1
Birleşik Krallık / Galiba lanetlendim...
« : 14 Haziran, 2022 14:54:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[FB, İki ay önce - Londra]
Kanındaki alkol, soğuğu kompanse etmeyi başarıyordu. Dudaklarının arasında bir kürdan gibi bekleyen sigaradan yoğun bir duman aldı. Bir sokak lambasına dayanmıştı, gökyüzü uğultuluydu. Londra'da tekrar bir yağmur başlayacak gibi duruyordu. Derin bir nefes verdi ve dayandığı direkten çekildi. Yürümeye başladı. Son birkaç hafta içerisinde arka arkaya iki cadıyla karşılaşmıştı. Onlardan ne kadar uzaklaşmaya çalışırsa çalışsın, kaçamıyordu. Kendi doğasını nereye kadar reddedecekti onu da bilmiyordu. Elinden gelen buydu işte, ancak bu kadar öteleyebilirdi kendisini. İnsanoğlunun bacakları kısaydı, her şeyden kaçsa kendinden kaçamıyordu. Gözlerini kapattı yürürken, bu kadar sarhoşken gözleri kapalı bir şekilde yürümek kolay değildi. Düz bir çizgide yürümek yerine sallanmaya, sendelemeye başladı.Birkaç adım sonra gözlerini ağır ağır açtı. Boş bir ifadeyle yürümeye devam etti. Hayatına giren her bir varlık yalnızca gelip geçiyordu. Kalıcı birine sahip değildi ve sahip olabileceğine dair inancı geçen her günde azalıyordu. Yalnız hissediyordu ve bunun için içten içe toplumu suçluyordu. Raynald'a göre kendisi süper biriydi ama bir türlü olmuyordu işte. Toplumla kendi arasındaki bağı sağlıklı bir şekilde kuramıyor, ayakları yere basan arkadaşlık ilişkilerine sahip olamıyordu. Derin bir nefes aldı, bakışlarını kaldırımdan çekip ileriye dikti. İki adam geliyordu. Aralarında 10 metrelik bir mesafe vardı. Öndeki adam tamamen normal gözüküyordu. Üzerinde deri ceket, içinde beyaz tişört vardı. Beyaz tişörtün sıradanlığını altın bir zincirle baskılamıştı. Siyah bir şapka takmıştı, altında da şapkasıyla aynı renkte bir kot pantolon vardı. Raynald'a bakmadan yanından geçip gitti, Raynald o sırada arkadaki adamı fark etti. 1.70 boylarındaydı, tamamen keldi. Kafasına çeşitli dövmeler kazınmıştı. Simsiyah bir cübbe giymişti, beceriksizce sakladığı asası belinden oldukça belli oluyordu.
"Tanrım.."
Dedi sırıtarak. Öfkeyi vücudunun her zerresinde hissedebiliyordu. Adam, Raynald'ın yanından geçerken hastalıklı bir şekilde sırıttı. Diş etleri simsiyahtı, dişleri her an dökülecek gibi gözüküyordu. Raynald bir süre sessiz kaldı. Ardından dişlerini sıkarak arkasını döndü.
"Ucube."
dedi yüksek sesle. Büyücü durdu, öndeki adam yoluna devam etti. Raynald'a döndü.
"Bana mı dedin?"
dedi bozuk bir ingilizceyle.
"Evet, sana dedim. Sokağa bir sonraki çıkışında annen tüm hayatın boyunca senden nefret etmiş ve baban seni her noelde eşek sudan gelinceye kadar dövmemiş gibi giyin. Belki sefil suratını katlanabilir bulan birilerini bulabilirsin."
Önüne döndü, birkaç küfür mırıldandı ve yürümeye devam etti. 'Ucube' önce bakışlarını önüne çevirdi. Yarım saattir takip ettiği adam çoktan gözden kaybolmuştu fakat şimdi daha cazip bir av vardı onun için. Raynald'ın peşine takıldı. İkili birlikte bir süre boyunca avare bir şekilde dolaştılar. Saat gece yarısına geliyordu ve sokaklar boştu. Raynald sonunda evinin önüne geldiğinde derin bir nefes aldı. Ellerini yüzüne götürdü. Bir süre ovaladı, avuçlarını yüzünden çekmişti ki sağdan ona doğru uçan kırmızı plazma topla birlikte gözleri kamaştı. Top, Raynald'a isabet etti ve onu birkaç metre öteye savurdu. Ani bir buğu hissetti o anda başında. Doğrulmaya çalıştı, ancak doğrulamadı. Gözleri kapandı, Raynald'ın henüz haberi yoktu; ancak bu olay onun hayatını baştan aşağı değiştirecekti..
