Büyücedünya RPG

Dünya Ülkeleri => The Solid Angel => Amerika Birleşik Devletleri => Büyücü Kısmı => Konuyu başlatan: Nicholas Ezra Urswick - 08 Eylül, 2022 23:38:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: Ballı Bela
Gönderen: Nicholas Ezra Urswick - 08 Eylül, 2022 23:38:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Amerika'dan biraz öncesi

Elime ulaşan mektupla birlikte saatlerdir keyifle beklediğim dakikalara ulaşabilmeyi diliyordum. Evet, ben; Nicholas Ezra Urswick, bazen insanlar beni de heyecanlandırabiliyor. Emin olun kişisine göre insanlar sizi çok şaşırtabilirler. Üstelik ben gezmeyi çok severim! Ve işe döndüğümden beri de bunu yapamıyorum. En son gittiğim o tozlu fabrikadan sonra kendimi ödüllendirmem gerekiyordu. Evde de Cynthia'yla köşe kapmaca oynamaktan bık tım.

Eski dostum Parfait'nin notta belirttiği saati bekliyordum çıkmak için ama sevgili eşimin yemek sonrası çay partimizde okuduğu kitaptan yaptığı alıntılar beynimi eritti sonunda be! "Güzeller güzeli kraliçem, sizin sesinizden bu önemli değerli sözleri dinlemek ve Merlin yolunda bilgiler edinmek benim için çok özel bir tecrübe. Ancak müsaade ederseniz..." Tuvalete gitme bahanesiyle salondan çıktıktan sonra odamdan ceketimi kaptığım gibi cisimlendim evden. Böyle bir kaçış yok sayın seyirciler! Yeni bir dünya rekoru tam olarak az önce kırılmış bulunmakta!

Barthelémy Malikanesi'nin bahçesine geldiğimde gülümseyerek merdivenleri tırmanmaya başladım, kapıyı çalıp birinin açmasını beklerken de bahçedeki çiçekleri izliyordum. O kadar canlı bir bahçeydi ki burası gözlerimi alamıyordum. Bir gülü dalından koparsam ne olurdu ki? Kokusu beni kendine çekiyor gibi... Ah... Şu güzelliğe bak! Elimi uzattım turuncu güle doğru... Kokusu sanki özellikle ona dokunmam için beni kendine doğru... "AHH DURUN!" Arkamdan gelen telaşlı tiz çığlık ve yanıma koşturan kadın beni durdurmayı başarmıştı. "AY NOLUYOR?" diye geriye atıldım ben de. Hırsız sanmamıştı umarım. Benim öyle bir tipim mi var ayrıca?

Kadına baktım merakla, saçları o kadar ipeksiydi ki yüzünü görmeden aşık olduğuma yemin edebilirim. Bembeyazdı, pırlanta gibi. Gözlerini merak etmemi sağlıyordu. Vücudunu süzmeye başladım arkasından. Merlin özene bezene yaratmış. O ise bana bakmıyordu bile. Az önce güzel sandığım çiçeğine eğilmiş, aynı bir çiçek gibi ilgileniyordu yapraklarıyla. "Yanlış bir şey mi yaptım acaba Bayan...?"

Derin bir nefes aldığını duymuştum kadının. Bana dönerken saçlarının savruluşunu hayranlıkla izlemekten kendimi alamamıştım. Bu bir insan olamaz ya. Kadınlar kendine kadınım demeye utanır yanında.

"Bal gülü, sadece, sevdiklerinin ona dokunmasından hoşlanır. Eğer ben sizi durdurmadan bir hareket yapmış olsaydınız şu anda çoktan hastanelik olmuştunuz. Belki de kör kalmıştınız! Dikenlerinden kurtulmanız imkansız, üstelik böyle bir ÖKÜZlük yaptıktan sonra!"

