17 Nisan, 2026 09:33:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Lorraine Briar Lacroix

Sayfa: [1]
1
Hogwarts Zindanları / Ynt: Gri Yankı
« : 09 Mart, 2023 23:13:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Sesi Hogwarts’ın üç köşesine ulaşmış; ona aşina kulakların dikkatini üzerine çekmişti. Üç kardeş en büyüklerinin olduğu odaya doğru teker teker gelmişlerdi. Önce gelen ikilinin seslerini uzaktan şarkıya eşlik etmeye başladıklarında işiten Briar’ın yüzüne bir gülümseme ilişti. Tanıdık iki ses en sonunda odayı bulduğunda kardeşlerine döndü. Fakat sakin halleri pek uzun sürmeyecekti. Çünkü sesini işiten üçüncü bir kişi daha vardı.

Başta kapının açılmaya çalışıldığını duymuştu Briar, ardındansa kapıya bir tekme atılmıştı. Tekmeler durmayınca tam kapıyı açmaya çalışan kişiyi korkutup kaçırmak için kapıdan fırlayacaktı ki kapının kırılmasıyla o sesi duydu. Başta işittiği sözlere içinde olduğu durumu fark etmeden gülmüştü. Fakat buna gülebileceği bir durumda değillerdi ve bu kapıyı kıran kardeşleri içeri girdiğinde tam anlamıyla belli olmuştu. Sürüklenerek kapıdan girdikten sonra ayağa kalkan Gaye’in gözlerinin onları bulduğunda dolduğunu görmesiyle bir şeyler demek istemişti, fakat doğru sözleri bulamadı.

Briar ne söyleyeceğini bilemez bir hale düşmüşken kardeşi Gaye içine girdiği duygulara tamamen kapılmış gibiydi. Sinirliydi büyük ihtimalle. Öyle olduğunu düşünüyordu Briar. Hakkıydı da sinirlenmekte, en sonunda terk edilmiş olan oydu. Kardeşlerini kaybetme acısıyla okul senesine devam etmek zorunda kalmış olan oydu. Yapayalnız kalmış olan oydu. Sinirlenmek onun en büyük hakkıydı. İşte bu yüzden kardeşinin elinin kafasındaki çiğ tavuğa gittiğini gördüğünde ne yapacağını tahmin edebilmişti.

Onu hedefleyerek atılan çiğ tavuk kafasının içinden geçmiş ve önünde durduğu camı kırarak Hogwarts arazisinin zemini bulmuştu. O an o kadar çok istedi ki atılan şeyin normalde olması gerektiği gibi kafasıyla buluşup ona büyük bir acı vermesini. Ama bunun yerine kafasından geçen çiğ tavuk şimdi bir grilikten başka bir şey olmayan tat dokularını çalıştırır gibi olmuştu. Duvarların içinden geçerken de hissetmişti bunu daha önce. Tadını tam anlamıyla elbette alamıyordu bu şeylerin. Fakat alabilecekmiş hissi bile bir heyecan kırıntısı hissetmesine sebep olmuştu.

Şu an bunları düşünebiliyor olması kendinden iğrenmesine sebep oldu. Arkasında doğru düzgün hiç düşünmeden bıraktığı kardeşi acısını ve sinirini kusuyorken bu kadar duygusuz bir şerefsiz olmamalıydı. Tüm bencilliğiyle onu yalnız bırakmıştı. Büyük kardeş olarak, bir abla olarak kardeşlerini düşünmesi gerekirken o bunların hiçbirini yapmamıştı. Arkada kalan kardeşini en çok düşünmesi gereken oydu. En büyük olarak bunu yapması gerekiyordu. Trenden her şeye bir son vermek için atlamak ne kadar çok istese de en büyükleri olarak arkada kalanları düşünmesi ve atlamaması gerekirdi.

