Büyücedünya RPG

Dünya Ülkeleri => Mag Mell => Birleşik Krallık => Mag Mell - Bar => Konuyu başlatan: Isolde Aideen O'Malley - 25 Ekim, 2021 23:54:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: Scarlet Masquerade
Gönderen: Isolde Aideen O'Malley - 25 Ekim, 2021 23:54:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
(https://i.ibb.co/C0C8k6C/Eternal-love-Princess-of-Ashes-Alec-Volturi-love-story-24.gif)

Mag Mell Taverna - Drinkery & Hostelry



Ve binlerce kişi bir araya geliyor yılın bu en kanlı zamanında,
Maskelerin ardına gizlenmiş hepsinin yüzleri, sanki gerçekte hiç yapmıyorlarmış gibi
Açıkta kalan gözlerinin ardından okunabiliyor yüreklerinden geçenler yine de
Kaosa ve fani bedenlerinin dünyevi zevklere olan açlığını gizleyemiyor hiçbiri.

Ve gece yarısı çanları çaldığında sizler için açılacak kapılarımız
Kalbinizin en derinlerindeki arzuları yerine getirmek ve gecenizi ölümsüz kılmak için
Müziğin eşsiz tınısı ağır ağır sizi içine çekerken kaybolacak yaşamın beyhude telaşı
Kadife duvarlar kızıl ağlarken biliyorlar kim katili masumiyetin
Bir hande eşliğinde yaşarken kendini bilmezliktir günahların en esası

Mag Mell’de geçireceğiniz bir gece bedeldir adeta Marihuana’ya



[spoiler]
(https://i.ibb.co/0Z7ndhL/11-GIFs-to-Catch-You-Up-on-Penny-Dreadful-Before-Season-3.gif)

Kapıdan içeri adım atar atmaz lavanta esanslı bir tütsü kokusu karşılıyor misafirini ancak ilk defa soluyana oldukça ağır gelebilen bu kokuya alışmak hiç de zor değil, biraz zaman geçirince hafifliyor ve nahoş bir neşe katıyor insanın ruh haline. İçerisi biri sanki zaten loş bir aydınlatma sağlayan mumların ışığını özellikle kısmış gibi oldukça karanlık, dolayısıyla ilk bakışta bar haricinde barda bulunan nimetlerin farkına varılması mümkün değil. Tahta zeminden ilerleyip barmenin tavsiyesi kokteyllerden birinin tadına baktıktan sonra bambaşka bir güzelliğe bürünüyor mekân. Barın çaprazında daima birilerinin fal baktığı otantik bir köşe bulunmakta, üstelik tavernaya ilk defa gelenlerden herhangi bir ücret alınmadığı da biliniyor.

Mekân hakkındaki önemli detaylardan biri de kırmızının koyu tonlarının pek çok yerde kullanılmış olması, özellikle duvarlardaki portrelerin gözlerinin kan renginde olması buranın sahibinin vampir olup olmadığı sorusunun sorulmasına neden olmakta. Duvarlarda içinde çeşitli objeler bulunan vitrinler dayalı, bazılarının içinde neye ait olduğu anlaşılmayan bir kafatası gibi ilginç şeyler varken, bazılarının içinde pahalı olduğu her halinden belli olan mücevherler sergilenmekte. Fakat şimdiye kadar çalmaya cesaret edenin çıkmadığı da bir gerçek.

Kendi kendilerine çalmaları için büyülenmiş enstrümanlar bir köşede çalarken bazı günler ise onların kasvetli şarkılarının yerini alan okul çağındaki bir genç kızın meleksi sesini duymak mümkün. İçerideki masa sayısının bilinmediği gibi hangi masanın misafirlerin karşısına ne çıkaracağı bilinmemektedir. Bir keresinde bir müşteri oturduğu anda koltuğun patladığını iddia etmiş, hatta Merlin ve onuru üzerine defalarca yemin etmiştir. Ancak bu olay yaşandığı sırala olağanüstü derecede alkollü olduğu için kimse ona inanmamıştır.
[/spoiler]

Notlar:
1- Herkesin atacağı RP'yi aşağıdaki ek seçenekler alanında bulunan "Maske Takıp Gönder" butonuna basarak göndermesini rica ediyoruz.
2- RP'lerinizin başına oyuncular gizli olsa da tipin akılda kalması açısından önemli bir rol oynayacağından karakterinizi dışarıdan tanımlayan, (kızıl saç, mücevher, göz rengi vb.) kendine has özelliklerin ön planda çıktığı akılda kalıcı bir betimleme eklemelisiniz.
3- Herkesin RP sonunda bir zar (Düello Zarı) atması ve nedenini sorgulamaması gerekmektedir (:
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 27 Ekim, 2021 02:29:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
(Küçül de Cebe Gir Kostümlü Adam Olacak Çocuk)

Balo salonunun loş ortamına içinde bulunduğum beşikle ve elimde küçük bir biberonla girdiğimde dikkatleri üzerime çekebildiğim pek söylenemezdi. Bir metrenin yarısına birkaç arşın kalan boyumla, yüzümdeki ihtiyar keşiş maskesiyle, kahverengi uyku tulumum ve kahverengi biberonumla bir misafirin kaybolan bebeğinden farksız gibiydim. Ama kostümümün asıl numarası görünüşünde değil, pavorosta iksiri sayesinde oktavlarını bir hayli genişlettiğim ses tellerimde yatıyordu. Böylece iri bir bebekten hallice bedenimden çıkan ihtiyar sesimle görenleri, daha doğrusu duyanları şaşkına uğrattığım söylenebilirdi.

Loş ışıkta ve sürekli yer değiştirip duran, bir görünüp bir kaybolan masaların tekinsizliğinden kaçınarak toplu halde, ayakta içkilerini yudumlayan kalabalık güruhlardan birisine yanaşma gayesiyle beşiğimi yanlarına doğru sürdüm. Papatya elbiseli bir kadına ufaktan kur yaptığım birkaç güzel sözden sonra, bu güzel giyimli beyefendi ve hanımefendilerin dikkatini çekecek bir sohbete koyulmam çok da zor olmadı. "Bakanlığın hürriyetçi politikaları göz önünde bulundurmaması, toplumsal geçirgenliğin opak olduğu günümüz konjonktüründe son derece kuvvetli reaksiyonlara sebebiyet verebilir. Özellikle marjinal faydayı sağlamak adına geçirilen son vergi yasaları, bakanlığın afaki söylemleriyle basbayağı bir tezat oluşturtmakta ve çıkması muhtemel bir toplumsal krizin tezahürünü cümle aleme göstermektedir azizim!" Bir kadınla konuşmaya başladıktan kısa bir süre sonra konuyu bir şekilde ve istemsizce politikaya, hatta yerel seçimlere filan getirmem pek doğru bir yöntem değildi açıkçası.

Nihayet kuruyan dudaklarımı ıslatmak amacıyla emzirmeye başladığım biberonun kahverengi camından beni dinleyenlerin bakışlarını süzebilmem mümkündü. Sohbetimin ilgilerini çektiği aşikardı. Bu bebek görünümündeki bir ihtiyar misali ettiğim boyumdan büyük, beylik laflarım, anlaşılan bu asilzade takımı kalabalığın ilgisini çekmiş gözüküyordu.

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 4, total 4
Talih 1d10 : 6, total 6
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 27 Ekim, 2021 04:05:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Sevdim dedin, hiç sevmedin, sen kimleri mahvettin
Kara Melek
Sen bu hayat oyununda zalim bir yürek
Sen mutluluk masalında kara bir melek

"Davetli listesinde yazmaması normal hayatım. Gümüş turna kostümümü son anda değiştirdim. Benim kalibremde bir kostüm değildi. O salak terzinin diktiği ipek kaftan olsa giymem artık!"

"Ama pek saygıdeğer hanımefendi! Listede yazan kostümünüzle gelmeniz gerekiyordu. Biliyorsunuz ki isminizi sorma gibi bir yetkimiz..."

"Eeh! Başlatma yetkine. O pespaye kostümü giyip tavuk gibi gezecek halim yoktu ya gece boyunca! Hem, sen benim kim olduğumu bilmiyorsun anlaşılan şekerim. Bilsen, zaten sözümü ikiletmez, kırmızı halı olur serilirdin altıma!"

"Ah! Çok şakacısınız bayan... Bayan siyah... Karga?..."

"Ne kargası aptal! Kara bir melek kostümü bu. İki tane kanat gördün diye o kart kuşlara mı benzettin beni!?"

Vestiyerin başında patlayan bir adet yelpazenin tok sesiyle sırada bekleyen konukların şaşkın bakışları da, kapının önünde tartışan ikiliye dönmüştü şimdi. Böyle kaba bir hareketle dikkat çekmek istemeyen siyahlar içerisindeki kadın, yelpazesini tekrar kendine doğru çektiği esnada, küt saçlarının yüzünün her iki yanına düşen perçemlerini savuran bir hareketle başını geriye doğru atıp bambaşka bir üslupla konuşmaya devam etti.

"Bak tatlım! Şimdi o davetli listesindeki gümüş turnanın üstünü çizip, kara melek yazıyorsun ve beni içeriye alıyorsun. Bunca yolu senin ebleh sıfatını seyretmek için gelmedim." Öfkelenmekten kaynaklandığı pek belli bir tebessüm kondurmuştu dudaklarına. Bir an duraksayıp, sanki davetli sırasının arkalarından gelen bir takım fısıltılara kulak kabartmış gibi geriye doğru çevirdi başını. Ardından kendi kendine söylenerek yüzünü yine görevli adama doğru döndü sabırsızca. "Kavalye vardı da biz şey yapmadık san- Neyse...."

Kadının kendi kendine konuşur tavrından çekinen adamcağız, çaresiz bir şekilde isim değişikliğini gerçekleştirip nihayet içeri davet edebildi kara melek kod adıyla bilinen bu huysuz cadıyı. Dirseklerine ince birer iple tutturulmuş görkemli kanatlarıyla, ışıldayan tüyleri özenle taranmış bol kesim elbisesiyle ve bir gösteri sanatçısı misali attığı kuğu gibi adımlarıyla varlığını belli ediyordu girdiği salonda. Bir kuzgunun kanatlarını andırır perçemlerini sabit tutan, ince, tel bir taç vardı saçlarında. Tam ortasında ise gümüşi tonlarda, salonun loş ışıklarının bile parıldamasına mani olamadığı, hilal şeklinde bir ay sembolü. Perçemlerinin çevrelediği suratını ise birbirinden zıt iki yüzü olan bir maske örtmekteydi. Trajedi ve komedinin birleşimi; namı diğer “Thalia and Melpomene” maskesi. Yine de tüm o zarafetine karşın, belki de hafif kilolu olmasından ötürü, görevlinin söylediğinin aksine bir kargadan ziyade simsiyah bir hipogrifi andırmaktaydı. Ya da kendisine yönelmiş o haset dolu bakışların sahipleri böyle söylüyordu.

Koku alma duyularına hücum eden lavanta aromasını duyumsayıp kendinden geçerken kısa bir süreliğine, etrafa şöyle bir göz gezdirdi kara melek kostümlü olduğunu iddia eden kadın. Tüm o curcunaya ve estetik tasarımına rağmen, hafif karanlık bir atmosfere sahip olan bu salonun kendi tarzını yansıtmadığına çok çabuk kanaat getirmişçesine, huzursuzca yüzünü ekşitti. Pistte dans etmeye çalışanların basiretsiz girişimleri, onun gibi bir yeteneğin huzurunda hakaret niteliğindeydi. Kendi kendine çalan enstrümanlar, iç gıcıklayıcı bir melodinin uyumsuz, serkeş notalarıyla zehirliyordu atmosferi. Duvarlardaki tabloları süsleyen kanlı tonlar, içini hepten karartıyordu her bakmaya tenezzül ettiğinde. Sarhoşluğun esaretine kapılmak, belki bir nebze çekilebilir kılardı bu geceyi. Maskelerin ardındaki sıkıcı benlikleri keşfe çıkmadan evvel, birkaç yudum alıp kendisini yatıştırmak maksadıyla bara doğru ilerlediği esnada; kuytu bir köşede, saray soytarısı kostümüyle tarot falı bakmakta olan rengarenk giyimli bir falcı, sebepsizce gözüne takılmıştı.

Çabucak bir içki edindi kendisine. Sonra da yörüngesini falcının masasına doğru çizmiş bir gezegen misali, yavaş yavaş adımlamaya başladı ahşap zemini. Frenk üzümünden rom dolu kadehinde gezdirirken parmaklarını, usulca yaklaşmıştı çoktan bu soytarı kılıklı kahine. "Hah!" dedi kendi kendine sessizce söylenerek. "En azından dürüst bir şarlatan... Değil mi şekerim?" Falcının kartlarını yaydığı, havada süzülmekte olan oval masanın hemen yanına yanaştı. Soytarının tam karşısında, kral kostümü içerisinde olduğu besbelli bir adam oturmaktaydı. Yüzünde haşmetli bir kralın çehresini andırır bir maske, başında ise altın kaplama bir taç. Satranç figürlerini andırıyordu oturduğu yerden. Gölgeli bakışları ise pürdikkat masaya serilmiş olan kartlardaydı.

Falcının boyalı, buruşuk parmakları bir kart daha çekti desteden. Asılan adam kartı, masadaki yegane ışık kaynağı olan mumun cılız alevini titreterek eklenmişti şimdi diğer kartların arasına. Kara Melek, dudaklarına manidar bir tebessüm kondurdu. Masanın kenarında ansızın beliren bir sandalyeye iliştiği esnada, gayet işveli bir tavırla konuşmaya başladı. "Kralımın bu gece bir şans meleğine ihtiyacı var galiba..."

Kinayeli bir dokundurmayla ettiği besbelli bu sözleri, adeta destekliyor gibiydi çift yüzlü maskesi. Nitekim maskenin gülen tarafı krala, ağlayan kısmı ise soytarıya dönüktü.

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 2, total 2
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 27 Ekim, 2021 14:52:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
(Girintisiz, düz, beyaz maskeli adam)

Bu uğursuz gece, mavimsi bir karanlığa ev sahipliği yapıyordu. Şatafatlı kapının dışarısında açan çiçekler gelen davetlileri karşılıyorlar, saatin 12'ye vurduğunu belirten çan sesi yankılanıyordu. Girişin önündeki genç adam bir sağa, bir sola bakınıyor sanki birinlerini bekliyor gibi görünüyordu. Yüzündeki beyaz maskenin altından ifadeleri belli olmasa da şüpheli hareketleri vardı. Gölgelere saklanmış, fazla çevreye gözükmek istemiyor gibiydi. Balo salonunun dış duvarına sırtını dayamış, bacağını endişe ile titretiyor, bir oturup bir kalkıyordu. Cebinden köstekli saatini çıkarıyor, omuzlarını iç çektiğini belli eden bir şekilde hareket ettirdikten sonra cebine tekrar koyuyordu. Bir süre kapının yanından davetlileri inceledi. Her gelen kostüme tek tek bakıp kendi kafasından yorumluyor, eleştiriye boğuyordu. Peki kendisi ne giymişti derseniz, sadece beyaz bir maske takmıştı. Dışarıdan bembeyaz ve girintisiz görünen bu maske, içeriden tam bir görüş verecek şekilde büyülenmişti. Bu tarz kostümler, kıyafet giyme etkinlikleri hoşuna gitse de konu kendi kıyafeti olunca hem kolaya kaçmayı, hem de bir kaç tabuyu yıkmayı eğlenceli buluyordu. "Tanrı" diye kaydetmişti kendisini listeye. İnsanların ne düşüneceğini merak ederek... Bir nevi deney yapmak istemişti. Çevresi dolu ama kendisi yalnız olan adamın eğlence anlayışı buydu işte. İnsanların damarına basmak. Tekrar iç çekti aradığını bulamayınca. Siyahtan başka renkte saçlı bir kadın bir de adam arıyordu davetliler arasında. Aradığı şekillerde saçları bulamayınca çömeldiği yerden kalkıp içeriye girmek için sıra olmuş davetiyelilerin arasına karıştı. Düzgün sıra oluşturmadıkları için de bir çoğunun önüne geçme cürretinde bulundu. Çevredeki insanlar zenginlerdi. Beyaz maskeli adam şöyle bir bakış ile anlamıştı kıyafetlerin kalitelerini. Bazılarının cebindeki ağırlık belliydi, bazılarının takıları. Bu baloda bulunmak istemişti ancak bir görev için bulunmak kendisine fazla tersti. Her zaman istediği bir durumdu bu, kolaya kaçtığı için bir türlü gerçekleştirememişti. Şuan bile yapmak isteyip istemediğinden emin değildi. Üstelik ikinci görevini de hatırladığında midesinde bir ağırlık hissetti. İkinci görevi yapmayı hiç istemiyordu. Tekrar iç çekti önündeki siyah giyimli kadının vestiyerdeki adamla kavga etmesini dinlerken. Kafası orada değil gibiydi zaten. Bambaşka düşünceler, araçlar, hisler yürütüyordu onu. İnsanların fısıltıları hayal meyal kulağına geldiğinde siyahlı kadına odaklanabildi. Balıketli, fazla gürültülü bir kadındı bu. Kavalyesinin olmamasından bahsediyordu sabırsız bir şekilde. Kara melek diye listeye yazılıp devam etti sıradan. Beyaz maskeli adam ise arkasından listeyi tutan çalışanın yanına geldi.

"Tanrı."

Sesi normalden daha kalın çıkmıştı maskenin büyüsünün etkisiyle. Çalışanın bakışları bu kelimeyi duyunca beyaz maskeyi kınadı. Hiçbir şey söylemedi Tanrı. Sadece durup adamın bakışlarının tadını çıkardı. Maskenin arkasından belki sırıtıyordu da. Muggle ortamlarında böyle bir hareket belki felaket getirirdi. Büyücedünyada işler çok da öyle yürümüyordu. Bu yüzden çalışan listeye dönüp bu kelimeyi buldu ve Tanrı'ya içeri girmesi için izin verdi. Tanrı, balo ortamına doğru ilerledi hiçbir söz etmeden. Biraz da muzipliği, maske dışında günlük kıyafetlerle gelmiş olmasıydı. Çoğunlukla giydiği kıyafetlerden tek farkı yıkanmış olmaları olabilirdi. Muggle'lar yine bu hareketi ile onu taşlayabilirlerdi. Pis kokulu varlıklar yıkanmayı günah sayıyorlardı. Tanrı'larının yıkandığını bilmeleri ne kadar üzerdi onları kim bilir?

Tavernanın iç tarafı onu pek de şaşırtmamıştı. Buraya ilk gelişi değildi, ancak son gelişi olacaktı. Katilin olay yerine tekrar gelmesi gibi bir durumu gerçekleştirmeyeceğini tembihlemişti kendisine. Duvarların bordo renkleri, ortamdaki lavanta kokusu, loş ışıklandırma ve çeşitli zengin işi ıvır zıvır. Tanrı için boş işlerdi bunlar. O daha çok insanlarla uğraşırdı. Onların aklı ile oynardı. Barın yanından geçerken içen kişilere baktı sadece. Kendisinden beklenmeyecek bir şekilde alkol olayını sevmez, kafa bulmasına neden olacak bir madde kullanmazdı. Kullananların durumundan yararlanmak ise... Ah! En sevdiği şeylerden biriydi. Dönüp tekrar girişe baktı. Aradığı saçlara sahip kimsenin halen teşrif etmediğine emin olunca çevreyi turlamaya başladı. Çeşitli soytarılıklar, büyülü ıvır zıvırlar, hiç ilgisini çekmeyen müzikler derken vestiyerdeki çalışanlarla kavga eden "kara kartal" takıldı gözüne. Bir yanında bir soytarı, bir yanında kral. Dünyevi işler diye geçirdi kendi kendine, yine de aradığı kişiler gelene kadar oyalanacak biri lazımdı Tanrı'ya. Zaten insanları kullanıp atardı çoğunlukla.

Fal bakılan yere, kendisine kara melek diyen kadının yanına doğru önlendirdi kendinden emin adımlarını. Kadının işveli cümlesine yetişebilmiş, uzaktan da olsa kral ile konuştuğunu duymuştu. Bu yüzden her zamanki tatlı dilliliği ve utanmazlığı ile kraldan önce lafa atladı. "Hanımefendi." dedikten sonra kibarca eğildi kadının önünde. Buralı değildi Tanrı. Yine de yaşadığı yılların sonunda biraz da olsa taklit edebiliyordu gelenekleri. "Tanrı varken, neden kralı tercih edesiniz ki?" diyerek uzattı elini kadına. "Akşamın ilerleyen vakitlerinde aranızdan ayrılacağım, o zamana kadar benle dans ediniz. Hem, şans meleklerinin yeri yanımdır. Öyle değil mi?"

Masanın üstündeki asılan adam kartı şu geçirilecek 10 dakikayı yansıtıyor olabilir miydi?

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 4, total 4
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Ronald Archibald - 27 Ekim, 2021 16:27:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Salona adımımı atar atmaz yüzüme çarpan o ağır kokuyla küçük bir öksürük krizine kapıldım. Normalde derman duman olan saçlarımı tarayıp, yapış yapış bi şey ile havalı bir şekilde sola doğru yapıştırmıştım. Öksürük krizi esnasında yüzümden uzaklaştırırım maskemi tekrar gözlerime doğru getirdim. Mat siyah, oldukça elegant bir maskeydi. Yüzüme sabitleyebileceğim bir şey seçmemiş olmamın nedeni açıktı. Dostum ben tanınmak için yaşıyorum. Bu mekanda ki herkesin Quidditch kariyerinin başındaki Ronald Archibald’ın burada olduğunu bilmesini istiyordum. Bir gün çok ünlü olduğumda burada benimle oldukları için böbürlenerek birbirlerine anlatacakları hikayelere ihtiyaçları vardı. Kim bilir belki bir kaçı benimle takılma şerefine bile erişebilirdi. Şöyle bi etrafa göz gezdirdim maskemin ardından. Artık koku rahatsız etmezken bara doğru ilerledim. Merlin aşkına, bar tenderın benim beşte birim kadar iyi içki hazırlayabileceğini umarak yola koyuldum. Loş ışığada gözüm artık iyice alışmıştı.

Barda bana uzatılan içkiyi şöyle bir koklayıp yudumladım. Evet kesinlikle ben beş isem ki öyleyim bu da üç falan olabilirdi. Tamam tamam, dört. İçkimi yudumlarken mekana göz atmaya devam ediyordum. Buraya ilk kez geliyordum ve bu yoğun kırmızının ortasında olmak sanki tekrardan Gryffindor ortak salonunda olmak gibiydi hatta daha fazlası. Kırmızı aptal şeytan kostümünü giymediğim için kendime minnet duydum. Dekorun arasında kaybolmak isteyeceğim en son şey olurdu. Etrafta gezinen insanların tuhaf kostümlerine baktım, keşke yanımda alay edecek bir kaç tanıdık olsaydı. Gerçi muhtemelen burada kimliklerini gizleyerek gezinirlerdi. Bu düşünceyle maskemi tutuğum kolumu biraz rahatlatmak amacıyla indirdim ve içkimi yudumlamaya devam ettim. Burada herkes böyle sır gibi kimliğini saklarken, kurulan muhabbetlere ne kadar güven olurdu ki! Ama işte burada tek başıma, yüzümde maskem olmadan tüm cesaretimle var oluyordum. Muhteşem, yakışıklı ve yetenekli Ronny! Yani hangi konularda yetenekli olduğumu gösterebilirim elbette. Sadece gözüme güzel bir kostüm kestirene kadar biraz burada içkimin tadını çıkartıyorum.

(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 8, total 8
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 27 Ekim, 2021 17:19:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Daha önce buraya gelmediği için pişman olabilirdi lakin böyle duygulara sahip biri değildi. Bu geceki kostümü ise karakteriyle büyük bir tezat oluşturuyordu. Amacı eğlenmek ya da kendini göstermek değildi. Üzerine fazla düşünmediği kostümü, siyah eski bir pantolon ve gömlekten oluşuyor, zayıf bedenini saklamak adına üzerine attığı kahverengi ceket ise etrafa ağır bir sigara kokusu yayıyordu. Bu geceki adı Oliver Twist idi.

İçinde bulunduğu kalabalık arasında, sakin bir köşe bulmaya çalışırken, büyük bir sarsıntı eşliğinde üzerine dökülen konyak ile dikkatini karşısındaki tombul adama verdi. Yanakları al al olmuş adamın partiye oldukça erken başladığı her halinden belliydi.

“Su içsen beynine bu tonikten daha yararlıdır! Sana hareket ve sağlıklı gıda lazım.”

“Hığk!”

Adamın konuşmaya mecali yoktu ve hıçkırıklarını zor bastırıyordu. Oliver, şişkonun elini yakalayarak bağırdı.

“Şu ellere bak! Bir erkeğin eli böyle mi olur? Kendinden utanmalısın!”

“Hığ… elimde değil. Hığk! Be-bö-nim ailemde hö-hörkeş şişmandır!”

Adamın üzerine kusma ihtimali git gide artıyordu ve bu saçma sohbeti daha fazla uzatma niyetinde değildi.

“Seni lanet olası obur seni, çekil önümden. Ağız kokundan sarhoş oldum resmen.”

İnsan kalabalığının içinden sıyrılarak, çok göreceği ve az görüneceği bir alan bulma arayışına devam etti. Buraya geliş sebebi belliydi ve kendine hakim olmalıydı. Önüne geleni haşlayarak dikkat çekmek işine gelmezdi. Kısa bir gözlemden sonra baloya katılan insanların, maskelerine rağmen, buraya geliş sebeplerini az buçuk kestirebiliyordu. Kimisi kendini içkinin kollarına bırakmış, kimisi sosyal çevresini genişletmek için yalakalık peşinde ve kimisi ise sinsi sinsi gölgelerden insanları gözetlemekteydi. O anki yaşadığı aydınlanma ile mekanın ortasına doğru ilerledi ve boş masadan kaptığı yarı dolu bardak ile kendini bir sohbetin içine attı. Gözlemlediği hiçbir karakter gibi olmayacaktı. Onun amacı hepsi olmaktı.

Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 5, total 5

Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 27 Ekim, 2021 19:05:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
(tehlikeli rahibe)

Simsiyah elbisesi ve şapkasının karanlığı yalnızca eteğinin beyaz ön kısmı ve beyaz boyun detaylarıyla kırılan kadın, iç dünyasını sarmalayan puslu bulutlardan hallice gri gözleriyle çevresini süzüyordu sakince, suratında alaycı bir gülümsemeyle. Sol koltuğunun altında bir adet incil, sağ elinde ise oldukça iyi durumda, adeta bu kostüm için yeni yapılmış gibi duran, koyu kahve bir arbalet vardı kadının. Püritanların engizisyoncuları vardıysa şayet, kostümünden daha bile siyah olan küt saçları omuzlarına gelmeden biten figür, tam olarak bu güruha mensuptu.

Bu balo için oldukça fazla hazırlık yaptığı her halinden belli olan püritan, elindeki tetikli yay sebebiyle cilalı ahşap zeminde ilerlerken birçok gözün üzerine dikildiğini hissediyordu. Büyücülük gündeminin damarına basan cüretkar kostümüyle bu, pek de şaşırtıcı olmasa gerekti. Laf, yayılıyordu...

Antisosyal birisi değildi tehlikeli rahibe ancak gözlem yapması gerekiyordu ilerleyen saatlerde. Üzerinde tonla gözün olmasını, vücut hatlarını çekici bulan her erkeğin aklına estikçe kendisini bir av olarak nitelendirmesini ve özelliksiz tiplerin hiçbir yere varmayan boş sohbetlerini çekmeyi istemiyordu. Dikkatleri üzerine çekmeyi bu kadar istemiyorduysa madem ne diye özenmişti ki kostümünün detaylarına bu denli? Belki alışkanlık, belki alaycılık...

Nitekim, balo salonunun gözlerden uzak ve atraksiyondan uzak köşelerine yönelmişti adımları. Lakin köşeler bile kapılmaya başlanmıştı. Gözüne kestirdiği yegane noktanın, muggle dünyasından oldukça tanıdık bir tip tarafından mesken edinildiğini gördüğünde o tarafa yöneldi. Belki makul bir sohbet sonrası alana ortak çıkabilirdi. Yüzündeki alaycı gülümsemeyi hiç bozmadı söze girerken, karşısındaki kostüm de satir saçarken gerek yoktu ki tavrını bozmaya. Yaklaşmasıyla bir sigara kokusu, mekandaki ağır tütsüleri bastırmaya ve burun deliklerine nüfuz etmeye başlamıştı. Alaycı gülümsemesi iyice genişlemişti bu hadise sebebiyle:

"Sinmiş, eski sigara kokusuna kadar düşünmüşsünüz... Hoş, çocuk işçiler biraz daha 'öteki' dünyanın problemi diyebiliriz. Bu baloda, böylesine büyük bir baloda bu problemleri tema edinen bir kostüm giymeniz... Cesurca olmuş..."

Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 6, total 6
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 27 Ekim, 2021 23:12:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
(beş gözlü parşömen tüccarı)

Beyaz gömlek ve siyah pantolonumun üzerine lacivert, kaliteli bir kumaştan pelerin geçirmiş, belimdeki kemere iliştirdiğim devasa parşömen rulolarını gömleğimin muhtelif konumlarından yükselecek şekilde yerleştirmiş bir şekilde balo alanına pansiyon katından inerek giriş yaptım sakince. Mekanın görevlilerinden almıştım erkenden anahtarımı. Buraya bir iş için gelmiştim ve nasıl göründüğümden nasıl adıma attığıma, nasıl konuştuğuma kadar her şeyin bir önemi vardı. İkna edici olmalıydım; daha önemlisiyse yeterince kudretli, yeterince heybetli, yeterince tehlikeli... Belimde özellikle iki asa görünürde tutuyordum ki dikkat eden kişiler bir durup düşünsün karanlık ihtimalleri... İnsanlar ufacık bir ipucundan dünyaları yaratmayı seviyor, uzun hayatımda bunu çok iyi öğrendim. Nitekim hiçbir söz, kişinin ilk izleniminden daha inandırıcı, daha gerçekçi olamazdı. Konuşmama gerek yoktu, onlara görmek istediklerini gösterecektim, ikna olacaklardı.

Sol gözümün üzerinde takılı olan mekanizmadaki üç altın çerçeveli lensten ortadakine geçtim ve kızıl renklerle bezeli şatafatlı ortamı süzmeye başladım. Muhataplarımı tanımıyordum, onlar beni bulacaklardı lakin önceden piyasayı yoklamaktan zarar gelmezdi. Garip, düz beyaz maskeli bir tip; Karanlık Orman'dan kaçıp baloya gelmiş bir kuş gibi görünen bir kadın, yüzünü gizlemeye pek çalışmamış tipler falan... Belki de söz konusu olan maskeli balo olunca, verilecek mesaj biraz zayıflıyordur... Bunu düşünecek vaktim mi vardı sanki... Meşgul bir insanım ben. Artık neyse ne... Belimdeki ve saat başı yudumlamam gereken bej matarayı kontrol ettim ortama giriş yapmadan evvel son bir defa, ardından da yine altın kaplama, cübbemin içine zincirli olan saatimi. Evet, matara doluydu ve yerindeydi. Elli yedi de dakikam vardı. Tam bir adım daha attığımdaysa tekrar durup sağ cebimdeki anahtarı kontrol ettim. İyi bari, kapının üzerinde unutmamışım. Bir saniye, elli altı dakikam mı vardı, elli yedi mi? Merdivenlerde bir adım daha atıp tekrar kontrol ettim saatimi. "Artık elli altı..." diye mırıldandım. "Belki de kendimi garantiye alıp elli beş dakikada bir içmeliyim..." Hay, çok fazla oyalandım, birileri bakıp ne yapıyor bu tip merdivenlerde durup durup diyecek... İneyim aşağı oyalanmadan; vakit, şov vakti...

Balo salonuna iner inmez bir "potansiyel iş arkadaşı"m bulmuş gibi görünüyor beni. "Ah, aziz dostum... Biliyorum yoğunsun ama işini baloya da getirmene gerek yoktu sanki, ha? Sana bir brendi ısmarlayayım, hem belki 'yoğun iş'inin detaylarını paylaşmak istersin; ilerleme kat ettiğinizi duydum..." Böyle mi oluyordu bu işler şimdi? Yalnız çok erken geldi, acaba merdivendeki endişeli hallerimi görmüş müdür? Endişelenmemeliyim... Burada saygı duyulması gereken kişi benim, evet ben... Yüzüme özgüvenli bir gülümseme takındım ve iki azı dişi muhtemelen bir tılsımla büyütülmüş, kırmızı hatlı siyah pelerininin kalbinin üzerine denk gelen kısmından tahta bir kazığın yarısı dışarı uzanan, avlanmış vampir kostümlü adamı yanıtladım: "Ah, tabii, bar tarafına geçelim. Ama fazla uzaklaşmayalım, biliyorsunuzdur, burada beni görmek isteyebilecek birçok 'aziz dost'um var, bulamama durumu olmasın..." Evet, kendimi ağırdan güzel sattım. Karşımdaki adamın gülümsemesi bir an donuklaşmış olsa da itiraz edemedi tabii, kozuma saygı duyuyor demek bu. Güzel... Bakalım gece boyunca tüm muhataplarımı bir şekilde halledebilecek miyim?..

Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 6, total 6
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 28 Ekim, 2021 14:12:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
(gece mavisi, yıldızlı elbise, kızıl saçlar, simsiyah, yıldızlı, güllü maske)

Altın varaklı bir kapıyı açan hizmetçiye başımla teşekkür ettikten sonra içeriye daldım. Gümüşi çerçevesi olan büyük bir boy aynasında kendi yansımamı ve yıpranmış kıyafetlerimi görmemle birlikte içinde bulunduğum mekana bir kez daha ne kadar ait olmadığımı hissetmem çok sürmedi. Beni odaya getiren hizmetçiler gibi giyinmiş, yüzlerinde aynı itaatkar ifadeyi taşıyan üç tane daha hizmetçi vardı odada. Bir tanesi, aynanın arkasındaki küvetteki suyun sıcaklığını kontrol ediyordu eliyle. Diğer hizmetçiler benim odaya girmemle birlikte altın varaklı kapıyı kapattılar ve kıyafetlerimi çıkarmamı söylediler. Bende öyle yaptım. Kıyafetlerimin üzerine sinmiş sigara kokusu bir tanesinin yüzünü ekşitmesine sebep oldu. İç çamaşırlarımı çıkartırken yüzümün kızarmasını saklayamadım. Küvete girdiğimde tenimi sarıp sarmalayan sıcak su ve suyun içine katılmış, ne olduğunu asla anlayamadığım ama orada olduğunu bildiğim güzel bir yağ, bütün kaslarımı gevşetti. Sırtımı yasladığım anda bir uyuşukluk tepeden tırnağa bütün bedenimi sardı. Hizmetçiler kollarımı, saçlarımı ve bacaklarımı nazik dokunuşlarla yıkıyorlar, bunu yaparken bana bunu neredeyse hissettirmiyorlardı bile. Saçlarıma sürülen sabunun ve yağın kokusu çok güzeldi. Yıkanma faslı bittikten sonra hizmetçiler beni özenle kuruladılar ve çıplak vücudumu parfümler ve yağlarla süslediler. Pamuk kadar yumuşak havlular bedenimi küçük öpücüklerle şımartan aşıklar gibiydi. Aralarında biraz daha yaşlı görünen hizmetçi saçlarımı taramaya başlayacağı zaman engel olmak istedim, fakat kadın saçlarıma nadir bir mücevher gibi davranıyor, kızıl saçlarım kadının elindeki tarağın arasından bir su gibi sakin sakin akıyordu. Bir başka hizmetçi kaliteli olduğu görünüşünden belli olan bir korse getirdi ve ustaca bir hareketle giydirdi. Korsenin iplerini çekip vücudumu tamamen sarmalamasını sağladığında göğüslerim iyice dolgun gözüküyor, belim bir kuğunun boynu kadar narin duruyordu. Ellerimi güzel kokan kremlerle ovaladılar, yumuşacık oldu ellerim. Bir hizmetçi odanın diğer ucundaki makyaj masasına oturmamı söyledi, bende öyle yaptım. Aynada gördüğüm yansımam o kadar temizdi ki zaten açık olan ten rengim bir ton daha beyazlamış gibiydi. Yanaklarıma boyalar sürdüler, al al oldu yanaklarım. Gözlerimin çevresine siyah kalemlerle, fırçalarla bir şeyler sürdüler. Gözlerim daha büyük görünüyor, rimelin ve farın etkisiyle yeşil renkleri iyice ortaya çıkıyordu. Daha sonra dudaklarıma döndüler, kıpkırmızı bir ruj ile boyadılar dudaklarımı. Makyajım bittiğinde bambaşka bir kadın gibi duruyordum aynanın karşısında. Kendimi bir dakika kadar inceledim, şaşkınlığımı gizleyemiyordum. En sonunda elbiseye sıra geldi. Tekerlekli ahşap bir askıya giydirilmiş elbise gece mavisi rengindeydi. Kumaşı daha önce gördüğüm bir kumaş gibi değildi. Sanki gerçekten gecenin bir parçası koparılmış ve elbise şekline getirilmiş gibi duruyordu. Elbisenin etek kısmından başlayıp göğüs kısmına kadar giden ve yukarıya çıktıkça sıklaşan taşlar yıldızlar kadar parlaktı. Göğüs kısmına geldiğinde yıldızlar sıklaşıyor ve elbisenin mavi renginin üzerinde güzel desenler oluşturuyorlardı. Elbisenin iddialı sayılabilecek ama aynı zamanda abartıya kaçmayacak derecede ayarlanmış bir dekoltesi vardı. Hizmetçiler beni ellerimden tutup kaldırdılar. Bir arı kovanındaki arılar gibi uyumlu çalışıyorlardı. Birisi elbiseyi tuttu, öbürü benim içine girmemi sağladı birisi etekteki kırışıkları düzeltti, bir diğeri elbisenin sırtını bağladı derken iki üç dakika gibi kısa bir sürede beni elbisenin içine soktular ve aynanın karşısına geçirdiler. İnanılmaz güzel görünüyordum. Elbise üzerime cuk diye oturmuştu. Göğüslerimi ve belimi güzelce sarmıştı elbise. Ben giyince de kumaşta bir hareketlilik başlamıştı. Sanki elbisenin üzerindeki yıldızlar ve gece hareket ediyor gibiydi. İnce, ilk bakışta fark edilmesi zor ama orada olan ve bir kere görünce bir daha göz ardı edilemeyecek bir detaydı. Kızıl saçlarımı güzelce ördüler, daha sonra o örgüyü güzel, şık bir topuz haline getirdiler. Bir kaç tutam saç, güzel, kıvrımlı saçaklar şeklinde omuzlarıma ulaşmaya çalışan güzel detaylardı. Başımın üzerine büyük, safir taşlı, gümüş bir taç yerleştirdiler. Safirin etrafı pırlantalarla süslenmişti. Son olarak maskemi ve asamı teslim ettiler. Maskem siyahtı. Göz çevresini ve burun köprüsünü kapatan klasik bir maskeydi. Siyah taşlarla süslenmişti. Maskedeki taşlarda elbisemdeki yıldızlar gibiydi. Gecede kayan yıldızlar gibi. Son olarak maskenin sağ tarafına güzel, kırmızı bir gül tutturulmuştu. Maskeyi takınca çiçeğin rahatsız etmesinden yada düşmesinden korktum ama çiçek usta bir işçilikle tutturulmuştu, varlığını bile hissetmiyordum.

Balo salonunun önüne geldiğimizde, arabada bana eşlik eden ve neler yapmam gerektiğini bir kez daha anlatan adam dışarı çıktı ve benim için kapıyı açtı. Elini uzattı ve ben adamın elini tuttuğumda beni nazikçe arabadan çıkardı, başıyla selamladı ve arabaya binip gitti. At arabasının tıkırtısı yavaş yavaş uzaklaşırken bir heyecan, bir ürperti bütün bedenimi bir yıldırım kadar hızlıca çarptı. Girişe doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Elbise, hareketlerimi kısıtlamayacak şekilde yapılmıştı. Görevli çocuğa "Gece." dedim. Listeye hızlıca baktı ve ismimi bulduğunda "Hoş geldiniz." diyerek beni içeriye uğurladı. Lavanta kokularıyla bezenmiş, kırmızı mekan daha önceki ziyaretlerimden pek farklı durmasa da bir şekilde farklı da duruyordu. Kalabalığın arasına karışmaya çalıştım. İnsan denizinin arasına girersem belki görünmez olabilirdim. Görünmez olmalı ve benim gibi görünmez olmaya çabalayan bir başkasını görmeliydi gözlerim. O yüzden fıldır fıldır etrafı kolaçan ediyordum. Bir uyumsuzluk, bir rahatsızlık, ortamdaki havaya aykırı bir şey arıyordum. Maskesini çıkaran bir adam gördü gözlerim, bu aradığım uyumsuzluk ve aykırılık olsa da aradığım şey değildi tam olarak. Bakmaya devam ettim. Bir kadına çarptı gözlerim, bir rahibeye, elinde arbalet olan bir rahibeye. Bir gözümü onun üzerinde bıraktım ve devam ettim aramaya. Merdiven. Merdivenlerin orada aradığımı buldum. Beyaz gömlekli, siyah pantolonlu lacivert pelerinli bir adam. Pek endişeli duruyor, cebindeki saate yapışmış sanki elleri, kontrol etmeden duramıyor. Bakışlarımı kaldırdım ve adamı incelemeye koyuldum. Belindeki kemere iliştirilmiş parşömenler. Aradığım adam sen olabilir misin? Gözlüklerin ve hareketlerin sensin diyor. Korkuyorsun, endişelisin, arkanda seni izleyen bir gölgenin olabileceğinden korkuyorsun ve haklısın. Gece senin arkanda, gece seni gözlerine kestirdi. Gece senin için geliyor. Adamın korkak adımları onu merdivenlerden aşağıya taşıyor bir başkasının, bir vampirin yanına. Onlar bar tarafına doğru geçerken bende oraya doğru kıvrılıyorum. Sessiz adımlarım bara ulaştığımda bozuluyor, zira bir içki istiyorum. İçkim geliyor. Zoraki bir yudum alıyorum. Ağır içki kokusu ve tadı boğazımı yakıyor. Adamı gördük ve tanıdık, nerede olduğunu da biliyorum. Buralarda olması gereken ve beni tanıyacağı söylenen partnerim, umarım sende adamın nerede olduğunu biliyorsundur. İçkimi bitirip rujum ile lekelenmiş bardağı barmene verdikten sonra merdivenlere yöneliyorum. Az önceki adam ne kadar endişeli çıkmışsa bende bir o kadar rahat çıkıyorum ve merdivenlerde bekleyen görevliye yanaşıyorum. "Gece için bir oda ayırtıldı, beni odama götürün lütfen." Görevli adam elindeki listeyi kontrol ediyor, ilk sayfada adımı bulamayınca minik bir gerginlik bedenimi sarıyor ama ikinci sayfanın ortalarında gezen parmağı adımın üzerinde duruyor ve kadife bir ses tonuyla onu takip etmemi söyleyince rahatlıyorum. Merdivenleri çıkıp odaların olduğu koridorlara geliyoruz. Uslu bir çocuk gibi adamı takip ediyorum. Birazdan başına geleceklerden habersiz çalışanın beni odama götürmesini bekliyorum. Bir iki köşeyi döndükten sonra beni bir kapının önüne getiriyor ve anahtarımı veriyor. "Teşekkür ederim." diyorum ve içeriye giriyorum. İçeriye girer girmez de bir yaygara koparıyorum. "Bu ne ama! Ben size demedim mi ?! Yanlış yapmışsınız! Görevli!" adam ne olduğunu anlamadan içeriye giriyor. Şaşkın gözlerle bana bakıyor. Yatağın üstündeki yastıkları gösteriyorum. Boş gözlerle yastıklara bakıyor adam. O yastıklara bakarken ben belime dikkatlice tutturulmuş, özellikle bakılmadığı sürece görülemeyecek şekilde gizlenmiş asamı çıkartıyorum ve odadaki sorunun ne olduğunu anlamaya çalışan adamın kafasına tutuyorum. "Biraz önce merdivenlerden inen, garip gözlüklü, köstekli saatini sürekli kontrol eden ve benim gibi burada odası olan adam. Beni onun odasına götürüyorsun. Yoksa duvarlar gerçekten kanla kaplanacak."
Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Locomotor - 28 Ekim, 2021 22:45:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Neye uğradığını şaşıran adam dehşet içerisinde kekeliyor uzunca bir süre. Yaklaşık bir altı saniyenin sonunda ancak girebiliyor söze: "Ta-Ta-Tabii efendim... Lütfen b-bir şey yapmayın..." diyor ve şakağına dayanan bir asa değil, bir hançermiş misali fazla uzaklaşmadan ancak asaya değmekten de imtina ederek kapıya yöneliyor korku içerisinde. Odadan çıkınca sağdaki ilk koridora dönüyor, ardından soldan ikinci kapının önünde duruyor. "L-Leydi Baal'a söylemeyin lütfen..." diyerek belindeki anahtarlıktan bakır bir anahtar çıkartıp karşısındaki kimliği belirsiz, şık kumaşlara bezenmiş kadına uzattığında ise son bir yakarış beliriyor kahverengi gözlerinde: "Anahtarı i-işiniz bitince geri verebilir misiniz lütfen?.."


Mekanın Taverna kısmında başlığı açabilirsiniz. Partnerinizle içeri girişinizi kısaca yazıp GM güncellemesi bekleyebilirsiniz. Dilerseniz her aşamada ikiniz de RP yazabilirsiniz lakin akıcılığı arttırmak adına bir kişi RP, GM güncellemesi, öteki kişi RP, GM güncellemesi gibi ilerleyebiliriz de. Size kalmış.
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 29 Ekim, 2021 08:02:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
(Aşıklar)
Son model ve çıktığı gibi bu yılın en popüleri haline gelen ihtişamlı gelinliğinin eteklerini tek eliyle tutan genç leydinin diğer eli biricik hayat arkadaşının ‘kemikli’ elleri tarafından sarmalanmıştı. Kabarık, prenses model eteği yürümesini zorlaştırıyordu uzunluğundan dolayı, ilginçtir ki beyazlar içindeki hanımefendi yürürken çıkan tek ses kumaşların birbirine sürtünürken çıkarttığı sesti. Omuzları açık, kollarında göğsüne bağlı, dantel ve tüllerden yapılma ince kolluklar, göğsünün ortasındaysa akuamarin taşından bir dekor... Boynundan aşağı dökülen görkemli inci kolyeler, topuz yapılmış açık renkli saçlarının altından görünen kulaklarındaki inci küpeler, bileklerinde seti tamamlayan inci ve altın bilezikler... Tamamıyla yeni bir gelin olduğu aşikardı. Olabildiğince sıradan tutulmaya çalışıldığı belli olan dantelli ve parlak taşlı maskesi de kombini tamamlıyordu beyazlığıyla. Yanındaki beyefendi ise klasik bir damatlık giymişti işte, hiçbir özelliği yoktu. Siyah, her yerde görebileceğiniz bir takım elbise giymişti. Maskesi bile yoktu, tamamen sıradandı. Ah, bekleyin, sol göğsünün cebinde bir kırmızı örümcek zambağı vardı. O kadar da sıradan değilmiş.

El ele tutuşan çift, kapıdaki görevlinin yanına ulaştılar. Listeyi tutan çalışan, ikisini fark ettiğinde bakışları değişmiş, ikisine bakmaya başlamıştı açık kalan ağzıyla. Kız anlamaz bir tavırla başını eğdi. Bir sorun mu vardı ki? Görevli, sorgulayan bakışlarla damada bakmakla meşguldü. Dur, tabii ya! Elbette maskesi olmadığı için böyle şaşırmıştı bu kişi! Gelin hiç bozuntuya vermeden eteğini tutan elini gevşeterek eteği bıraktı, partnerini gösterdi.

“Adem...” sonra da eli kendine döndü. “...ve Havva.”

Görevli şaşkınlığın etkisinden hala çıkamamış bir şekilde listeyi hızlı hızlı karıştırdı ve ikisinin isimlerini buldu. Başını ‘içeri geçebilirsiniz’ anlamında çabuk bir tavırla salladığında acelesi olduğu için böyle davrandığını düşündü genç çift. Sakin adımlarla içeri ilerlemektelerken elinde listesi olan çalışan arkalarından bakmaya devam ediyor, kızın yanındaki damatlık giymiş olan bu iskeletin nasıl kendi kendine yürüyüp etrafa bakınabildiğini sorguluyordu.

Gelin ve damat, hoş buldukları bir köşeye kuruluverdi. Buradan içerideki neredeyse herkesi görebilir, olan biteni rahatlıkla izleyebilirlerdi. Gelinin içinde bir huzursuzluk kol gezdiği için kendilerini soyutlamışlardı her zaman olduğu gibi. Hiçbir şeye dokunmak yoktu. Hiçbir şeyi yemek ya da içmek yoktu. Hiç kimseyle konuşmak yoktu. Sadece eve gitme vakitleri gelene kadar karşılarında oynanan tiyatroyu izlemeli ve eve gitmelilerdi. Öyle de yapacaklardı. Çiçeği burnunda yeni gelin, başını biricik eşinin omzuna yasladı ve gözlerini etrafta gezdirmeye başladı.

İri bir bebek, elinde biberonuyla bir güruha karışarak bir şeyler konuşuyordu. Etrafındaki insanların ilgisini çekmiş gibiydi. Sonrasındaysa içeri bir karga... Yok, kara bir melek girdi. Kızın önceden kullanmayı düşündüğü maskelerden biri vardı yüzünde. Etkileyici bir seçim olduğunu düşündü kız, çok etkileyici. Kadın, falcının yanına gitti. Bir kral, bir soytarı, bir falcı ve bir melek. İlginç bir tabloydu açıkçası. Yanlarına bir de Tanrı ulaştı. Cidden ilginçti, tüm gece sıkılacağını düşünen beyaz zambağı biraz eğlendirebilirdi belki bu beşli. Arkadan içeriye kendinden büyük ama yine de genç olduğu belli olan bir çocuk girdi. Elinde maske vardı ancak takmıyordu, aynı kendi eşi gibi belki o da maskeden rahatsız olan hassas biriydi. Siyah pantolonlu, sıradan giyimli birine takıldı gözü, içki içiyordu. Şimdilik hiçbir ilginçliği olmasa da nedense onu dikizleyesi vardı ama yapmadı. Bakınmaya devam etti. Bir rahibe görmüştü şimdi de, elindeki arbaletin süs amaçlı olduğunu ümit ederek birkaç saniye daha inceleyişin ardından belinde iki asası olan bir adama döndü. Adam da aynı kendi gibi etrafa bakınıyordu, ne arıyordu acaba? Son olarak gözlerini yıldızlı bir elbise giymekte olan hanımefendiye çevirdi. Etkileyici bir güzelliği olduğu gerçeğini kimse reddedemezdi, maskesi olsa bile kesinlikle çekiciliğinden zerre ödün vermemişti. Kadın ortamdan ayrılana kadar kızın gözleri onu takip etti, sonra da kapandılar. Mavi gözler etrafa bakmıyor olsa da, gözleri bile olmayan eşinin kendinden daha iyi bir iş çıkaracağına adı kadar emindi.

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 1, total 1
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 29 Ekim, 2021 14:34:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
(Çılgın Şapkacı)

Devasa şapkası gözlerine kadar indirilmiş olmasına rağmen kollarını kavuşturarak sırasını beklemekte olan Şapkacı'nın gözlerinin önünden çeşit çeşit, sürüyle insan geçiyordu. Ama kim olağanüstü içkileriyle nam salmış Mag Mell'in önünde günün en tüyler ürpertici saatlerini harcayacak bir bir uğraş bulur da, biri karanlığın merkezi haline gelmiş kadifemsi binaya doğru ilerleyen, diğeri ise güneşin terk ettiği doğuya doğru akıp giden ve resmi geçit yapar gibi ayın doğduğu yerde oluşan gümüşi ve siyah çizgilerin ötesindeki kapıya ulaşmaya çalışan bu alay karşısında afallamazdı ki?

