Büyücedünya RPG

Dünya Ülkeleri => Diğer Dünya Ülkeleri => Konuyu başlatan: Nora Gray - 02 Nisan, 2023 18:13:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: FB - Bindik bir alamete!
Gönderen: Nora Gray - 02 Nisan, 2023 18:13:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Yıl: 10.10.1860

Kurgu:Genç ajan Yunanistandan gelen ikinci mektup ile işlerin devam edeceği haberini alır ama bilinmezliklerin arasından kaybolduğunun haberi henüz ulaşmamıştır.

Önceki Rpgler:

1- https://buyucedunya-rpg.com/seherbaz-buro/fb-eyvahlar-olsun!/ (https://buyucedunya-rpg.com/seherbaz-buro/fb-eyvahlar-olsun!/)
2-https://buyucedunya-rpg.com/birlesik-krallik/fb-murekkep/msg3250/?topicseen#msg3250 (https://buyucedunya-rpg.com/birlesik-krallik/fb-murekkep/msg3250/?topicseen#msg3250)
3-https://buyucedunya-rpg.com/diger-dunya-ulkeleri/fb-dried-rose/msg3282/#msg3282
 (https://buyucedunya-rpg.com/diger-dunya-ulkeleri/fb-dried-rose/msg3282/#msg3282)4-https://buyucedunya-rpg.com/birlesik-krallik/fb-yildiz/msg3340/?topicseen#msg3340
 (https://buyucedunya-rpg.com/birlesik-krallik/fb-yildiz/msg3340/?topicseen#msg3340)

08.09.1860

Genç cadı kapıyı anahtarla açtıktan sonra içeriye girdi. Bu gün ki koşturmadan yorgun düşmüştü ve bir an önce kendisini sıcak suyun kollarına bırakmak istiyordu. İçeri girdiğinde ilk baş kapıyı kontrol etti, kendisi açmasıyla düşen lastiği tekrardan eline alıp kapıya taktı. Bu onun evin içinde ki yöntemlerinden birisiydi eğer evine Muggle usülü kapısı açılıp girilirse kendisi geldiğinde yerde duran küçük lastik ona bu olayı anlatacak görgü tanığı olacaktı. En azından hayatta kalmanın küçük bir yoluydu. Bundan bir kaç sene önce eski evine izinsiz giren birini bunun sayesinde yakalamıştı. Kapıyı kapattıktan sonra elinde ki çantasını az ilerde duran sandalyenin üzerine koydu. Üstünde ki ceketi çıkarıp askılığa astıktan sonra geçip yatağının üzerine oturdu ve ayağında ki bordo renkli ayakkabıları çıkardı. Ayak bileğini sağ eliyle ovalamaya başladı, ayakta fazla durmaktan ayakları şişmişti ve topuklu ayakkabı her adım attığında canını yakmaya başlamıştı. Bizim mesleğin cilvelerinden birisi dedi kendi kendine gülümseyerek. Ayağı kalkıp banyoya yöneldi ve küveti tıkadıktan sonra musluğu açtı. Sıcak su yavaş yavaş dolmaya başlarken içine en sevdiği banyo köpüğünü ekledi. Saçlarını masanın üstünden aldığı ince tokalar ile tutturduktan sonra üzerini çıkarıp küvetin içine girdi. Ayak parmağına değen suyun ilk damlasından itibaren sıcak suyun etkisi onu sarmaya başlamış içinde oluşan küçük ürperti yerini yumuşaklığa bırakmıştı. Arkasına yaslanıp bir kaç dakika öylece uzandı genç cadı. Bütün günü böyle geçiyordu. Büroda ki dosyalar, dışarıya çıkarsa eğer koşturma ve en sonunda eve geldiğinde sıcak suyun kollarında. Yaşlanıyorum diye söylendi genç cadı kendi kendine. Doğum gününe bir aydan az bir zaman kalmıştı ve her günü aynıydı. Yaşlanıp ölmek en iyisi diye geçirdi içinden bu seferde, en  acısız ve zahmetsiz belki de. Aklında kaç zamandır aslında başka bir şey vardı, beklediği bir mektup vardı. Eğer o mektup gelirse onun ölüm mektubu gelmiş olacaktı. Onun öğrendiği fakat kimsenin öğrenemediği bir şey vardı öğrenseydi eğer Balian bunu yapmasına asla izin vermezdi bunu biliyordu ama bazı şeyler için fedakarlıklar gerekirdi.

Baykuş gagası ile üçüncü vuruşunda genç cadı bornozunu giyip banyodan çıktı daha sonra baykuşa baktı. Camı açıp mektubu eline aldığında artık ölüm mektubu eline ulaşmıştı. Baykuşu camdan geri saldıktan sonra banyoya geri yöneldi. Bornozunu çıkarıp suyun içine geri girdi mektubu açtıktan sonra yazanları okudu. Büyük d'Ibelin onla görüşmek istiyordu demek ki şimdi başlamak istiyordu. Elinde ki mektubu yere bıraktıktan sonra yanda ki kibriti aldı ve hemen yanında ki gül kokulu mumu yaktı. Mumun kokusu tüm banyoyu kaplarken genç cadı derin bir nefes çekti içine daha sonra mektubu tekrardan eline alıp mumun titrek alevine doğru tuttu. Mektup yanmaya başladı ve kısa süre içersin de mektuptan sadece küçük siyah bir duman kalmıştı. Genç cadı dumanın çıkardığı is kokusunu ciğerlerine çekerken arkasında yaslandı tekrardan. Demek ki yaşlanmayacağım diye geçirdi içinden.

10.10.1860

Son dosya ile de işi bittikten sonra onu da yanda ki birikinti yığınının içine bıraktı genç cadı. Bakışlarını kendisine sadece iki masa uzakta olan kardeşinin masasına çevirdi. Boştu, kardeşi Oliver'ı bu gün hiç görmemişti. Keşke gitmeden önce onu görebilseydi diye geçirdi içinden. Ona hiç bir zaman sarılamamıştı en azından büyüdüğünde küçükken didişirlerdi ama ona sarılıp kokusunu içine çektiğinde içine dolan huzur vardı. Şimdi de bunu istiyordu ama kardeşi geldiğinden beri sadece bir birlerine düşmanca bakış atmaktan başka yaptıkları bir şey yoktu. Ahşap masanın neredeyse kırılmak üzere olan çekmecesini çekti ve içinden akşam yazdığı mektubu çıkardı. Çekmeceyi tekrardan kapattıktan sonra askılıkta ki lacivert renkli ceketini aldı. Hemen pencere önünde ki masada bulunan arkadaşı genç cadının çıkmak üzere olduğunu görünce ona selam verip görüşürüz demişti. Cadı yüzüne bir gülümseme kondurup "Umarım" dedi. Kapıdan çıkıp koridora yöneldi ve baş seherbazın odasının önünde durdu. İçeri de olmadığını biliyordu lakin içeri de olsaydı zaten gideceğini söylemek daha zor olacaktı. Yine de kapıyı tıklattı ve içeri girdi. Oda boştu, genç cadı masaya doğru adımladıktan sonra elinde ki mektubu baş seherbazın her zaman açık duran çekmecesine koydu. Balian'ı tanıyordu ve geldiğinde o çekmeceye muhakkak bir şey almak yada koymak için açacaktı ve açtığında da mektubu bulacaktı. Zarfın üzerinde tek bir şey yazıyordu o da kendi ismi. Özür dilerim Balian, keşke sana söyleye bilseydim ama bazı şeyleri feda etmeden bazı şeyler olmuyor. Bana bu isteğini ilk gün söylediğinde neler olacağını anlamıştım zaten. Sende şüpheliydin zaten ama ben... genç cadı çekmeceyi kapattı ve arkasını dönüp kapıdan çıktı. O arada kendisine bakan sarışın cadı ile karşılaştı. "Ah, Merhaba Edith" dedi genç cadı. Sarışın kadın sanki ona o odada ne işin var diye bakıyordu. "Benim Bay d'ıbelin'e vermem gereken önemli bir dosya vardı ama kendisi yerinde olmadığı için masasının üzerine bıraktım" dedi. Kadın inanmış gibi yüzünde ki şüpheyi kaldırmıştı. Kadını yıllardır tanıyordu ve ikisi de iyi dosttu ama şu bir kaç gündür cadının yüzünde anlam veremediği bir ifade vardı. Bir şey olmuştu yada bir şey yaşamıştı her şeye sanki şüphe ile bakıyordu.
Başlık: Ynt: FB - Bindik bir alamete!
Gönderen: Maskeli Kişi - 03 Nisan, 2023 00:25:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Npc Cadı:Edith Spencer

Saatler öğleden önce beşi gösterirken genç cadı boğazına saplanmış berbat bir öksürükle uyandı. Karabasanlar yine uykularını işgal etmeye, düşüncüleri ise beynini kemirmeye başlamıştı. Günün ilk ışıkları Londra'nın üzerine yayılmadan beyaz çarşaflı geniş yataktan çıktı. Sabahın ayazı ve taş zeminin soğukluğu, çıplak ayaklarının üşümesine sebep oluyordu. İyice gerinerek iç çamaşırlarını çekiştirdi. Karanlık odada ışık arayan genişlemiş göz bebekleri yanında boylu boyunca duran yapılı adama baktı. Kim olduğu konusunda en ufak bir fikri yoktu. Geceden beri ağzında kalan alkol tadı, birkaç saat sonra oluşacak baş ağrısının habercisiydi. İç çekerek dizlerine kadar uzayan çoraplarını çekiştirdi. Odadaki tek pencereye yöneldi. Londra'nın neresinde olduğu konusunda en ufak bir fikri yoktu. Geniş vestiyerin önünden çantasını ve eşyalarını aldı. Adamı uyandırmamaya özen göstererek odadan çıktı. Parmak ucunda attığı adımlarla çıktığı kapıya en yakın odalardan birini seçti. Beyaz renkli kapının ardındaki mavi rengiyle bezenmiş son derece temiz bir banyo vardı. Geniş aynanın önünde durdu. Gözlerinin altı morarmış, sarı saçları birbirine girmişti. Küvetin musluğuna açarak adamın olduğunu tahmin ettiği parfümümsü kokuyu duya boşalttı. Su tamamen dolduğunda, önce ayaklarıyla sıcaklığı test edip kendini sıcak suyun kollarına bıraktı. Birini öldürmek ne kadar zor olabilir, diye sordu kendi kendine. Tek duyabildiği ses musluktan damlayan su sesleriydi. Kendini boğmak istercesine kafasını esanslı suyun içine soktu. Ardından da derin bir çığlık attı. Nefesinin oluşturduğu baloncuklar su yüzüne çıkarken küvetteki suyun yoğunluğu çığlığını yutuyordu. Ölüm, dedi tekrardan. Ciğerlerine dolan su ile bilinci yavaşlamaya başlamıştı. Başkaları için değil, kendim için...

