17 Nisan, 2026 09:21:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Das

Sayfa: 1 [2] 3 4 5
16
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 17 Mart, 2022 13:42:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
8. seviye oldum. En son 5. seviyeyken istemişim.

3 gp alayım.

Seth Carter Havuzcuğum.

Edit: Online sürem de 3 gün olmuş. En son 1 günken istemişim. Oradan da 2 gp alabilir miyim havuzuma.

17
Sihir Bakanlığı / 25 Ocak 1866 Tarihli Duruşma Sonrası Basın Açıklaması
« : 17 Mart, 2022 13:39:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

[justify]
Oğluuuum! Bu kadını 3 ay Azkaban, 1000 Galleon ile kurtardıysam artık ben millete köprü satmaya başlayabilirim sanırım. Bir çıktım dışarı, millet bağırışıyor. Eller çırpılıyor, şenlik havası. Öğrenmişler kararı belli ki. Fransız güzelim nerede benim? Şu arkadakiler yuhalıyorlar sanırım ama zerre umrumda değil. Kocaman gülümsememle elimi kaldırdım havaya, girişteki insanların sessizleşmesi için. Asamı boğazıma doğrultup sesimi yükseltme büyüsünü yaptıktan sonra konuşmaya başladım.

"Bugün bayram olmalı dostlarım!" dedim.

"Büyüceşura üyelerinin verdiği karar hem adil, hem de doğru bir karardı. Cwenhild Muirghéal hak ettiği kadar ceza aldı, ne eksik ne fazla! Böyle adil bir yargıya sahip olduğumuz için çok şanslıyız değerli büyücedünya sakinleri!  Yaşasın Bakanlık! Yaşasın Barış! Yaşasın özgürlük, hak hukuk adalet!

Ek olarak Apples & Oranges'a beklerim hepinizi. Hakkınızı savunmak, adaleti sağlamak için yanınızdayım.

Knockturn yolu, No 44*"


Sonda da küçük bir wuhu yaparak milleti coşturdum. Asamı boynumdan çektikten sonra yanımdaki mavi giyimli hizip üyelerinin ellerini sıkıp sarıldım tek tek. Ne sükse yaptım ha! Bundan sonra herkes beni çağıracak savunmacı olarak! Kankaliçem gör beni! GÖR NE KADAR BAŞARILI BİR ADAM OLACAĞIMI!


*44 Malatya, ben de Malatyalıyım. Artık bizim dükkan 44'te.

[/justify]

18
Büyüceşura / Ynt: 25 Ocak 1866 Tarihli Carmilla/Cwénhild Muirghéal Duruşması
« : 08 Mart, 2022 01:19:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bayan Bringer’ın anlattıklarını kafamı sallayarak dinledim. Bunları bilmiyordum hiç. Dönüp baktım bizim kadına. Köpek etmişler bunu, zilini çalmışlar öldürmüş. Üstelik yüzünde maske var dedi kadın. Özetlemek için hakime hanıma döndüm. “Sizin de anladığınız gibi, müvekkilim affedilmez laneti gerçekleştiğinde kendi iradesi ile hareket etmemiş olup, karşısındaki kişinin de Bakan Hellington olduğunu bilmiyordu.”

Elimi ceketimin içine attım sakince. İç cebimde bulunan, günler önce Sihirsel Yaptırım Dairesi Başkanı Seth Carter’dan istediğim düşünseli şişesini çıkardım. Herkesin görmesi için önümde tuttuktan sonra “Bu gördüğünüz düşünseli şişesinde Bayan Muirghéal’ın Cadı Avcıları tarafından eziyet edildiği anıları bulunmaktadır. Büyüceşura üyelerine takdim edeceğim.” Hakime hanıma doğru yürüdükten sonra elimde tuttuğum minik şişeyi yüksekte oturan kadına uzattım. “Rahatsız edici öğeler içerdiği konusunda sizi uyarmam gerekiyor.” dedim. Ben baktım mı? Hayır. Psikolojimi bozamam gereksiz yere. Birine izlettirip anlattırdım kendime.  “İzlemesi bile zor olan bu anıyı yaşayan Bayan Muirghéal, unutulmamalıdır ki kendi isteği ile teslim olmuştur. Bahsettiğiniz gibi terör amacı olsaydı, affedilemez suçları olduğunu bilseydi bunu yapmazdı. Kendisi hak ve hukuka inanan, Bakanlıkla birlikte çalışmayı, büyücedünyayı iyi yönde değiştirmeyi isteyen bir cadıdır.”

“Sormam gereken bir şey kalmadığına göre, tanık iddianındır.”[/justify]

