1
Büyü Kuramı Dersliği / Ynt: Evrenselci Yaklaşıma Bir Girizgah
« : 02 Nisan, 2023 00:50:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Değişimin sarmalında savrulup düzene tutunmaya çalışan bir öğrenci olarak her yeni okul dönemi açılışında eğer daim olan tek bir şey var ise o da Iris’in duyduğu heyecan idi. Bu seneden de oldukça umutluydu. Önünde öğreneceği bir sürü bilgi ve pratikte uygulamaya koyabileceği birçok kazancı olacaktı. Ve, daha nice deneyim yakınında bulunduğu kapının arkasında uzanıyordu. Tek yapması gereken Profesör Moore’un odasına girmekti. Lakin, Ravenclaw kulesinden inip dördüncü kadar inene kadar geçen sürede aklında sadece VII. sınıfa geçmiş olmalarının farkındalığı ayyuka çıkmıştı. Koca bir eğitim-öğretim senesinin henüz başlarında olmalarına rağmen bu koridorlar arasında mekik dokudukları vakitlerinin artık bir zaman dilimine hapsolduğu gerçeği tatlı bir hüzün olarak zihninin bir köşesini düzenli olarak okşuyordu Iris’in. Kuşkusuz; geleceğin getireceklerini coşkuyla bekliyordu da aynı zamanda. Senenin sonu için bir devrin kapanışı olduğunu düşünmek ise yanlış geliyordu. Bu bir geçiş dönemi olmalıydı yalnızca. Özleyeceğinin aşikar olmasının yanı sıra, okuldan sonraki hayatına çoktan hazırdı kendi nezdinde. Iris için önemli şeylerin başını William ve arkadaşları çekiyordu. Onlarla geçirdiği her en ufak zaman parçası büyük mutluluklar içeriyordu. O sebepledir ki kuleden biraz daha erken inerek ağır adımlarla uzun bir süre yaşamlarını sürdürdükleri yerin tadını çıkartmak istemişti. Yol boyunca Hogwarts’ın taş duvarları arasında Alfred’in dolu dolu attığı kahkalarını işitebiliyordu. Veyahut, Rose’un koridorlar arasında bir dersten bir diğer derse geçerken tatlı bir telaşe içerisinde koşuşturması gözlerinin önüne kolaylıkla gelebiliyordu. Hemen arkasından daha vaktinin olduğunu hatırlatan Peter’ın ona yetişmek için adımlarını hızlandırıp Rose’u yakalamaya çalıştığı her an hafızasında dolanıyordu. Iris’in kütüphaneye gitmeye yeltendiği her seferde Alfred’in ortaya attığı çılgın fikirlere kapılıp sonucu görmek için hevesle grupla birlikte maceraya atılışı ve bunun sonucunda bir kez olsun şikayetlenmediği kütüphanede sabahlaması gereken geceler bir bir aklına geliyordu. Ve William… Baktığı her köşede Iris’i bekliyordu. Her yanına vardığında o güzel gülümsemesiyle karşılıyordu onu. Ve, onu görmek her seferinde Iris’in kalp atışlarını hızlandırıyordu; hep olduğu gibi ve hep olacağı gibi. Anıları tekrar tekrar soluklanmak dahi içini neşeyle doldurmuştu Iris’in. Daha nice anları vardı. Bir aileydiler esasen. Onlarla birlikte gençlik yıllarının son demlerini ve okul sonrası onları bekleyen sürprizleri yazacakları yeni sayfalar için hazırdı hayatında. Anı yaşayıp bir yandan da gelecek o harika paylaşımları bekleyecekti. Yaşam bundan ibaretti. Şimdi ise tek yapması gereken döneme başlayabilmekti.
