorlardı. Steven, gelen bu toplu yaralanma vakası ile ilgilenen şifacıların ağızlarından laf almak için peşlerinde dolanıyordu. İksir şişelerini, gerekli ilaçları getir götür işlerinde yardımcı oluyordu bu sayede. "Bunlar basit saldırı veya savunma hasarı almışlar. Asıl yaralanan bizim bakanlığın çalışanlarından, yani seherbazlardan biri olabilir. " Steven aralarında konuşan iki şifacıya dikkat kesilmişti, duymaya değer şeyler söyledikleri belliydi "Gelen kişi kimse tam göremedim ama kıyafetlerine bakılırsa, çok kan kaybetmiş. Eşya kazaları bölümüne götürüyorlardı, her ne geldiyse başına." sonunda öğrenmek istediği bilgiyi öğrendikten sonra büyü hasarı bölümüyle olan işini bitirdi. İçine korku düşmüştü yaralanan kişinin bakanlıktan olduğunu duyunca.  Bakanlıkta çalışan bir sürü sevdiği insan vardı; abisi, Lilith yada onun babası olabilirdi yaralanan kişi. Hızlı adımlarla ilerlerken, Lilith'in başına bela açma potansiyelinin ne kadar fazla olduğunu bildiğinden, kendisini kötü bir manzaraya alıştırmaya başlamıştı bile. 1. kata indiğinde, şifacıların telaşla etrafta koşturduğu koridora doğru bir bakış attı.  Tam içeri girecekti ki, koridorda bekleyen iki tane genç seherbaz önünü kestiler. Bu katta çalışan şifacılar haricinde girişler yasaktı. "Orada ki benim bir yakınım olabilir, izin verin bir bakayım." dedi ama büyücülerin ikna olmaya pek niyeti yok gibiydi. Kesin emir aldıklarını ve kim olursa olsun izin vermeyeceklerini söylüyorlardı. "Baş seherbaz, benim babam gibidir. Bakın kim olduğunu öğreneyim, sonra hemen çıkacağım söz." diyerek şansını zorladı son kez ama aldığı tepki "Tabi tabi bay d'Ibelin, benim de öz amcam gibidir." olmuştu. Büyücüler kendi aralarında gülüşürken, Steven yüzünü buruşturmuştu bu iğrenç espriye "Bay d'Ibelin burada olmadığı sürece kimseyi içeri alma lüksümüz yok, büyü hasarı stajyeri. Şimdi kaybol!" çaresiz evin yolunu tutacaktı. Ama içini rahatlatan bir bilgi almıştı, bay d'Ibelin hastahane de değildi. Kızına bir şey olmuş olsa, hastahanede olurdu muhakkak. Abisinin tek parça olduğunu da eve gittiğinde öğrenecekti zaten.

Bir sonraki sabah

Sabah gazetelerde dün hastahaneyi birbirine katan olay hakkında kayda değer hiçbir bilgi yoktu. Bakanlık, her ne olduysa, dışarıya bilgi sızmaması için uğraşıyordu ve başarıyordu belli ki. Abisinin bir şeylerden haberinin olduğu çok açıktı, fakat tabi ki ağzını bıçak açmıyordu işine sadık olan büyücü. İşlerinin yoğun olduğunu söyleyip, evden çıkmıştı. Steven'da, bilgi alacağı en iyi yerin hastahane olduğunu bildiğinden kahvaltıyı erkenden bitirip evden çıktı. Zavallı anne bayan Kim ise acelesi olan oğullarının, işlerine olan bağlılığı ve çalışkanlığı ile gurur duymakla meşguldü. Kahvaltılarını yarım yamalak yapan evlatlarına üzülüyordu tabi.