Hızla kendini yüzeye çıkartırken yeterince cesaretinin olmadığını biliyordu. Ağlamaya hazır gözlerini eliyle sildi ardından da küvetten çıktı. Çıplak vücudundan akan su damlalarını kurulamak için ayna önünde duran lavanta kokulu havluyu aldı. Dişlerini parmak ucuna sıktığı bir miktar diş macunu ile temizledi. Akşam giydiği beyaz gömlek ve kalın siyah dar kesim pantolunu üzerine geçirdi. Islak saçlarını da at kuyruğu yaparak çantasından çıkardığı sigarayı ağzına götürdü. Gitme vakti çoktan gelmişti.

Taksiden inerken ağzındaki metalik tat eksilmemişti. Önünde durduğu büyük bakanlık binasına baktı. Eski mermer yapıya doğru adımlarken doğru kararı verdiğinden emin değildi. Annem, dedi içinden bir ses. Masumların ölmesini istemezdi... Hızlıca içeri girdi, kalabalığı aşarak son anda gitmek üzere olan asansöre yetişti. Son derece durgun bir sabah olduğundan elinde kahve taşıyan stajyer çocuk hariç hiç kimse yoktu. Çocuğu başıyla selamlayarak seherbazlık bürosunun olduğu katın düğmesine bastı. Asansör varacağı kata ulaştığında titrek ellerle demir kapıyı itti. Normalde salı günleri saha görevi vardı ve büroda olmaması gerekiyordu. Çok dikkat çekmemeyi umarak koridorda adımladı. Çevresinden geçen insanların yüzüne bakamayacak kadar kahpe hissediyordu kendini. Odasının önüne geldiğinde hızla içeri girdi. Yalnız kalmasından mütevellit gözlerinden düşen iri damlalar yanan boğazı olduğu yere sahiplenmesine sebep olmuştu. Sırtını kapının arkasına vererek yere çömeldi. Yüzünü pencereye dönmüş, dışarıdaki kuşları izliyordu. Güç bela kalkarak kapıyı kilitledi ve masasına oturdu. Çekmecesindeki saman kağıtlarından birini çıkardı ve siyah mürekkepli dolma kalemiyle bir şeyler karaladı.

Penceresinden gelen güneşin son ışık hüzmeleri yüzüne vururken sabahtan beri yazmaya çalıştığı mektubu yeni bitirmişti. Çekmecesini açarak bir zarf ve ağrı kesici kutusunu çıkardı. Önce kağıdı ince zarfa yerleştirdi sonra da turuncu kutunun kapağını açtı. Sabahtan beri içtiği üçüncü ilaç olacaktı. Beyaz renkli hapı ağzına atıp susuz yuttu. Ardından eski kapıya doğru yönelip odadan çıktı. Baş seherbazın odası çok uzakta sayılmazdı. Boğazındaki yumrunun hissettirdiği acıyla hafifçe inledi. Dişlerini o kadar çok sıkmıştı ki çenesinin acıdığını tanıdık bir yüz ile farketti. Nora Gray... "Ah, Merhaba Edith" dedi genç cadı. Genç cadı surat ifadesini hissetmeden değiştirdi. Gecenin bu saatinde? "Benim Bay d'ıbelin'e vermem gereken önemli bir dosya vardı ama kendisi yerinde olmadığı için masasının üzerine bıraktım" diye düzeltti kendini seherbaz. "Ah, üzgünüm Nora, istemeden birazcık ters bakışlar attım sanırım. Kafam çok dolu. Dün gece içkiyi biraz fazla kaçırmışım. Şu raporları verir vermez eve gideceğim." Yüzüne yapmacık bir gülümseme takınarak kadını atlattı ve odaya girdi. Binada belki de küf kokusunun en yoğun olduğu kısım son derece lüks döşenmişti. Orkideler, ceviz ağacından yapılma bir masa ve büyük bir Britanya bayrağı... Deri koltukları geride bırakarak çekmecelerden birini açtı. Aceleyle mektubu bırakarak odadan çıktı. Kimseye görülmediğini umuyordu. Koridoru geçerken özenle seçtiği kelimeler aklında yankılanıyordu. Birini öldürmemi istedi Balian. Kendi için. Annemi kullanarak. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bir daha masum birini öldürmek istemiyorum. Öldürmek istemiyorum...
Başlık: Ynt: FB - Bindik bir alamete!
Gönderen: Nora Gray - 03 Nisan, 2023 11:58:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Balian,
İki gündür sana ulaşmaya çalışıyorum ama bir türlü seni ya bulamıyorum yada yalnız değildin. Adras bana beklediğimiz mektubu gönderdi. Tekrardan çiftliğe gideceğim, sena ulaşamadığım için mektup bırakıyorum umarım bunu görürsün. Bu gün Yunanistan da ki çiftliğe gidip Adras ile konuşacağım. Umarım işe yarar bilgiler ile dönerim.



Nora Gray


Karşısında ki sarışın kadının sözlerini duyan genç cadı bakışlarını kadına çevirdi. "O hepimizin sorunu tatlım bu aralar çok yoğunuz ve bazen özel görevlerde geliyor anlarsın ya" deyip göz kırptı. Sarışın kadın baş seherbazın odasına girerken genç cadı büronun kapısından çıktı. Mermer zeminde topuklu ayakkabılarının çıkardığı ses bakanlıkta ki uğultulara karışıp giderken genç cadı rutubet kokan ve gıcırdayan asansöre bindi. Bu eski yapının herhalde en nefret ettiği yerdi burası, gıcırtı sesleri dişlerinin kamaşmasına neden oluyordu ve asansörde ki cin cücesinin bakışlarından da nefret ediyordu. Giriş katta indikten sonra kısa bir yürümenin ardından bakanlıktan çıktı. Solgun güneşin ışıkları vücuduna vurmaya başlamış havanın soğuk olmasına rağmen genç cadıyı yavaş yavaş ısıtıyordu. Kumral cadı hızlı adımlar ile bir ara sokağa girdi ve evinin salonuna cisimlendi. Kendisine her seferinde bunu yapmaması için uyarsa da yine de aldırış etmiyordu. Bazı şeyler için direk evinin içine cisimleniyordu. Şimdi ise Yunanistana gitmeden önce bürüneceği kimlik içine hazırlanması gerekiyordu.

Dolabına yaklaşıp alt çekmeceyi çekti. Gizli bölmeyi yokladıktan sonra küçük tahta zemini kaldırdı. İçinden küçük kapalı bir kutu aldı onu açtığında bir sürü kimlik vardı. İçerisinden daha önce de kullandığı bakanlık kimliğini aldı ve hemen yanda bulunan boynuna takmak için tutturaca tutturdu. Bazı alması gereken şeyleri de çantasına attı genç cadı gelişi güzel bir şekilde daha sonra derin bir nefes aldı. Bu sefer gideceği yeri biliyor olması en azından hava alanında zaman kaybetmeyeceğinin göstergesiydi. Dolabına karşılıklı duran masanın hemen üzerinde duran aynaya yöneldi. Kendisine küçük bir bakış attı daha sonra saçlarını düzeltti ve pantolonunun üzerine çıkan açık mavi gömleğini içeriye soktu. Üzerinde ki pantolonu ile ilgili aynı renk olan ceketini çekiştirdi ve düğmesini ilikledi. Basın kartını da boynuna astıktan sonra gömleğinin yakalarının içine yerleştirdi. Şimdi daha iyi görünüyordu, asasını masanın üzerinden aldıktan sonra cisimlendi genç cadı. İlk baş Avrupa topraklarına cisimlendi. Almanyanın Saksonya bölgesine cisimlenmişti. Hava çok çabuk değişmişti ve güneş kaybolup onun yerine kara bulutlar sarmıştı etrafını. Bir kaç adım attıktan sonra tekrardan cisimlendi genç cadı ve bu sefer Romanya'ya gelmişti. Git gide daha da yaklaşıyordu gideceği yere. Bir anda Yunanistana cisimlenmek istememişti. Ara sokaktan çıkıp küçük bir cadde geçti genç cadı daha sonra başka bir ara sokağa saptığında tekrardan cisimlendi ve bu sefer gideceği yere gelmişti. Yunanistanda bulmuştu kendisini, havanın yağmurlu olmasına aldırış etmedi çünkü ilk geldiğinde de yağmur yağıyordu ve ülkeye yaklaştıkça kararan bulutlar bunun göstergesiydi. Çantasından çıkardığı katlana bilir şemsiyeyi açtı genç cadı ve yürümeye devam etti. d'Ibelin toprakları sınırları içerisine girdiğinde etrafına bakındı daha sonra malikanenin bulunduğu kısma yürüdü. Onu karşılamaya gelen genç adamı gördü. İlk geldiğinde de genç adam onu hava alanından almış ve büyük d'Ibeline kadar o götürmüştü şimdi ise yine onu karşılamaya gelmişti. Genç cadı adama gülümseyip ilerlemeye devam etti. Malikanenin merdivenlerinden çıktıktan sonra büyük kapıdan içeri girdi. Genç adam onu misafirlerin beklediği odaya kadar eşlik etti ve cadıya burada beklemesi gerektiğini söyledi. Kumral cadı etrafına bakınırken "Tabi" dedi küçük bir fısıltı ile.
Başlık: Ynt: FB - Bindik bir alamete!
Gönderen: Maskeli Kişi - 03 Nisan, 2023 17:59:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Npc:Adras d'Ibelin

Güzel bir kış günü geçiriyordu çiftlik. Yazın satılmak üzere besiye çekilen büyükbaş hayvanların sesleri, sütünden ve kürklerinden yararlanmak için beslenen küçük baş hayvanların seslerine karışıyordu. Huzurluydu Zagora şehrinin bir türlü karla buluşamayan toprakları, sadece Pelion Dağı'nın yüksek tepelerinde vardı beyaz örtü. Çobanlar için en sevilmeyen soğukları taşıdığından, Aralık ve Ocak aylarında tembellik yapmayı seçerlerdi. d'Ibelin Çiftliği birçok çalışanı konuk ediyordu bünyesinde yılın bu zamanlarında. Tabi çiftliğin demirbaşları ise kendi işleriyle uğraşıyordu; yönetmek ve kazanmak.

Beklenilen günün geldiğini habercisi olan kapı tıklatması duyuldu Adras'ın dinlediği çalışma odasında. Matthew, gazeteci konuğun gelmek üzere olduğunu bildirecekti ihtiyara. Plana göre, kendini akıllı zanneden sahte gazeteci öldürülmeden önce, ona anlatmak istediği birkaç konu vardı. Aslında giriştiği bu cesaret ve delilik isteyen göreve bakınca, kendi tarafında istedi bu genç cadıyı. Ama yanlış tarafı seçmişti işte, bunun sonucunda bile ölmek ona biçilen hafif bir cezaydı. Ömrünü, üç öğün yemekten sonra tatlı niyetine, süslü tabaklarda sunulan 'Crucio' laneti ile geçiren düşmanları olmuştu. Ölmek için yalvarmakla başlıyordu her şey, sonra ne konuşacak kelimeleri kalıyordu ne de hayal kurabilecek bir bilince sahip oluyorlardı. Birisini koyabileceğiniz en güzel hapishane; kelimelerinin olmadığı, hayallerinin elinden alındığı bir bedendi. Ya da en güzel anılarını yok edip, yerine en karanlık ve pis olanları yerleştiriyordu. Hayatları boyunca asılsız bir gerçeğin peşinde sürükleniyor yada var olmayan bir cinayetin suçlusu olduklarını sanarak geçiyordu hayatları.  Adras, onu öldürmekle zahmetsiz ve kibar bir iyilik yaptığını düşünüyordu.

