17 Nisan, 2026 08:58:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - William N. Harker

Sayfa: [1]
1
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 05 Eylül, 2022 23:56:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
'İleri' demişti William kendi kendine henüz sadece bir saniye önce, 'dümdüz ileri!'... Ne var ki olaylar beklediği gibi gitmemişti. Büyüsünde sorun olmadığına emindi, yumuşatma çabası işe yaramıştı, bundan şüphesi yoktu. Peki o zaman neden böyle olmuştu? Neden önüne çıkan quaffle'ı fırlatıp yoluna devam eden bir bludger gibi süngerleşmiş tabelayı itip geçememişti de zar zor tutunduğu süpürgesiyle gittiğinin tersi yönde tepetaklak hayatı sorguluyordu? Çarptığı ilk engeli hissetmemişti bile; yarım dakika önce hayatını adadığı bu strateji ile birlikte çöken inancını toplamaya çalışıyordu. Gereken ilhamı da çarptığı ikinci engelden aldı. Kendisine yönelen öfkeli nida ihtiyacı olan şeydi. Kendi kendine 'Hayır, eksik olan da tam bu: yeterince hayvan gibi şey yapmıyorum; Alfred olsa daha hayvan gibi şi yapardı!' dedi ve silkinip süpürgesini tekrar kontrol altına aldı. Avcunun içindeki ahşaptan hoş olmayan çatırtılar duymuştu ama şimdi bunu düşünmenin zamanı değildi. Süpürgesinin üzerine iyice yatıp öne doğru fırladı; zaman hayvan gibi şi'yapma zamanıydı, yetişmesi gerekiyordu!

Henüz biraz ilerlemişti ki sokağın sonunda önlerinde yükselen Gringotts'u görmesiyle önündeki bir diğer zorluğu fark etti. Gerisinde kaldığı arkadaşlarına yetişmek için hızlanıyordu ama geri dönebilmek için süratini tekrar düşürmesi gerekecekti, duvara da spogify atıp geri sekemezdi ya! 'Aslında neden olmasın?' diye düşünse de hemen bu düşünceden vazgeçti. Süpürgesinden gelen çatırtı olmasa belki denerdi ama bu durumda çok tehlikeli olurdu. 'Ne yapacağım öyleyse? Hızımı kesmeden tam tersine ani bir dönüşü nasıl yaparım k?' diye sordu kendine önündeki beyaz mermer duvarlar gitgide yaklaşırken. Tam da o sırada geldi fikir aklına, 'gerçekten de hayvan gibi şey yapacağım, Alfred iyi izle bunu.' dedi ve asasına bir kere daha davrandı.

Yavaşlamaya hiç niyeti yokmuş gibi doğrudan bankaya uçmaya devam etti William. Bir snitch'i görmeye çalışıyormuş gibi dikkatle izliyordu aradaki mesafenin azalışını. 'daha değil, daha değil, ŞİMDİ!' "Incarcerous"

Haykırırken bankanın mermer sütunlarından en üstünü ve kendi elini hedeflemişti asasıyla. Var ettiği halat sütuna dolandıktan sonra da diğer ucunu sıkıca kavrayıp hemen süpürgesine yana doğru biraz eğim vermişti. Şimdi tek yapması gereken halattaki gerginliği korumayı başarıp, aritmanside kullandıklarına benzer bir pergelin hareketiyle döndürdükten sonra doğru anda doğru yöne fırlatmaktı; çok da zor olamazdı ya!

50 Derece: Tüm kazandığı hız birden avcuna binmesin diye süpürgeyi olabildiğince sağa kırıp gerginliği sağlamaya çalışıyordu William.

110 Derece: Ne kadar hazırlıklı olsa da ulaştığı hızın ağırlığını hisseden kolu kasılmaya başlamıştı. Kendisini tam dönüş anına hazırlaması gerektiğini bu saniye anlamıştı William. Bütün gücünü kollarında topladı ve süpürgeyi de gergin tutmaya çabaladı.

180 Derece: Süpürgesinden duyduğu sesler bu sefer de kolundan mı geliyordu acaba? Hayal gücüne veriyor olsa da kafasındaki şüpheleri tamamen kovamıyordu; bileğindeki acı bu kadar sızlarken kendini kolayca kandıramıyordu. Tek tesellisi acının birazdan bitecek olmasıydı, şu dönüşü bir tamamlasa....

210 Derece: Bu çılgın 'U dönüşü' tamam diye düşündü kendi kendine sadece bir saniyenin onda biri daha! Sonra kendisini bırakacaktı.

215 Derece: 'Biraz daha, birazcık daha...'

230 Derece: Ellerini gevşetmek üzereydi William, ciğerlerindeki fazla havayı biraz daha boşalttıktan sonra serbest kalabi- O da ne? Yarıştakilerden biri belirledikleri güzergahı terk etmeye mi çalışıyordu?

245 Derece: Gördüğü ama çoktan gerisinde kalmış şeyler zihnine yetişmeye çalışıyordu. O saç rengi, o ifade... Bu o Boleyn zorbası olmalıydı. Kaçmaya çalışıyor olmalıydı, Alfred'in süpürgesi ile, Fortuna ile... William buna izin veremezdi.

270 Derece: Yarışa devam etmek için tam şimdi bırakmalıydı, ama yapamazdı. Açılmayı bekleyen kavrayışı tekrar sertleşti ve kendini ikinci dönüşe hazırladı William. Bu sefer kolundaki acıyı hissetmedi.

300 derece, 360 derece, 450 derece... Evet hata yoktu, bu oydu. Bir kere daha ipi bırakmaya hazırlandı.

Tam dönüşünün 492. derecesindeydi ki avucunu serbest bıraktı William. Yarı yolda değiştirdiği planı ne kadar başarılı olacaktı bilinmez fakat yapacaklarını kolaylaştırmak için gözünde canlandırdı. Kazandığı tüm bu hız ile yönünü doğru ayarlayabilirse doğrudan Eadwig'in üzerine uçacak Fortuna'nın sapını yakaladığı gibi tutunacak ve geri dönmeye zorlayacaktı. En azından planı buydu. Önceki planlarından daha iyi gideceğini umarak ileri atıldı.

Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 10, total 10


2
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 25 Ağustos, 2022 22:07:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hayatında gerçekleştirdiği en keskin dönüşü tamamlayıp vücudunda çalkalanan kanı yerli yerine oturduğu sırada yüzüne tokat gibi sertçe inen rüzgardan aldığı zevke şaşırmadan edememişti William. Süpürgeye hep bir ulaşım aracı olarak yaklaşmış; bu tür tehlikeli manevralardan ve hızlardan kaçınmıştı. Belki de bu bir hataydı ve arada da olsa Alfred'in süpürge içeren fikirlerine dahil olmalıydı. Ne de olsa bu tatmin edici başlangıca onun gibi düşünerek ulaşmıştı; belki bu yarışın tamamında bile Alfred'cilik oyununu oynamaya devam edebilirdi. 'Bu bile tam onluk bir fikir!' diye düşündü ve sonuna kadar gitmeye karar verdi.

Düşünceleri ve uçuştan aldığı keyif sokağın ilerisinde yayılarak önlerini kaplamış tabelaları fark etmesiyle bölündü. Aralarından geçmek epey sorun olacak gibiydi, hızını azaltsa iyi ederdi.

