Büyücedünya RPG

Dünya Ülkeleri => Birleşik Krallık => Konuyu başlatan: Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat - 25 Kasım, 2021 15:00:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: Korone Darbesi!
Gönderen: Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat - 25 Kasım, 2021 15:00:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Yorucu bir gece daha sonlanmıştı Mali-Phali-Ty-Co Pub adlı bu küçük ama sıcak yerde. Güneş'in doğması ve sokakları altın ışıklarıyla aydınlatmasına bir saate yakın zaman vardı daha ama bu kadının mesaisi bitmişti işte. Önlüğünü çıkaracak, içeride yüzünü ve ellerini yıkayacak, sonrasında da bar tezgahının arkasından şapkasıyla paltosunu alıp eve yollanacaktı en sonunda. Yalnızca Raymond'ın gelmesini ve vardiyasını devralmasını bekliyordu. Bir yandan da son müşterilerinin artık "Kafa ütüleme" seviyesine çekecek biçimde uzatarak anlattığı öyküsüyle kulaklarını yoran palavracı Faruk adlı adamın hırıltılı ve hışırtılı ses tonu karşısında karşısında savunmasızca kulaklarını yoruşunu inceliyordu. Yaşantısının bu dingin ve güvenli günlerinin tadını çıkarmayı seviyordu Omegan, dayanması zor bir sıkıcılığı olsa bile... Küçüklüğü ve gençliğinin neredeyse tamamını geçirdiği koşturmacalardan sonra erkenden emekliliğe çekilmiş gibi kovuğuna kıvrılıp yuva edindiği bu yaşantı neredeyse her anlamıyla uygundu. Güvenli, uysal, rutin, huzurlu; evet, "uygun". Bar taburelerinden birine oturup çenesini tezgaha dayadığı dirseklerinin desteğiyle elleri arasına dayayıp daldığı bu düşüncelerinden Raymond'ın omzuna dokunuşuyla uyandırılmıştı. Adama yanıt olarak yorgun bir gülümseme ve başını sallamasıyla eve dönüş yolunu tutmaya başlayabilirdi artık.

2 katlı tahtadan köşkün kiraladığı odasına doğru giderken tırmandığı merdivenlerin gıcırtısıyla birlikte üşümekten titreyen elleriyle tuttuğu anahtarını daha da fazla zaman harcamadan yuvasına takıp evinin konforuna girmek istiyordu Alpharian'ın evine gitmeden önce. Önce evdeki küçük sobayı yakıp güzel bir çay demlemeyi ve ısınmayı planlıyordu. Londra'nın bu Gündüz ayazları çok üşütüyordu Omegan'ı son günlerde, sanki kent içindeki insanları üşüterek bir mesaj vermeye çalışıyor gibiydi. Anahtarını kullanıp menteşelerinden gıcırdayan kapıyı geçtiğinde, evin karanlık odalarında olmaması gereken bir ses uzaklardan bir yerlerden kulaklarına ulaşıyordu Omegan'ın. Ne olursa olsun ileri görüşlü olmayı ve kendini zarardan sakınmayı uygun bulduğu için anında çekip çıkardığı asasıyla kapının eşiğinden bir adım öteye kulak kesildi kadın. "Lumos" diye fısıldayarak asasının ucundan çıkan bir ışıkla girişin aydınlanmasını sağlamıştı sesi yapan şeyi görebilme umuduyla. Ölçülü, tonu değişmeden tekrar eden bir sesti bu; sanki neredeyse.. bir soluk sesiydi?

Bir anda gözlerine ulaşan ışıkla birlikte, üzerine örtülmüş küçük battaniyenin altında uyanan ve hareketlenen hayvan; o küçük köpeklere özgü olan enik sesiyle çıkardığı ufak bir havlamayla kafasını örtündüğü kumaşın altından merakla çıkarmıştı. Bu küçük sürpriz karşısında "İNANAMIYORUM! Sen de kimsin?" diye ciyaklayıvermişti genç bir kızın ses tellerinden çıkması beklenilecek incelikteki şaşkın sesiyle Cadı! Karşısındaki minik ve uykusundan uyanır uyanmaz hareketlenen tüy yumağına göz açıp kapayıncaya dek hızla ulaşıp, dizlerinin üstüne eğilerek pofuduk boynuna sarılmıştı. Neler olduğuna tam anlamıyla anlam veremeyen ve dili dışarıda sağına soluna şaşkın şaşkın bakan köpek, dışarıdan bakan birisi için kaşlarıyla yardım çağrısı yapıyor gibi algılanabilirdi annesinin bu hızla gelişen sevgi patlaması karşısında. Bir Cadı olsa bile normal bir Muggle gibi olağan bir kilit sistemiyle kapalı duruyordu evi ve işe çıkmadan önce böyle tatlı bir şeyin 2 odalı evinin girişinde bulunuşunu görebilirdi Omegan. Uzun ve dalgalı karamel rengi tüylerini okşayarak sarılmayı bırakmayı hiç istemese de bu şapşal varlığın yüzüne bakmak için kendini geriye çektiğinde, kulaklarından birine o minik kafasını sıkmadan geçirilmiş Mor renkte saten bir kurdeleye el işiyle "Korone" yazılmıştı. Bu adı bir yerlerden anımsıyordu sanki kadın; çocukluğundan bir yerlerden, okuduğu kitaplardan birindeki bir öyküdendi kuşkusuz. Belki Uzak Doğu esintileri taşıyan bir yazıdan, bir yazardan ya da karakterden. Ya da en azından Uzak Doğu dillerinden esinlendiği anlaşılıyor gibiydi...