"Her şey hazır, bahsettiğiniz gibi tabloların olduğu odada siz ona anlatmak istediklerinizi anlatırken dokunacağı bir tablo anahtar haline getirildi. Dokunduğu anda kendisini arkadaşının onu öldürmek için beklediği yerde bulacak." ama sanki anlatamadığı bir şeyler vardı genç adamın, sancılı bir bekleyiş içerisinde olduğunu görebiliyordu Adras. Oturduğu koltuktan diktiği bakışlarını Matthew'den çekmedi, kendini açıklaması için şans tanıyordu. Yoksa aksilik yüzünden doğacak bir sorun olduğunda ölecek kişi Matthew olurdu, başkası değil. Birkaç saniye öylece bekledi, gözlerindeki açıklama bekleyen ifade ile birlikte. "Küçük bir sorun var efendim." sonunda ağzındaki baklayı çıkartmıştı genç müdür. "Dinliyorum, çözülmeyecek hiç bir sorun olamaz benim için." dedi. "Şu Stravos kızı bana pek güvenilir gelmiyor, olası bir vazgeçme durumu yaşayabiliriz." dedikleri zaten olabilecek gerçeklerdi, Adras bile tahmin edebiliyordu ama bu önemsiz bir sorundu "Evet çok önemli bir sorun değil, basit bir lanet ile aşılır. Asıl sorun yeğeninizle irtibata geçmiş olabileceği." Adras emin gibiydi ona söylenen bu durumun gerçekleşmeyeceğine. Karşısında mahçup şekilde fikrini söyleyen Matthew'e "Merak etme, bayan Stravos annesini tehlikeye atmak istemez, o kadar cesur değil." diyerek bu seçeneğin varlığını yok etmişti. Kendinden oldukça emindi yaşlı kurt, yanılabileceğini düşünmüyordu.

"Hoşgeldiniz genç bayan." dedi onu girişteki salonda bekleyen gazeteciyi karşılamak için. Yüzünden o bilge ihtiyar gülümsemesini eksik etmiyordu. "Umarım yolculuğunuz iyi geçmiştir." dediğinde daha önce yapmadığı inceliği göstererek elini uzattı, düşmanına saygısını sunuyordu ölümünü izlemeden önce. Gerçi ölümü bambaşka bir yerde olacaktı, çiftliğini böyle gereksiz ölümler için kullanıp tehlikeye atamazdı. "Sorularınıza başlamadan önce sizi ağırlamak istediğim başka bir odam var. Bugün özel hayattan konuşacağız, size kimseye açıklamadığım bir sırrımı açıklayacağım." cadının şaşkınlık ve heyecan karışımı bir ifadeye büründüğünü görebiliyordu, sözde yeni yetme gazeteciydi ve konsey üyesi sırrını açıklayacaktı. Büyük bir haber demekti bu. Yeniden gösterdiği performansı takdir etti içinden. Kolunu uzattı ve "Yaşlandıktan sonra evin içinde gezinirken bile cisimlenir oldum, kusura bakmayın." dedi. Cadının bakışlarında beliren tereddütü sezmişti, aklından nelerin geçtiğini merak etti. Saniyeler sonunda, giydiği takımın koluna değen cılız parmakları hissedince üst kattaki gizli odasına cisimlendiler.

Oda ahşap duvarlara asılmış tablolar ve onları aydınlatan mumlar haricinde boş görünüyordu. Koridorlarda ki d'Ibelin kanını taşıyanların sıralandığı portrelerden farklı olarak çoğu birden fazla kişiyi ve bir eylemi anlatıyordu. Birinde masa başında toplanan insanlar, diğerinde düello ettikleri anlaşılan iki genç resmedilmişti. "Anılar." diyerek açıkladı manzarayı "d'Ibelin ailesini bilirsiniz, kardeşe izin verilmez." eliyle düello eden iki genci anlatan resmi işaret etti "Bu resimde ben ve kardeşimi görmek mümkün, ikiz kardeşim Andas'ı yani. Başka türlü bu resimde bulunması imkansızdı zaten, ölmüş olurdu. Berabere biten bir düelloydu, ikimizde genç ve yetenekliydik." sesi ve duygusuzdu, ilerledi ve masa başı resmini işaret etti "Bu benim ilk başarım, kardeşimi bir yangında kaybettikten sonra kazanılan büyük bir iş ortaklığını anlatıyor bu resimde." bu kadarı yeterli diye düşünüp asıl konuya geçmek üzere, en uzakta duran iki tablonun yanına geldi. "Bu kızıl saçlar sana da ilginç gelmiştir, ailemizde kimse de yok. Zaten aileden biri değil." kollarını birbirine bağladı ve bakışlarını tabloların üzerinden çekmeden anlatmaya devam etti. "Ben çok daha gençken, 18-19 yaşlarındayken ilk kez aşık oldum. Adı Sofia idi." şaşıran gazeteciye dönerek "Evet doğru duydun, çoğu ailede olduğu gibi istediğim kişiyle sırf statüsü düşük diye evlenemedim." diye açıkladı kendini "Sonuçta aile işlerine yardımı dokunacak bir evlilik yaptım, ama yine de aşkımdan vazgeçemedim. Gizli gizli buluşuyorduk, sevişiyorduk. İkimizden kimsenin haberi yoktu tabi kardeşim Andas haricinde. Bu sırada diğer evliliğimden bir oğlum oldu. Ben yine Sofia'dan başkasını düşünemedim, bencildim ve gençtim. Kararlarım hem onu hemde onun karnındaki doğmamış ikinci çocuğumu ölüme sürükledi. Ben bir gecede hem aşkımı hem çocuğumu hemde kardeşimi kaybettim." sözlerini bitirdiğinde son cümlesinde kardeşiyle kurduğu bağlantıyı anlamamıştı cadı ve meraklı bakışlarını tablolardan, Adras'a çevirdi. [Color==green]"O gece Sofia kendini vurmuştu, ben bir anlık öfkeyle suçu Andas'a attım. Kavga ettik ve sonuçta çıkan yangında beni kurtarmak için kendini feda etti."[/color] genç cadı duyduklarını not almayı sürdürürken bir yandan da bu kadar karmaşık bir geçmiş beklemiyor gibi şaşkın bir hali vardı. "Ölüm kabullenmesi zor genç bayan, arkada bırakılanlar daha çok acı çekiyor. Bunu bir tür ceza olarak gördüm ve şikayet etmeden bu yükü sırtlandım. " aslında birazdan yaşanacaklara gönderme yapmıştı. Bu genç bayan ölümü başka birisi için ceza olacaktı, Balian d'Ibelin ölümden daha beter bir cezayı hak etmişti. Adras için tek yapması gereken merakına yenik düşen bu sahtekarın tabloya dokunmasını beklemekti. "Anılara dokunamazsınız ama resimlere dokunun, hissedin." diyerek yönlendirdi onu.

Saniyeler sonrasında, anılarla dolu o odada yalnızdı artık, genç cadının son dokunuşu da bir anı olarak asılmıştı duvara. Zaferle gülümsedi yaşlı kurt.   

(https://i.hizliresim.com/V3avQy.jpg)
(https://i.hizliresim.com/lbjvQB.jpg)
Başlık: Ynt: FB - Bindik bir alamete!
Gönderen: Maskeli Kişi - 04 Nisan, 2023 01:37:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Npc Cadı:Edith Spencer

Baş ağrısı… Beyninin sağ lobundan sanki bir kazık yemiş gibiydi. Bu seferki ağrının alkolden kaynaklanmadığını biliyordu. Balian lütfen, lütfen mektubu almış ol… Zihnini kemirip duran şüphe ve mektubuyla Adras denen ite yakalanma korkusu, ince bacaklarını titretiyordu. Cesaretinin hiç bu kadar kırıldığını hissetmemişti belki de. Hatta küçükken Hogwarts’ta Profesör Orbinstein’dan azar yediğinde bile… Hogwarts’taki evine layık olmadığını düşünerek büyük bir hırsla yanaklarını ısırdı. Boğazı düğümleniyor, beyaz gömleğinin üzerine geçirdiği ceketin püsküllerini çekiştiriyordu. Ağzındaki metalik tadı silmek adına yere tükürdü kadın. Boz renkli toprak çimlenmiş, Akdeniz iklimine özgü sarı çiçekler tomurcuklanmıştı. İster istemez kan döküldüğünü hayal etti kadın. Masum ve saf toprağa… Kim bilir kaç kişi can vermişti Adras’ın emriyle. Cisimlendiği bölge bir zamanlar çocukluğunu geçirdiği koydan yüzlerce kilometre uzaktaydı. Midesi bulanıyordu zira bulunduğu şehir onun için şeytanın ininden farksızdı. Derin bir nefes aldı. Kafasını sağa sola çevirdi. Baş seherbaza güvenmesi gerekiyordu.

Depo girişine yakın odaya doğru yürürken aklında çalan şarkıyla karşıladı çiftliğin genç müdürünü. Her zamanki donuk suratı ve masum mizacının altında yatan vahşi canavarı kendisi de biliyordu. Adras’ın yanında çalışmak bile akıllı birinin zaten harcı değildi. Sıyırmış olmalı diye düşündü kendi kendine. Ya da d'Ibelinlerin poposunu yalayanlardan biri… “Tekrardan merhaba.” Dedi genç cadı oldukça soğuk bir sesle elini uzatarak.  Görevini çok iyi biliyormuş gibi kendinden son derece emin bir şekilde konuşuyordu. Başlarda işini kabul etmiş gibi yapacak bir süre oyalanacak ve Balian'ın zamanında yetişmesini sağlayacaktı. Basitti. Kolay bir görevdi bu. Her zamanki taktikleri onu çoğu zaman başarıya ulaştırmıştı. “Merhaba Bayan Spencer. Oturun lütfen. Birazdan burada olacağım.” Kendisine gösterilen demir sandalyenin bir ucunda elektrik kablosu olmadığına emin olarak oturdu genç kadın. Zira bu adamlardan beklenmeyecek şey değildi. “Değerli Bay Adras bize katılmayacak sanırım.” Sesinin odada yankılanması yalnız olduğuna bir işaretti. Boğazını temizledi ve ellerini oynatmaya başladı. Gerginlikten dudaklarını kemiriyor, istemsizce ağzının içindeki etleri yiyordu. Doğru olanı yapıyorsun Edith... Doğru olanı... Kendi kendini kandırdığını hissediyordu. Bir süre sonra sıkılmıştı. Beklemek… Özellikle birini öldürmek için beklemek onu zihinsel açıdan yoruyordu. Sinirle arkasına döndü. “Siz benimle dal-” cümlesini tamamlayamadan arkasında beliren adamın asasıyla karşılaştı. Tüm vücudu şoka girmişti. Kıpırdayamıyordu. “İmperio.” Adamın ağzından çıkan sakin sesin ve asasına etkisini izledi. Işık narin vücuduna vardığında muhamekeme yeteneğini çoktan kaybetmişti kadın. “Kim gelirse gelsin karşındakini geberteceksin. Beni anladın mı?” Kendi emri dışında sallanan kafasını durdurmaya çalıştı kadın. Fakat çabaları anlamsızdı.

