[spoiler= Bu Rp'yi şiddetle bu Ost ile okumanızı öneriyoruz[youtube]https://www.youtube.com/watch?v=kYX1XEVvvXU&ab_channel=SamuelKimMusic[/youtube]
[/spoiler]
[justify]Cwénhild'in asasının ucundan çıkan büyü üç yeşil büyücüyü bir çil yavrusu gibi dağıttı. Biri sağdaki masaların arkasına siper alırken öbürü patlamadan onu zar zor koruyan bir kalkanı son anda yaratabildi. Lakin ortada duran ve konuşan adam elini geriye çekip bir kalkan büyüsü yapmaya fırsat bulamadan büyüyü suratının ortasına yedi ve gerisin geriye dağılmış kitaplıkların üzerine doğru uçtu ve düştüğü yerde kaldı. Thomas ve diğer arkadaşları hemen saldırıya geçtiler. Rüzgarı arkalarına almışken durmanın bir manası yoktu. Cwénhild kalkanının arkasında duran adama doğru yöneldi. Ardı ardına attığı ışık hüzmeleri adamın kalkanında kırılıyordu. Güzel savunuyordu kendisini yeşil cübbeli adam. Lakin kalkanındaki çatlakları fark edince daha fazla savunma yapamayacağını anladı ve oda saldırıya geçti. Attığı silahsızlandırma büyüsünden Cwénhild sağa doğru adımlayarak kaçtı. Kitabevinin içi bir renk cümbüşüyle boyanmıştı. Her türlü renk havada uçuşuyor sonra bir takım başka renklerle soğuruluyor yada asalar tarafından etkisiz hale getiriliyordu. Tüm bu cümbüşün ortasında kalan zavallı ev cini kitabevinin gözleri önünde yok oluşunu izliyordu tedirgin, kocaman gözlerle. O cinin gözleri az önce kızıl saçlı cadının büyüsüyle uçurulmuş ve yerde hareketsiz yatan büyücünün ağır hareketlerle kalkışını izledi. Nereden bakılsa doğal olmayan bir kalkıştı bu. Sanki bir el adamı göğsünden tutup kaldırmış gibiydi. Adam etrafında olup biten her şeyi umursamadan Cwénhild'e dikti gözlerini. Asasını kaldırdığı gibi kocaman dikenler fırladı kadının üzerine doğru. Hepsi bir hançer kadar uzun dikenlerdi bunlar yemyeşil bir sıvıyla yıkanmış gibi duruyorlardı. Kızıl saçlı kadın son anda üzerine gelen dikenleri görebildi ve önündeki masayı attığı tekmeyle masayı yıkıp arkasında siper aldı. Dikenler bir bir masaya saplanırken bir tanesi sağ ayağının biraz üstünü sıyırarak geçti ve ayakkabısında ince bir çizik bıraktı. "Ölmeyi tercih etmeniz ne güzel, biz de şahit bırakmayı düşünmüyorduk zaten." diye tısladı dikenli büyüyü atan yeşil cübbeli adam. Kadının gözleri Thomas'ı gördü. Üç yeşilliden birisiyle yoğun bir düelloya tutuşmuştu. Diğer seherbazlardan birisi ona eşlik ediyordu ama adam kesinlikle ikisinden de üstündü ve yavaş yavaş ikisini de bir köşeye doğru sıkıştırıyordu. Bir diğer yeşil cübbeli adam, Cwénhild'in başta dövüşe tutuştuğu, sağ tarafta bir yerlere pozisyon alıp seherbazları çapraz ateşe almayı planlıyordu. Cwénhild bunu görebildiği için çok şanslılardı seherbazlar. Asasının bir hareketiyle yeşil cübbeli adamı koşusu sırasında gafil avladı ve adam kitabevinin camından dışarıya sert bir uçuş yaptı. Yerde biraz sürüklendikten sonra durdu, kalkmaya çalıştı ama başaramadı ve olduğu yerde bayılıp kaldı. Bir tanesi gitmişti, bir tanesinden kurtulmuşlardı lakin kalan diğer ikisi bu kadar kolay halledebilecekleri bir problemmiş gibi durmuyordu.