Merdivenlerden çıkarken, birinci kata geldiğinde duraksadı ve koridora bakındı. Yine o gıcık genç seherbazlar tarafından korunuyordu ve kuş uçurtmayacakları, ellerinde hazırda beklettikleri asalarından belliydi. Biraz torpil bulmadığı sürece, içeri girmesi imkansızdı. Steven'ın geldiğini gören seherbazlar, birer koruma misali hemen koridorun girişinde yerlerini aldılar. Bakışlarıyla konuşup, Steven'a buradan gitmesini söylüyorlardı resmen. Başını Koreli usulü selam vermek üzere hafifçe eğip selam verdi ve "Kolay gelsin." dedikten sonra kendi katına çıkmak üzere merdivenlere yöneldi tekrar. "Steven!" diyen tanıdık sesi duyunca, heyecanla açılan gözleri ile birlikte başını çevirdi koridora doğru tekrardan. Lilith ona seherbazların koruduğu koridorun ilerisinden seslenmişti ve şimdi de hızlı adımlarla yanına doğru geliyordu. Aradığı torpil ayaklanmış geliyordu. Seherbazlara doğru, zafer kazandığını anlatan bir gülümseme yolladı ve onların şaşkın bakışları arasında Lilith'e doğru ilerledi. İzin verip vermemek arasında kaldıkları için birbirlerine saf bakışlar atıyorlardı. "Lilith, seni gördüğüme sevindim." derken cadıya bakıyordu, ama bakışlarını birkaç saniyeliğine seherbazlardan o iğrenç espriyi yapana sabitledi ve "Baban iyi değil mi?" diye sordu. Onu gerçekten tanıdığını ispatlıyordu aklınca. Bu sırada hemen ayaklarının dibine, yeni tanıdığı bir baykuş tarafından, bırakılan bir mektup düşüverecekti. Kendi bölümünün baş şifacısının baykuşuydu, bayan Doukas'tan bir haber getirmiş olmalıydı. Meşgul olduğunda böyle haber yollardı. Seherbazların yanından ayrılıp, yaralının kaldığı odaya ilerlerken, Lilith olanları anlatmakla meşgüldü. Konsey üyelerinden bay d'Ibelin neden olmuştu demek bu kargaşaya, adamı gördükten beridir karanlık tarafını görebiliyordu Steven zaten. Pek şaşırmadı ama işlerin bu noktaya gelmesi, yaralananların olması büyük talihsizlikti. Mektubu açıp okumayı da ihmal etmedi tabi. Baş Şifacı, Steven'dan yaralanan arkadaşı Nora Gray'i ziyaret etmesini istiyordu. Meşgul olduğu için arkadaşını göremeyen cadı üzülmüş ve yerine Steven'ı seçmişti kontrol etmesi için. Genç stajyer sevinmişti baş şifacısının ona duyduğu güveni tecrübe edince. Lilith ile birlikte içeri girdiler, yaralanan ve kendine gelmek üzere olan cadıdan ifade alma işini stajyer cadı yapacaktı. Lilith epeyce mutlu görünüyordu ilk ifadesini alacağı için.

Çok geçmeden içeri girdiklerinde, odada yatan kadını hemen tanıdı. "Ah.. Bayan Doukas ile malzeme alışverişinde karşılaştığımız cadı bu." dedi. İçeride bekleyen, yaşça biraz daha büyük ve tecrübeli, seherbaz olduğu mimiklerinden bile okunan adama döndü Steven. O da bayağı endişeli görünüyordu. O yüzden soru sormaya çekindi. "Neler olduğunu biliyor musun tam olarak? Nasıl bu hale geldi ?" diye fısıldayarak sordu Lilith'e. Genç cadı fısıldamaya gerek duymadan bizzat tecrübe ettiği olayları anlattı. Cadıya kurulan tuzak sonucu, yüksekten bir demirin üzerine düşmüştü. Ölmediği için şanslıydı. Sonra baygın yatan kadının dudaklarından bir isim dökülecekti. Lilith'i memnun etmeyen bu sayıklama, cadının suratını hemen düşürmüştü. Babasını kimseyle paylaşma niyeti olmamıştı zaten. Bayan Gray, çok geçmeden uyandığında şaşılacak şekilde çevresindekilerle şakalaşmaya başlamıştı bile. "Ucuz atlattınız bayan Gray ama evet iyileşeceksiniz. Umarım o zamana kadar sizi burada tutabiliriz." dedi görevli bir şifacı edasıyla Steven. Yatağın baş ucunda duran, hastanın kayıtlarının tutulduğu kağıtların olduğu dosyayı eline aldı ve biraz baktı. "Burada çokça dinlenmeniz gerektiği yazıyor. Bir de unutmadan, bayan Doukas meşgul olduğu için gelemedi. Onun yerine buradayım ben. Ona iletmek istediğiniz bir şey varsa söyleyin lütfen, benden mektup bekliyor durumunuzla alakalı olarak." dedi. Burada işlerin karışık olduğu ve çözülmesi gereken durumların olduğu çok açıktı. Öğreneceğini öğrendiğinden, artık odadan çıkabilirdi gönül rahatlığıyla. "Geçmiş olsun bayan Gray, ben de staj yerime döneyim artık." dedi ve başıyla selamladı içerideki yetişkinleri tek tek. En son Lilith'e dönerek "İşinle duygularını karıştırma Lilith, sonra görüşürüz." dedi ve odadan çıktı.
34
Yetişkin Karakter Başvuruları / Levi Hylland Boratav
« Son İleti Gönderen: Levi Hylland Boratav 18 Mayıs, 2023 01:08:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ad: Levi Hylland
Soyad: Boratav