Kendi zihni içine hapsolmuş ruhu çığlıklar atmasını söylerken gözlerinden akan yaşlar bunu hesaplamadığının göstergesiydi. "Kadın bu odada, tek yapman gereken zamanı geldiğinde itmek." Sözcükler kendinin olduğundan emin olmadığı kulaklarında çınlıyordu. Adımlarını engellemeye çalışırken doğal bir reaksiyon olarak dolan gözleri görüşünü engelliyordu. Lanet üzerinden kalktığında bunların hiçbirini hatırlamayacağına emindi.
Başlık: Ynt: FB - Bindik bir alamete!
Gönderen: Nora Gray - 04 Nisan, 2023 12:10:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Kumral cadı gözüne kestirdiği koltuğa oturdu ilk önce ve orada beklemeye başladı daha sonra böyle olmayacak diye ayağı kalktı tekrardan. Ne yapacağını bilmiyordu genç cadı sadece dikkatli, sakin ve şuanda büründüğü kişilikten emin olmalıydı. İçinden sen bir gazetecisin o kadar diye tekrarlıyordu genç cadı. Sanki ajanlığın ilk yılları gibiydi bunca tecrübeye rağmen hala işleri batıracağına inanmak onu geriyordu. Ama bu sefer farklıydı eli boş dönemezdi büyücünün yanına. Kendisine güvenmişti ve onun güvenini boşa çıkarmak istemiyordu. Genç cadı odanın içinde volta atarken ayak sesleri duydu ilk başta kendi ayak sesleri değildi bunlar ve camın önünde bir anda durup arkasını döndü. Yaşlı büyücü ona doğru geliyordu, genç cadı yüzüne gülümseme yerleştirdi ve karşısında ki adamı selamladı. "Ah, Bay d'Ibelin" dedi sakin bir ses tonuyla. Sesi istediği gibi hiç titremeden çıkmış onu kontrol etmeyi başarmıştı. Kendini gizlemek kimliğine emin olmak ve yine kimliğine sadık kalması gerekiyordu bunu yapmak için. Aklında ki olumsuz düşünceleri uzaklaştırdı kısa süreliğine, büyücü ona doğru yaklaşmış ve bir şeyler söyleyip elini uzatmıştı. Genç cadı uzatılan ele karşılık olarak kendi elini uzatmıştı. "Bilirsiniz işte bizler için yolculuk sorun olmuyor" diye gülümsedi daha sonra. İçinde ki Nora büyücüyü bir an önce yakalayıp Azkabana götürmek istiyordu bunca yaptığı şeyden sonra ama elinde delil olması gerekiyordu. Bir konsey üyesini böyle yapamayacağını kendisi de biliyordu, bir an önce bu işi bitirip artık olaylara son vermek istiyordu. Daha sonra içine doğan his ile umarım Balian mektubu okumuştur diye geçirdi o ara daha sonra bakışlarını büyücüye çevirdi tekrardan. "Öncelikle beni tekrardan kabul ettiğiniz için size teşekkür ediyorum Bay d'Ibelin" dedi genç cadı. Yaşlı büyücü bu teşekküre aldırış etmeden konuşmaya başlamıştı bile. Sır? neler oluyordu büyücü neden ona sırrını açıklayacaktı ki. Nora'nın aklını bu kurcalamaya başlamıştı belki de aptalca ve yanlış yazılan özel hayatla ilgili şeyler yüzündendi gazetelerde. İçinde ki ses her şekilde ona dikkat etmesi gerektiğini bağırıyordu bunun tehlikeli olabileceğini ama cadı bunu yapması gerektiğini biliyordu. Tek yol buydu karşısında ki adamın açığını yakalaması gerektiğinin tek yolu buydu. Yaşlı büyücü ona kolunu uzatıp cisimlenceğini söylediğinde cadı ona endişe ile baktı. Büyücünün bunu anlamış olduğunu biliyordu ama herkes endişe ederdi öyle değil mi. Nora ince parmaklarını yaşlı adamın kolunu tuttuktan sonra kısa süre içinde cisimlendiler.

Ahşap tahta kokusu, yanan mumların kokusu ve is kokusu hepsi bir birine karışmıştı bu odanın içinde. Etrafa bakındığında odayı sadece yanan mumlar aydınlatıyordu ve duvarlarda asılı tablolardan başka bir şey yoktu odanın içinde. Nora tablolara tek tek göz atıyordu. Sanki bir hikaye anlatıyordu her bir tablo ve her hikayede bir sır yatıyordu. Burayı baş seherbaz bilip bilmediğini sorgulamaya başladı genç cadı içinden. Sanki d'Ibelin ailesinin tarihi bura da, hangi odanın oldu bilmediği bu yerde yatıyordu. Tarih kokuyordu adeta odanın içi, ahşap kokusu sanki elle işlenmiş ve zamanla yoğrulup tarihi sırlar olarak sunulmuştu genç cadıya. Yanında ki büyücünün şimdi neden ona böyle bir gizemi açtığını bilmiyordu genç cadıya ama öğrenecekti sonuçta. Yoksa basında ki söylentilerin üzerine basıp konseye nasıl da köklü bir aileden gelip ego tatmini mi yapacaktı yaşlı büyücü. Konseyde ki çoğu kişinin aile hikayesini okumuştu en azından basında açıklandığı kadarıyla çoğu kısa bilgilerdi ve öyle köklü aileden gelme üye olarak bir karşısında ki yaşlı büyücü vardı. Büyücünün sözlerini duyduğunda bakışlarını ona doğru çevirdi. Tek kardeş sistemi evet bunu biliyordu. Kendi ailesinde ki olaydan çok farklıydı bu aile sistemi. Kendi aile sistemi sadece erkek bireylere önem veriyor ve soyun ondan devam edeceğine inanıp erkek bireyleri çoğaltmayı sağlıyordu. Mirasın bölünüp bölünmeyeceği umurlarında değildi yeter ki soy korunması adına ve tabi bir de safkan takıntısı. Aile bireyleri özellikle ana kolda ki bir yer sadece safkanlarla evlenebiliyordu.  Genç cadı böyle bir aileyi terk edip gitmişti ve şimdi karşısına daha farklı bir aile sistemi gelmişti. Kendi ailesi gibi köklü bir aile, kumral cadı bakışlarını yaşlı büyücünün işaret ettiği yere doğru çevirdi. İki kişi düello ederken resmedilmişti. Büyücü resmi anlattıktan sonra ilerlerken genç cadı da hemen arkasından ilerliyordu. Çantasından çıkan sihirli kuş tüyü kalemi ve not defteri büyücünün sözlerini not alıyordu. Büyücü bakışlarını en uzakta duran resme çevirdiğinde o resimlerin daha ilk geldiği andan beri ilgisini çekmişti genç cadının. Kızıl saçlı kadının bir kadın vardı ve hiçte d'Ibelin ailesine benzemiyordu. Büyücünün sözlerini duyduğunda tek kaşını kaldırdı genç cadı aileden değil? Peki kimdi bu kadın. Bunun altından bir şey çıkacağını biliyordu lakin büyücü ona o resme çok farklı bakıyordu. Büyücünün kısa açıklaması ile şaşkın gözler ile adamın yüzüne baktı. Bir kadın? olay bu muydu yani bunun altında mı yatıyordu tüm gizem. Bunun Balian'ın bilmediğine emindi genç cadı bilseydi kendisine söylerdi en azından. Büyücü konuşmaya devam ederken kumral cadı hikayeyi dinliyordu. Sanki olay gözleri önünde yaşanıyordu. Tüm o sevda hikayesi, acı gerçek ve yangın olayları tek tek gözlerinin önüne gelmişti. Tablo da sanki bunu yansıtıyordu o hüzünlü hikayede ki kadın vardı şimdi karşısında. Büyücü kayıplarını sayarken kardeşini nasıl kaybettiğini anlamamıştı. Bakışlarını yaşlı adama çevirdi Nora sanki kardeşini nasıl kaybettin ki diye soruyordu adama. Büyücü de bu soruyu görmüş ve hemen cevabını anlatmaya koyulmuştu. Tüy kalemi ve kağıdı her şeyi not alırken bakışlarını tekrardan tabloya çevirdi. Böyle acı dolu bir geçmiş beklemiyordu genç cadı, demek ki bütün gizem buydu altında yatan büyücünün. Zayıf noktası bu kadındı yaşlı büyücünün. Tabloya doğru bir kaç adım attı genç cadı sanki ağlamak üzere duran bir kadın var gibi hissediyordu karşısında. Kızıl saçları ve açık renk teni ile muhteşem gözüküyordu. Sanki bir Yunan tanrıçası gibiydi, genç cadı elini uzattı tabloya doğru ve tablonun üzerine doğru gezdirdi elini o anda bir şeyler olmuştu. Tüm bedeni tuzak diye bağırmaya başlamıştı.