Adını söylemeyi bırak kadın bir de bana hakaret etti ya. Hiç bu kadar utanmamıştım hayatımda. O içeriye doğru yürürken parmağındaki yüzüğü de görmüş ve iyice hüsrana uğramıştım tabi. "Çok daha kötüsüyle karşılaştım emin olun! Beni merak etmenize gerek yok hanımefendi ancak teşekkür ederim. Üstün Hizmet Ödülüm-" Yüzüme kapıyı kapattığında etrafıma bakındım ne yapacağımı bilemeyerek. Tamam yaptığımın yanlış olduğunu anlayabiliyorum ancak ben böylesine kaba bir kadınla hiç karşılaşmadım. "Pardon?" dedim kapıyı tekrar çalarken. "Bir misafire böyle mi davranıyorsunuz siz acaba? Güzelim çiçekleriniz gel beni kokla diyor bildiğin! Sanki suçluymuşum gibi... Parfait Barthélemy ile görüşmeye geldim ben ayrıca!"
Başlık: Ynt: Ballı Bela
Gönderen: Parfait C. Barthélemy - 09 Eylül, 2022 00:38:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]"Borsa, kira, tapu, icra, maaş, emekli maaşı, sigorta." Saçlarımı arkaya doğru atıp aynada baktım kendime. "Çok yakışıklıyım lan. Çok yakışıklı ve sorumluluk sahibi bir herifim."

Üstüme bir gömlek giydim, düğmelerini kapatmadan dar pantolonumun altına uzun çizmemi geçirmeye başladım. "Sen var ya Parf. Adamın dibisin oğlum. Manyak herifsin. Tek sorunun sporu bıraktın. Bira içmeye gidiyorsun şimdi, göbek yapmak sana yakışıyor mu?" Diğer çizmeyi de giydim çekiştire çekiştire. "Yakışmıyor. Kim der Britanya Milli Takımında vuruculuk yapıyordu bu herif diye? Yaşlanmayacaksın oğlum sen. Bir yaşlan var ya!" Kalktım ayağa aynaya bakıp kendime el kol yaptım. "Öldürürüm oğlum seni. 45'inden sonra kafana sıkacaksın. Sıkmazsan adam değilsin."

Malikanenin alt katından gelen sesleri umursamamıştım o ana kadar ama adımı duyduğum gibi kulaklarımı diktim bir av köpeği misali. Koşar adım o taraftaki pencereye gittim. Aşağıdaki sesi mükemmel keskin kulaklarım tanımıştı. En iyi kankam Nicky Urssy gelmiş. Pencereyi açıp nedense dışarıya doğru "VALLL! MAL MISIN KANKAM O BENİM!" diye anırdım. "DUR GELİYORUM." Hemen sonra da odama tekrar dönüp, üstüme süslü püslü mavi renkli bir ceket geçirdim omzuma atmak sureti ile. Asamı da bir kenara fırlatmışım o kadar umursamıyorum ki kendisini. Şuan cisimleneceğiz ama ihtiyacım var yani. Cüzdan müzdan alıp arka cebime koydum. Sonra da demin anırdığım pencereye tırmanıp aşağıya atladım. Bunu kaçıncı yapışım bilmiyorum. Sarı pipi, alt kattaki odaya geçirmiyor beni. Büyük ihtimalle böyle atlarken bir gün ölmemi planlıyor.

"Arresto Momentum!"

Git gide yavaşlayan bir şekilde yere indikten sonra koşup Nicholas'ı yakaladım. En sulusundan bir öpücük kondurdum bıyıklarının altından kiraz gibi sırıtan dudaklarına. Bu herif felaket züppe ama bir kız düşürüyor var ya! Karılar bıyığına bayılıyor herifin ya. Ben sinir oluyorum, bıyık hiç sevmem. Öpüşürken dişlerimi fırçalıyor sanki. Zaten bir çıkmadı bir sakalım düzgün. Böyle genetiğe sokayım çok afedersiniz. Baktım tipine şöyle. Güzel giyinmiş yine.

