17 Nisan, 2026 09:31:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Eurus Medea Soleil

Sayfa: [1] 2
1
Düello Salonu / Ynt: [Final] Eurus Medea Soleil v Mirabelle Starlight
« : 14 Nisan, 2022 23:45:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Üzerlerine fırlayan oklar ve kılıcını savuran şövalyeler mi? Bir düello turnuvasından çok gerçek bir savaşı yeniden canlandırıyorlardı sanki Hogwarts’ta. Birbirlerine verecekleri zarar yetmiyormuş gibi bir de üzerlerine ok mu fırlatıyorlardı gerçekten? Ares’in gazı ile düello turnuvasına katılmaya ikna olduğu için lanet okudu Eurus. Ucu ucuna kurtulduğu saldırıyı bir sonraki hamlesinde lehine çevirmesi gerekiyordu. Karga kılıklı kız kendince akıllılık yaptığını sanarak kendine bir koz vermişti bu konuda. Madem bu şövalyeleri kendisinden uzak tutmak için ışıklı şeyler gerekiyordu o zaman onlara istediklerini verirdi. Ravenclaw kravatını çıkardı hızlıca, bu maça özel sevgilisiyle değişmişlerdi kravatlarını. Bir top haline getirdi ve asasını doğrultarak “Caerupana Flama!” sözlerini haykırdı. Kumaş yavaş yavaş elini yakmayan alevlerle kaplanırken bu sefer de zırhlara döndü. “Bunu kovalayın siktiğimin tenekeleri!” Kravatı havada salladı ve Mirabelle’in saklandığı kulübeyi hedef alarak hızla fırlattı.

Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 3, total 3

2
Düello Salonu / Ynt: [Final] Eurus Medea Soleil v Mirabelle Starlight
« : 14 Nisan, 2022 23:06:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eurus’un hazzetmediği şeylerin listesi tutulmaya kalkılırsa bu parşömen öylesine uzun olurdu ki Hogwarts’ın en yüksek kulelerinden en aşağıya kadar sarkıtılabilirdi rahatlıkla. Ve Mirabelle Starlight’ın bu listede başları çektiğini söylemek hiç de yanlış olmazdı. Sevgilisiyle başlayan Düello Turnuvasının son turunun bu kızla denk gelmesi ise Tanrı’nın küçük bir şakası değil de neydi? Çevreden üzerlerine gelen oklar yüzünden bir anlığına dikkatinin dağılması ile saldırısını ıskalamış olsa da kızın büyüsünden kaçmayı başarmış ve bir kez daha saldırı şansı elde etmişti genç cadı. Kararlılıkla çekti asasını, bu sefer kızı değil platformlarına düşmüş moloz ve okları hedef alacaktı saldırıda kullanmak için. “Oppungo!”

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 1, total 1

3
Düello Salonu / Ynt: [Final] Eurus Medea Soleil v Mirabelle Starlight
« : 14 Nisan, 2022 22:28:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Shakespeare Romeo'yu Juliet'in balkonunda bekletti onun şiirler söylemesini, aşkını aptallığıyla göstermesini sağladı; tabii bütün bunlar 300 yıl önce yaşanmış ve dünyanın her yerinde, her türlü sahnesinde defalarca sunulmuştu sanata aşık insan gözüne. Shakespeare ne bilecekti yeni bir çağ açtığı tiyatro sanatının bir gün buna evrileceğini?

"Suratıma öksürmesen keşke," dedi Eurus göz devirirken. Birkaç saniyelik bir düşünme sürecinin ardından (kayda değer bir kısmı geçen yaz izlediği oyun hakkındaydı) "Lingubuccina!" diye bağırdı Mirabelle'in kasılmış suratını hedef alarak. Planı büyünün yapması gereken şeyin harfiyen gerçekleşmesiydi; Ravenclaw'ın dilini boynuza çevirmek istemişti.

Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 10, total 10

4
Düello Salonu / Ynt: [Final] Eurus Medea Soleil v Mirabelle Starlight
« : 14 Nisan, 2022 22:02:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hogwarts arazisi şanının hakkını veren bir orkestra gibi uğulduyordu o akşam; yaprakları rüzgarın savruk ritmiyle hışırdıyor, çimenleri ağaçlara, renk renk meyvelerle kaplı çalılara ve sayısız esrarengiz yaratığa çarparak eşlik ediyordu doğanın oluşturduğu sonata. Tribünler boyunca heyecanlı öğrenciler dizilmişti; onların çığlıkları viyolonsel müziği yarmaya çalışan flütler gibiydi; tiz ve kararsız, ayarsızca yükseliyorlardı coşkuyla. Profesörler bile kendi aralarında fısıldaşmaya başlamış, kimin kazanacağı konusunda bahisler döndürmüşlerdi el altından. Bir kısmı sadece göz korkutma faktörüyle bile Eurus'a yanaşırken geri kalanları Mirabelle'in daha güçlü olduğu konusunda diretiyordu; bunlara birkaç metre uzaktan kulak kabartan Eurus ise, eh, iyice öfkeleniyordu.

"Bütün gece horladın," diye devam etti ne kadar sürdüğü bilinmeyen azarına. "O saatte kalkıp büyü kitabını karıştırmak zorunda kaldım! Neden biliyor musun sevgilim? Çünkü Merlin'in cezası kulak tıkaçları bile senin horultunu kesemedi."

Ares o sırada ağzında su olsa ağzını gösterişli bir fıskiyeye çevirecek şiddette güldü; sevgilisinin gerginliğinden zevk alan tek büyücü olabilirdi bütün Hogwarts'ta. "Ben horlamam bir kere."

Eurus cevap vermek yerine burnundan soluyarak kafasını çevirdi; gözleri düellonun olacağı ring etrafında dolaşıyordu. "Bu da gelecekte biyografimi okuyan insanların hakkımda ne düşüneceklerine karar verdiği o bölümlerden biri, değil mi?"

"Ben şimdiden söyleyeyim, gelecekte evlenmiş olacağız."

"Galiba onların benden cidden nefret etmesini sağlayacağım," diye mırıldandı Ares'i duymamış gibi.

"Üzerin tezekle kaplı olsa bile senden nefret etmem."

Genç kız hafifçe gülümsedikten sonra dudaklarına yapıştı sevgilisinin; bir yandan da boynunu tutmuş, aralarındaki boy farkını en aza indirgemeye çalışır gibi kendine çekmişti. Şans öpücüğünü alır almaz Mirabelle'in onu beklediği platforma çıktı, "bol şans" dercesine sırıttı ona da. Eğlenecekti.

5
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: [Güç Puanı Dükkanı] - Havuz Hesabı Başvuruları
« : 11 Mart, 2022 00:49:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eurus havuz hesabım olsun istiyorum. Öldürme ihtimalim en az olan o gibi :')

6
Kara Göl / Athelia
« : 23 Şubat, 2022 13:05:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[youtube width=500]https://www.youtube.com/watch?v=xXFdnHiGwos[/youtube]

༻✦༺  ༻✧༺ ༻✦༺

Sahne ışığı bulutların arasına saklanmış aydan yansıyordu; duman, geceyi kaçırmamak için sessizce yükselen duman, peri tozu gibiydi, arasında kol gezen ve denetleyen kül ise Tinker Bell'den başkası olamazdı bu durumda. Peter Pan'a uçmayı öğretiyormuşçasına ay ışığında yükseliyor, yükseliyor, yükseliyordu; kahkahaları Athelia'nın derin nefesinde yankılanır ve kül parçaları ağacın yapraklarına ulaşacağa, hatta daha da ötesine ilerleyeceğe benzerken bir anda gülümsemeyi unuttu ve dalından ayrılan bir yapraktan da hallice çimenlere ilerledi, birkaç saniye içinde toprak zemini boylayacaktı. Bu döngü sona ermemişti ki Athelia sigarasını kavrayan parmaklarını gevşetti ve bir nefes daha çekti; duman sararmış tırnaklarından başlayan yolculuğuna doğru acele etti.

Birkaç adım uzakta, belki daha da uzakta, genç kızın istese bile ardını göremeyeceği sisin arkasında saat hafifçe çınladı; devasa akrep yelkovanı geçmenin haklı sevinciyle bir anlığına titredi ve çok daha uzun sürmüş gibi hissettiren o saniyenin ardından tik'ler tak'lamaya, Athelia dikkatini sigarasına yöneltmeye devam etti. Onu izleyen ve ceza verene kadar ne kadar süre geçeceğini bilemeyen, kendine sinirlenen Eurus ise saklandığı ağacın arkasında huzursuzca kıpırdandı; soluk gözlerinde tuhaf bir bakış vardı.