Yaş: 32
Doğum Tarihi: 2 Şubat - 22.09

Aile Geçmişi

Boratav ailesi, on sekizinci yüzyılda Fransa'dan Osmanlı'ya kaçmış, büyücülükle uğraşmakla beraber tüccarlık yapan bir ailedir. Ailenin kurucusu Alexander Cramisore Boratav, her zaman için büyücü ve muggleların beraber yaşaması gerektiğini savunmuş ve ailesine bu düşünceyi aşılamaya çalışmıştır. Levi'nin annesi Handan, Bulgar asıllı bir cadı olmakla beraber hayatını İstanbul'da geçirmiştir. Babası Xavier ise kendi babasının yolundan giderek büyücülere sihirli metaller pazarlamıştır. Geçimlerini böyle sürdüren ailenin tek çocuğu Levi olmuştur.

Kişisel Özellikler

Levi gezmeyi çok seven bir insandır. Onu Londra'ya getiren de bu olmuştur. Asla durduğu yerde duramaz, her fikre heyecanlanır, her fikirden etkilenir. Büyük ailelere merakı olduğu gibi sihirli yaratıklara da merakı vardır. Ancak onun en sevdiği şey, kesinlikle bitkilerdir. Bitkibilim dersini hiçbir zaman tamamlayamamış olmasına rağmen doğanın insanlara verdiği her şeyi mutlulukla kabul etmeyi bilir. Nazik birisidir, çok konuşur. Şu hayatta en çok korktuğu şey, insanların onu sevmekte başarılı olamamasıdır. Bir de kediler. Dümdüz kediler. Onlar, Levi'yi dehşete düşürür.
Sözel konularda iyidir, bir şeyin içine üç sayıdan fazlası girsin hemen kafası karışır.

Kendi Geçmişi
Levi doğduktan sonra babası, onun İstanbul'da eğitim alması konusunda oldukça ısrarcı oldu. Ancak kendi kuzeni Gavin, İrlanda'da yaşamakta ve Levi'nin iyi bir büyücü eğitimi almasını istiyordu. Bu yüzden Levi, büyücülük eğitimini Hogwarts'ta aldı.

Ancak dersler için biraz fazla hareketli ve heyecanlı, arkadaş grupları için ise fazla patavatsızdı. Diline hakim olmayı bilmediğinden öyle çok bir arkadaşı hiçbir zaman olmadı. Yine de kalbinde kötülük olmayan bu adam, bir Gryffindor öğrencisi olan Gabrielle Van Hydr tarafından kabul gördü. İlerleyen yıllarda arkadaşlıktan bir tür romantik ilişkiye dönüşen ilişkileri, Hogwarts bittiğinde bir evliliğe dönüştü.

Levi'nin bu evlilikten Cali ve Emily adında iki kızı oldu. Kızlar ikizdi, dünya tatlılarıydılar. Onlardan sonra Youssef adında bir de oğlu oldu. Gabrielle, Youssef'i doğururken öldü.

Ancak ölüm olarak kabul gören bu tatsızlığı Levi olduğundan daha sakin karşıladı. Çocuklarında, karısını görmekten hiçbir zaman vazgeçmedi.