Şapkacı da elinde kabına yapıştırılmış gibi duran bir fincan çay, asırlar boyu bir ırmağı gözleyip nöbet tutmakla görevlendirilen putperest bir köylü gibi oturmuş, bu alayı seyrediyordu - ama bunların yakın bir zamanda azalacağına dair bir beklentisi yoktu. Azalmalarını da hiç istemezdi doğrusu, çünkü içeri girer girmez şu anda yalnızca uzaktan seyretmekle yetindiği saçma ve yaratıcılıktan yoksun (yüzünde gümüş maske var diye kendine Tanrı diyenlerle Havva'yla Adem zamanında gelinlik var sananlar arasında) kostümlerin sahipleriyle bizzat konuşmak zorunda kalacaktı; verdiği izlenimin aksine kavgadan kaçmaya çalışacak bir yanı da yoktu. Bu izlenimlerin her biri pek kısa sürmesine rağmen, Şapkacı bir kere sinirini bozan insanlara eninde sonunda fikirlerini açar ve akıl sağlıklarında bir gelişme olmasını dilediğini ifade etmekten de asla geri kalmazdı. İşte böylece, Tanrı'nın ona bahşetmeyi unuttuğu sabrın bir ödülü olarak ona gösterilmeyen iyi niyetle kısır bir döngüye giriyordu.

Bir zamanlar, şairin teki halka açık bir yerde bir taburenin üzerine oturup gelen geçen insanlara bakarak derin düşüncelere dalar ve ilham gelmesini beklermiş. Şapkacı da, kalabalık bir yerde, taburenin üzerine oturduğunu hayal etmişti (beklemekten bacakları uyuşmuştu), ama şair olmadığı için mümkün olduğu kadar az düşünüyor ve etrafı seyretmekle yetiniyordu.

Ne var ki, kalabalığı sarmalayan içeri girme ve 'eğlenmeye' başlama (ya da onları bu kadar strese sokan her neyse) telaşı sıranın hızla azalmasına yol açmıştı; ayrıca, Şapkacı kendi kendine insanları eleştirmekle o kadar meşguldü ki her yaklaştığında sırasını başka birine verme planını unutmuş, dalgınca kızıl buklelerini çekiştirene kadar zaman algısından kopmuştu. "Hay-"

"Şapkacı," dedi yenilmiş bir tonlamayla.

İçeri girer girmez onu sarmalayan curcunada öyle bir çekicilik vardı ki, kafasındaki eylemlerinin mantığını eleştiren sesin onu terk etmesi, bu şansı hayatı boyunca belki de bir daha elde edemeyeceğini düşünmesine yol açmış, fırsat bu fırsattır diyerek bara doğru hamle etmişti.

Ani kararının beraberinde getirdiği dikkatsizlikten midir nedir, daha yolu yarılayamadan önüne çıkan aptal ve bir o kadar da nezaketten yoksun bir konuk ile çarpışmış; beraberinde gelen bir kızgınlık etkisi ve hemen ardından kostümle ilgili yanlış tahmin bulunulması sinirin tepesine çıkmasına neden olmuştu.

Çarpmanın etkisiyle büyük kırmızı şapkası düşen şapkacının gözleri açıktı - kocaman açılmıştı - ve ona bakarken öfkeden köpürüyordu. Net bir şekilde görülüyordu; cayır cayır yanan bir maviyle yeşilin karışımıydı, üzerindeki donuk perde karşısındakinin iliklerini dondurmuştu; ama onun yüzünü ya da bedenini seçemiyordu çünkü salondaki ışık, sanki kasıtlı olarak tam da lanet insanları görmenizi engellemek üzere kurulmuştu.

"Şapkacı!" diye gürledi. "Çılgın Şapkacı! Lanet şapkası ve lanet papyonuyla!"

Şapkasını düzeltir düzeltmez arasına karıştığı kalabalığın belli bir kesimi de (söz konusu kalabalık binlerce kişiden olunca bu kesim bile direniş başlatmaya yeterdi) benzer şekilde düşünmüş olacaktı ki insanlar (ve olağandışı kostümlerine rağmen insanlıktan çıkamayanlar) siyah renkli şık bar tezgahıyla, üzerinde siyah renkli tabloların olduğu siyah renkli kadifemsi duvarın etrafını sarmış, barmene hamle ediyor ve ıslık olması amaçlanmış tuhaf sesler çıkarıyorlardı. Barın arkasındaki kişi, beklenilen önemli şahsiyet her kimse onun tam zıddıyla bağdaşacak görüntüsünden beklenmeyecek bir zarafet ve hızla içkileri yetiştiriyor, birkaç saniyede bir duraklayarak pala bıyığını çekiştirmeyi ihmal etmiyordu. İçinde bulunduğu durumdan hiç hoşnut değildi, zira etrafını saran düzensiz ve para kokan kalabalık, ona bakıp göz göze gelmelerinden cesaret alarak seslerini yükseltiyor, suratlarını ekşitiyor, giderek güçlenen bir şekilde isteklerini sıralıyor ve ne hikmetse bir dolu iltifatta bulunuyorlardı.

Öfkeli kalabalıklar her zaman Şapkacı'nın dikkatini ve ilgisini çekerdi; ancak o anlığına gözleri barmenin loş ışıkta parlayan keline takılmış, Tanrı'nın saçtan kıstığını bıyığa yükleyip yüklemediğini merak etmeye engel olamamıştı. Böylece güruhun bira içerek, pipo tüttürerek, kendi kendine şarkılar söyleyerek, alaycı bir şekilde ağlayıp inleyerek ve attıkları her adımda önlerine çıkanı zorla kendine katanları geçen kısmının arasından sıyrılarak barın yanındaki taburelere doğru ilerledi; bir suratla karşılaşmayı beklerken kırmızı şapkasının tepesiyle bakışan herkes önünden çekiliyordu.

"Kafamı güzel yapacak bir şeyler koy ki burası daha çekilebilir bir yer haline gelsin."

Yetenek 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 3, total 3
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Isolde Aideen O'Malley - 31 Ekim, 2021 00:03:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Siyah desenlerin kadifeye benzer duvarlarda dans ettiği odada, aynaların arasındaki duvara yaslanmış kocaman abanoz bir saat duruyordu. Sarkacı donuk, ağır, tekdüze bir çınlamayla bir yandan öbür yana sallanıyordu; yelkovan, yüzeydeki devimini tamamlayıp zamanı gösterdiğinde saatin pirinçten ciğerlerinden berrak, acılı ve fazlasıyla müzikal bir ses duyuluyordu; ama bu ses öyle tuhaf, öyle belirgindi ki orkestranın çalgıcıları çaldıkları salonun bir köşesinde işlerine bir anlığına ara verip sese kulak kabartmak zorunda kalıyordu; bu yüzden valsçılar dans esnasındaki dönüşlerini çaresizce sürdürüyor, neşeli topluluğun keyfi bir süreliğine kaçıyordu; saatin çanları çaldıkça en yakında olanların benzinin attığı, kapının yanında bekleyenlerin teslim olmuşçasına gözlerini kapattığı, küçük beyinlerinden taşmakta olan telaşın tekinsiz ellerine kendilerini bıraktığı görülüyordu.

Her saat başı tekrarlayan bu melodinin mucidiyse duvarla birleşmek üzere tasarlanmış gibi gözüken siyah elbisesinin son detaylarıyla uğraşmaktaydı. Diğerlerinin aksine ses onu rahatsız ediyor gibi görünmüyordu; aksine, saniyelerin tıkırtıları kulağını doldurdukça, içeride devam eden şamataya sızmakta olan karanlığı sezinledikçe kırmızı elmaslarla çevrili maskesinin ardında kaybolan yüzü bir gülümsemeyle aydınlanıyor, yaydığı enerjinin bütün mekânı çevrelemiş olduğu düşüncesi kendinden tuhaf bir tatmin duymasını sağlıyordu. Hafızalara kazınacak türden bir gece olacağından emindi, nihayetinde tarih kitaplarını besleyecek türden bir keşmekeş eksik olmazdı zat-ı muhteremin bulunduğu yerde.

Binayı inleten çan seslerinin sonuncusu duyulduğunda hazırlıklarını tamamlamıştı sonunda, Isolde’nin emin olduğu başka bir konu varsa o, bu gece kusursuzluk denilen şey et ve kemiğe bürünüp tavernayı ziyarete gelecek olsaydı kendisinin bedaat-ı harikalığının yanına bile yaklaşamayacağıydı. Yüzüne gülümsemeye yakın, cezbedici bir ifade oturtmuştu; aslında “Büyük girişi” için balonun kendisinden daha çok kafa yormuştu kırmızıların kadını, istediği şey orada bulunan herkesi kendine hayran bırakmaktı ve hatta düşman kesilecek kadar hasetten çatlamalarını sağlamaktı. Sırf bu yüzden bir göz boyama büyüsü üzerinde çalışmayı düşünmüş ancak sonrasında bir avuç aptalı etkilemek için o kadar emek sarf etmeye gerek olmadığına kanaat getirmişti; cazibesi tek başına yeterliydi, gerisinin lüzumu yoktu.

Odanın kapısının dışında kırmızılara bürünmüş genç bir kız bekliyordu kendisini; yeşilin en can alıcı tonundaki gözlerinde okunan heyecan parıltılarına tezat, oldukça sakin bir duruşu vardı. Kuzguni saçlı kadın, bir eliyle kızın çenesini tuttu ve düzeltilecek bir hata bulmak adına baştan aşağı süzdü kendisini ancak yaşına göre oldukça cesur göğüs dekoltesine rağmen tam istediği gibi olmuştu: kusursuz.

-Nefis görünüyorsun, böcek.

Adımlarını bara inen merdivenlere çevirdi, Olması gerekenden fazla rahat hissetmesi onun için her şeyi kolaylaştırıyor, adımlarını tüy gibi bir hafiflikte atarken yaklaştıkça şiddeti artan müzik sesi ile tanrının huzuruna ulaşmış gibi hissediyordu; nihayet basamakların sonuncusuna ulaştığında dudaklarının arasından sakince nefesini verdi.

Kadife salondaki abanoz saatin çan sesi yankılandı. Sonra bir anlığına, saatin sesinden başka her şey durdu, her şey sessizleşti. Ama sesin yankıları uzaklaşınca -uzun bir an sürmüştü- telaşlı bakışlar merdivene doğru yükseldi. Odayı inleten orkestra bırakmıştı çalmayı, tüm salon sessizliğe gömülürken hiçbir konuk sesli nefes almayı bile göze alamadı; çünkü gece ilerlemişti ve kan rengindeki camlardan daha kızıl bir ışık süzülüyordu; kara örtülerin karanlığı ürkütücüydü; abanoz saatin, daha uzakta eğlenenlerin uzaktan katlandıkları boğuk sesi, kara halıya adımını atana daha ağır bir şekilde ulaşıyordu. Yakutlarla bezenmiş maskesinin ardından kalabalığı süzdü gece mavisi gözleriyle, pek çoğunun kostümü takdire şayan bir yaratıcılıkla seçilmişti: Gece, Tanrı, Adem ve Havva… Biri, Kitâb-ı Mukaddes’ten önlerine çıkan ilk kelimeyi seçme fikrini bulmuş ve diğerleri de ona ayak uydurmuş gibi hissettirmişti gördüğü manzara.

-Mag Mell Taverna’ya hoş geldiniz. Gecikmemi hoş görürsünüz umarım, gecenizi unutulmaz kılmak için son ana kadar çalışmayı vazife edinmiş bulunmaktayım. İzninizle sizlere meleksi sesiyle ruhunuzu mest edecek genç yıldızımızı takdim edeceğim. Ve müzik…

Bir parmak şaklatması ve enstrümanlar tekrar çalmaya başlar, genç kız sahneye doğru ilerlerken Isolde’nin aklında yalnızca yaklaşması kaçınılmaz olan o kaos vardı…
[/justify]
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 31 Ekim, 2021 08:17:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
(beş gözlü parşömen tüccarı)

"Orada yapılan çalışmaların skalasını en iyi sizin bilmeniz lazım aslında, bir adı-ağza alınmayan olarak..."

Kendi kendine çalan enstrümanların yarattığı atmosfer, genç bir kız sesinin eşliğiyle daha da kuvvetlenmişti. İş konuştuğum çokça müşteri vardı ve teklifler havada uçuşuyordu "ürün"üm için. Arada istemsizce genç kızın sesine kulak veriyor, bünyemi sarmalayan stresten bir nebze dahi olsa arınabiliyordum. Lakin lacivert pelerinimin sol iç kısmından aldığım bir his ansızın tüm stresimin, hatta çok daha fazlasının tüm bedenimi kaplamasına vesile oldu. Altın köstekli saatimi çıkarttım ve evet, yanılmamıştım... Alnımda birkaç damla terin yoktan var olduğuna yemin edebilirdim. Soğukkanlılığım pek kalmış mıydı bilemem ama bir zerre bile varsa ona tutunarak müsaade istedim ortamdan ve salonda dikkat çekmeyecek azami hızda adımlarla odama doğru ilerlemeye başladım...

(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 4, total 4
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 31 Ekim, 2021 16:42:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
(Girintisiz, düz, beyaz maskeli adam)

Teklifine cevap alamadığında Tanrı kendini geri çekmesini de bilen bir delikanlıydı. Sessizce selamını tekrar verip uzaklaştı kara meleğin yanından. Kendisi kaybeder diye düşündü. Zaten aradığı insanlar gelene kadar vakit geçirmek amacıylaydı. Şimdi ise şöyle bir ortama baktığında aradığı kişilerin boy göstermiş olduğunu fark etmişti. Beyaz maskesi üst kattan aşağıya inen, çantasında bir sürü parşömen olan adama döndü. Adamın aşağı inmesi ile kızıl saçlı bir kadın -kostümünü oturup saatlerce izleyebilirdi- yukarı ilerledi. Tanrı’nın baloya geldiğinden beri kafasında dönüp duran planlar yavaş yavaş zamanlarını açığa vurmaya başlamıştı. Genç adam bunları gördüğü gibi harekete geçmek yerine sakince tam tersi yöne, lavaboya doğru ilerledi. Evet, önemli bir görevdi kızıl saçlı kadınla olan ancak başka bir planın da parçasıydı Tanrı. Asla tek boyutlu olmamıştı.

Mekanın sahibi Bayan O’Malley balodaki sesleri azaltıp konuşmaya başladığında tuvaletlerin oradan mekanın arka taraflarına doğru geçmiş, arka kapıya ulaşmıştı. Üstünde “Sadece Personeller” yazan kapının kurallarını çiğneyerek açtıktan sonra beyaz maskeli kafasını uzattı gecenin karanlığına. Kararlaştırıldığı gibi dokuzlu gruplara ayrılmış irili ufaklı insan grupları birbirlerinin çok da yakınlarında değillerdi bakanlığı üstlerine çekmemeleri adına. Eliyle gelmelerini işaret etti Tanrı onlara. 1.10 boyundaki kostümlü varlıklar ile, insan boyutlarındaki kostümlü kişiler sırayla içeri girdiler Tanrı onlara kapıyı açmışken. Kendisinden beklenmedik bir şekilde sessizce hallediyordu işleri. Geçen kişilerin söylediklerine karşılık vermiyor, daha çok iki görevi de aynı anda halledip işini kolaylaştırmanın yolunu düşünüyordu. Kolay yollar iyidir. Öyle iyidir ki, boşu boşuna çok fazla iş yapmazsın. Tek zor tarafı, akıllı bir şekilde baştan düşünülmeleri gereklidir. Tanrı ise pek planlı biri değildi. Düşünmeyi, hayal kurmayı severdi ama o kadar. İşleri gerçekleştirmek konu olunca hiç istekli olmuyor, ilgisini çabucak kaybediyor... Hatta bazen de böyle kolay yollar düşünüp planı olduğundan farklı bir hale getiriyordu. Üstelik sonunu bildiği şeyler değil, her zaman değişkenler ilgisini çekerdi. İçeri 20-30 kişiyi aldıktan sonra biraz olduğu yerde bekledi. Herkes söylenilen yere yerleştiğinde tekrar balo salonuna döndü. Müzik tekrardan yükselmiş, herkes sohbet etmeye başlamıştı. Balo salonunu tekrar taradı ancak kızıl saçlı kadını göremedi. Kafasını yukarıya, üst katlardaki odalara çıkan merdivenin sonuna kaldırdı. Hala yukarıda olmalıydı. Birazdan çıkacak kargaşada yukarı kimsenin çıkmadığına emin olması gerekiyordu. Bunu tek başına yapamazdı. Birini mi tembihlemeliydi? Merdivenlerin yanında duran göbekli, sarhoş palyaçoya söylemek için hareketlenecekken bir grup insanın içindeki parşomenli adamın gruptan ayrıldığını fark etti. Oysa ki önce satışın gerçekleşmesini istemişti. Bu şekilde hem parayı hem de parşomeni halledebilecekti. İşte planın değişkeni gerçekleşiyordu. Tanrının gözükmeyen gözleri parıldadı. Yüzü heyecanla doldu. Kendi kendine ingiliz aksanını çalışarak odalara çıkan merdivenlere yetişmeden adam ile kesişecek açıda yürümeye başladı. Bara yakınlaştığında eline bir bardak viski aldı. Alkolün tadını oldum olası sevmemişti.

Son 3 saniye...

Son 2 saniye...

Son 1 saniye...

Ve...

PAT!

Tanrı tüm gücü ile parşömen satıcısına omuz atıp adamın gerisin geri düşmesini sağladı. En abartılı ingiliz aksanı taklidi ile “Önüne baksana be adam!” diye bağırdı adama! Öyle bağırdı ki tüm balo salonunda yankılandı sesi. Bilerek hem kendi üstüne, hem de parşomen satıcısının üstüne dökmüştü elindeki viskiyi. “Kostümümü rezil ettin! Seni lanet olası sıçan!” Tanrı’nın çıkardığı bu kaos ortamı hem balo için yapılmış olan planın başlamasına vesile olacaktı, hem de kızıl saçlı kadına zaman kazandıracaktı. Yeterince ses çıkarabilirse kadın olanları duyabilirdi. Ancak tüm bunların yanında çok daha eğlenceli bir şey yapacaktı. Yerdeki adamın belinde iki asa duruyordu. “Terbiyesiz herif bir de asa mı çekiyorsun?! Amanın kurtarın!” diye bağırarak karnına -aslında asalara- bir tekme geçirdi! Bu şekilde asalar eğer çok esnek değillerse kırılacaklardı. Kaşla göz arasında da yerlere saçılmış olan parşömenlerden o en önemlisini bulabilirse... Olması gereken yere, cebine atacaktı. Çevredeki insanların olaya müdahil olması işlerini her zaman daha kolaylaştırmıştı. Bu yüzden de olabildikçe mağdur rolüne yatacaktı.

Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 6, total 6
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 31 Ekim, 2021 17:55:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
(İncili kadın)

Pembe soğuk tonlu porselen bir korsenin kaşmirden yapılma iplerini son bir kez daha sıktım. Bulunduğumuz kapalı toplumun içinde giymek için oldukça cesur bir tercihti. Maskelerin yüzleri gece gibi örtüleyeceğinden emindim. Herkesin anlamlı bir şeyler giymeyi deneyeceği bir yerde farklı bir görüş olarak zıt bir ucu temsil etmek daha cazip gelmişti. Korsenin üstüne şal benzeri bir şey takıştıracak, arı şeklinde bir broşu iliştirecek, başka hiçbir şey giymeyecek, yalnızca; transparanlığı kapatacak düzeyde çok katlı beyaz bir tül etek geçirecektim altıma. Boşvermişlik gibi duruyordu ama ayıplanmak kimin umurundaydı? Parıldayan yüzümü gösteremeyeceğim hiçbir yer için vaktimi harcayamazdım. Planlarım daha farklıydı. Aynanın karşısına geldiğimde elimdeki mataradan dolu dolu yudumlar alıverdim. Her zaman içmeye gidilecek yerden önce başlamak en güzelidir. Ekşiyen bir suratla “Iyyk. Çok çirkin tadı. İçenler nasıl içiyor bunu, ne midesizler var ya.” diye söylendim kendi kendime ironikliği görmezden gelerek. Dudağımın kenarından akan sıvıyı baş parmağımla sildikten sonra makyaj masamın üzerinde duran maskeye uzandım. Her milimetresi inciyle kaplanmış olan beyazlık hoşuma gitmişti. Fiyakalı duruyordum. Burnuma tam oturduğunda ince iplerini başımın arkasında bağladığımda hazırdım çoktan. Güneşten çalınma bir sarılıkta olan saçlarıma da göz süzdüğümde özgüvenli bir gülümse takındım yüzüme. Bu baloda yapmam gereken çok şey vardı. Önce bir arkadaşımı bulmalıydım.

Kasıtlı bir geç kalma ile balonun yapılacağı tavernanın arka sokağına cisimlenmiştim. Bedava içki için herkes oradan oraya koşuşturuyor, kokoş kadınların kadınların kahkahaları sokağı dolduruyordu. Açtım bacakları biraz daha hız kazanabilmek için. O sırada etrafı da gözetliyordum. Görünüşü dikkat çeken birçok tip var gibiydi. Bu kadar zor olmasını beklemediğimden ve gördüğüm üzere fazla bir hazırlık yapılmış olduğundan gözleri dört açmak lazımdı. Kapıya vardığımda genç görevliye yöneldim. İsmimi soruyordu. Ne diye kayıt yaptırmıştık ki? Adımın sorulmaması lazımdı ama anlaşılan bu kısım atlanmıştı. “Hiçbir şey.” dedim. Tabi, adam anlamadı ve boş gözlerle bakındı bana. “Tatlım ne var illa afilli bir şey mi bulmam lazımdı? Uğraştırma beni.” Sokak ağzına geçmem saniye sürmemişti. İyice kayan ağzımı toparlamaya uğraşmadan kolumla ittirdim hafifçe adamı. Saçımı da savurdum şöyle bir içeri geçerken. Eteğimin tüllerinin katmanını tutturamamış olmak canımı sıkmıştı. Fazla kat atmışım. Çok lazım gibi. Ne zahmetli işti bu da yahu. Önce ağzımda kalan leş gibi tadı silmek için bara ilerleyip bir içki kaptım kendime. Falcıyı da hemen gözüme kestirmiştim gidip biraz laf kalabalığı yapmak için ama buraya eğlenmeye gelmemiştim. İçkimden ilk yudumumu alır almaz hazırlayan barmene çevirdim kafamı.  Canlı gözlerinden yola çıkarak “Yakışıklı olduğun kadar kokteyl hazırlamada başarılı olsaymışsın seni kaçırmazmışım. Yazık oldu.” dedim bıkmışlıkla. Anlaşılan bugün içecekten yana şansım yoktu. O matarayı evde bırakmayacaktım. Ayık ama bayık kafamı toparlayıp etrafa bakındım. Ne kasmışlardı. Tanrı desen var, tüm takımyıldızını üstüne toplayan var, arbalet ile dolaşan rahibe de var. Kaçıklar toplantısına döndürmüşler burayı. Söylenmemek için odağımı değiştirdim çabucak.

Biraz daha etrafa bakındıktan sonra görmem gereken ışıltıyı görmüş, ona doğru ilerlemiştim büyük bir dikkatle. Köşe başına geldiğimde iz süren bir kaplan gibi mesafemi ayarladım ve dilimi biraz törpüleyerek -yabancı değil ama işte ne olur ne olmaz diye- selamlaştım bulduğumla. “Kargalar ile melekler birbirine girmiş bu gece. Tüy mü yoluyoruz yoksa sadece izliyor muyuz uçuşunu? Umarım yoluyoruzdur. Daha sıkıcı bir gece olamazdı çünkü.” diyerek sivri dişli adamın görünüşünü incelemeye başladım. Giydiği şeye çok fazla dikkat etmemiştim başta ama şimdi gözüme çarpıyordu. “Dişler yakışmış”. Fazla uzatmadan koluna girdim adamın. Planladığımız gibi ilerleyecektik. Bir yağ gibi sıyrıldık masa aralarından. Şen şakrak halimi takınarak hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordum. Ortama ayak uyduruyordum, bazı tipler görünüşüme uzun uzun baktıklarında burun kıvırıp geçiyordum. Bir rahatsız ben mi varım sanki burada? Elini attığın manyak çıkar muhtemelen. Ben bir nebze olsun daha iyiyim. Her neyse… Yakın bir yere konuşlanınca hemen kulak kabarttık ve önemli bir şey yakalayıp yakalayamayacağımıza dair beklemeye koyulduk. Şans meleği falan bir şeyler dönüyordu. İçim şişmişti. Ortamın kalabalıklaşması ve gözüme çatan detaylar ile kıpırdandım oturduğum yerde. Yanımdakine dönüp büyük bir ciddiyetle “Hemen geliyorum. İzninle. Bana ihtiyacın olursa buralarda olacağım.” der demez masadan kalkmıştım. 

Her şey bir güne toplanmıştı. Masadan kalkarken aralardan dolaşan garsonlardan birinin tepsisinden bir içki kaptım. İçmeyecektim. Kalabalığa karışırken fazla dikkat çekmeye başlayan miniğin geçişini kolaylaştırmak için ayak altında olanlardan birinin üstüne içkimi pat diye döktüm bir keyifle bir yaygara koparmak için. “Aay. Elimden kaydı birdenbire. Nasıl olur böyle bir şey? İnanamıyorum. Lütfen, kusura bakmayın. Çok mu içtim ne yaptım? Peçete gibi bir şeyler bulayım ben size.” Kibar kibar konuşuyordum başta tabi. Laf kalabalığı olmaya başlayınca ve ses tonları yükselmeye başlayınca cazgırlığımı konuşturmaya karar verdim kaçıp gidene göz kırparken. “Ne demek istiyorsun sen be? O koca yağlı vücudunu taşıyamayan sen tutup bana laf mı söylüyorsun? Çekil şuradan.” dedim ve sert bir omuz attım. İncecik vücudumla kıvrılıp aralarından sıyrıldım. Olmam gereken yere dönerken arkamdan gelen seslere kulağımı kapatmıştım. Bir işin ortasındayken bu kalabalık ile uğraşmak istemiyordum. Yanımdaki de yanmasın. Bir çırpıda her şeyi halletmeye çalışıyordum bir terslik olmamasını umut ederek.


Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 8, total 8
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Cwénhild Muirghéal - 31 Ekim, 2021 18:46:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Evrak çantası titreyerek içinde bulunduğu çekmeceden güç bela çıkarken çekmeceye sürtündüğü yerlerden çıkan duman korkutucuydu. Ucuz atlattım diye düşündü kadın. Çanta havada bir ok gibi uçup kadının ellerine geldiğinde beraberinde getirdiği yanık kokusu pek keyifsizdi. Eğer elleri bu tuzağa umarsızca girip yansaydı, ellerinin narin görünüp güzel kokması için emek harcayan hizmetçilerin emeklerine büyük yazık olurdu. Çantayı eline aldığında bir anlığına duraksadı. Odanın her metrekaresine ilmek ilmek tuzak işleyen bu adamlar çantayı es geçmiş olabilirler miydi? Bu konu hakkında oturup düşünecek zamanı pek varmış gibi hissetmiyordu. Temkinli ve garip gözlüklü adamın yahut ona çalışan bir adamın buraya gelme ihtimali yüksekti. Zira az önce de düşündüğü gibi bir çok tuzağı buraya düşünmeden koyan birisi, o tuzakları atlatabilecek kadar becerikli birine karşın bir alarm bir uyarı mekanizmasını da akıl edebilirdi. Risk budur. Gözlerini kapatıp elini deri çantanın içine soktuğunda alnından akan boncuk boncuk terleri hissedebiliyordu. Gerginlik ve korku yavaş yavaş bütün kaslarına sokulurken çantanın hiç bir tepki vermeyişi tüm korkusunu temizledi ve kadın derin bir nefes vererek rahatladı. İçi rahatlayınca tekrar odağını topladı ve çantadaki belgeleri incelemeye koyuldu. Bir çok parşömen, not ve iki defter buldu. Bir çok çizim, bir çok yazı. Maalesef okuduğu hiç bir şeyi anlamıyordu ancak çizimler bir takım çıkarımlar yapmasını mümkün kılıyordu. Yedi kişi, yedi hizip, bir de önemli kişi. Carmilla? diye düşündü. Latince öğrenmediği için kendisine kızdı kadın. Bir merak parçası zihninin içine bomba gibi düştü ve büyümeye başladı. Lakin devam edemedi. Zira duyduğu bir ses bütün dikkatini bambaşka bir yöne çevirdi.

“Terbiyesiz herif bir de asa mı çekiyorsun?! Amanın kurtarın!”

Bir serzenişten çok bir uyarı gibiydi tonlaması. Öyle olmasa bile buradan gitmesi gerektiğini düşünüyordu zaten. Aradığı şeyi bulmuştu, burada daha fazla kalıp yakalanma ve belgelerin yanlış ellere geçme riskini alamazdı. Notları, parşömenleri ve defterleri hızlıca çantaya geri tıktı. Çantayı da sol kolunun altına sıkıştırıp iyice sağlama aldı ve odaya geri döndü. Asasını kaldırdı ve büyülü sözleri söyledi. Ceviz ağacı komodine, yatağa ve halıya ulaşan alevler bir anda parladı. Alevler parlayınca kadının yeşil gözleri de parladı. Duman görüş açısını hızlıca kapattı. Bir iki öksürük boğazını temizlemesi için yeterli oldu. Koşar adımlarla odadan dışarı çıktı ve kapıyı arkasından kapattı. Bu odada sadece bu belgelerin olduğunu düşünmüyordu. Adamın üzerinde bile bir dünya parşömen vardı, kim bilir çekmecelerde, dolaplarda ve keşfedemediği bambaşka yerlerde neler gizliyordu. Bu odanın yok edilmesi elzemdi. Aşağıda bir dünya büyücü bulunuyordu otelin duvarlarının yangına karşı tılsımlanmamış olması durumunda o kadar büyücü bu yangını kısa sürede söndürebilirdi. Evrak çantasını aldıktan sonra ne yapacağı ona daha önceden söylenmişti. Onu buraya getiren araba, arka çıkışta bekleyecek, gece elbiseli kadını, partnerini ve çantayı alıp buradan gidecekti. Adımlarını hızlandırarak yangın yerinden uzaklaştı. Asasıyla yüzünde biriken isi sildi. Merdivenlere yaklaştığında, düz, girintisiz beyaz maskeli bir adamı ve mucidi gördü. Adam mucidi düşürmüş, karnına da bir tekmeyi yapıştırmıştı. Ayrıca az önce söylediği sözler sayesinde Cwénhild olaya müdahale edebileceği ve bir taşla iki kuş vurabileceği bir fırsatı gördü ve bunun üzerine oynadı.

Büyük bir adımla merdivenlerin başında belirdikten sonra asasını çekti ve büyülü sözleri haykırdı. "Petrificus Totalus!" Eğer başarılı bir şekilde mucidi etkisiz hale getirebilirse -ki yerde yatan savunmasız bir adamdı bu- maskesini çıkaracak ve seherbaz kimlik kartını havaya kaldırıp lafa girecekti. "Durum kontrol altında, kendisi aranan bir suçlu." daha sonra adamın maskesini çıkartıp herifi arka kapıya kadar taşıyacak çantayı ve mucidi teslim edecekti.

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 8, total 8
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 31 Ekim, 2021 21:41:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
(gümüş işlemeli siyah maske, üç çift siyah beyaz kanat)
Genç adam, gösterişli kapının biraz ilerisinde, bekleyişinin on üçüncü dakikasında sıkıntıyla nefesini verdi. Yüzündeki maskeyi şöyle bir düzeltti ve bekleyişin kaldığı yerden devam etti. On beşinci dakikada sonunda genç kızı kendisine doğru gelirken gördüğünde 'nihayet' diye geçirdi içinden.
Kız, görünüşüne oldukça özen göstermişe benziyordu, muhtemelen bu yüzden geç kalmıştı. Üzerinde altın işlemeleri olan siyah mat elbisesi üzerine tam oturmuştu ve kız tarafından zarafetle taşınıyordu. Siyah - altın rengi uyumunun mükemmel birer örneği olan aksesuarları ve ayakkabıları elbiseyi tam tamamlamış, hatta daha da göz alışı görünmesine yol açmıştı. Tüm bu görünüme uyan siyah ve altın renkli zarif maskesi, siyah kanatları ve siyah bir toka ile gevşek ama şık bir topuz yapılmış altın rengi saçları ile oldukça göz alıcıydı.
 Geç kaldığım için üzgünüm, hazırlanmam biraz uzun sürdü de..  Arkadaşının özrünü dinlerken toz pembe diye düşündü genç adam. Kızın sesi her zamanki mutlu rengindeydi.
Sorun değil.  dedi elindeki cep saatini cebine koyarken. Güzel görünüyorsun.  Kızın gülümsemesi aldığı iltifatla beraber daha da büyümüştü. Mutlulukla parıldayan bir yüz ifadesiyle Teşekkürler!  dedi.  Sen de gayet şıksın.  Hafifçe tebessüm etti çocuk, teşekkür eder gibi kafasını salladı. Aslında görünüşü o kadar da şık veya değişik değildi. Siyah beyaz, oldukça normal bir takım giymişti. Gümüş detaylı maskesi ve üç çift siyah beyaz kanadı olmasa oldukça normal göründüğü söylenebilirdi.
İkili, sonunda kapının ardındaki eğlenceye katılmak için ilerledi. Eh, genç adama soracak olsanız buna eğlence değil işkence derdi, ama buradaydı işte. Ailesinin ve şu an yanında olan arkadaşının sürekli ısrarları sonucu buraya gelmeyi kabul etmişti. Kapıdan içeriye girene kadar vazgeçip evine, kitaplarıyla dolu huzurlu ortamına, dönme şansı vardı ama artık çok geçti, her ne kadar henüz dışarıda olsa da yanındaki kızın içeriye girmekten vazgeçmesine izin vermeyeceğini biliyordu.
Kapının önüne geldiklerinde görevliye ters bir bakış attı, sanki bir böceğe bakıyormuş gibi. Ardından derin bir nefes aldı, yanındaki kızı göstererek  Azazel.  dedi soğuk bir sesle. Daha sonra elini yavaşça kendine doğrulttu ve aynı soğuk tonla tekrar konuştu.  Lucifer.  Görevli, gencin bakışlarından rahatsız olmuş bir şekilde listeyi inceleyip geçebileceklerini söylediğinde bakışlarını çekti genç, kıza kolunu uzattı. Normalde böyle bir şey yapmazdı ama kızın bu balodan memnun olmasını istiyordu, bu yüzden biraz daha 'kavalye' gibi davranması gerektiğini düşünmüştü. Kız mutlulukla koluna girdiğinde hafifçe tebessüm ettiyse de bu tebessüm birkaç saniye sürdü.

Salona girdiklerinde duyduğu karmaşık seslerle birlikte gelen renk dalgası biraz rahatsız edici gelmişti, ama katlanılmayacak bir şey değildi genç için. Oturacak bir yer bulduktan sonra (ki 3 çift kanatla oturmak pek de kolay olmamıştı) renkleri görmezden gelerek soğuk bakışlarıyla etraftakileri incelemeye ve içinden yargılamaya başladı. Bebek gibi görünen bir şarlatan? Acınası. Karga kılığına girmiş bir kadın? Gülünç. Bir iskeletle beraber oturan bir gelin? Oldukça tuhaf, biraz da delilik. Beyaz maskesi dışında normal görünen birisi? Diğerlerine göre kabul edilebilir. Oldukça eski giyinişli, leş gibi sigara kokan birisi? Yoldan geçen rastgele bir evsizi baloya almışlar gibi. Bir rahibe? Din denilen büyük yalana inananlar ve bunu yayanlarla dalga geçmek için güzel bir seçim.
Daldığı düşüncelerden sarışın kızın sesiyle sıyrıldı.   Sence de çok eğlenceli değil mi? Herkes çok hoş görünüyor!  Sesindeki alaycı tonu engelleyemeyerek  Evet  diye yanıtladı kızı. Oldukça eğlenceli.  
Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 3, total 3
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Locomotor - 31 Ekim, 2021 22:30:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Beyaz, düz maskeli adamın velvele girişimi oldukça başarılı olmuş gözüküyor. Asalar maalesef ki kırılmıyor fakat belden çıkıp yerde sekerek yuvarlanmaya başlıyor ki o ana kadar dikkati bu manzarada olmayan insanlar yerde yuvarlanan asayı görünce söz konusu ithama hemen ikna oluyorlar. "Vay pislik, asa mı çekiyor ha?" gibi birçok eleştiri ortama yönelirken önce meraklı ve burnunu her işe sokmayı seven insanlar müdahil olmaya çalışıyor olaya.

Bu olaylar yaşanırken kahverengi çantayla üst kattan inen kızıl saçlı cadı, yalnızca eleştirmekten çok daha fazlasını yapıyor ve adamı hemencecik yere serip paket olarak götürmeye başlıyor. Kalabalık içerisinde, yakalanan adamı, seherbazı ve çantayı hasetle süzen bazı gözler mevcut dikkatli gözler için. Nitekim asıl olaylar daha gürültülü: Her ne kadar kendi hedefleri alıkonulmuş olsa da seherbazı yuhalayan ve seherbaza tepki verenler oluyor. "Hey, lanet olası seherbazlar partiyi basmış! Bakanlık bir eğlenmemize izin vermeyecek mi? Lanet olası kadın!" Bir telaş da başlıyor ortamda: "Hay, bu partiyi de basacaklar! Lanet olası 10 kişi kanunu yüzünden balo yapamaz olduk, aşağılık muggle'lar bile bizden daha iyi partiliyorlar be!" Son tepkiler iyice yayılıyor ve kızıl saçlı seherbaz, yuhalamalar eşliğinde uğurlanıyor. Arka tarafta teslimat yapılırken adamın kendisinin de işe dahil edilmiş olması malum iki kişiyi biraz germiş olsa da takas gerçekleşiyor sorunsuzca.

Bu sırada üst kattaki yangın, henüz aşağıda etkilerini göstermiş değil lakin çok fazla da zaman kaldığı söylenemez. Şarkı devam ediyor mu meçhul. Davetliler arasında toplaşma yasağı kanunundan korkup ortamı cisimlenerek terk edenler mevcut fakat genel kalabalığın olsa olsa onda biridir diyebiliriz. Balo modu haliyle biraz olumsuz etkileniyor. Kimisiyse eğlencesine geri dönmenin derdinde. Balonun kalan ruh hali, davetlilerin ve organizatörlerin elinde. Tabii tahminen mutlak kaosa en fazla 10 dakika kalmıştır...
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 31 Ekim, 2021 22:56:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify](Vampir)

Artık kaç yaşına geldim. Bu tarz maskeli balolar, partiler, konserler için biraz geçti... Üstelik fazla düşünmeden resmi cübbemin üstüne geçirdiğim pelerin ve büyüyle uzattığım köpek dişlerim ile oluşturduğum vampir kostümüm, balodaki neredeyse 5 kişi ile pişti olduğu için mutsuz olmuştum. Siyah maskem yüzümün yarısını bile kapatmıyordu. Saçlarımla, burnumla, sakallarımla oldukça kolaydı tanınmam. Yine de ortama ayak uydurmuş sigara – bira kombosu yapıyordum bir köşede. Çevrede gençlerin koşuşmaları, sohbetler, tanıdıklar derken birileri ile konuşma isteği oluştu içimde. Yalnız zamanları severdim sevmesine ama herkes böylesine eğlenirken benim gruptan uzak olmam içimde bir rahatsızlık, bir şeyleri kaçırıyor hissi oluşturmuştu göğsümde. Kalkıp bana selam veren bakanlık çalışanlarının yanına gitmemek için zor tutuyordum kendimi. Buraya değer verdiğim bir oluşumun isteğiyle gelmiştim ve görev bilincim biraz daha fazla bastığı için yerimde bir sağa bir sola dönerek bilmem kaçıncı sigaramı bitirmiştim. O sırada inci bir maske ile yanıma gelen hanımefendi aradığım kişi olduğunu belli edercesine kargalar ve melekler hakkında bir yorumda bulundu. Elimdeki sigarayı masamın üstünde duran tablaya acele ile söndürüp hanımın elini tutup dudaklarıma götürdüm eğilerek. “İzliyoruz.” dedim gülümseyerek. Kadının koluma girmesine izin vererek sonunda salonun içinde gezebilmenin verdiği memnuniyetle adımlamaya başladım. Gülümsediğimde dişlerimin gözükmesi ile aldığım yorumla “Ne demesiniz.” dedim dalga geçercesine. “Esmer vampir, üstelik sıfır yaratıcılık. Sizin kostüm nedir böyle? Bir ressamın tablosundan çıkmış gibisiniz.” dedim en kibar tavırlarımla. Ben baloyu, çevredeki insanların eğlencesini beğenmiştim ancak yanımdaki hanımefendi biraz fazla katıydı bu duruma. Çoğunlukla çevreye iğneleyici ifadelerle bakıyor, dudağının kıvrılmasından memnun olmadığını hissettiriyordu. İstemsiz oluşan onu memnun etmeliyim düşüncesi ile boş boş konuşuyordum ben de.

Peşinde olduğumuz kişinin yakınlarına gelip konuşulanları dinlemek baya eğlenceliydi. Hayatımda oldum olası dedikoduyu sevmişimdir. Yine ve yine, yanımdaki hanım rahatsız olmuş, üfleyip püflemişti. Hatta sonra da beni orada bırakıp “hemen geleceğini” söyleyerek uzaklaşmıştı. Üzgün bir sesle nefes alıp verdim. Evet, yalnızlık. Hayatım boyunca kaçtığım ama sürekli beni bulan olgu. Yapacak bir şey yok, görevi tek başıma yapacağım. Eh artık yaşlandım, çok da eğlenceli değilimdir. Hanımefendiyi suçlamıyorum. Örgütten tanıştığı biriyle vakit geçirmek istememiş olabilir. İç cebimden çıkardığım sigarayı sarmak için kara kuzgun rumuzlu kadının yakınlarındaki bir masayı seçtim ve dediklerini dinleyerek sigaramı sardıktan sonra yalnızlığıma yaktım. Bir sonrakini de beni yalnız bırakan kadınlara yakıldı. Bir sonraki de istediklerimi yapmadan ilerlediğim mesleğim için... Tam dördüncüsünü de yakıyordum ki salonun ötesinden gelen sese döndüm tüm balodaki kişiler gibi. Bağrışmalar yine iki üç kişinin sorunuyken bir anda üst kattan inen kişiyi gördüğümde olduğum yerde dikeldim. Cwénhild? Harika gözüküyordu bu kostüm ile. İçimde yine bir şeyler alevlenirken kadının ciddi sözleri geldi kulağıma. Orada birini mi tutukluyordu gerçekten?

Arkamdaki kuzguna kafamı hafiften çevirip bakış attım. Sonra da Cwenhild’e baktım. Yerimden ayrılmamalıydım. Endişeli bir ifade ile oturduğum yerden olayı izlemek zorundaydım. Kuzgunun sorun çıkaracağını düşünürken, artık öyle bir olay olmayacaktı belli ki. Böyle bir ortamda risk alamazdı. Yine de emin olmam gerekiyordu. Cwén’in bir sorunu olursa yardım edebilmek adına elimi asama götürdüm sadece. Baloya gideceğini neden bana söylemedi ki? Cwén insanların yuhalamaları ile ortamdan uzaklaşırken bakanlığa gelen laflar ile birlikte tekrar bir kuzguna baktım. Evet, örgüt iyiydi ama bakanlık benim ilk sıramdaydı. İstemsiz bir şekilde ayağa kalkıp yeni sardığım sigarayı iç cebime attım. Salonun ortasına geçip boğazımı temizledim. "Saygı değer cadılar ve büyücüler. Bakanlık'ın partiyi basması gibi bir düşünceniz olmasın. Biz de sizin gibi eğlenmek için burada bulunuyoruz. Karşıt değiliz, birlikteyiz. Yaşananlar için seherbaz hanım adına özürlerimi sunuyorum." dedikten sonra sahnedeki hanım kızımıza dönüp "Lütfen." dedim. "Şarkınıza devam edin."

Tekrar eski yerime dönüp oturamazdım. Kuzgun benim bakanlıktan olduğumu bildiği için kaçacaktı. Bu yüzden ondan uzak bir yere geçip oturdum. Sonra cebime koyduğum sigarayı ağzıma koyup derin bir nefes çektim. Cwénhild adına ilk özür dileyişim değildi bu. İncili hanımefendi için biraz dezavantaj oluşturmuştum ancak dediğim gibi. Bakanlık ilk sıramda geliyordu. [/justify]

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 1, total 1
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Cwénhild Muirghéal - 31 Ekim, 2021 23:54:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Ah, evet yuhalayın. Sizi manyak bilim adamlarının deney malzemesi olmaktan, bir ayinde kurban edilmekten kurtardım. Tabiki yuhalayacaksınız. Asasının ucundan fışkıran ışık garip gözlükleri olan korkmuş ve yere yığılmış adama ulaştığında balo salonundaki dikkatler bir anda üzerine çevrildi. Bunun olacağını tahmin ettiğinden mütevellit kimliğini hazır etmişti. Bir ihtimal ortalığı sakinleştirmek, olayın kontrol altında olduğunu belli edebilmek için. Lakin yaptığı hamle bir satranç oyununda görünmeyen bir filin önüne konmuş bir vezir gibi patlamış, her şeyi olduğundan daha da berbat bir hale getirmişti. Bir seherbaz olduğu, görevini yerine getirdiği için halk düşmanı ilan edilmişti resmen. Öfkeli kalabalığın içinden geçerken yumruğunu sıkıyordu. Öfkesi yukarıda yanan alevler kadar canlıydı. Geçen onca yılın ardından bu tür söylemlere alışmış olması gerekiyordu ancak alışamamıştı. Kendini bilmez bir adamın dudaklarından çıkan sözcükler onu hala irite edebiliyordu. Her zaman problemi bu olmamış mıydı zaten? Çabuk sinirlenmesi, çabuk parlaması ve o parlama esnasında etrafındaki her şeyi yakıp kül etmesi değil miydi bütün hayatının bu denli problematik bir arap saçına dönüşmüş olmasının sebebi? Sessizliğini koruyarak kendini yuhalayan kalabalığın içinden geçip gitti. Bu salona girdiğinde hissettiği bütün güzel duygular sanki üzerilerine tuz ruhu dökülmüş gibi eriyip gitti. Buraya ait değilim. Bu düşünce bir kez daha zihninin odalarında yankılandı. Daha güçlü bir şekilde. Zira bu sefer bu bir düşünce olmaktan çıkıp direk gerçeğin ta kendisi haline gelmişti. Bir maskenin ardında gecenin bir parçası olarak, kendinden en uzak canlıyı taklit ederek girdiği zaman uyum sağlayabilmişti. Kendisinden başka birisi olarak toplumun bir parçası olabilmiş ve kabul görebilmişti. Lakin maskesini indirip kendi olmaya çalıştığı ilk an bütün parmaklar üzerine doğrultulmuş ve varlığı tüm dünyaya karşı işlenmiş bir suç olarak tekrar tescillenmişti. Sustu, sadece sustu. Susmaktan başka yapabileceği bir şey yoktu. Geri dönüp yaygara çıkaracak, insanların haksız olduklarını ve yaptığı şeyin onların ve onların soyundan gelenlere karşı yapılmış büyük bir hizmet olduğunu anlatacak enerjisi yoktu. Sustu. Sadece topuklularının çıkardığı sesi duymak istedi.

Araba kapıya yanaştığında kapıyı açan adamın yüzündeki şaşkınlık kadının yeşil gözlerinden kaçmadı. Sadece bir çantayla dönmüş olması gerekirken o yanında beklenmedik bir hediye daha getirmişti. Bunun iyi yahut kötü bir hediye olup olmadığını zaman gösterecekti ama eline geçen fırsatı kullanmamış olsaydı kendini iyi hissetmeyeceğini biliyordu. Zira böylesine tehlikeli işlerle uğraşan bir adamın yarın bir gün yine buna benzer bir girişimi olmayacağının garantisi yoktu. Tehlikeyi kökünden kesmek, tehlike ortaya çıkmadan onu yok etmek en mantıklı yoldu ve yaptığı şeyden dolayı pişman değildi. Tılsım Kulübündeki dostlarının bu mucit arkadaş için güzel planları olduğundan emindi. Adam önce çantayı aldı ve koltukların altındaki tılsımlı bir bölmeye dikkatlice yerleştirdi. Asasını tılsımın üzerinde gezdirdi, tılsım yeşil parlak bir ışık yayarak yandı ve anında söndü. Çanta güvene alındıktan sonra deli mucitte dikkatli bir şekilde arabaya taşındı ve uyanması durumunda problem çıkartamaması için bağlanarak sağlama alındı. Artık arabaya binme sırası ona gelmişti ki tanıdık bir ses kulaklarını çınlattı. Seth? bakışları çok hızlı bir şekilde salonun ortasında dikilmiş adama döndü. Kelimelerle dans edişini ve az önce sözcüklerle linç edilmiş kadını aynı öfkeli kalabalığın ortasında nasıl savunduğunu izledi. Şık bir cesurluk örneğiydi bu. Cwénhild'in yaptığı gibi tehlikeye bodoslama atlamıyordu Seth, tehlikeli ortamı kendi girişi için hazırlıyor, her şey yerine oturduktan sonra hamlesini yapıyordu. "Gece, gitmiyor muyuz geç kalacağız?" diye yakındı arabanın içindeki adam. Cwénhild arabanın iki basamaklı merdivenine attığı ayağını geri çekti ve cevapladı. "Ufak bir işim daha var. Siz paketi teslim edin."

At arabası gıcırtılı tekerlerini döndüre döndüre uzaklaşırken kızıl saçlı kadın balo salonuna doğru tekrar giriş yaptı. Öfkeli gözler hala üzerindeydi fakat aldırış etmiyordu. Bakışları dişleri büyüyle uzatılmış bir vampirin üzerindeydi. Sonra o vampir sahneye döndü. Onun dönüşüyle birlikte Cwénhild'te sahnedeki hanım kıza kaydırdı gözlerini. Kızım birden önüne bir duvar çıkmış gibi olduğu yerde dona kaldı. Eteğini tutan elleri daha da sıkılaştı. Göz bebekleri ıslanmaya başladı. Bir kaç damla yaşın akmaması için gösterdiği azmi çok az yerde göstermişti. Sana kızım demeye hakkım var mı? Olduğunu düşünmüyordu. Bir kaç saniye bakışları kızının üzerinde kaldı. Aylardır görmemişti onu. Uğraştığı vakalar, kendi annesinin ölümü, Alannah'ın ülkeyi terk etmesi, Gwyndolin'in yeni işi derken zaman kavramını kaybetmişti. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Kızının buklelerini, dudaklarından çıkan tınıları izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Sanki bir el sırtından onu itiverdi. Sahneye koşup ona doya doya sarılmak istedi. Olmaz, benim kızım olduğunu öğrenmek ona ne kazandırır?

Cwénhild anca Mira şarkısını bitirdiğinde kendisine gelebildi. Islanmış göz pınarlarını kurutabilmek için göz kapaklarını hızlıca açıp kapattı. Niçin makyaj yapmadığını da bu sırada tekrar anlamış oldu. Gözleri tekrar Seth'i aradı. Bir köşeye geçmiş vampiri gözleri bulduğunda ayakları anında o tarafa doğru taşıdı onu. Cebinden çıkan sigarasını yakışını izledi. Bir sigara istemek için yeltendi ama durdu. Görünüşünün üzerinde eğreti duracağını düşünüyordu. Bu hayatında ilk kez nasıl göründüğü konusunda tedirgin olduğu an olabilirdi. Yavaş adımlarla adama yaklaştı. Kıyafetindeki yıldızlar parlıyor, göz bebekleri adamın gözlerine kilitleniyordu. Parfümünün kokusu hala güçlüydü. Büyülü olmalıydı. Aralarında bir metre kadar bir mesafe kaldığında durdu. "Teşekkür ederim. Beni yalnız bırakmadığın için." Bu, sadece bugünki konuşma için edilmiş bir teşekkür değildi.