Athelia'da tacını kaybetmiş bir kraliçe güzelliği sezmişti; oraya gelirken her adımında zarafetiyle devriliyordu çimenler, geçmesi için yol açıyorlar, bir çeşit geçit oluşturuyorlardı; onu kırmak, zarar vermek istemezmiş gibi bir halleri vardı. Mor gözleri gerçek dışı bakışlarıyla aydınlanıyordu ve yüzünün geri kalanı bir ölününki kadar solgun, ancak o kadar cansız olsa da güzelliği reddedilemez bir gerçekti, ay ışığı güçlendikçe onun suratı da elle çizilmişe benzeyen bir ihtişamla parlıyordu. Gözlerinin buluşma talihine eriştiği her insan hiç şüphesiz ona aşık olacaktı; sigarasını ince parmakları arasında çevirme şekline, solgun bir kırmızıya boyadığı dudaklarına değdirirken içeri çektiği yanaklarına, pürüzsüz teninin altında yükselen elmacık kemiklerine tapmak isteyeceklerdi. Ve Eurus onu süzerken hayatında ilk defa kıskançlığın ekşi hissini duymuş; yüzünü bulamasına, gözlerini nefretle kısmasına göz yummuştu.

Athelia güneş ortalarda görünmediğinde, vardiyası sonlandığında ve boşluktan başka bir şey barındırmayan gök bulutlarla kaplandığında her şeyin ne kadar sessiz olduğunu fark etti. Bacağını biraz bile kıpırdatsa toprağın yumuşak devrilişini, göldeki her şapırtıyı, yapraklar arasında gidip gelen hafif esintiyi duyuyordu; işaret parmağıyla küllerini dökmek için sigaraya bastırdığında dokunuşunun sesini, dumanı ciğerlerine kabul ederken çıkan çıtırtıyı işitiyordu ve bu koşullar altında ondan biraz uzakta duranı, ses çıkarmamaya çalışmasına rağmen onu ele veren nefeslerini de fark ediyordu. Ortaya çıkma niyetinin olduğunu ancak cesaretini toplayamadığını, belki de ona ne söyleyeceğini bilemediğini de anlamıştı. Ama bu durum sinirini bozması gerektiği kadar bozmuyordu. Hoşuna gidiyor denebilirdi bile, ilgisini çekmişti.

"Kendine eziyet etmesene," diye seslendi kafasını çevirmeden. "Burada daha bir sürü yer var."

Eurus sesli bir nefes verdi. Nefesi sisle kaplanmış havada birkaç saniye asılı kaldı, hayır, börtü böceğin gezdiği iğrenç toprağa oturmayacağım düşüncesinin beyninde gelişip sesli bir reddedişe dönüşmesine izin verecek kadar uzun bir süre geçti aradan. Athelia cevap olarak güldü.

Sigarayı fiyakalı hareketlerle çimene bastırdıktan sonra ayaklandı, eteğinden börtü böceği silkelerken bir yandan gülüşünün sırıtışa, ardından birkaç dakika önceki ifadesizliğe dönüşmesine göz yumdu. Hareketleri ağır ve nazikti, ama bakışları, parlak gözlerinden ayrılarak karanlığa meydan okuyan bakışları son derece çocuksuydu; Ravenclaw cübbesinin yenini yırtarak yaptığı bileklik incecik bileklerini gizlerken saçlarını da aynı zarafetle düzeltti. Ardından Eurus'un kıpırtısız onu beklediği ağaca doğru ilerledi, çatılmış kaşlarından titremesine neden olan geceliğine kadar her şeyi inceledi. "Aramızda kalsın, olur mu?"

"Adın ne?" dedi Eurus, onu duymamış gibi. "Bölüm başkanına seni elbette şikayet edeceğim, bir isim de lazım olabilir."

"Beni şikayet etmeyeceksin."

"Öyle mi?"

"Öyle."

"Niyeymiş o?"

"Beni şikayet edecek olsan çoktan ederdin de o yüzden. Moron gibi yarım saat boyunca bir ağacın yanına çöküp n'apıyordun, sigara içmeyi mi öğreniyordun?"