Arkada acı içinde bıraktıkları kişileri en çok onun düşünmesi gerekirdi. Fakat o asla böyle biri olamamıştı. Bencildi ve kardeşinin yüzünü aylardan sonra yeniden görmek bunun yüzüne vurulmasını sağlamıştı. Her zaman önce kendisini düşünen iğrenç birisi olacaktı. Ölüm bile bunu değiştirememişti. Çiğ tavuğu fırlatmasının ardından siniri geçmemiş olacak ki kardeşi bu sefer de işaret parmağını onlara doğru doğrultmuştu. Olmayan akciğerleri ile iç çekmesinin ardından dudakları aralandı. Ama konuşmalarına izin vermeden susturmuştu Gaye ablalarını.

Genç sinirini, hüznünü ve acısını sözleriyle aktarırken izlemekten başka çaresi yok gibiydi. Birkaç defa araya girmek ve açıklamaya çalışmak istemişti. Fakat asla yapamadı bunu. Şu an ne söyleyebilirdi ki? Gaye odadan çıkıp giderken o yüzden hiçbir şey diyememişti. Yavaşça bu sefer kırık olan cama döndüğünde öldüğünden beri ilk defa şarkı sözleri dışında sözler döküldü dudaklarında.  Gecenin sessizliğinde bile pek duyulamayan bir fısıltıydı sesi sadece.

“Umarım cehenneme gitme şansını elde edebilirim kardeşim.”[/justify]

-Son-

[spoiler][justify]Selam~! Bunu kim okur bilmiyorum, fakat okunsun diye atmıyorum açıkçası. Word dosyalarımı gözden geçirirken karşıma çıktı bunu yazdığım dosya. Öyle köşede kalmış garibim atılan ve tamamlanamamış rp'lerin arasında. Ve dedim ki "Wow rp'yi o kadar yazıp paylaşmamış mıyım?". Acaba bir yerinde bir eksik var da ondan mı paylaşmadım diye şöyle bir gözden geçirdim. Ama rp işte, güzel falan idk. Başlığın birinci yıl dönümünde mi atsam acaba falan dedim. Fakat ben olmak üşengeç istememek beklemekle uğraşmak. O yüzden salmışke bunu buraya. bb[/justify][/spoiler]

2
Hogwarts Zindanları / Gri Yankı
« : 24 Mart, 2022 17:38:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Hogwarts zindanları her zaman olduğu gibi iç karartıcıydı o gece de. Öğrencilerin bu saatlerde dışarda olmayı tercih edenlerinin bile pek zamanını geçirmediği zindanlar tamamen boştu. Ya da öyle olması gerekiyordu diyelim. Ağır ağır dolaşan bir grilik vardı zindanlarda senenin başından beri. Belirli saatlerde ortaya çıkıyor sonra duvarların içinden geçip kayboluyordu. Bir siluet, bir hayaletti bu. Başı eğikti, amacının ne olduğunu bilmeden geziyordu bir dönem çok adımladığı bu zindanlarda. Her gün tanıdık varillerin önünde duruyor. Ardından sanki yukarı çıkacak merdivenlere yönelecekmiş gibi uzaklaşıyor ve duvarlardan birinden geçip kayboluyordu.
 
Yine o tanıdık variller önünde durmuştu. Artık oraya girebilmek için adı gibi bildiği ritimle en alttan ikinci sırada ortadaki varile vurması gerekmiyordu. Fakat yine de cesaret edemiyordu oraya girmeye. Görmek istemiyordu varilin arkasındaki tanıdık manzarayı. Neden tamamen yok olmamıştı? Neden hala buradaydı? Her şeyin bitmesi için olan isteği yeterli olmamış mıydı? Neden hala vardı? Ne idi onu burada tutan? Ölmeden önceki son anlarında düşündükleri miydi şu an burada olmasının sebebi? O yüzden miydi içeri girmeyi bir yandan asla istemiyor olsa da kendisini bu varillerin önünde bulması?
 