İstediği Meslek: Şifacı

Büyü Yatkınlıkları:

Lanet Gücü: 6
Biçim Değiştirme: 4
Tılsım: 18
İksir: 2


[spoiler]Güneş ışıkları tepesinde ışıldadığı sırada bahçede koşturmakta duran Youssef'un neşeli gürültüleri kulağına ulaşıyordu. Güzel bir gündü. Cali ve Emily mutfaktaki masaya kurulmuş, kimin daha iyi örgü ördüğü hakkında tartışıyorlardı. Levi'de verandasındaki koltuğa çökmüş, gözünde okuma gözlükleri, kucağında birkaç defa okuduğu eski bir kitap, bu huzurlu seslerin tadını çıkarıyordu. Dün gece pek sevgili dostu Hamish Forbes ona uğramış, St.Mungo'da olup bitmekte olan birkaç şey hakkında söylenmiş de durmuştu. Neyse ki sabah olup da Levi masaya oturana kadar bütün bu derdin kederin anısı aklından çıkıp gitmişti.

Derince bir nefes aldı. Açmakta olan papatyaların bayık kokusu burnuna ilişiyor, masanın üstünde yer alan sürahideki taze sıkılmış limonatanın kokusuyla birleşiyordu. Bazen, yalnızca bazen, böyle güzel bir hayatı hak edecek hiçbir şey yapmadığını düşünerek kederlense de sonra bir şekilde işte... Aklından silinip gidiyordu bu güvensizlik.

Okumadığı kitabın solmaya başlamış satırlarına bir göz attı. Normalde okurdu da işte, şimdi Youssef'i izlemek daha keyifli gelmişti ona. Genç adam öyle çok da geniş olmayan bahçede dolanıp duruyor, kendi kendine çıtalardan asa yapıp onu havada sallaya sallaya babasını taklit ediyordu. Lakin bazen elindeki çıtayı asa yapmaktan vazgeçip bir kılıca çeviriyor, komşunun köpeği Gus'ın peşinden koşturan bir şövalyeye dönüştürüyordu.

Her şeyden sonra, Levi Youssef'un o kadar da zeki olduğunu düşünmüyordu.[/spoiler]
35
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Beyaz ışık
« Son İleti Gönderen: Nora Gray 16 Mayıs, 2023 18:20:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Soğuk, vücudunun titrediğini hissediyordu genç cadı. Parmak uçlarının soğuktan uyuştuğunu hissediyordu ve nefes alışının düzensizliğini. Kalp atışlarını dinliyordu sadece, yavaş atıyordu. Yavaş ve düzensiz, her vuruş ona sanki bu soğuktan kurtaracak kanı pompalamaya çalışıyor ama yetersiz kaldığını hissettiriyordu. Her kan hücresi vücudunda donmuştu sanki ve çözülmeyi bekliyordu. Vücudunda ki oksijenin azaldığını hissetmişti, kan hücrelerinin çekildiğini ve her şeyin son bulduğunu. Yavaş yavaş karanlığa gömülürken küçük bir ışık parçası bırakmıştı belki de arkasında. Belki o ışık parçası yetmişti onun hayatına tutunmasına. Öldüğünde böylemi oluyordu, her şey karanlık ve soğuk. Oysa ki genç cadı sıcaklığı bulacağını sanıyordu her zaman. En azından annesinin anlattıkları kadarına inanıyordu gerçi inanıp inanmadığını hiç bir zaman sorgulamamıştı kendi kendine ve şimdi ise hissettiği tek şey soğuktu.

Tüm hücreleri sanki soğuktan kas katı kesildiğini hissediyordu, ah hayır soğuktan değildi bu acıdan dolayıydı. Kasları gerilmişti acıdan dolayı ve tek bir noktaya sabitlemişti kendisini. Yeni açılmaya başlayan zihnine bütün sinir hücreleri acıyı iletiyordu, bütün duyu organları oraya sabitlemişti kendisini bütün vücudu sanki tek bir şeye odaklanmıştı.