Athelia'nın bakışları ve sesi öyle aşağılayıcıydı ki "moron" kelimesi onun ağzından çıkmak için fazla nazik, fazla yumuşak gelmişti; zarafetini bir anda kenara bırakmış da değildi, kafasına kitap konulsa sırıtmayacak kadar iyi korumuştu duruşunu. Ve yüzündeki sırıtış dudaklarını kenara çekmiş, birkaç çilin pürüzsüz teninin etrafında parladığı yanaklarını oynatmıştı; her nasılsa, bu bir insanda nasıl mümkün olabilirse, o sırıtış da kolaylıkla iltifatın ardından gelen bir samimiyet ifadesi olarak algılanabilirdi. Eurus büyülenmişti. Kendi öfkesini koruyamayacak kadar büyülenmişti hatta.

"Bir anlığına büyüleyici güzelliğin dikkatimi dağıttı." Bakışları alaylı sözlerinin doğruluğunu itiraf edercesine yumuşamıştı, kaşlarını çatılı tutmakta zorlanıyordu.

Athelia yine güldü. Yaptığı etkinin farkında olan birinin gülüşüydü bu, yüreğinde pır pır atan bir egonun gizli gösterişiydi. Çünkü gülerken bile gözlerindeki bakış aynı kalmış, etrafında yayılan enerji biraz olsun değişmemişti. Üzerinde soluk, yaprakları dökülmüş bir gülün özenle çizildiği çakmağını çıkarırken bir sigara da Eurus'a uzattı, muzır gülümseyişi yine canlanmıştı. "Sinirlerini yatıştırıyor. İnan bana," diyerek yaktı kendisininkini.

Eurus gergin tutuşunun kurbanı dalı kırarken Athelia çoktan arkasını dönmüş, oturduğu yere doğru ilerlemişti. Bu defa diğeri de peşinden gitti. Athelia gülümseyişini bir anlığına bile düşürmeden elindekini uzattı, kendisine yeni bir tane yaktı. Genç kız ilk nefesini çekerken onu izledi ve ekledi: "Ben Athelia bu arada."

7
Düello Salonu / Ynt: [Son 16] Eurus M. Soleil v A. Ares Caldecott
« : 20 Şubat, 2022 19:18:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Son birkaç dakikada söz konusu olan ifade değişimi şimdi çarpılmıştı. Bütün yüzü çarpılmıştı. Başka herhangi bir şeyden değil. Altta olduğu için (şansına sıçmak istiyordu), sevgilisiyle düelloda olduğu için (o gerçeği çok geride bırakmıştı), münasebetsiz çığlıklar için değil (buna yorum bile yapamıyordu). Hayır, bunların hepsi, Ares'in demirbaşın sertleşmiş olduğu gerçeği kadar onu boşluğundan yakalamamıştı. "Sevgilim," diye fısıldadı Ares'in pantolonunu indirirken. "Sikin canımı acıtıyor."

"Spongify."

Büyü işe yararsa neler olacağını kelimelere dökmeme gerek var mı? Sikini hedef almıştı. O kadar yeterli.

Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 7, total 7

8
Düello Salonu / Ynt: [Son 16] Eurus M. Soleil v A. Ares Caldecott
« : 20 Şubat, 2022 18:56:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eurus'un tiksinmiş ifadesi şimdi de şokla aydınlanıyordu, iyi mi? Ares'in o kement hareketiyle ne yapmayı planladığı eş zamanlı olarak yaladığı dudaklarından, pis sırıtışından ve hala bozmadığı gevşek duruşundan belliydi. Başka bir zaman olsa, yalnız oldukları, gururunun buna bağlı olmadığı ve Hogwarts öğrencileri tarafından izlenmedikleri bir an olsa (ki bu insanların kayda değer bir kısmı intikam listesinde ünlem işaretleriyle bulunuyordu) hiç şüphesiz bulunduğu noktada erirdi, oysa şimdi aralarındaki ilişkinin düelloda ona karşı bir koz olarak kullanıldığını varsayacak kadar öfkeliydi. Asasını almak için acele etti ve aralarındaki mesafenin azaldığı gerçeğini (o kadar ki Ares'in onu öpmek için kemente ihtiyaç duymayacağı aşikardı) görmezden gelerek ondan uzaklaştı, bir yandan da büyüyü yaptı: "Slugulus Eructo"

Büyü işe yararsa sevgilisi ondan güvenli bir uzaklıkta salyangoz kusacaktı. Gözlerinden yaş gelene kadar.