Soğuk zindanlarda kimsenin olmadığı bu saatlerden yararlanan genç kız uzunca durdu varillerin önünde. Onu gören birkaç Slytherin öğrencisinin ağır adımlarla ortak salonlarına doğru yollarına devam ettiklerini duymasıyla uzaklaştı varillerin önünden. Geç saatleri umursamadan dışarda olan öğrencilerin fark edilmeden ortak salonlarına dönmeye olan çabaları sayesinde fazla uzun süre orada durmuş olduğunu fark etti. Her zamanki gibi önce merdivenlere yöneldi. 
 
Başı eğik süzülüyor ve yolunu tamamlamaya çalışıyordu. Merdivenlerin oradaki duvarlardan geçip bir üst kattaki boş odalardan birinde sonlanırdı her gün yolu. Eskiden bu odayı kimin kullanmış olduğunu tahmin etmek bile zordu. Evcinleri sık sık geldiğinden Hogwarts’ın diğer her yeri gibi temizdi bu boş oda da. Ama içindeki eşyaların eskiliğinden belliydi uzun zamandır odayı kullananın pek olmadığı. Hogwarts'ın unutulan odalarından biriydi burası da. Köşelere itilmiş çeşitli kutular ve boş birkaç dolap değildi bunun anlaşılmasını sağlayan. Odanın en ortasında duran piyano ve üzerindeki seri numarası belli ediyordu bunu. 
 
Bu odaya ilk girişinde sadece on iki yaşındaydı. Kendisine bir saklanma yeri bulmuş olmanın mutluluğuyla parmaklarını tuşların üzerinde ilk gezdirişini hala hatırlıyordu. Şimdi ise sadece bir grilik gibi gözüken parmaklarını tuşlarının üzerine doğru götürüp içlerinden geçirebiliyordu. O artık hem yoktu hem vardı. Artık ne tam anlamıyla var olabilir ne de trenden atlarken tüm benliğiyle istediğindeki gibi tam anlamıyla yok olabilirdi. 
 
Parmaklarını ağır ağır piyanonun tuşlarının içinden geçirirken bir yandan da normalde odada o tuşlara basabiliyor olsa çıkacak sesleri mırıldanıyordu. Sesi boş sınıftan dışarıya ulaşıp Hogwarts koridorlarında yankılanırken uzaklaştı piyanodan. Odanın kapı karşısında pencerelerle dolu olan duvarına yaklaştı. En ortadaki uzun pencerenin önüne geldiğinde mırıldanmaya devam ediyordu hala. Mırıltıyla başlayan sesi yavaş yavaş daha da yükselirken elini pencerenin içinden geçirip dışarıya doğru tuttuğunda soğuğu nerdeyse hissedebilmişti.[/justify]

3
1865-1866 Eğitim Öğretim Yılı / Ynt: III. Kompartıman
« : 19 Kasım, 2021 15:08:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Uyuyamamıştı. İçinde saçma bir huzursuzluk vardı kızın. Saçma bir acı vardı yüreğinde sanki kalbi sıkışmış gibiydi. Evde olduğu gibi sıkışmış hissediyordu ama artık katlanılmaz bir hale gelmişti bu his. Diğer hislerini algılarını kapatmıştı. Kafasını dizlerine doğru eğdi bir müddet. Kollarını kulaklarına doğru götürüp o sinirlerini bozan kahkaha seslerini kapatmaya çalıştı. Ya birileri boğazları yırtılırcasına kahkaha atıyordu ya da kız olmayan sesler de duymaya başlamıştı artık. Rahatlamaya çalıştı. Sesleri kapatmayı, kafasını biraz da olsa rahatlatmayı denedi. Ama hiçbir şey değişmemişti. 