Gözlerini arala yamıyordu genç cadı sanki göz kasları emirlerini hiçe sayıyordu, parmaklarını oynatmaya çalıştığında sanki kan tekrardan vücuduna hücum etmeye başladığını hissetti. Uyuşan parmak uçları karımcalaşmaya başlamış oynattığında küçük küçük kürdanlar sanki parmak uçlarına saplanıyordu. Küçük cızırtılar duymaya başladı ilk önce daha sonra anlayamadığı boğuk seslere dönüştü. Yavaş yavaş neler olduğunu hatırlamaya çalışıyordu sanki hafızası bir yapboz parçası gibi tek tek geri geliyordu. İlk baş bir kimlik hatırladı üzerinde farklı bir isim yazan daha sonra yeşillikler ile çevrili güzel bir daha sonra kızıl saçlara sahip bir kadın portesi. Portre? o anda işte tüm taşlar yerine oturmaya başladı. Her şey o resme dokunduğunda tek tek gerçekleşti. Yüksek bir yerden düşmüştü ve acısını hissettiği yere demir saplandığını hatırlıyordu. "Balian" diye fısıldadı genç cadı ama sesi çok güçsüz çıkmıştı. Kirpiklerini araladığında görüşü net değildi ama çevresinde birinini olduğunu gördü. Görüşü yavaş yavaş netleşmeye başladığında bu kişinin ismini söylediği şifacı olduğunu anladı.

Başını hafif kaldırıp yana çevirdiğinde arkadaşını gördü, meraklı bir şekilde ona bakıyordu. "Ah, Leo ölmedim mi?" dedi. Genç büyücü başını hayır anlamında sallandıktantan sonra genç cadı tekrardan önüne döndü ve başını gerisi geriye yastığa bıraktı. "Tabi ya ölseydim senin burada ne işin vardı, muhakkak çoktan bende ateşin içinde olurdum" dedi şakaya karışık ses tonu ile. "Sanki tüm kemiklerimi kırmışlar gibi hissediyorum" dedi bu sefer. Vücudunu küçük küçük oynatmaya çalıştı ilk baş ayak parmaklarını daha sonra bacaklarını, kollarını fakat her kıpırdandığında karın boşluğuna sanki bir bıçak saplanıyordu. Başında ki şifacı ona bir şeyler sayarken sadece başı ile evet anlamında sallayıp geçiştiriyordu. St. Mungo da işi gereği çok fazla yatmışlığı vardı ama hiç biri bunun kadar acı verici değildi. Sadece bir kaç gün sürmüşlerdi hatta kolunu kırdığında ise zorla bir hafta geçirmişti kemiklerin kaynaması için ona verilen acı suyu hatırlayınca yüzünü buruşturdu. Bakışlarını bu sefer arkadaşının yanında ki genç adama çevirdi. Onu tanıyordu şifacı dostunun stajyeriydi. Demek oraya kadar gitmişti yaralandığı belki de Luna gelememiş ve stajyerini göndermişti nasıl olduğunu kontrol etmesi için. Yavaşça doğrulmaya çalışan cadıya şifacı yardım ederken "Öyle bakmayın, birkaç güne kadar hiç bir şeyim kalmaz" dedi genç cadı.
36
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: İhanet
« Son İleti Gönderen: Balian d'Ibelin 11 Mayıs, 2023 21:40:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Genç cadının verdiği kısa ve keskin cevap Adras'ı memnun etmişti. Annesini düşünüyorsa yapacaktı tabi Adras'ın istediğini. Öldüreceği kişinin kim olduğunu öğrendiğinde, cadının yüzünün alacağı şekli ve zihninden geçecek düşünceleri merak ediyordu. Çok önemli değillerdi ama Adras'ın başarılarını sıraladığı o görünmez duvarda asılı kalacak bir anı olurdu.

Anılar, Adras için fevkalade önemliydi.  İnsanın ilerlemesini yada gerilemesini anılarından öğrendikleri belirlerdi. Her zafer, mutlak başarı anlamı taşımazdı; her yenilgi de öğrenilecek yeni bir ders demekti başarıya giden yolda. Adras zafer kazanmakla değil de, başarmakla ilgileniyordu daha çok. Persephone, kazanılmış basit bir zaferdi, bir engeli kaldırmak için gidilen yolda ki bir dinlenme noktası gibi yada bir kurdun saldırıya geçmeden önce uluması gibi bir çeşit uyarıydı. Bu sahte gazetecinin arkasında ki kişiyi yenebilmekti asıl başarı. Balian, boyundan büyük işlere kalkışıyordu.