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 3, total 3

9
Düello Salonu / Ynt: [Son 16] Eurus M. Soleil v A. Ares Caldecott
« : 20 Şubat, 2022 18:12:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eurus yüzünü buruşturdu. "Merlin," diye mırıldandı kendi kendine, birkaç saniye içinde bunun acısını çıkaracaktı. Ares'in flörtöz olarak adı çıkmasının bir nedeni vardı, onunla olmadan önce (ve sıkıldıysa sonra da) etrafa cazibesini ve büyüleyici sözlerini yayarak gezerdi, rastgele kızlara "güzelim" diye hitap etmeler, sinirini bozanlara "çiçeğim" "böceğim" lakapları... Çiçekler ve böcekler birer lakap olmadan önce yeterince sinir bozucu değilmiş gibi!

"Everte Statum!" diye bağırdı selamının hemen ardından. Büyü işe yararsa, açıkça, Ares'in havada taklalar atarak geri uçmasını bekliyordu, tercihen kıçının üzerine düşebilirdi.

Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 1, total 1

10
Düello Salonu / Ynt: [Son 16] Eurus M. Soleil v A. Ares Caldecott
« : 20 Şubat, 2022 17:51:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eurus'un alışageldiği üzere sinirleri bozuktu, hiç şüphesiz. Kafasında her zamanki tilkiler dönmeye devam ediyor ve sağ gözü seğiriyordu; peki, etrafında yükselen gürültü ve heyecana rağmen, sağ gözünün seğirmesi normal sayılmazdı. Ama bütün o negatif duygular bir yana o da heyecanlıydı, hem de nasıl heyecanlıydı, çıkmaya başladıkları günden (ve öncesinden) beri Ares'le ayrılsalar kimin kimi öldüreceğini merak ediyordu ve bu vesileyle cevabı öğrenecekti, umduğundan daha sakin bir şekilde.

İzleyenlerin çoğunlukla sevgilisinin tarafını tutacağını tahmin edebiliyordu, buna şaşmıyordu da, kendisinin daha uzun vadeli başarılara yönlendirdiği enerjiyi çok sevgili erkek arkadaşı popülerliğini ve çekiciliğini korumaya adamıştı o güne kadar, onun için toplumu geride bırakmak ne kadar önemliyse Ares de kitleleri etkilemeyi o kadar benimsemişti. Ve şimdi, maça çıkmadan hemen önce, Ares'e bağırılan sevgi sözcükleri ona lanet okumalar ve kaybedeceğini duyurmalar (ummalar, daha doğrusu) olarak dönüyordu, yanındakinin sırıtışına bakılırsa da her zamanki kadar büyük bir keyif duyuyordu öfkesinden.

"İyi," diye mırıldandı çıkmadan önce, bastırılmış öfkeden sesi titriyordu. "Sen merak etme, hepsinin adını intikam defterime yazdım bile."

11
Hogwarts Zindanları / Ynt: Ratatü
« : 03 Şubat, 2022 22:42:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hogwarts'ta oldukça geç bir saatti ve uyuyamayanlara izleyecek bir şey olması için yaratılmış ay gökyüzündeki yerine saatler önce yerleşmişti. Şimdi yalnızca gölün etrafında vıraklayarak gezen kurbağalara, uyumamaya inat etmişlerin gözlerine ışımaya ve gecenin keyfini gerçekten çıkarmak için yatakhanesinden çıkanlara yarıyordu karanlığı yaran ışığı; yıldızları ardına almış bir yol gösterici gibi parlıyordu.

Koridorlar ise oldukça karanlık ve suskundu; portreler bile uyuyakalmış, günün her saati konuştukları, korudukları öğrencilerin yokluğunda çoktan kaybettikleri insanlıklarına yenik düşmüşlerdi; çerçevelerine taşan renkler katlanılmayacak kadar tiz, son derece tok ve uykusunda konuşan bir öğrenci kadar boğuk seslerinin yokluğunda biraz daha solgun, biraz daha cansız görünüyordu. Ve birkaç saniye içinde bu renkler nefesleriyle canlanıyor, istemsiz kıpırtılarıyla hayat buluyordu. Karanlık çöktüğünde şatoya çöken sakinlik ve duvarlarında gezen huzur inanılmazdı; hissedilen nefeslerinin bu denli sessizce çıkabilmesi basit bir zihni hayrete düşürmeye yeter de artardı.