Hazır olduğuna inandığında üstüne çok düşünmeden harekete koyuldu Iris. Dakikliğinden asla ödün vermeyen dedesinin iki sene önce doğum gününde kendisine armağan ettiği küçük boyutlu fransız zambağı işlemeli cep saatini cübbesinin cebinden çıkarıp kalan vaktini kontrol etti. Bir dakika ya var ya yoktu. Düşüncelerinin yansımasından kaynaklı yüzünü aydınlatan sıcak gülümsemesinin dozunu ayarlayarak hafif bir ciddiyete büründü. Saati tekrardan cebine bırakırken üstüne başına çeki düzen vermeyi es geçmemişti. Kapıyı iki kez ne güçlü ne de güçsüz denilebilecek bir sertlikte vurarak komut aldığında Profesör Moore’un yeni odasından içeriye adımladı. Odaya girmeden önce derin bir nefes almıştı. Profesörün zatına akademik anlamda büyük bir saygısı vardı. Çalışmalarını yakından takip etmek Iris’e büyük keyif veriyordu her daim. Görev değişikliği ile kendisini ve sınıf arkadaşlarını aydınlatabileceği kuramları hayal dahi edemiyordu, dönem için beklentisi bir hayli yüksekti kuzgunun. Profesörün beklentilerinin de bir o kadar yüksek olacağından neredeyse emin bir şekilde birebir çalışmayı istemişti halihazırda.
Düşünceler içerisinde daha fazla oyalanmadan “Merhaba Profesör, hoş buldum.” dedi diri bir ses tonuyla koyu saçlı cadı. Kapıyı kapatırken yeni odasının düzenine ve biraz da onu bekleyen şeyin ne olabileceğine dair merakla fikir yürütmek amacıyla kısaca bir göz gezdirdi durumu belli etmemeye çalışarak. Profesörün karşılamasına istinaden yüzünde zarif bir gülümse ile başını sallayarak gösterilen kadife kaplama sandalyeye geçti Iris hızlıca. Profesör öğrencisi daha oturur oturmaz lafı uzatmadan konuya girmeyi tercih etmişti çoğu öğrenciye ters gelen ciddi mizacının hakimiyetiyle. Iris ise öyle olduğunu düşünmüyordu. Çalışabileceği bir sürü profesör olabilirdi, ancak; bir tek Profesör Moore’un sistemli bir şekilde onu farklı yöntemlerle sınayacağı kanısındaydı. Özveri mevzu bahis olduğunda oturduğu yerde daha da dikleşti belirsiz bir şekilde. Düşündüklerini özet minvalinde açıklamak adına konuşma sırası geldiğinde dudaklarını araladı Iris: "Öncelikle beni öğrenciniz olarak kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Profesör. Dediğiniz gibi, daha azını hedefleyerek gelmedim buraya. Elimden gelenin daha fazlasını ortaya koyacağıma emin olabilirsiniz."
Nihayetinde işe koyulma vakti gelmişti kısa bir konuşmanın ardından. İkinci bir masaya girerken gözü ilişmiş olsa da üstünde durmamıştı Iris açıkçası profesörün odası değiştiğinden mütevellit. İşaretiyle uyumlanarak kendisinden istenileni yaparak gözlerini masanın üzerindekiler arasında gezdirmeye başlamıştı. Sert kabuklu bir ağaçtan yapılma masada mantar sapına benzeyen kalıntıları görmüştü ilk ve ardından da renginden kolaylıkla çıkarabileceği siğil kabuğu tozunu. Diğer veriyi incelemesine gerek olmasa da riske etmeyerek saklama tüplerinde duran bordo kanı süzdü Odaklandığı zaman ara sıra kaşları çatılırdı. Hızlı bir çıkarım olduğundan o da kısa sürmüş; kaşları gerginliğini dinginliğe bırakmıştı. Gözlerini zoraki çekip aldı masanın üzerinden ve profesöre kulak verdi o sebeple. Profesörden gelecek hususun ne olduğunu öğrenmeliydi. Beklemediği bir soruyla karşı karşıya geldiğinde ise ince bir gülümseme belirdi yüzünde Iris'in. Doğru yerde doğru şekilde bir çıkarım yapmalıydı yalnızca. Aksi halde, detaylara çok fazla eğilim göstermenin zararını görmemesi kaçınılmaz