Sadece birkaç dakika öyle durduğuna yemin edebilirdi. Fakat kafasını geri kaldırdığındaki manzara daha uzun bir süre geçtiğine işaret ediyor gibiydi. Ne olduğunu anlayamamıştı başta. Cam bu soğukta niye açıktı. Soğuk havayı soluduğunda sızlayan burnu kompartımanın sıcak olması gibi bir sebepten açıldığına işaret etmiyordu. Donmak mı istiyorlardı?

Ölmek mi istiyorlardı?

Ama neden? Neden şimdi? Neden olmasın?

Konuşmaya çalıştı, yapmayın demeye. Ama sözler istediği gibi çıkmıyordu bir türlü. İstediği cümleler dökülse dudaklarından bir şey değişir miydi? Onu dinliyorlar mıydı sanki? Son bir güçle kızları durdurmayı bile denemişti. Başarılı olamayacağı belliydi oysa. Peki başarmayı gerçekten istiyor muydu ki? Onları durdurmayı gerçekten istiyor muydu? Kendisine şimdiye kadar acıdan başka bir şey getirmeyen bu hayat yaşama değer miydi?

Çektikleri zulme dur demeye çalışan kayıp ruhların yolculuklarına engel olmak ne kadar doğruydu?

Dedikodu havasında olsa bugün atlamaya yeltendiklerini bile göremeyecekti. Yeltenmek denemezdi tabii artık buna. Çoktan tırmanmışlardı pencereye. Bu noktada atladılar demek yanlış olmazdı herhalde. Acaba uzunca bir süredir hissettiği o boşluğun sebebi bugün olacaklar mıydı? Kalbinin sıkışmasının, boğuluyor gibi olmasının sebebi yaklaşanı hissetmiş olması mıydı? Kardeşlerinin yokluğu ile oluşacak boşluğa mı hazırlıyordu Tanrı denen varlık onu? Kim bilir belki bedenini ruhunun yokluğuyla gelecek boşluğa hazırlıyordu?

Sahi yaşamak için bir sebebi var mıydı? Yoktu. 

Atlamak için önünde bir yol açılmışken onu durduran neydi? Bitmek tükenmek bilmeyen umudu onu karanlıklardan çıkarmayı başarabilmiş miydi? Hayal dünyasının içine her atlayışında, kendini sadece oradayken mutlu buluyor olmasına rağmen çıkmak zorunda kalmıyor muydu oradan? Her şeyi düzeltmek, hayatını düzene sokmak için en sonunda çoktan geç kalmıştı. Denemenin, çabalamanın bir anlamı var mıydı artık?

Uzun zamandır her şeyin sonlanmasını diliyordu. Neden harekete geçmiyordu ki? Her şeyi düzeltmeye çalışmaktan daha kolaydı bu. Hem her zaman kolay yolu seçen biri olmuştu, alışık olduğu kolay yolu seçmek onun için en mantıklısıydı. Bedensel olarak yapacağı iş kolaydı. Atlayacaktı ve her şey bitecekti. Zihinsel olarak da zaten uzun zamandır hazırdı sona gelmeye. Her şeyi sonlandırmak, atlamak ve ecelin onu kucağına almasına izin vermek. Cehennem varsa oraya gideceğine emindi ama bu umurunda değildi. Cennet onun gibi bir yılan için seçenek değildi.

Kardeşleri birbirlerine bakarken aradıkları o son işareti bulmuş gibiydi. Ölüme giden yolda son bir işaret. Önce en genç olanı Cecilia atlamıştı. Sonra ise Rosalind. Son bir defa dönüp Gaye’a baktı Lorraine. Hala uyuyordu. Bu kadar şey yaşanırken uyuyabilmiş olmasına hayrandı. En iyisi buydu onun için, görmemek. Sonra öğrenmek. Dudaklarından dökülen son bir sözcükle atladı.

“Hoşçakal.”


