17 Nisan, 2026 09:11:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Son İletiler

Sayfa: 1 ... 6 7 [8] 9 10
71
Duyurular / Enflasyon!
« Son İleti Gönderen: Locomotor 20 Nisan, 2023 17:56:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Değerli Büyücedünya sakinleri, ENFLASYON GELDİ!1!1!1

Bu sefer birçok duyurunun aksine kısa keseyim:

Sitedeki geçtiğimiz aylarda geçen inaktif süre zarfında alınmış pasif faizler ve geçmiş devlet-merkezli bakanlık zamların kısmi nötralizasyonu, ayrıca en önemlisi, siteye gelen yeni üyelerin yahut uzun süre boyunca yazmayıp yeniden yazmaya başlamış/başlayacak isimlerin emeğine olumlu yönde hafif bir ağırlıklandırma yapmak, bu sayede yazmaya devam edecek eski oyuncunun hakkına zarar vermeden yeni isimlerin de daha rahat bir şekilde ekonomi oyununa yetişebilmesini sağlamak adına kontrollü olarak bir miktar enflasyon yürürlülüğe sokmayı uygun gördük. Bu doğrultuda Yetişkin Karakter Maaşları güncellenmiş, RP yazımı başına kazanılan Galleon'lar arttırılmış ve haliyle bunlardan ötürü Diagon Yolu'nda da marketler zamlanmıştır.

Yeni RP yazım Galleon'ları:
-Başlık başına: 30 Galleon,
-İleti başına: 20 Galleon,
-100 kelime başına: 3 Galleon

Yeni maaş Galleon'ları:
[spoiler][/spoiler]
[/justify]

Ortalama enflasyon:
%42.7

Dileriz ki bu güncelleme, kısa ve uzun vadedeki Diagon Yolu ekonomisi deneyimini olumlu yönde etkiler.
72
Büyücedünya Gündemi / Ynt: Bakanlık Duyuruları
« Son İleti Gönderen: Locomotor 20 Nisan, 2023 17:42:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seth Carter'a aktarılmış Sihir Bakanlığı aylık bütçesi (Mart ve öncesi): 2540 Galleon
(İşbu bütçe, transparanlık adına paylaşılmıştır.)
73
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« Son İleti Gönderen: Locomotor 20 Nisan, 2023 16:18:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
16 Nisan 2023 - Haftanın Ödülleri Kazananları

Hayat devam ediyor - Yazar: Nora Gray TIK (Haftanın Mrs. Worldwide'ı)

Koza - Yazarlar: Amaya Glory, Uldin Buzkurdu TIK (Haftanın Buluşması)
74
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« Son İleti Gönderen: Locomotor 20 Nisan, 2023 16:15:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
9 Nisan 2023 - Haftanın Ödülleri Kazananları

Küllük Yürek - Yazar: Alpharian Av Thrawsunblat TIK (Haftanın İlişkisi)

Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67 - Yazar: Charlotte Vera Rillian TIK (Haftanın Zar da Sağ Olsun Düşük Bütçeli Newt Scamander'ı)
75
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« Son İleti Gönderen: Locomotor 20 Nisan, 2023 16:12:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
2 Nisan 2023 - Haftanın Ödülleri Kazananı

Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi - 1866 -67 - Yazar: Balian d'Ibelin TIK (Haftanın Dersi)
76
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Yeni dostluklar
« Son İleti Gönderen: Darren Shan 20 Nisan, 2023 15:23:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Ramin Drejlaskov

Yaptığı tekliften sonra Adras'ın evcil hayvanı olarak gördüğü Matthew'ın ona çıkışması hoşuna gitmişti. Adamın tok ses tonunun gittikçe artan sertliği Drejlaskov'un suratında artan bir gülümsemeye sebebiyet vermişti. Son söz hakkı daima büyük kurtta olduğu için Matthew'ın safsatalarının onun için bir önemi yoktu, asıl önemli olan karşısında oturan koca kurdun söyleyeceği sözlerdi. Parmakları ile ritim tutarken bakışlarını Matthew'ı susturduktan sonra gülen Adras'a doğru çevirdi. Tahmin ettiği gibi sağ kolu olarak gördüğü adamın sözleri onun için sadece görev edinilmiş bir çıkışmadan ibaretti. Son söz yine Adras'a ait olacaktı. Gözlerini açıp bakışlarını Adras'a çevirdi. Adamın babacan sesi kulaklarına güzel bir ninni okuyordu sanki. Aklına babasının ona yatmadan önce anlattığı hikayeler geldi.