19
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Rüyandaki beyaz unicornlu prens
« : 08 Mart, 2022 01:00:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kadın bir anda burcunu, çin burcunu, hint burcunu söyleyince kaşlarımı kaldırıp sanki anlamış gibi kafamı salladım. Ohoo bir de bunun çini hinti falan mı varmış. Hiç bilmiyorum ha. “Ben de balığım oğlakla çok uyar.” diye salladım. Bilmiyorum hiç. “Çin burcu olarak vaşak, hint burcu olarak da rakun...” Bildiğim hayvanları salladıktan sonra “Ya tabi ben de inanmıyorum.” diye kadına uyum sağladım. Ne demek inanmıyormuş ya, demin tüm her burcunu söyledi sonra da yok inanmıyorum diyor. Yanımda duran unicornu övünce elimi koydum hayvana, evet tabi ben getirdim, dercesine bir ifade ile. Teşekkür ettiğinde de “Hiç önemi yok canım.” dedim omuz silkerek. Ulan Cindy! Sayende kız düşürüyorum ha. Aferin güzel kızım benim. Kardeşiyle nasıl tanıştığımı sorduğu zaman “Tanıdık aracılığıyla.” dedim. Şimdi bu çevrede olanlar bilir ki, bilgi güçtür. E o yüzden tanımadığım hanımefendiye kardeşi ile nasıl tanıştığımı öyle çat diye söyleyemem. Belki Ryan kankam istemiyordu Cornelia’ya geldiğini bilmesini kardeşinin? Hı? Sonra bir de hediye konusunu sordu. Yok abi bu kız Ryan hakkında bir şey bilmiyor, bir de sorguya çekiyor. Kesin bir olayı var. Çaktırma Das. Ben yalancı bir adam da değilim bilirsiniz hani. O yüzden doğruyu söyleyeceğim, “Sevdiğim biriyle aramı yaptı. Az çöpçatan değil.” Tam cevabı vermiştim ki kadın adımı Gabriel değil de başka türlü söyledi. Katil Cadı Cwenhild’in avukatı mı? Alexander Turner mı? Ah ünlü olduğumu unutmuşum. Yüzümdeki sahte gülümseme önce şaşkınlık ifadesini aldı, ardından da gerçek pislik bir gülüşe dönüştü. “Ah... İsmim...” diye bir ses çıkardım ilk. “Kim bulmuş ki kendini?” dedim deminki aşırı tavrımdan baya uzak bir tavırla. “Gabriel, Alexander, Lucian... Bir isim beni ne kadar tanıtabilir ki size, Meghan Necramyth... Garip bir soyad. Soyadları oldum olası sevmemişimdir hem. İnsanların bağlanma gerektiren içgüdüleri yüzünden çıkmış bir gelenek... Özgürlük her zaman en önemli şey. Bu yüzden adımı kendim seçerim, kız kardeşimi de, işimi de... Artık varsa bir yaratıcı onun bana zorunlu kıldıkları ile yetinmek, özellikle bir tanesiyle yetinmek... Benlik değil.” Tekrar sahte gülüşüme döndüm konuşmam bitince çünkü yandan bir köpek ayağıma pati atıyor ayağa falan kalkıyor. Eğilip sevdim köpeği başından. Hayvanlarla aram iyi ya da kötü değildir. Normaldir işte. “Oçiçi oçiçi...” sesleriyle kafasını sevmeye başladım. “Peki ya siz...” dedim en sonunda. “Megan olmasaydınız ne olmak isterdiniz?”[/justify]

20
Büyüceşura / Ynt: 25 Ocak 1866 Tarihli Carmilla/Cwénhild Muirghéal Duruşması
« : 08 Mart, 2022 00:36:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Selam canım selaaam! Duruşma günü geldi çattı. Girişte yine basının yoğun ilgisiyle karşılaştım. Fransız güzelim var mı aralarında diye baktım da yoktu. Pff, mutsuz oldum iyi mi? Cwénhild Muirghéal gibi bir halk kahramanının Azkaban’daki durumunu ve elimden geleni yapacağımı söylediğim küçük bir konuşmadan sonra Bakanlığa girdim ve ait olduğum yere, duruşma salonuna gittim. Ben böyle sahnelerin adamıyım! Hem iyilik yapmış oluyorum kadını japonlara karşı savunarak. Hem de insanları yakışıklılığım etkisinde bırakıp dalga dalga dalgalandırıyorum. Ah Ryan, beni bir şöyle görsen arkadaşlığımız pekişir! Şimdi diyeceksiniz Das, karı katliam yapmış savunuyorsun. Evet. Sorun bakalım neden? Çünkü umrumda değil yok katliamcıymış, yok ahlaksızmış. Herkesin savunma hakkına saygım varkjasflhds.... İnanmadınız değil mi? Ben traşıma bakarım tabi ki. Versin galleon Cadı Avcılarını savunurum. Bir de işte, kaos olsun. Kaosun öz evladı olduğum için. Ortalık karışsın. Mahkeme salonuna girip yine her tanıdığa selam verdikten sonra elimdeki kağıtları -ki baya dağınık bir şekilde toplamıştım- savunma makamı için olan masaya şöyle bir bıraktıktan sonra arkamı döndüm. Geçen duruşmada da Cornelia’nın yanında oturan japonuma baktım. Makyaj mı yapmış lan? Bundan öncekinde böyle değildi. Süslenmiş bu güzel olmuş. Benim için mi süslendin sen bakayım? Duruşumu dikleştirip yanına yürüdüm salonu boydan boya kat ederek. Yanına ulaştığımda eğilerek elini tuttum sonra da minicik bir öpücük kondurdum eline reverans yaparak. “Bugün çok güzel olmuşsunuz Minamoto-san.” dedikten sonra doğruldum. Evet, buraya gelmeden çiçolar nasıl birbirine hitap eder diye araştırdım. Güzel kadın da... Benden bir on yaş falan büyük galiba. Neyse ilaç almak için birlikte olduğum kocakarı 70’lerinde vardı. Aşkım güzelim Mirabelle’im de 16 yaşında. Yaş olayı benim pek umrumda değil anlayacağınız. “İyi şanslar.” Bir göz kırpması sonrası tekrar yerime döndüm ve beklemeye başladım. Cwenhild ruh emici denen iğrenç varlıklarla buraya getirilince Azkaban’a girip çıkarken hissettiğim rahatsızlığın kırıntısını hissetmek bile moralimi bozmaya yetti diyebilirim. Gerçekten canilik bu insanları oraya kapatmaları. Kadını tam ortaya oturtup ruh emicilerin de bizim üstümüze gelmemesi için patronusları çaktıklarında kadına ciddi bakışlarla bakmaya başladım. Konuştuklarımızı anlamayacak ya da yapmayacak kadar hayat enerjisinin çekilmemesini umuyordum.