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 10, total 10
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 01 Kasım, 2021 02:59:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hem melek, hem de şeytan
Ağlayan ve ağlatan aynı insan, kimsin sen?
Kanayan yüreğimde dinmiyor yangınlar
Kavrulur gider mi sana aşık yürekler?

“Hah, güzel bayan... Siz bir şans meleğinden ziyade ölüm meleğini andırıyorsunuz. Ama insanların, ölümüm elinden olsun diyebileceği türden bir melek!”

Bu kralın kuşkusuz kadınlarla flört hususunda esaslı bir eğitim alması gerekiyordu. Nitekim Kara Meleğin gayriihtiyari kısılan gözleri ve yavaşça büzüşmekte olan dudakları da buna hak verircesine bir ifadeye bürümüştü yüzünü. Sanki gaipten sesler duyarcasına başını önce sağa, sonra da yukarıya doğru çevirdi siyahlar içerisindeki cadı. Hemen ardından da önüne doğru usulca eğerek kısık bir sesle söylenmeye başladı.

“Sorma! Kral zannettik, asıl soytarı bu çıktı. Neyse...”

Tam kral suretindeki adama yalancı bir tebessümle karşılık vereceği esnada, ansızın söze karışan yabancı birisi masadaki üçlünün tüm dikkatini kendisine çevirmişti. Ağzında gevelediklerinden anlaşılacağı üzere tanrı olduğunu iddia ediyor ve siyahlar içerisindeki kadınla basbayağı flört etmeye çalışıyordu. Kendini ‘Tanrı’ sanan meczuplardan birisi herhalde diye düşündü Kara Melek.

“Tanrı mı?” diye yanıtladı umursamazca. Adamın suratını kaplayan beyaz, girintiden yoksun kumaşı dikkatlice bir süzdükten sonra ise kıkırdayarak devam etti. “Ne tür bir tanrı, iç çamaşırını yüzüne giyer tatlım?”

Kralın tok kahkahası eşlik etti bu cevaba. Kadının masaya oturduğundan beri nemrut bir ifadeden gayrısını göremediği, soytarı falcının somurtkan yüzünde dahi birkaç saniyeliğine bir tebessümün kırıntılarını yakalamak mümkündü. ‘Tanrı’ sanrısındaki adamın masayı terk etmesi üzerine, başını iki yana sallayarak yeniden tarot falına çevirmişti dikkatini siyah kanatların gölgesindeki kadın.

Bir Asaların Kralı kartı açılmıştı şimdi de, baş aşağı duran bir şekilde. Peşinden ise Tılsımların Kraliçesi... Soytarı kılığındaki falcı, saçlarından bir iple sarkıtılmış olan mavi yıldızları parmaklarıyla gerisingeri toplarken kartları yorumlamaya başladı, yorgun fakat kararlı bir tonlamayla. “Bencil kralın en büyük düşmanıdır, şatafat arzulayan kraliçesi...” Buruşuk parmaklarının ufak bir hareketiyle, desteden ayrılan bir başka kart daha kondu masaya süzülerek. Baş aşağı duran bir Yıkılan Kule kartıydı bu. “Dolunay rehberidir akıntının...” dedi bu sefer de, derin bir nefes alarak. Salondaki müziğin sesi, kalabalık güruhların gürültüsü, tüm o uğultu senfonisi bir anlığına kaybediyordu adeta şiddetini, falcı konuşmaya her başladığında. “Hiçbir kaya dayanamaz, kararlı bir medcezire... Ve yine hiçbir taç uymaz, giyotine giden başlara.”

Kralın yüzü düşmüş, o haşmetli çehresi solmuştu adeta. Tabi bir maskeden ibaret olmasaydı yüzüne taktığı, bunları söylemek mümkün olabilirdi. Kara Melek ise bir boşluğa dikmişti bakışlarını. Kartlara değil ama giderek sönmekte cılız aleviyle beyaz bir kule gibi dikilmiş duran muma bakıyordu sanki. “Kule yıkıldığında...” dedi, yalnızca masadakilerin duymasını arzu ettiği bir fısıldamayla. “Enkazın en altında yine en altta olanlar kalmaz mı?” Sanki kendi kendisine konuşuyor gibiydi. Ya da, öyle sanılmasını arzu ediyordu. “Tüm mumlar söndüğünde, karanlığı aydınlıktan nasıl ayırt ederiz?”

Bir anlığına düştüğü bu dalgınlıktan saçlarını geriye doğru savurarak sıyrılmaya çalıştı. Karamsarlık dolu bir masaydı burası. Bir kehanetin öngörüsü gibiydi, rüyalarında dahi görmek istemeyeceği. Bir kaçış yolu bulabilmek umuduyla çabucak etrafına bakınırken, müziğin ve muhtelif gürültülerin mütemadiyen arttığını fark etmişti. Peşinden ise vampir kılıklı, sakalıyla kimliğini ele vermeye müsait bir adamın kendisini dinlediğini. Bakışları birkaç kez kesişmişti bu gece. Seherbazın birisinin çıkardığı yaygarayı dindirmeye çalışırken gösterdiği kontrol ise bir hayli cezbediciydi. Geceyi noktalamak için nispeten daha ılıman bir iklime sahipti masası. Nitekim yalnızdı. Anlaşılan o ki, Kara Meleğin bir çırpıda diktiği sıcak romun etkisi, kendisini yavaşça göstermekteydi.

Bir divane gibi savruk bir edayla saçlarını savurarak havalandı sandalyesinden. Yürümüyormuş da, adeta kanatlarıyla alçaktan süzülüyormuşçasına adamın masasına yaklaştı. Vampire doğru ilerledikçe arzularını celbeden bir kan kokusu adeta sinir uçlarını taciz ediyor, adamın çakmağıyla yaktığı sigaradan aheste aheste yükselen duman Kara Melek’in etrafında haleler çizerek onu kapana kıstırmış bir şekilde masaya çekiyordu. Ne seherbazı görebildi vampirin etrafında sinek misali uçuşan, ne de pençeleriyle ayırdığı kalabalıktaki gergin omuzları. Çantasına daldırdığı parmaklarıyla ahşap filtreye tutturulmuş bir sigara çıkardı güç bela. Sarhoş bir hipogrif gibi konuverdiği esnada masaya, sigarası kan kırmızı dudaklarında eğilerek, adamın az önce sigarasını yaktığı ve halen yanmakta olan çakmağına yaklaştı. Bir kıvılcım koptu çıtır çıtır kavrulan tütünlerden. Sonra da bir duman yükseldi dudaklarından balerin misali raks ederek. “Çok susamış gibisin şekerim!” dedi, maskesinin dudak ucu yukarıya doğru kıvrık halde tebessüm eden işveli yüzünü adama çevirerek. “Benim gibi masum bir meleğin kanından faydalanmak istemezsin değil mi?” Cüretkar bir şekilde bacak bacak üstüne atmış, davetkar bakışlarıyla da adamı süzmekteydi. Kulaklarında yankılanan bir takım sesler işitti peşi sıra. Aldırış etmedi hiçbirisine...

“Utanmasan, gel beni emcükle diyeceksin! Yazıklar olsun sana, aptal kız...”

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10

Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 01 Kasım, 2021 20:53:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
(Vampir)

[justify]Oturup sigara içerken gözlerim tekrar geri gelmiş Cwénhild’e kilitlenmişti. Tüm güzelliği ile öylece duruyor, çevredeki insanların kınayan o şiddetli dalgalarına karşı bir kaya gibi direniyordu. Bir de bana bak. Çevredeki insanlar ne der diye kendi kendimi paralıyorum. Hayatımda yaptığım hatalar çevremi mutlu etmek adınaydı diyemem. Cwén’e delice aşık olup özel hayatımı bir türlü düzene sokamamam benim dışımda başka kimsenin hatası değil. Sorunlarımı insanların üstüne atmayı çok severdim eskiden. Şimdi değişti tüm bunlar. Her koyun kendi bacağından asılıyormuş. Bu kadının sorunu uyum sağlayamamaksa, benim sorunum da gereğinden fazla uyum sağlamak... Cwénhild benden o kadar farklı biri ki. Acaba o yüzden mi bu kadar ilgimi çekiyor diyorum. İmkansız olduğu için mi? Yalnız kalmasını istemediğim için mi? Hepsinin toplamı da olabilir. Ona olan bu yumuşak tarafım 38 senedir çözemediğim bir yapboz. Çözülememesi istiyorum ama, kızıma içinde bir annenin de olduğu aile ortamı yaratamamak çok kırıyor beni. Eksik bir erkekmişim gibi...

Sahnedeki kızın şarkısı bittiğinde, ağzımda yakmadan tuttuğum sigarayı yakmak için çıkardım çakmağımı. Gözlerimi çakmağıma çevirmiştim ama biliyordum bana doğru ilerliyordu. Onun yerine sigarama ve çakmağıma gereğinden fazla dikkat ediyordum. Yıllardır kalbimi yaktığı ateş renginde saçları gözümün görebileceği bir yerde durdu ve içimi hoş ettiren sesi ile teşekkür etti. Sesi biraz hüzünlü mü geliyordu? Bunu aştığımızı sanıyordum. Ben kendi kendime bunları düşünsem de artık alışmıştım. Tekrar cümlelere dökmek istemiyordum.

İlk seferde yanmayan çakmağımı bir daha çaktıktan sonra çıkan alev ile sigaramın ucunu yakarken içime çektim zehrini. Ateşi daha söndürememiştim ki, oturduğum masanın melankolisine güneş gibi doğan, dolgun bir hanımın sigarası aynı ateşten faydalandı. Kafamı kaldırıp kadına baktığımda hafiften gülümsedim. Oldukça samimi bir tonlama ile benim susadığımı söylediğinde de kibarca eğdim kafamı. Kara kuzgundu bu. Bakanlıktan olduğumu öğrendiğinde kaçacağını düşündüğüm kadın. Gerçekten de şaşırtıcı bir durum. Bana verilen bilgiler kadının tehlikeli olduğu ile ilgiliydi. Masama gelmesi benim için artı gibi gözükse de, madalyonun karanlık tarafını göz önünde bulundurmamak aptallık olurdu.

Sigaramı masanın üstündeki tablaya bıraktım. Kadın, masum bir meleğin kanını içmek isteyip istemediğimi sorarken nazikçe sigara tutmayan elini tutup dudaklarıma götürdüm. Minik bir buse bıraktıktan sonra “Asla.” dedim. Sesim bugün içtiğim bilmem kaçıncı sigaranın hatırına olduğundan kalın çıkmıştı. Kara tüyler içinde oturmuş, teninin en yumuşak kısımlarını beni cezbetmek için sergileyen oldukça akıllı bir kadındı. Kadınlığının farkında, gücünden emin... Korkulacak derler ya. İşte o tarz. Belki evlidir, belki de dul. İlgi çekici mi? Fazlasıyla. “Benim ne tarz bir kandan hoşlandığımı az çok öğrendiniz.” dedim tamamen aramızdaki derin konuyu kast ederek. Zaten hanımefendi de benimle flörtleşmek için burada değildi. “Siz de ağzıma layık olduğunuzun farkındasınız. Ne yazık ki, böyle riskli bir oyunu oynayacak kadar genç değilim artık.” Kadının elini bırakıp selamladım onu. “İzninizle.” dedikten sonra kül tablasındaki sigarayı daha bitmeden söndürüp ayağa kalktım. Yanıma geldiğinden beri ilk defa baktım Cwénhild’in buğulu gözlerine. Ayağa kalktığım için üstümü düzelterek kıza yaklaştıktan sonra “Asla.” dedim bir kez daha. Bu sefer onun söylediklerine cevaben. Elimin tersi ile yanağını okşayıp gözlerinin altındaki ıslaklığı parmağımla sildim. “Bir-iki kötü yorum için gözyaşı dökeceğine inanamam.” diye takıldım ona. Bu sırada sahnedeki kız bir sonraki şarkısına başladı. Cwénhild'in yüzünü okşadığım elimi geri çekip, göğsüme yakın bir şekilde tuttum. “Şanssızlıklar ile dolu bu geceyi sadece böyle güzel bir kadınla dans ederek mükemmelleştirebilirim. Ne dersin?”[/justify]

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 1, total 1
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Mirabelle Starlight - 01 Kasım, 2021 23:21:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Akşam söyleyeceği şarkıları mırıldanırken yola çıkmıştı genç kız. Bu, Hogwarts'a gitmeden önce katılabileceği son büyük etkinlikti, yapabildiğinin en iyisini, hatta daha da iyisini yapmalıydı. Akıllarda kalabilmek istiyordu ancak yarısından çoğu sarhoş, kalan yarısı da eğlenmekte olan insanların ne kadar kendini dinleyeceğini bilmiyordu. O gürültüde kendi sesi duyulur muydu ki? Duymak zorundalardı, kendisinin mükemmelliğini herkes duyup hayran kalmak zorundaydı! Bu gece için günlerdir hazırlanıyordu. Tamam, belki çok sıkı bir hazırlık yaptığı söylenemezdi evet ama sonuçta birkaç şarkı seçmiş, kendini tamamen insanlara sunabileceği bir elbise bile dikmişti. Hatta ikerken eline iğne batırmıştı bir kere.

Bilinçsiz attığı adımları tarafından bir yılını tamamlamış olduğu tavernaya getirilmişti sonunda. Henüz ziyaretçilerin gelmeye başlamadığını görünce rahatladı, hazırlanmak için vakti bol demekti bu. Kapıya yanaştığında görevli ona adını sordu. Dalga mı geçiyordu? Kaşlarını kaldıran kız önce saçlarına baktı, sonra da sürekli giydiği favori elbisesine, sonra da karşısındaki görevliye. Anlamaz bakışlarla başını yana eğdi. "Ne demek 'adınız?' ya? Tanıyorsun beni, burada çalışıyorum?" dediğinde görevlinin hafiften bastırılan, belli belirsiz titreyen dudaklarını fark etti. Ah be, dalga geçiyordu!

"Mirabelle!" dedi, görevli listeye bakmaya devam etti. "Mira! ...Miroş. Mirababy. Bebiş? Güzel kız? Güzellik? Melek? Tanrıça? Mükemmel tanrıça???" dese de onay alamıyordu. İç çekti.

"Of... Böcek." Isolde Hanım, Mirabelle'e böcek diye seslendiği için bu hitap şekli bazı çalışanların ağzına sakız olmuştu. Eh, pek de şikayetçi olduğu söylenemezdi. Sonuçta samimiyetlerini gösteriyordu. Yanaklarını şişirip dudaklarını büzerek sahte bir kızgınlıkla görevlinin omzuna hafif bir yumruk attı ve içeri girdi. İçeri girmesiyle kafasına bir şaplak yemesi bir oldu. Kaşlarını çatarak hışımla şaplak atan kişiye döndü. Big Man!

"Lan, Dickhead!" Resmen 'zoom' sesi çıkararak dev adamın üstüne atladı, bacaklarını boynuna sardı, karnını yüzüne yapıştırdı ve adamın parlak, pürüzsüz, yumurta gibi kafasını ısırmaya başladı. Kemirmeye başlamasıyla karnının oralardan tiz bir çığlık duydu ve ne olduğunu bile anlamadan kendini yerde buldu. Sonra da adama baktı. Kocaman, kas yuvası bir adamın fare sesi çıkartarak tuvalete koşuşunu izledi. Yüzüne yayılan sırıtışla zıplayarak kalktı ve olmayan kaslarını göstermek istercesine kollarını yukarı, başına doğru çekti.

"Mirabelle üç yüz yirmi altı, Dickhead sıfır! Hehe!"

Daha fazla oyalanmamak için personel odasına gitti, yanında getirdiği güzel ve yaşadıkları döneme göre oldukça riskli elbiseyi çantasından çıkarttı. Elbisenin göğüs dekoltesi fazla abartılıydı ve halihazırda büyük göğüslere sahip olan genç kız bu elbiseyle farklı bir ortama gitse anında taşlanırdı. Kan kırmızısı elbisenin sağ kısmı dizinin altına geliyor, sol bacağına doğru ilerledikçe kısılıyordu. Belinin bitip bacağının başladığı kısımda kırmızı bir gül vardı ve elbisesinin kısa kısımları gülün dikişleriyle birbirlerine tutturulmuş, bu şekilde yırtmaçlı gibi bir görüntü oluşturulmuştu. Aşırı şatafatlı değildi evet ama dikkatleri üzerine çekebilecek kadar ilgi çekiciydi. Altına da kısa topuklu ayakkabılar giyecekti, boyu zaten uzun olduğu için sırık gibi durmak istemiyordu haliyle. Yanına hiçbir aksesuar veya o tür bir şey almamıştı. Elbisesi, ayakkabıları ve kırmızı ruju yeterliydi. Elbiseyi özenle üstüne geçirdi, ayakkabılarının kurdelesini bağladı, rujunu sürdü. Sonra da rujun üstünden mendille geçerek hafifçe sildi ve doğal durmasını sağladı. Aşırı abartılı rujlar onu yaşlı gösteriyordu. Mirabelle ise gençliğinin en güzel, en taze zamanlarında olduğunu kanıtlamak istercesine doğallığı tercih ediyordu. Cildini mahvetmemek için asla yüzüne içinde kurşun zehri bulunan o iğrenç kozmetikleri sürmezdi bir kere. Onun yerine, çok istiyorsa gider kendi yetiştirdiği bitkilerle doğal kozmetikler üretir, hatta artanını da okuldaki arkadaşlarına satarak paraya para demezdi.

Yaklaşık on beş dakikadır aynaya aşık aşık baktığını fark edince başını sallayarak kendine gelmeye çalıştı. Saçını da yapıp Isolde Hanım'ın yanına gitmesi gerekiyordu. Salık bıraktığı saçlarının küçük bir kısmını elmacık kemiklerinin hizasında, sağ tarafta topladı ve öre öre gül şekline getirdi. Az bir miktar almış olmasına rağmen o kadar kalın telli, pofuduk saçları vardı ki hiç de 'az' almış gibi durmuyordu, eh, işine de gelmişti. Çok tatlı duruyordu çünkü. Aynaya göz kırpıp öpücük gönderdikten sonra topuklarının üstünde dönerek odadan ayrıldı ve Isolde Hanım'ın odasına yöneldi. Kapının yanındaki duvara sırtını yaslamış beklerken etraftaki koşuşturmaca ve kaosu izliyordu. Arada ne yapacağını bilmeden oraya buraya giden çalışanlara fikir veriyordu, 'Şunu şuraya koysanız iyi olur, onun yerine şunu önce servis etseniz hoş olabilirdi,' gibisinden.

Sonunda Isolde Hanım odasından ayrıldı, Mirabelle'e döndü. Çenesi tutuldu, kadın tarafından incelendi kısa bir süre. Aldığı iltifatla yüzü gülerken duyduğu 'böcek' kelimesine bu seferlik aldırış etmedi. Hem, kelebekler ve uğur böcekleri de böcekti sonuçta. Aşağıdan gelen seslere bakılırsa balo başlayalı çok olmuştu ve Mirabelle'in sesiyle şenlendirmediği bir müzik çalıyordu. Kendi sesinin süslemediği hiçbir şarkıyı, müziği veya melodiyi beğenmezdi genelde, bu çalan da onlardan biriydi. Memnuniyetsizlikle yüzünü buruşturdu, bir an önce sahneye çıkıp gerçek sanat neymiş insanlara göstermek istiyordu. Güzelliğini herkese göstermeli, sesiyle herkesi cennette gibi hissettirmeliydi. Bugün bu taverna yanıp küle dönüşse bile son ana kadar kendini gösterme niyeti vardı. Beğenenleri kendine bağımlı etmek, kıskananları ise düşmana çevirip çatlatacak kadar etkilemek istiyordu. Belki de bu yüzden bu taverna onun için en uygun çalışma ortamıydı.

Patronuyla birlikte merdivenlerden aşağı adımladılar. Isolde önde, Mirabelle arkada. Ortama şöyle bir göz gezdirdi yeşil gözlü kız, maskeli balodan ziyade soytarı gösterisine gelir gibi giyinenler olmasına karşın ortama tamamen uyan, etkileyici insanlar da vardı. Gökyüzünü bedeninde taşıyan bir hanımefendi mesela. Ya da son moda, hoş bir gelinlik giymekte olan ama uyuyan bir kız... Kadın biraz gecikmiş açılış konuşmasını yaparken kızın gözleri gelen kişileri süzüyordu işte. Kadının lafı bitince yıldız ışığının parlama vakti gelmişti. Neşeli bir şekilde sahneye adımladı, insanları tatlı tatlı selamladı ve şarkılara başladı.

Önce sanki, 'ben geldim, neşeniz geldi' dermişçesine hareketli, tatlı ve mutlu bir şarkı söyledi. Tavernaya çok uyduğu söylenemezdi. Sonradan daha yavaş, kasvetli bir şarkıya döndü. Sonra kafasına gelen bütün şarkıları tek tek sıraladı... Şarkı söylerken bir yandan da gözlerinin önünde olup biten her şeyi aklına iyice kazıyordu. Gözlerini özellikle ayırmadığı bazı kişiler vardı; gelinlikli kız, yıldızlı elbise giyen hanımefendi ve kargaya benzeyen, birazcık ciyaklayan kadın. Geri kalanlar da ilgisini çekiyor olsa da bu üç kişiyi izlemesi zevkliydi. Ne kadar olduğunu bilmediği bir süre geçti, bir ara ortalardan kaybolan yıldızlı hanımefendi tekrar geldi ve maskesini çıkartıp ortalığı hafiften kızıştırdı. Eh, bu hareketi sahnedeki kızın kaşlarının çatılmasına yeterliydi, tüm ilgi kendinde olsun istiyordu ve zaten ortamdaki çoğu kişinin ilgisi kendinde değilken artık kimsenin değildi. Minik bir kaos dönerken gözlerini seherbaz olduğunu, hatta çok sık buraya uğradığını anımsadığı kızıl kadından çekmeden şarkısına devam etti.

İnsanlar ortamdan ayrılmaya başlayınca Mirabelle'in zorla düzelttiği kaşları yeniden aşağı doğru yönelmemek için zor duruyordu. 'Benimle ilgilenin,' diye geçirdi içinden, 'benim kadar mükemmel birini bu tavernadan ayrılınca bir daha göremeyeceksiniz, fırsatınız varken benimle ilgilenin!'

Ama ilgilenmiyorlardı.

Kendi kayıplarıydı.

Tekrardan sürekli müşterileri olan seherbaza bakmaya başladı. Uzun süredir buraya uğradığını görmemişti, fazla mı meşguldü acaba? Kadınla bakıştılar şarkı bitene kadar, karşısındaki kızın mükemmeliyetinin kıymetini mi anlamıştı bu seherbaz? Gözlerini, seherbazın maskesini çıkardığı için rahatlıkla görülebilen gözlerine dike dike şarkıyı tatlı tatlı söyledi ve bitirdi. Mirabelle'in şarkısı bitti, kadın da girdiği transtan çıktı. Sonra da bu seherbaz hanım, kargamsı kadının kanatlarının altında kalan vampirin yanına gitti, bir şeyler konuşuldu. Kadınlığını kullanarak kendini elde etmeye çalıştığı çok belli olan Kara Melek'tense daha saf, daha güzel, daha değerli olan şeyi; Gece'yi tercih etti vampir. Kızın yüzüne bir gülümseme yerleşti tekrardan. Güzel bir seçimdi. Yıldız ışıkları, ışığı yutan o kirli rengin sahiplerinden daha güzeldi ve güzellik her zaman, her konuda kazanırdı. İster fiziksel olsun ister başka bir şey, güzellik en iyi şeydi.

Vampir ve Gece dansa kalktı. Zaten, vampirler sadece gecede en kudretli hallerinde olmazlar mıydı? Bu kan emici varlıklar güzel yıldızlarla süslenmiş kara örtüye aitlerdi ve karşısında dans eden bu ikili de kızın aklından geçenlerden farklı değildi. Birbirleriyle ne kadar da uyumlulardı öyle! Sanki ikisinin birleşimi, ortaya mükemmeliyetin ta kendisini çıkarabilirdi. İkisine bakarken aklına gelen tüm sözleri melodili bir şekilde ortama dökmeye başladı.

Bu şarkı çıkalı -155 yıl oluyor ama siz zaten varmış gibi davranın, tamam mı?

"Thеу ѕау thеrе іѕ а wаr
Bеtwееn thе mаn аnd thе wоmаn
I’vе nеvеr fеlt lіkе thіѕ bеfоrе
Mу hеаrt knеw thаt i соuldn’t
 
And thеn уоu tаkе mе іn
And еvеrуthіng іn mе bеgіnѕ tо fееl lіkе I bеlоng
Lіkе еvеrуbоdу nееdѕ а hоmе
And whеn I tаkе уоur hаnd
Lіkе thе wоrld hаѕ nеvеr hеld а mаn
I knоw I саnnоt hеаl thе hurt
But I wіll hоld уоu hеrе fоrеvеr
If І саn, іf I саn..."

Sözleri bitirdiğinde gözü hanımına takıldı. Tatlı tatlı gülümsedi ve tekrar kalabalığa döndü.

"Eh, biricik konuklarımız, sevimli şarkıcınız maalesef ki yoruldu ve birkaç dakikalığına mola vermek istiyor. Müsaadenizi rica ediyor ve birazcık dinlenmek için kenara çekiliyorum. Biliyorum, sesim olmadan müzik çok boş hissettirecek sizi ama... Beni çok özlemeyin, olur mu? Hemencecik geleceğim, haydi size iyi eğlenceler can tanelerim!" dedi ve sahneden atlayarak Isolde Hanım'ın yanına pıtı pıtı adımlarla ilerledi, sevimli gülümsemesi biraz daha genişledi.

"Şarap?"

Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 2, total 2
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Cwénhild Muirghéal - 02 Kasım, 2021 00:40:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify] Niçin bakışlarını kaçırıyorsun? Burada olduğumu bildiğini biliyorum. Niçin? Gözleri çakmağa kilitlenmiş adamın karşısında dimdik duruyor olmasına rağmen dokunsanız yıkılacak kadar güçsüz hissediyordu. Seth'in gözleri onun gözleriyle buluşmadığı her saniye daha gergin daha huysuz bir ruh hali ele geçiriyordu onu. Milyonlarca zehirli dart karşısında kendini savunmayı tercih ederdi şu an içinde bulunduğu bu duruma. Hoş nasıl bir durumda olduğunu da anlamlandıramıyordu. Aşina olmadığı düşünceler ve hisler bütün bedenini sarmalayan bir ateş çemberi gibiydi adeta. Gergin sessizlik, yanlarına yaklaşan karanlık bir melek tarafından bozulunca iyiden iyiye nevri dönmeye başladı. Bu sefer başka bir duygu karıştı hissettiği curcunaya. Önünde birleştirdiği ellerinin baş parmaklarını ovuşturuyordu gergin bir şekilde. Karışan duygu tanıdık bir duyguydu. Çocukluğundan beri abisine karşı hissettiği bir şeyin biraz daha farklı boyuta bürünmüş biraz daha yoğun bir haliydi. Kıskançlık. O kıskançlık her zaman öfkeye dönüşürdü. Bu sefer de değişmedi bu. Bir dürtü onu etkisi altına almak üzereydi. Kadının saçlarını bileklerine dolayıp kafasını duvarlara vurmak, o kafayı kıvılcımlar çıkana kadar duvarlara sürtmek istiyordu. Fakat... yapmadı. Sessizce izledi olanları. Kadının vahşi bir hayvan gibi Seth'e kur yapmasını izledi. Kadının sigarasındaki tütün alevlenirken saçlarını ateşe vermeyi geçirdi aklından. Derin mi derin bir nefes aldı. Belki de kalkıp gitmeliyim. Benim yüzümden evliliği bitti, onunla ilgilenen birisi var burada durup kafasını karıştırmamalıyım. Sözlerinin doğruluğunu biliyor olsa bile içinde bir şeyler bu sözlere inanmayı reddediyordu. Bir şeyler, onu durduğu salona mıhlamıştı ve gitmesine katiyen izin vermiyordu. Ayakları düşüncelerine itaat etmiyor, ruhu bu mekandan ayrılmayı ihtimaller arasında görmüyordu. İçgüdülerinin boyunduruğu altına girdi Cwénhild. Giydiği elbise gibi karanlık, sessiz bir gece gibi durdu sadece.

Adam kadının elini tutunca kalbinde bir hareketlenme oldu. Bir hançer sağ kapakçığından girip sol kapakçığını paramparça etti sanki. Sonra o el adamın dudaklarıyla buluşunca bütün kalbi cama dönüştü ve dönüştüğü gibi binlerce parçaya ayrılarak tuz buz oldu. Bütün parçalar göğüs kafesine dağıldı ve hepsinin kestiği eti cayır cayır yaktı canını. Yirmi beş yılın acısını mı çıkarıyorsun be adam? Seni yaktığım yangınların cezası mı bu? diye sorguladı adamın hareketlerini. Masaya koyduğu sigarayı, kadına olan bakışlarını ve kondurduğu o öpücüğü. Sorguladığı adamın hareketleri miydi, yoksa içine düştüğü bu dipsiz kuyu muydu onu bilmiyordu. Rahatsız hissediyordu, mutsuz hissediyordu, kıskanmış ve hayal kırıklığına uğramıştı. Bir insan aynı anda bu kadar şeyi nasıl hissedebiliyordu patlamadan? Yada bu yaşadığı bir patlama mıydı? Otuz yıldır bastırılan hisler artık kapatıldıkları mahzenlerden taşmışlar mıydı? Bu sorulara bir cevap bulmak istiyordu. Hepsini cevaplayacak bir cevap bulup bütün bu keşmekeşten kendisini çıkarmak istiyordu. Her zaman öyle olmuştu çünkü. Kendini bir derdin içine sokup, kendini kurtarırdı o durumdan. Fakat bu sefer bu dipsiz kuyuya kendi düşmemişti, atılmıştı ve çıkamıyordu. Seth oturduğu yerden kalktı. Kadının elini bıraktığını görünce içindeki sızı bir miktar dindi. Yavaşça ona yaklaşırken paramparça olan kalbi küt küt atıyordu. Sadece kalbinin sesini duyabiliyordu. İnsanların uğultusu, kızının söylediği şarkı, hepsi silinmişti sanki. Bir boşluğun ortasındaydı ve görebildiği tek şey maskenin ardından ona doğru bakan bir çift gözdü.

Seth'in eli yanaklarına dokunduğunda yanaklarının ısındığını ve utançtan kızardığını hissetti. Haklısın diye düşündü. Döktüğüm göz yaşlarının sebebi bunlar değil. Mira'nın sesini işitti kulakları. Kadife kadar yumuşak narin bir ses. Seçtiği şarkı, seçtiği sözler. Bir bir içine işliyordu. Sanki bu geceyi özetliyordu. Dediği gibi, hiç bir zaman böyle hissetmemişti, kalbi böyle bir şeyin mümkün olmadığını düşünüyordu. Lakin paramparçaydı o kalp, göğüs kafesine sığmıyordu. Ve evet ilk kez bir yerlere aitmiş gibi hissetmişti. Hiç bir zaman giymeyeceğini düşündüğü bir elbisenin içinde, ait olmadığından emin olduğu bir yerde ilk defa kendini bir şeyin parçasıymış gibi hissetmişti bu gece. Bir adamın kollarında. O adamın eli kendi elini buldu ve göğsüne doğru çekti. Bedeni karşı koymayı reddetti. Kendini bir anda adamın kollarının arasında buldu. Göğsünün üzerindeki eli adamın kalp atışlarını hissetti. Kulaklarına fısıldanan sözler içini ısıttı. Sanki herkes yok olmuştu. O, Seth ve kızının kadife gibi sesi. Ona daha önce binlerce kez güzel demişti. Farklı biçimlerde, farklı yerlerde. Lakin ilk kez bu sefer ulaşmıştı sözleri. Başını adamın göğsüne koydu. Kızarmış yanaklarını, ve mutluluktan sırıtan dudaklarını görmesinden utandı. Sessizce fısıldadı. "Olur." Adamın elleri kadının beline doğru inerken o da kollarını Seth'in boynuna sardı. Gözleri gözleriyle buluştu. Bir süre sadece gözlerine baktı adamın. Hiç bir şey söylemeden, hiç bir şey düşünmeden sadece gözlerine baktı. "Bundan yıllar önce, bana bir yangın olduğumu söylemiştin. Ormanlarını yakan bir yangın. Ben defalarca yaktım o ormanları, sense defalarca yeni ağaçlar diktin. Ben yakmaktan bıktım ama sen yanmaktan bıkmadın. 'Sana yaklaşanlar yanacak. Bundan kaçış yok.' Bunlar senin sözlerindi bilmem hatırlar mısın? Yanmaktan korkmuyor musun Seth? Bunca yılın ardından hala yanmaktan korkmuyor musun?

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 9, total 9
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 03 Kasım, 2021 22:40:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify](şövalye)

Üzerinde şövalye zırhıyla baloya giriş yapmıştı böylesi şatafatlı ortamlara pek de ait olmayan oğlan. Söylentiye göre oldukça önemli insanların katıldığı bu baloda, çevresindeki çokça yetişkin figürü süzerken acaba hangilerinin "kodaman" olduğunu bir hayli merak ediyor, her duygusunu açık eden yüzündeki ifade ve gözlerinin iriliği ise bunu oldukça belirgin bir hale getiriyordu. Kafasındaki miğfer, biraz da olsa gizlilik sağlıyordu kendisine neyse ki.

Ortamdaki yoğun karanfil tütsüsünün kokusu, yaz mevsimi, içerideki kalabalık üçlüsünün birleşimi, miğferinin içerisinde rahatsız olmaya başlamasına sebep olmuştu lakin bir şövalye olarak dik, dinç ve kuvvetli durmalıydı. Duruyordu da. Küçüklüğünden beri şövalyeliği oldukça havalı bulan oğlan bugün ilk defa tamı tamına bir şövalye zırhı içerisindeydi. Kılıcının demir olmasına ebeveynleri pek izin vermemiş olsa da -gerçi hoş, sanki bu baloya katılmasına izin vermişlerdi de- artık biçim değiştirme derslerinden aldığı yetkiye dayanarak Resifors ile tahta kılıcını süt beyazına çalan, adeta özel bir demirden dövülmüş gibi gözüken bir hale getirmişti. Üstelik her bir rötuşunu iyice düşünmüş, kabzasını yakutumsu mücevherler ile bezemişti. Bu büyüsünün etkisi yakında geçer miydi bilmiyordu fakat geçse dahi kılıcının böylesine afili olması için gerekirse balo boyunca bir elinden asasını düşürmeksizin kılıcını tekrar tekrar tahta halinden süt beyazı demire çevirebilirdi. Hoş, tahta kılıcına da muazzam bir sevgi beslemekle beraber bugün, burada, tüm bu yetişkinlerin arasında bu hali çok daha makul olurdu.

Zaman akıp giderken ve güç bela birkaç sosyal interaksiyona girebilmişken çıkan aksiyon ortamı germiş, ne var ki sahneye çıkan müzisye- "Ne? Mirabelle mi?" diye şaşkın bir ses tonuyla sesli düşünmekten alıkoyamamıştı kendisini. Hogwarts'ta her daim belli bir standartta giyim içerisinde görmeye alışkın olduğu ve okul dışında vakit geçirmemiş olduğu kızı böylesi bir halde görünce neye uğradığını şaşırdı kalınlaştırmaya çalıştığı sesini gizleyemese de -ki bunu ancak birkaç yetişkinin kendisinin konuştuğunu duyunca gülmeye başlaması ve kafasındaki miğferi okşamasıyla, yani rezil olduktan sonra fark etmişti- kostümüyle yaşını ve eşgalini gizlemeye çalışan oğlan. Sesi ise... Muazzamdı... Altı senedir çok yakın olmasa da tanıdığı kızın böylesine etkileyici bir sesi olduğunu görmesi karşısında şaşkındı. Şarkı bittikten bir müddet sonraysa hala şaşkınlık içerisinde Ravenclaw'lu sınıf arkadaşını izlediğini ve eline bir şarap şişesi geçirdiğini fark etti. "Şarap?.. Bir saniye, içki içebilir miyiz ki burada?.."

Adımları, merağını gidermek amacıyla ve tanıdık bir sima görmüş olmanın heyecanıyla günün yıldızının yanına yönelmişken yaklaştığı her an daha çekimser bir ruh haline bürünmeye, adımları küçülmeye başlamıştı. Halihazırda kızla belki altı yıldır çokça muhabbeti olmuştu ama okul dışında hiçbir şey yoktu. Üstelik kendisi yetişkin gibi davranmaya çalıştığı ortamlarda gülünç konuma düşmüş bir "velet" iken çikolata saçları, yanağının tarafında muazzam bir gül şeklinde toplanmış kız gecenin yıldızı konumundaydı. Gitmemeli miydi ki acaba? Ama merak da ediyordu, belki bir ümit... Az da olsa muhabbet kurabilirdi.

Tüm tereddütlerine ve küçülen adımlarına karşın kendisini nihayetinde kendisinden uzun boylu olan kızın yanı başında, yeşil bir çift gözün meraklı bakışlarınıysa kendi üzerinde bulmuştu. Artık konuşması gerekiyordu. "Ee, şey, selam Mirabelle." Kızın aslında adını "Mirabelle"den çok "Mira" olarak duymuş olsa da bunu diyecek samimiyeti olup olmadığına güvenememişti an içerisinde. Sadece bir selam çok saçma olurdu, bir şeyler söylemeliydi ama ne?.. Yaklaşık bir iki saniyelik bir duraksamanın ardından devam etti söze: "Şey, sesinin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum, bayağı hoştu." Aldığı teşekkür ve kızın tavırları, kendisini tanıdığı yönündeydi. Eh, en azından bu bir rahatlama unsuruydu, az da olsa. Konuşmaya devam mı etmeliydi? "Ben, şey..." Sorusunu sormalı mıydı ki? Sorusunu direkt sorması kaba kaçar mıydı? Belki de biraz esprili bir kılıfa sokarsa sorusunu iş yapabilirdi. Öksürdü hafifçe ve ses tonunu çekimser halinden toparlamaya çalıştı: "Leydim, bu ait olmadığımız kalabalıkta malum, yasaklı mey'e erişebilmenin sırlarını bana bahşedebilir misiniz acaba?" Karşısındaki kızın yüzünde oluşan gülümseme, iyiye delalet olsa gerekti. Dudaklarından dökülenler ise... İyi miydi? Belki gereğinden fazla iyiydi. Balo boyunca "prenses"in yanında bir şövalye olarak bulunup onu korumak?.. Miğferi yüzünü kapattığı için şu anda bir hayli mutluydu zira neşeli şaşkınlığının yüzüne yansımasının kesinlikle görülmesi bir alay konusu olurdu. Birkaç saniye sessiz kaldığını, bunun neticesinde yeşil gözlerin meraklı bir şekilde kısıtlı vizör alanından gözlerine baktığını fark etmesiyle silkelendi son bir kez ve acemice bir reveransta bulundu: "Benim için bir onurdur, leydim..."[/justify]
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Dick Dickerson - 06 Kasım, 2021 00:19:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Bazılarımız hayatın anlamını bulmak için yaşamaya devam eder. Bazılarımız ise bunu buldukları için yaşar. Dick saçını geri alabilmek için yaşıyordu.

Her ne kadar kelliğin verdiği özel parlaklık gücü onu daha haşmetli kılsa da kafasındaki soğukluktan rahatsızlık duyuyordu. Koca kaba eliyle kafasını sıvazlayıp iç geçirdi. Neredeydi o sırma saçları? Doğru ya; şerefsiz eski arkadaşında, yeni patronundaydı. Nasıl da güzel anlaşıyorlardı eskiden oysa… ‘Yoksa…’ diye düşündü ‘ Başından beri gözleri seski saçlarımda mıydı?’.  Tam bu konu hakkında düşüncelere dalacakken iş yerine geldiğine fark etti. “Ayol bitse de kendi yerime gidip vegan biramı gömsem.”

Isolde’nin mekânı her zaman içini ürpertmiştir. İçeriye girdiğinde bir tarantulanın koynunda yürüyormuş gibi hissediyordu. Tek fark kıllı değildi! Biz zahmet de olmasındı. Küçük bir ürperti ile personel odasına geçti. Bu seferlik balo için klasik giydiklerinin aksine cırtlak yeşil bir takım ayarlamıştı. Baloydu bu ne de olsa, insanlar özenip geliyordu. O neden özenmesindi ki? Aslında ışıldak bir turuncu giyecekti, lakin yeşil ile kamuflaj olarak Isolde’nin gözünde çok öne çıkmayacağını düşünüyordu. Evet pek kafasını kullanmazdı. Hızlı bir şekilde üstünü değiştirip kafasını kolonyayla parlattı. Bıyıklarının da mükemmel olduğunun küçük el aynasıyla kontrol ettikten sonra yüzünde bir gülümseme ile odadan ayrıldı.

Odadan çıktığında ilk karşılaştığı kişi, yeni içeriye giren Mira olmuştu. ‘Küçük şeytan.’ diye düşündü. Kızı sevmediğinden değildi, hatta onu küçük kardeşi olarak bile gördüğü söylenebilirdi. Lakin o küçük şey onu korkutuyordu. Masum yüzünün altında lanet olasıca bir ısırgan canlı duruyordu.

Ani hareketlerden ölümüne ürken Dick ise bu hiperaktif canlı karşısında küçük kaslı bir tavşan gibi hissediyordu. “Bu önceki gün kalçamı ısırdığın için…” diyerek sessizce kıza yaklaştı ve kafasına hafifçe vurdu. Mira cin gibi kafasını 180 derece döndürüp ona baktığında ise ne b*k yediğini fark etti. Kızın üzerine atlayacağını biliyordu bilmesine de kafasını bu kadar sert ısıracağını düşünmemişti. İçinde açığa çıkan korku ile kendince küçük, sağır olmayan her insan için büyük bir çığlık kopardı ve kafasına tırmanmaya çalışan böcek gibi kızı sırtından tutup yere fırlattı. Refleks olarak oluşan artı dokuz tuvalete kaçma becerisini ise ardına kullandı.

Neden bu kadar küçük şeylerden ürktüğünü biliyordu, eskiden kendini koruyamayacak kadar cılız olduğu içindi bu korkusu. Ancak nasıl bunu nasıl aşabileceğini hala çözememişti. Ne kadar iri olursa olsun gene de içindeki korkak cılız çocuk kalmıştı.

 Yaklaşık 1 saatlik tuvalette soğuk su ile kafasındaki kızarıklığı dindirme çabası yanıt vermeye başladığında rahatlayarak kafasını kolonyaladı (dezenfekte etmek önemli) ve tuvaletten ayrıldı. O çıkana kadar insanlar toplanmıştı bile. Çeşit çeşit insanı görmenin verdiği heyecanı ile yüzü gülümsedi. Sırtını dikleştirerek çoğunluğun ondan kısa olduğu kalabalığı yararak barın arkasına geçti. Çok fazla tanımadığı insanın olduğu ortamda böyle olurdu. Az önce küçük bir kız tarafından ciyaklatılmamıştı sanki.

Barmenliği sırasında ondan içki alan birçok kişi olmuştu lakin içlerinden birkaçı özellikle ilgisini çekmişti. İlki hiç de yüzünü saklamaya çalışmayan genç bir oğlandı. Nasıl beceriyorsa kaşlarını oynatışından bile ortamdaki herkesi kendinden küçük görüyormuş gibiydi duruyordu.

İkinci ise beyazlar içerisinde hoş bir kadındı. Kadın hazırladığı içkilerden birini içtikten sonra, “Yakışıklı olduğun kadar kokteyl hazırlamada başarılı olsaymışsın seni kaçırmazmışım. Yazık oldu.” demişti. Dick bunun karşısında kaşlarını kaldırıp yüzünü ekşitmişti ‘Bu neydi şimdi? İltifat mı etti yerden yere mi vurdu?’.

 Üçüncü ise gelir gelmez, "Kafamı güzel yapacak bir şeyler koy ki burası daha çekilebilir bir yer haline gelsin." diyen şapkalı adamdı. Dick küçük bir gülümseme ile bıyıklarını düzeltti. “En sevdiğin renk nedir?” Adamın yüzünü görmeyi çok isterdi lakin şapka bütün yüzünü kapatmıştı. ‘Tanrı aşkına nasıl önünü görüyor?’  Şapkalı "Kırmızı." Dediğinde onaylarcasına kafasını salladı, “Sana o zaman güzel kan kırmızısı bir şey ayarlıyorum, hem de vegan.” dedi göz kırparak.

Anlaşılan söylenilecek yanlış bir ayrıntıydı bu ki şapkanın ardından hafif sinirli bir ses geldi. “Ben vegan değilim ki.” Dick, pek de bu ayrıntının umurunda olmadığını gösterircesine içki malzemelerini karıştırmaya başladı. “Ama ben öyleyim.” Adamın gördüğünden şüpheliydi ama gözlerini de kısmıştı, bu surat ifadesinin içkiyi çalkalarken kalçasını da aynı ritimde sallamasıyla uyuştuğu ise pek söylenemezdi. 

Adamın en büyük hatası “Affedersin ama bana ne senden!” demekti. Dickerson hayatı boyunca bu anı beklemişçesine tavana bakıp tanrıdan şans diledi. İçkiyi ışıl ışıl olan bardağa koyup şapkalının önüne ittikten sonra elinde başka bir bardak alıp parlatmaya başladı. “Bak şimdi neden vegan olmalısın biliyor musun?..” Giriş o girişti. Zaman bükücü değildi bu kel adam, lakin boş atmada (özellikle veganlık hakkında) mükemmel bir başarısı vardı. Saatler bile geçmiş olabilirdi bu yaşanırken. Bir sürü bardak pırlatmış, birçok içkiyi daha yapıp masaya bırakmıştı ama asla konuşmayı kesmemişti. Konuşmasını kesen şey ise Isolde’yi boş görmesiydi. “Neyse sen anlamışsındır şapka adam. Konuşmak hoştu arada tekrar gel!” dedikten sonra Isolde’nin favorisi olan şarabı alıp soğuk bakışlı kadının yanına doğru gitti. Tam yanına vardığında ise kafasında bir soğuklu hissetti. Bu normal kel soğukluğu değildi… Islaktı!


Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Maskeli Kişi - 06 Kasım, 2021 10:37:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Dışarıdan kolayca fark edilebilecek, oldukça büyük bir tereddütle girişteki görevliye yaklaştı. Tam ağzını açıp birkaç kelime söyleyeceği sırada başını vazgeçmiş bir edayla yere indirip arkasını dönmek üzere hamle etti. Elleri rahat görünmek istercesine, giydiği siyah cübbenin içine sokulmuştu ancak tavırları bu hareketiyle tam bir tezat içerisindeydi. Simsiyah bir cübbe giymiş, kukuletası maskesini bile göstermeyecek kadar sıkı sıkıya kapatılmış, kendince ruh emici kılığında bu kişi hiç de kıyafetinin hakkını veremiyordu bu yüzden. Çoktan bitmiş bile olabilir balo, bu kadar geç gelirsem tabii... Bulunduğu konumda son bir kez gözlerini yumdu sıkı sıkı.  Madem hazırlandım, madem buraya kadar geldim, geç de olsa gireceğim. Hadi bakalım.  Kendini ikna etmek için olduğu çok belli bu sözleri içinden geçirdikten sonra girişteki görevliye hızlı kontrol yaptırıp içeri geçti.

Balo, belli ki insanların yavaştan ayrılacağı kadar ilerlemişti çünkü tek tük de olsa birileri cisimleniyor gibiydi. Ancak tam bu sırada maskeliler arasından birinin kalabalıktan sıyrılıp yüksek sesle herkese seslendiğini duydu. İddiasına göre bakanlığın burayı basmak gibi bir amacı yoktu ve herkes bu yüzden devam edebilirdi. Bir dakika, ne olmuştu ki burada? Demek ki o gelmeden hemen önce yaşanan birtakım olaylar insanların ayrılmasına yol açmıştı.

Merak duygusuyla perçinlenmiş bir halde, biraz önceki kararsızlığından eser kalmamış, kalabalığa doğru ilerledi. Bu gece için belli ki çok farklı maskeler takınmıştı büyücüler. Yanlarından umarsızca geçerken bir yandan da bu maskelerin o kişilerin içlerinde yatan isteklerini yansıtıp yansıtmadığını merak etti. Mesela şu karga, acaba susturulmadan konuşmak mı istiyordu durmaksızın? Belli ki öyleydi çünkü kadının sesi çevresindeki bastıracak kadar gür, sözcükleri ise eziciydi.

Kuşları bu gecelik bir kenara atalım, mırıldanması eşliğinde, ilerleyişini yavaşlatıp konuşulanlara da kulak kabarttı. Bir seherbaz vardı biraz önce burada anladığı kadarıyla, birini tutuklamıştı. Konuşmanın sürdüğü gruba çaktırmadan yanaşıp sanki başından beri oradaymış gibi onaylamaya başladı duyduklarını. Uygun bir anı kollayıp Evet gerçekten de ilginç bir tutuklama anı oldu, diye atladı daha fazla bilgi alabilmek umuduyla.

 Yüreğim ağzıma geldi sırayla bizi de alacak diye ama adam manyakmış zaten, Tanrı'ya asa çekmiş bir de üstüne üstlük ama yasa ihlalinden bizi de tutuklasa o seherbaz şaşırmazdım, Hararetle kendisine yanıt veren bu cadı baştan aşağı can alıcı bir kırmızıyla bulanmış, kan çukurundan çıkmış gibi görünen çatlak biriydi.  Duyduğuma göre Orenda'danmış zaten. Eh, oradakilerin hep çatlak olduğunu duymuşt- Büyük bir keyif alarak yaptığı dedikoduya devam edemeden sözü cincüce kılığına girmiş ve bunu başarıyla yapmış, belki de gerçekten de cincüce olan birisi tarafından hızla kesildi. Kes sesini seni salak, Amaterusu üyelerinden olduğuna kalıbımı basarım ve yerinde olsam değil dilimi iksir şişemi bile sokmam onların işine.  Yüksek sesle yaptığı ikazın ardından sesini iyice alçaltıp bir sır veriyormuşçasına eğildi grubun ortasına. Onun bu hareketiyle çevresindeki herkes de, kendi de dahildi, refleks olarak eğildiler daha iyi duymak için bu kısa boylu büyücüyü. Yaptıkları karanlık ritüellerde ne kanı kullanıyorlar Merlin bilir ve yine Merlin biliyor ya sıradakinin benimki olmasını hiç istemem. Gizemli bir edayla sözlerini bitirip bilmiş bir göz kırpışın ardından doğruldu geri. Biz Attar Hür Cemiyeti ise tamamen dürüst, yoldan sapmamış, dibine kadar aydınlık büyüleri inceleriz. Evet efendim! Yaparız bunu!  Sesindeki böbürlenmeyi büyük ihtimalle sihir bakanı bile hissetti bu mesafeden diye düşündü. Sonra o uğursuzu aklına getirmesiyle gelen ürpertiyi bastırıp fırsata atlamaya karar verdi.

Ben de öyle duymuştum kesinlikle, bir arkadaşım Attar mensubu ve dünyada ondan daha büyük bir iyilik timsali düşünemiyorum, dedi hiçbir cinsiyete ait olamayacak sesiyle. Kafasını da onaylarcasına sallıyordu ancak yüzünü büsbütün kapatan kukuletası ve hiçliğe ait sesiyle bir destekçiden çok can almaya gelmiş bir yaratığı andırıyordu. Öyle de olmalıydı zaten gerçi. Bunları ve çevresindekilerin bu gerçeklerle çarpılmış yüzlerini görmezden gelerek devam etti konuşmaya büyük bir iştahla. Imperius lanetinin etkilerinden kurtulmak için heyet kurmuşlar hatta, gazetede okudum. Büyük araştırmacılar vesselam. Şüphesiz...diye noktalandırdı sözlerini.