'Hayır tabi ki, bırak William olmayı!' diye isyan etti içindeki Alfred. Haksız da sayılmazdı, biraz olsun risk almazsa o Boleyn denen çocuğu alt etmek gibi bir şansı kalmazdı. Öteki yolda diğer herkesin önünde hayal ediyordu William onu; bu nedenle yavaşlama fikrini silip attı. Tabelalara artık bir saniye daha yakındı ki yeni bir fikri değerlendirmeye aldı. Seri hareketlerle engellerin arasından dans eder gibi geçebileceğini düşündü.

'Hay Merlin'in balkabağına bulanmış sakalı! Şimdi de André oldun! Dümdüz! Hız kesmek yok!' cevabının zihninin derinlerinden çıkmasını beklemiyordu, ama pazarlık yapacak vakti yoktu. Öyleyse büyü kullanırdı, tabelaları uçurup altından geçerdi.

'Yeterinde çabuk yükseltemezsin, hız kesmen gerekir.' Pekala, öyleyse oppugno kullanırdı William da, o zaman yeterince hızlı önünü açabilirdi.

'Bu sefer de fazla hızlı olur, arkandan gelen biri kesin yaralanır.' Kendisiyle/Alfred'le tartışmaktan yorulmuştu. 'Bombarda'yla patlatırım ben de, böylece kimse yaralanmaz' diye düşündü.

'Will.... Saçmalama.... Milletin tabelası.... ' Engellere çok yaklaşmıştı ve üstüne çileden çıkmıştı. Asasını çıkardı ve önündeki tabelaya doğrultup dosdoğru üzerine uçmaya devam etti.

'İyi tamam hız kesmek yok, dümdüz, dediğin gibi' "REDUCIO!"

William yanından geçmeden sadece bir an önce küçülerek çarpışmadan kurtulduğu tabela görüş açısından çekilince ikinci bir sürprizin şokunu yaşadı: büyülediğinin hemen ardında önceden göremediği bir tabela daha vardı.

'Küçülmesi için yeterince zaman yok, süpürgeyi kırıp manevra yapmalıyım!'

'Will HAYIR! HIZ KESMEDEN, DÜMDÜZ!'

'HAY BEN... TAMAM DÜMDÜZ!' "SPONGIFY" diye bağırdı ve büyüsünün asasından çıkıp tabelaya çarpmasını endişe içinde izledi. Karar değiştirecek veya kaçınacak zaman yoktu; büyüsünün işe yaradığını umarak tabelanın üzerine uçmaya devam etti.

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 5, total 5


[spoiler]Sinematik etki için ilk büyümü olmuş kabul ettim ama umarım sevgili GMimiz sorun etmez.[/spoiler]

3
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 22 Ağustos, 2022 23:11:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Alfred'inkilerle yapışmışçasına sabit ve yerine geri konulması gereken onurunun acısıyla parlayan gözleri içine daldığı rekabete öylesine odaklanmıştı ki dostuna aniden çarpan omzu da sonrasında elinden süpürgeyi kapan pençeleri de fark etmemişti William. Şüphesiz Alfred de en az onun kadar hazırlıksız yakalanmıştı ki bir hazineymiş gibi herkesten sakındığı biricik süpürgesi 'Fortuna'yı korumak adına bir tepki bile göstermemişti; en azından ilk şaşkınlığını üzerinden atana kadar.

Alfred'in avcundaki boşluğu algılaması hemen hemen Slytherin'li çocuğun laflarını atıp yanlarından uzaklaşmasına kadar sürmüştü. Tam da o saniyelerde William'ın yavaşlamış beyni onlara yetişmiş ve Alfred'in cüppesinin içine doğru ilerleyip süpürgeden açılan boşluğu asası ile doldurmaya niyetlenen ellerini fark etmişti. Bunun sonucunun iyi olmayacağını biliyordu; tanıdığı ilk günden beri haksızlıklara karşı koymayı takıntı edinmiş dostunun tasdikli bir 'zorba'ya karşı alacağı tavrı tahmin etmesine gerek yoktu. İkna etmek için söyleyeceği hiçbir şeyin de işe yaramayacağına emindi. Aklına gelen tek yolu denemeye karar verdi.

Öne doğru attığı adımın çoktan yarısına gelmiş Alfred'in önünü kesercesine elini omzuna yöneltti William. Bir anlığına kendini en yüksek hızına ulaşmış bir hipogrifin önüne atmışçasına tehlikede hissetti fakat neredeyse koluna güç bile uygulamayacak bir keskinlikle durdu Alfred. Her an aşırı sinirli bir "BO-" sesi çıkaracakmış gibi büzüşmüş dudakları gevşeyip aralandı ve William'a 'beni durdurmaya kalkma Will' veya 'ne yani bunu yanına mı bırakayım' gibi isyanlarda bulunmaya hazırlandı. Ne var ki ondan önce davranan William onu durdurmaya çalışmıyordu; en azından görünürde...

"Yanındayım. Neyi seçersen seç." dedi cebinden çıkardığı asasını işaret edip imasını güçlendirerek. Yalan değildi de: eğer bu plan tutmazsa kavga kaçınılmazdı ve elbette ki dostunu yalnız bırakmayacaktı.

Kısa bir süre Alfred'in yüzüne kararsızlığın gölgesi vurdu; gittiğinde o surattaki siniri de yanında götürmüş gibiydi. Zoraki bir sırıtmayla hatları yumuşadı ve asasını cebine geri koyup yumruk halini getirdiği elini William'ın omzuna vurdu. "Hah boşver ciddi bir şey yok, Fortuna'nın üstünlüğünü görsün de ondan sonra elinden almak daha keyifli olur. Hem ben katılmazsam belki kazanma şansın bile olur hahaha!" William da zoraki bir gülümseme yerleştirdi yüzüne karşılık olarak.

Tahmini doğru çıkmış ve dostunu yatıştırmıştı. Bunun için de ortaya Alfred'in önemseyeceği kadar değerli bir şey koyması gerekmişti: kendisi. Böyleydi Alfred, başkaları adına çok daha azını korumak için hayatını riske atardı ama konu kendisi olduğunda dostlarını sürüklemekten çekinirdi. Bütün bu yapısıyla bir modern zaman kahramanıydı o William'a göre; asla yüzüne söylemezdi ama ona hayranlık duyuyordu. Kahramanlar kimi zaman zorbalara karşı savaşırdı, kimi zaman ise durmayı bilirdi. Kimi zaman dik durur, kimi zaman da önünden çekilirdi. 'Ben ise... ben ise uçacağım!' diye düşündü ve süpürgesine yerleşip harekete hazırlandı.

Önünde kendisi gibi harekete geçmeye hazırlanan Boleyn'in ensesinden oluşan manzaraya bakarken bir şey daha kesinleşti William için. Asasını çıkarıp süpürgesinin üzerine henüz bir saat kadar önce bakımda takılmış metal işlemeli klipse dikti gözlerini. 'Basınç-denge kontrolü ha? Güvenliğin canı cehenneme!' diye düşündükten sonra asasını metale dayayıp "Finite Incantatem" dedi. Artık kontrol tamamen kendi elindeydi, yüzde bilmemkaçlık hız kaybı yüzünden kaybetmeye niyeti yoktu. Bu son hazırlığı da tamamlamasıyla parmaklarını sıkıca süpürgesinin üzerine kapattı ve yerden yükseldi. İleri doğru harekete geçtiği an hep bir adım sonrasını düşünmeye programlı zihni sokağın sonunu düşünmeye başlamıştı bile. İkiye ayrılan yoldan solu tercih etmenin kendisi için daha güvenli olacağını biliyordu. Ne var ki bu yarışı Alfred'in izinde sürdürmeye girişmişti çoktan ve onun kesinlikle 'güvenli' olanı seçmeyeceğini biliyordu. Bedenini olabildiğince sağa yatırıp keskin dönüş için hazırlandı ve süpürgesinin başına tüm gücüyle asıldı...


Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 8, total 8

4
Diagon Yolu / Need for Speed: Diagon Yolu
« : 19 Ağustos, 2022 23:55:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Arkalarındaki tabelanın üzerinde uçan ve tekrar tekrar aynı cümleyi yazan tebeşirin takırtılarını hiç umursamadan hararetli konuşmalarına devam eden üç genç bir çıkmaza girmiş gibiydi. Oğlanlardan biri diğerinin elindeki süpürgeye doğru eğilip yakından baktığı sırada tebeşir o hafta boyunca aynı cümleyi on dokuz bin sekiz yüz altmış ikinci kere tamamlamış ve daha cümle tamamlanır tamamlanmaz görsel efekt yaratmak adına çoktan silinmeye başlamış ilk kelimenin üstünden geçmek için uçuşa geçmişti: "Okula dönüş fırsatını kaçırmayın! Öğrencilere özel süpürge bakım indirimi!" 

André'nin süpürgesinin çalılarını gösteren Alfred kendinden emin bir sesle "Şuraları biraz daha budamalıydın; böylece ilk kalkışta çok daha hızlı fırlayabilirsin. Tıpkı bir arbale-" o sırada arkadaşının önceki aylarda başına gelenleri hatırlamış ve o aşağılık avcıları André'ye hatırlatmamanın daha doğru olacağını düşünerek sürdürmüştü cümlesini "Tıpkı bir bludger gibi! Mutlaka sahadaki en hızlı kişi olmaya bakmalısın."

André ise bu düşünceye katılmıyordu. Fikir karşısında şaşırmış halde "Fakat o zaman manevra kabiliyetini ciddi ölçüde kaybedersin! Evet sürat önemli ama dönmek istediğin yere dönemedikten sonra hızlı olmanın anlamı ne ki? Elimde Quaffle ile karşıdan gelen kovalayıcıya doğru daha hızlı uçarım olsa olsa."

"Ah André! Yeterince hızlı uçuyorsan o rakip kovalayıcının tek yakaladığı senin hızınla ağzına dolan tozlar olur. Haksız mıyım Will? Sen de bir şeyler söyle."

O ana kadar sohbete katılmayıp yeni bakımdan çıkmış kendi süpürgesini inceleyen William dikkatin birden kendisine yönelmesine şaşırsa da bu tartışmaya kendi inançlarını dahil etmekten geri kalmamıştı:

"Tabi ki ikiniz de haklısınız: hız ve manevra önemli ayrıntılar. Yine de bence esas önemli olan süpürgenin güvenlik aksamları. Mesela az önce kurdurduğum 'basınç-denge klipsi' sayesinde artık uçarken aklım hi-"

"Diyeceğim o ki, rakibini atlatmana gerek yok André, onu geride bırak yeter!"

Cümlesinin ortasında kafasını ondan öte yana çeviren ve cümlesini bölen Alfred'in omzunu şiddetle dürttü William.

"Hey! Hey! Bu da neydi şimdi?"

"Üzgünüm Will, süpürgeyi sadece büyükannesiyle yarışmak için kullanan birinin argümanlarını dinlemek istemiyorum."

Derisinin altını yakarak ilerleyen bir sıcak dalgasının boynundan yanaklarına ve sonra da tüm yüzüne yayıldığını hissediyordu William. Aklının derinlerinde kalmış bir mantık zerresi onu durdurmaya çalışsa da ağzından çıkmakta olan sözcükleri engelleyemiyor gibiydi. Kendisini rezil edeceğini biliyor gibiydi, ama durmak mümkün değildi sanki.

"Görelim hadi o zaman kim kiminle yarışıyormuş! Süpürgelerimiz yanımızda, kim daha iyi uçuyor görelim! André var mısın?"

5
Kara Göl / Ynt: Planlar Peşinde, İstikbal Göklerde
« : 28 Haziran, 2022 22:43:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cızkıpırların arasına sızıp onları kendi alanlarında, yani gökyüzünde etkisiz hale getirmesini hayal ettiği ve bu amaçla da bir uçurtma gibi güven içinde süzülmesi için asasıyla yakaladığı arkadaşı neredeyse hiç yerden yükselememiş halde şekilden şekle girerken William bunun farkına varamamıştı. Çünkü o bunu görmese de Alfred'in kalçalarını siper ederek sağladığı savunma hattını geçmeyi başarmış bir tehlikenin kendisine doğru yaklaşmakta olduğunu son saniyede fark etmiş ve tüm dikkati bu yöne kaymıştı. Kendisini cızkıpır iğnesinin acısına hazırlamış ve korkuyla yüzünü buruşturmuştu ki beklediği batmanın bu kadar gecikmiş olamayacağını düşündü. Aksine kafasının üstüne konan mavi böceğin saçlarının arasında sanki yerine yerleşiyormuş gibi usulca titreşiyordu. Hissettiği doğru olabilir miydi? Bir cızkıpır insana karşı yakınlık gösterebilir miydi? Ne kadar mümkün olduğunu bilmese de bu düşünce ile tüm o içinde olduğu kaosun arasında kıkırdamaya başladı. "Pekala, keyfine bak bakalım seni 'şapşal' şey, umarım orası rahattır." deyip asa tutmayan eliyle saçlarının yanlarını kabartıp böceğin üzerine doğru bir yorganmışcasına savurdu.

Karşılaştığı bu hoş sürprizin etkisiyle bir iki saniyeliğine koptuğu gerçekliğe döndüğünde ise gülümsemesi yüzünde donup kalmıştı. Iris, Peter ve Rose'un kendilerini korumak için gösterdikleri çabayı ve asasındaki küçük bir parıltıyla kendisinin (ve birkaç cızkıpırın) dikkatini üzerine çeken André'yi görmüştü sonunda. Hele Alfred, ah zavallı Alfred! Şimdiden kevgire dönmüş olmalıydı. İçinden 'öyleyse B planı' diye geçirdi ve yine içinden ekledi 'üzgünüm Alfie; söz şatoya döndüğümüzde merhemin benden'.

"Beyler Hanımlar yeni plan! Alacağımızı alıp kaçalım diyorum. Alfred, planın anahtar noktası sensin." dedikten sonra arkadaşını kontrol etmek için kullandığı uçurma büyüsünü sonlandırıp çocuğu omuzlarından sıkıca yakaladı. Amacı Alfred'in hala bedeninin kalanından daha yukarda süzülen kalçalarını kendisine ve diğer arkadaşlarına kalkan olarak kullanmaktı.

Düşündüğü gibi de yaptı; en azından bunu denedi. Saldırının gelebileceğini düşündüğü yerlere doğru savurdu arkadaşının o cefakar kalçasını. Bunu yaparken de olabildiğince tüm tehdidi üzerine çekmeye çalıştı güvenilir kalkanının ardından. Gruptaki kurbanı teke indirme çabası planının sadece ilk yarısıydı; diğer ve esas önemli kısmı ise buraya geliş amaçlarını başarmak üzerineydi: tüm cızkıpırları tek bir yerde toplayabilmek: Alfred'in kalçası.

Yaşadıkları heyecanın artık yeterli olduğuna karar verdiği bir anda asasını tekrar kaldırıp arkadaşının kalçalarına çevirdi; dikkatli inceleyemedi ama pantolonun ve cüppenin kalın kumaşı sayesinde onu sokan cızkıpırların kolayca iğnelerini kurtaramayacağını umuyordu. Elbette bu işi biraz daha zorlaştırıp şatoya kadar böceklerin kınındaki kılıçlar gibi yerinde kalmalarını sağlamalıydı. Planının en önemli anına gelmişti, kendinden emin bir ses ile "Epoximise" dedi.