Sonunda duruşma başladığında yalama yağlama yaptığımız hakime hanım her tarafı tanıttı, kendilerini de tanıttı da isimleri zerre umrumda değildi. Tek bildiğim daha geçen gün bu kadının emri ile yedi kuşak safkan olmayanlara bronş dağıtıldığıydı. Hiç sevmem elitleri. Bizim hizip de elitist onları da hiç sevmiyorum. Adımı söylediğinde ayağa kalkıp gülümseyerek selam verdim herkese. Tekrar yerime oturup çiçoyu dinlemeye başladım. Yine bakalım neler söyleyecek de yalanlayacağız. Boşa çıkaracağız. Direkt Meredith denen kadını çağırınca yüzüm güldü. O çağırmasa ben çağıracaktım. Oturduğum yerde doğrulup söylediklerini dinlemeye başladım. Carmilla demeye dikkat ediyordu çiço. O isime çok anlam yüklemişti. Ben de aksine Cwénhild diye hitap edecektim. En son konuştukları zamanı anlatmasını istedi çinçon. Of of başladık asıl konuya. Neyse ki bilgim var hakkında da hallederiz. Yani halledecektik de... Kadın bizim asyalının sorusuna karşı kriz geçirdi ya la. “Aaa...” yaptım yalandan. Gidip itirazımı verdikten ve hakime hanım kabul ettikten sonra “Sayın Minamoto, insanların üstüne böyle gitmeyiniz lütfen. Meredith Boleyn bakanlık için çok çalışmış bir kadındır! Bakanlık bünyesinde emek vermiş değerli insanlara böyle davranmamalı.” diye de pislik yaptım. Geçen de profesör olacak dallama aynısını yapmıştı bana. Sıra bizim tanık çağırmamıza gelince ayağa kalktım. Şov başlıyor canlarım.

“Değerli hakime hanım ve büyüceşura üyeleri.

Müvekkilim Bayan Cwenhild Muirghéal’a yönlendirilen tüm suçlamalardan aklanacağına emin olabilirsiniz. Müvekkilim bir büyüseverdir. Bu yüzden kendi yolunda sadece Cadı Avcılarına İSTEYEREK zarar vermiştir. Cadı Avcılarını avlamasa sonuçlarını siz de biliyorsunuz. Diğer bahsedilen suçlamalar kendi isteği dışında gerçekleşmiştir. İlk olarak kendisinin Sihir Bakanı Kellington’ı öldürdüğü iddiasına karşı tanık olarak Bayan Deni Bringer’ı çağırmak istiyorum.”


Kadını bekledim gelmesi ve tanık sandalyesine oturması için.

“İyi günler Bayan Bringer. Bize ilk önce kendinizi tanıtıp sonra Sihir Bakanının öldürüldüğü gece olanları ve ondan öncesinde bildiklerinizi anlatır mısınız? Bay Motke’nin planı tam olarak neydi? Neler gerçekleşti? Siz olanları nasıl öğrendiniz?”[/justify]

21
Büyüceşura / Ynt: 25 Ocak 1866 Tarihli Carmilla/Cwénhild Muirghéal Duruşması
« : 08 Mart, 2022 00:12:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

22
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Rüyandaki beyaz unicornlu prens
« : 07 Mart, 2022 21:38:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Milletin uyuz bakışlarına hiç aldırmadan kocaman bir gülümsemeyle Ryan’ın gelmesini bekledim. Onun yerine Ryan meymenetsizinin tamamen tersi, güzeller güzeli bir hatun bardan çıkıp yanıma geldi. Unicorn’u görünce hipnotize olmuştu sanki. Ulan Cindy! Kız tavlayabiliyor musun harbiden bu kadar kolay? Daha iyi anlaşsaydık da senle kız düşürseydim be güzelim. Niye sattırıyorsun kendini bana? Kadın yanıma kadar gelince “Dikkat edin hanımefendi.” dedim sesimi kalınlaştırarak. Çekici ve kalın bir ses diye düşünsem de baya komik olmuştu. “Isırabilir. Vahşi bir varlık. Aynı benim gibi.” Gözlerim yarıya inmiş, flörtöz bir bakış attım kadına. Kaşlarımı pıt pıt yukarı aşağı hareket ettirdim. Hemen ardından tek hareketle indim atın üstünden. Bembeyaz varlık ben ne yaptığını umursamadığım için oturan bir adamın ceketini yemeye başlamıştı. Aç kaldı diyorum ya. Cidden aç kaldı. Ryan’cığımın bunu beslemesi gerekiyor. Neyse hanımefendi bulmuşuz şuan Ryan’ı ikinci plana atıyorum. Aşırı bir reverans yaptıktan sonra kadının elini tuttum. Sanki bir şarap tadıyormuş gibi koklayarak öptüm elinden. “Ben...” dedim. “Gabriel. Bana isminizi bahşedebilir misiniz matmazel?” Oh oh! Hanımın güzelliğine bak öyle! Simsiyah saçları, tilki gibi gözleri, minik burnu incecik dudakları. Ryan böyle güzeller var yanında neden tanıştırmıyorsun be kanka? Ayıp olmuyor mu? Sen Cornelia'ya yavşıyorsun, biz boş mu kalalım?

“Ne kadar da şanslıymışsınız baksanıza! Bugün hayallerinizin prensi ile tanışacağınız aklınıza gelir miydi? Ben sabah uyandığımda güzel kelimesinin asla yeterli olmadığı bu sihirli güzelliği göreceğimi hiç düşünmemiştim. Merlin’in çalı kaşları şahidim olsun, gül bebek gibisiniz!” Tekrar elini öptüm şlap diye. “Ryan’ı görmek için gelmiştim ama vazgeçtim sanırım. Sizi konuşalım olur mu?” Yine her zamanki taktiğim, kızlar seviyor diye zerre umursamadığım “Burcunuz ne?” sorusunu sordum. “Her ne olursa olsun yıldızlarımız çok uyuşuyor içimde size karşı çekim var çekim! Accio ile kalbimi çektiniz kendinize resmen!”[/justify]


Böyle düşüyor mu?

23
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Rüyandaki beyaz unicornlu prens
« : 07 Mart, 2022 16:38:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bu konunun öncesi için;
Unicornu buluşum ve Ryan'a borçlanışım okunabilir.



Dıgıdık?