İNGİLTERE - GEÇMİŞ

"Bir zamanlar küçük bir kız varmış, annesi onu annanesini görmeye yollamış..." Babası bu hikayeyi ona kırkıncı kez filan anlatıyordu ve Ramin artık bu hikayeden sıkılmıştı. "Ama baba kırmızı başlıklı kızın hikayesini duymak istemiyorum artık." Gözlerini devirerek memnuniyetsiz bir ses tonu ile söylemişti cümlesini. [Color==green]"Farklı bir şey anlat artık."[/color] Babasının bu tarz mırın kırınlara laf etmediğini biliyordu. Onu gıdıklayarak güldürdü ve alnından öptü. "O zaman sana biraz korkunç bir hikaye anlatayım. Hem belki bu akşam korkup bizimle yatarsın." Son cümleyi söylerken göz kırpmıştı. Ufak Ramin'in onlarla uyumasını severdi babası. "Eskiden Rusya'da ufak çocukları kaçıran bir cadı varmış..."

İNGİLTERE - GÜNÜMÜZ

"...Baba Yaga." Fısıldayarak tekrar etmişti babasının anlattığı hikayenin kötü karakterini. Karabasan... Gözlerini hızla kırpıp tekrar konuya döndü. Shakespare sevdiği bir yazardı ama o daha çok Rus edebiyatı ile ilgileniyordu. Ancak onu daha çok ilgilendiren kısım Adras'ın sözlerinin devamıydı. Ona tam tamına 5 katını vermeyi kabul etmişti. Bu Drejlaskov için oldukça yüklü bir paraydı ve kendisi için bir özgürlük yaratacaktı. Gözleri paranın arttığını duyunca parladı. Elini Adras'a uzattı, her ne kadar üç kağıtçılık yapmış olsa da işini layığıyla yapmak istiyordu bu yüzden de burada daha fazla oturup zaman öldüremezdi. "Para özgürlüktür." Suratındaki sinsi gülümseme yerini mutlu bir gülümsemeye kaptırmıştı. "Anlaştık diyebiliriz sanırım?"
77
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Yeni dostluklar
« Son İleti Gönderen: Balian d'Ibelin 20 Nisan, 2023 13:51:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Buluşma tam da Adras'ın istediği gibi devam ediyordu. Ramin isimli bu genç iş adamıyla her halukarda iş yapacağı kesinken, onu tanımaktı bu yemeğin amacı. Kendisinden büyüklerin söylediği bir özdeyiş vardı "Bir insanı yemek yerken yada ayrılırken tanımak gerek." diyen, Adras çok inanırdı bu söyleme. Yemek yemekle meşgul olan beyin rol yapmaya yada sır saklamaya adapte olamıyordu belli ki. Kendisi iştahla yemeye başladığı balığı bırakıp, karakter analizi yapmakla meşgul olmaya başlamıştı bir süre sonra. Bu adamın hareketleri, eğer yaşasaydı, Andas'ınkiyle öyle paralellik gösterirdi ki... Ramin biraz daha zeki ve ahlaksız olabilirdi ama. Silah tüccarlığı yapmak bir yana dursun, yapanlara savaş açtığı bir cemiyet kurup başına geçerdi.