Gruptan birkaç kişinin bilmedikleri bu yeni bilgiyle etkilendikleri yüzlerinden belliydi.  Nasıl bir gruba düştüm böyle, gazete bile mi okumuyor bu salaklar,Mırıltısı tam anlaşılmasa da yakınındaki birkaçının bakışı kendisine yönelmişti. Diğerlerini bilmem ama Attar'ın araştırmalarına güvenin diyorum yani. Belki yakında şu saçma kurallar silsilesini kaldıracak bir şey gerçekleştirirler belki, kim bilir? Anlarsınız ya şu kıl, tüy problemleri yaşayan ünlü tanıdığımız bu sefer odasında şifacılar tarafından bir daha köstekli saatine bakamayacak şekilde bulunur belki Son sözlerinin bu grup tarafından kolayca anlaşılmayacağının bilincindeydi. O yüzden birkaç dakika verdi kafalarında kelimeleri birleştirebilmeleri adına. İlk anlayan, ne şaşırtıcıdır ki kan kovası kılığındaki kız oldu. Gözleri önce şaşkınlıkla sonra da bu ihtimalin verdiği keyifle büyüdü.

 Yani... Yani siz şey mi diyorsunuz... diye kararsız bir tonda sordu. Tüm meraklı ve hevesli bakışlar kendisine yönelmişti şimdi.  Dostlarım... Dostlarım... dedi melankolik olmasını ümit ettiği bir ses tonuyla. Attar'ların pis işler yapacağını düşünecek kadar cahil değilizdir eminim hiçbirimiz. Mantığa davet ediyorum sizi; eğer muggle'ların gözlerinin önünde büyü yapmamızı ve onların bunu asla anlamamasını sağlayan bir tılsım, bir iksir, bir büyülü eşyamız olsaydı bütün bu saçmalıklara da son verilmez miydi? Sanki en başından beri yalnızca bunu anlamaları gerekiyormuş gibi bir edayla noktaladı sözlerini. Tabii canım, çok doğru, aynen öyle mırıltıları yükseldi çevresinden. Ses tonuna yansıyan ancak başka hiçbir şekilde belli olmayan bir gülümseme yayıldı suratına.  Büyük düşünün dostlarım... Büyük düşünün. Ve Attar'a güvenin. Ben öyle yapıyorum. Bu gruba sarfettiği son sözler olmuştu bunlar. Burnuna hiç iyi kokular gelmiyordu ve bu sefer metafor da değildi bu. Sanki yukarı katlarda birisi muggle gibi yemek yapmaya uğraşıyordu da onun duman kokusu geliyordu.

 Ben geldiğimde birkaç kişi cisimlendi, bu da demek oluyor ki bunların enselenme ihtimali yüksek Bakanlık takibi yüzünden. Yavaştan maskemi de alıp gideyim ben. diye mırıl mırıl söylenerek kapıdan çıkıp terk etti mekanı. Belki de bu baloya maskeli olmasına rağmen niyeti açık olan bir tek o gelmişti. Sonuçta bir ruh emicinin amacını her zaman bilirdiniz. Asla size sevgi göstermeye ya da sizinle adil bir kavgaya gelmezdi. İstekleri ve yaptıkları netti. Bu ruh emici de bu gece bu baloya öyle gelmişti. Net bir amaçla, niyeti belli. İşi biten her ruh emici gibi geride bıraktığına aldırmadan da terk ediyordu ortamı yeni hedefler bulmak üzere.

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 6, total 6
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Kont Sati Von Richmond - 14 Kasım, 2021 18:47:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Soytarı falcının buruşuk ve boyalı parmakları son bir kez daha gitti tarot kartlarına. Aralarından bir ölüm kartı sıyrıldı isteksizce ve düştü süzülerek masaya. Mumun cılız alevi can verdi. Karanlıkta çakmak çakmak yanan bakışların yolları kesişti. Bir karartıya boyandı salon. Kısa bir sessizlik ve hemen peşi sıra yükselen Lumosla aydınlatılmış asalar...

Şaşkınlık belirtisi olduğu besbelli iniltilerin arasından ve asaların erişemediği karanlık noktalardan, Latince fısıltılar yükseldi belli belirsiz.

“Sancte Michael Archangele, defende nos in proelio, contra nequitiam et insidias diaboli esto praesidium.”

Falcı ve Kralın bulunduğu masadan bir tıkırtı duyuldu önce. Karanlığın içerisinde bir kumaşın sıyrılmasını andıran bir hışırtı işitildi peşinden de. Gizem dolu ama tehditkar gözlerden gelen bakışlar doğruldu kalabalığa yönelen...

“Imperet illi Deus, supplices deprecamur: tuque, Princeps militiae caelestis, in virtute Dei, in infernum detrude satanam aliosque spiritus malignos...”

Müzikler de mumlar gibi söneli çok olmuştu. Latince sözlerin hangi büyüyü fısıldadığını anlamaya çalışan dikkat kesilmiş kulaklar ve bu kulakların duyumsayabildiği, katıksız bir sessizliğin ortasında ritmik bir tempoyla yükselen bir takım çıtırtılar, kavrulan mobilyaların yaydığı, yanık ahşap kokusu. Eriyen vernikten düşen yapışkan bir maddenin damladığı yüzler... Asaların ışığında bir gösterinin başlama işaretini verircesine sahneyi dolduran bir sis bulutu yükseliyordu şimdi beyaz mermerden tavana.

“...qui ad perditionem animarum pervagantur in mundo. Amen!”

Tahtalardan ve yaylardan kurulu mekanizmaların sesini andırır tıkırtılar duyuldu önce. Sonra da hızla yayından fırlamış okları andıran ıslık sesleri yankılandı duvarlarda. Çığlıklar duyuldu ardı ardına koyuverilen. Birbirlerine doğrulmuş asalar, kanlar içerisinde yere yığılan büyücüler, cadılar... Pencerelerde, salona vurmakta olan cılız ay ışığını dahi çok görmüş gibi gölgeleyen karartılar belirdi. Cadı avcısı kılığındaki kadının vahşi yüzü göründü kısa bir süreliğine, sonra da kollarındaki mekanizmadan fırlayan birkaç ok daha. Cisimlenmeye başlayan büyücülerin birbirleri ardına çıkardıkları tok seslerle kaçmaya yeltendiği duyulmuştu ki, bir kilise korosunu andırır tonda salonu inleten şu sözler işitildi hep bir ağızdan söylenegelen.

“Malleus Maleficarus!”

Cisimlenme çabaları sekteye uğramaya başladı ansızın. Asalardan savrulan lanetler ve tılsımlar etkisini yitirdi bir anda. Hayretle karışık bir çaresizlik okundu yüzlerden ve hayıflanma dolu sövgüler dudaklardan. Kanatları koparılmış birer serçe gibiydi davetliler adeta, alışkın oldukları büyülerden yoksun ve avcının karşısında çırılçıplak kalmış bir av kadar aciz. Üst kattaki yangının dumanı kan kırmızısı bir renge bürünürken duvarlarla beraber, yukarıda kana bulanmış ipliklerle gerilmiş gibi duran korkutucu bir sembol yayılıyordu tavanın yüzeyine.

(https://i.hizliresim.com/psqvkam.jpg)

Maziye gömülmüş olan korkular, tekrar açığa çıkmıştı artık...

Can havliyle koşuştular dört bir yana büyücüler, cadılar. Sayılarını kestiremedikleri karartılar takip ediyordu onları. Ellerinde ay ışığında parlayan hançerler, bileklerinden fırlayan oklar, devasa arbaletler, parmaklarında dönen uzun şişler ve muhtelif kesici, delici aletlerle kuşanmış olarak ilerleyen kimi şapkalı, kimi kostümlü figürler. Soytarı falcı, haşmetli kral, cadı avcısı kılığındaki rahibe ve yine bu rahibe gibi giyinmiş  püriten kostümler içerisindeki başkaları. Parmaklarından damlayan kırmızı lekeler, yere düşenlerin kostümlerini rastgele bir kırmızıya boyamaktaydı umarsızca. Kan kokusu karışıyordu şimdi, yanık ahşaptan yayılan ise.

Bir keşmekeş, bir koşuşturma sardı içerisini şimdi. Cadı avcıları kovalıyor, asalarını kullanmaktan dahi aciz kalmış olan büyücü ve cadılar olanca güçleriyle kaçıyorlardı.

Cadı avı başlamıştı! Bakalım gelen zarlara göre kimler, cadı avcılarının hedefi olacaktı?
(Aşağıda üç kısım halinde yazılacak metinlerdeki şahısların kim olduğunu, metnin peşinden atılan zar belirleyecektir. Zarda hangi rakam gelirse, listede o rakama karşılık gelen kişi ilgili metinin muhatabı olacaktır. Eğer zarın birden fazla şekilde aynı gelmesi halinde, listedeki bir sonraki hedef seçilmiş sayılacaktır.)

1- Ronald Archibald
2- Oliver Twist
3- Aşıklar
4- Çılgın Şapkacı
5- Isolde Aideen O'Malley
6- Tanrı
7- İncili Kadın
8- Gümüş İşlemeli Siyah Maske, Üç Çift Siyah-Beyaz Kanat
9- Vampir
10- Mirabelle Starlight
11- Cwénhild Muirghéal
12- Şövalye
13- Dick Dickerson
14- Ruh Emici


O halde, Cadı Avı Piyangosu başlasın!


AV I
Kaçmaya çalışan büyücü ve cadılardan bir tanesi çıkışa yönelmeye çalışmış, ancak koşuşturan kalabalığın içinden sıyrılamadığı gibi kendisini barın arkasında bulmuştu sürünerek. Barın hemen öteki tarafında cadı avcısı suretindeki karartıların gezindiğini duyabiliyor ama kendisini görüp göremediklerinden emin olamıyordu. Acaba bu kişi, kim olsa beğenirdiniz?

Çıkmaz çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin, Cadı Avı Piyangosu!
Rolled 1d14 : 8, total 8



AV II
Davetlilerden bir tanesi çıkışı kaplayan kalabalığı aşmaktan ümidi kesmiş bir şekilde üst kata yönlendirdi adımlarını. Merdivenleri çıktığında karşısında bulduğu asma balkonun zemini alevlerle sarılmıştı. Yanan perdeler rüzgarla birlikte savrulmakta ve bu asma balkondan geçişi bir hayli zorlu kılmaktaydı. Arkasından gelen cadı avcıları ise silahlarına davranmış, ellerinde halatlar, hançerler ve germeli yaylarla saldırmak üzere yerlerini almışlardı. Acaba bu talihsiz büyücü/cadı kim olsa gerekti?

Çıkmaz çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin, Cadı Avı Piyangosu!
Rolled 1d14 : 14, total 14



AV III
Gecenin son talihlisi ise çıkış yolu olarak pencereyi tercih etmiş bir davetliydi. Sağda solda muhtelif masalar ve sandalyelere eşlik eden, birkaç cadı avcısı dikilmişti karşısına. Karanlıkta birbirlerini güçlükle görmekle beraber, üst katı kavuran yangını hisseden tabloların dehşetle dolu çığlıkları ve en güvende gördükleri tabloya doğru kaçışmaları sessizliği yırtıyor ve adımların duyulmasını güç kılıyordu. Acaba pencereyle arasına cadı avcıları girmiş olan bu talihsiz şahıs kim olacaktı?

Çıkmaz çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin, Cadı Avı Piyangosu!
Rolled 1d14 : 12, total 12



Not:
1- Her üç metin için zarla belirlenen kişilerin, düştükleri durumdan nasıl kurtulmaya çalışacaklarına dair bir RP yazmaları ve bu RP’yi güncel tarihle 21.11.2021 günü, saat 23:59’a kadar göndermiş olmaları gerekmektedir.

2- Yazacağınız RP’lerde ne yaptığınızı değil, ne yapmaya çalışacağınızı yazarak düello zarı atmanız, çabalarınızın başarılı olup olmayacağını daha sonradan yazılacak olan GM metnine bırakmanız gerekmektedir.

3- Seçilen kişiler bu tarihe kadar RP'lerini atmadıkları takdirde cadı avcılarının hedefi olacak ve karakterleri bu cadı avcıları tarafından itinayla ÖLDÜRÜLECEKTİR! Zarlarınızın başarısız veya başarılı olması durumunda kaçıp kaçamadığınız veya başınıza nelerin geldiği de yine GM metninde belirtilecektir.

4- Piyangomuzun üç talihlisi dışında tüm davetliler, balodan kaçmış kabul edilecektir.

5- Mekanda bulunan tüm davetlilerin büyü yapması yahut cisimlenmesi, kestiremediğiniz bir sebepten ötürü engellenmiş durumdadır.

6- Başarılar!

Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Locomotor - 14 Kasım, 2021 19:35:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Cadı Avı Piyangosu Talihlileri

AV I: Lucien Vanidestine
AV II: Mirabella Yamashita
AV III: André Harris

Söz konusu kişiler dışındaki kişilerin kaçmak için bir RP yazma yükümlülüğü yoktur. Lakin herhangi bir şekilde aksiyona girmeyi yahut birilerine yardım etmeyi deneyecek olan olursa buraya kıyım amacıyla gelmiş silahlı kişilere karşı silahsız ve ana çatışma yollarından mahrum kalmış şekilde karşı koymayı deneyeceklerini unutmasınlar. Sonu ölüme kadar gidebilir, dikkatli olun. Tüm tehlikelere karşın denemede bulunmak isteyenler ise RP'lerini eylemlerini yapmış değil, yapacakmış gibi kaleme alsın ve RP'lerinin sonunda bir Düello Zarı atsınlar. Bir haftalık sürenin içerisinde gelen RP'lerdeki eylemlerin başarı miktar ve oranları, GM'lerce değerlendirmeye alınacaktır.
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Cwénhild Muirghéal - 14 Kasım, 2021 19:58:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]İşte orada, bilinen bir şehrin, bilinir bir köşesinde, bilinmeyen bir kadın, vampir dişleri parlayan bir adamın kollarındaydı. Kalbi büyük bir hızla atıyor, vücudu gitgide ısınıyor ve taşlaşmış duyguları birer birer çözülüyordu. Her dönüş, her bakış ve her söz sanki sihirliydi. Lakin sonra, hiç beklenmeyen bir anda bütün lambalar söndü, sihir kayboldu. Balo salonu bir anda ruh emiciler tarafından basılmış gibi soğudu, bütün mutluluk yavaşça çekildi. Güzel kokularla yıkanmış bedenindeki tüyler bir anda dikildi, parmaklarının ucunda bir soğukluk hissetti. Kendini yavaşça Seth'in kollarından kurtardı. Bütün bedeni bu harekete karşı durmaya çalıştı. Bütün kasları adamın kollarına tekrar geri dönmek için yalvardı Cwénhild'e. Lakin kızıl saçlı kadın onları dinleyemezdi. Yapması gerekenler daha önemliydi. “Sancte Michael Archangele, defende nos in proelio, contra nequitiam et insidias diaboli esto praesidium.” Bir takım uğursuz sözleri duyuyordu kulakları yavaşça kalabalığı yararken bedeni. Asasının ucundaki ışık güçsüzdü, tedirgindi. Tıpkı salondaki diğer ruhlar gibi. Gözleri Mira'yı aradı. Fakat karanlığın içinde onu bulmak imkansızdı. Bir yumru içine oturdu. Bir korku, uzun zamandır hissetmediği bir duyguydu bu, zaten kendisi için hissetmiyordu. Mira'nın saçının bir teline gelebilecek en ufak zarar bütün bu mekanın alevler içinde cayır cayır yanmasına yeterliydi. Bir sis perdesi yavaşça yükseldi, yanmakta olan ahşabın kokusu. Bir şeyler olacaktı, bir şeylerin olacağını hissediyordu. Kötü bir şeyler, zalim bir şeyler! “...qui ad perditionem animarum pervagantur in mundo. Amen!” Bir ıslık sesi muazzam bir hızla havayı deldi ve geçti. Karanlığın içinde kaybolmuş bir adam Cwénhild'in tam önünde şaşkınlıkla olan biteni izliyorken o ıslık sesi adamın bacağıyla buluştu. Acı içinde kıvrıldı adam, dizlerinin üstüne çöktü. Elleri oku arıyorken bir ok daha adama isabet etti, tam boynundan. Kızıl saçlı kadının ayaklarının önüne yığılıverdi adam. Cansız bir şekilde.

İvedilikle asasını çekti kadın. Kendisini ve etrafındakileri korumak zorundaydı, bir kalkan yaratıp bütün büyücüleri içinde toplayıp bu katliama karşı durabilmeyi amaçlıyordu. Kendisinin yaratacağı başka bir katliam ile tabiki. Fakat, yapamadı. Asası onun sözlerini dinlemedi, hayır asası onun sözlerini duymadı! Sanki derin bir uykuya yatmış gibiydi, bir tahta parçasından farkı yoktu! Tekrar denedi, bir büyü yapmayı daha denedi lakin başaramadı. Kimse, balodaki kimse büyü yapmayı başaramıyordu. Bir yolunu buldular ha? diye düşündü. Şaşkınlığının arkasındaki korku biraz daha güçlüydü artık. Tavanın üzerinde beliren sembolü gördü gözleri. On beş yıl, on beş yıldır yaptığı bu iş, bunların olmaması içindi işte! Mira gibi yavruların bir takım radikalleşmiş bağnazlar tarafından katledilmemesi için çabalamıştı. Lakin olmamıştı, becerememişti! Ölüm yine her yerdeydi. Onlarca karanlık silüet savunmasız kalmış büyücüleri bir bir avlıyordu. Gözlerinin önünde ölen büyücülerin sayısını takip edemedi. Böyle duramazdı, bir şeyler yapmak zorundaydı! Kaçamazdı, bir koyun gibi avlanmayı beklemeyezdi. Bu yobazlara istediğini veremezdi. Eğer bugün burada ölecekse bu, bir korkak gibi kaçarken sırtına yediği oklar sebebiyle olmayacaktı. Hayatı boyunca savaşmıştı. Annesiyle, cinsiyetiyle, adını ve yüzlerini unuttuğu onlarca suçluyla, her zaman savaşmıştı. Şimdi de kaçmayacaktı savaştan, dimdik duracak ve bir aslan gibi kükreyecekti. Belki onun sayesinde bir iki kişi daha kaçabilirdi buradan. Belki...

Daha iyi yürüyebilmek için topuklu ayakkabılarını çıkardı, olduğu yere çöktü ve elbisesinin yırtmacını yırtarak bacaklarına daha fazla manevra kabiliyeti verdi. Silahlanmalıydı, büyüler çalışmıyordu. O yüzden asasını elbisesinde ayarlanmış yere tıkıştırdı ve gözlerini açtı. Bar tarafına ulaşabilirse orada bir şeyler bulabilirdi. Meyveleri kesmek için bir bıçak, belki bir satır belki başka bir şey. Herhangi bir şey! Lakin ilk olarak oraya ulaşmak zorundaydı. Cesetlerin arasından sıyrılarak, sessizce, mucidin kendisi tarafından paketlenmeden önce oturduğu bar kısmına gitmeye çalışacaktı. Eğer oraya ölmeden ulaşabilirse kendisini barın arkasına atacak ve bütün çekmeceleri karıştırmaya başlayacaktı. Bir bıçak, kesici herhangi bir alet işini görürdü. Ondan sonra karanlığı kendi avantajına kullanmayı deneyecekti. Bütün bu kıyımın içinde gölgelere ve karanlığa karışıp avcıların o değersiz boyunlarını kesmeye çalışacaktı. Ne kadar avcı öldürebilirse o kadar fazla hayat kurtarabilirdi. Bıçaklar savrulacak, kemikler parçalanacak! Savaş günü, kan günü... Güneş doğmadan kızıl gün bitmeyecek!

Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 8, total 8
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Isolde Aideen O'Malley - 17 Kasım, 2021 16:33:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Isolde bir gözlemciydi. Kısa bir bakışla çözebilirdi karşısındakinin bütün hikayesini, sokakta geçirdiği yıllar kazandırmıştı ona bu yeteneği. Hayatta kalabilmek için kimin iyi kimin kötü olduğunu ayırt etmeyi öğrenmesi gerekmişti. Konuklarının maskeler ardına gizlenmiş simalarını izlemek gençlik yıllarına, kafasının karışık olduğu zamanlara götürmüştü onu. Ancak bu defa bilinmezlik kabuslarını süsleyen bir canavar değil, parçaları birleştirilmeyi bekleyen bir yapboz gibiydi. Ve Isolde her bir parçayı yerine koyacak, bundan zevk alacaktı.

Minik böceğin kulak okşayıcı melodileri büyülü orkestrayla birleştiği, dinleyenleri de haklıca mest ettiği sırada kendine bir şampanya doldurdu, kusursuz işleyen baloyu izlemeye koyuldu. Her şeyin sarpa saracağı daha bariz olamazdı; her şeyi kusursuz yapan da buydu. Fırtına öncesi sessizlik.

Abanoz saatin çanları bu olay için kurulmuş gibi çınladı ışıklar söndüğünde, ortama kasvet ve korku hakim olurken Isolde bunu tahmin edebildiği için az kalsın kahin diyecekti kendine. Aynı zamanda kızıyordu kendine, dahiceydi nihayetinde, önce kendisi akıl etmeliydi böylesi bir finali, ucunda ölüm bile olsa müteşekkirdi cadı avcılarına.

Kırmızı sıvı dolu kadehi dudaklarına götürdü insanlar panikle kaçışmaya başlarken, sırf biraz canları tehlikeye giriyor diye böyle bir yaygara çıkarmalarını hiçbir zaman anlamlandıramamıştı kuzguni saçlı kadın. Taverna harabeye dönecekti ve eğer hasar büyünün onarabileceğinin üzerine çıkarsa bütün işleri kız kardeşine devrederek çekip gitmek en mantıklı seçenek gibi görünüyordu.

Bir başka yudum almak için davrandı kadehine, elbette bir noktada dahil olması gerekecekti olaylara fakat o nokta gelene kadar tablonun tadını çıkarmayı hak bellemişti kendine. O sırada ne olduğu anlaşılmayan bir cisim çarptı eline; kristal kadeh düşüp tuzla buz olurken Isolde bunun Tanrı'dan bir işaret olduğunu anladı.

Gözleri hemen minik böceği aradı, dehşete düşmüş bir ifadeyle kendi yaşlarında bir oğlana saldıran cadı avcısına donmuş halde bakarken buldu onu. Tedbir amaçlı baldırına sakladığı zehir kaplı bir hançer ile birlikte kıza doğru ilerledi. "Gidiyoruz." Bu kadar basitti yapmaları gereken, yanlış bir adımla patlamadan mayın tarlasının çıkışına ulaşmaktı yalnızca. Kızı kolundan tuttuğu gibi bara doğru sürüklemeye başladı, kel arkadaşı Dickerson'un tezgahın altına saklandığını tahmin edebiliyordu. Ve tahmin ettiği gibiydi de, bira fıçısının yanında cenin biçiminde yatmış devasa adama seslendi hiddetle. "Aptal adam, tavernayı yıkıyorlar!" Keline bir şaplak attı ve ayağa kalkması için ensesinden yakaladı. "Marseille'yi bul, buradan gidiyoruz."

Kel dev felix felicis almış gibi fırladı ayağa, arkasındaki rafın sekizinci sırasındaki parmak büyüklüğündeki şişeleri cepledi ve bir görev adamı misali biricik garsonlarını getirmek amacıyla harekete geçti. Isolde her ne kadar ciddi ve odaklı kalması gerektiğini bilse de adamın önüne çıkan herkese elindeki şişeleri fırlatmasına gülmeden edemedi.

Ciddiyetsizliğinin bedelini ödeyecekmiş gibi hissediyordu ama kaderin önüne ne çıkaracağını kim bilebilirdi ki? Eğer bu gece ölürse katiline teşekkür edecekti. Şimdilik barın büyük tezgahının arkasında durmak onları güvende tutuyor gibi görünüyordu. Çok geçmeden dev adam omzuna attığı bir kadınla zıpladı yanlarına. Marseille'yi bırakmasına fırsat vermeden "Haydi!" dedi Isolde, barın arkasındaki gizli geçitte gözden kaybolmadan önce son bir kez arkaya dönüp baktığında tavandaki mührü kırmaya çalışan bir grup insana karşı göz devirmeden edemedi.

"Ne olurdu uslu uslu ölseniz, tavernayı talan ettiniz!"[/justify]

(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 9, total 9
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Lucien Vanidestine - 21 Kasım, 2021 16:58:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Balonun oldukça sakin, hatta sıkıcı geçeceğini düşünüp bunalmış bir halde oturduğu yerden insanları izleyip arkadaşının heves dolu konuşmalarını dinlemek ve arada ona cevap vermek dışında pek bir şey yapmayan genç büyücü için ortalığın birden karışması şok etkisi yaratmıştı. Neler olduğunu tam anlayamasa da pek iyi şeyler olmadığını söyleyebilmesi için neler olduğunu bilmesine gerek yoktu. Ortamın yanması, çığlıklar, ve tüm bunlara sebep olduklarını tahmin ettiği siyah figürlerle birlikte ortam tam bir ölüm kapanına dönüşmüştü.

