Büyücedünya RPG

Dünya Ülkeleri => Birleşik Krallık => Aziz Michael Kilisesi => Konuyu başlatan: Kont Sati Von Richmond - 20 Şubat, 2022 17:17:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: Mahşer Gecesi - 1. Sezon Finali
Gönderen: Kont Sati Von Richmond - 20 Şubat, 2022 17:17:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[spoiler][youtube]https://youtu.be/fAOPkT61sMk[/youtube][/spoiler]

Aziz Michael Kilisesinin kırmızı kiremitlerle kaplı çatısı, gecenin ortasında bile uzaktan kolayca seçilebilmekteydi. Tenha kasabanın ortasında bir yakut gibi parıldayan, defalarca uğradığı restorasyona rağmen Norman mimarisinin belirtilerini hala barındırmakta olan, kasabanın diğer binalarına kıyasla görkemli bir yapı...

Kilisenin bin bir renge bulanmış ve Aziz Michael’ın İsyankar meleklerin düşüşünü anlatan resimlerinin bulunduğu vitraylarla kaplı pencerelerinden sızan alaca renkte ışıklar, hemen yan taraftaki atrium niyetine kullanılan mezarlığı loş bir şekilde aydınlatmaktaydı. Bahçede birkaç tane rahibi andıran kara cübbeli adam, yanlarında yarım düzineye yakın çocukla bahçenin kiliseye açılan arka kapısına koşturuyorlardı. Mezarlık halindeki avluda kalan yegane kişi ise, bir mezarın başına çökmüş halde dua etmekte olan çelimsiz bir rahipti.

Bir de ana girişi vardı tabi kilisenin. Kimseciklerin etrafında görünmediği, kalın bir ağaçtan yapıldığı besbelli olan çift kapılı girişi ve tepesindeki taş kemerle heybetli bir görünüşe sahipti. Kapıya giden mermer basamak döşeli eşikte ise kimseler gözükmemekteydi.

[spoiler]
(https://i.hizliresim.com/op2txb1.jpg)

1. Mezarlık Girişi
2. Pencereler
3. Ana Giriş
[/spoiler]


O sırada başka bir yerlerde...

Gözleri zorlukla aralanıyordu. Vücudundaki bütün kemikler, evet bütün kemikler ağrıyordu. Paçalarında yırtıklar olan siyah cübbesini gördü şaşkınlıkla. Cübbe giymeyi sevmezdi. Bu... Bunu ne zaman? Ah, hatırlamaya başlamıştı biraz. Mezarlıktaki gece... Elize... Beyazlar içerisindeki güzel kadın... Ve kızıl saçlar... Siyah bir kedi... Bir kuş gagasını andıran o melun ve soluk maske...

[spoiler]
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/default/images/npc/egnast_twinkle.jpg)

Egnast Twinkle - Başseherbaz
[/spoiler]

“Uyandın, şükürler olsun!” Yanına diz çöken beyazlığı seçebilmişti gözleri. “Bana ne-“ Narin parmaklar kondu dudaklarına. “Şşşt! Kendini yormamalısın. Seni iyileştirmem uzun sürdü. Diğerleri benim kadar nazik değiller. Sakın direnme onlara olur mu, benim tatlı Twinkle’ım. Sorguda nasıl verdiysen onlara istediklerini, aynı uysallıkta devam et mutlaka. Tüm bunlar bittiğinde buradan ayrılıp kendimize yeni bir hayat kuracağız. Sadece sen ve ben...”

“Sen...” Mezarlıkta gördüğü solgun güzellik karşısındaydı. Eğer onun ne olduğunu bilmeseydi, şefkatinde sahici olduğunu düşünebilirdi. Yine de o kadar samimi ve içten geliyordu ki masum bakışları, teninden yayılan yasemin kokusu.... Bir an tereddüde düşmesine ramak kalmıştı.

[spoiler]
(https://i.hizliresim.com/s4uklp1.png)

Lenore - Beyaz Gelin
[/spoiler]

Kollarını hareket ettirmeye çalıştı, başaramadı. Belli ki oturmakta olduğu sandalyeye sıkı sıkıya bağlanmıştı. Deri kayışların kesiciliğini hissetti teninde. Bakışlarını etrafta gezdirdi. Sanki yıllara meydan okumuş taş duvarlarla çevrili, rutubetli, izbe bir odadaydı. Duvarlardaki birkaç meşale sayesinde içerisini loş bir ışıkla da olsa seçebiliyordu. Havasız, köhne bir yeraltı mahzeni gibi. Kadının gümüş saçlarının ardında bir heykel duruyordu tüm görkemiyle. Haşmetli kanatları ve elinde kılıcıyla, belli ki savaşçı bir meleğin heykeli.

“Sorgu derken?... Neyin sorgusu? Off! Başım! Kafamın içinde Atadamlar yarışıyor sanki.”

“Ah, atadamlara da inanırmış! Bazen bir çocuk musun yoksa olgun bir adam mı, çok kararsız kalıyorum."

Kadının bir ölünün soğukluğuna sahip dokunuşunu yanağında hissetti. O biçimli ve güzel elinden yayılan bir mezar soğukluğu... "Doktorun sana verdiği ilaçlar yüzünden aşkım. Böylece hiç acı duymayacağını söylediler. Duymadın değil mi? Acısız geçti ve hatırlamıyorsun bile, değil mi?”

“Neyin sorgusundan geçirdiniz beni? Ne laflar aldınız ağzımdan!? Cevap ver!” Başseherbazın kaşları alnında kimi kırışıklıklara mahal verecek ölçüde çatılmıştı.

Elinin titremesinden kadının bir anlığına ürktüğünü hissetti. “Tabi ki ailen hakkında konuştuk biraz aşkım. Bu asil duruşunun bir nedeni olduğunu biliyordum. Ama Jean, buna hiç inanmamıştı. Edgar ise seni satıp bir servet kazanabileceğimizi söyledi. Bir tek Doktor. O, senin soyundan çok bünyenle ilgileniyor gibiydi... Hah! Ne diyordum? Soy, evet. Merlin’in soyundan bir cüce olduğunu biliyor muydun sevgilim!? Sihrin, kanında bu kadar güçlü olmasının sebebi bu olmalı!”

“Ne- Merlin? Merlin aşkına! Neden bahsediyorsun sen kadın!?”

“Ah, evet. Dedim ya... Sihir çok güçlü olmalı kanında. Seni niye bu kadar sevdiğimi bir kez daha anlıyorum aşkım. Seninle evlenip, sana küçük Merlin'ler doğurmak isterdim. Sen de istemez miydin bunu?”

Kadının gözlerindeki masum tutkuya takılmıştı bakışları. Beyaz bir zambak çiçeği misali salınan beyaz gelinliği ile yaydığı ışıltı, duvarlardaki tek tük meşalelerden daha çok aydınlatıyordu bu mahzeni. Kemiklerinin üşüdüğünü hissetti Bay Twinkle.

"Zırvalık! Bu tam bir zırvalık!"


Notlar
1- Bu gece saat 21:00'den sonra Seth Carter ve belirleyeceği bakanlık ekibi bu post altına ilk RP'lerini bırakabilir. İlk RP'lerinizde hazırlıklarınızdan ve kiliseye nasıl girdiğinizden bahsedebilirsiniz.

2- Karakter başına birer RP bırakmanız gerekmektedir.

3- Her RP sonucunda mutlaka bir Düello Zarı atınız.

4- Düello Zarındaki Yetenek Zarı yapmaya çalıştığınız işin başarısını, Destek Zarı sizin farkında olduğunuz/olmadığınız tehditlere karşı korunma durumunuzu, talih zarı da yaptığınız hareketteki şansınızı belirleyecektir.

5- Yetenek Zarını kullanabilmemiz için RP'lerinizde mutlaka risk gerektiren ve kurgunun ilerlemesini sağlayan bir harekette bulunmanız bizim de işimizi kolaylaştıracaktır.

6- Saat 22:00'de, ilk RP'lerden sonra girilecek GM metniyle RP serisi başlayacak, gece 01:00'e kadar devam edecektir.

7- Serinin bu gece bitmemesi halinde yarın akşam saat 21:00'den sonra devam edilecektir.
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Seth Carter - 20 Şubat, 2022 22:30:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Cadı Avcıları ile ilgili soruşturma artık sonuna gelmişti. Tüm okların bağlandığı yer ise Saint Micheal kilisesi olmuştu. Çok büyük bir ekip fazla dikkat çekeceği için güvendiğim 4 bakanlık çalışanından bir grup oluşturmuştum. Neden ben yaptım derseniz, Başseherbaza günlerdir ulaşamıyordum. Bu baskın için daha fazla bekleyemeyeceğimiz için tüm sorumluluğu alıp Seherbazlara kilise ve yaşananlar hakkında brifing vermiştim. İki gruba bölünecektik ve, Zain adında siyahi telepatik bir seherbaz benim söylediklerimi kendi operasyon ekibine iletecekti. Brifingin genel konusu basitti.

Alıntı
Her şeye hazırlıklı olun.

Cadı avcılarının çeşitli aletlerle büyücüleri ve cadıları yakaladıklarını, bu aletlerin nasıl çalıştıklarını bilmediğimizi anlattım ilk. André onu yakalayan bir ağ mekanizmasından bahsetmişti mesela. Arbaletlerin oklarından zarar gören Mirabella Yamashita kalıcı bir hasarla karşılaşmadığı için öldürücü etkisi olmadığını biliyoruz.

Yakalanırsanız korkunç bir eziyet görüp öldürüleceksiniz, bu yüzden ya kaçın ya da savaşırken ölün.

Gördüğünüz, bildiğiniz her şeyi bize haber verin ki, size taktik belirleyebilelim. Duygusal davranmayın. Bu insanlar bir sürü kişiye eziyet edip, öldürdüler.

İki takıma ayrılacağız, bu takımlardan biri ön kapıdan, biri arka kapıdan aynı anda saldıracak. Böyle olunca sürpriz elementinin de yardımı ile içerideki güçleri ikiye böleceğiz. Düşüncesiz davranmak yok. Tuzaklara dikkat edecek, gerekirse diğer takıma haber verilip tuzağı kapatmaya çalışacağız. En az 1 üst rütbeli kişiyi hayatta tutmaya çalışıp, çocuklara ciddi zarar vermekten kesinlikle kaçınacağız.

Tüm elemanlar yola çıkarken tek tek hazırlıklarını kontrol ettim. İksirleri hazır mı? Olayları anladılar mı? Giderken herkesin farkında olması gerekiyordu. Bu operasyon ciddiydi ve bir kaçımız geri dönemeycektik. Muggle diye kolay sanmamaları gerekiyordu. Herkesin hazır olduğuna emin olunca da kilisenin yanına cisimlendik. Önceden karar verdiğimiz takımım cisimlendiğimiz yerde -kilisenin arka tarafınlarında- beklerken, Zain'in içinde bulunduğu takım kilisenin çevresinden geniş bir yay çizerek ön kapının karşısına geldi. Uzaktan sadece bir kişinin giriş kapısında olduğunu görebildiğini söyleyen Zain'e, daha demin çocuklarla birlikte siyah cübbeli bir kaç rahibin içeri girdiğini bildirdim. Şimdi ise dışarıda bir kişi vardı. Asamı çıkardım. Dua eden rahibe doğrulttum. Zain'e de yanındakilere işaretimi iletmesini söyledim.

İşareti verdim ve mezarlıkta dua eden rahibe doğru asamdan büyümü fırlattım.

"Stupefy!"

(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 3, total 3


Takımlar:
Benim yanımda Meredith, sevgili arkadaşım NPC Hoffman ve bir isimsiz NPC
Cornelia, Raiden, Zain adında siyahi telepatik NPC seherbaz ve bir isimsiz NPC
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Meredith Vivienne Boleyn - 20 Şubat, 2022 22:51:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Ocak ayının ilk pazarının gecesiydi. Meredith uzunca bir haftanın ardından ağrıyan bütün kaslarını dinlendirmek için (St Mungo’dan yeni çıkmışken buna gerçekten ihtiyacı vardı ayrıca) sıcacık şöminesinin karşısında kedileriyle birlikte kıvrılmak istiyordu. Ancak her istediğini elde edemeyeceğini uzunca bir süre önce öğrenmişti genç Seherbaz, özellikle tercih ettiği bu meslekte böyle bir lüksü yoktu. Ve evet, gecenin bir vaktiydi, soğuk ayaz tenini kesiyor ve ne zaman pelerinine daha sıkı sarılmaya hamle yapsa çevresindekilerin kınayıcı bakışlarına maruz kalacağını düşündüğü için bundan vazgeçiyordu.

Bir süredir hareketli devam eden Carmilla ve Cadı Avcıları soruşturmasının bir başka görevi için çıkmıştı kızıl cadı ve bu seferki içlerinden en tehlikeli olan gibi duruyordu. Tüm oklar tek bir noktada birleşmişti, St Michael Kilisesi, yani yılanların ininde. Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı Seth Carter’ın emirleriyse oldukça açıktı: savaş ya da öl fakat yakalanma.

Asasız kalırsa kullanabileceği bütün kendini savunmaya yarayan silahları eteğine ve ceplerine doldurmuş, görkemli yapının arka tarafında dahil olduğu ekip ile birlikte ilerliyordu kızıl cadı. Üst üste görevlerde çuvallaması yüzünden içinde derin bir korku olsa da bildiği duaları ederek kendini rahatlatmaya çalışıyordu. Tanrı onu koruyacaktı sonuçta değil mi?

Bay Carter önden davranmış, çitleri aşmış ve kilisenin bahçesinde dua eden bir adama sersemletme büyüsü yollamıştı seri hareketlerle. Meredith, dua eden masum bir adama öylece saldırılmasını (ortamda çocukların da olduğunu eklersek) onaylamıyor olsa da görevin başındaki kişi o değildi, dolayısıyla uyum sağlamaktan başka bir çaresi yoktu. Adamın ardından çitleri aştı ve gelecek herhangi bir karşı saldırıya karşı onları korumasını umut ederek “Salvio Hexia” büyüsü ile bir kalkan oluşturmaya çabaladı tüm gücüyle.
[/justify]

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 6, total 6
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Cornelia Barthélemy - 20 Şubat, 2022 22:59:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Büyücedünya karanlıklarda ve fırtınada yelkensiz bir gemi gibi oradan oraya savruluyordu. Uçsuz bucaksız bir bilinmezlik, sona erdirilemeyen bir korku ve öğrenilmesi gereken çok şey vardı. Bakanlığın görevi de acil bir şekilde olan bitene ışık tutmak ve olabilecek şeyler için önlem almaktı. Seth Carter’ın önderliğinde Aziz Michael kilisesine siyah toz bulutları eşliğinde cisimlendi. Son derece hazır gözüküyordu Cornelia her şey için. Ne ile karşı karşıya olduklarını az çok bildiğinden ve sokaklardan edindiği duyumlarla birlikte tehlikenin farkındalığıyla gözünü dört açacaktı. Zain’in yanlarında olması güzeldi. İletişim onun üzerinden sağlanacaktı. Raiden’ı yeni yeni tanımaya başlamıştı ama işinin ehli bir seherbaz olduğu belliydi. Cornelia ise seherbaz olmamasına rağmen öldürmekten çekinmezdi. Daha önceki deneyimlerinde tereddüt içerdiğini bile göremezdiniz. Halihazırda Seth’in söyledikleri de gayet net idi. Hazırlardı artık. Görevin gizliliğinden dolayı Das ile Blaze’e hiçbir şey söylememiş, dönememe ihtimalini hiç düşünmemişti bile. Dönecekti. Herkes dönecekti.

Tehlikeli olabilirlerdi ama şansın bu gece Bakanlık’tan yana olduğunu hissediyordu Cornelia. Yay çizerek dört kişi kilisenin ana giriş kapısının karşısına kadar geldiklerinde kimsenin olmadığını gördüler. Tuzak olabilme ihtimaline karşılık etrafı kolaçan ederek ve her yönü tutarak kapıya doğru ilerlemeye başladılar. Ses seda yok gibiydi ama ne olacağı bilinmez. Duruşunu dikleştirip asasını iyice kavradı. Sessizlik rahatsız ediciydi. Yanında düşünmesi gereken kişiler olmasa Bombarda ile gürültülü bir giriş yapmayı tercih ederdi cadı. O yüzden girişi seherbaza bırakıp öncelikle defans oynamaya ve gözlem yapmaya odaklanacaktı.Ama bir dakika... Böyle ağır aksak hareket etmenin de kimseye faydası olmayacağını düşündü. En azından arka kapıdan girecekler için bir sıkıntı çıkması durumunda tüm dikkati kendilerine çekebilirlerdi. Ani bir karar değişikliği ile asasını savurup "Bombarda"yı kapıya doğru yönlendirdi. [/justify]
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 6, total 6
Talih 1d10 : 9, total 9
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Nicholas Ezra Urswick - 20 Şubat, 2022 23:25:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Ay bugün bir uyandım, müthiş bir huzur. Valla kendi kendime dedim ki benden iyisi yok. Çocuklar gitmiş, evde kimse yok, bana özel kahvaltı hazırlayıp yatağıma getirmişler… Her şey süper anladığınız üzere. Zaten öğlene kadar da uyumuşum. Evde ses seda olmaması harika bir duygu. Çocuk zor biliyor musunuz, hele 5 çocuk… Yatağıma atlayıp zıplamaya başlamalarıyla güne uyanmaktan ben çok sıkıldım. Koskoca asilzade insan… Bu veletlerin saygı nedir, büyüklere nasıl davranılır bir bildikleri yok. Karımın da eksikliği. Sen o kadar çocuğu fırlat fırlat dur, sonra gel de ki ben kariyer yapacağım. Sen önce gel kendi çocuklarını eğit be kadın. Gitti Hogwarts’a, beni de bu manyak hayvanlarla birlikte bıraktı. Neyse sonra akşama doğru Seth’ten bir mektup geldi. Beni bir göreve çağırdığını anlatıyordu kısaca. Uzun mektupları okumadığı bildiğinden tek tek kelimelerle belirttiği kısa ve öz bir mektup. Ben de tam belirttiği saatte cisimlendim bahsettiği yere. Baktım yanımda Cornelia var. Çok ciddi duruyor, bu karı zaten hep böyle. Sıkıcı biraz. Ama ayrı bir seksepalitesi de var. Sohbet etmeye çalışıyorum arada da havamı korumak için fazla yılışmıyorum. Daha zamanı var bunu yapmam için. Gittim yanına, “Tam ne dönüyor şimdi burada-“ diyordum ki bir baktım Bombarda fırlatmış önünüze doğru. Sıçradım tabi şaşırarak. Hayvan gibi karizma ama. Bir kadına böyle tehlikeli büyüler çok yakışıyor. “Vaay, sinirliyiz galiba.” dedim ona. Sonra etrafıma bakınmaya başladım. Ben de mi yapsam? “Bombarda Maxima!” diye onun yaptığı tarafa bir büyü de ben yolladım. Bizim de bir karizmamız var.

Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 6, total 6
Talih 1d10 : 2, total 2
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Redferne Amaranthe Roseborough - 20 Şubat, 2022 23:26:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
~Yarım saat önce~

Aziz Kardeşim Roseborough,
Sen de çok iyi bilirsin ki, nice zor zamanlar biz müminlerin imanını sınamak için Rabb tarafından bahşedilmiş fırsatlardır. Korkarım ki, bu gece yine buna benzer bir devrin arifesindeyiz. Karanlığın uşaklarının bu gece Aziz Michael Kilisemize iblisin yöntemleriyle saldıracağına dair kuvvetli şüphelerimiz mevcuttur.
Kilisemizin kutsal savaşçısı ve inancımızın bir bekçisi olarak gereken neyse onu yerine getirmekten bir an dahi tereddüt etmeyeceğine ise inancımız tamdır. Bilirsin ki, İngiltere'yi saran bu cadı şerrine karşı tuttuğumuz tutanaklar ve kimi yazışmalarımız Aziz Michael Kilisesinin mahzenlerinde barındırılmaktadır. Bunların günahkar bedenleriyle kilisemizi kirletmeye hazırlanan veled-i iblislerin eline geçmemesini ve en kısa sürede imha edilmesini sağlamak da korkarım sana düşmektedir.
Yine yetimhanede bulunan evlatlarımızın da tahliyesini gerçekleştirmek zorunda olduğumuz kuşkusuzdur. Şayet bu tahliyenin tamamlanamaması halinde, bu inancın genç evlatlarını kiliseye getirmek ve bu kutlu mücadelede yer almalarını sağlamak da senin vazifen olacaktır. O genç yavrularımızın, Köln'lü Nicholas'ın 1212'de yanında Hristiyan çocuklarla düzenlediği Haçlı Seferi'ni aratmayacak bir imanla savaşacaklarından ve bu dünyayı iblisin uşaklarını arındırmak uğruna cennet kapılarını aralamaktan çekinmeyeceklerinden kuşkumuz yoktur.
Mahşerin 4 Avcısı sorgularını bitirene kadar kutlu savaşınızdan geri adım atmayasınız. Kıyamet yakındır! Mahşer günü yakındır! İmanın yüreklerde yaktığı ateşle Rab için şehit olanların ise cennette mükâfatları hazırdır.
En umutsuz ve çaresiz anınızda aziz Kardeşim, kilisemizde barındırdığımız Aziz Michael'ın altın haçına sığınınız. Ona dokunmak bile biz aciz kulları için eşsiz bir mükafattır. Baş Melek'in düşmanlarının bu haçın vereceği kudret karşısında nasıl titreyeceğine şahit olunuz!

Tanrı Hepinizi Korusun!
Engizitör Gabriel

"Koruyan ve esirgeyen Rabb'in adıyla..." diye fısıldayıp saygıyla katlayarak dudaklarına götürdüğü mektubu kısa bir süre için yüreğine de bastırdı Peder Redferne. Önünde kurulmuş küçük mangalda gürül gürül yanan ateş, normalde olduğundan daha koyu dumanlar gönderiyordu göklere doğru kilisenin avlusunda. Engizitör Gabriel'in imzası ve kutsal inançlarının mührünü taşıyan bu kağıt tabii ki özel ve değerliydi fakat onun da ateşler içinde yok olması gerekliydi diğer belgeler gibi ve öyle de olmuştu. Redferne kendisiyle birlikte Roma'dan yanında gelen hafızlara belgelerin çoğunu belletmişti iki saat içinde, bu sebeple kayıtların yanması çok da önemli değildi kilise ve cemiyeti için. Mahşerin 4 Avcısı adlı mübarek kardeşlerin tamamlayıp gönderdiği, hilkat garibesi Twinkle adlı kâfirin sorgusunun ilk raporları da elinden yanan kütüklerle dolu olan mangala gönderilen son kağıt parçasıydı... Son kağıt parçasının da okunmayacak küllere dönüşüp havaya dağılmasıyla birlikte güneş batmıştı. Güvenli bir yere gönderilen hafızlardan sonra şimdi sıra savaşamayacak yaştaki küçük yetimlere gelmişti buradan uzaklaşma sırası. Papaz Hackworth'ün son kutsamaları ve dualarıyla onlar da hazır bekleyen faytonlara bindirilmişlerdi. Oturduğu engin iskemleden doğrulan bordolara bürünmüş adam, bunca süre boyunca soğuk havada çıt çıkarmadan olup bitenleri beklemiş olan topluluğa seslenecekti şimdi. Herkes kilisenin güvenli duvarlarının içine girmiş, bir Pazar ayini dinleyenler gibi banklarda dua eden inananlar gibi hazır bekliyorlardı...

"Din kardeşlerim! Cemaat'im! Evlatlarım! Yaralanmış bir domuzun toprağa kanayışı gibi bilgi sızdırıyoruz saflarımız arasından. Kâfirler ve uşakları buraya vardığımdan beri çok kez kez pusu kurdular bana. Dünyanın her yerinde gözleri var, şerleri havayı bile kirletmiş durumda. Netekim Londra'nın tekrardan eski mübarek günlerine dönüşünün ilk adımları atılmaktadır bugün! Yüce inancımızın yılmaz kalelerinden olan Engizitör Gabriel'in bize uyarısıyla toplaştığımız bu gece, iman yolunda şehadete koşacağımız bir kavganın müjdecisidir!" sözleriyle grup uzun zamandan beri ilk kez ses heyecan ve şevkle vermeye başlamıştı. Redferne sözlerine devam etti:
"Kavgamızda yetim kardeşlerimiz de ellerinden geleni yapacaklar, kendilerini imanımız yolunda yerlere serecekler. Çünkü bizlere mukaddes kitabımızda buyurulmuştur ki; Onların da sizin de Efendinizin göklerde olduğunu ve insanlar arasında ayrım yapmadığını biliyorsunuz. Son olarak Rab'de, Onun üstün gücüyle güçlenin. İblisin hilelerine karşı durabilmek için Tanrının sağladığı bütün silahları kuşanın. Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır. diye. Onlara cephelerinde yardımcı olun, korkularında cesaretinizle yol gösterin!" bu sözlerin etkisiyle topluluk içinde büyük bir hareketlenme başlamış, cadı avcıları gözlerine kestirdikleri yetimleri kendi yanlarına çekmeye başlamışlardı. Hareketlenmenin bitmesini ve dikkatlerin geri kendine dönmesini bekledikten sonra Peder;
"Kurtarıcılarımızdan adını almış olan Gabriel önerisinde; kâfirlerin bu gece bize yapacakları saldırı karşısında kaçmamızı, canımızı kurtarmamızı buyurmuştur. Ey Hristiyanlar! İsa'nın evlatları! Sizi şehadete böylesine yaklaşmışken böyle bir fırsattan uzakta tutmamın hesabını Rabbim karşısında asla veremem. Hayır. Savaşa hazırlanın, yiğitlerinizi harekete geçirin. Bütün savaşçılarınız toplanıp saldırıya geçsin. Saban demirlerinizi çekiçle dövüp kılıç yapın, Bağcı bıçaklarınızı mızrak yapın. Güçsüz olan 'Güçlüyüm' desin. Ey çevredeki uluslar, tez gelin, bir araya toplanın. Ya Rab, yiğitlerini oraya indir. Çünkü çevredeki bütün ulusları yargılamak için orada olacağım." sözleriyle vaazını sürdürdü.
Karşısındaki topluluk artık soğuk havada kilise avlusunda bekleşen insanlar değil, çok daha ötesinde, tanrı yolunda ölmeye hazır gayretkeş partizanlardı. Süngüleri kâfir bıçaklamak, elleri kâfir boğmak, ayakları kâfir tepelemek için sabırsızlanıyordu. Redferne'in gür sesi ise gittikçe daha da büyük bir iman aşkıyla yükseliyor ve yüce bir coşkuya eriyordu her kelimesinde:
"Gidin tuzaklarımızı hazırlayın! Giyotin kapısını kurun, pervaz altı jiletlerini takın, Azizler Mabedi'nin gümüş dikenlerini kutsayın, Bizans Yağı'nı ısıtın, Kudüs'ün yanmış közlerini serin!" diye emirlerini bir ilahi sözleri gibi tekrarlayanlarla birlikte kılıcı Victoria'yı göklere doğru kınından çekerek iletti.

"Malleus Maleficarum'un evlatları, emrimdir size: Kale üstüne kale yık, kasaba üstüne kasaba yağmala. Hırpalanmış leşlerini kullanacak ve abideler dikeceğiz böylesi küstahlıklarına bedel olsun diye!
In nomine patris, et filii, et spiritus sancti.
Amin!"
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Raiden Minamoto - 20 Şubat, 2022 23:27:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Uzunca bir sürenin ardından sahada olmak tuhaf hissettiriyordu. Cadı avcılarına karşı olan bu operasyonda birkaç ay öncesinde olsalar neden bu kadar dikkatli olmaları gerektiklerini anlayamazdı. Fakat son dönemlerde yaşanan her şey bu grubun büyücü dünyası için olan tehlikesinin büyüklüğünü gösteriyordu. Yanına normalde yapmayacağı bir şey yapıp iksir bile almış hatta alıp almadığını birkaç defa kontrol etmişti.

Kilisedeki bu göreve bir Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi çalışanı olarak neden dahil olmuştu bilmiyordu ama oradaydı. Karşısındaki Avrupa mimarisinin birçok özelliğini barındıran bu yapıt adeta gözlerini kanatmak için yapılmış gibiydi. Avrupa'ya dair hiçbir şeyden hazzetmemeye başladığını bir kere daha hatırladı. Eğer ölecekse son gördüğü şeyin böyle bir bina olacak olması son derece üzücüydü.

Derince iç çeken kadın yanlarında onlara bu operasyonun başı olan Bay Carter’dan gelecek talimatları vermesi gereken Zain’e baktı. Gereken işareti almalarının ardından ise neredeyse boş görünen ön girişe doğru ilerledi. Cornelia ve Nicolas kapıyı ‘açmak’ için ilk adımı atıp güzelinden birer bombarda gönderince kapı açıldıktan sonra karşılarına çıkabilecek herhangi bir şeye hazır olmak adına asasını sıkıca kavradı herhangi bir şey için hazır olmak adına "Salvio Hexia" diye fısıldadı.

Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 7, total 7
[/justify]
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Kont Sati Von Richmond - 20 Şubat, 2022 23:33:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Gökten inen kara melekler gibi siyah dumanlar eşliğinde kondular Kilisenin avlusuna. Mahşer gecesi melekleri misali karanlığın içinde daha karanlık bulutlar halinde.

Seth Carter mezarlık halinde düzenlenmiş avludaki rahibe asasını doğrultup Stupefy büyüsüyle sarstı çelimsiz rahibin dünyasını. Rahip birkaç takla atarak arkaya savrulmuş ve mezar taşlarından birisine çarpıp taşın kırılmasına sebebiyet vermişti. Yalnız, çıkan gürültü dikkat çekiciydi. Işıkların vurduğu kilise pencerelerinde bir takım gölgelerin koşuşturmaya başladığını fark etmişti. Biraz talihsizliğin de yol açtığı bir gürültü, gizlice yaklaşma planlarını sekteye uğratacak gibiydi.

Meredith mezarlığa girip Seth'in arkasından yaklaşmış ve koruma büyüsü yapmıştı. Ancak Seth'in büyüsüyle savrulan rahip başını mezar taşına vurma etkisiyle çoktan bayılmıştı. Meredith mezarlar arasında yürürken mezar taşlarının arasına gerilen tuzak tellerinden birkaçına denk gelmiş ve tuzakları aktive etmişti. Mezar taşlarının birkaç tanesinin üzerinde otomatik olarak beliren arbaletler birbiri ardına oklarını Meredith'e sallamış ancak kadının koruma kalkanını geçememişti. Aynı anda pencerelerden fırlayan oklar ve ateş eden tabancaların sesleri duyuluyor, mermiler ve oklar Meredith'in kalkanından sekiyor ve hem kızıl saçlı kadını hem de Seth Carter'ı koruyordu. Kalkandan seken oklardan birkaçı yere düşmüş ve yerdeki çalıları ateşe vermişti. Mezarlıktaki çalılar alev alırken, Meredith ve Seth'i görülmesini engellercesine büyüyen bu ateş, kilisenin içerisine ilerlemeleri için imkan tanıyacaktı ikiliye.

Cornelia'nın bombardası kalın tahta kapıyı havaya uçururken yerden tutam tutam kızgın kum kaldıracaktı. Belli ki yere, cadıların geçememesi için kızgın kum dökmüşlerdi. Savrulan kızgın kumlarla yanmadan kapı girişinden girmek, bakanlık çalışanları ve seherbazları zorlayacak gibiydi. Talihinin de yardımıyla Cornelia, içeriyi kum bulutunun ardından da olsa net şekilde görebilmişti. Soldaki ve sağdaki kapılar başka odalara açılıyor, odaların içerisinde sivri şapkalı figürler hareket ediyordu. Büyük tören salonuna kadar giden bir hol ise karanlıkta bir hayli zor görünmekteydi.

Nicholas hızlıca eşiğe cisimlenivermiş ve asasını çıkararak giriş kapısına doğru bir bombarda maxima yollamıştı. Ancak yaptığı büyü çok etkili olamamış, girişte toz halinde uçuşan kızgın kumları bir nebze dağıtabilse de asasında bir çatırdamaya yol açmıştı. Asası hafif zarar görmüş gibiydi ve bundan sonra onu kullanırken daha dikkatli olması gerekecekti.

Raiden ise Salvio Hexia yardımıyla başarılı bir koruma büyüsü yapmış, kızgın kumlara dokunmadan kapıdan içeriye girmelerini sağlayabilecek bir koruma kalkanı oluşturabilmişti. Giriş holü, artık tam karşılarında uzanmaktaydı.

[spoiler]
(https://i.hizliresim.com/e7iazds.jpg)
[/spoiler]


O sırada başka bir yerlerde...

Bay Twinkle arkasındaki kapının gürültüyle açıldığını duydu.

“Doktor tüm hazırlıkları bitirdi Lenore. Artık kan dökme zamanı!...”

Kadının cırtlak sesi yankılanırken duvarlarda, Bay Twinkle da gözlerini Beyaz Gelin’den kaçırıp ellerine çevirdi. Kapkara bir kedinin yaraladığını hatırlıyordu derisini. Ancak ne bir yara, ne de bir iz, hiçbir şey kalmamıştı elinden o tırmığın eseri olan.

“Canını acıtmayacağına söz vermiştiniz ama!”

“Hadi güzelim, ufak bir kan pıhtısı sadece... İşimizi görecek kadar. Fazlasını israf etmeye lüzum yok!”

Bay Twinkle o cırtlak sesin sahibini hatırlıyordu. Nihayet Lenore’un yanında durduğunda ise emin oldu. Mezarlıktaki kızıl saçlı kadındı bu, beklenildiği üzere. Üzerindeki şaşalı elbisesi ve kana susamış bakışlarıyla, kıvrımlı hançerini kendisine doğrultmuştu.

[spoiler]
(https://i.hizliresim.com/i1nx3xc.png)

Jean - Kızıl Düşes
[/spoiler]

Kurumuş boğazını kısa bir öksürükle temizledikten sonra kızıl saçlı kadının şer yuvası gözlerine çevirdi bakışlarını.

“Hadi, ne duruyorsun sürtük! Muggle bozuntusu... Yobaz fahişe seni! Çekinme! Bitir işimi... Sizin gibiler ancak sandalyelere ellerini kollarını bağlayarak oturttuğunuz masumları katletmeyi bilirsiniz.” Peşinden de hınçla kadına doğru tükürmüştü fakat kurumuş boğazından çıkan tükürük elbisesine dahi ulaşamamış ve yere yapışıvermişti.

“Twinkle!” diye cıyaklayarak ayaklandı Lenore. “Senin gibi bir beyefendiye böyle yakışıyor mu hiç? Ortalığı kirletiyorsun...”