Bir renk yelpazesinin içinden geçti kızıl saçlı kadın. Yoldaşlarının yaptığı büyülerin, diğer adamların yaptığı büyülerle birleşmesi sonucu ortaya çıkan koca büyük bir yelpazeydi bu. Dokunanı yok edebilecek kadar güçlü renkler içeriyordu, aynı zamanda arkasına geçeni her türlü tehlikeden koruyacak renklerde vardı. Renklerin arasında kalan kitaplar yanıyordu, parçalanıyordu ve yok oluyordu. Bir renk daha vardı orada, yemyeşil huzursuz bir renkti bu. Bir maskenin arkasından Cwénhild'e bakan yemyeşil gözler hareketsizdi. Sadece ona odaklanmışlardı ve ondan başka hiç bir şeye bakmıyorlardı. Elleri hareket etmiyordu. Sanki vücudu nefes bile almıyordu. Asasını kaldırdı Cwénhild. Bir dizi büyüyü ardı ardına sıraladı ama adam hepsini ustalıkla savuşturdu. Kimisinin yönünü asasıyla saptırdı, kimisinin yolundan ise basit hareketlerle kaçtı kurtuldu. Öfkelendiğini hissedebiliyordu. Bu kızgınlık kendisine karşı mıydı yoksa adama karşı mı henüz bunu bilmiyordu. Thomas'ın sesi kulaklarında çınlandı. "Siktir! Winston! Kalk ayağa!" Thomas ile birlikte yeşil cübbeli adamla dövüşen Winston büyük bir gürültüyle yere yığılmıştı. Sersemletme büyüsünü tam göğsüne yemişti. Thomas'ın feryadı bu adamla tek başına dövüşemeyecek olduğunu bilmesinden dolayıydı. Tam o anda, sahneye beklenmedik bir yıldız girdi. Kitap yığınlarının üstünde, buruşuk paçavrası ile duran ev cini, Hubert! Tek bir hareketiyle yeşil cübbeli adamı asasız bıraktı. Asa uçtu ve gözlerden ırak bir yere düşüp kayboldu. Yeşil cübbeli adamın gözlerinde korkunun ibareleri yavaş yavaş belirirken adam hızla kaçmaya başladı. Thomas bir an bile düşünmeden adamın arkasından çıktı dışarıya. Şimdi parlama zamanıydı, asasız bırakılmış bir adamı yakalamak ne kadar zor olabilirdi ki? Hubert ise Winston'un baygın bedeninin yanına gitti ve adamı uyandırdı. Ne olduğunu kavramaya çalışan Winston, büyü yapan bir cine karşı şaşkın bakışlarını saklayamadı. Hemen ayaklandı ve Thomas'ın ardından sokağa daldı. Cwénhild'i yanlız bırakmışlardı ancak bu bir problem değildi. Zira hem Thomas, hemde Winston, Cwénhild'in tek başına bir ucubeyle başa çıkabileceğinden eminlerdi. Cwénhild'te böyle düşündüklerini biliyordu. Bir kaç saniye sonra bağırışlar ve ayak sesleri uzaklaşarak yok oldu. Ve böyle, bir anda yeşil gözleri parlayan adam ile baş başa kaldı kitabevinde Cwénhild. Derin bir sessizlik, parmakların uçlarında hissedilen gerginlik, o tuhaf ürperti. Niçin saldırmıyor? diye düşündü. Sadece izliyordu adam sadece bakıyordu. Kadın bunları düşünürken adam sanki hissetmiş gibi elini cübbesinin düğmelerine götürdü. Cwénhild buna izin vermemek için bir saldırı yaptı ama adam çok basit bir şekilde bu saldırıyı savuşturdu ve aynı anda da cübbesinin tek düğmesini açıp geri kalanlarını açmayarak üstündeki şeyi tek hamlede çıkarttı ve iğrenç bedenini kadının gözleri önüne sürdü.