Kardeşinden asla bir iş adamı olmayacağını düşünürdü o yaşıyorken. Bundan elli yıl öncesinin ticaret şartları şuanki karışık ve sertleşmiş piyasadan oldukça farklıydı tabi. Halkı savaş kıtlığı vurmamıştı şimdi olduğu gibi. Karşısında oturan silah tüccarı ait olduğu bu dünyaya, çölde yaşayan bir çakal misali ayak uydurmuştu. Ağzından dökülen sinsi cümlelere, gülünç hareketlerine aldırış etmiyordu. Onun yaşlarında olsaydı, Adras'ta böyle bir karaktere bürünürdü. Şuan oldukça soğuk ve kibirli bir izlenim veriyordu çevresine. Böyle olmasaydı katlanamazdı bu adama gerçi, ayn yardımcısı Matthew gibi. Ramin'e baktıkça gözlerinden dışarı akan iğrenme duygusunu sezmişti Adras. Uzun süredir elini sürmediği çatalını tekrardan kullanmak istediği sırada, silah tüccarının anlaştıkları parayı üç katına çıkartmak istediğine dair söyledikleri doldurmuştu restorantı. Koskoca mekanda sadece üç kişinin bulunması dışarıdan gülünç yada garip duruyor olmalıydı. Tabi kimse içeridekilerin asıl kimliğini bilmediğinden, o geniş zemini saran duvarların şahit olduğu konuşmaları umursamıyordu. İki belki de daha fazla ülkeyi birbirine düşürme planlarının en önemli basamaklarından biri çıkılıyordu. Adras bu uğurda, üç değil beş katına bile razıydı. Ölümden ve karmaşadan beslenen, zevk alan bir yapısı vardı geçmişten gelen. Catalına batırdığı kavunu ağzına atarken, yanda hiç içilmeden duran kadehi fark etti. Bir yudum dahi olsa, boğazından aşağıya doğru inen o mayhoş tada karşı aşırı bir istek duymuştu o an. Rahatsız olmuştu. Eli sabırsızca uzandı şaraba doğru. Matthew'in itiraz yüklü konuşmaları eşliğinde rahatlatacak yudumu boğazından aşağı gönderirken hissettiği keyif inanılmazdı. Çok beklemeden ikinci bir yudumla daha ödüllendirdi kendisini. Üzüm gerçekten tanrıların, İngilizlerin Merlin'i, Hintlilerin Buda'sı tarafından kutsanmış olmalıydı. Zihnini ve bedenini soktuğu bu birkaç dakikalık zevk tünelinden, konuşan müdürün koluna giden eli ile birlikte çıktı. İşe dönme vaktiydi, nerede kalmıştı ? Tabi ki para meselelerinde. Önce hafif bir kahkaha attı. Matthew gerçekten sevmemiş olmalıydı bu adamı. "Muggle yazar sever misiniz ?" bakışları içeride ki her iki adamda da dolaştı meraklı biçimde " Yeğenim, Balian, Shakespeare okur sürekli. Geçenlerde laflarken ona ait birkaç sone okumuştu bana" hatırlamak için gözleri yukarı kaydı, elleri masada duran peceteye gitti bu sırada '' Kılavuzu para olana her kapı açıktır.'' konuştuktan sonra ağzını sildiği peçeteyi yerine bıraktı. Kırışan göz kenarlarından hafifçe gülümsediği anlaşılıyordu. "Beş katını vereceğim, aslında Matthew ilgilenir bu işlerle ben pek karışmıyorum artık. İşinde gerçekten iyi." dedi son olarak tok çıkan sesiyle. Yaşlansa da değişmeyen kalın ve tok bir sesi vardı Adras'ın. Gençken aldığı diksiyon dersleri işe yaramıştı.
78
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Yeni dostluklar
« Son İleti Gönderen: Nora Gray 20 Nisan, 2023 12:23:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Matthew Silver

Sohbetin başından beri orada bulunarak adamı inceliyordu Matthew. Karşısında gördüğü en rahatsız edici adam vardı sanki. İçindeki mide bulantısını adamın ettiği her hareket daha çok arttırıyordu. Adras'ı böyle bir adamla tanıştırmak onun için üzücü ve vicdan azabı çektirecek bir davranış olsa da yine de ellerindeki en iyi imkan buydu, bu yüzden sesini alçak tutması en iyisi olacaktı bu sohbette.