Kontrol edecek zaman yoktu, en iyisini umarak kendisini kaçışa hazırladı. Saldırıları kendi üzerine çekmeye çalışırken bir süredir ne yaptıklarını takip edemediği arkadaşlarına seslendi: "Geri çekilelim, Alfred'in kalçası daha fazla cızkıpırı kaldıramayabilir! Şatoya dönüyoruz!"

Bu nidalarıyla birlikte iyice havaya girmişti William, kendisini bir komutan gibi hissetmişti ve tek eksiğinin bir 'binek' olduğunu biliyordu. Neyse ki bu da hemen önünde hazır durumda bekliyordu. Bünyesine giren onca cızkıpır zehrinin etkisiyle her an ciddi şekilde uçmaya başlayacağını tahmin ettiği için sıkı sıkıya tuttuğu arkadaşının kafasını kendi bacaklarının arasına yerleşmesini sağladı. Kendi bacaklarını da bir atı veya hipogrifi mahmuzlar gibi Alfred'in omuzlarının iki yanına atıp sırtına tersten oturdu. Kemerini de bir dizgin gibi tek eliyle kavradığında hazırdı. Öyle ki ayaklarını yere sertçe vurup harekete geçmeye çalıştığında önündeki kalçanın kişneyip şaha kalktığını bile hayal edebiliyordu.

[spoiler]Ne için attığımı ben bile bilmiyorum. Ortaya karışık.[/spoiler]

Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 8, total 8


[spoiler]Mr. K'den bu durumu da özetleyecek bir görsel bulmasını rica ediyoum.[/spoiler]

6
Kara Göl / Ynt: Planlar Peşinde, İstikbal Göklerde
« : 07 Haziran, 2022 23:56:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bulmak için yola çıktığı hedefin kendisini daha önce bulduğunu fark edip cümlesini yarıda bırakan Alfred'in suratı, her biri saniyenin onda birine denk gelen dört parça içinde dört farklı şekle büründü. Önce burnunun dibine kadar yaklaşmış mavi karaltının sürpriziyle ürktü; sonra hayvani dürtülerinin etkisiyle kaçmaya hamle edecek gibi olup dikkatli bir ifadeye büründü; hemen ardından komik bir fıkranın sonunu duymuş gibi eğlendi ve en son olarak, artık aklına her ne fikir geldiyse bunun heyecanı ile dolu bir coşku.

Arkadaşının yoğun uçuş ve quidditch tecrübesi sayesinde kazandığı hızlı tepki süresine sahip olmayan William'ın ise sadece tek bir ifadeye girecek zamanı olmuştu ama yıllardır onun her saçmalığına şahit olmanın etkisiyle en gerekli olanı seçmeyi başarmıştı. Alfred o salise kurduğu planı harekete geçirirken William da asasına davranmıştı bile.

Kafasına doğru uçan cızkıpıra hedefini verebileceği en açık şekilde sunarken bir yandan da kukuletasını bir ağ gibi kullanma amacıyla kavramıştı Alfred. O en öndeki izbandut cızkıpırın sokuşunun ardından onu kukuletasıyla, kendi vücuduna çekebileceği diğer cızkıpırları ise cübbesin bulabildiği diğer parçalarıyla hapsetmeye çalışacaktı. Aşırı çalışan beynini taşıyan kafası cızkıpırla buluştuğu esnada ayağını arkadaşlarına doğru sallayıp telaşla bağırdı: "Will çapam sensin! Tut beni!"

William'ın uyarıya ihtiyacı yoktu. Elbette çapası olacaktı; kendisi olmasa bu budalanın kaç kere ciddi yaralar almış olacağını sayamazdı bile. Böyle bir çılgına mutlaka çapa gerekirdi, şimdi de, ileride de. Arkadaşına içinden ettiği lanetlere ve küfürlere rağmen kendisine uzanan ayağı hedefleyip büyülü sözleri söyledi. "Wingardium Leviosa"

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 7, total 7

[spoiler]Edit: büyünün nereye yapıldığı netleştirildi.[/spoiler]

7
Kara Göl / Ynt: Planlar Peşinde, İstikbal Göklerde
« : 24 Mart, 2022 23:09:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Iris’in elinden kaptığı notu sırıtarak okuyan William inanamaz bir ifadeyle Alfred’e baktıktan sonra sevgilisine dönüp “Hey! Ben tamamen suçsuzum, ne parmağım var ne de hiçbir şeyi çekiyorum. Bir dakika öncesine kadar sizin geleceğinizi bile bilmiyordum.” derken Alfred ise az önce suçlandığı konulardan şok olmuş gibi davranıp abartılı jestler ile karşı çıktığını belirtiyordu. “Bir kere, ben ne gördüğümü gayet iyi biliyorum!” dedikten sonra gözlerini kısarak devam etti: (Alfred de durur mu yapıştırmış cevabı) “Sibirya’lı bir köpeğin Hogsmeade’de olacağına inanıyorsun da Uzakdoğu’lu bir maymunsunun olacağına mı inanmıyorsun?” Bu cevabına karşılık gelmesini beklemeden Iris’e doğru devam etti: “Ayrıca sevgili dostum Iris, mektubumun tehditkar olduğunu da nereden çıkardın? Orada sadece bu pek değerli iki yakışıklı beyefendiyi tekrar görmek istiyorsanız buraya gelmenizi söyledim. Tam da vaat ettiğim üzere ikisi de karşınızda ve ikisi de canlı!”

Dramatik bir havaya bürünüp dörtlüye arkasını döndü ve sesine zoraki bir derinlik vererek sözlerini sürdürdü. “Neyse, boş verin bütün bunları. Bu tarz anlaşmazlıklar anca ölümlü fanilerin umursayac- evet Peter biliyorum ikisinin aynı anlamda olduğunu, sağol! Lütfen! İzin verirsen? …Öhöm! Biz gözü yükseklerde dolanan, hayalperest büyücüler için ise gökyüzünü kendimize sınır bellemeye hiç mi hiç gerek yok dostlarım!”

Birden arkadaşlarına dönüp; bakışları yukarılardaki bir noktaya kararlılıkla dikili halde, elini önündeki hayali bir objeyi kavrar gibi ileri uzatıp yumruğunu sıkmış ve bir zafer kazanmışlık edasıyla poz verircesine önünde asılı bırakmıştı.

“Süpürgeleri ne kadar sevdiğimi bilirsiniz. Lakin sorarım size, kendimizi o aletler ile kısıtlamaya ne gerek var? Gün, gökyüzünü fethetme günüdür dostlarım!”

Sözlerinin arkadaşları üzerinde bir etkisi olup olmadığını görmek için hızlıca onları süzdü. Konunun ne olduğunu çoktan bilen William’a istediği ilhamı verdiği açıktı. Rose’dan ümitliydi, Iris hakkında ise henüz bir fikri yoktu. Peter da merakla iki kızın vereceği tepkiyi bekliyor gibiydi. Bir an önce konunun özüne geçmenin doğru olacağını düşündü ve az önce sıktığı yumruğunu açarak parmağını ilerideki ağaçlığa uzatarak sözlerine devam etti.

“Karşıma kader mi çıkardı bilmiyorum ama dün orada kalabalık bir sürü halinde cızkıpırlar gördüm.” Yüzüne heyecan, inanç ve muziplik karışımı bir sırıtış yerleşmişti
“Evet… Cızkıpır yakalayıp eğiteceğiz!”