"Sizden güzel haberler duymayı bekliyorum bayan Stravos." cadının bu soyadıyla hitap edilmesini sevmediğini biliyordu ama muggle babasının soy adını kullanarak damarlarındaki kana hakaret edemezdi. İçeride bir köşeden olan biteni izleyen Matthew'e dönüp "Bu gece isterse burada konaklayabilir, misafirimizin rahat ettiğinden emin olun." diyerek konuşmalarının bittiğini haber verdi. "İyi geceler bayan Stravos." selamladıktan sonra cadının, Genel müdür ile birlikte çalışma odasından çıkışını izledi. Bastonunu aldığı yere, koltuğun yanına koydu. İstediğini alacak olmanın verdiği keyifle, başını geriye yaslayıp gözlerini kapattı. Anılarıyla dertleşmeye yahut onların dertlerini dinlemeye devam edecekti.

SON
37
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: İhanet
« Son İleti Gönderen: Nora Gray 10 Mayıs, 2023 20:50:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc cadı: Persephone De León

Yüzünden sahte bir samimilik akan adamın tehditkar tavırları midesini bulandırıyordu. Kafasını çevirdi kadın. Ayaklarını masanın üzerinden çoktan çekmişti. Fakat cam törpüsüyle tırnaklarıyla uğraşmaya devam ediyordu. Adamın konuşmasının arasında gözlerini ona çevirdi. Ruhsuz surat ifadesi, cam mavisi soluk gözleriyle uyum halindeydi. "Sorduğunuz için teşekkürler Bay d'Ibelin." Kenarında beyaz tozlar oluşan tırnağına üfledi. "Annem mükemmel, yeni kocasıyla bu sene Afrika gezisine çıktı. Babamsa..." babasından konuşmak istemedi kız. Şefkatli biri numarası yapan yaşlı adam babasının durumunu sorarken aklından ne geçtiğini merak etti kız. Bu sefer hedefi kimdi? Babası mı? Kafasını hızlı hızlı iki yana salladı. Tırnağı yanlış törpülemişti. Babasının adamın umurunda olmadığını biliyordu. Derdi annesiyleydi. Seph'in doğumundan üç sene önce oğluyla evlendirmek istemişti. Tam olayları bilmiyordu genç kadın lakin düğün günü annesi, yaşlı bunağın oğlunu terk edip bir muggle olan babasıyla kaçmıştı. Annesi bununla ilgili şu sözleri söylemişti, "Çok naif bir çocuktu. Tutkudan uzak ama zarif. Babasından farklı olarak sevme duygusunu henüz kaybetmemişti. Ama onun yavan ve basit aşkı beni kendine hiç bir zaman çekmedi." Annesinin sözleri kulaklarında yankılanırken. Ne kadar bencilce diye düşündü genç kadın. Arzu, tutku, ten uyumu... Üzerinde biraz kafa yorunca annesini yargılamaması gerektiğini anlamıştı genç kadın. Zira kendisi içinde önemliydi bu kavramlar. "Senden istenilen bu küçük ricayı yerine getirirsen, çevrendeki herkes iyi olacaktır."

Adam, tüm ayrıntılarıyla isteklerini anlattığında, belirtilen görev hakkında aydınlanmıştı kadın. Öldürmek basit bir istekmiş gibi konuşuyor. Kadından bir cevap bekliyordu. Kadın ağzını açmadı başta. Verilen emirleri sindirmeye çalışıyordu. Eğer şansı olsaydı, cam törpüyü adamın boğazına saplardı. İstemsizce çattığı kaşları başka çaresi olmadığını bilerek yumuşadı. "Yapacağım." dedi dişlerini birbirine bastırarak. "Ama bana bunları yaptırdığın için cezasız kalmayacaksın yaşlı bunak." diye fısıldadı, adamın duymamasını umarak.
38
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: İhanet
« Son İleti Gönderen: Balian d'Ibelin 04 Mayıs, 2023 16:58:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Dışarıdan gelen hareketlilik, beklenilen misafirin sonunda çiftliğe ulaştığının habercisiydi. Beklediği süreçte, kıza karşı kullanacağı anılarını tazeledi. Her neredeyse, anılarına ulaşmak ve onları yeniden yaşamak için, geriye yaslanır ve gözlerini kapatıp zihninin derinliklerinde seyahat ederdi. Yıllar önce, Pelion dağının tepesinde ki buluşmalar ve konuşmalar hala o günkü tazeliğindeydi. Bir ihtimal unutursam diye şişelemişti tüm bu anıları, çalışma odasının biraz ilerisindeki kilitli odada saklı duruyorlardı.