İki iş adamının sohbetinden sıkılmaya başlamıştı ki bir çakala benzettiği silah tüccarı masanın üstüne eğilip bir şeyler gevelemeye başladı. Öncelikle işin zorlu olduğundan bahsetti sonra ise konuyu paraya getirdi. Önce duyduklarına anlam veremedi ve aklından tekrar cümleleri geçirdi. Tam üç katını istiyordu. Konuşulan paranın azımsanmayacak bir para olduğunu ve ilk görüşmede paranın yeteceğini söyleyen bu adam şimdi ise paranın tam üç katını istiyordu. Adamın cümlesini bitirmesi ile birlikte öksürerek söze girdi. "Bay Drejlaskov, sizinle bir ay önce konuştuğumuzda paranın yeterli olduğunu ve bir sorun çıkmayacağını söylemiştiniz. Şimdi ise bizden bu paranın üç katını istiyorsunuz." Sesinin tonunu bir tık yükselttikten sonra sözlerine devam etti. "Karşınızda Yunanistan'ın ve Fransa'nın en saygın kişilerinden biri oturuyor ve siz kalkıp onu açık açık soymaya çalışıyorsunuz." Koluna dokunan el ile duraksadı. Adras ondan susmasını istiyordu. Bir adım geri çekildiğinde Adras hafif bir kahkaha ile gülüyordu. Patronunun davranışlarına hiçbir zaman anlam verememişti zaten.
79
Boleyn Adası / Ynt: Nasıl gitti?
« Son İleti Gönderen: Samuel Raymond Boleyn 20 Nisan, 2023 01:52:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Patlattığım kadehin ardından kıyafetlerime sıçramış şarap lekeleri bu kasvetli ortamı daha da kana buluyordu. Akrabalarımıza ilk defa karşı çıkıp dilimin ucuna geleni söyleyebilmek... Gerçek miydi bütün bu olanlar? İçimde dolan sinir geçmemişti, ama bir yandan da o kadar iyi hissediyordum ki kendimi. Yüzüme banyoda su tuttuktan sonra aynada kendime dikmiştim bu sefer gözlerimi. O kadına ve diğerlerine defolmalarını söylerken beni nasıl gördüklerini düşünerek sırıtmıştım. Yüzlerindeki küçümser bakışların yerini endişeye bıraktığını görmek... Bundan daha fazla tatmin edici az şey var. Artık kendimi tutmama gerek olmadığını o kadar net görmüştüm ki. Önümde hiç, ama hiçbir şey yoktu. Ben şu an tamamen kendi kararımla buradaydım. İki hafta sonra çocuk bile sayılmayacaktım, reşit oluyordum. Ne kaldı ki şunun şurasında? Artık benim ne yapıp yapamayacağıma karar veren annem babam, amcam yengem veya bir başkası yoktu önümde. Aynen öyle.

Kapıyı geri açtığımda elinde kıyafetlerle beni bekleyen Fhatma ile karşılaşmış, getirdiği siyah gömleği ve ceketi üstümdeki okul üniforması ile değiştirmiştim. Ardından Eadwig beni bulana kadar kendimi bir odaya, Victorine'in çalışma odasına, kapattım. İstediğimi yapabiliyor olma duygusu öyle hoşuma gitmişti ki, odasını karıştırırken zevkten dört köşe olmuştum. Her ne kadar devirdiğim şarap kadehlerinin sayısı boyumu aşarak okuduklarımı sonradan unutturacak olsa da, bulabildiğim bütün defterleri inceleme hevesiyle dolup taşmıştım.

Kuzenimle mezarlığa geçene kadar sarhoş olmuş sayılırdım. Aç olduğum için normalden çok daha çabuk etkilemişti kırmızı içki. Belki de Victorine'in şarabının kalitesindendi alkol etkisinin artması. Mezarının başında beklerken ne yapmam gerektiğini bilemiyordum, gelip geçenleri ve taşın üstünde yazanları izledim sadece. Onunla var olan anılarımı, bana attığı nefret dolu bakışları düşündüm. Ondan ne kadar korktuğumu anımsadım. Eadwig için ne kadar üzüldüğümü, bir yandan da Victorine ile anlaşmayı nasıl başardığını çok merak ettiğimi hatırladım. Sorun bende miydi yoksa iyi olan gerçekten Eadwig miydi diye kaç kere fark etmeden o küçücük aklımda kurup durduğumu... Hepsi geride kalmıştı bunların. Bir yandan kuzenimin kendinden geçmiş halini gördüğüm için çok üzülüyor, bir yandan da bir daha ortaya çıkmamaları için dualar ediyordum. Bu Eadwig için bir dönüm noktasıydı, farkındaydım. Onun için özgürlüğün kapıları açılmıştı. Artık beni çok iyi anlayabilirdi. İstediğini yapabileceğini fark ettiğinde hala bu adada bu kurallara bağlı kalmayı istiyor olacak mıydı?