“Magıl? Sizin gibilerden bu lafı çok duyuyorum. Bizim gibiler için kullandığınız bir küfür mü yoksa? ‘Sürtük’te bırakmalıydın bodur ihtiyar. Daha acısız olabilirdi.”

“Jean, hayır!”

Kızıl Düşes, bir eskrim dövüşçüsünü andırır çabuklukta savurmuştu kılıcını. Bay Twinkle derisinde yanarcasına bir acı hissetti. Sonra bir kez daha... Acıdan kapattığı gözlerine rağmen, kılıcın ona değmeyecek kadar uzakta olduğunu biliyordu. Ancak, bir şekilde kesmişti vücudunu... Nasıl?

Sıcak bir sıvının bedeninden akmaya başladığını hissetti. Kollarından ve göğsünden... “Bu kadarı kafi... Şimdilik tabi.” Zevkle gülümseyen dudakları takip etmişti Kızıl Düşes’in sözlerini.

“Acıtmayacaktın! Jean... Sen- sen çok cani bir kadınsın.”

Kanlı hançerini Bay Twinkle’ın kara cübbesine silerken cevap verdi Kızıl Düşes. “Sen de çok naifsin, güzelim.” Bay Twinkle’ın kolunu ve cübbesini kızıla boyayan kan lekelerine iştahla bakıyordu şimdi. “Kırmızıymış... Rengi beni hayal kırıklığına uğratsa da, kim derdi ki bu cücedeki kanın bu kadar değerli olacağını... Güzelce şişeledikten sonra, yemek masamı süslemek isterdim bununla. Cemiyette dönecek dedikoduları düşünsene... Merlin’in soyunu avlayan Kızıl Düşes! Sosyetenin göz bebeği!”

Küçük bünyesindeki kanlar boşalırken cübbesine ve kollarına, acıdan haykırmamak için direndi Bay Twinkle. Bu zevki kızıl şeytana tattırmayacaktı.


Not: Gelecek GM Metni 00:15'te girilecektir.
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Seth Carter - 20 Şubat, 2022 23:48:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Meredith yaptığım büyüden sonra yanıma hızla gelerek bir savunma büyüsü kullandı. Ancak o sırada büyük bir gümbürtü ile birlikte çevredeki yerlerden bir sürü tuzak çalıştı ve Meredith'in koruma büyüsünde patladılar. Çevrenin ateş alması da iyice çevreyi cehenneme çevirdi. Yine de duramazdık. Meredith'e teşekkür bile etmeden karşımda, alevlerin arasında gördüğüm kapıya baktım. Yanımda duran mezar taşının arkasına geçip asamın açısını ayarladım ardından "Depulso!" diyerek mezar taşının kapıya doğru hızla fırlamasını sağladım. Bu şekilde önümüzde başka bir tuzak var ise, mezar taşına tetiklenecekti. Tuzakların efektlerinin bitmesini bekledikten sonra ise takımımla birlikte koşarak içeri girecektim. Zain bir sorunları olursa bana haber verirdi zaten. İyi gittiklerini umuyordum.

Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 9, total 9
Talih 1d10 : 3, total 3
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Meredith Vivienne Boleyn - 21 Şubat, 2022 00:01:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Her yere gizlenmiş tuzaklar vardı, Meredith Godric’s Hollow’da yaşadıklarından sonra bunun başlarına geleceğini az çok tahmin edebilmişti. Yaptığı koruma büyüsü olmasaydı feci halde çuvallayacaklardı ve genç Seherbaz için bu ihtimal de hayal etmek istemedikleri arasındaydı. Üzerlerine oklar fırladığında küçük bir çığlık kaçırmıştı ağzından, yine de kalkanı güçlü tutmak için direnmişti. Kalbi deli gibi atıyordu ve kalkandan seken oklar etrafı ateşe verdiğinde kalp atışları daha da bir hızlanmıştı. Bir kez daha yanmak istemiyordu.

Cesaretini toplamalıydı, “Revelio!” dedi güçlü çıkmasına uğraştığı bir sesle. Bay Carter, az ötede görüş alanlarına giren kapıya bir mezar taşı fırlatırken aktifleşme ihtimali olan her türden tuzağı önceden tespit edip yakalanmadan ilerlemelerini kolaylaştırmaktı amacı.
[/justify]

Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 7, total 7
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Cornelia Barthélemy - 21 Şubat, 2022 00:03:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Nicholas’ın asasının çatırtısıyla dikkati bir anlığına çalınmıştı Cornelia’nın. Gözlerini devirmekle yetindi. Değişik bir adam bu. O sırada kızgın kumların uçuşmasıyla geriye doğru kaçınmadan da edemedi. Şansa, şahin gibi gözler o kum tanelerinin arasından birkaç görüntü kapmayı başarmıştı. Kukuletalı adamlar… Nereye gidiyorlardı öyle? İçeri girmenin vakti gelmişti artık. Sesler kulaklarında yükselmeye başlamıştı. Aceleleri olabilir miydi? Bir ayin mi dönüyordu? Belli ki buradan kan dökmeden çıkmak neredeyse imkansızdı. Raiden’ın attığı koruma büyüsüyle geçebilmişlerdi zaten. Holü geçmeden önce odaları kontrol etmenin gerekli olduğunu düşünüyordu. Öncelikle hördüklerini ekiple paylaşmalıydı. “Sağ ve sol taraf… Kapılara doğru dağılalım mı?” Arka taraftan gelen gürültüler ile Zain’e, Seth’in ekibinin ne durumda olduğunu sormasını söyleyerek fısıltıyla devam etti.“İçerideki şapkalı silüetler gördüm. Baksak iyi olur. Arkadan gelen kalkanı hazırlasın.” diyerek derin bir nefes aldı ve nabzını düşürmeye çalıştı hazırlık için. Zain telepatik olduğu için biraz daha arkada kalmalıydı. Sağ tarafa doğru yöneldi Cornelia. Hemen ardından Nicholas ve Harvey’den sağ veya sol seçimi yapmalarını belirtmek için başını iki tarafa savurdu. Tercih onlarındı. Hır gür çıkacaktı ancak Cornelia’nın aklına başka bir şey gelmiyordu şu anlık. Asasını hazırda tuttu. İlk hamlesi tekme atarak kapıyı açmak ve şapkalı kişilere“Cascading” atmak olacaktı. Arkasından gelecek olan da Harvey ya da Nicholas bir koruma kalkanı oluşturacaktı. [/justify]
Yetenek 1d10 : 1, total 1
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 3, total 3
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Raiden Minamoto - 21 Şubat, 2022 00:10:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Kapının açılmasıyla bir tuzakla karşılaşmaları bir olmuştu. Böyle bir şeyin olabileceğini düşünmüştü ama bu olduğunda şaşırmadığı anlamına gelmiyordu. Kapıdan sağ salim geçmelerinin ardından solda gördüğü odaya yanında seherbazlardan biriyle ilerledi. Odaların ikisinde de bazı sivri şapkalı figürler görülebiliyordu. ‘Sivri mi şapka?’ Asasına sıkıca tutunan Raiden yanındaki seherbazın onun biraz daha önünden ilerlemesine izin verdi. Eğer biri ilk ölen olacaksa bu neden kendisi olsundu ki? Gördükleri figürlere yaklaşırken de asasını iyice kaldırıp figürlere doğrulttu ve “Incendio” sözcüğünün ağzından dökülmesine izin verdi.

Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Kont Sati Von Richmond - 21 Şubat, 2022 00:25:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Seth Depulso ile taşı arka kapıdan içeri gönderdi. Ön kapıyı sorunsuz şekilde geçen taş arka kapıyı aştığında ise bir tuzağı daha tetiklemişti. İkinci kapının kemerinden gürültülü bir şekilde inen kocaman bir giyotinin yere vurmasıyla ahşap zemini ve taş duvarları zangır zangır titretir olmuştu.

Meredith Revelio ile arka kapıyı ve giyotinin düştüğü eşikteki tuzakları açığa çıkarmamaya çalışmıştı.  Ancak giyotinden sonra hiçbir tuzak kalmamış gibiydi. Seth ve ekibi koşar adım içeri daldılar. Karşılarına rahiplerin vaaz verdikleri ambon çıkmıştı. Hemen yanında ilerisinde ise tören salonu duruyordu ve karanlıkta her ne kadar seçilemese de orasının cadı avcısı kaynadığını çok iyi biliyorlardı. Nitekim ambona yaklaştıkları gibi üzerlerine ok ve mermi yağmaya başlamıştı. Hem Seth, hem Meredith bir şekilde okları ve mermileri savuşturmayı başardılar. Ancak yanlarındaki isimsiz NPC, göğsüne aldığı mermi darbeleriyle bilinçsiz bir şekilde yere yuvarlanmıştı.

Cornelia, sağındaki kapıyı açıp içeriye adımını atmış ve büyüsünü savurmaya çalışmıştı. Asasından süzülen ışık huzmeleri cadı avcılarına vuramamış ancak gözlerini bir nebze kamaştırmıştı. Bu yine de okların isabetini engellememişti. Bir tanesi tam karnına saplanırken diğeri ise omzundan vurmuştu onu. Kanaması vardı ve tedavi görmediği takdirde birkaç tura kan kaybından bilinçsizce yere yığılması mutlaktı. Bu sürede Yetenek ve Destek zarlarına eksi alacağı ise kesindi. Cadı avcıları ise odanın içinde savunma haline geçmişlerdi.

Raiden soldaki kapıyı açmış ve önünde başka bir seherbazla içeri adımını atmıştı. İçerde bulunan cadı avcılarına büyüsünü yollamaya çalışsa da asasından çıkan alevler dört bir yana manasızca savrulmuştu. Cadı avcılarının sivri şapkaları alev alırken, fırsattan istifade eden yanındaki seherbaz lanetlerini yollamış, karşılığında ise cadı avcılarının arbaletlerinden yayılan oklara hedef olmuştu. Seherbaz NPC cansız bir şekilde yere yığılmış, lanetlerle savrulan cadı avcıları ise bilinçsiz bir halde kaskatı şekilde yere düşmüşlerdi. Şans Raiden'ın yanındaydı. Ancak şimdi büyüsünden kaynaklanan şekilde alev alan odadan bir an önce çıkması gerekecekti.

Tören salonu artık her iki ekibin de tam önündeydi ve cadı avcılarını barındırdığı gayet biliniyordu. Zaman azalıyor, kıskaç daralıyordu.

[spoiler]
(https://i.hizliresim.com/qtethum.jpg)
[/spoiler]


O sırada başka bir yerlerde...

Bay Twinkle tutulduğu mahzende ve bağlandığı sandalyede nihayet acının etkisinden kurtulmuş, okkalı küfülerinden birisini daha etmeye hazırlanmaktaydı.
   
“Buradan kurtulduğumda hepinizi küçük birer kurbağaya çevirip, dillerinizi koparacak ve asla yakalayıp yutamayacağınız sivri sineklerle dolu kavanozlara kapatarak-“

“Ziyaretçilerimiz var... Sihirbazlar!”

Edgar hışımla odaya girmiş, peşinde o başbelası tüy yumağı olduğu halde soluğu Jean ve Lenore’un yanında almıştı. Şık giyimli ama paspal görünüşlü, gözlerinin altı çökmüş ve etrafındakilerde karamsar hisler uyandırabilecek tuhaf birisiydi.

[spoiler]
(https://i.hizliresim.com/hnteqcs.png)

Edgar - Kara Kedi
[/spoiler]

“Seherbaz dedim sana, seni kara kuru ucube!”

Üçünün de bakışları bir anlığına Bay Twinkle’a dönmüştü. Lenore’un yüzünü endişeli ve onaylamaz bir ifade kaplamış gibiydi. Tam da cüceyi üsturuplu bir şekilde paylamaya niyetleniyordu ki, Jean söze girdi.

“Tam da bize söylendiği gibi.”

“Onları karşılamadan evvel bu işi bitirmeliyiz. Ödememi riske atmak istemiyorum. Bize mührü kırmamız gerektiği söylendi.” Edgar, göz altları kararmış bakışlarını Bay Twinkle’ın üzerindeki kan lekelerinde gezdiriyordu. Yanından ayrılmayan kedisi çevik bir zıplayışla başseherbazın kucağına yerleşmiş ve ufak diliyle kan lekelerini yalamaya başlamıştı.

“Ah, ne kadar da tatlı!” dedi Lenore, ürpertici bir sevecenlikle. “Sen de benim gibi sevdin mi Twinkle’ı, minik şey! Yaralarını mı iyileştiriyorsun yoksa?"

“Şu kedini cücenin üzerinden alsan iyi olur Edgar. Akıttığım kanları israf edecek!”

Edgar dişlerinin arasından tıslar bir tonda tüy yumağına seslendi. “Buraya gel, evlat!” Kara kedi, uysal bir köpek misali uzaklaştı başseherbazdan ve Edgar’ın yanına vardı. “Doktor! Daha fazla geç olmadan başlasak iyi olur. Vaktimiz kısıtlı.”

Twinkle neler döndüğünü kestirmeye çabalıyordu. Seherbazlar muhtemelen kiliseye gelmişti, nihayet. Fakat bu delilerin bahsettikleri... Mühür, kan... “Ne mühründen söz ediyorsunuz sizi muggle bozuntuları!”

“Birazdan anlayacaksınız başsihirbaz...” Edgar, lafını bitirmesiyle odanın ortasında bulunan heykele yaklaşmıştı kısa adımlarla. Belinden baltasını sıyırdı. Sanki heykele zarar verebilecekmiş gibi savurdu onu taş yapıya doğru. Bir yandan da anlaşılması zor fısıltılar dökülüyordu dudaklarından. Baltası tam da taş yapıya denk geldiğinde aniden durdu. Demir, taşa değmemişti. Ancak bir çatırtı duyuldu. Beyaz bir toz bulutu yayıldı taşın çatırdayan yüzeyinden. Hızla çatırdamakta olan bir yarık açıldı taş meleğin başından ayak parmaklarına kadar.

Edgar sözlerini bitirdiğinde, ortadan ikiye yarılmakta olan olan taş heykel etrafını toza bulayarak parçalarına ayrılmış ve dağılmıştı dört bir yana. Heykelin olması gereken yerde ufak bir sunağı andıran mermer bir yapı duruyordu. Sanki taştan bir platform gibi. Üzerinde ise bir sembol vardı. Sanki mermere oyulmuş bir yanık izinden ibaret gibiydi. Edgar, eserinden memnun bir sanatçı gibi heykelin paramparça olmuş kalıntılarını süzmekteydi. “Böyle nadide bir işçiliği heba etmek... Doğru kişilere satılsaydın şayet, paha biçilmen zor olurdu Aziz Michael.”

[spoiler]
(https://i.hizliresim.com/k037i3h.png)
[/spoiler]

Lenore yanına yaklaşıp başseherbazın yanına çöküvermişti yeniden. Elleriyle saçlarını okşuyor, parmaklarıyla kaldırdığı yüzüne gözlerini dikiyor ve adeta Bay Twinkle’ın bünyesine sahte bir huzurun karışımını zerk ediyordu.

“Sakın telaş yapma sevgilim. İstediklerini aldıklarında, seni serbest bırakacaklar. Hem, yanında ben varım tamam mı? Sakın korkma...”