Öldüm mü 1d10 : 5, total 5

[/justify]

4
1865-1866 Eğitim Öğretim Yılı / Ynt: III. Kompartıman
« : 18 Kasım, 2021 23:47:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Nefret ettiği yaz bitmiş korktuğu eylül ayı gelmişti. Hogwarts’a dönecek olması en ufak bir heyecan kırıntısına bile sebep olamıyordu kızın içinde. Okula dönmeyi hiç mi hiç istemiyordu. Yazdan kurtulduğu için mutluydu ama yazın bitiminin okula açılıyor olması üzüyordu kızı. Ne diye uzun üç aylık tatil yaza konuluyordu anlamıyordu. Kış ve sonbahar gibi mükemmel iki mevsimi okulda geçirecek olması her zaman olduğu gibi sinirini bozuyordu.

Kardeşlerinin kendisinden uzaklaştığını ve trene doğru ilerlediğini fark etmeyen genç kız kendisini duraklarken bulmuştu. Trene binmeyi hiç mi hiç istemiyordu. Çevresinde gördüğü her tanıdık yüz onu geriyor geri adım atmak istemesine sebep oluyordu. Yeni bir yıla asla hazır değildi.

Kendi binasından birkaç kişi yanına geldiğinde kardeşlerinin arkasında kaldığını ve onca kişinin ortasında bir aptal gibi trene bakarak durduğunu fark etti. Gözleri biraz kardeşlerini aradı ama en sonunda trene bindiğinde onları bulma kararı aldı. Hem hiç konuşmadan gitse ayıp olurdu herhalde.

Etrafındakileri dinliyormuş gibi yapmaya başladı, arada kısa cevaplar da veriyordu. Ama bir anlam asla ifade etmeyen cevaplardı bunlar. Konuşma ne hakkındaysa onun hakkında düşünecek hali hiç yoktu. Kafası fazlasıyla doluydu. Zaten büyük ihtimalle kızın en sevmediği yaz ayını nasıl geçirdikleri hakkında konuşuyorlardı.

Sonunda konuşmaların azalması ve trene doğru ilerlenmesi ile bir iç çekti genç kız. Elindeki çatası dışındaki eşyaların trene yerleştirilmesi ardından trene açılan kapılardan birine ilerledi Ama iç çekmek için daha erkendi. Trene binmesi ile konuştuğu gruptan birisi durdurmuştu kızı.

“Bizimle otursana. Hem Matilda’yı bu yaz nerde gördüm inanamazsın. Tüm detayları konuşmamız lazım.”

Karşısındaki iki kızdan Hulda’yı dinlerken kendini gülümsemeye zorladı. Dedikodudan başka bir şey düşünemiyor muydu bu kız? Hulda'nın yanında onunla birlikte kızın söylediği şeye kahkahalarla gülen Mona’ya baktı biraz da. Hulda'dan bir farkı kalmamıştı artık onun da. İki kıza en sahte kahkahasını verdikten sonra konuştu Lorraine.

“Kardeşlerimin yanında olmayı  tercih ederim. Yine de sorduğun için çok teşekkürler.”

Yüzünde tutmaya çalıştı gülümsemenin yanaklarını uyuşturduğunu hissedebiliyordu artık. Daha fazla bu sahteliğe dayanamayacağını hisseden Lorraine, kızların arkasındaki Vito’ya gelişi güzel bir baş selamı verdikten sonra hızlıca treninin önünden arka kısımlarına doğru ilerledi.

Yanından her geçtiği kompartımanın içine bakarak hızlı adımlarla, yanından geçtiği kişilerin yüzüne bakmamak için elinden  gelen her şeyi yaparak ilerledi genç kız.
 
En sonunda kardeşlerinin olduğu kompartımanı bulmasıyla kapıyı açmış ve hızlığa içeri girmesinin ardından kapatmıştı. “Selam.” Bir kişinin kaplamasından daha fazla yeri kaplayan kardeşi Gaye'a kaşlarını çatarak baktı. Koltuğa tamamen yayılmış kardeşine bir tane patlatma isteğini bastırmak için elinden geleni yaptı. Ve derin bir nefes aldıktan sonra gördüğü bir boşluğa oturdu ve elindeki çantasından bir kitap çıkardı. Kitabı kucağına çantayı da yere koydu.