Cenaze sonrasında şatodaki balo salonunda, Eadwig'in yanındaki tekli koltuklardan birinde olabildiğinde sessiz bir şekilde oturmaya kendimi zorluyordum. Tam da düşündüğüm gibi, hemen adanın durumu muhasebesine girişilmişti. "Son zamanlarda babanız ile görüştüğümüz bazı konular vardı Eadwig. Adadaki kiliselerde çalışmalar yürüttüğümüzü biliyor olmalısınız, fakat son zamanlarda düzenlemek istediğimiz birkaç özel kutsal rutin için dostlarımız olan birkaç rahibeyi misafir etmek istiyorduk. Kendilerinin Boleynlere de iyi dostlar olabileceğini düşündüğümüzden sizleri tanıştırmak için babanızın onayını almıştık. Biliyorum tabii şu anda bunları düşünmek vazifeniz değil muhakkak... Fakat bu birliktelik sizin gibi genç bir adam için de-" Gülerek sözünü kesmiştim adamın. "Madem zamanı olmadığını biliyorsunuz, ne diye açıyorsunuz konuyu Bay Godwinson? Sizce bu çocuk şu anda EVLİLİK düşünebilecek biri gibi mi gözüküyor gözünüze?" Sohbetten uzaklaşıp gittiği her halinden belli kuzenimi işaret etmiştim sinirle."Eğer bir sorununuz varsa, bir süre kendi başınızın çaresine bakın bir zahmet. Sadece size değil, bundan sonra sırayla gelecek herkesin de duyması adına söylüyorum. Tanrı aşkına biraz akılla hareket eden yok mu şu koca ailede?"  Zaten genelde sessiz olan Godwinsonlar, kendilerini açıklamaya çalışsalar da kısa sürede suspus kesilmişlerdi. Fakat diğer bir yandan söze atlayan, giyinip kuşanmış ve sert bakışlarıyla bir süredir etrafa korku saçan  Lancasterlardan Aston'du. "Samuel, Samuel..." diyordu. "Neden sözü kuzenine bırakmıyorsun ha? Burada hepimizin geleceği için bunların konuşulması mühimdir. Siz, yaşınızdan ötürü bunun ehemmiyetini göremiyor olabilirsiniz fakat asırlardır süregelen işleyişimizin devam etmesi için Boleyn varisinin başa geçmesi şart! Bu kişinin Eadwig olacağı yıllardır aşikardı, hiç kimse şaşırmasın!" Ayağımı sallamaya başladım adam konuşurken. "Elbette ki bu el değişikliği yakın zamanda beklenmiyordu ancak olanla ölene çare yok. İşimize bakmamız gerekir!"

"Bakın efendim, kim sizin işinize bakmanıza engeller ören? Bakınız. İşinize bakınız. Fakat ben size bu süregelen işleyişteki en büyük sıkıntıyı dile getireyim isterseniz: siz, ki koskoca adamlarsınız, iki gün sorunlarınızı kendi başınıza çözemiyor musunuz Bay Lancaster? Beni yanlış anlamayın, benim veya Eadwig'in yaşı bu gereksinimi anlamaya yetmeyebilir. Fakat sizi, annesini kaybettiğini öğreneli daha 24 saati geçmemiş bir çocuktan tam olarak hangi sebep beklentiye sokuyor açıklar mısınız?"

Başkası atılmıştı söze tabi, durur mu hiç. "Evet, Raplh'ın oğlu Samuel haklı! Kimdir bizi bu iki çocuğa layık gören? Söyleyin, Boleynlerden kim kaldı? Bizi bırakıp giden anneyle babanın çocuğuna nedir bizi hürmete sürükleyen?" Kadın bana kalırsa haklıydı, fakat bunun ne yeri ne de zamanıydı.