Not: Bir sonraki GM Metni saat 01:00'da girilecektir.
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Cornelia Barthélemy - 21 Şubat, 2022 00:56:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Nasıl olduğunu anlayamadığı bir şekilde Cornelia başarısız olmuştu. Koruma kalkanı yok muydu? Arkasından gelen yetişememiş miydi? Hiçbir fikri yoktu o anda. Karnında bir baskı hissetti. O an aklına ölen arkadaşı Lenore geldi. Hogwarts yıllarından onun güzel kahkahası kulağında çınladı. Elini sıcaklık hissettiği yere götürdü. Eline bulaşan kana bakarken bir tane de omzuna saplanan okla dirayeti yitip gidecekti. Ta ki aklına Das ve Blaze gelene kadar. İkinci okla birlikte geçirdikleri bütün anlar ışık hızında belirmişti. Yediği oklardan daha hızlı bir anımsamaydı bu. Yere önce dizlerinin üstünde düştü. Her şey buraya kadar mıydı? Ölecekse bile bu kadar kolay olacağını hiçbir zaman düşünmemişti. Nicholas’ın gelmesini beklemeliydi. Yetişebilir miydi? Kalan gücünü pelerinin cebinindeki Felix Felicis’i içmeye harcayacaktı. Minicik şişeyi zorlukla kavradı. Yapacağı şey işe yaramalıydı. İşe yaramak zorundaydı. Ağzına götürdü. Karnındaki sıcaklık giderek artarken Cornelia sadece susamış gibiydi. Bitirdiği şişeyi yere bıraktı kendiyle birlikte. Diz üstünde kapanıyordu. Derin nefes almaya çalıştı. Yaşadığı onca şeye rağmen tutunmaya çalışıyordu yaşama. Ulysses’in sesi sarmaladı onu.Hiçbir şey daha bitmedi. Yap şunu. Kendinden başkasına güvenemezsin hele de kritik anlarda. Ölmezsin, kalkarsın ve öldürürsün. Haklıydı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. Sonra histerik bir kahkaha. Ardından olabildiğince hızlı hareket etmeye çalışarak hala bir diğer eliyle büyük bir kuvvetle tuttuğu asasını karnına doğru götürdü. “Vulnera Sanentur” dedi kuvvetle ve acı çeken bir sesle. Ölecekse bile gülerek gidecekti bu adaletsiz aptal dünyadan ama henüz pes etmeye niyeti yoktu. Okları çıkarmayı deneyebilirdi ama az da olsa ilk yardım bilen birisi onları oradan çıkartmanın daha bir sonuç yaratacağını bilirdi. Büyünün yapacağı herhangi bir etki ona yardımcı olabilirdi. Biraz olsun yaptığı iyileştirme büyüsü işe yararsa kendini St. Mungo’ya cisimlemeyi deneyecekti. Belki de bir ekip arkadaşı o sırada gelirdi. Doğrulmaya çalıştı acının mide bulantısıyla. Sürünmenin ona yakışmadığını ve bu travmalarını çocuk yaşta aştığını biliyordu. Eğer olur da mucizeler vuku bulursa bu odadaki herkesi yakacaktı öfkesiyle.[/justify]
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 6, total 6
Talih 1d10 : 5, total 5
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Seth Carter - 21 Şubat, 2022 00:56:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Mezar taşını fırlattığımda Zian’ın sesi yankılandı kafamda. “İyi durumdayız.” dedim. “Her yer tuzak dolu. Dikkatli olun. Siz ne durumdasınız?” Kapı kırılınca da giyotinin üstünden atlayarak geçtiğimiz gibi ok yağmuruna tutulduk. Bana doğru gelenleri koruma büyüleriyle engelledikten sonra yanımdakilere baktım. Hoffman ve benim aramda duran meslektaşım bizim kadar hızlı olamamıştı. Göğsüne yediği arbalet okları ile yere yığılınca dişlerimi sıkıp karşıma baktım. Tören salonuydu bulunduğumuz yer. Büyük ihtimalle beyinlerini yıkadıkları insanlara vaaz veriyorlardı burada. O insanların çektikleri acıları, Cwén’i, André’yi her gördüğüm şeyi hatırladığım için aşırı sinirlenmiş bir şekilde bize ok atmış olan adamlara doğrulttum asamı. Ellerindeki arbaletleri doldurmaları bir hayli zaman alacaktı. Bu yüzden bizimkilere elimle geçmeleri için işaret yaptım. “Ventus!” sihirli sözcüklerini söyleyip asamı salonda duran cadı avcılarına tek tek gelecek şekilde gezdirdim. Bu şekilde hem hareket ettiremeyecek, hem de arbaletlerini doldurmalarını engelleyecektim. Hoffman’ın yaptığı koruma büyüsünün içinde kalmaya çalışarak onlar diğer odaya geçtiğinde de arkalarından ilerleyecektim.

Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 6, total 6
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Cornelia Barthélemy - 21 Şubat, 2022 00:59:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 2, total 2
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Meredith Vivienne Boleyn - 21 Şubat, 2022 01:02:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Meredith, devasa giyotin fırladığında bir kez daha çığlık attı. Bay Carter’ın ona uyarıcı bir bakış atması üzerine hızla eliyle ağzını kapamış ve içeri koşmuştu diğerleriyle beraber. “İ-iyiyim!” dedi titrek bir sesle. Üzerlerine ok ve mermi yağmurunun yağmaya başlaması içeri girmeleriyle bir olmuştu neredeyse. Meredith asasına davrandı bir kez daha kendini korumak için. Bir kez daha şanslıydı fakat yaşlı Alfred kendisi kadar şanslı değildi. Mermilerden birkaçının hedefi olmuş ve bilinçsizce yere yığılmıştı. Kızı cadı hemen adamın yanına eğildi durumunu kontrol etmek için. Nefes alıyordu. Şimdilik. Bay Carter’sa bütün gücüyle Cadı Avcılarına karşılık vermeye devam ediyordu. Onlara gitmelerini söyleyince Meredith, asasını son bir kez çekti Bay Carter için. “Fianto Duri!” Başarılı olursa gücü yettiğince  Alfred’i bir kalkan gibi önüne alacak ardından boş görünen ancak boş olduğuna dair hiç umudu olmadığı koridora doğru koşacaktı.[/justify]

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 6, total 6
Talih 1d10 : 1, total 1
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Raiden Minamoto - 21 Şubat, 2022 01:03:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Yanındaki adını bile şu an hatırlayamadığı seherbaz yere yığılırken üzülmeden edemedi Raiden. Az önce birisi ölecekse onun ölmesi gerektiğini düşünmüştü tabii ama gerçekten böyle bir şeyin gerçekleşmesini ummamıştı. Odadaki çıkan yangına yakalanmadan odadan çıkabilmek için hemen kapıdan dışarı atıldı. Kendi girdiği odada olanlardan sonra sağdaki odaya ilerlemiş olan Cornelia’nın durumunu merak eden Raiden o tarafa yöneldi hızlıca. Kadının vurulmuş olduğu belliydi. Odadakilere asasını doğrulttup bir “Conjunctivitis” atmayı denedi.

Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 4, total 4
Talih 1d10 : 2, total 2
[/justify]
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Nicholas Ezra Urswick - 21 Şubat, 2022 01:24:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Büyüyü attım ama karizmamı bozdu bu karar, cılız bir ışıkla birlikte asamdan gelen çatırdama sesiyle bozulmuştum oldukça. Kimsenin bunu fark etmediğini umarak asamı kendime yaklaştırdım ve incelemeye başladım ne olduğunu. Lanet olsun ki çatlak derin duruyordu. Bu ortamda hiç de uygun değildi kullanmaya ama görevi bırakıp gidemezdim, en azından bir süre daha devam edecektim burada durmaya. Daha Seth'i görmemiştim bile. Cornelia'nın talimatları üzerine savrulan kumların üzerinden içeriye girdik. Girerken yüzüme yapışan kumları boştaki elimle silip bıyıklarıma takılan parçacıkları silkelemekle uğraşıyordum. "Off... Ne pis bir ortam!" diye söylenirken dilime de yapıştı! Tükürüp dilimi temizleyeyim derken Cornelia'nın bahsettiği koruma büyüsünü yapamadığımdan kadın, üzerine gelen oklardan kaçamamış. Karnına ve omzuna saplanan oklarla birlikte yere düştüğünü gördüğümde "Hayır ya amaann." diyerek önce kendimi korumak için tehlikenin geldiği tarafa baktım, ardından asamı herhangi bir saldırıya karşı büyü yapmak üzere önümüze doğru tutarak Cornelia'nın yanına eğildim. "İyi misin? Tam savuşturuyordum, son anda..."

Sonra baktım herkes dağılıyor etrafa, Raiden'ın girmeye çalıştığı karşıdaki odadan alevler geliyor. Alev de hiç sevmem ben, bıyıklarımı ve saçlarımı hiç tehlikeye atmak istemiyorum. Hem Raiden güçlüdür, halleder orayı. Cornelia da kendi canının derdine düşmüş, iyileştirmeye çalışıyordu yarasını. "Ben iyileştirme büyülerinde iyi değilimdir ama sen buradan uzaklaş, ben hallederim kalanını." diyerek göz kırptım kıza. Sonra da asam ile kendimi korumaya ve orta alandaki kalabalığa oldukça gözükmemeye çalışarak Raiden'ın sağındaki odaya koştum hızla. Ardından kapının kenarındaki kolona vücudumu gizlemeye çalışarak kenardan asamı uzattım ve içeride gördüğüm kişilere tek tek "Immobulus." diye bağırmadan büyümü tekrarlayarak durdurmaya çalıştım.

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 7, total 7
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Kont Sati Von Richmond - 21 Şubat, 2022 01:41:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Seth'in büyüsü işe yaramış gibiydi kısmen. Cadı avcıları arbaletlerini dolduramayınca bu sefer kısa bıçaklarını çekmiş ve onları fırlatmaya başlamışlardı. Seth'in çıkardığı rüzgar bıçakları durduramamıştı.

Neyse ki yardımına yetişen Meredith olmuştu. Ölü seherbaz Alfred'in cesedinden de destek alarak koruma büyüsü yapmaya kalkışmış, adamın vücuduna saplanan kısa bıçakların seslerini duymuştu birer birer. Cadı Avcılarının haykırışları kulağına çalınıyordu. "Bu Von Motke'yi öldüren cadı değil mi? Dikkatli olun kardeşlerim!"

Ancak büyünün yeterli olmaması sebebiyle Hoffman'ı koruyamamıştı. Hoffman'ın bacaklarına saplanan bıçaklar yürümesine engel olmuş ve yere kapaklanmasına neden olmuştu. Ölmemişti ama öfkeyle karışık bir haykırış koyuvermişti. Meredith ve Seth soldaki odaya vardılar. Odada yataklar ve ranzalar mevcuttu. Bir tanesinin üzerinde katlanmış bir mektubu andıran kağıt bulunmaktaydı.

Cornelia'nın asası o kadar etkili çalışmıştı ki, vücudundaki yaralar birer birer kapanıvermişti. Hatta üstüne üstlük üzerine cadı avcıları tarafından fırlatılan kısa okları birer birer savuşturmuştu asasıyla.

Raiden ise yanına kadar gelip Conjunctivitis savurarak, cadı avcılarını kör etmişti. Öyle ki sağa sola koşuşturan sivri şapkalı ve maskeli siluetler birbirlerine çarpıp engellere takılarak yere devrilmişlerdi.

Nicholas ise tören salonuna doğru koşarken sağa sola immobulus atmakla meşguldü. Odalardaki potansiyel cadı avcılarına yolladığı büyülerden birkaç tanesi birilerine isabet edince duraksadı. Hemen solundaki odadan bir vaaz işitir gibi olmuştu. "Evet çocuklar, unutmayın! Bugün kutsal bir savaş uğruna şehit olma-"

Bir kadın, kısa küt ve siyah saçları vardı. Gri gözlü ve üzerinde rahibe kıyafeti olan bir kadındı. Yaklaşık 4-5 adet çocuğun başına dikilmiş ve onlara vaaz vermekteydi. Çocukların ellerinde sivri, ince bıçaklar, gözlerinde yanan fanatik bir ateş ile kıpkırmızı yanakları ve ruhsuz bakışlar.

Nicholas farkında olmadan birkaç tanesini kıpırdamaz hale getirmişti. Ancak kalan 3 tanesi elinde bıçaklarla üstüne atılmıştı. Biraz geriye sıçrayıp çocukların bıçaklarından kaçınsa da, çocuklar üzerine gelmekte ısrarcıydı. Arkada ise rahibenin çığlıkları... "İşte melun cadı! Öldürün onu, Rab sizi kutsasın çocuklar. Öldürün!"


O sırada başka bir yerlerde...

Mahzenin öbür ucundaki gölgelerden bir siluet belirdi. Bay Twinkle’ın dünyası karanlığa boğulmadan evvel gördüğü son yüz idi bu. Bir kuşun gagasını andıran soluk maskesi ve çene kaslarının gerilmesine sebebiyet veren rahatsız edici sessizliğiyle belirmişti yine. Pierre dediklerini hatırlıyordu bu adama. Sesini ise hiç duymamıştı. Konuştuğunu da...

[spoiler]
(https://i.hizliresim.com/58r3m8s.png)

Pierre - Soluk Doktor
[/spoiler]

Lenore’in yatıştırıcı sözlerini duyamıyordu artık. Hipnoz olmuş gibi dikmişti bakışlarını maskedeki gözlerin olması gerektiği yerde asılı iki dipsiz kuyuya. Soluk maskeli adam sessizce ve hiç konuşmadan yaklaştı Bay Twinkle’ın yanına. Elinde cam bir şişe vardı. İçinde ise siyah bir karışım. Başseherbazın kollarından akmakta olan kanı şişeye doldurmaya başladığında çukur halindeki gözlerini de cücenin gözlerine dikmişti. Merlin’in kanı... diye düşündü Bay Twinkle. Babası kudretli bir büyücü Galehodin Wyltt, bir cüceyle olan aşkını ve bu aşkın meyvesi olan oğlunu asla kabul edememişti. Bunda da en büyük etken, soylarının Kral Arthur dönemine kadar dayandığını iddia eden büyükbabasının o katır inadı olmuştu. Annesinin soy adını almıştı tam da bu yüzden. Egnast Twinkle... Belki de kendisi gibi ucubelere olan nefreti bu yüzdendi. Annesinin soyuna olan ve atalarından miras kalan nefreti.

Doktor şişenin yarısını doldurmuştu ki, tıpasını takarak şişenin uzaklaştı yanından başseherbazın. Lenore’un soğuk dokunuşunu hissetti yaralarının tam üzerinde Bay Twinkle. Yine o ürpertici soğuk... Acı giderek azaldı ve hemen ardından da yok oldu. Başını öne eğdiğinde yaraların giderildiğini gördü. Kapanmıştı her birisi. Durmuştu kanaması.

“Sen, büyü yapıyorsun?...”

“Şşşt...” Gülümsedi Beyaz Gelin. Ellerini önünde kavuşturdu. “Bu büyü değil, bir mucize sevgilim. Aşkımızın mucizesi...”

“Ne!?”

Jean’ın cırtlak sesi böldü konuşmalarını. “Evet, gelin hanım! Bu mucizelerinizi biraz da bizim işimize yarar şekilde kullanmak istemez misiniz?” Alaycı tonlamayla ettiği laflar, Lenore’un yüzünün düşmesine sebep olmuştu.

“Gecikiyoruz. Elini çabuk tutmalısın Lenore, her şey hazır.”

Beyaz Gelin yükseldi zarif ayak bileklerinden güç alarak. Mermer sunağı andıran yapının başına geldi. Soluk maskesiyle Doktor da yanında yerini almış, içinde Bay Twinkle’ın kanının bulunduğu karışım olan şişeyi sessizce uzatmıştı. “Bunu yapmak zorunda mıyım?” dedi gümüş rengi saçlarını savurarak arkasına son bir bakış fırlattığı esnada.

“Oyunbozanlığın sırası değil! Merlin’in mührünü kıran sen olacaktın.”

“Sonuçta liderimiz sensin değil mi?”

Jean ve Edgar’ın kıkırdımaları duyuldu.

Lenore çaresizce şişeye uzandı. Tıpayı çıkardı. Başseherbazın kanından birkaç yudum almak üzere dudaklarına götürdü şişeyi. Beyaz, ince dudaklara kan yürüdü. Sonra da o mermer sunaktaki yanıklarla çizilmiş sembole döktü aynı kandan.

“Et vidi quod aperuisset agnus unum de septem signaculis, et audivi unum de quattuor animalibus dicentem tamquam vocem tonitrui veni...”

Bir gök gürültüsü duyuldu gökyüzünde. İnledi yeryüzü. Kulakları sağır eden korkunç bir gürültüydü. Kilisenin camlarını titreten ve neredeyse zemini alıp götüren ayakların altındaki. Yanık mühür koparcasına söküldü mermer sunağın üzerinden. Kara bir dumana dönüşüp Lenore’a ulaştı. Ona bir nefes gibi yaklaştı ve içini doldurmaya başladı. Gümüş saçlarını savurdu Lenore ve alnı, ışıktan bir taç giymişçesine parıldadı. Mahzendekilerin gözleri kamaştı kısa bir anlığına. Lenore’un güçsüz çığlığı duyuldu peşinden de. Kilisenin duvarlarında yankılanmıştı adeta, yerlerini belli edercesine.

Sonra her şey eski haline döndü. Beyaz Gelin hariç. Dizlerinin üzerine çökmüştü ve ellerini yere dayamıştı. Zemini avuçlarcasına sıkıyordu.

“Sanırsam başardık!” diye kıkırdadı Kızıl Düşes. “Nasıl hissediyorsun, güzellik. Bir düzine soylu erkeğin verebileceğinden daha çok zevk aldığına eminim!”

“Sen, ahlaksız bir kadınsın Jean!” Edgar yadırgar şekilde başını iki yana salladı ve Lenore’un yanıbaşına kadar adımladı odayı. “Kalkabilecek kadar iyiysen artık yola düşmeliyiz. Sayımızın azalıp payımızın artmasını ne kadar istesem de, yukarıdaki sihirbazların bize birkaç metelikten fazlasını kazandıracağını sanmıyorum. Gerçi ölüm, senin için artık bir problem olmamalı değil mi?”

“Hah! Ölüm demişken...” Jean, sinsi bakışlarını Bay Twinkle’a çevirmişti. “Pierre... Senin sihirli yaratıklara ilgini düşünürsek, ayrılmadan önce bu cüceden birkaç hatıra almak isteyebilirsin. Sonuçta sevgili seherbazımız da, tıp biliminin ilerlemesine katkıda bulunmaktan çekinmez değil mi?”

“Onu serbest bırakacağınıza söz... vermiştiniz...” diyebildi Beyaz Gelin güçsüzce.

“Tabi ki serbest bırakacağız. Ama Doktor’un çalışmalarına da mani olmak istemeyiz değil mi Lenore?”

Soluk maskeli Doktorun kendisini süzerek yanına yaklaştığını dehşet içerisinde fark etmişti Bay Twinkle. Bu garabet dolu salonda her ne yaptılarsa, hiç hayra alamet olmadığı aşikardı. Kollarını saran bağlardan kurtulmaya çalıştı nafile bir çabayla. Bir şekilde bu sandalyeden kurtulmalıydı ama nasıl? Kendi kanının kokusunu hala almaktaydı. Elinde ucu son derece sivri ve ufak bir bıçakla üzerine doğru gelmekte olan Doktor’a çevirmişti bakışlarını. “Buradan kurtulduğumda üzerinize bir kabus gibi çökeceğime emin olabilirsin karga suratlı, gözsüz ucube seni! Hepinizi haklayacağım duyuyor musunuz!? Gecelerinize kabus gibi çöküp, sevdiklerinize kadar tüm o muggle soyunuzun peşine düşeceğim! Geceleri kabuslarınızda beni göreceksiniz! Gündüzleri korkunuzdan sokağa adım atamayacaksınız! Duyuyor musunuz beni, ha!? Duyuyor musunuz, AAGH! AAAĞHH!”