"Kankam hiç Amerika'ya gittin mi?" dedim. "Burası gibi aynı. İngilizce konuşuyorlar." Evet, benim için ülkeler konuşulan dile göre ayrılıyor. "Ben bir plan yaptım. Plan şu, Amerika'ya gideceğiz. Nasıl? Hadi gidelim." Yürümeye başladım malikanenin dışına doğru. Benden çıkan plan bu kadar. Buluruz bir yolunu.

----

Akşam, Amerika, The Solid Angel


"Geldik bir şekilde ama değil mi? Ben bir yolunu buluruz demiştim." Nicholas'ın omzuna elimi atmış, rastgele bir yerden aldığım şekerli elmayı yiyordum. "Gel bak burası mekan." Yeni açıldı, benim tanıdığım birinin tanıdığı var şuan burada odasında günlerce parti verecekmiş. Nicholas evli falan da yüzüğünü çıkarsın 2-3 günlüğüne bir zahmet. Beynimiz yamulana kadar yiyip, içip, sevişeceğiz. Hanın içine girdik, ben herifin adını falan söyleyip soktum bizi içeri. Baya baya partiye gideceğiz. O sırada aklıma geldi işte. "Ha bu abi mafya bu arada kanka." dedim hanın koridoruna bitirdiğim elma çöpünü fırlatırken. "En son partisinde eğlencenin içine sıçan birini öldürüp hiç etti. O yüzden eğlencenin içine sıçma. Hadi devam."

[/justify]
Başlık: Ynt: Ballı Bela
Gönderen: Nicholas Ezra Urswick - 09 Eylül, 2022 01:44:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Parfait yanıma inip dudaklarıma bir öpücük bıraktığında yumuşadım hemen. Akrabasının kabalığını ona yükleyerek tadımızı kaçırmayacaktım. Kapıya doğru yürümeye başladığımız sırada "Biliyorsun, benim kızlar da aynı böyle camdan atlıyorlar. İyi anlaşırdınız." dedim kıkırdayarak. 10 yaşındaki kızımla karşılaştırdığım için bu kadar komik geliyordu o sırada. Ama Parfait'yi yargıladığımdan değil, yanlış anlaşılmasın aman ha. Çok severim Parfait'ciğimi. Espri yapasım geldiğinden.

Amerika'ya gideceğiz dedi. Ben de zaten heyecan arıyorum, sorgulamadım bile. Gittik gitmesine de mekana ulaşana kadar uğramadığımız yer kalmadı. Gitmeyi bildiği ilk yer küçük bir adaymış New York'da. Onun işemesini bekledikten sonra da biraz dedikodu, biraz turistlik derken geldik sonunda. İyi yönden bakacak olursak, sarılmış tütün buldum ve üstelik kahve aromalı olduğunu söylemişlerdi. Amerika'dan ilginç turistik şeyler çıkıyor, İngiltere gibi sıkıcı değil. Ben yanlış yere düştüm Merlin'im! Her gün lanet ediyorum şansıma. Neyse ama getirdiği yeri çok merak ediyorum. Biraz da yoruldum, kapıdan girerken direkt ikimize bir oda tuttum bu yüzden. "Şu üzerimdekileri çıkarmak istiyorum bir an önce."

İçeri girdiğimizde Parfait bana yanına geldiğimiz adamla ilgili dedikodu veriyordu ama ilk girdiğimiz basık mekanın şokuyla kestim sözünü. "Lütfen bana sadece burası olmadığını söyle." dedim burun kıvırarak. Alçak tavanlı, mumlarla aydınlatılmış ve birkaç tabureden ibaret bir ortam. "Amerikalılar buna bar mı diyor şimdi? Götümle güleceğim." Kahkaha patlattım ve kendimden emin adımlarla minik mekanı dolaşmaya başladım. Sesli bir şekilde de konuşuyordum. "Amerika'nın çok ünlü eğlence mekanları var diyorlardı. En üst kesimin geldiği... Muggle'ları ortaya alıp dans ettirdikleri bile söyleniyor, benden duymadın tabi. E hani burada eğlence?" Baktım ses yok kimseden. Göz devirerek merdivenlere ilerledim ve "Bari mafya dostunla tanışalım. Yalnız adımı kirletmesine izin veremeyiz, artık biliyorsun ki konumum önemli. Adımla seslenme bana." diye uyardım.