Ne zaman toplanılması gerektiği ve Hogwarts bitene kadar sorumluluğu kimin kaldırabileceği konuşulmaya başlanmıştı. Eadwig'e baktığımda tüm bu olanları kaldıramadığını anlayabiliyordum. Bu laf dalaşını çıkaran bendim, konuyu kapatmasını da bilmeliydim. "Bu, Bayan Lancaster, çok farklı bir günün konusu. Ayrıca muhattabı da takdir edersiniz ki, biz değiliz. Evinize gidip istediğiniz kurala karşı çıkabilirsiniz fakat biz bugün buraya sadece yasımızı tutmaya geldik. Bundan sonrasında günün anlam ve önemi dahilinde ekleyecek sözü olmayana yanımızda olduğunuz için teşekkürlerimizi sunarak yolcu ediyoruz. İyi akşamlar herkese." Ardından bir şarap daha almak için kenardaki içki masalarına doğru ilerlemeye başladım. Belki de çok kabaydım, belki de fazla cesur. Belki de gerçekten beni ilgilendirmeyen konularda yorum yapıyordum ama umurumda değildi. Başıma bir şey gelmeyecekmiş gibi, son günümmüş gibi konuşuyordum önüme gelenle. Biri beni pişman edene kadar da durabilecek gibi hissetmiyordum.

(out: buradan sonra italik kısımlar telepatik!)

Herkes gittikten sonra sonunda küçük çöreklerden atıştırmayı bırakmış ve ev cinlerine güzel bir akşam yemeği hazırlatmıştık. Her zamanki yemek masasında, bu sefer ben babamın yerine oturmuş karşılıklı yemek yerken konuşuyorduk. Durumun kabus gibi olduğunu söylediğinde onaylayarak başımı sallamıştım. "Her seferinde uyanacak mıyım acaba diye bekliyorum ama devam ediyor hikaye." dedim şaşkınlığımı dile getirirken. Hayatının bittiğini söylediğinde içimden ona hem kızmış, hem de böyle bir düşüncede olduğu için acımıştım. İnsanlardan da, kendinden de nefret ettiğini dile getirdiğinde ben devraldım sözü. "Beni şimdi daha iyi anlıyorsun. Bazı insanlar, sanki onlardan nefret edelim diye böyle davranıyorlar Eady." dedim. Fakat bu insanlara neden kendini dahil ettiğini anlayamamıştım. "Sen, onların bu acizliğini görüyorsan farklı olmak için bir adım atabilirsin." dedim. Kanıbozuklar hakkında ettiği lafa yorum bırakmaya gerek duymuyordum, bu kendi fikriydi ve şu anda hak savunuculuğuna bürünmek için fazla yorgundum. "Ki bu adımı bugün beraber attık. Daha iyi bir düzen için yaptın bunu. Hatayı kabullenmekten daha cesurca bir hareket olamaz kuzen. Seninle... gurur duyuyorum." Hem de çok gurur duyuyordum. Ne yaşarsa yaşasın, çizgisini bozmamıştı. Ne benim gibi delirmişti, ne insanlarla saygı sınırını aşmıştı, ne de duygularına hakim olamayıp bardaklar kırmıştı şato duvarlarında. Üzüntüsünü yaşıyordu adam gibi. Bakanlığın onu kandırdığını düşünüyordu, sözlerini dinlerken düşüncelerim birbiri üzerinde sekiyor bir konudan diğerine atlıyordum. Keşke ne düşündüğümü ona konuşmadan anlatabilseydim. Bazı şeyleri dile getirmek beni zorluyordu. Ona bugün gördüğüm manzarayı ve insanların boktanlığını anlatırdım. "Kendilerini o kadar beğenmişler ki, suratlarına tükürmek istedim." derdim. "O kadar nefret ediyorum ki, sanırım sen olmasan bile, ben sırf bu insanları utandırıp kendime muhtaç etmek için aile işlerine girerdim." demek isterdim. Bunu söylerken beni anlamasını, neden böyle düşündüğümü görebilmesini isterdim. Ama utanıyordum işte. "O kadar bu aileyi umursamıyorum diyişim, lanet edişim, dalga geçişim ve reddedişlerimden sonra gelip de onlara hükmetmek istiyorum desem sen benle dalga mı geçiyorsun dersin çünkü. Anlamayabilirsin. Gözümü bürüyen bu hırstan iğreniyorum."