Demiştim ya hani bineyim atıma da gün batımına süreyim diye... İşte binmişim atıma sürüyorum ama gecenin körüne... Neden? Çünkü bu unicorn denen kanser varlık dükkanın içinden geçti. Aşağı indiğimde saldırıyor, saldırdığı için temizleyemiyorum. Dükkan zaten leş gibi, bodrum da ahır oldu tezek kokuyor derken. Artık kurtulma zamanı geldi kendisinden. Kendisinin dişi olduğunu öğrendikten sonra adını Cindy koydum. Güzel sarışın kadın ismi. Bizim unicorn beyaz tabi de... Üstüne nasıl bindim? Bebeğim harika bir rodeocuyum çünkü! Dermişim. Teheheh. Acıkmış bu. Havuç falan verdim sakinleşti. Bindim üstüne çıkardım dükkandan. Ölü Chadwick baya bağlanmış hayvana. On saat sarıldılar bir bitmedi vedaları... Neyse işte Chadwick'in gözyaşları eşliğinde çıktım dükkandan. Gece gideyim demiştim çevrede kimse yoktur diye ama tabi Knockturn Yolu fokur fokur insan kaynıyor. Unicorn görüp peşine takılacaklar diye korkuyordum ama bizim at bir koşuyor baba! Yani deli hız yapıyoruz yolda. Seherbazlar çekecek diyecekler ehliyet ruhsat lütfen. O kadar hızlı gidiyor hayvan. Nereye gidiyor peki? Bilmiyorum deli gibi koşuyor. Eceline koşuyor sanırım. Boynuna sarılmışım ben de. Düzgün durmaya çalışıyorum büyü gücümü de kullanıp. Hız yapması nedense canlı hissettirdi beni. Şu son bir kaç haftadır yaşadığımı hissediyorum gerçekten. Hem şu an, hem o dava olayı... Önceki aylar kadar durgun değilim, mutsuz değilim. Depresyondan çıktım mı ne? Unicornu da verince düzelecek hayatım gibi geliyor. Kim bilir belki dükkanı düzenlerim, belki de bakanlık olaylarının içine dalarım. Bu lanet olası Merlin Tılsım Kulübü denen tarikat kolumu bırakmayacak gibi. Üstelik sürekli geçmişi düşünmek beni geri çekiyor. Geleceğe bakmalıyım. Evet... LAN! Çarpacağız! Mal hayvan dümdüz duvara gidiyor ha tutmasam. Bunu yönlendirdim istediğim yere gitmesi için çok da hızlı geldik. Cornelia’dan duyduğum kadarı ile Ryan’ın çalıştığı Pub’ın önüne geldiğimizde durdurmak için uğraştım atı. İlginçtir ki durdu. Sanırım koşmadığı için sinirliydi bunca gün. Atla durdum mekanın önünde. Evet, gireceğim kapısından. Benim dükkan haşat oldu, sıra sizde. Asamı çıkarıp kapısının tek hareketle açılmasını sağladım. Bakın ne kibarım, bizim kapıyı kırıp geçmişti bu hayvan.

Kulübün almış olduğu canti kıyafetler, taranmış saçlarım, kocaman gülümsemem ve altımda da unicornla Ryan’ın mekana daldım. Daldım derken, kapıdan geçsin diye hayvan kafasını eğdi. Ben de atın üstüne yatmak zorunda kaldım geçebileyim diye. Hemen sonra ise asamı baterist edasıyla parmaklarımın arasında çevirerek kalktım. Tüm şanı ile duran unicorn ile poz verdim 1-2 saniye. Sonra da “Ryaaan!” diye bağırdım. “SENİ DÜELLOYA DAVET EDİYORUM! Şaka şaka. Bak ne getirdim. Sen bana kıyak yaptın, ben de sana yapacağım! Cindy ile tanış, kız getirdim sana köftehoor!”[/justify]

24
Destek Çalışanları Ofisi / Ne istiyo’n? Bronş mu istiyo’n?
« : 07 Mart, 2022 15:29:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"YANİ İNANILMAZ BİR ŞEYY!"

Buraya Alexander Turner olarak geldiğim için şimdi benzememek için sakallarımı büyüyle uzatmış, kovboy şapkamı kafama çekmiş gelmiştim. Amerikan görüntümün yanında baya başarısız bir fransız aksanı yaparak destek ofisi denen yere girdim.

"OH MON DIEU! SİZİ BECERİKSİZ SOYTARILAR! SİZ NASIL OLUR DA BİZİ, BARTHELEMY AİLESİNİ SAFKANDAN SAYMAZSINIZ? BİZ SİZDEN SAMSAF KANIZ!"

"Beyefendi sakin olun! Derdinizi anlatın!" diyerek yanıma gelen kız kolumu tutmaya çalıştı.

"BIRAK BENİ!" diye tersledim onu. "O KADAR SAFKANIM Kİ ELLETMEM BİLE SENİN GİBİ BİRİNE KENDİMİ. SİZ KİMSİNİZ DE BİZE BU LANET BRONŞU YOLLAYABİLİYORSUNUZ?"

"Efendim Bayan Boleyn dedi ki-"

"BAŞLATMA ŞİMDİ O KANIBOZUKLARA! KENDİ İÇLERİNDE EVLENE EVLENE HEPSİ SORUNLU OLMUŞ! DİĞER SAFKANLAR TARAFINDAN TABİ KABUL EDİLMEZLER ŞU YAPTIKLARINA BAK!"

Kadının göstermesiyle bağıra bağıra gittim bir masanın önüne oturdum. "KALEM VER BANA!" diye emrettim kadına. Kadın tüy kalemi tutuşturdu elime. Ben de bir kalem aldım mürekkebe soktum. Ulan kaç yıldır yazı yazmıyorum ben kim bilir ya. Dur uğraşayım. B nasıl yazılıyordu? Dilekçeyi bıraktıktan sonra elimdeki bronşu kadının yüzüne fırlattım aşırı terbiyesiz bir şekilde. Çünkü safkan leşler böyle yapıyorlardı. "GİDİN FRANSA BAKANLIĞIYLA KONUŞUN DA KİMMİŞ SAFKAN GÖRÜN! TERBİYESİZLER!" dedikten sonra çektim gittim. Sakalları kesip tekrar avukat olmam gerekiyordu.