Neşter kana bulandı. Bay Twinkle’ın dünyası bir kez daha karardı.

[spoiler]
(https://i.hizliresim.com/c32njs7.jpg)

Çöp adamlar çocuklar.
Yuvarlakların olduğu yer ise Lenore'nin çığlığının duyulduğu yer
[/spoiler]


Not:
1- Gök gürültüsünü ve zeminin titremesini herkes, cadı avcıları da dahil olmak üzere hissetmiştir. Hatta bu çatışmanın bir an duraksamasına ve cadı avcılarının afallamasına sebebiyet vermiştir.

2- Lenore'un çığlığının geldiği yer haritada belirtilmiştir.

3- Yarın saat 21:00'a kadar RP'lerinizi bırakabilirsiniz. 21:00'dan sonra RP serimizin finaline geçeceğiz.

4- Herkese şimdilik geçmiş olsun!
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Redferne Amaranthe Roseborough - 21 Şubat, 2022 02:15:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
"Kâfirler üzerimize Sodom ve Gomore'ye düşen lanet gibi üşüştüler!" diye bağırıyordu gençlerden biri, bir başkası ise adamın tekinde isabet bulan oklarıyla şenleniyordu ötede. Azizler Mabedi'nden gelen yangının ışıltıları vitraylı camlardaz az da olsa yansıyordu ve kilisenin neredeyse ışıksız olan ortamında bile yaşanan kapışma her anlamıyla hissediliyordu iki tarafça da. Arka girişin güven vermeyici kolaylıkla ulaşılabiliyor oluşu nedeniyle ambondan ve Michael'in Altın Haçı'ndan uzakta kalan Redferne bu durumdan hoşnut kalmamış olsa da, bu hoşnutsuzluğunun yerini en az kendi kadar kana susamış olan Victoria'nın bileyli kenarlarındaki sabırsızlık takip ediyordu. Ön kapıdan girmiş olan kâfirlerden birine sol elini süsleyen gümüş işlemeli Selene ile kanama yaratıcı kıymıklı oklarından birini göndermiş ve karşılığında bir kadın çığlığını duymuş olmanın hazzı yaşlı savaşçının yüzünü güldürmüştü bile. Kilisenin ortasındaki ayin alanında bekliyordu Redferne. Bir tanecik bile olsa kâfirlerden birinin gelip kendisiyle aşık atmasını. Bir damlacık bile olsa kanla Victoria'yı sulamayı... Fakat beceriksiz kâfirler ortadaki ayin alanına inatla ulaşamıyorlardı sanki. Belli belirsiz sevindiriyordu bu durum Peder'i, hatta neredeyse tüm bu çılgınlık ve büyülerden etkilenen avcıların kaosu içinde kahkahalara boğulacak gibiydi. Derken sonra avcıların "Bu Von Motke'yi öldüren cadı değil mi? Dikkatli olun kardeşlerim!" nidaları birçok başı kilisenin arka girişine yöneltmişti. Sonrasında ise şeytanın elinden çıkma tabiat üstü büyüleriyle arbaletleri etkilenen avcılar, süngülerini fırlatmaya başlamışlardı. Süngü taşıyordu tüm avcılar, çünkü onların hepsi tanrının bir silahıydı... Her silaha da bir süngü yakışık gelirdi. Redferne çevresindeki fedailerin bu şevklerini görerek gurur duyarken, 4 Avcı'ların bulunduğu yönden Hemşire Lucille'in "İşte melun cadı! Öldürün onu, Rab sizi kutsasın çocuklar. Öldürün!" çığlıkları kulaklarına ulaşmıştı. Redferne kâfirlere cehennemi yaşatmak için bekliyordu. Zaman, ortam, düşman; hepsi uygun olmalıydı bu kıyımın azalmadan ilerlemesi için. Biraz önce yere süngülerle birlikte serilmiş imansıza doğru uzun ama sakin adımlarla ilerlemişti Peder, ağzından çıkan ".. ve teslim ediyoruz cesedini toprağa. Küller küllere, tozlar tozlara; insan geldi topraktan, döndüğü toza ve en sonunda da geri döneceğiz yine toza. Amin." sözleriyle. Bu sırada etraftaki olayları önemsemezcesine sağa sola savuruyordu kılıcını. Soldan kavis çizerek döndü kılıç, sağdan bir yarım ay daha çizdi... Sonra da daha önce duymamış birinin midesini kaldıracak bir sesle Peder Redferne Amaranthe Roseborough'un adının Hoffman olduğunu öğrenmeye tenezzül bile etmediği kâfirin omuriliğini parçalarcasına bel kemiğini delip geçti Victoria. Adamın boğuk inlemesiyle birlikte yaşama geri dönemeyecek olduğunu garantileyen son nefesiyle birlikte, Peder geldiği yere geri döndü kahkahalarıyla. Yerine geri döndüğünde korkunç bir gürültü, peşinden gelen kan dondurucu bir çığlıkla birlikte tüm kilise titremişti. Redferne görevlerinin yarı yarıya tamamlandığını anlamıştı şimdi.
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Cornelia Barthélemy - 21 Şubat, 2022 19:51:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Mucize veya değil. Bir şans daha verilmişti Cornelia’ya. Vücut ısısındaki değişiklik, görüşünün düzelmesi, kapanan yaraları ve yere düşen oklar… Canı ve kanı tekrar birdi. Ayağa kalktığında dizlerinde gücü hissetmek bambaşka bir duyguydu. Yaşamayı bu kadar sevdiğini fark ettiği ilk andı belki de. İyileştirme büyülerinde bu kadar iyi olduğunu bilmiyordu ama Felix Felicis’in gücü kimse tarafından yadsınamazdı. Etkiyi belli ki arttırmış, yaralarını tamamen yok etmişti. Üstünde ve ellerinde kalan kandan başka hiçbir şey yoktu. Raiden’ın yanına yetişmesiyle daha bir rahat hissediyordu artık kendini. Seherbazın attığı büyüyle eş zamanlı olarak devrildi düşmanları. Kendisine bir söz vermişti, kalkabilirse eğer birkaç kişiyi götürecekti. Ama bu odada onu mıhlayanlar Raiden engeline takılmışlardı. Burada oyalanıp onlara işkence etme isteğini kontrol etmeliydi. Aralarında bakıştılar bir anlık. Sonrada koşmaya başladılar.

Az önce ortamı terk ederek şova kalkışan Nicholas’ın peşinden hızla giderek arayı kapatıyordular ki bir gök gürültüsü koptu. Nicholas’ın önünü kesmişti çocuklar. Yakındılar ona ama gök gürültüsü çok şiddetliydi. Yerin sallanmasıyla olduğu yerde afalladı herkes. Saliseler içinde akış donmuş gibiydi kendi kaotikliğinde. Hiç hayra alamet değildi. Her şeyin ekstrem derece hızlı gelişmesiyle algılamak veya durup düşünecek hiçbir vakitleri olmuyordu nihayetinde. “Neler oluyor?” diye sordu Cornelia ilk. Ama ne fayda? Tahmin yürütemeyecekleri kadar kötü bir durumdaydılar. Sarsıntının etkisini bir çırpıda silip harekete geçme vakti çoktan gelmişti. Karşısında görebildiği çoluk çocuk hiç umrunda değildi. Çocukları severdi. Hep sevmişti. Lakin boş bakışlarının ürperticiliği ve saldırganlıkları ahlaki ikileme sokmuyordu Cornelia’yı. Onlar artık yalnızca içi boş kabuklardan ibarettiler. O boşluktan faydalanarak da yolu temizlemeyi tercih edecekti. O esnada çocuklardan biraz olsun gerilemiş olan Nicholas’a baktı. Aklına ilk geleni yapacak ve çocukları öldürmeden sadece onlardan kurtulacak bir şey deneyecekti. Tuzaklara ve aniden çıkabilecek olan her şeye karşı hazırlıklı olmalıydık. Raiden’ın da bir hamleye kalkıştığını gördüğü sırada çocukların altını hedef alarak asasını savurdu. “Deprimo”. Atlatabilirlerse ve daha aksilik çıkmazlarsa ya seslerin geldiği odaya sapacak ya da tören alanına doğru ilerleyecekti. Kimseden ayrılmak yoktu. Zira, uyumlu hareket edilmediğinde ne gibi sonuçlar doğurabileceğini en acı şekilde öğrenmişti. [/justify]

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Seth Carter - 21 Şubat, 2022 20:43:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Arbalet okları beklerken bıçaklarla karşılaşmıştım. Neyse ki Meredith bugün harika bir iş çıkarıyordu. Tek sorun zavallı Alfred'i bu şekilde görmek olmuştu. Yine de herkes buraya gelirken başlarına gelecekleri biliyordu. Birlikte sol tarafımızdaki odaya girdik. Birlikte derken... Bir eksik vardı. Odaya girdiğimde Hoffman'ın arkamızda kaldığını, gelen bıçaklardan biri yüzünden yürüyemediğini farkettim. "Hoffman!" diye bağırdım ona. Yardım etmek için bulunduğum yerden tam çıkacaktım ki saçları beyaz-kızıl, çirkin bir top sakal sahibi, daha sonra gördüğüm en itici insan olarak adlandıracağım cadı avcısı kılıcı ile yanına geldi. Hoffman'ın küfürleri arasından anlamadığım, o an anlamlandırmak istemediğim cümleler söyleyip daha ben bir şey yapamadan elindeki kılıçla çok eski dostumu ortadan ikiye ayırdı. "HAYIR!!" diye bağırdım acı içinde! Önce hayatımın aşkı Cwénhild'i almışlardı elimden. Şimdi de Hoffman'ı, en yakın arkadaşımı! Senelerdir aramızdaki şakalaşmalar böyle bir görüntünün gölgesinde kaldılar. Tüm renkler soldu sanki dünyada. Etrafın kan içinde kalması, cadı avcısının arkasını dönmesi ve sanki çok normal bir şey yapmış gibi davranması... Hoffman'ın o durumda bile dönüp bana bakması ve son nefesini vermeden önce göz göze gelmemiz. Kan dökülen dudaklarını sanki, "Sen devam et." der gibi hareket ettirmesi... Atılan çığlık kafamın içinde miydi? Başka bir yerde miydi? Alnımda atıyordu kalbim sanki. Bu insanlar ile barış yapmak istiyordum ben de. Diyordum ki savaş olmasın. Diyordum ki, sadece yargılansınlar. Onlar ise gözlerini kırpmadan öldürebiliyorlardı. Gözümü kan bürüdü. Sinirden titrediğimi fark edemedim bile. Hemen belime bağlamış olduğum mavi iksire gitti elim. Bu iksiri kızım olduğunu yeni öğrendiğim Mirabelle'den almıştım. Annesi gibi güzel, onun gibi zeki, onun gibi farklıydı. O kadar gurur duyuyordum ki. Şuan burada yapacağım en ufak dikkatsiz hareket kızımdan ayıracaktı beni. Buradan çıkıp Hoffman'ı kurbanlık gibi kesen bu adamı yumruklamak, beynini yerinden çıkarana kadar kafasını ezmek en fazla istediğim şey olsa da tuttum kendimi. Yanımda duran Meredith'e "Meredith! Kulağını kapat!" diye seslendim emir verir gibi. "HEMEN!"

Sonra da diktim iksiri kafaya. Boğazımda etkisini hissettiğim gibi başladım bağırmaya. İçimden gelen tüm nefret ile bağırdım "CANİLERRR!" diye. "KAFASIZLAR! AKILSIZLAR! YALANCILAR! HAYSİYETSİZLER!" Merak etmeyin ama! Halledeceğim! Ne siz mağdur olaraksınız ileride, ne biz.

Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 9, total 9
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Raiden Minamoto - 21 Şubat, 2022 20:52:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Raiden elinden geldiğince hızlı bir şekilde hareket etmeye çalışmış ve sağdaki odadaki iki sivri şapkalının devrilmesini sağlayabilmişti. O bunu yaparken birinin etrafa dondurma büyüsünün çeşitlerinden birini atarak ilerlediğini duyabilmişti. O kadar şeyin arasında önceliğinin etraftaki tehlikeden kurtulmaya verdiğinden Cornelia’ya bakmak için kafasını daha yeni eğebilmişti ki kadının yerden doğrulduğunu görmüştü. İyi misin gibi bir soru soracaktı ama oklar yerdeydi ve kadının yaralarından eser yoktu. Kadının kendisini iyileştirmiş olduğunu anlamasıyla az önce Nicholas olduğunu tahmin ettiği kişinin ilerlediği yöne koşmuşlardı.
 
Nicholas’ın önünde üç tane çocuk görmesiyle başta ne yapacağını bilemeyen Raiden’in çocukların elinde bıçakların olduğunu görmesiyle tüyleri diken diken olmuştu. Kirli işlerine çocuk karıştırabilmiş olmaları gerçekten mide bulandırıcıydı. Böyle bir şeyi masa başında çalışırken duymak ve sahadayken olduğunu görmek arasında dağlar kadar fark vardı. Ve her ne kadar kendisini aksine inandırmaya çalışsa da çocukların gözleri fazlasıyla boş bakıyordu. Kendine gelmeliydi Raiden, şimdi bunu düşünmenin vakti değildi. Ellerindeki bıçaklarla ne yapacağı belli olmayan bu çocuklar kim bilir ne tür bir beyin yıkamasından geçmişlerdi ki bu kadar ruhsuz bir hal almışlardı. Kendisini ve yanındaki bunca kişiyi düşünmeliydi öncelik olarak. Ölüm bu kadar yakınındayken durmamalıydı. Bir çocuk katili olursa bunun için kendinden daha sonra nefret ederdi. Asasını sıkıca tutan Raiden aklına son anda gelen fikirle en iyi yaptığı büyülerden birini yapma kararı aldı. Çocuklara asasını teker teker yöneltirken alışık olduğu “Stupefy!” sözcüğünün dudaklarından birkaç defa dökülmesine izin verdi.

Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 7, total 7
[/justify]
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Meredith Vivienne Boleyn - 21 Şubat, 2022 20:53:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]“Bu Von Motke'yi öldüren cadı değil mi?”

Genç Seherbaz, kendini bıçaklardan, oklardan ve mermilerin hedefi olmamak için yandaki odaya atmıştı Seth Carter’la birlikte. Ve beraberinde bir süredir tuttuğu gözyaşlarını serbest bıraktı. Bir katil olarak anılıyordu dışarıda, onlara itiraz edemezdi de, bu sıfatı hak etmişti çünkü. Motke, onun yüzünden ölmüştü, ve ekiplerindeki diğer iki seherbaz da onun yetersizliği yüzünden can vermişti bu görevde. Seherbaz’ların yüz karasıydı, nereye gitse işleri eline yüzüne bulaştırıyordu, bu rütbeye layık bir isim değildi. Eğer bugün, buradan sağ çıkarsa istifa edecekti. Daha fazla hata yapıp insanları yüz üstü bırakmak istemiyordu, Bakanlık’ın onun gibi birine ihtiyacı yoktu.

Elleriyle gözyaşlarını silecekken duraksadı, ellerine kan bulaşmıştı, Alfred’in kanı. Bir hıçkırık koptu boğazından, Alfred daima anlayışlı ve düşünceli bir dost olmuştu onun için. Ve Meredith, onu kurtarmaya çalışmak yerine oklara hedef yapmıştı. “Ben ölmeliydim,” diye mırıldandı cılız bir sesle. “Ne Hoffman, ne Alfred, burada ölmesi gereken biri varsa o da bendim.”

Bay Carter da en az kendisi kadar sarsılmış görünüyordu ancak kızıl cadı gibi dağılmak yerine halen görev odaklıydı. Meredith, onun bu kararlı halini gördüğünde toparlanması gerektiğinin farkına vardı. Hala yolun sonuna gelmemişlerdi, ellerindeki kanı eteğine sildi, buradan sağ çıkacaklardı. İçerisi yataklar ve ranzalar haricinde boştu, genç seherbaz, Cadı Avcılarına karşı kullanabilecekleri herhangi bir silah olup olmadığını tespit etmek için odaya göz gezdirirken yatakların üzerine bırakılmış kağıt parçasını fark etti.

