16
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Yeni dostluklar
« : 19 Nisan, 2023 16:28:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin
"Az biraz bilgim var Bay d'Ibelin. Kıbrıs'a gönderilecek yüklü miktarda silahtan ve işin sorunsuz olması gibi bir çok laf kalabalığı ile karşılaştığımı söylemeliyim." genç bir iş adamının kendisini yüceltmeye çalışmasının eseriydi bu cümleler. Adras seksen yaşına gelene kadar çoğu iş görüşmesinde karşılaştığı taktiklerden biriydi bu. Yirmili yaşlarının sonunda olan bir adamın tepeye ilerlemek için birilerini ezmesi gerektiğini kendisi de tecrübe etmişti zamanında. Basamak basamak yükselmek için, önünde duran basamaktaki kişiyi yada kişileri ezip geçmekten başka şansın yoktu bu camiada. Hatta Ramin'in konuşmasının sonunu süsleyen muzip gülüşü bile beklendik bir hareketti yaşlı adam için. Ama yaşanmışlıkların da izleri vardı o gülüşte. Adras bunu göz ardı etmeyecekti. O yüzden Ramin'in sinir bozucu davranışlarına katlanmakta zorlanmayacaktı. Ramin, birden en yüksek basamaklara tırmanmak isteyen bir iş adamından başkası değildi. Her ne yaşadıysa hayatında onu bulunduğu konumdan memnun hissettirmeyecek kadar etkiliyor olabilirdi. Ama seksen yaşında ki bir kurtla aşık atabilmesi için biraz daha vakit vardı. Bir Türk atasözünün de dediği gibi; daha kırk fırın ekmek yemesi gerekliydi. Tabi Adras'ın fazla kibirli davranıp, bu işi berbat etme niyeti yoktu. Bugün olabildiğince alttan alacaktı karşısındakini.
Aslında Adras'ı, karşısındaki kişiye anlayışlı olmaya başka bir neden itiyordu. Bir anı vardı aklını kurcalayan. Ramin'in "Ancak yine de aç karnına iş konuşmayı pek sevmem." dediğini duyduktan sonra o anı zihninde bir film misali oynamaya başlamıştı. Yüzünde beliren sinsi ama samimi gülüş, sesinde oluşan sinir bozucu ama bir o kadarda oyuncu tını onu öyle bir yere götürmüştü ki, geçmişin nefesine kurduğu barikat yüzünden göğsünde hissettiği sıkışma pek iyiye işaret değildi. Bu sırada, masaya gelen siparişlerle birlikte beliriveren Matthew'le göz göze geldi. İlacına olan bağımlılığını göstermekten nefret etse de bu iş görüşmesi Adras için oldukça önemliydi. Elini, göğsünde oluşan baskıyı sağ koluna anlatmak amaçlı ceketinin sol cebine bastırdı. Daha sonra masada duran çatalı almak için aşağı indirdi. Durumu anlayan Matthew, belirdiği hızda gerekli iksiri getirmek için yeniden terk etti mekanı. Hafif ama acıtan öksürükleri başlamıştı. Ramin'in sorduğu soruyu duymamıştı bile o an.
Yunanistan, Yıllar Önce
"Kardeşim, bence bu aileye iki kurt fazla. Gel sen vazgeç bu işten." Andas muzip ve sinsi bir ifade ile ikiz kardeşi Adras'ı sinir etmeye çalışıyordu. Kendisi başarıyla animagus olabilmişken, Adras'ın hala büyük bir hırsla bu büyü için uğraşması komik geliyordu ona. Kardeş olmaları bile Adras'ın rekabetçi ruhunu öldürememişti. Andas'ta kardeşinin zıttı bir yapıya sahipti bu konuda. Daha muzipti. Yirmili yaşlarındaki bu iki genç, mezun olduktan sonraki yıllarını farklı yollarda geçirselerde huyları değişmemişti. İkisi de özgürlüğüne düşkün ve zeki gençlerdi ama, Andas daha kaygısız bir yapıya sahipti olaylar karşısında. Onun aksi yönde olaylara daha ciddi taraftan bakan Adras ise kafayı takmıştı animagus olabilme yoluna. İlginç bir şekilde de bunu ilk başaran Andas olmuştu.