[spoiler]
[/spoiler]

25
Azkaban Hapishanesi / Ynt: Falındaki Mavi Gözlü Delikanlı (Vol II)
« : 06 Mart, 2022 09:23:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]“Sen nasıl uçtun öyle?” dedi yine kaçmayayım diye bir kolumu yakalamış olan gardiyan.

Ağzında geveliyordu cümleleri.  “Hı?” dedim anlamadığım için.

“Asanı kullanamazdın, nasıl uçtun?” diye yeniledi cümlesini.

Ne bileyim oğlum. Soruya bak. Şu dünyada zeki adam kalmamış sanki. “Ne uçması ya? Burada ruh emicilerin yanında kala kala hayal görmeye başladınız sanırım. Uçmak derken ben hızlı koştuğum için uçtun dediniz sandım. Bir insan uçar mı? Komiksiniz!” diyerek salladım. İlk gardiyan hebele hübele yaparken  Daha önce bir iki kere gelmiş olduğum Cwénhild’in hücresine geldik. Aşağıda merdivenlere gelişimiz, 5. kattaki yürüdüğümüz yerlerden tam olarak binanın neresinde olduğumuzu hayal edebiliyordum. Pencereler olmadığı için dışarıyı göremiyor, bu yüzden de kesin bir yer veremezdim. Yine de tahminlerim vardı. Burada ruh emicilerin sayısı baya yükseliyordu. Çaktırmadan sayıyor, rakunun olduğuna şükrediyordum. Hücrenin kapısını gardiyanlardan biri anahtarla açarken “E ruh emiciler beslenirken de siz mi açıyorsunuz kapıları?” diye sordum havadan sudan konuşuyormuş gibi. İlk birlikte yürüdüğüm gardiyan “Yok.” dedi. “Onlarda da var.” Diğerleri neden sorduğumu sorgulayan bir şekilde bana bakarken ben de sanki önemsemiyormuş gibi “Hıı...” dedim. “İyimiş.”

Taştan yapılma duvarlara sıkıca sabitlenmiş metal kapının kilidini baya ses çıkararak açtı gardiyan. Bir sürü anahtar vardı elindeki zincirde. Önemli olan sayıydı. Anahtarın üstündeki sayıyı tam çözemiyor olsam da metal kapının üstündeki 17 sayısını görmemek imkansızdı. Kapıyı iyice ittikten sonra elini uzattı bana. Asamı ona teslim ettikten sonra geçmem için izin verdi. Dikkatli olmamı söylediğinde “Pfft.” dedim minik bir gülümsemeyle. “Saçmalamayın. Bu kadın tehlikeli bir cadı değil.” Normalde olsa kocaman gülümserdim burada ancak ruh emicilerin varlığı her zamanki şen halimi uzaklaştırmıştı. Kafamı bir sürü eski anı ile doldurmuş, sürekli sürekli yaşadıklarımı hatırlamama neden olmuştu. Çocuklar beni sevdiğini düşünmüşlerdi. Acaba gerçekten seviyor muydu? Sevse eziyet eder miydi? Bu düşünceleri unutmak için ne kadar uğraşmıştım şimdi neden gün yüzüne çıkmışlardı ki?

Asla düşmek istemediğim duvarları da, zemini de taş bir hücreydi burası. Soğuktu. Karşımda iki büklüm hiç rahat durmayan yatağa kıvrılmış kadının üstündeki kıyafet de onu soğuktan koruyacak bir halde değildi. Bu ortamda tek bir iç açıcı durum vardı. O da hücrenin içindeki pencere... İlk ellerim arkamda, dimdik bir şekilde gittim o küçük pencerenin başına. Sanki öylesine bakıyormuş gibi bir izlenimle hapishanenin neresinde olduğumuza baktım. Buraya geldiğim tekneği görebiliyordum aşağıda. Yüzümdeki o hafif gülümsemenin tek tarafı yükseldi. Dışarıda uçan ruh emiciler rahatsız ediciydi sadece. “Bayan Muirghéal.” Kadına dönüp yürüdüm yanına. Yatağının yanına çöküp biraz bağırarak konuşmaya başladım. “Alexander Turner, savunmacınız. Beni duyuyor musunuz?” Tabi bu gardiyanların duymasını istediğimdi. Fısıldayarak “Ne sorun olmuşsun milletin başına anacım. Tavşan deliği sanki kazıdıkça yeni şey çıkıyor teheheh...” diye devam ettim. Tekrar bağırarak, “Yemek yediniz mi?” diye sordum. “Ne sıklıkla yemek yediriyorlar size? Ruh emiciler ne süreyle besleniyorlar? İnsanlar sizin gibi bir iyilik timsalinin böyle kötü bakıldığını duyunca çılgına dönecekler!” dedikten sonra fısıltıyla ekledim. “Mahkemede seni çıkacaracaklar, sorular soracaklar... Benim hikayeme göre ilerleyeceksin, anlaştık mı? Tüm bunlar bittiğinde bana olan borcunu konuşuruz.” Göz kırptım gülümseyerek. ”Kulübün sonunda işe yarayacağını kim bilebilirdi?”