Çürümüş gibi duran eti sanki bir ağacın dallarıyla bir araya getirilmiş ve dikenleriyle dikilmiş gibi duruyordu. Ağaç dalları damarlar gibi adamın bedenine yayılıyordu. Dalların etrafı yeşil bir boyayla boyanmış gibiydi. Bir insandan çok bir bitkiye benziyordu adam. Yeşil gözleri bir ağaç yaprağı kadar canlıydı. Adam asasını bir kenara attı. Hubert korkan adımlarla Cwénhild'in ayaklarının altına sığındı. Bitki adam derin bir nefes aldı. Göğsü gayet belirgin bir şekilde inip kalktı ve adam dışarıya nefesini verdi. Vermesiyle birlikte adamın ağzından bir mermi kadar hızlı ilerleyen tohumlar kadının üzerine doğru hücum etmeye başladı. Karşısındaki iğrenç manzaraya dalan Cwénhild bu mermileri durduracak kalkanı yapabilecek kadar zamanı olmadığını fark etti ve koşmaya başladı. Bir rafın arkasına sığındı. Mermiler havada yön değiştirdiler ve kadını kovalamaya devam ettiler. İki rafın oluşturduğu bir koridorda üzerine doğru gelen mermilerden kaçıyordu. Asasını salladı ve raflardaki kitapları düşürmeye başladı. Mermi tohumlar, önlerine çıkan kitapları deldiler geçtiler. Kimisi kalın kitaplara saplanıp düştüler. Kadın, en sonunda rafın sonuna geldi ve rafı devirerek bütün mermilerin orada kaldığından emin oldu. Hubert tüm bu koşuşturmadan nefes nefese kalmıştı. Ayrıca düşen ve parçalanan her kitap ev cinini üzüyordu. Lakin hayatlarının söz konusu olduğu şu anda bir kaç eski kitap Cwénhild'in hiç umurunda değildi. Saldırı sırası şimdi ona geçmişti. Az önce ağzından tohum mermiler fırlatan adam biraz sersemlemiş duruyordu. Bir bitkiyi nasıl öldürebilirdi? Yakarak diye düşündü. Sırtını dayadığı rafın arkasından çıktı ve "Flagrante!" diye haykırdı. Adam üzerine gelen laneti koluyla karşıladı. Kolu tutuşur tutuşmaz acıyla bağırdı. Lakin daha sonra kolunun ve ellerinin içinden yeni dallar fışkırdı. Çıkan her dal adamın acıyla kıvranmasına sebep oluyordu. Çıkan dallar yanmakta olan ateşi üstlerine aldılar ve kırılarak koldan düşüp adamın bir nevi sönmesini sağladılar. Yeşil gözler eskisinden daha öfkeli duruyorlardı. Adam az önce yanan kolunu yumruk yaptı. Cwénhild bir büyüyü daha hazırlıyordu ki adam elini yere vurdu ve bütün kitabevi bir anda sallandı. Sonra adam tekrar vurdu, tekrar sallandı. Minik bir deprem oluyor gibiydi. Avizeler sallanıyor, kitaplar düşüyor ve pencereler şangırdıyordu. Üçüncü vuruşuyla adam elini yerin resmen içine soktu. Bununla birlikte büyük bir çığlık kopardı. "Nehirlerimizi bulamayacaksınız! Her şey buraya gömülecek, sırlar açığa çıkamayacak!" Yer, büyük bir gürültü ile sallandı. Az önceki depremler bunun yanında minyatür kalıyordu. Problem sadece deprem değildi. Adamın elini soktuğu yerden başlayarak koca ağaç kökleri baş vermeye başladı. Mekanın her yerine dağılan ve bir kısmı Cwénhild'in üzerine gelen kökler. Bir şey yapmazsa bütün mekan, hatta bütün sokak yerin dibine çökecekti. Adama doğru büyü atmak için atıldı ama adam yoktu, kendini bir tür tohumun içine hapsetmişti. Yakmak zorundaydı. Bütün bitkileri yakmak zorundaydı. Derin bir nefes aldı, duruşunu sallanan bu mekanda olabildiğince sabitlemeye çalıştı. "Hubert yanımdan ayrılma sakın." Cin kadının ayakları arasına girdi ve kadının bileklerine sarıldı. Kadın asasını kaldırdı ve büyülü sözleri fısıldadı. "Furiaflamma!" Kocaman bir aslan kadının asasının ucundan fırlayarak hayat buldu. Aslanın her yeri ateştendi. Yeleleri ve pençeleri, kükreyişi ve duruşu. Muazzam sıcaklıkta, yakıcı yok edici bir ateş. Kadın asasını döndürdü ve aslan dans etmeye başladı. Bütün kitabevinin etrafında döndü, bütün kökleri yok etti. Bina sallanmaya devam ediyor, çöken tavandan düşen taş parçaları sağa sola düşmeye devam ediyordu. Aslan döndükçe döndü. Her yer bir ateş çemberi içine alınmıştı. Cwénhild başka hiç bir şey göremiyordu. Sadece ateş görüyor, ateşi hissediyordu. Kendisini tohumun içine alan adam çoktan yanıp kül olmuştu. Lakin toprak daha fazla dayanamadı. Her şey bir anda kayıp gitti. Ateş, kökler ve Cwénhild. Hepsi yerin altına çekildi. Kafasının üstüne düşen koca taş parçasını son anda fark edip başını elleriyle koruyabildi Cwénhild ancak bu yeterli olmamıştı. Zira gözleri kapanmadan önce gördüğü tek şey o taş parçası olmuştu.