Bakışları ile etrafı tarıyordu genç cadı. İkinci katta ki depo gibi bir yerdeydi. Alt katta beton bloklar diziliydi ve kendi bulunduğu katta ise etraf tahtadan yapılmıştı. Ahşap kokusu bir kere daha sarmıştı etrafını ve bu sefer yanında rutubet kokusu da vardı. Sanki denize yakın bir depoda duruyor gibiydi. "Lanet olsun resim bir anahtardı" dedi genç cadı. Şimdi neler olacaktı ki, bir kaç adım attı genç cadı ve ayağının altında ki tahtaların gıcırdadığını duydu. Yaşlı adam onu buraya neden göndermiş olabilirdi. Genç cadı ceketinin cebinden çıkardı asasını temkinli olmak için. Etrafa küçük bakışlar atıyor ve çıkış yolunu arıyordu. O sırada bir ses ile arkasını dönüp baktı. "Edith?" arkadaşının burada ne işi vardı yoksa Adras onu da mı buraya göndermişti. "Edith senin burada ne işin var?" dedi genç cadı ama cadıda sanki bir terslik var gibi duruyordu. Sarışın kadın ona doğru yaklaşmış ve ona sorulan soruyu o da ona yöneltmişti. "Sanırım tuzağın içine düştüm ama nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum fakat bunu öğreneceğim" dedi. Yanında ki cadı ile çok uzun zamandır arkadaştı genç cadı onu iyi tanıyordu. Bakanlığa girmek ikisinin de fikriydi ama ikisi de bakanlığa seherbaz olarak değil ajan olarak girmişlerdi. Hogwarts yıllarını beraber geçirmişler cadının yaptığı haylazlıkları sarışın cadı örtmüştü. Kendisinden bir yaş küçüktü sadece ama ikisinin de aynı binadan oluşu ikilinin Hogwarts hayatında bir birlerine olan güveni aşılamıştı. Cadı bakışlarını etrafta gezdirdi "Belki bir çıkış yolu bulabiliriz belki de..." sözleri yarım kaldı cadının, hiç beklemediği bir şey olmuştu cadı onu itmişti arkasında bulunan boşluğa doğru, boşluğa çit gibi, çekilen tahtalar kırılmış  genç cadı son anda düşmemek için son sağlam kalan tahtaya tutunmuştu. Sarışın cadı ona doğru yaklaşıp bakmıştı. Kumral cadı neden bunu yaptın dergi cadıya bakarken tutunduğu eline hissettiği baskı ile canı yandı. Düşmenin etkisi ile diğer elinde ki asa elinden fırlamış çoktan aşağıya düşmüştü ve nerede olduğunu bilmiyordu. Sarışın kadın ayağına verdiği ağırlık ile cadı küçük bir çığlık attı. "Edith dur" dedi genç cadı. Kadının ayağını elinden çekmesi ve bir kaç cümle bir şey söylemesinden sonra cadı ne olduğunu anlamadı daha sonra cadı tekrardan ayağını kumral cadının eline doğru bastırdı. Nora'nın elleri gevşerken altında ki beton yığınına baktı. Uzun çubuklar halinde uzanan demirler vardı. Elleri artık onu daha fazla taşıyamadı. "Bu benim sonum olacak" dedi genç cadı ve ardından gelen acı dolu tiz bir çığlık. Beton yığınının üzerine düşmüştü ve çubuk şeklinde ki demir belinden girmiş ve ön taraftan çıkmıştı. Nora bir eli ile yarasının olduğu yeri tutarken başını hafiften kaldırıp yarasına baktı daha sonra tekrardan başını yere koydu. Kısa zaman sonra kan kaybından öleceğini biliyordu. Derin derin nefesler alırken her aldığı nefes canını biraz daha yakıyordu genç cadının.
Başlık: Ynt: FB - Bindik bir alamete!
Gönderen: Balian d'Ibelin - 04 Nisan, 2023 17:39:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Uğursuz bir gündü. Sabahın köründe içine düştüğü koşuşturmaca yüzünden güne oldukça kötü başlamıştı. Konsey üyelerinden birinin sebep olduğu karmaşayı çözebilmek için verdiği uğraş yüzünden tüm enerjisini kaybetmiş gibi hissediyordu. Bakanlığın odasına giden koridorlarını adımlarken takındığı o soğuk ifadeyi görenler, bakışlarını başka yöne çevirip, bir an önce Balian'ın görüş açısından çıkmak için adımlarını hızlandırıyordu. Sadece Jacop onun peşine takılıp, olanları öğrenebilmek için sorular sorma cesaretine sahipti. Genç d'Ibelin büroya adım attığında hemen dibinde bitmişti elinde tuttuğu fincanla. Seherbazın ihtiyacının sıcak bir kahve olduğunu çok iyi biliyordu.

"Sihir bakanımız bu üyeleri seçerken çok düşünmüşlerdir kesin..." kalkarken duvara doğru dönen koltuğunu düzeltip otururken konuşuyordu bir yandan "Jacop bana hemen bir kahve..." konuşmasını bitirmeden masasına koyulan fincanı görünce sustu. "Teşekkürler." eli boğazına bir yılan misali saran kravatına gitti ve sonunda kurtuldu eziyetinin bir kısmından. "Kravatlara hala alışamadınız bay d'Ibelin." dedi Jacop, birkaç dedikodu öğrenme fırsatı bulmuşken bu odayı terk edemezdi tabi. Kahvesinden aldığı bir yudumun rahatlatıcı etkisini hissetmeye çalışırken "Günlerdir yaşadıklarımı ne sen sor Jacop, ne ben söyleyeyim." dedi ve imalı bakışlarını çalışana çevirip "Sorma yani." diyerek hevesini kıracaktı Jacop'un. Sonra bakışları masasının üzerinde gezindi, odasına uğrayamamıştı son günlerde yoğunluktan dolayı. Gözle görülür bir değişiklik yoktu, " Ben yokken gelen giden oldu mu buraya ?" diye sordu. "Hatırladığım kadarıyla bayan Gray birkaç kere gelip gitti, sizi bulamayınca bir not yazdı ve çıktı. " Jacop cevaplarken yüzüne hınzır bir gülümseme yerleşmişti. Birkaç adımla yaklaştığı masanın çekmecesini işaret etti. Balian meraklanmıştı, önemli bir şeylerin döndüğünü anlamak zor değildi söz konusu Nora olunca. Çekmeceyi açıp, notu bulabilmek için elini içine attı. "Birde bayan Spencer geldi. Tek seferlikti onun ziyareti, onunda bir not bıraktığını biliyorum. Onu okumaya fırsatım olmadı, içeriğini bilemiyorum. Siz gelmeden belki birkaç saat kadar önce, peş peşe geldi ikisi de." gencin konuşması bittiğinde, diğer notun içeriğini öğrenebilmek için sessizce bekleyişe geçti. Bu sırada Balian iki not kağıdını da elinde tutuyordu, önce Nora'nın yazdıklarını okuyacaktı.

Balian,
İki gündür sana ulaşmaya çalışıyorum ama bir türlü seni ya bulamıyorum yada yalnız değildin. Adras bana beklediğimiz mektubu gönderdi. Tekrardan çiftliğe gideceğim, sena ulaşamadığım için mektup bırakıyorum umarım bunu görürsün. Bu gün Yunanistan da ki çiftliğe gidip Adras ile konuşacağım. Umarım işe yarar bilgiler ile dönerim.


Nora Gray


Ne hissedeceğini bilememişti önce. Çünkü cadıyı oraya tek başına göndermek hiç bir zaman iyi bir fikir gibi gelmiyordu. İlk sefer başarıyla tamamlamıştı görevini ama hala içinde Adras'ın her şeyi öğrenebileceğine dair duyduğu o korku vardı. Öğrenirse Nora'nın sonu olurdu bu, Balian içinde taşıyamayacağı felaket bir yük binerdi sırtına. İkinci nota geçti, Persephone'nin durup dururken neden konuşmak istediğine dair hiç bir fikri yoktu.

Birini öldürmemi istedi Balian. Kendi için. Annemi kullanarak. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bir daha masum birini öldürmek istemiyorum. Öldürmek istemiyorum...

Ne bir hitapla başlamıştı yazdıklarına ne de ismini eklemişti. Jacop söylemese isimsiz ve anlamsız bir not olacaktı bu. Ama okudukları zihninde bir anlam oluşturmaya başladığında, elindeki not kağıdı süzülerek yere düştü. Edith'e birisini öldürme emrini verebilecek tek kişi Adras'tı. Geçmişte yaşananları ve genç cadının annesini ona karşı kullanabileceğini biliyordu. 'Adras birisini öldürtmek istiyor.' bu cümle belki de binlerce kere tekrarlandı zihninde. Nora'nın bugün çiftliğe Adras ile buluşmaya gitmesi tesadüf olamazdı. Bu nota göre cadıyı arkadaşını öldürtmek için kullanacaktı. "Benim hemen çıkmam lazım. Nora tehlikede." diyebildi kendi kendine. Yapbozun parçaları kusursuzca birleşiyordu, Nora ölümüne doğru gidiyordu şu anda. Belki de varmıştı. Yaşadığı pişmanlık ve korku onu odasından çoktan çıkartmış, ne yapacağını bilemez halde koridorlarda yürürken aklında  sadece bakanlıktan bir an önce çıkmak vardı. Sıkı sıkıya kavradığı asası ile affedilmez laneti yapmaya bile hazırdı. 'Kendine gel Balian!' bir şeyler düşünmezse aklından geçenlerin hepsi gerçek olacaktı. Tek yapabileceği çiftliğe gitmekti, anında çok iyi bildiği topraklara cisimlendi. Yetişmeliydi.

Çocukluğunun geçtiği tanıdık toprakla buluşunca, bir işaret görmeyi bekleyen gözleri rastgele gezindi etrafta. Her şey fazlaca olması gerektiği gibiydi, sessiz değildi ama huzurlu bir sakinlik vardı. Çiftlik evinden içeri girdiğinde gözleri girişteki salonda bekleyen Matthew'i gördü. Kaldırdığı ve tam olarak onun bedenine doğru hizaladığı asasıyla ilerlerken fark edildiğinde, zihnindeki her şeyin gerçek olduğunu anladığı bir bakış gördü Matthew'in gözlerinde. "Balian." şaşkınlık ve korkuyla söyleyebildiği tek kelime olmuştu çünkü Balian ona doğru gönderdiği güçlü bir sersemletme büyüsü ile onu duvara yapıştırmıştı. Dağılan mobilyalar ve duvara çarpan bedenin çıkardığı ses bir birine karıştı. Düzgün düşünemeyen Balian, içindeki öfkeyle birkaç kez daha aynı büyüyle vurdu zaten hareket etmeye hali kalmayan adamı. Evin içinde çıkan kargaşayı duyamıyordu, tatmin olduğunda Matthew'in yanına birkaç adımda varıp eğildi. Kanlar içinde kalan gömleğinin yakasından tutup, gözlerinin içine bakmak için kafasını kaldırdı. Diğer elinde hala asası ona doğru tutulmuş şekilde bekliyordu. "Nora nerede?" tüm gücüyle bağırdığında, açılan güç bela dudaklardan hafif bir kahkaha duyuldu "Demek adı buydu." yediği yumruğun etkisiyle yeniden yere düşen kafayı, bu sefer saçlarından tutarak kaldırdı "Nerede dedim." ilk attığı yumrukla kana bulanan elini tekrar kaldırmıştı ki Matthew güç bela çıkarabildiği kelimeler ile "Depodadır. Geç kaldın." dedi. Balian duyduğu bu cümle ile orada bıraktı Matthew'in kanlar içindeki bedenini. Düşünecek ne vakti ne de hali vardı. Kendini, çiftlikte malların toplandığı depoya attığında, korkudan titrediğini bile fark etmemişti. Endişe tüm vücudunu sarmıştı 'Ya ölmüşse, ya yetişemediysem?' soruları dönüp duruyordu kafasında. Boş bakışlarla kocaman depoda gidebileceği yönü kestirmeye çalışırken gelen keskin bir çığlık sesi ile irkildi. Sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladı, bacaklarındaki titreme onu yavaşlatıyordu ama depoyu tam olarak bilemediğinden cisimlenemiyordu. Gittiği yönün doğruluğundan emin bile değildi. Ama sonunda çığlığın sahibi ile karşılaşacaktı ve bu kişi Nora değil, Edith olmuştu. Yere attığı bedenine sarılarak ağlıyordu, Balian neler olduğunu umursamadan eğildi ve kızın omuzlarından tutarak sordu "Nerede o?" Genç cadı tanıdık simayı görünce yüzünde beliren umut dolu ifadeye bakılırsa çokta geç kalmamış gibiydi. İşaret ettiği merdivenlere doğru koşmaya başladı. Demir basamaklardan çıkarken kulaklarında çınlıyordu çıkan ses, bacaklarının dermanının kalmadığını hissettiği bir anda en yükseğe çıkabilmişti. Başka bir odaya açılan kapıyı açmak için tekmesini kullandığından, kapının duvara çarpma sesi yankılanmıştı boş depoda. Odanın balkon gibi bir yerdi ve korkuluklarının bir bölümümün kırıldığını gördü. Anında oraya cisimlendi ve aşağıya baktığında gördüğü manzara, Nora'nın kanlar içinde kalan bedeninden başka bir şey değildi. Buradan düşmüştü yada düşürülmüştü. Yine cisimlendi, bu sefer Nora'nın yanı başındaydı. Genç cadının ona bakan yorgun bakışlarıyla karşılaşınca rahatladı ama hayatı hala tehlikedeydi. Hemen yanına, dizlerinin üzerine çöktü ve yarasına göz attı. Çok kan kaybetmişti. "Nora, sen tanıdığım en güçlü kadınsın." dedi titrek bir sesle "Buradan sağ salim kurtulacaksın." 
Başlık: Ynt: FB - Bindik bir alamete!
Gönderen: Nora Gray - 04 Nisan, 2023 21:04:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Acı, adeta dalga dalga bütün vücudunu ele geçiriyordu kumral cadının. Bütün duyuları sanki o bölgeye yönelmişti ve o sızlamayı hissediyordu. Yavaş yavaş gücünün tükendiğini kanının çekildiğini hissediyordu genç cadı. Her bir nefes alışta ciğerleri parçalanıyordu sanki. Küçük bir kıpırtı bile canınını yakıyordu. Ama asıl canını yakan bunu arkadaşının yapmasıydı. Güvendiği kişi, dostu diye bildiği arkadaşı ölümüne sebep olacaktı. Bitecek diyordu genç cadı en sonunda bitecek. Bunların hiç birini hissetmeyeceksin hepsi kısa süre sonra son bulacak diyordu. Ama tek endişesi bütün bu öğrendiklerinin de onla birlikte gitmesiydi. Hayatta tek değer verdiği kişi olan annesine ajan olacağını söylediğinde kadın başta karşı çıkmıştı. Fakat kızının hayalleri peşinde koşmasını istiyordu. O zamanlar Nora bakanlıkta çalışmak istiyordu ama bir seherbaz olarak değil. Annesinin bu sırrını öğrendiğinde onla konuşmuştu. Kadın ona bu mesleğin çok zor olduğunu her an ölümle yüzleşeceğini ve her şeyini bu meslek için feda etmesi gerektiğini söylemişti. Sarışın kadın, büyücü ile evlendiğinde ailesini feda edemediği için mesleğini bırakmıştı, kumral cadıya hayatta yaşadığı zorlukları anlatmıştı tek tek ama cadı yine de annesinin izinden gitmeyi seçmişti o gün. Şimdi de annesinin dediği noktaya gelmişti işte, her şeyi geride bırakması gerekiyordu ama yaptığı onca şey hepsi yarım kalacaktı onla birlikte solup gidecekti şimdi.