(https://i.ibb.co/y4XBTg7/korone-kurdale.jpg)

Bir yandan dizlerinin üstünde durmaya devam ederek iki eliyle köpeğin minik yüzünü acıtmadan mıncıklayarak seviyor, bir yandan da odada gözlerini gezdirerek bu pofuduk tüylü armağanıyla ilgili bir bilgi edinmeyi amaçlıyordu. Köpeğin üzerinde yattığı püsküllü yastığın kılıfına iliştirilmiş olan ve üzerinde "Dünya'nın en güzel ikiz kardeşine." yazılı bir zarfın varlığını, odayı aramaktan vazgeçip de hayvanı incelemeye başladığı zaman gözlerini aşağıya yönelttiğinde algılayabilmişti. Korone'nin minicik burnuna bir öpücük kondurduktan sonra hayvanla olan değintisinden uzaklaşıp zarfa saldıran elleri, şimdi içinden Alpharian'ın o özenerek yazdığı el yazısını değil ama şu aldığı günden beri hep kullanmaya başladığı "Daktilo" adlı Muggle yapımı araçtan çıkan yazıları içeren kaliteli bir parşomeni tutuyordu gözlerinin önünde:
"Daha doğum günümüz olmadığını biliyorum, yine de bu uzun kadife tüylü meleği kendine sıcak bir yuva ararken buldum bir yerlerde ve o gün gelene dek bundan daha tatlı bir armağan bulabileceğimi sanmıyorum. Eh; doğum günümüz gelene dek de başkasının, özellikle de üyesi bol Davis ya da Miller ailelerinden birinin evinde yaşamasını da bolca kıskanırdım açıkçası. Biliyorsun, ben gün içinde kendi seçimim olduğu anlar dışında her zaman yalnız kalmıyorum ama gecelerin senin için genelde soğuk ve karanlık olduğunu biliyorum benim biricik kardeşim, albenili Bordo renkli kadife yapraklı Gülhatmi çiçeğim, güzel Siyan İnci'm... Artık Londra'da ve konar göçer yaşantılarımızın tam tersi biçimde kendi evlerimizde yaşadığımıza göre, Bu yalnızlığına bulduğum yöntemimi zaman yitirmeden sana sunmayı uygun buldum. Yanında olamadığım zamanlar için dizlerinin üzerine yatıp seni ısıtacak ve sana eşlik edecek bir kızın kızımız var artık 'Karanlık Kelebek'. Evet, sana bir yeğen de veremediğimi biliyorum ve bu durumda bu konuyla ilgili duyduğum sıkılganlığın da bu armağanda katkısı var kesinlikle!" yazmıştı notunda.

Ah, "Karanlık Kelebek"; Alpharian'ın kendisine kondurduğu ve yalnızca özel zamanlarda dile getirdiği takma adı... Cadı'yı eski günlere götürmenin en hızlı yoluydu bu. Kağıda bir kez daha baktığında yazının daha bitmemiş olduğunu gördü.
"Bu arada bu minik yavrucuğumuzu Mali-Phali-Ty-Co'ya gelmeden önce sevgili 'yeğenimiz' Gwen Rosé Davis'in ilgi dolu gözetimi altında tutan ve sen işten eve vardığında karşına çıksın diye Pub'a gelmeden hemen önce evine getirip saklayan Raymond'dı. Ona bunun için teşekkür etmeyi unutma lütfen! Kurdele Gwen'in kendi saçlarına taktıklarından biri, üstüne eliyle işlediği adı da yine Gwen'in bu sürprizle ilgili bir başka katkısı. (Ona da ayrı teşekkür etmemiz gerekli bence?)" diye de eklemişti Alpharian notun sonuna.

"Alphie, seni sevimli sersem!" diye içinden geçirirken oturduğu laminant döşeli eski ve kararmış zeminden kalkıp çalışma odasının çekmecesinde tuttuğu; evdeki tek ayna olmasının dışında, bir diğerine bıraktıkları küçük not kağıtları dışında kardeşiyle iletişimde bulunabileceği tek araç olan şeye yöneldi. Omegan'ın şimdiden aklına bu sürprizin denginge bir plan gelmiş olsa da, bunu uygulamak için bay Davis'in Tılsım yeteneklerinden ve bay Miller'ın bağlantılarından yararlanması gerektiğini iyi biliyordu. Bu hediyenin yanına kalacağını sanıyorsa, daha 34 yıllık ikiz kız kardeşini tanıyamamış demekti Parlak Kelebek Alphie! Önce evine yeni ve daha büyük bir ayna almalıydı ama... Aynada kendi yansımasına bakıp; Alpharian'ın bakışlarını görerek kuracağı ve yalnızca iki kardeşin arasında kalıp, yalnızca bakışarak anlaşacakları iletişim seviyesine uzun zaman önce erişmişlerdi zaten.