31
Amerika Birleşik Devletleri / Gettysburg İblisi’nin Sonu
« : 15 Ağustos, 2022 00:40:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Xander’in göçebe hayatının en büyük müsebbibi olan cadılardan birinin bu yakınlarda olduğunu haber alınca yanına birkaç şişe şarap alıp bu kasabaya gelmişti. İnsanların yüzündeki tedirginliği görünce bu iblisin ne kadar can yaktığını düşündü. Kasabaya gelen iri yarı, gözleri ateş saçan, sarhoş bir adamdan korkmuş olabileceklerini aklından bile geçirmedi.
Kasabanın lideri gelen yabancıyı selamladı. Kıyafetlerinden, kılıcından bir savaşçı, kasabada yaşananların dışarıda duyulduğu düşünülürse bir cadı avcısı olduğunu anlamıştı. Askerlerinin mezarına saldırma cüretini gösteren bu iblisi ancak kutsal su paklardı. Bunu düşünerek uzak yoldan gelmiş, üstü başı kir içindeki cadı avcısını kendi makamına buyur etti yaşlı adam.
Xander, yaşlı adamı takip ederken etrafa göz atmayı ihmal etmedi. Erkek nüfusu gözle görülür biçimde azdı. Savaşın etkilerini hala üzerlerinden tam anlamıyla atamadıkları belliydi. Ona bakanların gözlerindeki korkuyu görünce gülmekle sinirlenmek arasında kaldı. Her ne hissediyorsa cadının kalbini sökerken sakinleşmeyi umut ediyordu. Ardından en sevdiği bara, kilometrelerce ötedeki cennete gidip bayılana kadar içecekti. Bu işi ancak bu şekilde yapabilirdi.
Yaşlı adamın makamına vardıklarında Xander hemen bulduğu bir yere oturdu. Yaşlı adam onun bu saygısızlığını görmeden gelip karşısına oturdu. Yanındaki kadına, Xander hizmetçisi olduğunu tahmin ediyordu, biraz içki getirmesini söyledi.
“Biraz dinlenin, yorulmuşsunuzdur.”
Adamın derinden ve boğuk gelen sesi yaşına uygundu. Bir savaştan çıkmış olmasının etkilerini üzerinde görmek mümkündü. Ancak Xander’in gelmesinin nedeni olan cadı, her şeyden mühimdi. Böyle boş sohbetleri cadıyı ortadan kaldırdıktan sonra konuşabilirlerdi.
“Moruk, lafı kısa kes. Şu cadıyı anlat bana.”
Adamın yüzü düşmüşse de bir şey demedi. Karşısındaki iri yarı, kolları yara dolu adamı kızdırmak bir aptalın bile yapacağı bir şey değildi. Başını hafifçe öne eğip hikayesini anlatmaya başladı.
“Savaşta binlerce askerimizi kaybettik. Hepsini usulünce gömdük ve yağmacılar dadanmasın diye de başına birkaç bekçi diktik. Ancak son zamanlarda bir kadının geldiğini görmüşler. Başta askerlerin bir yakını sanıp bir şey dememişler. Birkaç gün geçince askerlerin mezarlarının açıldığını, hatta etrafta üniformalı askerlerin dolaştığını görmüşler.”
Adam olanları anlatırken alnındaki teri koluyla sildi. Elleri titreyen yaşlı adamın nasıl korktuğunu gören Xander küçümsercesine baktı.
“Bir terslik olduğunu anlamanız birkaç gün sürdü yani. Onca askerinizi kaybetmenize şaşırmıyorum.”
Xander’in densiz laflarına karşılık yaşlı adam öfkeyle bağırmaya başladı.
“Askerlerimiz canları pahasına çalıştı! Nasıl-“
Birden öksürüklere boğulunca hizmetçi kadın alelacele ona su getirdi. Suyunu içip biraz olsun sakinleşmiş adam cadı avcısına baktı. İlk geldiğinden daha sert bir tonla laflarını sonlandırdı.
“Senden askerlerimizin uykusu bozan cadıyı öldürmeni istiyoruz. Yapabilir misin?”
Son söylediği meydan okuma olarak kabul eden Xander öne eğildi. Yaşlı adamın feri sönmeye yüz tutmuş gözüne baktı.
“Benim yapamayacağım hiçbir şey moruk. O cadı bugünden itibaren bu dünyada barınamaz. Onu hak ettiği yere, cehenneme göndereceğim.”
Xander diyeceklerini dedikten sonra kalktı, kasabanın liderinin yönlendirmesiyle mezarlığa doğru yola çıktı. Bir yandan da kılıcı kınından çıkardı, kısa bıçaklarını kontrol etti, üstünü düzeltip kendini iyice hazırladı. Her zaman sinsi, güvenilmez olan cadıların soyunu kurutmaya kararlı bir şekilde mezarlığa girdi. Bekçilere gitmesini söyledi, adamlar tereddüt etse de sonunda mezarlığı terk ettiler.