Yukarıya çıkınca bizim numarayı bulduk, tam karşısındaki odadan da sesler geliyor. Kahkahalar, cam kırılma sesleri... "Bunlar deme bana." diye mızmızlansam da içeriyi merak etmiyor da değildim. Girdik beraber içeri. Çift kişilik bir odaya 6 kişi sıkışmış, biz de eklenince hareket edecek bir yer kalmadı. Zaten biri elindeki içeceği direkt bana tutuşturdu ve çıktı beni itiştirerek. İğrenerek kenara bıraktım yalanmış bardağı tabii ki. Sonra da direkt Parfait'nin bahsettiği mafyatik dayıya döndüm. Parfait abi diye hitap etmişti de bana kalırsa bu hırbonun dayıdan farkı yok! Yaklaştıkça yaşlı kokusu geldi burnuma. Kolunun altına bir kız almış hödük gibi etrafa bakınıyor. Kız da güzelim... Çok genç, orada mutlu olmadığı da belli. Sanki diyor ki gel beni kurtar! Anladım ben onu gözlerinden.Şimdilik aklımın bir kenarında bu.

Adama bir şey demek yerine ortaya tütünümü gösterdim. "Küçük bir hediye gibi düşünün." dedim ve uzattım herkese bir dal. Ardından kendiminkini yaktım. Sağımdaki sarışın kadın da yakmamı beklercesine bana bakıyordu. Bu bir teklif mi? Asamı uzatmak yerine eğildim, dudaklarım arasındaki sigarayı kadının dudağında bekleyen dalın ucuna yaklaştırdım ve gözlerine kitlendim içine çekmesini beklerken. Dumanını üzerime üflediğinde gülümsüyordum.

Birkaç dal sonrası kendimi bir koltuğa atmış tavanı izlerken bulmuştum bile. Gözüme renkli renkli ışıklar saçılıyor sanki. Rüyada gibiyim. "Parfait... Al şunu elimden. Dene dene. Şu güzelliğe bak! Kahve... Orijinal tütün farkı mı bu?"
Başlık: Ynt: Ballı Bela
Gönderen: Parfait C. Barthélemy - 09 Eylül, 2022 03:08:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Ben buraya +16 ibaresi koyuyorum. Küfür falan okumak istemeyen pas geçsin.


Adıyla seslenmeyeyim mi? "Tamam Emmeriman." dedim kafamdan bir isim uydurarak. Nicky kankamın sorunu şu, adam sürekli ağlıyor. Yok şunu beğenmedim, yok şunu sevmedim. Ulan karın evde dua okuyor, 5 çocuğun var. Bitmişsin sen. Bir de gelmiş getirdiğim yeri beğenmiyormuş gibi hareket yapıyor. Girdik odaya var ya leş gibi apış arası kokuyor. Camları açaydınız bari. Nicholas'a o kadar laf ettim de, ben de geldiğimiz gibi yüzümü buruşturdum. Valeria evde binbir çeşit çiçek esansı ile malikaneyi çiçek bahçesi gibi kokutuyor alışık değilim.

Abi beni görünce "Aaaahh! Parfait!" dedi ki çok iğrenç telaffuz etti adımı. "Gel canım gell!" Ben gidip her zamanki fransız öpücüklerimden birini kondurdum abinin dudaklarına şöyle bir sarıldık. "Ahahahah! Bu çocuk da böyle çok samimi yaaa!" diye tanıttı beni yanındakilere. Ben de hiç beklemeden iki tane iç çamaşırlı kızın arasına attım kendimi. "Salut mesdames!" Kızlar şöyle hafiften bana sarılırken ben de kollarımı attım omuzlarına. Abiciğim bana malların durumunu bilip bilmediğimi sorarken kankam hediye diye tütün dağıtıyordu herkese. "Ben bıraktım o işleri ya." dedim kız Nicholas'ın verdiği tütünü yakıp ağzıma yaklaştırırken. Bir nefes alıp üfledim ki, baya baya ağırdı lan bu. "Ehem... Hogwarts'tan iş teklifi aldım. Bu sene oradayım. Malları takip etmiyorum."