Tekrar bağırdım avukat moduma bürünerek. “Anlatın Bayan Muirghéal!” dedim. “Burada çektiklerinizi anlatın!”[/justify]

26
Sihir Bakanlığı / Ynt: 17 Ocak 1866 Tarihli Duruşma Sonrası Basın Açıklaması
« : 04 Mart, 2022 08:02:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Cornelia’nın yanından ayrıldıktan sonra güzel kıyafetimin önünü düzelterek basın konuşması verdiğim yere döndüm. Bizim çinçon konuşuyordu. Sonuna mı yetişmişim? Ne diyor ne? Carmilla’yı seviyorsanız, dünyaya karşısınız falan diyor. Gözlerimi devirdim bu kelimelerine. Üstelik bir de bizim kulüptekilere kışkırtma çekiyor. İnanılmaz biri gerçekten. İç savaş çıkar bir de istersen feriha. O sözlerini bitirince bir anda gazetecilerden yoğun bir uğultu yükseldi. Bir sürü soru soruluyor, insanlar birbirinin önüne geçmeye çalışıyorlardı. Coştukça coştukları için bizim hizipten elemanlar ben ezilmeyeyim diye insanlarla sınır koydular. Cidden çok önemli biri gibi hissediyorum kendimi. En öndeki gazetecilerden biri, şöyle hani derler ya AT GİBİ kadın diye. Tam öyle bir kadındı. Siyah uzun saçları, köşeli yüz hatları, kocaman ağzı, eşek bakışları ile gözlere afiyet bir hatundu. Sayın Turner dedi. Fransız aksanı ile konuşunca düştükçe düştüm kadına. O harika gülümsememi yerleştirdim yüzüme. “Fransızsınız öyle mi? Çok severim. Buongiorno.“ dedikten sonra söylediklerini dinledim. Diyordu ki hizipler bizim karının peşindeyken bizim hizip neden koruyormuş. Carmilla idolü falan bir şeyler söyledi ama yani ne kadar güzel konuşuyor bir duysanız. Oh dedim canımın içi her gün konuş, ben her gün dinleyeyim seni.

“Büyücedünyayı huzura mı kavuşturmuşlar?” dedim cümlesini bitirince. “Büyücedünya huzura, yetkililer işlerini yaptıklarında kavuşabilir.”

“Merlin Tılsım Kulübü çok saygın bir hiziptir. İçerisinde saygın insanları barındırır. Kimse aynı doğrulara ve yanlışlara sahip değil. Kimse doğduğu yeri, ailesini, seveceği kişiyi seçemiyor. Bunlar yaşadıkça deneyimleyeceğimiz olgular. Carmilla idolü dediğiniz kişi, Cwenhild Muirghéal, siz yataklarınızda rahatça uyuyasınız, genç büyücü ve cadılar daha iyi bir geleceğe sahip olsun diye savaşırken esir düşmüş, çok korkunç işkenceler görmüş bir kadın. Merlin Tılsım Kulübü elbette ki üyesinin en doğru şekilde yargılanmasını isteyecektir! Bunda sorun görenlerin kötü niyetli olduğunu görmek çok zor değil. Diğer hiziplerin istedikleri, yapılan her suç üyemiz Muirghéal’ın üstüne atılırken sessiz kalınması mı? İddia tarafı, duruşmayı bu gibi sözlerle çarpıtarak bir şeyleri ört pas etmeye çalışıyor. Biz yine de yargıya, büyüceşuranın tarafsızlığına güveneceğiz.“

Iyy, neler diyorum böyle. Yıllardır elimi vermişim kolumu kapmışlar. Bir türlü batağından çıkamıyorum diye ağlıyorum gelmişim güzeller güzeli kadına övüyorum tarikatı.

Şeytanın avukatlığı işte böyle bir şey gençler.

“Konuya olan ilginiz takdire şayan Bayan Blanchet. Bir yerde kahve içerek dava dışında konular konuşmak ister misiniz? Çok iyi bir çay evi biliyorum.”[/justify]

This dice roll has been tampered with!
Yine konuşma hödösü 1d10 : 6, total 6

Edit: Typolar

27
Merlin Tılsım Kulübü / Ynt: [Merlin Tılsım Kulübü] Görev: İtibarımızı Lekeleyenler!
« : 04 Mart, 2022 06:58:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Rp yazılmıştır, yeterli olmaması durumunda canım tatlım güzelim Carmilla'cığımın atacağı bir rp ile 2. mesajı da atabilirim  8)

rp için, TIK

28
Azkaban Hapishanesi / Ynt: Falındaki Mavi Gözlü Delikanlı (Vol II)
« : 04 Mart, 2022 06:52:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Kapkaranlık koridorlar... Sanki hiçliğin ortasındaymış gibi duran binanın içinde, tüm umutlar sönmüşken bir ıslık tutturmuşum. Buraya girerken üstümü aradılar, her yanımı elleyip asamı falan kontrol ettiler. Sanki ne yapacağım içeride... Müvekilimle konuşmak için gelmişim. Dolandırıcılık yüzünden buraya girilmiyor değil mi ya? Hiç beni açmadı çünkü. Bir gün kafayı sıyırıp önüme geleni katledersem, çocuklara falan eziyet edersem İngiltere’den kaçarım daha iyi. Yanımda bir gardiyan, Cwénhild’in olduğu hücreye doğru yüreyecektik. Bana patronus büyüsü yapmamı söylediler. E ben de yaptım. Baya bir zorlukla oluşan ışık ilk çıkışmasa da, ikinci denememde elle tutulur bir varlığa dönüşebilmişti. İlk anlamadım. Kurt mudur? Kurt olmak için fazla küçüktü. Köpek midir? Köpek olmak için de sivri yüzlüydü. Tilki miydi? E tilki olmak için de fazla kilolu bir hayvandı. “Ne bu?” dedim anlamamış bir ifade ile yanımdaki gardiyana. “Daha önce yapmadın mı?” diye sordu. “Daha önce ruh emici görmedim ki nerede yapayım? Önceki gelişimde elemanlar yapmıştı.” dedim. Gardiyan ise elit gibi bir şey söyledi kendi kendine. Ne eliti kardeşim? İşimizde başarılıyız yakalanmıyoruz. “Rakun bu.” dediğinde “Haaa! Evet ya. Harbi öyle.” dedim yüksek bir sesle. Ne de tatlı hayvan ha!*