[spoiler]- Bu fikir ve RP için, günümüzden yaklaşık yüz yıl sonra dünyaya gelecek olan çağının ilerisinde bulunan büyük düşünür, fikir adamı, sınır tanımaz vizyoner, efsanevi Gregory Oscar Twigg'e saygılarımızı sunuyoruz.[/spoiler]

8
Kara Göl / Planlar Peşinde, İstikbal Göklerde
« : 20 Mart, 2022 15:59:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
…
Kırık asasına ulaşmak için sonsuz bir çaba veriyormuşçasına kasılan cansız kasları adamı sonsuz ızdırabına hapsolmuş gibi gösteriyor, yanı başındaki boş iksir şişesi de bu gizeme imzasını atan anonim bir sanatçının fırça darbesini andırıyordu. Şaşkınlığımı gizleyemeyeceğimi biliyordum, bu nedenle denemedim bile: “Olay yerinde mutlaka bir aldatmaca olacağını söylemiştiniz, dediğiniz gibi de oldu. Gerçekten bunun intihar süsü verilmiş bir cinayet olduğunu mu düşünüyorsunuz?”

Her zaman yaptığı gibi şaşkınlığımdan keyif alıyormuşçasına yavaş hareketlerle arkasını döndü, cebinden çıkardığı piposunu Diagon yolunun sunabileceği en değerli tütünlerle doldururken hareketleri aceleden uzaktı. “Çıkarımlarımı tamamen yanlış yorumladın sevgili dostum Profesör Cutson; bir aldatmaca olacağı şüphesizdi elbette. Fakat bu vaka çok açık ki, cinayet süsü verilmiş bir intihar!”

-SON-


Okuduklarının zihnine ulaşabilmesi için birkaç saniye verdi kendine William; sonrasında birkaç saniye daha verdi, çünkü hala okuduklarına anlam verememişti. En sonunda tiksintiye benzer bir ifade ile çarpılan bakışları daha fazla sayfaları görmek istemiyormuş gibi kapattı kitabın kapağını. ‘Bu seri de iyice bozdu’ diye düşündü kendi kendine. Daha fazlasını düşünmeye vakit bulamadı çünkü kafasını kaldırdığı gibi kendisine doğru yaklaşan Alfred ve Peter’ı fark etti. Alfred heyecanla lafa atıldı:

“Will! Seherbaz Merlock’un Maceraları’nın son kitabı mı o? Sonuna inanamayacaksın! Ciddiyim, acayip zekice bir sürprizle bitiyor, aklın uçup gidecek!”

Sadece bir anlığına yüzüne eleştirel bir şaşkınlıkla baksa da yorum yapmamayı tercih etti William. Ardından kendisini gizli toplantıları için buluşmaya buraya çağıran arkadaşını beklerken sırtını dayadığı ağaçtan güç alarak ayağa fırladı ve “Bırak şimdi kitabı! Bu planın var ya, şimdiye kadar çıkardığın en absürd, en tehlikeli, en anlamsız saçmalık! Bu çılgınlığa katılacağımı düşünüyorsan… Göz göre göre bunun parçası olacağıma biraz bile ihtimal veriyorsan…” bir saniye duraksayıp gülerek devam etti “...beni iyi tanımışsın demektir. Ama yine de başımıza bir şey geldiğinde ‘ben demiştim’ diyeceğim, onu bil.”

Gülüşmelerinin ardından Peter’a dönüp: “Seni nasıl ikna etti asıl?” diye sordu. Çocuk omuzlarını silkip ciddi bir sesle “Biraz araştırma yaptım ve başarı ihtimali aslında o kadar da düşük değil. Ayrıca tehlike konusunda haksız değilsin, o yüzden yanınızda olsam daha iyi.” diye yanıtladı. Alfred ise kollarını Peter’ın omzuna atıp “Ah benim sevgili dostum Pete, ne zaman şu yalanları bir kenara bırakıp da benim çılgın fikirlerime bağımlı olduğunu itiraf edeceksin?”

Kimin motivasyonunun ne olduğu hakkında heyecanlı bir konuşmayla geçen birkaç dakikanın ardından ne zaman başlayacaklarını soran William’a önce Iris ve Rose’un gelmesini beklediklerini söyleyen Alfred diğerlerini bir kere daha şaşırtmıştı. “Kızlar da mı gelecek? Iris’i katılmaya ikna ettin mi cidden?” diye sordu William. Alfred ise “Henüz tam planı söylememiş olabilirim. Aslında henüz bir plan olduğunu da söylememiş olabilirim. Daha doğrusu henüz hiçbir şey söylememiş olabilirim. Ama ikisine de not gönderdim, geleceklerine emini- Hah bak, şu yaklaşanlar onlar değil mi?”

9
NPC Karakterler / Ynt: NPC Karakter Listesi ve Başvuruları
« : 20 Mart, 2022 14:38:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
NPC İsmi:Alfred O'Donnell

NPC'nin Hogwarts Binası/Mensubu Olduğu Hizip: Gryffindor 6. Sınıf

NPC'nin Fiziksel Özellikleri: Sağlam yapısı,  yaşıtlarına göre her daim uzun kalan boyu, yakışıklı ve sempatik yüzü ile kalabalıklar içinde fark edilir biridir. Güler yüzü ve yerinde durmasına engel olan bitmez enerjisi, arkadaşlarının onu sevme sebebiyken kimilerine de sinir bozucu bir pozitiflik olarak geliyor olabilir.

NPC'nin Kişilik Özellikleri: Sürekli macera peşindedir. Bir şeyi yapmayı kafasına koymuşsa, kolay kolay vazgeçirilemez. Yine de ilişkilerinde olabildiğince uyumlu ve arabulucu davranır. Bunun en önemli sebebi ise insanları üzmeyi sevmemesidir. Belki de bu nedenle hep şakacı, neşelidir ve bu enerjisini etrafına da bulaştırmaya çalışır. Ayrıca koruma içgüdüsü diğer tüm dürtülerinden önce gelir, özellikle de sevdiklerine karşı.

NPC'nin Kurgudaki Yeri:Şimdilik William ve Iris'in beş kişilik yakın arkadaş grubunu oluşturuyor olmak dışında bir etkileri yok; değişirse güncellenecek.

NPC'nin Diğer Oyuncuların Kullanımına Açıklığı: Karakter yapısına uygun şekilde istenildiği gibi kullanabilir. Uygun olup olmadığı konusunda şüpheniz varsa Iris Ashworth veya William Harker'a danışabilirsiniz.

[spoiler][/spoiler]



NPC İsmi: Rosebelle Hopkins

NPC'nin Hogwarts Binası/Mensubu Olduğu Hizip:  Hufflepuff 6. Sınıf

NPC'nin Fiziksel Özellikleri: Rose'u gören birinin ilk dürtüsü onu battaniyeye sarıp, sıcak çikolata eşliğinde masal anlatmak olabiir. Yaşından daha küçük gösterir ve iç dünyasını dışarı yansıtır şekilde son derece sempatik, sevimlidir. Parlak sarı saçları, çilli ve minyon suratı, yeşil gözleri vardır.

NPC'nin Kişilik Özellikleri: Duygusal ve hassas olmasının etkisi ile yakın çevresi tarafından hep bir 'küçük kardeş' tavrı görse de, insanlara verdiği değer onu zor durumlarda sık sık 'anne' rolünü oynamaya iter. Gerektiğinde yıkılmaz bir dayanak olmayı bilir. Dünyayı hep iyi tarafından görmeye ve umudunu canlı tutmaya çalışır. Neşe doludur ve başkalarına da kolayca bulaştırır.
- Hogwarts'taki ilk yılından beri Iris, William, Alfred, Peter ile çok yakın arkadaştır.
- Peter Thornwell ile 5. sınıftan beri ciddi bir ilişkileri vardır.