Bunların yerine annesinin intiharı konusunu dillendirdim. Bu konuda bir yorum yapmak zorundaydım. "Eadwig, bilmiyorum sen ne düşünüyorsun ama... Bana baskın olduğunu söylediklerinde, annene Bakanlık'tan birilerinin zarar verdiğini düşünmüştüm. Hatta o yüzden bu anlaşmayı kurmana şaşırmıştım bile. Fakat intihar ettiğini öğrendiğimizde, açıkçası bana Bakanlık'ın bir suçu varmış gibi gelmiyor. Sonuçta haberleri gördük, diğer Büyüceşura üyelerine de baskın düzenlenmiş. Hiçbirinin başına böyle bir şey gelmemiş." "Suçlu olduklarını biliyorlardı işte. Neden kabul etmek bu kadar zor?" "Hem şu..." "Bugün bunu bir kere söze dökmek yetti. İlla açıklamam mı gerekiyor? Aşağıdaki mahzeni bile bile saklayarak nasıl uyuyacaktın geceleri Eadwig? Bunu gerçekten yapabilir miydin?" "Yani sadece Büyüceşurayla kalmıyor ki suçları. Biliyorsun... Kimse sütten çıkma ak kaşık değil. Bugün gelenler de değil! Haklarında bir kanıt bulunmadığı için soruşturmaya dahil edilmemiş olabilirler, ama hepsi haberdardı bu yaşananlardan! Her birinin senin annenin ölümünde parmağı var o zaman! Üstelik gelmiş bir de senin, bizim yetkinliğimizi sorguluyorlar! Kim olduklarını sanıyorlar, aptal çıkarcılar hepsi. Sen olmasaydın, hepsini tek tek boğazlamaya ant içerdim ben kuzen."
80
Apples & Oranges / Ynt: Hallederiz, icabında.
« Son İleti Gönderen: Das 19 Nisan, 2023 21:05:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Ya bu iki lavuğun adı neydi? Neyse önemli olan o değil. Diyorlar ki, yolunacak kaz bulmuşlar! “Hadi lan?” dedim deminki sinirli ve sabırsız halimden kurtularak. Daha dikleştim yerimde. Off bir de övüyorlar zengini. Para ve şöhret dediyseniz ben de varım orada gençler. Artık anlamış olmalısınız. “Chadwick! Çayı boşver! Şarap aç. CANIM ARKADAŞLARIM ile bir içelim! Biliyordum oğlum sizden iyi bir haber geleceğini. Okumuş adamlarsınız siz, diğerleri gibi it kopuk değilsiniz.” Of bak hırsızlık yapmayacağız diyorlar, düzgün plan var falan diyorlar. Ay ay! Keyiflendim! Şöyle yüksek bir meblağ geçse elime dükkanı kapatıp 1 ay tatile giderim memlekete. Cılız olanı cebinden bir liste çıkardığında elimi uzattım vermesi için. Çekti geri. Eski bağlantılarım falan diyor. Tılsım kulübünü mü söylüyor lan? Nakitle çalışacağını falan söylüyor şişman olan. Harbi harbi bunlar bulmuş bir tavuk da yoluyorlar. Beni de tanıştırsınlar, azıcık da biz yolalım.

Herif bulmak istedikleri malzemeyi söylüyordu ki Chadwick gel- LAN? Ölü Chadwick’i beklerken abidemle karşılaşınca kalbim küt küt attı ne yalan söyleyeyim. Ağzımı açtım, Blaze’in söylediklerinden sonra kapattım. Kardeşim neredesin günlerdir yoksun diyeceğim, ama çok da para var bu işte. Ne yazık ki seni arka plana atacağım abidem ya. Döndüm ikiliye tekrardan. Biraz daha uzatırlarsa ağızlarının ortasına rovaşata çekme hissi oluşacak içimde. “Yav siz benim adıma ne düşünüyorsunuz ki? Ne istediğinizi söyleyin, gerisi bende. Asıl önemli konu, ne kadar spani var bu işin içinde. Yüzde kaçı benim? Bakın benim yerim belli. Sizinki değil. Bu yüzden paranın yarısını önden alırım.”