O gün babaları tarafından onlara verilen görevleri de aksatmışlardı Adras'ın inadı yüzünden. "Babam bizi elinde asasıyla çiftlik içerisinde kovalamadan önce işlerin başına geçmemiz gerek Adras. Konuşmamız gereken işler olduğunu söylemişti daha bu sabah." dedi yüzünü buruşrurup "Ne sıkıcı." diye de ekledi. Sonra yaşlı çınar ağacının gölgesinde oturdukları yerden kalktı ikizlerden biri. "Seni biraz daha ciddiyete davet ediyorum sevgili kardeşim. " Adras'ta kalktı ve ellerini üzerine yapışan tozu toprağı silkelemek için kullandı. "İş bizi bekler. Hadi gidelim." dedi sonrada. Ciftliklerine doğru yavaş adımlarla ilerlemeye başladılar. Ama Andas'ın neşeli sesiyle söyledikleri yankılandı geniş çimenliklerde. "Ancak yine de aç karnına iş konuşmayı pek sevmem." Çokta uzak mesafede olmayan evlerine ilk vardıklarında yapacakları şey güzelce karınlarını doyurmak olmuştu o gün. Daha sonra babalarından bir ton azar ve nasihat işitmişlerdi tabi.
Şuan
d'Ibelin ailesi iş konusunda oldukça katı kurallara sahipti. Geçmişte olduğu gibi bugün de iş görüşmelerine Adras katılır ve son kararı o verirdi. Şimdi mezarında huzurla uyuyan babaları ikiz kardeşine pek güvenmez, Adras'ın işe verdiği ciddiyeti bilirdi. Ramin, yemeğini yemeye devam ederken, Adras gözünün önünden geçip giden o anıyla boğuştu kısa süre. Bazen oluyordu aklına geldiği ve uzun süre de mesgül ediyordu zihnini böyle anılar. Ama şuan ne yeriydi nede sırasıydı geçmişi deşmenin. İmdadına yetişen ilacını tek dikişte bitirdikten sonra önünde bekleyen levreğine baktı. Yavaşça kavradığı çatalıyla, kılçıktan kurtardığı bir parçayı ağzına atıp çiğnedi. Tadı enfesti. Balık yemeyi çok severdi zaten. "Uzun uzun konuşacak değiliz. İş hakkında gerekli bilgiye sahip olduğuna göre, kabul edip etmediğini bilmek yeterli olacaktır şuan için." konuşurken sesinin otoriter ve emin tonda çıkmasına özen gösterdi. Az önceki kısa da olsa yaşadığı zor anı hafızasından silmek istemişti. İşi aceleye getirmek gibi bir niyeti yoktu ama uzun uzadıya konuşulacak bir şeyde yoktu. Kalan işi Matthew hallederdi.
"Az biraz bilgim var Bay d'Ibelin. Kıbrıs'a gönderilecek yüklü miktarda silahtan ve işin sorunsuz olması gibi bir çok laf kalabalığı ile karşılaştığımı söylemeliyim." genç bir iş adamının kendisini yüceltmeye çalışmasının eseriydi bu cümleler. Adras seksen yaşına gelene kadar çoğu iş görüşmesinde karşılaştığı taktiklerden biriydi bu. Yirmili yaşlarının sonunda olan bir adamın tepeye ilerlemek için birilerini ezmesi gerektiğini kendisi de tecrübe etmişti zamanında. Basamak basamak yükselmek için, önünde duran basamaktaki kişiyi yada kişileri ezip geçmekten başka şansın yoktu bu camiada. Hatta Ramin'in konuşmasının sonunu süsleyen muzip gülüşü bile beklendik bir hareketti yaşlı adam için. Ama yaşanmışlıkların da izleri vardı o gülüşte. Adras bunu göz ardı etmeyecekti. O yüzden Ramin'in sinir bozucu davranışlarına katlanmakta zorlanmayacaktı. Ramin, birden en yüksek basamaklara tırmanmak isteyen bir iş adamından başkası değildi. Her ne yaşadıysa hayatında onu bulunduğu konumdan memnun hissettirmeyecek kadar etkiliyor olabilirdi. Ama seksen yaşında ki bir kurtla aşık atabilmesi için biraz daha vakit vardı. Bir Türk atasözünün de dediği gibi; daha kırk fırın ekmek yemesi gerekliydi. Tabi Adras'ın fazla kibirli davranıp, bu işi berbat etme niyeti yoktu. Bugün olabildiğince alttan alacaktı karşısındakini.
Aslında Adras'ı, karşısındaki kişiye anlayışlı olmaya başka bir neden itiyordu. Bir anı vardı aklını kurcalayan. Ramin'in "Ancak yine de aç karnına iş konuşmayı pek sevmem." dediğini duyduktan sonra o anı zihninde bir film misali oynamaya başlamıştı. Yüzünde beliren sinsi ama samimi gülüş, sesinde oluşan sinir bozucu ama bir o kadarda oyuncu tını onu öyle bir yere götürmüştü ki, geçmişin nefesine kurduğu barikat yüzünden göğsünde hissettiği sıkışma pek iyiye işaret değildi. Bu sırada, masaya gelen siparişlerle birlikte beliriveren Matthew'le göz göze geldi. İlacına olan bağımlılığını göstermekten nefret etse de bu iş görüşmesi Adras için oldukça önemliydi. Elini, göğsünde oluşan baskıyı sağ koluna anlatmak amaçlı ceketinin sol cebine bastırdı. Daha sonra masada duran çatalı almak için aşağı indirdi. Durumu anlayan Matthew, belirdiği hızda gerekli iksiri getirmek için yeniden terk etti mekanı. Hafif ama acıtan öksürükleri başlamıştı. Ramin'in sorduğu soruyu duymamıştı bile o an.