NPC'nin Kurgudaki Yeri: Şimdilik William ve Iris'in beş kişilik yakın arkadaş grubunu oluşturuyor olmak dışında bir etkileri yok; değişirse güncellenecek.

NPC'nin Diğer Oyuncuların Kullanımına Açıklığı: Karakter yapısına uygun şekilde istenildiği gibi kullanabilir. Uygun olup olmadığı konusunda şüpheniz varsa Iris Ashworth veya William Harker'a danışabilirsiniz.

[spoiler] [/spoiler]



NPC İsmi: Peter Thornwell

NPC'nin Hogwarts Binası/Mensubu Olduğu Hizip:  Gryffindoor 6. Sınıf

NPC'nin Fiziksel Özellikleri: Zayıf, ufak tefek ve hassas görünür. Buna rağmen keskin yüz hatları ve ciddi bakışları nedeniyle kendisinden yaşça büyüklerin bile ciddiye aldığı birisidir. Koyu gözleri, insanın içini delip tüm sırlarını ortaya dökecekmişçesine bir kararlılıkla dikilebilir.

NPC'nin Kişilik Özellikleri: Üzerine konuşmayı sevmediği soylu bir aileye sahiptir. Onların yıllarca üzerinde kurduğu baskı sonucunda çok çalışkandır. Kimi zaman onu en sevenleri bile yıldıracak derecede rasyoneldir. Çoğu zaman ise bu özelliği oldukça yararlıdır çünkü iyi bir gözlemci ve problem çözücüdür.  Onunla yeni tanışanlar hep mesafeli ve soğuk olduğunu düşünür, fakat bu sadece ailesinden öğrendiği ve kurtulmayı başaramadığı görgü kurallarının etkisidir.
- Hogwarts'taki ilk yılından beri Iris, William, Alfred, Rosabelle ile yakın arkadaştır.
- 5. sınıftan beri Rosabelle ile ciddi bir ilişkisi bulunmaktadır.

NPC'nin Kurgudaki Yeri: Şimdilik William ve Iris'in beş kişilik yakın arkadaş grubunu oluşturuyor olmak dışında bir etkileri yok; değişirse güncellenecek.

NPC'nin Diğer Oyuncuların Kullanımına Açıklığı: Karakter yapısına uygun şekilde istenildiği gibi kullanabilir. Uygun olup olmadığı konusunda şüpheniz varsa Iris Ashworth veya William Harker'a danışabilirsiniz.

[spoiler][/spoiler]

10
Tılsım Dersliği / Ynt: Tılsım Dersi
« : 17 Mart, 2022 21:50:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 3, total 3

Henüz dersliğe adımını bile atmadan gerginliği iliklerinde hissettiği bir gün olmuştu William için. Saldırının ardından bilinci neredeyse kapalı halde gördüğü profesörünün dersine girecekti sonunda tekrar. Belki de André’nin durumunun aciliyeti olmasa altından kolay kalkamayacağı bir manzaraydı; şimdi ise mutlu sonuna ulaşan bir hikaye gibi geride kalabilirdi. Bütün bu farklı yönde duyguların ağırlığıyla ne düşüneceğini bilemez haldeydi William da.

Hayatın oynamayı sevdiği küçük oyunlardan mıydı bilinmez, derste öğrenecekleri büyü de William’ın içinde bulunduğu karmaşayı yansıtacak en uygun seçimdi. Hem de kısa süre içinde bu büyüyü profesöre karşı uygulamaya çalışması gerektiğini duyacaktı; kısa süre önce sağlığı için endişe yaşadığı kadına… Hayat gerçekten de seviyor olmalıydı böyle şakaları.

Yaşadığı ikilem ne kadar güçlü olursa olsun çabalamayacak değildi elbette, elinden geleni ardına koymayacaktı. Bu nedenle herkes profesörün karşısında dizilmeye başladığı sırada çoktan analize başlamış gibi görünen Peter’ın yanına yaklaştı. Zihni aklının içindeki tıkırtılarla meşgul, dalgın gibi duran bakışları da aslında büyük bir dikkatle önündeki kalabalığın yapacaklarını takip eden delikanlıya onun ifadesini taklit ederek:

“Ne dersin, orta seviye?” “I-ıh! Daha zor. Belki orta-üstü.”
“Asa hareketi biraz… ” “Başlangıç önemli gibi, oradaki o…”
“Kavis evet; gerisi…” “Gerisi önemli değil.”
“Hareketi kolay, telaffuz kolay, öyleyse neden…” “Zor olduğunu mu düşündüm? Bence sorun uygulamakta.”
”Hadi ama, odaklanmaktan falan mı çekiniyorsun, sen belki de tanıdığım en….” “Kontrollü? Mantıklı? Peki ya bu sefer başarmak için odaklanmak dışında bir şey gerekiyorsa?”

William bu şaşırtıcı düşünce üzerine bakışlarını sıra oluşturan arkadaşlarından ayırıp Peter’a çevirmişti şüphe ile.
“Başka ne olabilir ki?” “Ya büyü zihinsel bir izdüşüm mantığıyla çalışıyorsa? Kendi hayalgücünün bir yans…”
“Yansıması! Tıpkı Patronus büyüsü gibi!”

Tahminin üzerine daha fazla yorum yapamadan ona doğru dönüp ders çalışmayı öneren Iris’in sözleriyle bölündü. Aklı hala öneriyi tartmakla meşgul iken gülümseyerek yanıtladı “Tabi ki sevgilim, iksir notlarım zaten hala sende, hani ben uyurken benim yerime de geçirdiğin notlar.” Iris önüne geri döndüğü esnada Peter’ın söylediği şeyin anlamı daha bir dank etmişti. Eğer tahmininde haklıysa, büyüyü yapmak için çok analize girmemek gerekiyordu. Hedefin kaybolacağı bir belirsizlik yaratmak gerekiyordu. Zihni boşaltmak gerekiyordu. Peter’a dönüp:

“Eğer haklıysan, fazla dikkatli olmak bir dezavantaja dönüşüyor.” “ Evet aynen öyle.”
“Bu durumda ilk seferde yapmanın imkanı yok!” “Şüphesiz! Ama senin oldukça yüksek bir şansın var Will.”
“Sağol ya! Kendime güvenim yerine geld-”

O sırada şansını deneyip başarısız olan Iris’i fark etmesi ile Peter’ın tahminine daha yüksek ihtimal vermeye başlamıştı; Iris bile yapamadıysa bu açıklama oldukça yerinde olurdu. Profesör Yamashita’nın karşısında yerini alırken bu fikre bir şans vermeye karar vermişti bile. Biraz sonra yapacağına tezat şekilde yapabildiği en sıcak tebessüm ile “tekrar iyi olmanıza sevindim profesör.” dedi ve büyülü sözleri söylemeden önce zihnini boşaltıp, kendi de içine bolca düştüğü kafa karışıklığına kilitlendi.

Sihir tarihi dersinde sadece birkaç dakika gözünü dinlendirip dönünce hissettiklerine odaklandı; Iris ona her ‘tamam istediğini yap’ dediğinde ne yapması gerektiğini çözmeye çalışırken hissettiklerine odaklandı; Alfred’in Quidditch ligindeki filanca takım yenilip, öteki berabere kalırsa, aynı zamanda da diğerinin oyuncusu sakatlanırsa onların takımının nasıl şampiyon olacağını anlatırken hissettiklerine odaklandı…. Ve söyledi: “Confundo”

Asasından çıkan ışık oldukça tatmin edici şekilde parlasa da William emin değildi, büyüsü onu da etkilemiş gibi duruyordu. Yine de şansını denedi: “Imm…Profesör, rica etsem on puan alabilir miyim acaba?”