"Hadi ya?" dedi herif. Tütünden o da kullanınca "Off, bu ne aromalıymış." yaptı.

Biraz sonra iyice ağırlık bastı üstüme. Tabi bu sırada içtiğim tütün yüzünden olduğunu da anlamıyorum. Uykum geldi herhalde diyorum. Kızlar da karnımda gezdiriyorlar ellerini. "Bundan bir sene önce görecektiniz baklavalarımı. Sporu bırakınca yok oldular. En zor çıkan kas onlar. Çok çalışmak gerekiyor. Ortaya çıkması için vücut yağ oranının %10'un altına inmesi ve ideal oranda %7–8 aralığında olması gerekiyor. Yani baklavaları gösterecek olan şey orada ne kadar kas olduğu değil, ne kadar yağ olmadığı. Bu aralar çok yemek yiyorum. Cardio lazım. Koşu yapmaya başlayacağım. Hogwarts'ta her sabah koşu yapardım öğrenciyken, yine yaparım." Kafa açıyorum böyle. Nicholas da diyor ki yandan kahveliymiş tütün. Kahve içmesem inanacağım ha.

Yanımdaki kıza dönüp "Dudağının kenarında bir şey var." dedim.

"Ay nerede?" yaptı böyle saçma sapan.

"Tam şurada." dedikten sonra öpmeye başladım bunu ama kafam ne güzel. Çilekler geliyor aklıma. Kızın kokusundan mı acaba? Olamaz ki, burası apış arası gibi kokuyordu daha demin. Diğer kız tuttu ayırdı bizi. Bana da diyor. Ohh ben bu sefer ona yamuluyorum. Arkadaşın da gelsin diyorlar. Nicholas bulmuş kendine biri ama neyse. "Emmeriman. Uzakta kalma benden kankam gel."

Normalde sevişiriz, eğleniriz diyordum da bu tütün benim kafayı çok garip etti. Kendimi mal bir hikaye anlatırken buldum.

"Bir gün bizim yan komşumuz Ophelia ablalar geldi bize. Oğlunu da getirmiş. Oğlu 9 yaşında ismi Klaus. Hiç sevmiyorum orospu çocuğunu çok gıcık bir şey.

Neyse bu Klaus dediğim 1 ay önce vaftiz olmuştu. Muhabbet bunun vaftizinden sonra da benim vaftizimden açıldı. Ben çok korktuğum için 15 yaşımda vaftiz olmuştum annem olacak kadın aldı anlattı bunu.

Sonra ne olduysa bu Klaus indirdi anneme gösterdi "bak erkek oldum" falan diyor. Benim nutkum tutuldu ulan suratım bembeyaz oldu herifin yaptığı harekete bak. Sonra annem bu piçi kucağına alıp sevmeye başladı. Annem yapmacık yapmacık seviyordu Klaus piçini. Annem bence samimi değildi Klaus'u severken çünkü Klaus sevimsiz çirkin şişko bir piçti.

Baktım bu piç annemi öpüyor annem de onu öpüyor falan kadının ırzına geçecek kafayı yedim. E dedim yeter lan. Koştum bunun anası Ophelia'nın üstüne atladım ve öpmeye başladım. Herkes şok oldu. Bir yandan da kucağına oturmaya çalıştım iri cüssemle sen de beni öp Ophelia teyze dedim.

Sonra aldım indirdim şortumu. Klaus'un yaptığının aynısını yapıyorum! Annem beni arkamdan çekiyor Merlin belanı versin diyor. Bu Ophelia şokta ağlamaklı. Bir yandan da Klaus'a bakıyordum çünkü annemi öperken o da bana sinsi sinsi bakıyordu. Bu kız gibi ağlamaya başladı çıldırdım lan. Neyse annem kafama oklavayla vurdu kendime geldim.