Yunanistan, Yıllar Önce
"Kardeşim, bence bu aileye iki kurt fazla. Gel sen vazgeç bu işten." Andas muzip ve sinsi bir ifade ile ikiz kardeşi Adras'ı sinir etmeye çalışıyordu. Kendisi başarıyla animagus olabilmişken, Adras'ın hala büyük bir hırsla bu büyü için uğraşması komik geliyordu ona. Kardeş olmaları bile Adras'ın rekabetçi ruhunu öldürememişti. Andas'ta kardeşinin zıttı bir yapıya sahipti bu konuda. Daha muzipti. Yirmili yaşlarındaki bu iki genç, mezun olduktan sonraki yıllarını farklı yollarda geçirselerde huyları değişmemişti. İkisi de özgürlüğüne düşkün ve zeki gençlerdi ama, Andas daha kaygısız bir yapıya sahipti olaylar karşısında. Onun aksi yönde olaylara daha ciddi taraftan bakan Adras ise kafayı takmıştı animagus olabilme yoluna. İlginç bir şekilde de bunu ilk başaran Andas olmuştu.
O gün babaları tarafından onlara verilen görevleri de aksatmışlardı Adras'ın inadı yüzünden. "Babam bizi elinde asasıyla çiftlik içerisinde kovalamadan önce işlerin başına geçmemiz gerek Adras. Konuşmamız gereken işler olduğunu söylemişti daha bu sabah." dedi yüzünü buruşrurup "Ne sıkıcı." diye de ekledi. Sonra yaşlı çınar ağacının gölgesinde oturdukları yerden kalktı ikizlerden biri. "Seni biraz daha ciddiyete davet ediyorum sevgili kardeşim. " Adras'ta kalktı ve ellerini üzerine yapışan tozu toprağı silkelemek için kullandı. "İş bizi bekler. Hadi gidelim." dedi sonrada. Ciftliklerine doğru yavaş adımlarla ilerlemeye başladılar. Ama Andas'ın neşeli sesiyle söyledikleri yankılandı geniş çimenliklerde. "Ancak yine de aç karnına iş konuşmayı pek sevmem." Çokta uzak mesafede olmayan evlerine ilk vardıklarında yapacakları şey güzelce karınlarını doyurmak olmuştu o gün. Daha sonra babalarından bir ton azar ve nasihat işitmişlerdi tabi.
Şuan
d'Ibelin ailesi iş konusunda oldukça katı kurallara sahipti. Geçmişte olduğu gibi bugün de iş görüşmelerine Adras katılır ve son kararı o verirdi. Şimdi mezarında huzurla uyuyan babaları ikiz kardeşine pek güvenmez, Adras'ın işe verdiği ciddiyeti bilirdi. Ramin, yemeğini yemeye devam ederken, Adras gözünün önünden geçip giden o anıyla boğuştu kısa süre. Bazen oluyordu aklına geldiği ve uzun süre de mesgül ediyordu zihnini böyle anılar. Ama şuan ne yeriydi nede sırasıydı geçmişi deşmenin. İmdadına yetişen ilacını tek dikişte bitirdikten sonra önünde bekleyen levreğine baktı. Yavaşça kavradığı çatalıyla, kılçıktan kurtardığı bir parçayı ağzına atıp çiğnedi. Tadı enfesti. Balık yemeyi çok severdi zaten. "Uzun uzun konuşacak değiliz. İş hakkında gerekli bilgiye sahip olduğuna göre, kabul edip etmediğini bilmek yeterli olacaktır şuan için." konuşurken sesinin otoriter ve emin tonda çıkmasına özen gösterdi. Az önceki kısa da olsa yaşadığı zor anı hafızasından silmek istemişti. İşi aceleye getirmek gibi bir niyeti yoktu ama uzun uzadıya konuşulacak bir şeyde yoktu. Kalan işi Matthew hallederdi.
Dersten alınan puanlar duyuru postunda sizlere bildirilecektir. Ders ile alakalı sorularınızı veyahut başka bir konuda danışmak isterseniz site üzerinden mesaj yazabilirsiniz.Sihirli günler dilerim.
Galiba bu çocuk korku ve heyecanla bu görevi mahvedecek diye düşünürken. Samuel,Diana'ya yardım elini uzatmak istemiş ve bu yolda beraber ilerleyecekler.Diana ve Samuel ikilisi başarılı büyüler yaparak yumurtayı kontrollü bir şekilde ele geçirdiler.












