Kapkaranlık koridorlar... Sanki hiçliğin ortasındaymış gibi duran binanın içinde, tüm umutlar sönmüşken bir ıslık tutturmuşum. Buraya girerken üstümü aradılar, her yanımı elleyip asamı falan kontrol ettiler. Sanki ne yapacağım içeride... Müvekilimle konuşmak için gelmişim. Dolandırıcılık yüzünden buraya girilmiyor değil mi ya? Hiç beni açmadı çünkü. Bir gün kafayı sıyırıp önüme geleni katledersem, çocuklara falan eziyet edersem İngiltere’den kaçarım daha iyi. Yanımda bir gardiyan, Cwénhild’in olduğu hücreye doğru yüreyecektik. Bana patronus büyüsü yapmamı söylediler. E ben de yaptım. Baya bir zorlukla oluşan ışık ilk çıkışmasa da, ikinci denememde elle tutulur bir varlığa dönüşebilmişti. İlk anlamadım. Kurt mudur? Kurt olmak için fazla küçüktü. Köpek midir? Köpek olmak için de sivri yüzlüydü. Tilki miydi? E tilki olmak için de fazla kilolu bir hayvandı.
“Ne bu?” dedim anlamamış bir ifade ile yanımdaki gardiyana.
“Daha önce yapmadın mı?” diye sordu.
“Daha önce ruh emici görmedim ki nerede yapayım? Önceki gelişimde elemanlar yapmıştı.” dedim. Gardiyan ise elit gibi bir şey söyledi kendi kendine. Ne eliti kardeşim? İşimizde başarılıyız yakalanmıyoruz.
“Rakun bu.” dediğinde
“Haaa! Evet ya. Harbi öyle.” dedim yüksek bir sesle. Ne de tatlı hayvan ha!*
Patronus devam etsin ama asamla sorun çıkmasın diye bağlama büyüsü mü ne yaptılar asama bilmiyorum her ne leşlikse artık. Ruh emici denen zamazingoları nereden buldular da buraya tıktılar hem ya? Birlikte yürümeye başladık taş koridorları. Yapmış olduğum beyaz rakun yanımızda süzülüyor, ruh emicilerin koridorun sonundan gördükleri gibi yollarını değiştirmelerini sağlıyordu. Gardiyan ise zayıf bir adamdı, elleri kolları kemikli, derisinde yaşlılık lekeleri olan biri. Burnu büyüktü ve yanağında bir beni vardı. 60 yaşında vardı yani bence. Tabi merak, hemen
“Senin yaş kaç dayı?” diye sordum.
"Hı?" dedi. Yaşlı ya çok duymuyor kulağı herhalde. Biraz daha yüksek sesle
“YAŞIN KAÇ YAŞIN?” diye bağırınca elinde taşıdığı, önümüzü görmemiz için önde tuttuğu, üstüne lamba bağlanmış sopasıyla vurdu bana.
"Bağırma bağırma!" diye azarladı.
"Sana ne benim yaşımdan?" Gerçekten de bağırınca taş duvarlardan sesim baya yankılanmıştı. Üst kattan sesler gelmeye başlayınca kaldırdım kafamı. İçime bir ürperti geldi. Bu insanlar ruh emicilerle birlikte yaşıyorlardı. Buraya tekne ile gelirken dışarıda bile 20-30 tane ruh emici görmüştüm. Ben, ki dünyanın en gamsız adamı olabilirim, mahkemede Cwénhild'in yanında gördüğümde bile rahatsız olmuşken sürekli etkilerinde kalma duygusunu düşünemiyordum bile. Kafamı dağıtmalıydım.
“64 diyorum.” dedim gardiyana ilgimi tekrar yönelterek.
"Ne altmış dördü be! 32 yaşındayım ben." demesiyle
“Hadi lan oradan!” demem bir oldu.
“Yalan atma dayı! Dayı değil, abi yaşıdır o.” Görmüş geçirmiş bir ifade ile hımladıktan sonra
"Burada çalışmak kolay mı sanıyorsun? Biz burada olmasak ne yapacaksın? Ruh emicilerle mi konuşacaksın?" dedi. Hak verdiğim için hımladım ben de. Yürürken çevreme bakınıyordum sürekli. Kapılar geçiyorduk.
Koridorun sonunda sağda çirkin görüntülü kapıyı gösterip gardiyana
“Burası nereye çıkıyor?” diye sordum.
İşaret eden parmağımı takip etti gözleriyle. Kapıyı buldu ilk sonra bana döndü.
“Sana ne?” dedi.
“Ne ters yapıyo’sun?” dedim gülerek.
“Ben de bir şeyler öğrenmekten keyif alıyorum. Var mı itirazın? Hı? Söyle şimdi nereye çıkıyor burası.”Pek umursamaz bir tavırla
"Kitli orası." dedi.
"Asalarını tutuyoruz." “Hıı.” diye bir ses çıkardım anladığımı belli eden bir şekilde. Merdivenlere ulaşmak için geçtiğimiz koridorda kapılardan birinden çıkan başka bir çirkin tipli gardiyanın yanından geçtik. Arkasından çektiği kapının arkasını görmek için parmak ucuna çıktım ama tuvalet olduğunu görünce memnuniyetsiz bir ses çıkardım. Şüpheli gelen başka bir kapıyı gösterdim yine sonlarda.