Genç cadı bütün bunların kendisiyle birlikte kaybolmasını istemiyordu. Son nefesinde bile en azından büyücüye yardımının dokunmasını istiyordu. Yazabilecek herhangi bir şey bulsa yada daha demin iki mermerin arasında sıkışan asasını görmüştü ona ulaşabilse tüm bunları bir yere yazar ve büyücüye ulaştırabilirdi ama şimdi hepsi birer çöp olacaktı. Onla beraber gelecekti tüm bu itiraflar. Genç cadı kana bulanmış parmaklarına baktı daha sonra bakışlarını beyaz betona çevirdi. En azından küçük bir şey yazabilirdi en azından asıl olayların kilit noktasını büyücüye ulaştırabilirdi. Onu kurtarmaya yetişemeyecekti belki ama öldüğünde muhakkak onu bulabileceğini biliyordu. Kumral cadı başını hafifçe kaldırıp yana doğru baktı. Beton zemine Sofia yazdı kanla. Adrasın biricik aşkının ismini kanla betona yazmıştı. Başını tekrardan yere koyarken yavaş yavaş gözlerini kapamaya çalışıyordu. Artık onun için buraya kadardı, bitmişti bütün her şeyi arkasında bıraktığına emin olarak belki de bu şekilde huzura kavuşacaktı.

Boğuk bir ses duydu genç cadı daha sonra buna tıkırtılar eşlik etti. Güçlükle nefes almaya başlamıştı artık, yavaş yavaş kirpiklerini bir birinden ayırdı ve bakışlarını sesin geldiği tarafa çevirdi. Tanıdık bir ses ona ismini söylüyor bir şeyler fısıldıyordu. "Balian" diye küçük bir fısıltı döküldü dudaklarında. Büyücü ona yardım etmek için dizlerinin üzerine çökmüştü ama zaten çok fazla kan kaybetmişti ve şimdi de ona saplanan demiri ondan ayırırlarsa kanaması daha çok artacak ve bu sefer daha çabuk hayata veda edebilecekti. "Ölüyorum" diye fısıldadı genç cadı bu sefer. Bakışlarını büyücünün gözlerine çevirdi. İki d'Ibelinin de göz renkleri aynıydı fakat genç cadı büyücüde daha farklı bir şeyler görüyordu. Onun gözlerinin maviliği cadıya daha bir huzur veriyordu. Gözlerini sonsuzluğa kapatırken en azından sevdiği adamın yanında ölecek onun görmek istediği gözlerini görecekti. En azından bu huzur veriyordu genç cadıya. Büyücü ne yapması gerektiğine bakarken genç cadıyı yerinden biraz kıpırdatmış buda onun canını daha çok yakmıştı. "Yapma" dedi genç cadı. Büyücüyü biraz olsun durdurmuştu en azından. "Onu buldum Balian onun zayıf yanını buldum" dedi genç cadı. Büyücü sanki bunları daha sonra açıklarsın der gibi ona bakarken genç cadı bir kez daha durdurdu, bakışlarını kanlı yazıya çevirdi genç cadı. "Onun için yapıyormuş her şeyi, sevdiği kadın için. O hem sevdiği kadının, hem ikinci çocuğunun hemde kardeşinin ölümüne neden olmuş" diye fısıldadı. En azından bütün bunlar onla beraber gitmeyecekti sonsuzluğa. Kilit noktaları büyücüye söylemişti ama artık dayanacak gücü kalmadığını biliyordu. Büyücü onu demirden ayırıp yarasına bir şeyler bastırdığında genç cadı bakışlarını tekrardan büyücünün gözlerine çevirdi. "Şimdi götür beni bu lanet olasıca yerden" Yavaş yavaş göz kapaklarına ağırlık çökerken.  "En azından böyle bitmesi güzel" diye fısıldadı gözlerini kapatırken.

Başlık: Ynt: FB - Bindik bir alamete!
Gönderen: Bartemius Rosier - 04 Nisan, 2023 22:56:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Npc Seherbaz: Leonardo Ferguson

Genç büyücü elindeki sigarasını dudaklarının arasına götürdükten sonra derin bir nefes çekti içine daha sonra onu kül tablasında döndürdü. Arkasında ki camın küçük aralığından kaçan dumanlar kaybolup gidiyordu sonsuzluğa. Nora olsaydı kesinlikle büroda sigara içtiği için söylenirdi diye geçirdi içinden. Sabah onun garip yüz ifadesini görmüştü şimdi de ne o nede Balian ortalarda yoktu. Arkadaşlarının bu sıralar yoğun olduklarını biliyordu kendisi de gelen emirlere uyuyor arada bir turlamak içinde dışarı çıkıyordu. Bakışlarını kadının kardeşi olan adama çevirdi. Büroya geleli çok olmamıştı ama aralarında ki bu soğuk sessizlik ne zaman patlak vereceğini düşünüyordu. İki kardeş arasında ki savaşta arada kalmak istemiyordu genç adam. En azından büronun da kalmasını istemiyordu, genç cadının geçmişinde bir kardeşi olduğunu biliyordu hatta öğrencilik yıllarında öğrenmişti pek geçinemediklerini yaşları ilerlediğinde bunun hakkında pek konuşmamışlardı. Nora'nın aile hayatının çok karışık olduğunu biliyordu. Kardeşi ile aralarında ki ilişkinin de pek iyi olmadığını biliyordu şimdi büyücü buraya geldiğinde ise bunu daha net görebiliyordu. İkinci bir sigara yakacağı zaman Balian'ın yardımcısını gördü. Bakışlarını ona çevirdi genç adam. "Jacop ne bu halin neler oldu" dedi. Genç adam ona Balian'ın bir anda gittiğini ve Nora'nın tehlikede olduğunu söylemişti. Leonardo elinde ki paketi bir anda masanın üzerine bırakıp ayağa kalktı. "Ne demek tehlikede" masadan kalkıp bir kaç adım attı o arada Jacop olayı anlatırken Samuel'inde onları dinlediğini gördü. Leonardo baş seherbazın odasına doğru gittiğinde açık kapıdan gördü tek şey yerde duran mektuptu. Mektubu alıp okudu genç adam. O sırada arkasında gelen sesleri duyuyordu. Samuel'in yanında genç stajyer cadı da bulunuyordu. Cadı onlara babasının gittiği yeri neresi olduğunu söylüyor orayı bildiğini dile getiriyordu. Büyücü büroya gidip içeride ki seherbazlara baktı. Sayıca azlardı ama yine de hiç yoktan iyiydi. "Gitmemiz gerekiyor hadi"dedi. Sarışın kadın ilk baş Leonardoya baktıktan sonra karşı masasında oturan diğer seherbaza baktı. "Baş seherbaz tehlikede ve tabi Bayan Gray de hadisenize" dedi. Hızla büronun çıkışına doğru yöneldiler zaman kaybetmeden bakanlıktan çıkıp genç stajyerin rehberliğinde oraya gitmeleri gerekiyordu.