Patronus devam etsin ama asamla sorun çıkmasın diye bağlama büyüsü mü ne yaptılar asama bilmiyorum her ne leşlikse artık. Ruh emici denen zamazingoları nereden buldular da buraya tıktılar hem ya? Birlikte yürümeye başladık taş koridorları. Yapmış olduğum beyaz rakun yanımızda süzülüyor, ruh emicilerin koridorun sonundan gördükleri gibi yollarını değiştirmelerini sağlıyordu. Gardiyan ise zayıf bir adamdı, elleri kolları kemikli, derisinde yaşlılık lekeleri olan biri. Burnu büyüktü ve yanağında bir beni vardı. 60 yaşında vardı yani bence. Tabi merak, hemen “Senin yaş kaç dayı?” diye sordum. "Hı?" dedi. Yaşlı ya çok duymuyor kulağı herhalde. Biraz daha yüksek sesle “YAŞIN KAÇ YAŞIN?” diye bağırınca elinde taşıdığı, önümüzü görmemiz için önde tuttuğu, üstüne lamba bağlanmış sopasıyla vurdu bana. "Bağırma bağırma!" diye azarladı. "Sana ne benim yaşımdan?" Gerçekten de bağırınca taş duvarlardan sesim baya yankılanmıştı. Üst kattan sesler gelmeye başlayınca kaldırdım kafamı. İçime bir ürperti geldi. Bu insanlar ruh emicilerle birlikte yaşıyorlardı. Buraya tekne ile gelirken dışarıda bile 20-30 tane ruh emici görmüştüm. Ben, ki dünyanın en gamsız adamı olabilirim, mahkemede Cwénhild'in yanında gördüğümde bile rahatsız olmuşken sürekli etkilerinde kalma duygusunu düşünemiyordum bile. Kafamı dağıtmalıydım. “64 diyorum.” dedim gardiyana ilgimi tekrar yönelterek. "Ne altmış dördü be! 32 yaşındayım ben." demesiyle “Hadi lan oradan!” demem bir oldu. “Yalan atma dayı! Dayı değil, abi yaşıdır o.” Görmüş geçirmiş bir ifade ile hımladıktan sonra "Burada çalışmak kolay mı sanıyorsun? Biz burada olmasak ne yapacaksın? Ruh emicilerle mi konuşacaksın?" dedi. Hak verdiğim için hımladım ben de. Yürürken çevreme bakınıyordum sürekli. Kapılar geçiyorduk.

Koridorun sonunda sağda çirkin görüntülü kapıyı gösterip gardiyana “Burası nereye çıkıyor?” diye sordum.

İşaret eden parmağımı takip etti gözleriyle. Kapıyı buldu ilk sonra bana döndü. “Sana ne?” dedi.

“Ne ters yapıyo’sun?” dedim gülerek. “Ben de bir şeyler öğrenmekten keyif alıyorum. Var mı itirazın? Hı? Söyle şimdi nereye çıkıyor burası.”

Pek umursamaz bir tavırla "Kitli orası." dedi. "Asalarını tutuyoruz."

“Hıı.” diye bir ses çıkardım anladığımı belli eden bir şekilde. Merdivenlere ulaşmak için geçtiğimiz koridorda kapılardan birinden çıkan başka bir çirkin tipli gardiyanın yanından geçtik. Arkasından çektiği kapının arkasını görmek için parmak ucuna çıktım ama tuvalet olduğunu görünce memnuniyetsiz bir ses çıkardım. Şüpheli gelen başka bir kapıyı gösterdim yine sonlarda. “Burası peki?”

"Orası temizlik dolabı." dedi.

“Temizlik mi? Alınma ama burada temizlik yapılmış gibi gözükmüyor. Şu fare mi ya? Fare falan geziyor dayı. Adanın fareleri galiba. Bu arada biz sürekli dönüyor muyuz bana mı öyle geliyor?”

"Üçgen şeklinde burası.
" dedi. "Geldik merdivenlere."

Resmen tamamen dönmüş tekrar aynı yere gelmiş gibiydik. Girişle merdivenler arasında kısa yol yapılmamıştı. Bu yüzden tüm yolu yürümek zorunda bırakılacak şekilde inşa edilmişti. Penceresi falan da yok bana daral geldi.

“Off, merdivenler hiç açmıyor beni.” dedikten sonra yerden havalandım. “İzninle ben uçuyorum.”

"Ne? Nasıl? Dur!"

Ben yukarı uçunca dayı diğer kata çıkabilmek için hızlandı. Ben de yanımda patronus rakunumla birlikte bir üst kata uçtum. Kaçıncı katında olduğunu biliyordum Cwénhild'in. 5. Kattaydı. Ben ise uçarak gardiyandan kaçıp önce ilk kata, sonra ikinci kata çıktım. Buraya gelmesi zaman alacaktı. Yere konup gıcır gıcır parlayan ayakkabılarımla** hızlı adımlar atarak çevreme bakınmaya başladım. Rakunum sayesinde koridordan bize doğru gelen ruh emiciler teker teker dağılıyordu ama benim mallığımdan çok da güçlü olmamıştı büyü. Bu yüzden 1-2 dakika sonra yüzümdeki gülümseme kaybolmuştu. Sürekli aklıma sarı saçlı bir figür geliyor, onunla yaşadığım hem özlem hem de nefret içeren günlerimi düşünmeye başlıyordum. Ellerim buz kesmişti. Yine de bulunduğum koridordaki ruh emici sayısını sayabilmiştim. Hücre sayısını şöyle 4'er 4'er sayarak hesaplarken merdivenden çok uzaklaşmadım.

"Gabriel?" diye bir ses duydum sanki fısıltı gibi.

Sesin geldiği yere doğru çevirdim kafamı korkuyla. En yakınımdaki hücrede tanıdık bir yüz bakıyordu bana doğru. “Aaa.” Tanıdığımı fark edince çıkardığım bu sesten sonra “Sen geçen gün kasabı vuran adam değil misin?” dedim fısıltıyla.

"Puşt herif! Kendisi kaşındı." dedi.

“Hak etmiştir çok şerefsiz bir herif o.” dedikten sonra yaklaştım hücresine. “Kaç ay yedin?” diye sordum.

"11 ay." dedi.

“Merlin kurtarsın.” dedim ben de. “Ha bu ruh emici denen lavuklar... Kaç dakikada bir geçiyolar hücreden bildin mi?”