11
Tılsım Dersliği / Umut: Tavşan ve Kasımpatı
« : 24 Kasım, 2021 01:04:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Henüz gelmeyen kışı aratmayacak bir soğuğun hakim olduğu şato, her yıl alışık olduğu neşeden ve canlılıktan yoksun, adeta bir matem yeriydi. Bir önceki gece binalarına yeni yerleşmiş, hep hayalini kurdukları okula kavuşmuş birinci sınıflar bile farkındaydı bu olağandışı durumun. Ne kutlama vardı aileye yeni katılan bu şanssız ufaklıklar için ne de gelenek halini almış ilk gün şakaları. Ağırdı hava, eziyordu altındaki herkesi. Bütün  yaz görüşmemiş dostlar bile coşkuyla sarılmıyordu birbirine, birikmiş dedikoduları sıralanmıyor, yeni alınan süpürgeler karşılaştırılmıyor, tatil maceraları anlatılmıyordu. Kucaklaşmalarda bile vardı o ağırlık; sanki seslendirilmeyen bir minnet vardı herkesin yüzünde, karşısındakini tekrar nefes alırken görebildiği için. Dostlar omuz omuza, aşıklar el eleydi sımsıkı; sanki herkes bıraktıklarında kaybolup gideceğinden korkuyordu sevdiklerinin. Kim bilir, belki de sadece William’dı böyle olan, tüm okulu gözlerinin önüne inen keder perdesinden izliyor ve mutluluğa dair şeyleri göremiyordu.

Ardarda gelen acı haberleri kaldıramamıştı. Geçilen haftada düzenlenen saldırıyla başlamıştı her şey, birçok kayıp vermişti büyücedünya. Bir süreliğine sadece bir haber oldu bu onun için, saman kağıdının üstüne yazılmış birkaç cümle… Kayıpların arasında tanıdığı kişilerin olduğunu öğrendiğinde ise ‘gerçek’ olmuştu. Yanan canlar sadece birer isim değil, kanlı canlı insanlardı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de bina arkadaşı Lorraine ve kardeşleri bir darbe daha vurmuştu. Zaten bıçak sırtında duran akıl sağlığını koruyabilmek için çok kısa sürede büyümesi gerekmişti. Mücadeleci rolünü sürdürüyor, çevresini inandırmaya çalışıyordu iyi olduğuna, fakat benliğini saran elem neşesini kurutmuş, umut dışında tutunacak bir dayanağı kalmamıştı. O umudun bile sadece küçük bir zerresi kalmıştı elinde. Ona sarılıp gelmişti zaten bu şatonun kalanından bile soğuk sınıfa.

Tılsım dersliğine geldiğinde yalnızdı. Yanında sadece şu birkaç gün içinde yaptığı umutsuz araştırmaya destek olmuş yakın birkaç arkadaşı vardı. Olmayacaktı ders elbette, St. Mungo’da bilinçsiz yatan öğretmenleri ofisinden çıkıp karşılamayacaktı onları veya André her ne yapıyorsa bırakıp hevesle favori dersinin başlamasını beklemeyecekti. Her ders oturduğu önden ikinci, ofise en yakın masa doluydu ama, rengarenk çokça çiçekle donatılmıştı. Öldüğünü yazmıştı gazeteler cansız cümlelerle. Bakanlığın o acı gece için verdiği raporda bulunan beşi Hogwarts öğrencisi toplam yirmi üç kayıptan biriydi. Beş yıldır aynı yatakhaneyi paylaştığı çocuğun artık yaşamadığı haberini böyle almıştı William, bir listede. Şimdi masasında kendisi değil de çiçekler vardı.

Ne kadar geçtiğinin farkında değildi, sessizce çiçekleri izlerken derslik dolmaya başladı. Açılış merasiminde yaydığı çağrı üzerine gelen öğrenciler merakla söyleyeceklerini bekliyor, kimisi de sabırsızca açıklama talep ediyordu. Düşünecek kadar dikkatini toplayabilse, bu kadar kişinin neden geldiklerini bile bilmeden toplanmış olmasına şaşırırdı kuşkusuz. Fakat böyle olmadı, aklı hala o cevap bulamadıkları sorun üzerinde çalışıyor, bir mucize bekliyordu. Sessizliğinin kendiliğinden sonlanmayacağını fark eden Iris’in uyarı öksürüğüyle sıyrıldı düşüncelerinden. Onun gözlerini takip edince çevresini saran meraklı yüzleri gördü sonunda ve zamanın geldiğini anladı. Zar zor tutunduğu umudunu kavrayıp, kısık ama emin bir sesle kounuşmaya başladı.

“Lafı uzatmayacağım, yardımınıza ihtiyacım var. Geçen gün yapılan saldırıyı biliyorsunuz kuşkusuz, kayıplarımızı da.” Derken gözü bir anlığına André’nin masasına geri kaydı ama hemen toparlayıp devam etti: “Bir aile dostumuz da o gece yaralandı ve onu ziyaret için St. Mungo’ya gittim. Profesör Yamashita’nın da orada yattığını öğrenince onu da görmek istedim ve yanına uğradım.” Kendisininki dahil birçok yüz kısa süreliğine kapalı duran ofis kapısına yöneldi “Kötü durumda, cidden kötü. Yanına girerken şifacılar onun geldiğinden beri hiç uyanmadığını söyledi. Yine de yatağının yanına gittim ve duyacağını umarak birkaç güzel şey söyledim.” Tek bir saniye duraksadı, bir sonraki söyleyeceği şeyden sonra geri dönüş yoktu. Eğer çabası başından beri boş yere ise arkadaşlarını gereksiz yere ümitlendirmek istemiyor, ama onlardan başka yardım isteyecek kimse de bulamıyordu. Derin bir nefes alıp sözlerini sürdürdü: “Tam ben konuşurken biraz da olsa ayıldı. Sanırım canı acıyordu, sesi epey kısık ve iniltiliydi, sayıklıyor bile olabilir ama bilmiyorum. Bana ‘André’yi götürdüler’ dedi.”