“Burası peki?” "Orası temizlik dolabı." dedi.
“Temizlik mi? Alınma ama burada temizlik yapılmış gibi gözükmüyor. Şu fare mi ya? Fare falan geziyor dayı. Adanın fareleri galiba. Bu arada biz sürekli dönüyor muyuz bana mı öyle geliyor?”
"Üçgen şeklinde burası." dedi.
"Geldik merdivenlere."Resmen tamamen dönmüş tekrar aynı yere gelmiş gibiydik. Girişle merdivenler arasında kısa yol yapılmamıştı. Bu yüzden tüm yolu yürümek zorunda bırakılacak şekilde inşa edilmişti. Penceresi falan da yok bana daral geldi.
“Off, merdivenler hiç açmıyor beni.” dedikten sonra yerden havalandım.
“İzninle ben uçuyorum.”"Ne? Nasıl? Dur!" Ben yukarı uçunca dayı diğer kata çıkabilmek için hızlandı. Ben de yanımda patronus rakunumla birlikte bir üst kata uçtum. Kaçıncı katında olduğunu biliyordum Cwénhild'in. 5. Kattaydı. Ben ise uçarak gardiyandan kaçıp önce ilk kata, sonra ikinci kata çıktım. Buraya gelmesi zaman alacaktı. Yere konup gıcır gıcır parlayan ayakkabılarımla** hızlı adımlar atarak çevreme bakınmaya başladım. Rakunum sayesinde koridordan bize doğru gelen ruh emiciler teker teker dağılıyordu ama benim mallığımdan çok da güçlü olmamıştı büyü. Bu yüzden 1-2 dakika sonra yüzümdeki gülümseme kaybolmuştu. Sürekli aklıma sarı saçlı bir figür geliyor, onunla yaşadığım hem özlem hem de nefret içeren günlerimi düşünmeye başlıyordum. Ellerim buz kesmişti. Yine de bulunduğum koridordaki ruh emici sayısını sayabilmiştim. Hücre sayısını şöyle 4'er 4'er sayarak hesaplarken merdivenden çok uzaklaşmadım.
"Gabriel?" diye bir ses duydum sanki fısıltı gibi.
Sesin geldiği yere doğru çevirdim kafamı korkuyla. En yakınımdaki hücrede tanıdık bir yüz bakıyordu bana doğru.
“Aaa.” Tanıdığımı fark edince çıkardığım bu sesten sonra
“Sen geçen gün kasabı vuran adam değil misin?” dedim fısıltıyla.
"Puşt herif! Kendisi kaşındı." dedi.
“Hak etmiştir çok şerefsiz bir herif o.” dedikten sonra yaklaştım hücresine.
“Kaç ay yedin?” diye sordum.
"11 ay." dedi.
“Merlin kurtarsın.” dedim ben de.
“Ha bu ruh emici denen lavuklar... Kaç dakikada bir geçiyolar hücreden bildin mi?”"Buradan çok geçmiyorlar." dedi. Hala fısıldaşıyorduk.
"10 dakikada bir falan. Üst taraflarda daha fazlalar."“Hadi be...”Gardiyanın bağırarak merdivenlerden yaklaştığını duyabiliyordum. Hatta bir kaç başka ses daha duyuluyordu. Bu yüzden tekrar merdivenin oraya koşup aşağıya
“Tamam lan bağırmayın! Bekliyorum sizi 3. katta kaçmadım bir yere.” dedim. Sanki nereye kaçacağım. Tanıdık adama tekrar dönüp teşekkür eder gibi kafamla selamladım. Zaten Knockturn yolunda tanıştığım bir adam, beni burada görmediğini söylememe gerek kalmadan, beni burada görmezdi. O sırada 3 aynı çirkinlikte gardiyan nefes nefese vardılar yanıma. Ruh emiciler de peşlerindeydi ancak köle rakunum sayesinde yaklaşamadılar yanıma.
"Sen... Ne... Yapıyor..." Nefes nefese kalmış yaşlı heriflere gözlerimi devirdim.
“On saat merdiven çıkmak istemedim.” dedikten sonra omzumu silktim.
“O kadar iç karartıcı bir dekoru var ki buranın, yaşam enerjim çekildi sanki.” Gardiyanlardan biri
"Ruh emiciler..." diyordu ki diğer lafa atlayıp
"Bir daha uçma!" dedi.
"Yasak. Uçmak yasak burada."“Yazmıyor?”"Yasak dedim! Bizimle beraber çıkacak ve terörist kadınla görüşeceksin! Tek gitmek yok!"“Pff... İyi peki.” diye kabul ettim. Aslında istediğimi almıştım.
“Yalnız...” dedim merdivenlerden 3 gardiyanla beraber çıkarken.
“Terörist demeyelim de, halk savaşçısı diyelim.”Ah ah... Bu yaptıklarımdan sonra Cwémhild bana ruhunu borçlu, Merlin Tılsım Klübü de bolca para...
* Rakunum
TIKLA** Ayakkabılarım
TIKLA*** Caps
TIKLAYetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 5, total 5