Kanındaki alkol, soğuğu kompanse etmeyi başarıyordu. Dudaklarının arasında bir kürdan gibi bekleyen sigaradan yoğun bir duman aldı. Bir sokak lambasına dayanmıştı, gökyüzü uğultuluydu. Londra'da tekrar bir yağmur başlayacak gibi duruyordu. Derin bir nefes verdi ve dayandığı direkten çekildi. Yürümeye başladı. Son birkaç hafta içerisinde arka arkaya iki cadıyla karşılaşmıştı. Onlardan ne kadar uzaklaşmaya çalışırsa çalışsın, kaçamıyordu. Kendi doğasını nereye kadar reddedecekti onu da bilmiyordu. Elinden gelen buydu işte, ancak bu kadar öteleyebilirdi kendisini. İnsanoğlunun bacakları kısaydı, her şeyden kaçsa kendinden kaçamıyordu. Gözlerini kapattı yürürken, bu kadar sarhoşken gözleri kapalı bir şekilde yürümek kolay değildi. Düz bir çizgide yürümek yerine sallanmaya, sendelemeye başladı.Birkaç adım sonra gözlerini ağır ağır açtı. Boş bir ifadeyle yürümeye devam etti. Hayatına giren her bir varlık yalnızca gelip geçiyordu. Kalıcı birine sahip değildi ve sahip olabileceğine dair inancı geçen her günde azalıyordu. Yalnız hissediyordu ve bunun için içten içe toplumu suçluyordu. Raynald'a göre kendisi süper biriydi ama bir türlü olmuyordu işte. Toplumla kendi arasındaki bağı sağlıklı bir şekilde kuramıyor, ayakları yere basan arkadaşlık ilişkilerine sahip olamıyordu. Derin bir nefes aldı, bakışlarını kaldırımdan çekip ileriye dikti. İki adam geliyordu. Aralarında 10 metrelik bir mesafe vardı. Öndeki adam tamamen normal gözüküyordu. Üzerinde deri ceket, içinde beyaz tişört vardı. Beyaz tişörtün sıradanlığını altın bir zincirle baskılamıştı. Siyah bir şapka takmıştı, altında da şapkasıyla aynı renkte bir kot pantolon vardı. Raynald'a bakmadan yanından geçip gitti, Raynald o sırada arkadaki adamı fark etti. 1.70 boylarındaydı, tamamen keldi. Kafasına çeşitli dövmeler kazınmıştı. Simsiyah bir cübbe giymişti, beceriksizce sakladığı asası belinden oldukça belli oluyordu.
"Tanrım.."
Dedi sırıtarak. Öfkeyi vücudunun her zerresinde hissedebiliyordu. Adam, Raynald'ın yanından geçerken hastalıklı bir şekilde sırıttı. Diş etleri simsiyahtı, dişleri her an dökülecek gibi gözüküyordu. Raynald bir süre sessiz kaldı. Ardından dişlerini sıkarak arkasını döndü.
"Ucube."
dedi yüksek sesle. Büyücü durdu, öndeki adam yoluna devam etti. Raynald'a döndü.
"Bana mı dedin?"
dedi bozuk bir ingilizceyle.
"Evet, sana dedim. Sokağa bir sonraki çıkışında annen tüm hayatın boyunca senden nefret etmiş ve baban seni her noelde eşek sudan gelinceye kadar dövmemiş gibi giyin. Belki sefil suratını katlanabilir bulan birilerini bulabilirsin."
Önüne döndü, birkaç küfür mırıldandı ve yürümeye devam etti. 'Ucube' önce bakışlarını önüne çevirdi. Yarım saattir takip ettiği adam çoktan gözden kaybolmuştu fakat şimdi daha cazip bir av vardı onun için. Raynald'ın peşine takıldı. İkili birlikte bir süre boyunca avare bir şekilde dolaştılar. Saat gece yarısına geliyordu ve sokaklar boştu. Raynald sonunda evinin önüne geldiğinde derin bir nefes aldı. Ellerini yüzüne götürdü. Bir süre ovaladı, avuçlarını yüzünden çekmişti ki sağdan ona doğru uçan kırmızı plazma topla birlikte gözleri kamaştı. Top, Raynald'a isabet etti ve onu birkaç metre öteye savurdu. Ani bir buğu hissetti o anda başında. Doğrulmaya çalıştı, ancak doğrulamadı. Gözleri kapandı, Raynald'ın henüz haberi yoktu; ancak bu olay onun hayatını baştan aşağı değiştirecekti..