Kitaptan kafasını kaldırıp kardeşlerine baktığında Cecilia’nın dalgınlığı dikkatini çekmişti. Ama kızı yalnız bırakmanın en iyisi olduğu kararını aldı. En sonunda bazen insanın tek ihtiyacı olan kısa da olsa bir sürelik yalnızlıktı. Gaye’a döndü. Az önce anlayamamıştı ama o da uyuyor gibiydi. Rosalind’e baktı son olarak. Konuşmak istese tek seçeneği o gibiydi. Konuşmaya fazlasıyla ihtiyacı vardı aslında. Ama Hulda ile olan karşılaşması neredeyse tüm enerjisini alıp götürmüştü.

Komik olansa konuşmaya ihtiyacı olmasının sebebi de onlarla karşılaşmasıydı. Hayatında hiç bu kadar gerçekçi yalanlar söyleyen birileri ile karşılaşmamıştı. Arkadaş kelimesini fazlasıyla kolayca kullanan bu yalancılar her defasında arkadaşı olduklarını iddia ediyorlardı. Sinirini bozuyordu bu durum artık. Sadece konuştuğu kişilerin saçma iddialarına inandığından daha önce çok kalbî kırılmıştı. Ama o kadar gerçekçiydi ki yalanları inanmak istiyordu onlara. Gerçek olsun istiyordu her şey.

Kafasını kitabına çevirdiğinde çok severek aldığı bu kitabı bile okuyacak halinin olmadığını fark etti genç kız. Gözlerini kitabın sayfalarından öylesine gezdiriyordu sadece. Okuyordu aslında ama kelimelerin sanki hiçbir anlamı yoktu. Bir paragrafı anlamak için verdiği uzun çabasının ardından vazgeçti. Olmuyordu. Aptal olmak en sonunda çözümü olan bir şey değildi. Kabullenmek gerekti bir noktada.

Kitabını fazla ilerleyemediği için kaldığı yeri işaretleyemeye uğraşmadan çantasının içine geri koydu. Camdan dışarı baktı biraz. Yan kompartımanlardan ve koridordan gelen kahkahalar sinirlerini bozuyordu kızın. Ne bu kadar komik olabilirdi? Kulaklarını kapatmamak işin kendisini zor tutuyordu. Gaye'ın neden uyduğunu şimdi anlıyordu işte. İşkence gibi uzun geçen bu yolun ne kadarını hatırlarsa kişi o kadar iyiydi.

Arkasına yaslandı ve yolun geri kalanını uyuyarak geçirmeyi umarak gözlerini kapadı Lorraine.[/justify]

5
Birleşik Krallık / Bitmeyen Bir Umut
« : 18 Kasım, 2021 23:32:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Tarih: Temmuz 1865

Güneşli bir günde yürüyüşe çıkmıştı genç kız. Temmuz ayının çoğunun güzel hava olarak tanımlayacağı bir günüydü. Lorraine’e göreyse kâbus gibi bir havaydı. Tüm bir yaz boyunca kapalı alanlarda kalmaya çalışıyor olmasının sebebiydi böyle günler. Bugün de aslında pek değişen bir şey yoktu. Yazdan hâlâ nefret ediyordu. Güzelliklerine âşık olduğu çiçeklerin kokuları onu boğuyor, dışarda oynayan çocukların sesi başını ağrıtıyor, sokak köşesinde konuşan kadınların kahkahaları sinirlerini bozuyordu. Ve o neden dışarı çıktığını tam da bilmiyordu. 