Xander mezarlığa girer girmez az ötede yürüyen askerleri gördü. Onları öldürmesine gerek yoktu, onları uyandıranı öldürmesi kafiydi. Onlara doğru yürümeden önce bir şişe şarabı kafasına dikti. İçinde bir yudum bile kalmamış şişeyi de yere fırlatıp kırdı.
Askerlere yaklaşınca boş bir mezarın orada bir silüet gördü. Ona bir şans bile vermeden çevik adımlarla saldırdı. Büyüsünün ortasındaki cadı gafil avlanmıştı. Büyüsü geri tepmiş, iç organları yaralanmıştı. Avantajlı olduğunu bilen Xander ona kendisini toplama fırsatı vermeden kılıcıyla kafasını kesti. Ne olduğunu anlayamadan cadının yüzündeki ifade Xander’i güldürmüştü.
“Nasılmış!? Senden güçlü birine denk gelip acımasızca ölmek iyi bir his miymiş?”
Bağırışları kasabadan duyulmuştu. Kasaba halkı uzaktan cadı avcısını izlemeye gelmişti. Cadı avcısıysa Gettysburg İblisi’nin bedenine durmaksızın kılıç darbeleri indiriyordu. Kılıcı tamamen kana bulanmış olan kelle avcısı uzun süre sakinleşemedi. Ağzından çıkan küfürleri bir çocuk değil yaşını almış biri bile duymamalıydı. Cadının bedenini paramparça ettikten sonra tek eliyle hala kanlar akan kellesini alıp mezarlıktan çıktı. Kasabanın lideri ve yerli halk ondan bulaşıcı bir hastalık gibi kaçtı.
Xander elindeki kelleyi saçlarından tutup kasabanın başına bağladığı atına doğru yürürken şok içindeki halk ona kaçamak bakışlar atıyordu. Kimileriyse evlerinin camını kapatıyor, onunla göz göze gelmekten kaçınıyordu. Xander ise buna alışkındı. Dahası bunu umursamıyordu bile. Eğer cadıları temizlemesi onu korkunç birini yapıyorduysa, varsın yapsındı. O seçtiği yoldan memnundu ve dönmeye hiç niyeti yoktu.
Atına varınca kelleyi atına astığı bohçaya attı. Ardından ödülünü almak ve tüm dünyaya tehlikeli bir cadıdan kurtulduklarını duyurmak için şehre doğru yola çıktı.
Kasabanın lideri gelen yabancıyı selamladı. Kıyafetlerinden, kılıcından bir savaşçı, kasabada yaşananların dışarıda duyulduğu düşünülürse bir cadı avcısı olduğunu anlamıştı. Askerlerinin mezarına saldırma cüretini gösteren bu iblisi ancak kutsal su paklardı. Bunu düşünerek uzak yoldan gelmiş, üstü başı kir içindeki cadı avcısını kendi makamına buyur etti yaşlı adam.
Xander, yaşlı adamı takip ederken etrafa göz atmayı ihmal etmedi. Erkek nüfusu gözle görülür biçimde azdı. Savaşın etkilerini hala üzerlerinden tam anlamıyla atamadıkları belliydi. Ona bakanların gözlerindeki korkuyu görünce gülmekle sinirlenmek arasında kaldı. Her ne hissediyorsa cadının kalbini sökerken sakinleşmeyi umut ediyordu. Ardından en sevdiği bara, kilometrelerce ötedeki cennete gidip bayılana kadar içecekti. Bu işi ancak bu şekilde yapabilirdi.
Yaşlı adamın makamına vardıklarında Xander hemen bulduğu bir yere oturdu. Yaşlı adam onun bu saygısızlığını görmeden gelip karşısına oturdu. Yanındaki kadına, Xander hizmetçisi olduğunu tahmin ediyordu, biraz içki getirmesini söyledi.
“Biraz dinlenin, yorulmuşsunuzdur.”
Adamın derinden ve boğuk gelen sesi yaşına uygundu. Bir savaştan çıkmış olmasının etkilerini üzerinde görmek mümkündü. Ancak Xander’in gelmesinin nedeni olan cadı, her şeyden mühimdi. Böyle boş sohbetleri cadıyı ortadan kaldırdıktan sonra konuşabilirlerdi.
“Moruk, lafı kısa kes. Şu cadıyı anlat bana.”
Adamın yüzü düşmüşse de bir şey demedi. Karşısındaki iri yarı, kolları yara dolu adamı kızdırmak bir aptalın bile yapacağı bir şey değildi. Başını hafifçe öne eğip hikayesini anlatmaya başladı.