Beyninde çalan tehlike çanlarıyla yanındaki kızın kolundan tuttuğu gibi ayağa kalktı ve onu da sürükleyerek hiçkimsenin dikkatini çekmeden çıkışa doğru ilerlemeye başladı. İnsanların korku dolu çığlıkları ve etrafta uçuşan farklı dildeki sözler gözlerinin önünde rahatsız edici bir renk cümbüşü oluşturuyordu. İlk önceliği yanındaki genç cadıyla birlikte güvenli bir şekilde dışarı çıkabilmekti, ama başını ağrıtan sesler ve nesneleri ayırt etmesini bir nebze de olsa zorlaştıran karman çorman renkler yüzünden bunun mümkünatı azalıyordu. Önünde telaşla koşan insan kalabalığı sağ olsun, çıkışa gitmeyi geç, yaklaşamıyordu bile. Ortada durmak tehlikeli olduğu için kızı bırakmadan kendini yere attı ve seri şekilde emekleyerek barın arkasına attı kendini. Hangi akla hizmet buraya geldiğini kendisi de bilmiyordu, ama karışan sesler, renkler, kalabalık, hepsi çocuğun düşünme yetisini elinden aldığı için aklına gelen ilk şeyi yapmak zorunda kalmıştı. Arkadaşıyla birlikte saklandığı yerin hemen arkasından cadı avcılarının nefret kusuşunu duyabiliyordu. Acaba onları görmüşler miydi? Emin olamıyordu, kontrol de edemiyordu. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu.Arkadaşına döndü ve barın diğer tarafından çıkıp gitmesini işaret etti. Kızın kendini koruyabileceğini biliyordu. Kız saklana saklana giderken kendisi yalnız kaldı. Eline bardan bir içki şişesi aldı, en kötü ihtimalle birinin kafasına geçirip koşarak kaçardı. Sorun yok, diye düşünüp cadı avcılarının bakmadığı bir anda emekleyerek bardan uzaklaşmaya başladı. İnsanların arasından değil de masaların altından ilerliyordu. Bu şekilde kapıya kadar gidecek, yakalanırsa şişeyi kullanacaktı. Bir sorun olmayacaktı.

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 9, total 9
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: André Harris - 21 Kasım, 2021 19:49:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Balonun kalanı boyunca genç şövalye bozuntusu Mirabelle'e muhafızlık yapıyor, bu esnada çokça sohbet ediyorlardı. Gerçi konuşan daha çok Mirabelle idi ancak kumral saçlı oğlanın pek de var olmayan sosyal kabiliyetleri düşünüldüğünde muhtemelen bu, çok daha sağlıklı olandı. Gerilim ve stres ile ailesinden habersiz geldiği bu mekanda yalnız geçirdiği her on dakikada bir kontrol ettiği baba yadigarı gümüş köstekli saatinin yelkovanı kim bilir kaç tur atmıştı çikolata saçlı kızın yanında geçirdiği süre boyunca. Her şey güzeldi, babasının yıllardır kendisine öğretmeye çalıştığı -tabii bu daha çok Sör Beauvoir'nın başarısı olsa gerekti- her türlü beyefendiliği, içinde bulunduğu şövalye zırhının da verdiği cesaret ile uygulamaya dökmeye çalışıyordu. Bir insanla ikili olarak diyalog kurabildiği ender anlardan biri içerisindeydi, mutluydu. Ta ki balo salonuna o uğursuz karanlık çökene kadar...

İlk anda şaşırdı herkes gibi ancak maskeli balonun bir etkinliği olabileceğini düşünerekten girişken bir adımda bulundu. Sağ eliyle, belinin sol tarafındaki süt beyazı demir kılıcın mücevher işlemeli kabzasını kavradı ve kükredi aptalca olduğunu çok yakında idrak edeceği bir cesaret ile: "Endişeniz olmasın leydim, ben sizi korurum!" Oyundu onun için an içerisinde içinde bulundukları durum; farkında değildi karanlıkta saklanan uğursuzluğun, gölgelerin örtemeyeceği korkunun. Çıkışını takiben Fransızca fısıltılar yükselmeye başladı salondan. Hayır, Fransızca değildi bunlar; başka bir şeydi... Lakin pek uzun süremedi dil analizi. Yaklaşık üç metre ötesindeki orta yaşlı bir cadının asasından yayılan loş ışığın aydınlattığı alandan hızla geçen bir ok önce düşüncelerini, hemen ardındansa takım elbiseli bir erkeğin yüreğini delmişti an içerisinde. Adını yahut yüzünü bilmediği o adam yere, ayağının yarım metre ötesine düşmüştü cansızlaşmaya başlayan bedeniyle. Gözleri irileşti kumral saçlı oğlanın. Salonun muhtelif yerlerinden birkaç patırtının daha geldiğini duydu.

Çığlıklar doldurdu kulaklarını, kaçışmaya meyletti insanlar görüşündeki. İşte o noktada yükselen uğursuz, gür sesler, salonun dört bir yanından yükselen ancak aynı hayırsız kelimeleri zikreden gür sesler yararak aldı dağınık ve düzensiz çığlıkların yerini; yekün, tek bir ses misali: "Malleus Maleficarus!" Işıklar söndü. Sağ eliyle kavramakta olduğu soğuk metalin dokusunun değiştiğini, tahtaya geri dönüştüğünü hissetti. İnsanlar birer ikişer cansız bir biçimde yere yığılırken ise kimse cisimlenmiyordu. Kendisi henüz bilmiyordu malum tekniği ancak kaçması gerekmez miydi diğerlerinin? Karanlığı bozan boy boy silüetler yalnızca daha çok çığlık atıyorlardı, daha çok korkuyorlardı, ayakları üzerinde çil yavrusu misali dağılıyorlardı.

Kendisiyse içinde bulunduğu konumu unutmuş, yavaşça adımlıyordu bilmediği bir yöne doğru. Yüzü düşünceli, korkuyla titreyen eli; kılıcından ayrıldı ve asasına gitti. Zeki bir oğlandı André, tahmin ediyordu giriştiği eylemin sonucunu lakin inanamıyordu. Gerçekleşecek sonuçtan emindi zihni ancak yüreği ve ümidi, düşüncelerinin hızına ayak uyduramamıştı. Salladı asasını bir hilal şeklinde, çaresizce. Hiçbir şey olmadı. Tahmininin doğruluğundan dolayı ince bir gülümseme bürümüştü miğferinin altındaki dudaklarını. İşte o anda sol yanağından aşağı süzülen damla, hissedebildiği tek şeydi. Çığlıklar kulaklarını, karanlık gölgeler gözlerini uyuşturmuş şekilde kalakaldı bir süre. Nefes alıp veriyordu sadece. Bir anlığına nefesi düzensizleşti, art arda iki kere nefes aldı. Duman... Yangın? Zihni bir boşluk olmayı o an içerisinde bırakmıştı. Adımını yerden kaldırırken ikinci bir duyusu geri geldi ve ayakkabısının, yerden yükselmesini zorlaştıran, yapışkan bir sıvıya bulanmış olduğunu fark etti: Kan...

Gözleri dehşetle açıldığında ve çevresine gerçekten dikkat etmeye başladığında yanındaki kızı kaybettiğini fark etti. "Mirabelle!" dedi içinden. Sağına soluna bakındı hızlıca. Onu korumalı- koruyabilir miydi ki? Gerçek oklar atılıyordu insanlara... Duraksadı bir an yine. Arkadaşına yardım etmeliydi, öte yandan kendisini bile kurtarabileceğinden emin bile değildi ki! Gözleri karardı, halihazırda karanlıkken ortam pek yardımcı olmuyordu. Çıkışa doğru yönelmeliydi, belki yol üstünde denk gelebilirdi ona... Yanakları sırılsıklam, gözbebekleri irisine yer bırakmayacak kadar genişlemiş bir halde ilerlemeye başladı sağı solu tarayarak. Mekanın tek çıkışı vardı. Sonra duraksadı. Buraya gelenler her kim ise bir kıyım yapmaya gelmiş ve çıkışlarını önlemişlerdi. Herkesin kapıya yöneleceğini bekliyor olmalılardı, kapı değildi buranın çıkış yolu. Pencereler... Balodaki ilk vakitlerini yalnız başına geçiren oğlan duvar köşelerinde çokça bulunduğundan dolayı bir hayli iyi biliyordu pencereleri. Evet, oralardan çıkabilirdi! Adımlarını ilerletirkense pencereye yakın olan karaltılar fark etmişti. Sabitlerdi. Burada bir kişi kaçmıyorsa o kişi... Hayır, yöneldiği taraf güvenli olmasa gerekti. Düşünce treni son hız devam ederken sol tarafındaki merdivenlerden yükselen, oldukça iyi tanıdığı bir ses ile bölündü hesaplamaları.

"Profesör! Profesör Yamashita!" diye seslenmekten kendisini alıkoyamadı şaşkınlık ve ümit ile sesin kaynağına. Başını çevirdiğinde üst kattaki devasa yangından dolayı ön tarafı aydınlık olan, merdivenin ortasındaki ruh emiciye döndü ve göz göze geldiler ilk anda. Arkasında, henüz merdivene adımlamamış arbaletli figürleri yangının ışığının açısı sağ olsun seçebiliyordu rahatlıkla kendisi muhtemelen siyah bir karaltı iken. Tabii seslenişi profesörün peşindeki figürlerin dikkatlerini üzerine çekmiş olabilirdi. Ama bu değildi şu anda aklında olan... Bir açmazda kalmanın eşiğindeydi sonsuz değer verdiği kısa boylu cadı, bir şeyler yapmalıydı...

"Orası yangın! Sizi alayım!" diyerek profesörünün inişini yumuşatacak bir masa çekmeye meyil etti yanından. Masa düşündüğünden ağırdı lakin sırtından yangının sıcağını hisseder, ciğerleri kara ve öksürüklere tutulmasına sebep olan dumanlarla dolarken masanın üzerinde gördüğü iki ateş viskisi şişesi aklına bir fikir getirdi. "Yangın profesör, şey, arkaya, duvar, ateş!" diyerek şişeleri aldı ve profesörle kendisinden hepsi aynı yönde kalan infazcıların arasına, daha çok kendi yakınına iki şişeyi fırlattı açıyı olabildiğince lehlerine tutmak adına. Malum kişilerin üstlerine fırlatmak aklına bile gelmemişti porsuk yürekli şövalye bozmasının. Kendisinden yaklaşık bir metre yüksekteki cadıya düşüncelerini korkudan mütevellit düzgünce anlatamamış olsa da takipçileriyle aralarında bir ateş duvarı yapmak ve kendilerine uzaklaşma imkanı yaratmak istiyordu. Sonrasındaysa... Aklına gelen bu fikrin sonrası tamamen boşluktu minik şövalyenin. Ama Profesör Yamashita yanındaydı, belki kendisine yardımcı olabilirdi, değil mi? Bu mezbahadan sağ çıkabilmenin bir yolu varsa ancak o bilebilirdi...


Bu RP, isabetlilik amacıyla mekan sahibinden balo salonunun krokisi alınarak yazılmış ve iki katlı bir evin merdiveninden masa örtüsü fırlatmak suretiyle bir fizik testine tutulmuştur. Görseldeki turuncu X André, mavi X Mirabella'yı, kırmızı kutular GM metnince betimlenen cadı avcılarını, sarı çizgi ise çekilmek istenen ateş duvarını temsil etmektedir. Bu RP, öyküsel bütünlüğün sağlanması adına yalnızca belli bir noktaya kadar André'nin gözünden kaleme alınmıştır.
[spoiler](https://i.imgur.com/jGNztVG.png)[/spoiler]


Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Mirabella Yamashita - 21 Kasım, 2021 19:55:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Çoktan görevini tamamlamış ve belki de istemediği bir kabuğa bürünmüş genç kadın salondan çıkmak üzereydi ki birden salonun ani bir karanlığa bürünmesiyle olduğu yerde kalakaldı. Neler oluyordu? Sayısız cadı ve büyücüye ev sahipliği yapan bir baloda tüm ışığın kaybolması gibi bir şey söz konusu bile olamazdı. Tabii eğer bir sorun varsa... Hemen içeri doğru ilerledi körlemesine atabildiği en hızlı adımlarla. Karanlığa henüz alışmamış gözleri kendini nereye götürür bilmezken asasının ışığını yakmayı akıl edebildi salondakilerle eş zamanlı sayılabilecek bir anda.

Sonra önce uğultudan net seçilemeyen ancak daha sonra Bella'nın kulağına çok da yabancı gelmeyen sözler doldurmaya başladı salonu. İlk başta hiçbir şey anlamasa da sonra tanıdık bir kaç kelime çarptı kulağına: savaştan, şeytanın kötülüklerine karşı korumadan, şeytanın cehenneme yollanmasından bahsediyordu. Bella'nın araştırmalarında karşısına çıkan ve muggle'ların 'dua' diye adlandırdıkları sözlere benziyordu. Ancak bu sözler bütünü, hiç mi hiç tanıdık değildi genç kadın için. 'Yeni çıkan bir tür 'dua' olmalı ancak neden, nasıl burada okunuyor bu muggle sözleri? Bir terslik var, bir şeyler yapmam la-' diye düşünürken aniden ıslık sesini andıran sesler ve asalardan çıkan büyüler böldü kadını. Gözleri şaşkınlıkla açıldı, kendini hem korumaya alabileceği hem de belki bir şeyler düşünmek için zaman kollayabileceği yukarı kata dikti gözlerini. Büyük bir hızla merdivenlere ilerlerken daha önce duyduğu hiçbir şeye benzemeyen iki kelimeyi duydu kulakları, ardından da asasındaki büyünün ve lumosların bir bıçak gibi kesildiğini fark etti.

Birkaç basamak yukarı çıkmıştı şimdi. Yukarıdan gelen kırmızı sarı renklerden ve aydan başka bir ışık kaynağı kalmamıştı koca salonda. Bu yapılan son hareketin de hiddet ile, yüzündeki maskeyi çıkardı hışımla. Hatırlayabildiği tek Latince kelimeleri haykırdı büyük bir kuvvetle. "Ave Maria." Belki bu saldırganları yukarı çekebilir ve böylece insanların kaçmasını sağlayabilirdi ya da ateşkes anlamına geliyordu belki bu kelimeler ve bu kıyıma son verilirdi. Bilmiyordu genç kadın. Tam umutsuzca, kendisine dönmüş 3 saldırgana bakıyordu ki oldukça tanıdık, sevdiği bir sesi işitti kulakları. "Andrè! Sen? Burada, nasıl?" Çocuğu ve korku dolu bakışlarını görmesiyle birlikte bütün planı bozulmuştu genç kadının. Şimdi tek bir amacı vardı o da öğrencisini buradan çıkartabilmek. Önce çocuğun bölük pörçük duvar,ateş, yangınlarından bir şey anlamasa da iki şişe ateşviskisini fırlattığını görür görmez omzundaki pelerini çıkarttı. Birkaç basamağı atlayarak çoktan asma balkonu kaplamış yangına tuttu pelerinini ucunu. Sonra da sanki bu yaptığı bir büyüymüşcesine havada dalgalandırıp attı pelerini alkolle bulanmış zemine. "Incendio," diye bağırdı bu sırada. Belki saldırganlar duyardı ve belki alkol ve ateşin buluşmasıyla aniden harlanan ve bir duvar haline gelen alevleri büyü zannederlerdi.

Hızla atladı bulunduğu merdiven pervazından. Yerden belki dört, beş basamak yüksekteydi ama soluduğu dumanlar nedeniyle biraz dönmüştü başı. Sendeleyerek koştu öğrencisinin yanına. "André, sebebini anlayamadığım ancak büyük ihtimalle son söyledikleri uğursuz kelimelerden kaynaklandığını düşündüğüm bir şekilde büyü yapamıyoruz. Senden istediğim, ne olursa olsun kendini koruman. Muggle yöntemlerine başvurmamız gerekebilir." Omuzlarından tutup gözlerine bakarak keskin bir kararlılıkla söyledi bunları çocuğa. Ancak hızlı olmaları gerekiyordu. Önlerindeki alev perdesi ne kadar dayanırdı, bu meçhuldü. Hızla sağı solu taradı gözleri. Alkol... İksir en kötü olduğu daldı cadının ama biraz önce Harris'in yaptıkları kendine bir ilham olmuştu. "Harris, kılıcın!" dedi ve daha çocuğa fırsat bile bırakmadan kaptı elinden. 'Ruh emici olmak için kat kat giyinmemin hiç bu kadar işe yarayacağını düşünmemiştim,' diye geçirdi aklından. Bir parça yırttığı kumaşı hızla doladı tahtaya, sonra da biraz önceki alevlere tuttu ucunu. "Sıkı tut, sakın bırakma, kafanı ve kalbini koru bununla," diye çocuğun eline tutuşturdu. En yakınındaki viski şişesini de kapıverdi. İçene yırtık kumaştan tıkıştırdı yapabildiği kadar. Yaklaşan bir saldırgan görürse kılıçtaki alevle ateşe verip saldırgana fırlatabilirlerdi. Sonra da bara doğru koşmaya başladı André ile birlikte. Amacı, barların genelde sahip olduğu arka mutfağı, oradan da çıkışını bulabilmek ve o çıkışı kullanıp ilk cisimlenebilecekleri alanda öğrencisiyle Hogsmeade'e dönmekti. Buradaki olayların nedeni ise çok sonradan araştırılmak içindi. Tabii sağ kalabilirse... Öğrencisini de kurtarabilirse...

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10
Başlık: Ynt: Scarlet Masquerade
Gönderen: Kont Sati Von Richmond - 23 Kasım, 2021 13:39:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Kanla yoğrulmuş karanlık geceyi dolduran çığlıklar, yaralıların çaresizce inlemeleri ve ölülere dökülen ağıtlar. Bir kabus gecesi yaşanıyordu bugün Mag Mell'de. Hemen dışarda, balo salonuna bakan büyük pencerelerin önünde ise purosundan son bir nefes daha aldı kızıl cübbenin sahibi. Bir Engizitör kostümünü andırıyordu kıyafeti. Yanında kukuletaları ve bol dökümlü cübbeleriyle minyatür kuleleri andıran yarım düzine siluetle beraber, pencereden görünmekte olan can pazarını andırır manzaranın tadını çıkarıyor gibiydiler.

Parmaklarıyla vurduğu purosunun külü, sonbaharın taze esintisine kapılıp arkasında atıl şekilde beklemekte olan at arabalarının tekerlerine doğru savruldu. Kukuletalılara doğru çevirdi başını. Kapüşonu gözlerini kapatıyor, yüzünü kara bir gölgeyle kaplıyordu. Ak düşmüş sakalıyla kemerli burnunun arasına sıkışmış dudakları aralandı belli belirsiz ve şu sözler döküldü peşinden de. “Çocuk... ve Seherbaz.”

Kukuletalı kimseler at arabalarının başına geçtiler. Arabaların pencerelere dönük kapıları açıldı...



Kızıl saçlı seherbaz barın arkasından eline geçirebildiği silah benzeri, bıçak, şişe fark etmeksizin ne bulabilirse cadı avcılarına fırlatmaya başlamıştı. Yanına yaklaşmaya cüret edeni ise buna kalkıştığına pişman ederek birer birer etkisiz hale getiriyordu. Melon şapkalı bir tanesinin kafasında şişe parçalamış, şişenin kırık parçasıyla başka bir cadı avcısını güzelce haklamıştı. Fırlattığı çatal ve kaşıklar ise tam hedefini bulmuştu, öyle ki cadı avcıları artık devirdikleri masaları siper olarak kullanmaya başlamışlardı. Yediği birkaç okun da kadını durduramadığını fark edince, kral kılığındaki cadı avcısı, üzerine bir takım şişelerden döktüğü sıvılarla kaplı kılıcını çekerek kendisine yaklaşmıştı. Cwenhild’in bıçakla karşılık verdiği bu mücadele, ne yazık ki pek uzun sürmemişti. Kralın çift eliyle birden kavrayıp savurduğu koca kılıcı, kadının yırtık eteğinden sarkan bacağını bulmuş ve ciddi bir yaralanmaya sebebiyet vermişti. Topallayarak bara yaslanan kızıl saçlı seherbaz, önce elindeki son silahı olan kırık şişe parçasıyla direnmeye niyetlense de, bir süre sonra başının kuvvetli bir şekilde döndüğünü fark etmiş ve bilinçsizce yere yığılmıştı. Gecenin sonunda bir Kral tarafından kucaklanmak suretiyle bilincini kaybettiği yerden kaldırılacak ve belirsizliğe götürülecekti. Sorgulanmak üzere tabi ki...



Ne talihsizlik ki, kızıl saçlı kadının barda yaşadığı heyecan esnasında göremediği ve yanından sürünerek geçen melek kostümlü Lucien de tam o esnada masaların birisinin altından emekleyerek çıkışa varmaya çalışıyordu. Seherbazın tam önünde yere yığıldığını görünce bir an çığlığı koyacak gibi olsa da, bir şekilde kendisine mukayyet olabildi. Masaların altından emekleyerek kaçma planını şu ana kadar başarılı bir şekilde icra ettiği söylenebilirdi. Hatta en son girdiği masaya takılan kanatları, emeklemesiyle birlikte masayı da hareket ettiriyor ve karanlıkta ona doğal bir kamuflaj sağlıyordu. Bu yönden bir hayli talihli sayılabilecek genç adam, bir melek kılığında geldiği baloyu bir masa kılığında terk ediyordu.



Mag Mell'in sahibi Isolde ise, kel arkadaşının desteğiyle terk etmek üzereydi bu kanlı baloyu. Yaşananların sorumluluğuna dair bir ibare barındırmıyordu yüzündeki ifade. Şansı yaver gidecekti ki, içeriyi en iyi bilen kişi olarak kolayca çıkışa varacak, ancak uğradığı hasar yapılacak büyülere rağmen can sıkıcı derecede büyük olacaktı.



Şövalye kılığındaki delikanlı ve Tılsım Profesörü Yamashita’nın mücadelesi ise salonun diğer köşesinde tüm hızıyla devam ediyordu. Andre’nin alkol şişeleriyle yangın çıkarma ve cadı avcılarının önüne set çekme planı başarıya ulaşmış gibiydi. Mirabella ise giydiği kat kat kumaşı kullanarak aynı şekilde kaçacakları yol için alevden bir barikat çekmeyi başarmıştı. Cadı avcıları ise bu ikiliye yaklaşamayacaklarını anlayınca uzak mesafeden vurabilme güdüsüyle germeli yaylarına başvurmuş ve kısa boylu kadını hedef almaya başlamışlardı. İkili bara ve arkasında mutfağa açılan kapıya doğru dolu dizgin koşmaya başladıkları esnada, kadının sırtına saplanan birkaç ok, ruh emici kostümünü aşmış ve vücuduyla temas etmişti. Buna rağmen tüm gücüyle ve haliyle öğrencisinin de desteğiyle, sendeleyerek ilerlemeye gayret gösteriyordu. Tam barı aşıp, mutfak kapısına doğru hareketlenmişlerdi ki salonun öbür ucunda, büyük bir şangırtıyla iki adet zıpkın; saplarına halatlar bağlı olduğu halde pencerelerden fırlayıvermiş ve tam da barın arkasındaki kapıya isabet etmişlerdi. Zıpkınların kapıya saplanmasıyla bağlı bulundukları yerlerden kopan halatlar, garip bir mekanizmayla dönerek savrulmaya başlamış ve profesörün hemen önünde, kapıya doğru ilerlemekte olan genç büyücüye isabet etmişlerdi. Seri şekilde daireler çizmekte olan halatlar, birkaç saniyeden kısa bir süre içerisinde çocuğun etrafında dönerek onu hareket edemeyeceği ölçüde bağlamışlardı. İpler, üzerlerine bir sıvı sürülmüş gibi ıpıslaktı ve çocuğun kostümüne değdikleri anda kati bir surette kenetlenmişlerdi. Öyle ki genç büyücünün vakti olsa dahi bu halatlardan ve oluşturdukları bağdan kendisini bir süre daha kurtaramayacağını söylemek pekala mümkündü.

Halatlar bir mekanizmayla çalıştırılmış gibi gerisingeri, son sürat çekmeye başladılar Andre’yi. Profesör, elinden kayıp giden çocuğun kollarını yakalayabilse de, çocuğu çeken gücü durdurmak için gösterdiği çaba nafileydi. Hatta kendisi de halatların çekildiği pencerelere doğru sürükleniyordu kesin bir surette. Yine de Andre’yi bırakmamak için direndi. Birkaç okun daha etini deldiğini hissetti. Cadı avcılarını uzak tutmak için oluşturdukları alev duvarına kadar bırakmadı, etrafı halatlarla mumyalanmış gibi çevrilen ve kaskatı kalmış çocukcağızı. Alevlerin içerisine girdi bir anlığına, sonra da kendisine bakan nefret dolu gözleri gördü, şapkaların altında yuvalanmış. Sonrası ise zifiri karanlık. Derin yaralar ve yanık izleriyle kaplı bünyesi daha fazla dayanamadı bu umarsız şiddete. Yarın sabah gözlerini St. Mungo hastanesinde açacağı su götürmezdi.

Çocuk ise halatların ucunda at arabasına kadar çekildi son sürat. Bir tabutu andırır kutunun tam içerisine çekti halatlar onu. Çelik kapak kanadı. Kilitler takıldı. At arabası, ağır tıngırtılar eşliğinde engebeli bir arazide yola koyuldu bilinmeze doğru.



Bir sabah yağmuru söndürmeye başlamıştı Mag Mell'de yanan alevi. Tavanda oluşan çatlaklar temizletecekti zemindeki kan lekelerini. Çok kayıp verilmiş, çok can yanmıştı dün gece burada. Mazide kalması gereken bir savaşın, yeniden ilanını duyuruyordu manzara.

Hayatın içinden gerçek bir kesit izlediniz.


Cwénhild Muirghéal: Cesaretinin bedelini az daha canıyla ödüyordu. Cadı Avcıları tarafından sorgulanmak üzere alıkonuldu. Akıbeti henüz bilinmiyor.

Isolde Aideen O'Malley: Umursamazlık huyuydu. Tavernasını yaktılar. Bana mısın demedi. Şimdi beş parasız sokaklarda... Şaka, şaka. Bir ara büyülerini Mag Mell'in tadilatına harcasa iyi olacak. Harabeye döndü güzelim mekan.

Lucien Vanidestine: Şansı hep yaver gitti. Şiir gibi kaçtı. Bahtın açık olsun masaadam!

André Harris: KAÇIRILDIN! Nerede olduğu ve akıbeti bilinmiyor. Cadı avcıları tarafından kaçırıldı. Evet... Tarafından!

Mirabella Yamashita: Sorumluluk sahibi bir profesör olarak elinden geleni yapsa da öğrencisini kurtaramadı. Yanık izleri ve yaralarının iyileşmesi için St. Mungo'da bekleniyor. Kendisine acil şifalar diliyor, geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.