Yürüyüşleri hiç sevmezdi, gitmesi gereken bir yer de yoktu. Evde çok durduğundan hava alsın diye dışarı atan da olmamıştı. Ama zorunda olmamasına rağmen sabah apar topar çıkmıştı evden. Kahvaltısını yarım bırakmış arkasından kimden geldiğini umursamadığı nereye gittiği hakkında olan soruya cevap bile vermeden kapıdan çıkmıştı. 

Havanın sıcaklığını uzun zamandır dışarı adım bile atmadığından bilmeyen genç kız tabii şemsiyesini almayı unutmuştu. Şemsiyesini en çok işine yarayacak günde unutmuştu. Ve kavurucu yaz sıcağı altında kafasındaki şapkası genç kızı pek de koruyamıyordu. Hatta güneş altında dura dura o da yanıcı bir madde olma yolunda gidiyor gibiydi. Şapkasından saçlarına oradan da tenine değen sıcaklıktan anlayabiliyordu bunu. Bu yetmiyormuş gibi korsesi ve teni arasında kalan bez parçası uzun süredir yürüdüğünden içerde katlanmış ve rahatsız edici bir hal almaya başlamıştı. Korsesini giyerken biraz daha vakit harcasa böyle bir sorunu olmazdı tabii, fakat hızlıca çıkmak istemişti evden.

Bugün evde durma düşüncesinin onu niye bu kadar rahatsız ettiğini bilmiyordu. Sabah kalktığında kendini sıkışmış hissetmişti. Sanki odasının duvarları üzerine doğru geliyor, kızı eziyordu. Alışık olduğu bir durumdu bu.

Şu son günlerde evde zaten hep boğuluyor gibi hissediyordu. Geçen yaz bunu odasından çıkmayıp kendini rahatlatmaya çalışarak çözmeyi denmişti hep. Fakat artık yalnız kalması bile Lorraine'i rahatlatamıyordu. Tabii zaten evde kardeşleri ile ne kadar yalnız kalabileceği tartışılırdı. Evin boş bir odasına girip rahatlamaya çalışması hep birinin içeri girmesi veya onu çağırması ile sonlanıyordu. Ama uzun süre yalnız kalabilse her şey düzelecek miydi ki? O uzunluğunun ne kadar olması gerektiğini bile bilmediği, fakat fazlasıyla ihtiyaç duyduğu süre geçse kendisinde yeniden ayağa kalkmasına yetecek enerji bulabilecek miydi? Peki bir şey değişecek miydi yeniden ayağa kalksa? Her şey düzelecek miydi sanki yeniden çabalasa?

Soruların hepsine içinden güçlü bir ses hayır cevabını verse de her şeyi öylesine köşeye atamıyordu. Ama hayır yanıtını değiştirmek için adım da atmıyordu. Karanlık günlerinin sonunun aydınlığa çıkacağı üzerine saçma bir umudu vardı. Fakat bu düşüncenin peşinden koşamayacak kadar da korkaktı. ‘Çabalarıma rağmen yine düşersem, bu sefer ayağa bile kalkamazsam ne olacak. Yenilgiyi yeniden kaldırabilecek gücüm var mı?’ 

Ufak tepenin üstündeki meşe ağacının altına gelmesi ile adımlarını durdurdu. Tanıdık ağacın altına yavaşça oturdu. Kendisine rahat bir pozisyon bulmaya uğraşmadan başını ağrıtan bahar kokularını içine çekti. Sırtını ağaca yaslayıp gökyüzüne baktığında sabahki maviliğin kalmadığını görmesiyle gülümsedi genç kız. O çok sevdiği hayal okyanusunun derinliklerine dalarken düşünmeden edemedi. Kendini gerçekleşmesi için çabalamadığı bu boş umutlarla daha ne kadar kandırabilecekti?[/justify]

6
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / Lorraine Briar Lacroix
« : 04 Ekim, 2021 02:05:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Lorraine Briar Lacroix