“Savaşta binlerce askerimizi kaybettik. Hepsini usulünce gömdük ve yağmacılar dadanmasın diye de başına birkaç bekçi diktik. Ancak son zamanlarda bir kadının geldiğini görmüşler. Başta askerlerin bir yakını sanıp bir şey dememişler. Birkaç gün geçince askerlerin mezarlarının açıldığını, hatta etrafta üniformalı askerlerin dolaştığını görmüşler.”
Adam olanları anlatırken alnındaki teri koluyla sildi. Elleri titreyen yaşlı adamın nasıl korktuğunu gören Xander küçümsercesine baktı.
“Bir terslik olduğunu anlamanız birkaç gün sürdü yani. Onca askerinizi kaybetmenize şaşırmıyorum.”
Xander’in densiz laflarına karşılık yaşlı adam öfkeyle bağırmaya başladı.
“Askerlerimiz canları pahasına çalıştı! Nasıl-“
Birden öksürüklere boğulunca hizmetçi kadın alelacele ona su getirdi. Suyunu içip biraz olsun sakinleşmiş adam cadı avcısına baktı. İlk geldiğinden daha sert bir tonla laflarını sonlandırdı.
“Senden askerlerimizin uykusu bozan cadıyı öldürmeni istiyoruz. Yapabilir misin?”
Son söylediği meydan okuma olarak kabul eden Xander öne eğildi. Yaşlı adamın feri sönmeye yüz tutmuş gözüne baktı.
“Benim yapamayacağım hiçbir şey moruk. O cadı bugünden itibaren bu dünyada barınamaz. Onu hak ettiği yere, cehenneme göndereceğim.”
Xander diyeceklerini dedikten sonra kalktı, kasabanın liderinin yönlendirmesiyle mezarlığa doğru yola çıktı. Bir yandan da kılıcı kınından çıkardı, kısa bıçaklarını kontrol etti, üstünü düzeltip kendini iyice hazırladı. Her zaman sinsi, güvenilmez olan cadıların soyunu kurutmaya kararlı bir şekilde mezarlığa girdi. Bekçilere gitmesini söyledi, adamlar tereddüt etse de sonunda mezarlığı terk ettiler.
Xander mezarlığa girer girmez az ötede yürüyen askerleri gördü. Onları öldürmesine gerek yoktu, onları uyandıranı öldürmesi kafiydi. Onlara doğru yürümeden önce bir şişe şarabı kafasına dikti. İçinde bir yudum bile kalmamış şişeyi de yere fırlatıp kırdı.
Askerlere yaklaşınca boş bir mezarın orada bir silüet gördü. Ona bir şans bile vermeden çevik adımlarla saldırdı. Büyüsünün ortasındaki cadı gafil avlanmıştı. Büyüsü geri tepmiş, iç organları yaralanmıştı. Avantajlı olduğunu bilen Xander ona kendisini toplama fırsatı vermeden kılıcıyla kafasını kesti. Ne olduğunu anlayamadan cadının yüzündeki ifade Xander’i güldürmüştü.
“Nasılmış!? Senden güçlü birine denk gelip acımasızca ölmek iyi bir his miymiş?”
Bağırışları kasabadan duyulmuştu. Kasaba halkı uzaktan cadı avcısını izlemeye gelmişti. Cadı avcısıysa Gettysburg İblisi’nin bedenine durmaksızın kılıç darbeleri indiriyordu. Kılıcı tamamen kana bulanmış olan kelle avcısı uzun süre sakinleşemedi. Ağzından çıkan küfürleri bir çocuk değil yaşını almış biri bile duymamalıydı. Cadının bedenini paramparça ettikten sonra tek eliyle hala kanlar akan kellesini alıp mezarlıktan çıktı. Kasabanın lideri ve yerli halk ondan bulaşıcı bir hastalık gibi kaçtı.
Xander elindeki kelleyi saçlarından tutup kasabanın başına bağladığı atına doğru yürürken şok içindeki halk ona kaçamak bakışlar atıyordu. Kimileriyse evlerinin camını kapatıyor, onunla göz göze gelmekten kaçınıyordu. Xander ise buna alışkındı. Dahası bunu umursamıyordu bile. Eğer cadıları temizlemesi onu korkunç birini yapıyorduysa, varsın yapsındı. O seçtiği yoldan memnundu ve dönmeye hiç niyeti yoktu.
Atına varınca kelleyi atına astığı bohçaya attı. Ardından ödülünü almak ve tüm dünyaya tehlikeli bir cadıdan kurtulduklarını duyurmak için şehre doğru yola çıktı.