Annem Merlin belanı versin deyip suratıma tükürdü. Kadının ırzını kurtardım bana söylediği lafa bak. Giderken Klaus'a bir tekme atmaya çalıştım şişko piç bedeniyle çelişkili kıvrak bir manevra yaptı ayağımı kapıya vurdum. Çok zoruma gitti odama geçtim ayağımın ağrısı ve yaşadıklarım yüzünden hüngür hüngür ağladım."


Bana göre mükemmel olan bu hikayeyi mal mal anlattım kızlara. Onlar da çok havalarındaydılar. "Ay gerçekten mi?" falan yapıyorlar. "Niye yalan söyleyeyim size yalan borcum mu var?" diyorum falan. [/justify]
Başlık: Ynt: Ballı Bela
Gönderen: Nicholas Ezra Urswick - 09 Eylül, 2022 15:05:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Oda duman altı, yanımda Esmeralda'yla koltuğa oturduk, ayakları da sehpaya uzattık takılıyoruz. Bana bir sıcak bastı aniden. Önce ceketimi çıkardım, ardından da gömleğimi açmaya başladım. Oturduğum yerde gözlerimi kapadım, döne döne düğmeleri bulmaya çalışıyorum. Parmaklarım birbirine dolanıyor, çözemiyorum. Kafamda da bir şarkı dönüp duruyor ama sözleri bir türlü gelmiyor aklıma. Kafamı sallıyorum ritimle. Bağırarak yırttım gömleği göğsümün üzerinden çekerek. Hareketlerimi kontrol etmekten çok dışarıdan izliyor gibiyim. TANRIYIM LAN. "CYNTHIA! AÇ GÖZÜNÜ AŞKIM! Aradığın tam karşında duruyor karşındaaaaa!" Gözümü açtım, kadın bana bakıyor korkmuş bir şekilde. Kahkaha atmaya başladım ve ayağa kalktım. "HAHAHAHAH! Gördün mü? ENERJİ FIŞKIRIYOR!" Kollarımı kastım sırıtarak ve vücudumu sergiledim. Göğsüm sarı tüylerim dışında pürüzsüz. Bayılıyorum. Aynı Yunan tanrısı gibiyim. Parfait de kaslarını gösteriyordu kızlara. "Baklava... Osmanlı'nın en müthiş parçası! Haremden sonra tabii. Düşünsenize..." Gittim Esmeralda'ya uzattım elimi. Yanıma çektim tık diye, kollarımı beline doladım dans etmeye başladık. Kafamdaki ritme göre hareket ettiriyorum ikimizi. "Bir padişah olsam, haremimdeki gözdelerden biri mutlaka siz olurdunuz bayan." dedim kadına ve biraz uzaklaşıp eline öpücük kondurdum. Ardından elini havaya kaldırdım ve etrafında dönmesine yardımcı olarak ortaya ittim. "Ama haremdeki kadınların padişaha dans etmesi gerekiyor! Oyna mendilim için!" diye zevkle bağırdım. Kız oynamaya başladı ama yetmedi bana. Parfait'nin yanında iki kız var takılıyo. Dayı da oturmuş benim kızı izliyor. Koynundaki güzelim kız da bana bakıyor hala. Sonum olacaksın benim kızım. Gittim çektim kolundan. "Sen de oyna bakiyim." dedim ortaya atarak kızı.  Herkes kahkaha atıyor ama. Kimse de demiyor sen ne sanıyorsun kendini diye. E TANRIYIM ÇÜNKÜ. BÜYÜK ADAMIM BÜYÜK. Cynthia görse şimdi...