Blaze arkada heyheylenince dönüp baktım buna. Chadwick’i görmüş. Ne bakıyorsun raconu kesiyor. Vay Merlin, kim bilir nerelerde takıldı da bu kadar agresifleşti. Bu senin petin mi dediğinde “Yok be Abidemm!” dedim. “Dostum o benim, çalışanım.” Herif inferi gibi gezince etrafta tabi millet tedirgin oluyor. Huyu bu ama arkadaşlar kınamamak lazım. Sonra çocuğunuz Ölü Chadwick gibi olur. “Oğlum sana demedim mi şarap aç diye! 4 yap bardağı hadi.” diyerek Chadwick’i kışkışladım elimi kaldırıp. O kendine has ölü gibi tavırları ile kapıdan çıkarken önümdeki ikili hukukçu olmamla ilgili gülüşüyorlardı.

“Hee, beğenemediniz mi? Bir daha mesleğime gülenin anasını gondiklesinler! Hadi gülün bakalım şimdi! İşte gördünüz mü? Her şekilde hakkımı savunuyorum. Müvekkillerimin de hakkını savunuyorum. Şimdi sen bana ödemenin yarısını veriyor musun bakayım? Kağıdı da pasla. 5. eşya mı demiştin?”

Cılız herifin elinden kağıdı alıp şöyle göz gezdiriyordum ki kapıdan içeri Andy girdi. Korkunçlu çocuk “Gabriel abi!” diye seslenince gözlerimi kağıttan ayırmadan “Dükkanda Alex diyeceksin be oğlum! Kafana vura vura aptal etmişler seni.” diye hayıflandım. Blaze’in Andy’i tanımadığını hatırlayınca da kafamı kaldırıp “Blaze bak bu Andy. Andy, Cornelia ve benim oğlumuz. O kadar uzun zamandır yoktun, büyümesini göremedin yiğeninin. Andy niye abi diyorsun oğlum bana, baba desene. Noldu yine ne istiyorsun?” diye sordum. Andy, Blaze’e nefret dolu bakış attı. Tüm herkese attığı bakış işte. Normal hali. Herifi büyücülerden tiksinsin diye büyütmüşler. Gelmiş bizim yanımızda kalıyor. Bizim de her yerimizden büyü akıyor anasını satayım. Üşendiğim için uçuyorum ben falan. “Para verir misin?” dedi tekrar bana dönüp. Çok düşünmeden elimi cebime atıp bir kaç Galleon çıkardım. “Baba dersen veririm.” Kendini zorlaya zorlaya “Para verir misin baba…” dedi velet. Bunu döve döve itaatkar da yapmışlar ha. Yazık harbi. “Al hadi.” Elimden kaptı parayı ve koştu. Dışarıda şeker meker alacak herhalde. Alışsın da şu ruh hastası hallerinden kurtulsun bebe. Tatile götürünce yüzmeyi de öğretirim buna. Cıppıdı cıppıdı yüzer. Cornelia da gelir mi ki lan?

Neyse önce iş. Sonra aşk.

Elimdeki kağıdı cebime tıkıştırdım hemen. Blaze’e kendi masamı gösterip “Danışmanım gel otur sen. Inferileri kafana takma hiç. Hayat bize yaşarken gülmedi ki, ölünce gülsün.” dedikten sonra lavuk ikiliye döndüm. “Öyle gizem yaratmaya ne gerek var yiğidolar. Söyleyin bakalım kimmiş bu dolu cepli kaz. Madem bu işe ortak olduk. Ben avukatınız olarak olayların her ayrıntısını öğrenmek isterim. Kazın da en güzel etinden bir kemirmeyi bana çok görmeyin.”[/justify]
Sayfa: 1 ... 6 7 [8] 9 10