Kısa bir yolculuktan sonra büyük bir çiftliğe gelmişlerdi. Genç seherbaz elinde asasını hazır tutuyordu her ihtimale karşı. Neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı ama koskoca çiftlikte ve özellikle de konsey üyesinin çiftliğinde korumaların olduğunu biliyordu. Umarım genç değildir diye geçirdi büyücü içinden. Çiftlikte ilerlerken bir büyünün yanından geçtiğini gördü. Seherbazlar etrafa dağılırken uyarı neticesinde büyü orada durmalarını istiyordu. "Buna niyetimiz yok" dedi büyücü. Asasınından çıkan mavi ışık ile sersemletme büyüsünü korumanın birine göndermişti. Sağlam yaptığı büyü korumayı geriye doğru fırlatmış adam duvarın çarpma etkisi ile bayılmıştı. "Bay d'Ibelin ile Bayan Gray'i bulalım bu arada içeridekilerin icabına bakmayı unutmayın kim varsa büroya götürüyoruz" dedi genç adam. Sarışın kadın çoktan ilerde kanlar içinde yatan adamı görmüş ve yanına cisimlenmişti. O sırada bir kaç koruma daha fırlamış ve onları hedef alırken kendisi ile beraber stajyer seherbazda adamların icabına bakmıştı.
Başlık: Ynt: FB - Bindik bir alamete!
Gönderen: Maskeli Kişi - 07 Nisan, 2023 21:59:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Npc:Lilith d'Ibelin

Lilith stajyerlikten tam olarak umduğunu bulabildiği pek söylenemezdi. Babasının anlattıklarını hatırladığında, her gününün maceralı yada tehlikeli geçeceğini ummuştu. Birkaç aydır büroda boş boş oturup, seherbazların getir götür işlerine bakmaktan başka bir işe yaramamıştı. Şanslı olduğu, bürodan ayrılabildiği seferlerde olmuştu ama olay yerini incelemek yada tanıklarla konuşmaktan başka bir görev verilmemişti. Lilith'in aradığı, birebir düellolarda havada uçuşan affedilmez lanetlere şahit olmak yada ortalığı darmaduman eden azılı suçluların peşine düşmekti. Ama stajyerin elindekiler birbirine kulak büyütme büyüsü yapan ergenler yada birkaç galleonunu kaptırmış yaşlılardı. Umutsuzca, kendini kanıtlayabilmek için uygun bir anın gelmesini beklemek zorundaydı. Başka türlü seherbazların gözüne girip, zorlu görevlere onlarla birlikte girişemezdi.

Yine Büro'da bir aydır gözüne kestirip peşinden ayrılmadığı genç bir seherbazla laflıyordu. İsmi Lana olan bu sarışın cadıyı kendine hedef olarak seçmişti, mesleği öğrenme aşamasının çaylak kısmını atlatmak için.  Alman uyruklu olduğunu ve melez bir soydan geldiğini öğrenmeden önce, Hufflepuf mezunu olduğunu öğrenmek yetmişti Lilith için. Bu binanın arkadaş canlısı, yardımsever tavırları epeyce kullanışlıydı. "Bugün büro çok sessiz, herkes bir iş peşinde." dedi cadıya. Gerçekten en fazla altı kişi vardı içeride diğer çalışanlarla birlikte. Böyle zamanlarda girdikleri sorgulardan yada suçluyu nasıl yakaladıklarına dair sohbet eden olmadığından, daha sıkıcı bir yer oluyordu bakanlık. "Ben bir kahve alacağım, sizde istermisiniz bayan Knightley ?" diye sordu, cevabı beklemeden önce cadının kulağına doğru "Babamın içtiğinden, biraz torpilliyim bu konuda aramızda kalsın." fısıldadı. Babasının ona büroda verdiği tek imtiyaz buydu zaten, biricik kızına pek yardımı dokunmuyordu işle alakalı olarak. Zaten kızının seçtiği meslekten pek memnun değildi büyücü ve Lilith, babası tarafından bilerek önünün kesildiğini düşünüyordu. Halbuki Baş Seherbaz'ın hiçbir şeye karıştığı yada engellediği yoktu. Sadece kendi kuvvetiyle bir şeyler başarmasını istiyordu ve bunu sürekli dile getiriyordu.

Kahvesini içerken, büronun boş duvarlarında geziniyordu bakışları ama zihninden birçok şey geçiyordu. Zihinbend büyüsünde isteği kıvama getirmişti yeteneğini, bir yılda epey yol kat etmişti. Canlı bir şekilde kullanmak için can atıyordu ve kendisini azılı bir düşmana karşı bu büyü ile savunduğunu hayal ettiği senaryolar kuruyordu kafasında. "Lilith kalk! Baban tehlikede!" hayalindeki senaryo fazla gerçekçiydi sanki, birisinin omzundan tutup onu sarstığını sanıyordu. Sağlam bir tonla "Lilith!" dendiğinde kendine geldi. Hayal falan yoktu ortada, Jacop gerçekti ve babasının tehlikede olduğunu bağırarak söylüyordu ona. Oturduğu sandalyede doğrulurken Jacop'un büroyu birbirine kattığını görebiliyordu. Olan biteni anlamaya çalışırken, endişe vücudunu yavaş yavaş ele geçirmeye başlamıştı. Aniden kalkıp bir avuç seherbazın toplandığı yere doğru koşar adımlarla gitti. Jacop, Baş Seherbaz'ın başka bir seherbazı kurtarmak için apar topar gittiğini anlattığında birilerinin onun odasına koşturduğunu gördü. Babasının arkadaşlarından Leonardo, ikisinin hayatının tehlikede olduğunu ve gitmeleri gerektiğini söylemişti odadan döndüğünde. Her şey Adras'la alakalıydı ve ne olduysa d'Ibelin çiftliğinde olmuştu. Bahsedilen çiftliğin yerini bilen büroda ki tek kişi Lilith'di şuan ve vakit kaybetmeden cisimlenerek herkesi oraya götürebilirdi. Bu sefer hiç bir güç onu geride tutamazdı. "Ben çiftliğin yerini biliyorum, herkesi anında oraya götürebilirim." dedi telaş içindeki ufak kalabalığa. Başka seçenekleri yoktu, bu yüzden birkaç saniyeliğine rehberleri Lilith olacaktı.

Kendisini ve beraberindeki seherbazları sağ salim Yunanistan topraklarına getirdiğinde, içten içe kendiyle gurur duymadan edemedi. Babasına bunları anlatacaktı daha sonra. Ama önce Adras'ın arkasında bıraktığı bu küçük orduyla baş etmeleri gerecekti. Adamların gözü dönmüştü, soyadının d'Ibelin olması bile yavaşlatmayacaktı onları. 'Kaçmış olmalı.' diye geçirdi içinden, bu adamları peşinden gelen olmaması için buraya yığmış olmalıydı. Tam asasını çıkarıp, sayıca daha az görünen seherbaz topluluğuna yardım edecekti ki sarışın cadının ona geride kalması gerektiğini söyleyen cümlelerini duydu. "Ben buna pek katılmıyorum." diyerek karşı geldi ona ve etrafa dağılan seherbazların arasına karıştı. Tecrübeli büyücülerin arasında olduğu için şanslıydı Lilith, tek bir sersemletme büyüsü ile savuruyorlardı adamları. Genç stajyer de arada kalkan büyüleri yaparak, karşı saldırıların onlara ulaşmasını engelliyordu. Umduğu şeye sonunda ulaşmış olduğunu hissetse de asıl amacının babasının hayatını kurtarmak olduğunu aklından çıkartmaması gerekti.  "Bay d'Ibelin ile Bayan Gray'i bulalım, bu arada içeridekilerin icabına bakmayı unutmayın kim varsa büroya götürüyoruz."duyduğu bu cümle ile akıllıca olanı yaptı ve babasını daha tecrübeli büyücülerin eline bıraktı. "Depoya bakın  bay Ferguson. O yaşlı adamın kendi evini bu işe bulaştırmayacağından eminim." dedi ve işaret parmağıyla deponun olduğu binayı işaret etti. Oraya giden taştan yol bomboştu ve bu Adras'ın bütün adamlarını buraya toplayarak hedef şaşırtmaya çalıştığının göstergesiydi. Seherbaz, stajyerin verdiği bilgiye güvenip yanında birkaç kişiyle birlikte adımlarının yönünü oraya çevirmişti. Lana ve Lilith ise asalarını indirmeden, onları çiftlik evinin kapısına ulaştıracak merdivenleri çıkmaya başladılar. Görünürde kimse yoktu, fakat çok geçmeden girişte onları bekleyen bir büyücü ile karşılaştılar.  Adam asasını onlara doğrulturken iki cadı da yavaşladı, "Bayan d'Ibelin, geride durun yoksa.." tanıyor olması hoş bir şeydi fakat emir aldıkları kişi babasını hedef almıştı "Expeliarmus! " diyerek karşılık verdi büyücünün sözlerine, asası havadan Lilith'e doğru uçarken yanındaki cadı çoktan asasından çıkan büyü ile onu etkisiz hale getirmişti. Koşar adımlarla içeri girdiler, "Bu taraftan." derken girişte misafirleri karşılayan salondaki dağılmış mobilyaları ve çarpmanın etkisiyle boyası ve sıvası dökülmüş duvarı görmüştü. Gelmeden önce burada bir şeylerin yaşandığı belliydi. İçeri girer girmez Adras'a ait heybetli koltuğun dibinde kanlar içinde yatan bedeni gördüler. "Babam buradaymış." yaşayıp yaşamadığına bakmak için eğilirken konuştu. Etrafındaki sesleri duymuş olacakki hafif iniltiler çıkarmaya başlamıştı adam, "Bu Matthew." dedi ve sarışın cadıya döndü, gülümsüyordu "Büyük balık kaçmış ama bu ahtopot daha çok iş görür." asasıyla dürtükleyerek yaralarının ciddiyetini anlamaya çalışıyordu. Ölümcül bir yarası yoktu, iyi bir dayak yemişti sadece. "Bu adamın yürümeye hali kalmamış, diğer odalara bakalım. Ben olmadan kaybolabilirsiniz bayan Knightley." dedi sahip olduğu mirasıyla övünmeyi atlamadan. Diğer odalarda tek bir şeye dokunulmamıştı gördüğü kadarıyla ve hepsi boştu. Adras, arkasında hiçbir iz bırakmadan kaçıp gitmişti. Çalışma odasına girdiklerinde dikkatini camları kırılıp yerle bir edilmiş boş dolabı fark ettiler. Sarışın cadının dolabın büyü ile korunduğunu ama bu büyünün kırıldığını söylediğini duydu Lilith. Oda dolabın etrafına göz atmakla meşguldu, birkaç kırık boş şişe ve içi beyazımsı bir dumanla dolu bir şişe buldu. Biraz inceledikten sonra şişenin içindekinin ne olduğunu hatırladı, ksks dersinde bunun benzerini daha önce göstermişti profesörleri. "Bu dolabın bir şeyleri koruduğu çok açık ve o şeyler ortalarda yok." elinde sağlam kalan tek şişeyi gösterdi seherbaza "Şişelenmiş anılar... Bence bunlardan daha fazlası vardı ve birileri gelip onları almış. Duruma bakılırsa" yerdeki kırık cam şişelerini ayağıyla itekledi ve "Acelesi olduğu çok açık." dedi. Babasını sapasağlam gördüğünde ona verecek birkaç haberi olduğu için huzurlu hissetmişti. Burada olduğunu görünce kızabilirdi.       
Başlık: Ynt: FB - Bindik bir alamete!
Gönderen: Maskeli Kişi - 08 Nisan, 2023 14:24:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Npc:Lana Knightley

Sarışın cadı gözlerini masasında duran taşları hareket ettirdikçe bir sağa bir sola hareket edip en sonda birbirlerine çarpan biblosuna sağ elinin parmaklarını dokunduruyordu, aslında bu ona düşünmesi için yardım eden bir hareketti içini rahatlatmak için. Bunu ilk kez Almaya'ya yaptığı bir yolculuk esnasında görmüştü. O zaman oldukça anlamsız bulsa da merakına yenik düşmüş ve bu Muggle icadını hemen almıştı. O zamandan beri masasından ayırmıyordu. Önüne bir kağıt çıkardı masasından tüy kalemini masasına koyarken çekmecesinden mürekkebi aramaya başladı. Merlin adına nereye kaybolmuştu bu yine diye düşündü bir an. Bazen eşyalarını bu kadar sık kaybetmesini sihirli yaratıklara bağlıyordu ama burada da bir şey yoktu ki. "Accio tüy kalem!" Kalemini bir kaç saniye bekledikten sonra koridordan bir şey uçarak gelmeye başladığında bir an yüzüne saplanacağını düşünse de yakalaması uzun sürmedi. Genç seherbaz gülümseyerek işine döndü. Kağıda anlamsız bir şey karalıyor aklındaki olayı çözmeye çalışıyordu, kendine neredeyse imkansız bir olay yaratmıştı. Bir an Muggleların dediği imkansız olay terimi geldi, uzaydan bahsediyorlardı ve normal bir öğrenci cadının yapabileceği şeyleri umutsuz vaka sayıyorlardı. Ciddi anlamda incelemesi ilginç canlılardı.