Eurus, gururlu bir sınıf başkanı olarak, okulun bu huzurunu bozmaya niyetli değildi; aksine, ona kalsa onunla birlikte uyur, ambiyansa katkı sağlamak adına zoraki birkaç horultu bırakırdı bir yandan. Yine de işte oradaydı; siyah saç bandanası ve cübbesinin yenine sıkıştırdığı asasıyla, sevgilisinin her isteğini (bir noktada) karşılamaya yürek koymuş bir asker gibi ayrılıyordu güvenli yatakhanesinden.

Geceleri her zaman biraz savsak, biraz mantıksız olurdu. Hayatının hiçbir noktasında sekiz saatlik uyku düzenini bozmamasının bir sonucuydu belki, belki de güneş battığında mantığını da peşinden fırlatanlardandı o da; her bir bağırışı öylesine karar verilmiş gibi çıkar, gürleştirmeye çalışsa da sesi bir noktadan sonra komik derecede tizleşir ve genellikle ikiyi göremeden bayılırdı. Tabii bu Ares araya girmeden önceydi; zavallıcık, o kadar çok "ay ışığı altında yürüyüş" çekmişti ki beyninin ancak gece yarısından sonra çalışmaya başladığından şüpheleniyordu gittikçe, sabahları üzerine çöken halsizliğin suçunu sevgilisine atıyordu.

Şöminenin önü ödevlerini yaparken sinir krizine girenlerin kırık kalemleri, parçalanmış parşömenleriyle dolmuştu; Eurus'un her adımında bir başkası ayağına takılıyor, dengesini bozuyordu; iki gece-yarısı-randevusu üst üste gelmiş kız içinse çerçöpten onu öldürmek için yerleştirmiş engellere benziyordu her biri, zar zor ayakta kaldığını hissettikçe yatakhanenin kapısı daha uzak görünür olmuştu. Neyse, takıla tökezleye ulaştı kapıya (her takılmada Ares'e edeceği küfürleri listeleyerek, her tökezlemede birini seslendirerek). Terliklerini çıkarmayı unuttuğunu fark etmek için tuhaf bir andı; tek kolu kapıda, tek eli asasında tuhaf tuhaf bakıyordu ayaklarına, yatakhaneye geri çıkmakla hayatı siklememek arasında kaldığı barizdi. İkincisini seçerek açtı kapıyı; açmasıyla küfür listesinden bir başka seçme eseri seslendirmesi bir oldu.

"YEMİN EDERİM ŞU AYI GÖKTEN İNDİRİP KIÇINIZA SOKACAĞIM!"

12
Öğrenci Postası / Eurus Medea Soleil | Baykuşhane
« : 01 Şubat, 2022 02:11:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

───── ❝ 𝐬𝐚𝐝𝐞𝐜𝐞 𝐳𝐨𝐫𝐮𝐧𝐥𝐮𝐥𝐮𝐤𝐭𝐚 ❞ ─────

13
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 31 Ocak, 2022 19:06:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ek karakter hakkı talep ediyorum sonunda

14
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 31 Ocak, 2022 18:58:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviyeden gelen güç puanını istiyorum
Bi de hazır eliniz değmişken Marseille Artemisia karakterindeki bütün güç puanını bu karaktere alabilir miyim

15
Hastane Kanadı / İki Aşığın Gözyaşları
« : 31 Ocak, 2022 18:15:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eurus Ares'e aşıktı ama bunu asla itiraf edemezdi. Ona aşıktı ama göz göze geldiklerinde karnında kelebekler uçuşmazdı. Ona aşıktı ve ne zaman yanında olsa kalbi huzur bulurdu. Ve çılgınlıkla dolup taşan zihniyle, kızın huzurlu bir kalbe ihtiyacı vardı. O bunu ona verdi ve Eurus bunu ancak onu terk ettiğini düşündüğünde fark edebildi.