Geçmişin tozlu ve karanlık manzaralarını gezerken, ruhunun bedenine dönmesini sağlayacak o seslenmeyi duydu."Bay d'Ibelin!" Matthew çoğunlukla tırstığı o trans haldeki Adras'la karşılaşınca ne yapması gerektiğini biliyordu. Avazı çıktığı kadar bağıracaktı sadece. Yaşlı büyücü gözlerini ışığa alıştırmak için kırpıştırırken, "Geldi mi? Hemen odama getir."emrini verdi. Hemen sonra Matthew odadan misafiri getirmek için çıktı. Adras ise oturduğu tek kişilik koltukta dikleşti ve hemen yan tarafa koyduğu, topuzu beyaz bir kurt şeklinde oyulmuş, bastonunu alıp iki eliyle kavradı. Oyulmuş kurt silueti epeyce büyüktü, iki el kavramışken bile uzaktan seçilebiliyordu. Stravos kızı içeri girdiğinde, yüzüne takındığı küstah gülümseme ile kızı karşıladı Adras. Kızdan yayılan vahşi ve her an saldırıya geçebilirmiş hissine alışıktı. Başka bir Stravos kızını hatırlatıyordu; annesini. Oğluyla evlendirmek için epeyce çaba sarf etmişse de, kadının bir muggle ile evlenmek için kaçtığını duyunca yıllar sonra yaşadığı ilk mağlubiyetini tatmıştı. Şimdi sahip olduğu güç sayesinde, o kadının kızını elinde tutuyor olmak epeyce keyif veriyordu Adras'a. "Umarım yolculuğun iyi geçmiştir. Siz gençler her yere cisimlenerek gitmeyi seviyorsunuz, Balian'dan biliyorum." konuşurken sinsi bakışlarını ve alaycı ses tonunu eksik etmiyordu. "Gemi yolculuğu da iyidir, zihin açar." dedi ama karşısındaki cadıdan ses çıkmadı. Kendisinden her ne isteniyorsa bir an önce öğrenip gitmek istiyor gibi görünüyordu. Bu durum Adras'ı uzunca sohbet etmeye teşvik ediyordu aslında, ama vakit kaybetmek onada yaramazdı "Annen ve baban nasıllar? Gerçi annen şuan başkasıyla evli değil mi? " sorusuyla devam etti söze yaşlı büyücü, bastonunu kavradığı sağ elini havada sallayarak "Babanı boşver." dedi ve sözü yeniden annesine getirdi, iplerin elinde olduğunu hatırlatmak istiyordu öncelikle. "Senden istenilen bu küçük ricayı yerine getirirsen, çevrendeki herkes iyi olacaktır." konuşması bittiğinden cadıdan gelecek bir tepki beklemeye başladı. Matthew bu odaya girmeden önce bir tuzak hazırlayarak, bu evde, kendini gazeteci olarak tanıtan küçük elma kurdunu öldürmesi gerektiğini söylemişti. Matthew tam olarak güvenmediği bu genç cadının yanında Darren'ı da görevlendirmişti bu iş için. Muggle teknikleriyle, büyünün gücü birleşince güzel bir plan oluşturulabilirdi.
39
Duyurular / Yeni İksir Sistemi Üzerine Minik Bir İndirim
« Son İleti Gönderen: Locomotor 04 Mayıs, 2023 12:42:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Değerli büyücedünya sakinleri, önceki duyurunun ardından kısa tutalım, fazla uzamasın. :')

Son indirimlerin kısa bir süre ardından yenilenmiş İksir Sistemi güncellemesinin gelmiş olması üzerine yalnızca İksir Kabiliyeti satın alımlarına özel olmak üzere 15 Mayıs Pazartesi gününe değin yüzde 50 indirimimiz başlamıştır. İlgilenenlere duyurulur.
40
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« Son İleti Gönderen: Locomotor 04 Mayıs, 2023 12:32:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
30 Nisan 2023 - Haftanın Ödülleri Kazananları

Yol I: Başlangıç - Yazarlar: Diana Destinee, Charlotte Vera Rillian TIK (Haftanın Hogwarts Plot'u)
Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 ... 10