İçgüdüsel bir hareketle o tarafa yöneldi ve içinde yazılar olduğunu öğreneceği kâğıdı avuçlarının içine aldı. O sırada Bay Carter, kulaklarını kapamasını söylemişti kendisine. Nedenini anlamasa da itaatkâr biçimde yatağın kenarına çöktü ve başını kollarının arasına aldı. Az sonra öğrenirdi nasıl olsa.
[/justify]

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 1, total 1
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Nicholas Ezra Urswick - 21 Şubat, 2022 21:02:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Geçtiğim köşeden önüme gelene başladım fırlatmaya  büyümü. Bazılarını tutturup oldukları yerde donmalarını sağlıyordum ama gözlerimi kırpıştırıp saldıranların kim olduğunu gördüğümde durdum istemsizce. Ulan çocuk bunlar! Ellerinde de hançerler, üzerime koşuyorlar! Arkaya doğru birkaç adım atmaya çalışırken "Veletlere bak sen!" diye de yanımdakilere sesleniyordum. Kafayı yemişler bunlar! Benim de bunlar yaşında çocuklarım var, hiç böyle asabi değiller. Arkaya zıplayarak hançer darbesinden kaçarken "Silahla- şaka- olmaz! Öğretmedi mi anneniz?" diye bağırarak durdurmaya çalışıyordum. Ama bunlar büyümüş de küçülmüş, bana mısın demiyorlar! Arkamdan da saldır, öldür falan diye ses geliyor. "Minicik çocukların yanında öyle mi söylenir!" diye kızmaya başladım arkama doğru ama kim bilmiyorum hiç. Hayır ben çocuğa da saldıramam ki şimdi bir şey yapacağım, başlayacak mesai: yok efendim siz evde çocuklarınıza da mı böyle davranıyorsunuz, siz bir de baba olacaksınız... Çok biliyorum ben yiyeceğim lafları. Valla bıçaklanırım da bunlara saldırmam... Derken benim yerime Cornelia yetişti kurtarıcım olarak. Kadın da az önce iki yerinden ok yedi, gelmiş beni kurtarıyor. Helal olsun, ne denir ki? O yetmedi Raiden de bunlar Sersemletmeye başladı. Uyusun bebeler. "Ekip işi dediğin budur işte." diye seslendim bunlara. Ardından da şu çocuklara kötü örnek olan, kafayı yemiş bağıran manyak sesi bulmak için ilerlemeye başladım. Onu gördüğümde çenesini kapatması için bir büyü fırlatmaya hazır asamı havada tutuyordum. Rahibe benzeri birini gördüğümde de hiç acımadan dosdoğru yolladım büyümü. "Flipendo!" Zamanım kalırsa Mimblewimble büyüsünü de atarak dilini dolayacaktım ki bağıramasın cırtlak sesiyle.

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 6, total 6
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Redferne Amaranthe Roseborough - 21 Şubat, 2022 21:42:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Verilen görev yerine getirilmişti, kendilerinden istenilen oyalamayı yeteceği süreye kadar canlı tutabilmişlerdi Cadı Avcıları şu an için. Bundan sonrası artık zevke girerdi. Yine de aşırıya kaçmanın anlamsız olacağını düşünmeye ya zaman yoktu ya da tartışmak lazım değildi. Burada kalıp dövüşmeye ve şehit düşmeye karar verenler, bugün buradan ayrılamayacaklarını da biliyorlardı. Başlarında amirleri olmasa bile ölene dek çatışmayı sürdüreceklerdi...
Peki bu kâfirler? Kaçmayı düşünmüyorlar mıydı? Zaten kazanamadıkları bu muharebeyi sonuna dek sürdürecekler miydi ölümden korkmadan? Hodri meydan denilmeliydi öyleyse, Londra'nın sahipleri onlar değillerdi ya? Son ana dek kalmaya çalışacaktı Peder Redferne de onlarla. Engizitör Gabriel'in verdiği bilgilerde kâfirler arasında nüfuslu bir subayın bu gece burada olacağını öğrenmişti Redferne ve bu gece burada bir yılanın başı kesilmeliydi en azından!
"Ey Seth Carter adıyla bilinen şeytan zürriyetli kâfir! Şayet o imandan uzak yaşattığın varlığında onurdan, şereften söz edecek kelâmın lügatinde varsa çık karşıma! Bir adam gibi yoldaşının intikamını al, yoksa kaç bir enik gibi kuyruğun bacaklarının arasında!" diye bağırdı tüm karmaşanın içinden, fırtınanın tam kalbinde durup.

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 8, total 8
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Kont Sati Von Richmond - 21 Şubat, 2022 21:47:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[spoiler][youtube]https://youtu.be/_9TzXI0YjlQ[/youtube][/spoiler]

Seth gürültülü bir ciyaklama bırakmıştı salonun ortasına! Bir adamotunun çığlığını andıran bu haykırışlarla sersemlemiş olan cadı avcılarının 2 tanesinin kulaklarından kanlar akmış, acı dolu çığlıklar içinde bilinçsizce yere yığılmışlardı. 1 tanesi ise sersem bir halde oturaklara takılmış ve takla atarak baygın bir halde zeminde bulmuştu kendisini.

Meredith çabucak odanın bir köşesine sinmiş, ağlamaklı gözleriyle bulanık halde gördüğü mektubu okumaktaydı tüm gücüyle. Başını ellerinin arasına almış ve Seth'in gazabından sakınmaya çalışıyordu kendisini. Okuduğu mektup allanıp pullanmış, ancak belli ki gönderilememişti. İçinde ise şunlar yazıyordu.

“Sevgili Kardeşim Nicholas,

Umarım Massachusetts’te keyfin ve iştahın yerindedir. Gerçekten hem oraları, hem de sizleri ne kadar özlediğimi anlatamam. Beni soracak olursan, hala alışmaya çalışıyorum. Kardeşlerimiz sağ olsun, hiçbir ihtiyacımızı gidermekten katiyen imtina etmiyorlar. Gazetelerde gördüğün haberlerden ötürü sakın telaşa kapılmayasın. Bilirsin ki bu cadı sürüsü, kendi sapkın alemini bizlerin gözlerinden sakınmak için ellerinden geleni artlarına koymamakta dirayetliler. Ama tüm bunların üstesinden geleceğimiz günler yakındır.

Annemizin ve babamızın mezarlarını düzenli ziyaret etmeyi sakın unutma. Huzura kavuşamayan ruhlarını belki bu şekilde yad ederek, onların bir nebze olsun Rab’bın cennetine yakın hissetmelerini sağlayabilirsek ne mutlu bizlere.

Neredeyse iki asır boyunca adi birer suçlu gibi kovalandık. Gölgelerde, bizim gibi olmayanların arasında birer kaçak gibi yaşadık. Onlar bizi avladıkça biz kaçtık. Onlar soyumuzu kurutmaya çalıştıkça biz çoğaldık. Tanrının inayetiyle hayatta kaldık. Avdık, avcı olduk!

Neyse ki sürgün günlerimizin sona ereceği gün artık çok yakın. Mahşerin 4 Avcısı göründü. Kimi kardeşlerimiz, onların lanetimize nihayet son verecek elçiler olduğunu söylüyor. Ben de buna inanmak istiyorum. Bu yüzden sebat içerisinde bekleyiniz ve itidalinizi kaybetmeyiniz. Kurtuluşumuz yakındır.

Burada senin çok merak ettiğin Rahip Roseborough Kardeşimiz ile tanıştım. Kendisi çok cesur birisi ve iblisin yüreğine korku salacak kadar kudretli sözlerin sahibi. Bir gün onunla tanışabilmeni çok isterim.


Sevgilerle,
Biricik kardeşin.
Deodat Lawson”

Cornelia, asasıyla yerde devasa bir delik açarken Raiden ise başarılı bir sersemlet büyü serisi sayesinde deliğin açılacağı yerdeki çocukları teker teker süpürüyordu tehlikelerden. Cornelia'nın büyüsünün etkisiyle zemin yarılmış ve kilise ayaklarının altında zangır zangır titremişti. Açılan delikten aşağı baktıklarında ise korkunç bir manzara ile karşılaşacaklardı. Bir mahzendi burası. Karanlıktı. İkiye yarılıp parçalara ayrılmış bir heykelin parçaları seçilebiliyordu. Tam ortasında da bir büstü andıran mermer yapı. Duvarlarda sönmüş meşaleler. Ve bir sandalye. Üzerinde oturan kara cübbeler içerisinde bir adam. Kim olduğu seçilemiyordu. Ancak güçsüz bir biçimde öne çökmüştü ve başı öne eğik halde baygın bir hali vardı.

Nicholas potansiyel deliğin üzerinden atlayarak kısa saçlı rahibeyi tepe taklak edecek bir büyü yollamıştı. Ancak rahibe de belli ki çabuk bir kadındı. Masadan kaptığı hançerlerden birisini hızla Nicholas'a hedef aldı. Asadan yayılan ışık huzmeleri hedefini buldu. Bir demir parçası havada süzüldükten sonra kızıl bir renge boyadı duvarları. Rahibe gerisingeri takla atıp arkasındaki duvara bilinçsizce yapışıverirken, Nicholas gırtlağına saplanmış hançerin etkisiyle kanlar içerisinde yere yığılmıştı. Yutkunamıyor, nefes almaya dahi çalıştığında nefes borusuna dolan kanları hissedebiliyordu. Vücudu soğuyor, ayak parmaklarında bir uyuşukluk hissediyordu. Derhal müdahale edilmediği takdirde ruhunu teslim etmesi an meselesiydi.

Neyse ki Cornelia da tam peşindeydi ve odaya yakındı. Ancak yerdeki deliğin içinde gördükleri aklını bulandırmıştı. Aşağıda gördükleri ne olabilirdi?

Rahip Roseborough haykırışların etkisinden kurtulamamıştı diğerleri gibi. Yarı baygın, başı döner bir halde yere yığılırken düello teklifini gönderebilmişti ancak. Seth Carter için çok baştan çıkarıcı bir teklif olduğu su götürmezdi. Ancak yine de Rahip Roseborough'un ayaklanabilmesi ve tekrar mücadele içerisinde yer alabilmesi güç olacaktı. Engizitör Gabriel'in sözlerini hatırladı ve eli cebindeki altın haça gider gibi oldu. Durdurdu kendisini. Direnmeye çalıştı. Güç bela ayaklanıyordu. Mücadeleye devam edecekti.

[spoiler]
(https://i.hizliresim.com/1out251.jpg)
[/spoiler]


Not:
1- Bir dahaki GM metni saat 22:45 gibi atılacaktır.

2- Nicholas iyileşemediği takdirde ölecektir. Büyü yapabilir ancak zarlarına eksi alacaktır.
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Cornelia Barthélemy - 21 Şubat, 2022 22:17:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Takım olmanın ilk defa iyi bir yanını görüyordu Cornelia. Daha önce birbirlerine uyumlanamasalar da şimdi birlikte kaliteli bir saha görevi çıkarıyorlardı. Sonunda rüzgârı arkalarına almışlar mıydı? Büyük bir muamma. Güçlü bir büyüyle yer bir daha sallandı. Zemin ayaklarının altından çekilip giderken Nicholas’ın da bir hamle yaptığı gördü Cornelia. Çok riskli hareketlerdi bunlar. Adamın tipine ve unvanına bakınca böyle şeyler yapacağını kimse tahmin edemezdi herhalde. Gitmemesini söylemek için geç kalmıştı Cornelia. Açılan deliğe doğru fırladı aniden kadın. Nicholas’ın büyüsünün tuttuğunu görmüştü ve bir daha adama bakmamıştı. Onun yerine delikten aşağı toz bulutlarının arasından baktı. Parçalar… Her yere saçılmışlardı. Kim olduğu belirsiz birisi orada öylesine duruyordu. Daha çok mecali onu terk etmiş gibiydi. Mermer parçayı inceleme çalıştı ancak karanlık buna izin vermiyordu. Raiden’a baktı. Aşağı atlamaları gerekiyordu.  Lakin, bir ses cadının yeni yeni aşina olduğu bir ses bunu bölecekti. Konuşma değildi asla. Boğuk bir kusma sesiydi. “Nicholas!?” diyebildi sadece. Ondan başkası olamazdı. Gördüğü manzara mıh gibi aklına kazınacaktı Cornelia’nın suçlulukla harmanlanarak.

Raiden’a, “Gidin. Nicholas ile ben ilgilenirim. Geri dönmeye çalışacağım.” diyordu bütün soğukkanlılığıyla ancak sesi fazlasıyla yüksek çıkıyordu gerilim ve endişe kaynaklı. Dizlerinin üstüne çöküp çekinmeden gırtlağını tuttu adamın.  Zamanı yoktu. Çocukları vardı bu adamın. Ona yardım edemezse bugün buradan sağ çıkmasının hiçbir anlamı olmayacaktı. Bir iyileştirme büyüsü daha. Zaman kaybetmeden asasını boğazına götürdü. “Vulnera Sanentur!” Cani gönülden kudretli bir sesle ağzından çıkan büyünün işe yarayıp yaramayacağını bilmiyordu. Azrail bugün zarlarını atıyordu, düşeni alacaktı. Kolunu alıp kaldırmaya çalıştı. Hareket ettirmek bile çok tehlikeliydi bu durumda. “İyi olacaksın.” dedi güven vermeye çalışarak. Bu söylediğine kendi de inanmayı çok istiyordu. Adamı tuttuğu gibi St. Mungo’ya doğru cisimlendi. Nicholas’ın durumuna ve ekibin durumuna göre Bakanlık’tan destek alarak geri dönebilirdi ama önceliği Nicholas’ı yetiştirmekti. [/justify]

Yetenek 1d10 : 1, total 1
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 8, total 8


ps:inş reklendireceğim bu akşam bir ara asdf
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Seth Carter - 21 Şubat, 2022 22:32:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Bağırışlarım karşımdaki dört cadı avcısından üçü yere düştü. Güzel kızım yanımda olmuştu. Derin derin nefes alıyordum sinirimden. Peki ya asıl önemli olan kişi? Daha demin arkadaşımı iki parçaya ayırmış olan herife ne olmuştu? Odadan çıktım. Herif çaprazımda duruyordu. Diğerleri gibi bilincini kaybetmemişti ama güçten dolayı yere yığılmıştı. Bu sırada adımı söyledi. Seth Carter... Nasıl biliyordu? Şeytan ve kâfir dedi. İmandan uzak yaşattığım varlığım onurdan bahsedemezmiş. Yere yığılırken bile bu cümleleri söyleyebilmesi harikaydı gerçekten. Güçlü bir adamdı. Ya intikamını almamı, ya da kaçmamı söyledi.

İntikam almak yapılacak en yanlış seçimdi.

Ben de seçmedim.

Kaçmadım da.

Kendi seçeneğimi koydum ortaya.

Cwénhild’i seçtiğim gibi.

Ona olan aşkımın bu kadar önemli olmasının nedeni bana ait olmasıydı.

Bu seçenek de bana aitti. Belki ölecektim bu seçeneğimin sonunda. Cwénhild'in aşkıyla öldüğüm gibi. Peki pişman olmuş muydum onu sevdiğim için.

Asla.

Adamotunun yarattığı etkiden dolayı yerle bir olduğu için zamanım vardı. Meredith’e dönüp gülümsedim.

“Her şey iyi olacak.” dedim.

Ardından tekrar döndüm adama. “Ey, adını bilmediğim din adamı kimliği altına sığınan kendini bilmez! Gözlerine inen perdeleri arala. Silinip gitme başkalarının denizinde. Kendini düşün, beni düşün. Nefret etme. Kendi gözlerinle gör beni, şeytan olarak gördüğünü. Kendimi bildim bileli aşık olduğum kadını aldınız elimden, demin öldürdüğün adam en yakın arkadaşımdı. Sana saldırırsam, senden ne farkım olur söylesene? Ben size yapılan eziyetleri de biliyorum, bize yaptıklarınızı da! İkisinin de sonunu getireceğim! Sana söz veriyorum!”

Ayağa kalkmasın diye “Descendo!” dedim asamı adama doğrultarak. Ona zarar vermeyecektim. Gerekirse ölecektim ama bu adama doğruyu gösterecektim. Biz nefret edilmesi gereken kişiler değiliz. Onlardan da nefret etmemeliyiz. Şu dünyada iki taraf da yaşayabilir.

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 2, total 2
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Nicholas Ezra Urswick - 21 Şubat, 2022 22:37:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Gözlerimin önünden yavaşlatılmış bir sahne geçiyor gibiydi. Normalde her şey çok hızlıdır, farkında olmadan geçip gider çevremdekiler. Ama şu anda, odaklıydım. Normalde olmadığı kadar. Sanki biliyordum neler olacağını. Karşımdaki kadına gönderdiğim yeşil ışığı gözlerimle takip ediyordum. Ama daha ona ulaşamadan ortada büyüm ile buluşmuş, bana uçan demir parçasını gözlerim ile seçmiş ve takip ettiğim rotayı değiştirmiştim. Bana geliyordu, tam olarak yüzüme doğru. Kaçmak için bir şansım dahi yoktu, ani bir kararla başımı sola çevirmem ile boynumda hissettiğim acının tüm vücudumdaki fonksiyonu durdurması bir oldu. Kan akışını yön değiştirdiğini hissediyordum. Artık vücudum için değil kilisenin taş duvarları için akıyordu kanım. Kafam yere çarptığında ve bütün vücudum yere serildiğinde bu şiddetin etkisiyle boynumdaki hançer de hareket etmiş, dudaklarım arasından bir acı serzenişi çıkarmamı sağlamıştı ama bunun etkisi sadece daha fazla acıydı. Ses çıkaramıyordum ve ağzım kanla doluyor gibiydi. Gözüme sıçrayan kandan bunu algılayabiliyordum o an. Sonuna mı geldim peki gerçekten? Katherine gözümün önüne geldi. Çok akıllı bir kız. Şu an burada olsa bana hangi büyü ile yardım etmesi gerektiğini o kadar iyi bilirdi ki... Daha 11 yaşında olmasına rağmen beni koruyabilirdi. Böyle demek istemiyorum ama favorimdi o. Bensiz umarım daha mutlu olurlardı. Cynthia ile büyürlerse korkunç olacaklardı ilerde. Beyinleri yıkanırdı. Keşke biraz daha şey öğretebilseydim. Eğlenmeyi bilmeleri gerekiyordu çocuklarımın. Seth neden beni buraya çağırdın abi? Kızamıyorum da şerefsize, beni kaç kere kurtarmıştır şimdiye kadar... Yoldaşım. Lanet olsun. Gözümden bir damla yaş süzüldü. Artık acıyı hissedemiyor gibiydim.