Cynthia. Görse mi? Çok kötü çok kötü çok kötü... Olamaz. Göremez ki. Nasıl görsün? Beni buraya kadar takip etmiş olamaz. Ama Tanrı'yla arası çok iyi. İstese o her şeyi başarır. Onun Tanrı'sı benden çok büyük... Şu kapıdan girer mi bir anda? Böyle kendi haremimi kurduğumu görse ev hapsine tıkar Merlin'e yeminim olsun. Ama olamaz öyle bir şey. Olabilir mi? Olabilir... Neden olmasın? Girişte çok konuştum. Kendimi belli ettim. İngiltere'den geldiğimi biliyorlar. Yakışıklıyım. Oda ayarlarken adımı verdim. Neden verdim ki? Gidip silmem lazım. Ayağa kalktım kapıya doğru ama kızlar tutup beni arlarına çektiler geçemeden. "Nereye yaaaa?" yapıyorlar. "Beğenmedin mi dansımızı? Hadi ver mendili birimize...." diyorlar. "Ya yok. Harikasınız siz." diyorum ama bırakmıyorlar. "Siz insanı mezarından kaldırırsınız be. Ama bi gidip- Yok gelicem-" Salmadılar. Şimdi girecek içeri Cynthia. Merdivenden çıktığına eminim. Saklanmam lazım ama nereye? Koltuklar çok alçak. Gömleğim de ortada yırtık şekilde. Bu parlak altın yaldızlı işlemeli gömleği özel diktirdim, başka kimsede yok. Gördüğü anda anlayacak. Kendimi yere attım gömleğin üstüne doğru ve hemen bir top haline getirip cama koştum, aşağı attım. Aşağı baktım gittiği yere. Birinin kafasına düştü. Evsiz mi o? Evsizlerden çok korkarım. İçeri döndüm hemen, kimse yüzümü görmesin. Tanınmak istemiyorum. Az önce bardağını elime tutuşturan genç geri gelmiş. Çok yakışıklı ama kafasında takke var. Dinci miymiş? Hayır, çıkardı takkesini. Elinde bira var. Rol mü yapıyor? Yalancı bu adam. Çok da kirli gözüküyor. Evsiz olabilir. Evsizlerle aynı yerde kalamam. "Parfait kalk gidiyoruz." dedim çekiştirerek. Kızlara yapışmış emişikliyor. "KALK ÇABUK DAYANAMIYORUM." Gözlerimi sonuna kadar açmıştım, hem yanıyorum hem üşüyorum çıplağım diye. Tuttum kolundan kaldırdım, odadan çıkmadan dayıdan kurtardığım kızı da aldım yanımıza. Ne? İşim bitmedi daha onunla. Tuttuğum odaya geçirdim hepimizi. Kapıyı da kilitledim üç tur. Asamı çıkarıp daha korumalı olsun diye büyü yapmak istedim ama bekledim bekledim gelmedi hibçir şey. Sadece Alahamora geliyor, o da bir boka yaramıyor. Sonunda, "Neyse ya." dedim ve bıraktım kapıyı. "Oğlum o nasıl kahveymiş ya." dedim sırıtarak. Sonra ciddileştim geri. "Sakın o odadaki kimseyle konuşmayın bir daha. Bizi tanıyorlar. Karımla konuşacaklar birazdan. Sessiz olacağız ki bizi bulamayıp çekip gitsin. Dua edelim ki çocukları uyutup gelmiş olsun yoksa sadece benim değil üçümüzün de ağzına sıçar."

Kız niye buradayım falan demeye başlayınca susturdum. "Şşş şş şşşşşş. Sakin ol. Kurtardım seni küçüğüm. Minnettarsın biliyorum. Seni de burada koruyacağız." Sonra yattım aralarına çift kişilik yatakta. Tavana bakarak konuşmaya başladım. "Oğlum senin o evdeki kadın kimdi? Onun için bütün tapuları salar kapıya gelirim biliyorsun değil mi? İnanılmaz bir şeydi. Haremimde olsa basarım nikahı. Evli mi? Yüzüğünü gördüm de biliyorsun bende de var. Küçük problemler..." Kahkaha atmaya başladım. "Sizin eve mi gitsek buradan? ONUN BALLI GÜLÜNÜ KOKLAMAM LAZIM."