19 Kasım 1854 - 16:14 St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi
Gözlerini açtığında bulanıklaşan görüşü daha düzelmeden hastanelerin o iğrenç ilaç kokusu burnuna dolmuştu. Bu koku onu öksürtmüş böylece yanındaki arkadaşı, Gwyndolin, kadının uyandığını fark edip büyük bir neşe çığlığı atıp kadının başına dikilmişti. Kadının güzel gözleri ve siyah saçları uyanınca görmeye alışkın olmadığı ama gördüğü için memnun olduğu bir manzaraydı. Gwyndolin yavaşça doğrulttu Cwénhild'i. Vücudundaki her kas uyuşmuştu ve sırtında muazzam bir acı hissediyordu. "Su." diye inledi kızıl saçlı kadın. Gwyndolin bir bardağa su koyup içirdi arkadaşına. "Ben gidip şifacılara haber vereyim." dedi Gwyndolin ve kalkıp uzaklaştı. Ne olduğunu hayal meyal hatırlıyordu. Başı bir kayaya çarpmış gibi ağrıyordu. Öyle de olmuş denebilirdi. Vücudunun sağında solunda, orasında burasında minik, çok ciddi olmayan yanıklar vardı. Hepsinin üzerine merhem sürülmüştü ve sargı bezleriyle dikkatlice kapatılmıştı. Elini yüzüne götürdü, bir kaç yerde bant olduğunu hissetti. Bantların altındaki çizikleri bir kaç gün sonra bantlar kaldırılana kadar görmeyecekti. Gwyndolin bir şifacı ve Thomas ile birlikte odaya geri döndü. Şifacı bir takım kontroller yaptı, içmesi gereken ilaçları yazdı ve odadan çıktı. Thomas lafa girdi. "Bizi korkuttun orada, yandın gittin zannettik. Ama o ev cini kaza kaza çıkardı seni dışarı. " Bir sigarayı dudaklarına götürdü ancak Gwyndolin'in korkunç bakışlarını üzerinde hissettiğinde uslu bir çocuk gibi sigarayı paketine, paketi de cebine geri koydu. "Yakaladık mı adamları, neymiş anahtar falan?" diye sordu Cwénhild. Ses telleri uzun zamandan sonra konuşmaya yeni yeni alışıyordu. "Anahtar, o gizli kapı falan hepsi yandı gitti. Zaten gerekte kalmadı onlara. Winston ile kovaladığımız herife Veritaserum'u verince çok güzel öttü. Adamlar baya bildiğin örgüt çıktı. Antik bir druid örgütü mü ne. Kent tarafında bir yerde, beş tane nehrin birleştiği bir yere bir sunak kurmuşlar. Her yirmi bir yarım ayda bir tane kurban verip bütün nehirleri o kanla besliyorlarmış. Daha sonra o nehrin sularından içip kendilerini senin dövüştüğün o garip ağaç-bitki karışımı şeylere dönüştürüyorlarmış. Etleri kopartıp yerine yetiştirdikleri sihirli ağaçlardan dikiyormuş herifler! Öldürülen adam onlardan biriymiş, herif dönüşmek istememiş, kafasını kesmişler. Baskını görmeliydin Cwénhild. Hepsinin kökünü kuruttuk. Yirmi yirmi beş tane adam yolladık kızım Azkaban'a!" Adamın sesindeki heyecanı odadaki herkes yakalayabilmişti. Cwénhild doğruldu. "Thomas, Hubert nerede? Ev cini?"
"Büyü yaptı Cwén. Nerede olduğunu biliyorsun."
Son.