Kimseden yardım beklememem gerekiyordu. Böyle bitemez. Hogwarts'a geri döneceğime ve çocuklara onları eve getireceğime söz verdim. Eloise kim bilir yine neler çizmişti. Görmem lazımdı. Daha Frederic'in büyümesine şahit olacağım ben. Benim bir kopyam yapacağım onu... Ölemem ben. Gözlerim kapandı bu sırada. Açmak istesem de boynumdaki acıdan düşüncelerime söz geçirememeye başlamıştım. Ağzımı aralayıp büyü tekrar etmek istedim ama boğazımı dolduran kanla beraber boğulmaktan kurtulamıyordum. Zorla yerden destek alarak kalkmaya çalıştım. Son bir güç ile doğrulup sola dönecektim ve boğulmadan büyümü gerçekleştirecektim. Doğruldum büyük bir acıyla, gözlerim kapalı bir şekilde asamı buldum sağ elimin çevresinde. Ardından içimden "Vulnera Sanentur"u tekrar etmeye başladım gözüm kapalı bir şekilde ancak bu çok uzun sürmeyecekti. Acıyla kendimi tekrar yere attım. Gözlerimi son kez açabildiğimde birinin adımlarını seçebilmiştim ama görüşüm o kadar bulanıktı ki bir şey ifade etmiyordu bu bana. Kalan son enerjim ile St. Mungo'ya cisimlenmeye çalışırken gözlerim tamamen kapanmış ve bilincim kaybolmuştu.

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 9, total 9
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Raiden Minamoto - 21 Şubat, 2022 22:38:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Attığı büyüler teker teker çocuklara isabet ederken Raiden çocukların düşerken bir yerlerini vurmamalarını umdu sadece. O sırada Cornelia’nın attığı büyüden habersizdi. Yerde oluşan delik sonrasında Zain’le birlikte kilisenin girişi olan kısımda kalan kadın seherbazın Seth’e olanları bildirdiğini görebiliyordu. Yerde açılan delik yerine Cornalia ve Nicholas’ın girdikleri odaya yönelecekti aslında Raiden. Ama delikten aşağı baktığında gördükleri ona önceliğinin bir şekilde oraya inmek olması gerektiğini düşündürttü. 
 
Cornelia ve Nicholas birbirlerine destek olabilirlerdi. Ki o bunun hakkında düşünürken Cornelia’nın sesini duymuştu. Bir şey olduğu kesindi ama az önce küllerinden yeniden doğan bu kadın Nicholas’a da gereken yardımda bulunabilirdi diye düşünüyordu. Kendini bu fikre inandırdıktan sonra daha dikkatlice baktı aşağıya. Önündeki bu yerin bir mahzen olduğu belliydi. Kapkaranlık bu alanda baygın duran bir adamı seçebiliyordu. Üzerinde oturduğu sandalye üzerinde bulunduğu ortam kadar kara cübbelere sarılmış duruyordu.
 
Adama yardım etmekle alakalı hiçbir şey geçmiyordu o noktada aklından. Ne olduğunu veya bu adamın kim olduğunu bilmiyordu en sonunda. Belki de bir ayin sonunda yorgun düşmüş bir cadı avcısıydı, hiçbir şey bilmiyordu. Tam bu noktada da içini kemiren merak duygusu ortaya çıkıyordu. Burada ne olmuştu, kırılan heykel neden kırılmıştı, hafifçe seçebildiği bu büst kimin büstüydü. Aşağı inerse bunun bir kısmına cevap alabileceğini düşünüyordu.
 
En sonunda merakına tam manasıyla yenik düşen Raiden asasını kavramasıyla aşağıdaki zemine doğrulttu ve uzun zamandır kullanmadığı bu büyünün sözünü söyledi. “Spongify!” Zeminin istediği gibi yumuşayıp yumuşamadığını buradan seçemiyordu. Fakat bu atlamasına engel değildi. Aşağı atlamadan önce arkasında bıraktığı Zion’a kendisini takip etmemesini söylemişti. Eğer ölümüne gidiyorsa bu ani kararları yüzünden birinin daha yanında ölmesini istemiyordu. Atlarken eğer büyüyü doğru düzgün yapamadıysa inişini yumuşatabilmek için de elinden geleni yapmıştı.

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 5, total 5
[/justify]
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Meredith Vivienne Boleyn - 21 Şubat, 2022 23:04:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Genç Seherbaz, boş gözlerle bakıyordu okuduğu mektuba. Hiçbir şey anlamamıştı, sanki gerçek tüm çıplaklığıyla gözlerinin önündeydi fakat o bir türlü göremiyordu. Nicholas kimdi? Mahşerin 4 Avcısı’ndan kastedilen neydi? Arka planda gerçekten ne dönüyordu? Bütün bu Cadı Avcılarının onları hazırlıklı bir şekilde beklediğine bakılırsa zaten geleceklerini biliyorlardı. Ama nasıl? İçlerinde hainler olduğunu anlamak için dahi olmaya gerek yoktu fakat yine de mantığına oturtamıyordu bazı şeyleri.

Bay Carter, ona her şeyin iyi olacağını söylediğinde burukça gülümsedi. Gerçekten inanmak istediği bir sözdü bu. Yorulmuştu. Adam dışarı yöneldiğinde Meredith ona durmasını söylemek istemiş olsa da çok geçti. Tek başına fırlamak halen oldukça tehlikeliydi, ve genç Seherbaz bir takım arkadaşını daha kaybetmek istemiyordu. Mektubu geri katladı ve cebine koydu. Ardından adamın arkasından dışarı çıktı temkinli adımlarla.

Dışarıda çok fazla kanlı beden vardı, korkunçtu, Meredith midesinin kalktığını hissetti. Asasına sımsıkı sarıldı, Bay Carter’sa yerdeki kızıl-beyaz saçlı bir Cadı Avcısına saldırıyordu. Her ne kadar onu yalnız bırakmak istemiyor olsa da adamın devam etmesini söyleyen bakışlarının üzerine salon boyunca ilerledi saklana saklana. Şimdiye kadar yaptığı kalkanlar sayesinde hasar almamıştı fakat bundan sonrasında bir başınaydı, Tanrı onu korusun.

Kilisenin öteki ucunda artık her ne yaşandıysa en az kendi taraflarındaki kadar dehşete düşürücüydü. Yerdeki koca delik, kan izleri, hareketsiz yatan bedenler… Ne tarafa gideceğine karar vermesini sağlayan aşağı atlarken gördüğü bir siluetti. Kim olduğunu bilmiyordu, belki kaçan bir cadı avcısıydı belki de görevdeki bakanlık çalışanlarının bir diğeriydi. Artık her neyle karşılaşacaksa gözünü karartmıştı. Atladı. “Arresto Momentum!”
[/justify]

(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 3, total 3
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Redferne Amaranthe Roseborough - 21 Şubat, 2022 23:16:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
İblis bu kâfirin dilini kara gücüyle donatmıştı belli ki... Kaidesinden kayıp vücudunu yerde bulan Redferne diğer aciz kullar gibi talihine küfürde bulunmak yerine tanrısından kuvvet diledi. Yılmayacaktı. Cemaati ve Avcıları gibi son ana dek elinden gelen daha fazlasını gayret etme yolundan sapmayacak, şaşmayacaktı. Elebaşı Seth Carter uzaklardan görünmüştü ama! Ah, ne büyük müjde! Barışla söze alınmış yalanlar dökülmüştü ağzından. Peder Redferne bu günah dilli kâfirin yalanlarına kanmayacak yara izleri taşıyordu hem yüreğinde, hem de şanlı çatışmalarında siper ettiği sinesinde. Barışın tatlı rüzgarlarıyla saçı dalgalanmadan önce Pagan kâfirlerinin dediği gibi, ilk önce leş kargaları düşman etiyle karınlarını doyurmalılardı! Zorlukla da olsa ayağa geri kalktı Peder, bu şanlı kurbanı tanrının cehennemine yollayabilme şansı kendisine bahşedildiği bilincinin verdiği güçle. Eğer kâfir kendisini böyle yalan sözlerle kandırıp savunmasız anını kollayacağına güvendiyse bile buna izin veremezdi kıdemli Avcı. O kendisine doğru gelmezse, kendisi ona varacaktı cezasını vermeye. Adam yavaş adımlarla geri dönemeyeceği sınırı aştığında ise iki eliyle tuttuğu Victoria'yı öperek kutsamış ve hitabına başlamıştı:
"Şeytan'ın taklidini yapanların kaderinde, onun saflarına cehennemde katılmakla yargılanmak vardır Seth Carter!"
Derken bir şarıltı; müritlerin bunca zaman büyücülerin altındaki sınırlarına gelmesini bekledikleri, büyücülerin ise şu ana dek dikkat etmeyi ihmal ettikleri üst kat balkonlarından aşağı akmıştı havayla temas ettikleri anda ateş alarak. Avcılar arasında "Bizans Yağı" adıyla bilinen ve kiminin düşmanının başına bile gelmemesini dileceği bir ceza yöntemiydi kilisenin kutsallığı bozulmuş taş zemininde yayılan. Yapıştığı et, kumaş, kemik, taş ne varsa varlığı yanıp kül olana kadar yakardı bu belanın sıvı hâlini alan tuzak.
"Biz, tek gerçek tanrının dünyevî temsilcileriyiz. Biz, kâfirler ile mücadeleden kaçmayız. 'Eğer Rabb'imiz İsa'yı sevmeyen varsa, bırakalım da lanetlenenlerden olsunlar Mesih'in gelişinde.' Amin!" sözleriyle atıldı, ikisinin de boylarını aşan ateşten bir çember içinde kapana kısılmış olan şu anki baş düşmanı Seth Carter'ın üzerine, Redferne Amaranthe Roseborough. Nefsine yenilip şeytanla işbirliği karşılığında edindiği asasından çıkan ışığa yakalanmadan altından eğilerek geçmeyi planlayarak... Victoria aç ve susamıştı!

Fedakârlık olmadan, savaş nedir ki?

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Kont Sati Von Richmond - 21 Şubat, 2022 23:28:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Cornelia, büyüsü işe yaramayınca Nicholas'ı kaptığı gibi St. Mungo'ya cisimlenmişti. Nicholas tam cisimlenmeden evvel asasıyla yaptığı büyü sayesinde gırtlağındaki kesiği kapatmaya çalışsa da pek başarılı olamamıştı. Gırtlağı birazcık kapanmaya yüz tutsa da kanlar akmaya devam ediyordu. Duman oldu her ikisi de. Havaya karıştılar. Metreler, kilometreler aştılar. Bir hayat meselesiydi onlar için bu. Memat ise ne zaman geleceği belli olmayan bir ev sahibi.

St. Mungo'nun bahçesindeki çimenlere iniverdiler tozu dumana katıp. İkisi de sırt üstü yere yığıldılar indikleri gibi. Bulutsuz gökyüzü... Yıldızlar. Kayıp giden zamanın emareleri. Nicholas'tan yayılan bir kan gölü sararken ikilinin etrafını, onları kaplayan ve kuşatan, kimi gölgeler seçtiler karanlıkta yanlarına yaklaşan. Şifacılar... Cornelia gecenin bu saatinde bir şekilde şifacıların ortasına cisimlenebilmeyi başarmıştı. Talih miydi, yoksa kader mi? Tamponlar konuldu, asalar çekildi. Yarası gitgide iyileşirken Nicholas'ın bilinci kaybolmuştu. Yaşayacaktı. Ancak uzun bir süre (site zamanıyla bir ay) konuşamayacak, sesli iletişim kuramayacaktı. Olsundu. Hayat buna rağmen güzeldi.

Raiden asasını doğrulttuğu zemine yaptığı büyü sayesinde inişini kolaylaştırmıştı karanlık mahzene. Etrafta sandalyedeki adam dışında kimsecikler yoktu. Adamın yüzünü görebileceği kadar yakınlaştığında dehşetle bu kişinin Egnast Twinkle olduğunu fark edecekti. Başseherbaz... Bir gözünün olması gereken yerde kocaman ve dehşet verici bir delikle hem de... Kan sızan bir delik. Yerde ayağının ucunda yuvarlanan bir cisim gördü. Dikkatle baktığında bunun yuvasından çıkarılmış bir göz olduğunu fark edecekti. Peki, bu gördüğü gözü ne yapacaktı?

[spoiler](https://i.hizliresim.com/a29ag07.jpg)[/spoiler]

Meredith, tören salonundan koşarak geçerken dökülen kızgın yağları fark etmiş asasıyla onlardan kaçınmaya çalışsa da ayağına ulaşan kimi yağ kalıntıları pabucuna değerek ayaklarının kızarmasına sebebiyet vermişti. Hareketleri zorlaşmaya başlamış şekilde güçlükle deliğe doğru ilerlemiş ve Arresto Momentum vasıtasıyla aşağıya atlamıştı. Zaman yavaşlar gibi oldu sonra bir anda hızlandı. Yere sert bir şekilde kondu. Ayakları o kadar acımıştı ki yerde çömelip acı içinde kıvranmaya başladı. Eğer kalkıp etrafına bir göz atabilirse yanına indiği mermer kürsü dikkatini çekecekti ilk. Sonra da başseherbaz. Kan kaybediyordu. Bir gözünün olması gereken yerde deliği fark edebilmişti dehşet içerisinde. Durumu kötü gözüküyordu. Ayrıca bir parmağı da kesilmişti. İşaret parmağı... Kan damlaları zemini ıslatıyordu.

Seth tören salonunda ilerleyip büyüsünü sallarken bir tuzak daha tetiklenmişti. Nihai tuzak... Balkonlardan dökülen kızgın Bizans yağı önce Seth Carter'ın tepesine ve sonrasında ise zemini yakarak gürültüyle şarıl şarıl dökülmüştü şimdi. Başından aşağı kızgın yağ dökülen adam çığlıklar atarak yere yığılmak üzereyken yapmış olduğu Descendo Cadı Avcısının pantolonunu vurmuş ve tüm bel altı kıyafetini yere indirmişti. Belden aşağısı anadan doğma üryan şekilde, namahremin gözükmesine aldırış dahi etmeden, pantolonu ile paçalı donundan kurtulmaya çalışan Rahip Roseborough ayaklarına takılan kıyafetler ve makus talihsizliği ile beraber öne doğru, kızgın yağlarla yanmakta olan Seth Carter'ın üzerine kapaklanıvermişti. Kılıcı Seth Carter'ın göğsünde derin, yanıcı bir kesik bırakırken Rahip de kendisini kızgın yağların içerisinde kavrulurken bulmuştu. Her ikisi de yanıyor ve kavruluyorlardı yerde. Güçlükle sürünebiliyor ayağa kalkma kuvvetini bile kendilerinde bulamıyorlardı.


Not:

1- Son GM Metni 00:30'da girilecektir.

2- Cornelia ve Nicholas dilerse St. Mungo'da RP'lerine devam edebilirler. Nicholas site zamanıyla bir ay boyunca rplerinde konuşamaz, diyalog kuramaz...

3- Seth Carter ve Rahip Roseborough büyü yapmaktan ve saldırabilmekten yoksun bir şekilde yerde kıvranmaktalardır. Çok ufak faaliyetler (sürünmek, konuşmak, yardım çağırmak) gibi hareketleri yapmaları mümkün olsa da öncelikleri ne yazık ki kızgın yağın etkisinden kurtulmak, yanan etlerini söndürmek ve hayatta kalmak olacaktır.
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Seth Carter - 22 Şubat, 2022 00:23:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Adam dediklerime kulak aldırmıyordu. Perdelerini sıkı sıkı kapatmıştı ve ışığın girmesine izin vermiyordu. Peki ondan kurtulmak istersem, pes edersem, karanlıkta bırakırsam temsil ettiğim her şeye ters yapmış olmaz mıydım? Kafamdan aşağıya bir şırıltı ile dökülen alev ile tamamlandı ağzımdan dökülen büyünün devamı. İlk başta aşırı sıcak hissini hissetmiyorsun, sonrasında ise aklını başından alacak bir acı sarıyor vücudunu. Anlaşılmamanın getirdiği minik bir ses çıkıyor ağzından, sonra o çığlık büyüyor, büyüyor! Üstelik karşımdaki adam da yerden kalkmış ve kılıcı ile üstüme kapaklanmıştı. Artık o da yanıyordu! Üstümden ittirdim bir hışımla "APTAL!" diye bağırdım acı çığlıklarım arasından. "YUVARLAN! YERDE YUVARLAN!" Üstümdeki kıyafetlerden kurtulmak için gömleğimi iki yandan tutup çektim can havliyle. Çıkaracaktım tüm kıyafetlerimi. Yerde yuvarlanacak, ateşin sönmesi için elimden geleni yapacaktım. Büyü yapamayacağıma emindim. Şuan asla konsantre olamazdım bu acıyla. Tüm derimi koparıyorlardı sanki. Yıllardır çektiğim gönül yaram gibi, tek sigara ile dinmeyecekti. Yakacaktı. Cwénhild ruhumu yakmıştı yangınıyla. Şimdi de vücudum yanıyordu işte. Yanımdaki adamın söylediği cehennem benim için hiçbir şeydi. Zaten dünyada yanmış, kül olmuştum ben.