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Çevresindeki çoğu kişi tarafından sebepsizce sinsi bulunan birisidir. Hogwarts’ta ilk yıllarında insanlarla kaynaşmaya çalışır, ama bu çabaları çoğu zaman hüsranla sonuçlanır. Sonuçlanmadığı sürelerde edindiği arkadaşlarına da zaten oldukça bağlıdır. İnsanlarla yakınlaşmayı beceremiyor olsa bile tuhaf bir şekilde herkesin yanında rahat hissettiği birisidir. Ya da dur biraz fazla mı rahat desek. İnsanlarla yakın bir ilişkisi olmasa bile birçok kişi gelip dertlerini anlatmaktadır genç kıza. Bu da tabii kendisinin birçok sırrı bilmesiyle sonuçlanır. Ama fazlası ile sessizdir. İş dedikoduya geldiğinde sadece dinlemekle yetinir. Tüm okulu bir kaos alanına çevirebilecek kadar dedikodu bilen kızcağıza insanların belki de yaklaşmak istemiyor olmasının sebebi budur. Olağan dışı sessizliğidir belki de herkesi kaçıran. Sessizliğinin altında bir şeytan sakladığından korkuyordur belki insanlar.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Üç kız kardeşi olan bir melezdir. Çocukluk yıllarında fazlasıyla konuşkan olmuştur. Şarkılar söylemeyi ve dikkatleri üzerine almayı çok sevdiği için nereye gitse gözler parıldayan o küçük kızda olur o yıllarda. Ama her şey kendi yaşıtlarıyla aynı ortamlara sıklıkla girmeye başlamasıyla değişir. Zorbalığa uğrar. Sesinden iğrendiğini söyleyen birisinden sonra da susmakta bulur çareyi. Ve bu işleri daha kötü yapar. Dikkat çekmeyi seven ve ilgiyle beslenen kızın ilgiyi üstüne sessizliği yüzünden alamaması özgüvenini fazlasıyla sarsar. En sonunda ise maalesef ki bu sessizliğe alışır ve yalnız anlarında huzur bulur. Hogwarts’a gelmesi ile her şeyin değişeceğine inanır, fakat insanlara burada da sessizliği batar. Birkaç arkadaş edinir ama bunların bir kısmını da ilerde yavaş yavaş kaybeder. Her seferinde biten arkadaşlıklarda suçlanan taraf olunca da içine kapanır. İnsanlara olan bakışları soğuklaşır, aklından ne geçtiği hakkında en ufak bir fikir bile edinmenizd izin vermeyen bu yüz ifadesi bile bazı birinci sınıfları korkutup kaçırmaya yetecek derecededir. Çoğu kişi tarafından yüz ifadeleri yüzünden farklı farklı konularda yanlış anlaşılır. Bu sebeplerden insanlar hakkında birçok dedikodu uydurmaya başlar. Ama en sonunda kız kardeşleri dışında kimse hakkında en ufak bir şey bile bilmemektedir.

İstediğiniz Sınıf: VI. Sınıf

Karakterinizin BYS Sonucu: Biçim değiştirme, sihir tarihi, eski yazıtlar ve antik rünler derslerinde üstün bir başarı gösterir ve Olağanüstü 'O' notu ile geçer. Bu notları sayesinde önüne bir çok kariyer yolunun açılmasını da elbet tabii sağlar. Fakat kendisi tamamen büyü içermeyen bir kariyer alanının hayelini kurmaktadır. Bunun dışında tılsım ve aritmanside de ucu ucuna geçer notlar, yani Kabul Edilebilir 'A' notları almayı başarmıştır. İksir, bitkibilim ve karanlık sanatlara karşı savunma derslerinden ise fazlası ile düşük notlarla kalmıştır.

İstediğiniz Bina: Hufflepuff

Büyü Yatkınlıkları

  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 2
  • Tılsım Gücü: 7
  • İksir Gücü: 2

7
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 02 Ekim, 2021 20:19:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Lorraine Briar Lacroix - Emma Watson

Sayfa: [1]