Can sıkıntısının ilacını gördü bir an karşısında Bay d'Ibelin'in kızı genç seherbaz büronun neredeyse yaşamadığı zamanlarda buradaki tek hayat kaynağı oluyordu. Genç seherbaz görevler için fazla istekliydi ve de hırsına söyleyebileceği bir şey yoktu zaten. Bir an kız kardeşini düşündü, on üç yıl önce hayat dolu bakışları vardı, hırslıydı onun Hufflepuf oluşuna her zaman şaşırırdı, ona sen neden Gryffindor de değilsin derdi. Haklı olduğunu da biricik kızının Slytherin'e seçildiğinde görmüştü. Aynı annesi gibiydi, Adolpha. Ta ki o Keira o hatayı yapana kadar. Keira o gün teyzesi için bitmişti. Büroda genç stajyerle konuştukları sırada onunda babası gibi Slytherinli olduğunu öğrenince gülümsedi, armut dibine düşermiş diye bir söz duymuştu gittiği ülkelerden birinde oldukça doğruymuş. Genç cadının ilk kez baş seherbazın kızı olduğunu öğrenince şaşırmıştı görüntü olarak özellikle hiç benzetememişti. O zamanda annesine çekmiştir diye düşünmeden edememişti. "Bugün büro çok sessiz, herkes bir iş peşinde." dedi tatlı cadı. Haklıydı içeride bağırsan yankı durumdaydı. Herkes çalışırken burada oturmuş dedikodu yapmakta hiç sarışın cadıya göre değildi. Genç cadı gözleri parlayarak konuşmaya başladığında gülümsemeden duramamıştı. "Ben bir kahve alacağım, sizde istermisiniz bayan Knightley?" diye sorduğunda sarışın cadıya bir parça daha yaklaştı. "Babamın içtiğinden, biraz torpilliyim bu konuda aramızda kalsın." Lilith çok akıllı ve güçlü bir kız olduğu belliydi ama Lana onun sadece seherbaz olmakla yetineceğini düşünmüyordu. Kendini kanıtladığı zaman hedefinin daha yukarı olacağına emindi.

"Tergeo" dedi fısıltıyla sarışın cadı, kahvesinden bir damla beyaz gömleğine düştüğü sırada, bir an etrafını kontrol etme gereksinimi duydu, kimse görmemiş olmasını umarken. Etrafta gözlerini gezdirirken genç seherbaza çevirdiğinde başını düşünceler diyarının onu kabul ettiğini anladı. Kim bilir neler aklından geçiyordu. Yüzüne yayılan ışık hayallerinin olduğunu belli ediyordu. O an büroda bir kıpırtı başladı, bir şeyler oluyordu.  Genç kofti koşarak etrafta bağırıyordu, hiç hızını kaybetmeden genç cadı Lilith'in önüne geldi, genç kıza bağırmaya başladığında sanki duymuyor gibiydi Lana genç kız için endişelenmeye başladı ama şu an bir şey yapamazdı olan şey belliydi, baş seherbazın ve Nora'nın başı dertteydi ve görev onları bekliyordu. Sarışın cadı sandalyesinden kalkıp sivri topuk ayakkabıları ile büronun içinde nereye gideceklerini öğrenmeye çalışıyordu. Leonardo baş seherbazın odasına dalarken elinde bir şeyler bulmuştu ve tek adresi bir çiftlikti ama hangisi? Herkesin toplandığı yere yönelirken başka bir ipucu var mı diye beklemeye başladı. O sırada genç cadı "Ben çiftliğin yerini biliyorum, herkesi anında oraya götürebilirim." dedi sesinden telaşı belli oluyordu. Bütün gözler genç stajyere dönmüştü, genç cadının aile çiftliğiydi bu ve ondan başka kim bilebilecekti ki zaten orayı. Büroda kalan bütün seherbazların onayı ile birlikte Lilith herkesi bir an da d'Ibelin çiftliğine cisimlenmesi için kılavuz oldu. Geldikleri yerin neresi olduğunu bilmiyordu ama çok büyük bir araziye sahipti. Etrafını incelemeye başladığında karşılarında bir malikane, diğer tarafında da başka bir bina daha vardı. Onları bahçede bir grup büyücü karşılamıştı, sarışın cadı bir an dalgınlığı ile asasını hemen çıkarmadığı için kendine kızdı. Asasını hazır hale getirdiği gibi karşısına gelen tüm büyücülere sersemlet büyüsünü yapmaya başladı. Savaşmaya hevesli genç Slytherin'e döndü, asasını hazırlamıştı. "Arkada kal genç Slytherin." Demişti ki cevabını alması çok sürmedi. "Ben buna pek katılmıyorum." Yine de sarışın cadı onu korumaya kararlıydı böyle bir görev genç stajyerler için tehlikeli olabiliyordu.  "Bay d'ıbelin ile Bayan Gray'i bulalım, bu arada içeridekilerin icabına bakmayı unutmayın kim varsa büroya götürüyoruz."  Leonardo talimatları söylediği zaman sarışın cadı başıyla onaylayıp içeri girmeye hazırlandı. "Depoya bakın  bay Ferguson. O yaşlı adamın kendi evini bu işe bulaştırmayacağından eminim."  Lilith'in sesinde ihtiyara karşı duyduğu öfkeyi bir parça hissetmişti Lana, ama normal diye düşündü sonuçta söz konusu kişi babasıydı.

Tüm seherbazlar oraya yöneldiği sırada Lana, Lilith'in yanında kalmaya karar verdi. İkisini ilk önce kapıya gidebilmek için geçmeleri gereken merdivenler karşıladı. Sarışın cadı yukarı doğru çıkmaya başladığı sırada her tarafı da incelemeye çalışıyordu. Bir an dudaklarından bir temkin büyüsü döküldü. "Homenum Revelio" Lilith' e bakıp "Her duruma karşı, av olmak istemeyiz değil mi?" dedi ama bakışları anlıktı, dikkati çevresindeydi. İki kız çiftlik evinin kapısına ulaşınca etrafı bir kez daha kolaçan ettiler. "Kimse yok gibi. " Diye fısıldadı sarışın cadı ama çok erken konuşmuştu, adımlarını daha temkinli atarken genç adamdan bir tehdit savurmaya çalıştı ama sözlerini bitirememişti bile.Genç cadı"Expeliarmus! " dediğinde adamın afallamasını sarışın cadı hemen kendi lehine döndürdü. Yaptığı sersemlet büyüsü ile adam yere yığıldı, yüksek olasılık bayılmıştı. O sırada Lilith'e gözlerini çevirdiğinde adamın asasının onda olduğunu fark etti. "O uyanana kadar onu da paketleriz." dedi sarışın cadı adamın yanından geçerken. İki genç kız hızlarını arttırıp koşmaya başladılar."Bu taraftan." dedi genç cadı, o aradan bir salona çıktılar ama salon olması gerektiğinden fazla dağınıktı ya temizlik işçisi görevini yapmamıştı ya da burada bir mücadele olmuştu, Lana oyunu ikinci olasılıktan kullandı. Aslında tavanda olması gereken ama orada olmayıp yerde dağılmış olan avizeyi fark etti. Duvarın dibinde ise parçalar ve tozlar olarak bir zaman duvara ait olan şeyler vardı. İçeri de onları bir adam karşıladı ama tam olarak karşıladı demek yanlış olacaktı, onları yaralı haşat olmuş bir yığın karşıladı.
Genç cadı "Babam buradaymış." dedi. Bu sırada da adama yaklaşmış hayati fonksiyonunu kontrol ediyordu ama bu Lana için tehlikeli bir hareketti, asasıyla adamı birazcık dürttü, o sırada adamdan anlaşılmayan sesler döküldü. "Fena gitmiş." dedi bir yandan gülümserken ama etrafında yavaş yavaş dönüyordu asası hazır durumda. "Bu Matthew." dedi genç cadı Lana'ya bakarken, Lana onun benzetmesine gülerek "Dikkatli ol, etrafta başkaları da olabilir." Demekle yetindi, iş zamanı olduğu zaman sarışın cadı ciddi bir yüze bürünüyordu. Kızın teklifini başıyla onaylayarak onu takip etmeye başladı, genç kızın burada olması işlerini kolaylaştırıyordu ama "Biz işimizi sağlama alalım, Incarcerous." dedi.Genç kız ilerlerken sarışın cadı adamı iplerle bağlamıştı. "Bu oda da temiz." Dedi Lana canı sıkılmıştı bu işe. İhtiyarın acelesi olsa bile temiz çalışıyordu ve bu iyi bir şey değildi ama ne zaman acele bir iş olsa kesinlikle arkasında bir iz kalırdı. Lana'nın asıl uzmanlığı buydu, o izlerin peşinden bulmaca çözmeyi severdi. Çalışma odasına gibi duran yere girdiklerinde Lilith bir şeye yönelince sarışın cadı arkasını kontrol ederek ona doğru yöneldi, bir dolap vardı karşılarında ama eski hali kalmamıştı. Yapılan büyüler her zaman güçlü olmasa da titreşimler bırakırdı bir tür is gibi, bu asalar da da mevcuttu, bu şekilde her asa yaptığı her büyüden bir parça etkilenirdi, hatta bu büyü güçlendikçe asa kaldıramayıp çatlayabiliyordu. Lana dolaba yaklaşıp asasını doğrultuğunda eski bir büyü hissetti. "Dikkatli ol Lilith, burada bir büyü varmış, yanlış anlamadıysam koruma büyüsü ama artık yok. Sen yine de dikkatli ol. Bazı güçlü büyüler tehlikeli izler bırakabilir." "Bu dolabın bir şeyleri koruduğu çok açık ve o şeyler ortalarda yok." dedi genç stajyer elinde minik bir şey tutarken. Anılar. İşte bu tuhaftı, birileri geçmişini mi saklamaya çalışıyordu ama Bay d'ıbelin saklamak isteyecek kadar ne olmuştu da bunları şişelere hapsetmişti. Daha da garibi onları kimsenin görmesini istememesiydi.