Söylediklerinin sindirilmesi ve tepkileri görebilmek için bir nefes arası verdiği sırada öğrencilerden biri ”Harris mi? Fakat bakanlık onun öld-” “Öldüğü açıklandı evet biliyorum! Ama düşünmeden edemiyorum, bedeni ailesine gönderilmemiş, şimdi de üzerine Profesör’ün söylediği şey… Be-belki André yaşıyor olabilir, yani ben öyle olduğuna inanıyorum.” Kalabalık içinde her ağızdan çıkan farklı düşüncelerle canlanan bir uğultu yayıldı. Kimisi ‘öyle bile olsa ellerinden ne geleceğini’ belirtirken kimisi ‘yetişkinlere haber vermeleri gerektiğini’ diretiyor, her bir çocuktan gelen düşünceler birbirine karışıyordu. Sesini öncekinden yüksek tutup gürültüyü bastırarak hızlıca konuşmaya devam etti William: “Yetişkinlere güvenebileceğimden emin değilim, elbette benim de ilk yaptığım duyduklarımı birilerine söylemek oldu. Herkes ‘arkadaşımın acısını kabullenmem gerektiği’ni, onu kesinlikle kaybettiğimizi söyledi bana! Herkes! Bu işin içinde bir şeyler var, kimse bakanlığın söylediğine karşı çıkmak istemiyor gibi!” Hiddetlenmişti, sakinleşmeye çalışarak devam etti: “ayrıca Profesör’ün söyleyebildiği tek şey bunlar değildi. Eee- biraz anlaşılmaz bir şey daha söyledi geri bayılmadan önce. ‘araba, mor, tavşan, kasımpatı’ dediğini sanıyorum, bir cümle kurmaya mı çalıştı yoksa kelimeler birbirinden bağımsız mı emin değilim. Günlerdir aklıma gelen her ihtimali araştırdım- araştırdık. Şifrelere baktık, eski yazıtlar notlarını kurcaladık, gazete arşivlerine baktık, akla gelebilecek her türlü kehanet okumasına bile baktık… Hiçbir sonuç yok. Dediğim gibi, yardımınıza ihtiyacım var. Eminim ki bu bir anlama geliyor, yoksa Profesör bunları söyleyebilmek için kendini paralamazdı.” Tutunmaya çalıştığı ümidin zayıflığı dillendirdikten sonra çok daha fark edilir geliyordu artık. Gözlerini yere dikti, birilerinin konuşmasını umdu. Devam edebilecek gücü kalmamış gibi hissediyordu.

“Ta-tavşan ve kasımpatı” utangaç ve kısık bir ses ile gözler William’dan ayrıldı ve kalabalık içindeki bir öğrenciye yöneldi. Sesin sahibi boğazını temizleyip biraz daha duyulur sesle cümlesini sürdürdü: ”Şey- o bir arma, sanırım yani. Buraya gelmeden önce Aziz Michael Kilisesi’nin yetimhanesinde kalıyordum ve arması tam da öyleydi, ee mordu ayrıca.” ”Kilise?” William’ın gözleri ardına kadar açılmış, günlerdir süren arayışına eşlik eden arkadaşlarına yönelmişti, en son Iris’inkiler ile buluştuğunda yüzünde tebessüme yakın bir ifade vardı. Saldırıyı yapanların dindar cadı avcıları olduğunu duymayan kalmamıştı, bu kadarı rastlantı olamazdı herhalde André’yi götürdükleri yer orası olmalıydı veya en azından orada bir cevap bulunmalıydı.

Bu bilginin kalabalık içinde yarattığı etkiyi takip edemiyordu William, ipuçları gerçekten de işe yarar bir sonuca bağlanmıştı. Umudu ellerinin arasında güçlendi, tüm ağırlığını kaldırabilirdi artık, rol yapmasına gerek kalmamıştı. Hafiflemiş halde önlerindeki yolu tarttığı esnada çevredeki gürültünün içinden bir ses ulaştı.

“William’ın söylediğini duydunuz, başkalarına güvenemeyiz! O’nu kendimiz kurtarmalıyız!”

12
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / William N. Harker
« : 04 Kasım, 2021 22:45:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı Soyadı: William N. Harker

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Ailesi tarafından, gerekli tüm nezaket kurallarını bilecek şekilde iyi yetiştirilmiş, fakat bunlara uymamayı seçebilecek kadar özgür ruhla donatılmıştır. Arada zorlu durumlarda nükseden sosyal çekingenliğin etkisiyle gerilmesini saymazsak yüzü neredeyse hep güler ve imkan dahilinde tüm çevresine bulaştırmaya çalışır. Meraklıdır, yeni şeyler denemeyi sever. Bir fokurdama sesleriyle karışık şekerleme kokuları yayılan bir derslikle karşılaşırsanız içerideki yüksek ihtimalle kazanını yeni şekerler bulabilmek için karıştıran William’dır.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Çocukluğunun en kısa özeti, yaptığı türlü haylazlıklarda suç ortağı olan (elbette hedef bizzat kendisi değilse) babası Jonathan Harker’ın kendi muzip hayal gücünü bile aşan fikirleriyle başlarını soktukları belalar; bunların sonucunda annesi Florence Harker’ın kahkahalarına hakim olamasa da araya sokuşturduğu azarlar ve genellikle hemen ardından düzenlediği karşı saldırılardan oluşur. Büyüdüğü ev neşe doluydu William’ın ve bu neşe ailedeki her bir bireyin desteği sayesinde asla çok azalmazdı. Bristol’un batı kesiminde, muggle yerleşimine oldukça yakın konumlanmış bu mütevazi yuvanın William’ın karakterinin aldığı şekilde oynadığı rol kesinlikle azımsanamaz. Ailesinin ona yönelttiği bitmek tükenmek bilmeyen sevgi, onun da içine yerleşmiş, büyümüş, sonunda da kendi kaynağını yaratmış ve kişiliğinin en temel yapıtaşlarından biri halini almıştır.
Ailenin tek çocuğu olduğu için hep bir kardeş özlemi duymuş ve bu eksikliği çevresinden edindiği arkadaşlarıyla gidermeye çalışmıştır William; evlerinin yakınındaki çoğu ailenin de muggle olması sebebiyle büyücü-muggle ayrımı hiçbir zaman taze beynine işlememiştir. Öyle ki, o zamanlar en yakın arkadaşı olarak gördüğü bir muggle bankacının oğlu olan Rupert ile ayrı düşmenin üzüntüsünden Hogwarts’a başlamamak için kısa süreli bir savaş bile vermiştir. Elbette nafile çabaları anne ve babası tarafından kolayca bertaraf edilmiş ve seçmen şapkayı başına geçiren kim bilir kaç bininci çocuk olmak üzere Hogwarts’ın yolunu tutmuştur.
Başta onu delicesine korkutan bu macera elbette doğru karardı. Zaten kısa bir süre sonra kendisi de öğrendi ki geride bıraktığı arkadaşların yerini dolduracak birçok yeni kişiyle tanışacak, üstelik o hep istediği kardeşi, hatta üç tanesini birden bulacaktı. Tanıştıkları andan itibaren kopmayacak bir beşli haline gelen bu yeni dostlar William’ın ailesi olmuştu adeta: aslan yürekli cesur Alfred, keskin zekalı Peter, pamuktan bile yumuşak kalbiyle Rose… Bir de o vardı tabi, asla diğerleri gibi ‘kardeş’ gözüyle bakamadığı güzeller güzeli Iris… her şeyin en iyisi, en mükemmeli… Her şeyden çok sevme’yi bilen William’ın bile, bu hisse dair bilmediği, çok daha derinlerini deneyimlemesini sağlayan Iris.
Kendi iç dünyasını tanıması, büyüyen yaşıyla birlikte uyanan isteklerini anlamlandırması iki buçuk yılını almıştı William’ın. Ondan sonra ne olmaları gerektiğini sonunda adlandırabilmişler ve bir daha ayrılmamışlardı. O, üç yeni kardeşi ve okulda edindiği diğer birçok arkadaşıyla birlikte çocukluğunu aratmayacak bir keyif içinde beş yılı geride bıraktı ve bolca unutulmaz anı edindi.

İstediğiniz Sınıf: VI

Karakterinizin BYS Sonucu: Derslere ve özellikle sınavlara karşı hiçbir zaman çok fazla hırslanamadığı için sınavlar hiçbir zaman William’ın pratik bilgisini veya yeteneğini yansıtamamıştır; yine de tüm sınavlarından temizinden birer “B” almıştır.
 
İstediğiniz Bina: Hufflepuff

Büyü yatkınlıkları:

Biçim Değiştirme Gücü: 3
Lanet Gücü: 2
Tılsım Gücü: 6
İksir Gücü: 10

Sayfa: [1]