"Buradan çok geçmiyorlar." dedi. Hala fısıldaşıyorduk. "10 dakikada bir falan. Üst taraflarda daha fazlalar."

“Hadi be...”

Gardiyanın bağırarak merdivenlerden yaklaştığını duyabiliyordum. Hatta bir kaç başka ses daha duyuluyordu. Bu yüzden tekrar merdivenin oraya koşup aşağıya “Tamam lan bağırmayın! Bekliyorum sizi 3. katta kaçmadım bir yere.” dedim. Sanki nereye kaçacağım. Tanıdık adama tekrar dönüp teşekkür eder gibi kafamla selamladım. Zaten Knockturn yolunda tanıştığım bir adam, beni burada görmediğini söylememe gerek kalmadan, beni burada görmezdi. O sırada 3 aynı çirkinlikte gardiyan nefes nefese vardılar yanıma. Ruh emiciler de peşlerindeydi ancak köle rakunum sayesinde yaklaşamadılar yanıma.

"Sen... Ne... Yapıyor..."

Nefes nefese kalmış yaşlı heriflere gözlerimi devirdim. “On saat merdiven çıkmak istemedim.” dedikten sonra omzumu silktim. “O kadar iç karartıcı bir dekoru var ki buranın, yaşam enerjim çekildi sanki.”

Gardiyanlardan biri "Ruh emiciler..." diyordu ki diğer lafa atlayıp "Bir daha uçma!" dedi. "Yasak. Uçmak yasak burada."

“Yazmıyor?”

"Yasak dedim! Bizimle beraber çıkacak ve terörist kadınla görüşeceksin! Tek gitmek yok!"

“Pff... İyi peki.” diye kabul ettim. Aslında istediğimi almıştım.

“Yalnız...” dedim merdivenlerden 3 gardiyanla beraber çıkarken.

“Terörist demeyelim de, halk savaşçısı diyelim.”

Ah ah... Bu yaptıklarımdan sonra Cwémhild bana ruhunu borçlu, Merlin Tılsım Klübü de bolca para...


* Rakunum TIKLA
** Ayakkabılarım TIKLA
*** Caps TIKLA

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 5, total 5

29
Azkaban Hapishanesi / Falındaki Mavi Gözlü Delikanlı (Vol II)
« : 04 Mart, 2022 04:29:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yine mi Carmilla?


Cwénhild'e alttaki şarkıyı armağan ediyorum ve Das'ın patronus yapıp yapamadığını öğrenmek için zar atıyorum.

[spoiler]
[youtube]https://youtu.be/2kIzxU402ik[/youtube]
[/spoiler]


Expecto Patronum!

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 4, total 4

Edit: Evet, zar attım 4 geldi. O yüzden tılsımımı 20 yapmaya başvurdum. Sonraki rp'mde patronusu yapmış şekilde yazıcam bnne.

30
Sihir Bakanlığı / 17 Ocak 1866 Tarihli Duruşma Sonrası Basın Açıklaması
« : 03 Mart, 2022 02:55:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Duruşma ertelendikten sonra Bakanlığın ana salonuna çıktığımda çevremi saran gazetecilerin mükemmel ilgisine kocaman bir gülümseme ile karşılık verip kafamı salladım. Tabi ki anlatacaktım olayları, tabi ki çekecektim basını tarafımıza. Herkes sessizleşsin diye elimi kaldırdım konuşmak için. “Değerli basın mensupları!” dedim. Yanımdaki hizip görevlisi asamla büyü yaparak sesimi yükseltmemi söyleyince de “Haa...” dedim. “Doğru.”

“Değerli basın mensupları,

Cwénhild Muirghéal’ın duruşması 25 Ocak gününe ertelendi. Bakanlığın çalışmadığı günlerde bizi koruyan, yataklarımızda rahatça uyumamızı sağlayan halk kahramanına sadece Carmilla adını kullanıyor diye terörist sıfatını yakıştırdılar, işlemediği suçlardan yargılanması için uğraştılar. Raiden Minomoto adında, ASYALI Uluslar Arası Sihirsel İşbirliği Dairesi çalışanı tarafından ortaya atılan yalan iddialara karşı; büyü dünyasına inanılmaz yardımları dokunan, eski Seherbaz Muirghéal’i alnım ak bir şekilde savundum. Siz de bilirsiniz ki Bakanlığın Carmilla diye çağırıp onun adına davet verdiği olmuştur. Müvekkilim Bakanlığın düzgün çalışmadığını seherbaz olduğu zamanlar 1. elden tecrübe ettiği için, kibarlıktan davete gelmiş ancak işbirliğinden kaçınmıştır. Bakanlık ise şimdi onu terörist ilan etmeye kararlı gözüküyordur. Bayan Muirghéal’i gördüm. Çok yorulmuştu. Üzgündü yanlış anlaşıldığı için. Yanındaki iki ruh emici, onun gibi vatansever bir cadının yanında olmaması gereken varlıklar. Bayan Muirghéal, Cadı Avcıları tarafından işkenceye uğrarken Bakanlıktan bir yardım alamamış, şimdi de üstüne hakkını savunuyor bizleri koruyor diye Azkaban’a atılmak isteniyor. Adaletin doğru bir şekilde işlenmesi ve Cwénhild Muirghéal’in masumluğunun kanıtlanması için elimden geleni ardıma koymayacağım. Büyüceşura üyeleri de zaten doğruları gördüğünde Bayan Muirghéal buradan özgür bir kadın olarak çıkacak.

Şimdilik bu kadar arkadaşlar. 25 Ocak günü tekrar görüşmek üzere.”


Cornelia'nın arkamdan beni çekmesi ile milletin içinden çıktım. Ne oldu diye soracaktım ki, şu tipimle fotoğraf çektirmek istediğini söyledi. Yıkanıp süslenmişim diye şok olmuştu galiba.

Ne sandın kızım bizi, boş adam mıyız?

Konuşmamın etkileri için zar 1d10 : 6, total 6

Sayfa: 1 [2] 3 4 5