Heyecanlı, nefes nefese kalmış birinci sınıflar Hastane Kanadında tedavi gören Ravenclaw'ın halini ortak salonda dönecek bir fısıltıyla anlattıklarında Eurus şöminenin karşısına oturmuş, ​İlyada'yı okuyordu. Yasak Orman'a girme aptallığını gösterebilecek tek bir Ravenclaw tanıyordu ve dudaklarından dökülen birkaç lanet sözcüğünün ardından zindanlardan ayrılırken zihni bomboştu. Kalbi, öte yandan, delicesine atıyor, göğsünden fırlamaya çalışıyormuşçasına kemiklerini sızlatıyordu ve koşmayı kesip nefeslenmezse Hastane Kanadındaki sevgilisine katılacağını haykırıyordu.

"İyi ama neden onu göremiyorum?" diye sordu. Yeri dövüyormuşçasına salladığı sağ ayağı ve alıp verdiği derin nefesler arasında, olur da öfkesi kendini yeterince belli edemez diye alnında bir damar atmaya başlamıştı; yüzünün geri kalanı mimiksiz, insanca hislere son derece uzakken alnı gerçek duygularını ele veren tek parçasıydı. Zindanlardan Hastane Kanadına kadar olan bütün yolu koşmuş, merdivenlerden çıkarken neredeyse uçmuştu (portrelerden biri ikişer - üçer çıktığı için fark etmediği merdiven değişimini aceleyle bağırmıştı) ve şimdi şifacıyı bile görmesine izin vermeyen bir cadı karşısında dikiliyordu.

"Bazı testler yapılıyor."

"Testleri yapan şifacıyla da görüşmek istiyorum."

"Görüşeceksiniz."

"Tanımadığım biri sevgilimin üstünde çalışıyor," dedi iğneleyici bir sesle. Şifacıyı tanıyordu. "Onunla konuşmaya hakkım var."

"Konuşacaksınız."

"Onu koyacağınız bölümü de görmek istiyorum."

"Göreceksiniz."

"Ve yapacağımı söylemeyi bırakın. Tam bir cümle kurun, Merlin aşkına!" Gecenin o saatinde koridorda biri kaldıysa bile Eurus'un bağırışından sonra yatakhanesine doğru koşuşturmuştu.

Genç kadın buna karşılık olarak göz devirdikten sonra yardımına ihtiyacı olup olmadığını sormak üzere şifacının yanına döndü, Eurus'un hemen peşine takıldığını fark edememişti tabii. "Hogwarts'tan mezun oldunuz mu?"

"Şifacı işini bitirmeden giremezsiniz!"

"Sadece düzgün bir okuldan mezun olup olmadığınızı merak ediyorum! Burası hastane kanadı İngiltere Gizli Servisi değil."

"Şifacı!" İçeri doğru seslenmişti, ama Eurus'u geri çekmek için bu basit hareketten fazlası gerekiyordu belli ki.

"Eminim düzgün bir diplomanız da yoktur, değil mi? Yoksa şifacı olan siz olurdunuz, ama hayır, burada onun kuyruğu gibi geziyor ve gerçekten bir şeyler becermeye çalışan öğrencilere patronluk taslıyorsunuz, bana kalırsa aşağılık- "

"Bakın, bunun sizin için zor olduğunu biliyorum ama şifacının işini bitirmesini beklemezseniz- "

"Ne? Ne yapacaksın?" Saygıyı boş vermişti, artık düpedüz çığlık atıyordu. "Burada seksen yaşındaki bir kadının işini bitirmesini beklemediğimde cezamın ne olacağını en küçümseyici ses tonunda duymak istiyorum. Bambu filizleri olacak mı? Yerde karanlık, derin bir delik peki? Veya ayak parmaklarımı kemiren fareler?"

Elli yaşını doldurmamış şifacı teslim olmuş bir ifadeyle kapıları açmak için tam da o anı seçti. "Korkarım yara izini- " Eurus, öte yandan, saatlerdir çatmayı bekleyen bir fırtına gibi, şifacıyı ezip geçti ve bilincine yeni yeni kavuşan Ares'in yanına doğru ilerledi. Ve gözleri biricik sevgilisini bulduğunda fırtına yerini hafif bir esintiye bırakmışçasına durakladı, dudakları titreyerek aralandı.

"Hassiktir."

Sayfa: [1] 2