Ölmemeliydim burada ölemezdim. Kızımı yeni tanımıştım. Onunla geçireceğimiz bir hayatımız olacaktı daha. Reina ile birlikte Hogwarts'tan mezun olduğunda mezuniyetilerine gidecektim. Erkek arkadaş edineceklerdi. Damatlarımla tanışacaktım. Belki benimle paylaşırlarsa dertlerini dinleyecektim. Yanlarında olmalıydım. Bunca sene kimsesiz kalmıştı. Reina ailesi öldüğü için benimleydi. Onları bırakamazdım. Cwén öldükten sonra ölmüştüm ruhen, neden yaşamıştım peki? Kızım için. Reina için. Şimdi de Mirabelle için yaşamalıydım. Onları bırakamazdım. Lütfen diye yalvarıyordum üstümdeki ateşi söndürmeye çalışırken. Kızlarımla vakit geçirebileyim. Kendim için hiçbir şey istemedim hayatta. Sadece Cwénhild'i istedim. Onun benim olamaması doğruydu. Bencillikti istemem ama şuan hayatı istemek, kendim için değildi işte. İki mükemmel kız evlada sahip çıkabilmek içindi. Gözlerimin yanmasa ağlardım. Yüzüm yanmasa ağlardım. Bağırmaktan başka bir şey yapabilsem isimlerini sayıklardım. Kurtulmak istiyordum bu durumdan. Kurtulduktan sonra yanımdaki zavallı adama yardım etmek istiyordum. Kızlarımı tekrar görmek, sarılmak istiyordum.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 2, total 2
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Raiden Minamoto - 22 Şubat, 2022 00:23:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Raiden sorunsuz bir inişin ardından etrafını hızlıca bir inceledi. Birisi var mı bakmalıydı. En sonunda baygın duran adam dışında boş olduğuna emin olabildi. Doğru düzgün düşünmeden atlamıştı delikten içeri. Aklına burada duran adamın bir cadı avcısı olabilme fikri gelse de atlamıştı. Ne olduğunu tam anlamıyla görememesine rağmen merakına yenik düşmüştü. Mahzendeki adama biraz daha dikkatli baktı Raiden. 
 
“Bay Twinkle?”
 
Karşısındaki adam bir süredir ortalarda gözükmeyen başseharbazın ta kendisiydi. Adamın gözünün olması gereken yerden kan boşalıyordu ve parmaklarından biri de yerinde değildi. Adamın yüzüne bakmamaya özen göstererek nefes alıp veriyor mu kontrol etti. Ama bu sırada yere bakan Raiden yere akan kandan daha çok tüylerini ürpertecek bir şeyle karşılaşmıştı. Bu karşısındaki baygın adamın gözüydü. 
 
Bu gözü almalıydı değil mi? En sonunda yerde öylece duruyordu. Yere eğilip gözü aldıktan sonra cebine indirdi. İndirmesinin hemen ardından da ‘Ben ne yapıyorum ya?’ sorusu aklına gelmişti. Paradan başka bir şeyi pek düşünmeyen kadının alışkanlığıydı yerde gördüğü şeyleri ceplemek. Fakat şu an yaptığıyla kendisini bile şaşırtabilmişti. Cebinde bir göz olması fikri kadının midesini bulandırmıştı sanki daha önce bu tarz şeylere dokunmamış gibi. Ama bu seferki farklı diyordu içinden. Bu gözün sahibi daha önce kanlı canlı da gördüğü biriydi. Fakat bu düşüncelere rağmen ceplediği göze bir daha dokunma fikrini şu an kaldıramadığı için de elini bir daha cebine götüremedi.
 
Arkasından gelen cadıyı da bu cepleme işinden sonra fark etmişti. Meredith bu odaya gelirken birkaç yara almıştı belliydi. Hırpalanmış duran cadıya iyi olup olmadığını sorarken iyi değilsen al bu adamı da yanında St Mungo’ya götür demeye hazırlanıyordu. Ama beklediği cevabı alamamıştı. Cadının sorusunu cevapladıktan sonra kendisine yönelttiği aynı soruya karşılık kısaca iyi olduğunu söylemişti.
 
Az önce gözünü ceplediği adamın yanında daha uzun süre durmak kadını rahatsız ediyor olsa da Meredith’e dönüp başseherbazı St Mungo’ya götüreceğini söylemişti. Karşısındaki kadına son bir defa bakıp kendisine dikkat etmesini söyledikten sonra Bay Twinkle ile St Mungo’ya ışınlandı.

Yetenek 1d10 : 1, total 1
Destek 1d10 : 9, total 9
Talih 1d10 : 2, total 2
[/justify]
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Meredith Vivienne Boleyn - 22 Şubat, 2022 00:43:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Kızıl cadı yanmıştı. Bir kez daha. Tanrının evinde yapılan saygısızlıktı belki de bütün bu üst üste binen talihsizliklerin nedeni. Ona hayır için kullansın diye verdiği ‘hediye’yi amacından saptırdığı için cezalandırılıyordu. Tanrının bir hediyesi olan büyü güçlerini yalnızca iyilik için kullanma yeminini bozmuştu Von Motke’yi öldürdüğü gün. Düştüğü mermer zeminde acı içinde kıvranırken başına gelenleri tamamen hak ettiğini düşünüyordu. Fakat cezası yetersizdi, birden fazla can almıştı, ödemesi gereken bedel bitmemişti.

Cebindeki iksire uzandı gözyaşları eşliğinde. Yola çıkmadan önce lazım olacağını düşündüğü ekipmanlarla birlikte aldığı Wiggenweld İksiri’ydi bu. Titreyen elleriyle şişenin tıpasını açtı ve hızlıca dikledi. İksir içmeden hoşlanmıyor olsa da görevini sürdürebilmesi için katlanması gerekiyordu. İksirin iyileştirici etkisi bedenindeki acıları dindirirken bir başka şok ile sarsılacaktı.

Karşısında birkaç gün önce ortadan kaybolduğu bilinen tanıdık bir sima vardı, Egnast Twinkle, Baş Seherbaz. Kan kaybediyordu, işkence görmüş gibiydi, gözlerinden biri ve işaret parmağı yoktu. Meredith, ağzından küçük bir çığlığın kopmasına engel olamadı. O sırada salonda bir kıpırtı ona doğru yaklaşmıştı, Meredith hızla asasını çekti. Atladığını gördüğü siluetti bu. Bir başka Cadı Avcısı değildi neyse ki. Kızıl cadı tanıdık bir yüz gördüğü için rahatlamıştı, asasını indirdi ve ona nasıl olduğunu sordu.

Kendisine göre iyi bir durumda görünüyordu adı Raiden olan cadı, Baş Seherbaz’ı St Mungo’ya götüreceğini söylemişti. Ona itiraz etmedi ve sessizce adama yaklaşıp hiçliğe karışmasını izledi. Sonra yorgun bakışlarını salonda gezdirdi herhangi bir tehlike belirtisi olup olmadığını anlamak için. Görünürde bir şey yok gibiydi. Hala acıyan ayaklarıyla sendeleye sendeleye düştüğü deliğin altına doğru ilerledi. Bay Carter’ı yukarıda, kızgın yağların içinde bırakmıştı. Geri dönmeliydi.

“Zain!” diye seslendi tüm gücüyle. “Beni duyuyor musun?”

Genç büyücüden yanıt çabuk gelmesi Meredith’i sevindirmişti. “Git ve yardım getir Zain!”

Sonrasında bir cisimlenme sesi duyuldu, sıra kendisindeydi. Yukarı geri cisimlenecek ve doğrudan Bay Carter’a koşacaktı yardım için. Yardım et Yüce Tanrım.
[/justify]

Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 3, total 3
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Redferne Amaranthe Roseborough - 22 Şubat, 2022 01:16:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
"Çünkü onlara yük olan boyunduruğu, omuzlarını döven değneği, onlara eziyet edenlerin sopasını paramparça edeceksin; tıpkı Midyanlıları yenilgiye uğrattığın günkü gibi. Gürültülü savaşta giyilen zırhları ve kanda yuvarlanmış giysileri, yakılacak; yem olacak ateşine..."

Savaşçı Peder'in kafasında yankılanıyordu ateşle ilgili ayetler. Haçlı Seferleri'ne katılan yiğitler gibi, İşkaryot Yahuda'nin İsa'yi öpüşüne benzer biçimde kutsamıştı Victoria'yı saldırmadan önce. Belki bir tek bunun için bile hoyrat şeytanın büyüsüyle ayağına dolanan donu kendisini bir kez daha yere serdiğinde kâfirin kanını da akıtabilmeyi başarmıştı. Victoria şanına doymuştu bu gece, kana ve ete çok doyamamış olsa da. Selene de yüzünü kara çıkarmamıştı Redferne'in, bir kâfir kadınının cenabet kanını döktürmüştü. Canı yanıyordu. Daha önce tatmadığı bir acı değildi bu en azından. Cadı Avcısı olmaya adım attığı ilk günlerde unutmayacağı şeyler görüp tecrübelemişti; yakılmak ya da aletsiz işkencelerle bedeninin her noktasından acı çektirilmesini de yaşamıştı bu adam. Ah, Rabb'in hükmü ve hiddeti ne güzel yakıyordu bu kulunu. Günahsız kul olmazdı kolay kolay, belki Papa bile yanacaktı az da olsa. Bu nedenle yüzünde gülümsemeyle kabullendi Peder bu alevleri.
Yapışkan maddenin bedenlerine tutunmasından kaçamıyor, saklanamıyor, kurtulamıyorlardı alevler ve acı içinde kardeşleşen iki savaşçı...
Aynı zamanda saldıramıyor, savunamıyor, acıdan başka çok az şeyi düşünebiliyorlardı.

Seth Carter direniyordu ama, hem kendini hem de Peder'i kurtarmayı istercesine sözler savuruyordu çaresizce. Cemaatinde olsa ne yavuz bir Avcı olurdu böylesi bir adam diye düşündü Redferne. Saçlarını okşar, omuzlarından tutar, her türlü güvensizliği karşısında güven verirdi bir pederin oğul diye çağırıp günahlarından arındıracağı hemen herkes gibi. Şimdi ateşler içinde bir olmuşlarken, tanrıdan başka kim ayırabilirdi ikisi arasındaki farkı?
"'Sodom ve Gomore'yi altüst ettiğim gibi, altüst ettim içinizden bazılarını. Ateşten kurtarılan yanık odun parçasına döndünüz, yine de yönelmediniz bana.' buyurdu Rab..." dedi zorla nefes aldıktan sonra Peder Redferne ve devam etti: "'Böylece, budur sana yapacaklarım, ey İsrail ve sana yapacağım için bunları, tanrınla karşılaşmaya hazırlan.'"

Yanacaklarsa da birlikte; cennete uçarken günahla hırpalanmış ruhunu cehenneme daha yüksekten, kendi elleriyle bırakma isteğiyle sarılacaktı Seth Carter'a. Belki böyle olursa günahından arınan ruhu, bir gün alevle yanmanın büyük bir ceza oluşuyla Cennet Kapıları'ndan geçip Rabb'in tahtına secde ederdi belki?
"Kızgın fırına atılsak bile, ey kral, kendisine kulluk ettiğimiz Tanrı bizi kızgın fırından kurtarabilir; şüphesiz senin elinden de bizi kurtaracaktır. Ama bizi kurtarmasa bile bil ki, ey kral, ilahlarına kulluk etmeyiz, diktiğin altın heykele tapınmayız. Amin." dedi sarılmaya yeltenerek, belki cadılarca öldürülmese ve yaşasaydı oğlu olabilecek yaştaki adama öz babası gibi.

İçinden son kez bir dua olsun ve sesi güçlenip cennetteki tahtında oturan Rabb'ine ulaşsın diye.. ve dokundu altından yapılma o haça.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1
Başlık: Ynt: Mahşer Gecesi
Gönderen: Kont Sati Von Richmond - 22 Şubat, 2022 01:18:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Raiden, yerden gözü kaptığı gibi baygın haldeki Başseherbaz ile birlikte St. Mungo'ya cisimlenmişti. Adamın durumu çok kötü gözükse de zamanında yetiştirmeyi başarabilecekti.

O sırada kilisenin tören salonunda ise zamana karşı bir yarış vardı adeta. Rahip Roseborough can havliyle kıvranırken bir yandan da Seth Carter'a bir şekilde ulaşmaya çalışıyordu. Öbür yandan Zain ve Meredith ise Seth Carter'ın yanına varmak için var güçleriyle çaba sarf etmekteydiler.

Rahibin dudağından dualar okunan bir mahşer gecesinin yarısında, iki adam kıvranırken alevlerle çevrili zeminde, gök gürüldedi son bir defa yağmur tanelerini dökmeden evvel harabe olmuş kiliseye. Suyla yıkanacak ve kutsanacaktı son bir defa Aziz Michael'ın Kilisesi.

Meredith ve Zain, Seth Carter'ın başına vardıklarında rahibi adama sarılmış bir halde buldular üstü başı kan lekesi olmuş bir vaziyette. Tenleri kavrulurken, kızgın ateşte bir çırpıda başlarına koştular. Her ikisini de iyileştirmek için bildikleri büyüleri fısıldarken ardı ardına, rahibin titrediğini fark ettiler korku içerisinde.

Rahibin eli cebindeki altın haça dokunmuştu çoktan. En umutsuz ve çaresiz anınızda aziz Kardeşim, kilisemizde barındırdığımız Aziz Michael'ın altın haçına sığınınız. Dokunmasıyla beraber önce başı, sonra da bedeni dönmeye başladı kilisenin kanla boyanmış, alevle kararmış zemininde. Tekrar tekrar döndü ve döndü. Nitekim bir süre sonra bulanık bir surete dönüştü diğerlerinin gözü önünde ve kayboldu kilisenin zemininden. Sanki bir anda oradan çekilip alınmış gibi.

Meredith ve Zain duruma anlam veremeseler de Seth ile ilgilenmeye devam etmek zorundaydılar. Büyüler işe yaramış gibiydi, şimdilik. Seth'in yüzü ve bedeni korkunç görünüyordu. Bilinen en okkalı büyülerle bile tamir edilemeyecek kadar korkunç. Hayattaydı evet, hayatta kalacaktı belki. Ancak o yüze bakmak artık bir ıstıraba dönecekti. Yara izleri ve soyulmuş bir kafa derisi. Kurdeşen dökercesine kalkmış bir ten ve kan lekelerinin süslediği bağrıyla baygın halde yatan bir savaşçı.

Yağmur damlaları düştü kırmızı kiremitlere. Ölüm kokan mabedi yıkayan su, yaşananları da unutturabilecek miydi bu insanlara?


O sırada başka bir yerlerde

Rahip Roseborough'un dünyası dönmüştü. Bir an kusacak gibi oldu. Yanıkların verdiği acı yüzünden kusabilecek hali bile yoktu oysa. Boyutlar daraldı, gözleri ışıkla kısıldı. Ölmüş müydü yoksa? Rab mıydı onu çağıran bir haç aracılığıyla? Zemin kaydı bedeninin altından ve boşlukta asılı kaldı bir süre. Değişen, uzayan siluetler, vitraylar ve alaca renge boyanmış bir boyut. Kilisenin zemininden yok olduğunun farkında bile değildi.

Ahşap zemine sırt üstü düştüğünde duraksadığını fark etti ışıkların. Kiliseye geri mi dönmüştü yoksa? Rab, onu kabul etmemiş miydi cennetine? Yanık izleri canını acıtsa da göz kapaklarını güçlükle araladı. Acı içinde iniltiler döküldü dudaklarından. Bulunduğu yer bir kilise değildi. Ahşap duvarlı, mütevazi ev mobilyaları ile döşenmiş bir evdeydi. Ve en garibi de, gece değildi. Bir an kilisenin revirinde olduğunu sandı ancak burası reviri de andırmıyordu. Başını kaldırdı güçbela etrafına göz atabilmek adına.

Kızıl cübbeler içerisindeki bir adamın tam yanında durduğunu o anda fark edebildi. Burası her neresiyse, cübbeli zatın tasvirleri ona birilerini anımsatıyor ancak acı içerisinde kamaşan zihni kim olduğunu çıkaramıyordu. Kızıl cübbeli ona döndü yüzünü. Sivri çeneyi saran beyaz sakallar çarptı gözüne. İnce, kırışmış dudakları aralandı.

"Hoş geldin Rahip Efendi... Biz de seni bekliyorduk!" Cübbelinin bakışları rahibin beline ve oradan aşağısına kaymıştı yavaşça.

"Ancak bu halde bulmayı beklemiyorduk elbette! Acınız geçecek merak etmeyin. Birazdan kardeşlerimiz burada olacaklar. Aramıza yeniden hoş geldiniz Aziz Kardeşim Roseborough. Sizin gibi kudretli ve imanlı bir kardeşimizle yüz yüze tanışabilmeyi dört gözle bekliyordum."

Kendisini takdim eder gibi yavaşça eğmişti başını öne. "Engizitör Mahkemesi Baş Engizitörü Gabriel... Rab'bın yollarımızı böyle ihtiyaç duyduğunuz bir anda kesiştirmesi kader değildir de nedir?"

Cevap veremedi Rahip. Gözleri kararırken başı, tekrardan yere düştü. Tam kapanmadan göz kapakları son bir görüntü çalındı pencerelerden gözüne. Bir sokak ve bir tabela. Çok adını duymuştu burasının. Ama görmek, hiç nasip olmamıştı.

(https://i.hizliresim.com/pfowbm3.jpg)


Malleus Maleficarum ana kurgumuzun 1. sezonu burada sonlanmıştır. Katılımlarınız ve destekleriniz için Büyücedünya RPG ekibi olarak binlerce kez teşekkür ederiz. Çok yakında yeni sezon, yeni heyecanlar ve yeni görevler ile geri döneceğiz!