oldu. Yoğunlaşma da öncelik verdiği iksirin yapımı olmuştu. Sıralamanın bir önemi olabilirdi ancak Iris için iksirler elden ele değişkenlik gösterip gelişime açık da olabilirdi. Yaratıcılık söz konusuydu bir nevi. Öte yandan, malzeme listesinin içeriğine baktığında kanın etkileşime geçirdiği patlayan kızıl mantarlar aklını kurcalıyordu. Kararsız kalmaktan hoşnut değildi o an. Özellikle de demleme aşamasında uygulanan tılsımı da işin içine katınca zihni iyiden iyiye bulanmaya yakınlaşmıştı ki en başta aklına en uygun düşeni dile getirmekten yana kullanacaktı tercihini. Sakin bir yüz ifadesinin hakimiyetinde dudaklarını araladı Iris. "Patlayan kızıl mantarların hareketi algılamasından ve semender kanının iyileştirici gücünden faydalanıyoruz. Semender kanının aynı zamanda iksirin etkisini güçlendirdiği de yadsınamaz bir gerçek. Spesifik olarak bu iksir için mükemmel bir tercih. Lakin, siğil kabuğu tozunun cildi sertleştirmek gibi mühim bir etkisi de var. Zira, yanma tehlikesine karşılık icra ettiğimiz bir iksir bu Profesör Moore. Zararı önlemeliyiz. Ateşten Korunma yani bir diğer adıyla Buz İksir'i için siğil kabuğu tozunun beden için koruma görevi gördüğünü de düşünürsek... Çeldirici birçok etken var. " Bakışlarını tekrar masaya çevirip duraksadı. Son anda gözünden kaçan bir detayı anımsamasıyla cevabı hazırlamıştı. Efsaneleri hesaba katmamak uygun düşmezdi. Sonuçta, sihrin kol gezdiği bir dünyada yaşıyorlardı. Küçük bir “Hmm…” sesinin akabinde konuşmasını sürdürdü.
“Semender kanı birçok etkiyle birlikte ana etkiyi sağlayan komponent olmalı. Latinceden geçişle kelime olarak dahi kökeni -sam yani ateşten gelmektedir, -der ise içinde demektir. Sonuç olarak, hayvanın tabiatında ateşle bir olmak var denilebilir Profesör."Düşünceli bakışlarla doğrudan Profesör Moore'a bakıyordu Iris. Yüz ifadesinden çıkarım yapması epey zor bir adamdı. Özelden genele doğru bir gidiş yolunu tutturup ardından sözel bir yaklaşımı da içeriğine katmanın Profesör Moore'un gözünde bırakacağı izlenimi özellikle merak ediyordu. Günün sonunda, verdiği cevap doğru olsun veya olmasın bu bilgiyi William ile paylaşıp tartışmaya açmak için yanıp tutuşuyor olacaktı Iris.
Hazır olduğuna inandığında üstüne çok düşünmeden harekete koyuldu Iris. Dakikliğinden asla ödün vermeyen dedesinin iki sene önce doğum gününde kendisine armağan ettiği küçük boyutlu fransız zambağı işlemeli cep saatini cübbesinin cebinden çıkarıp kalan vaktini kontrol etti. Bir dakika ya var ya yoktu. Düşüncelerinin yansımasından kaynaklı yüzünü aydınlatan sıcak gülümsemesinin dozunu ayarlayarak hafif bir ciddiyete büründü. Saati tekrardan cebine bırakırken üstüne başına çeki düzen vermeyi es geçmemişti. Kapıyı iki kez ne güçlü ne de güçsüz denilebilecek bir sertlikte vurarak komut aldığında Profesör Moore’un yeni odasından içeriye adımladı. Odaya girmeden önce derin bir nefes almıştı. Profesörün zatına akademik anlamda büyük bir saygısı vardı. Çalışmalarını yakından takip etmek Iris’e büyük keyif veriyordu her daim. Görev değişikliği ile kendisini ve sınıf arkadaşlarını aydınlatabileceği kuramları hayal dahi edemiyordu, dönem için beklentisi bir hayli yüksekti kuzgunun. Profesörün beklentilerinin de bir o kadar yüksek olacağından neredeyse emin bir şekilde birebir çalışmayı istemişti halihazırda.
Düşünceler içerisinde daha fazla oyalanmadan “Merhaba Profesör, hoş buldum.” dedi diri bir ses tonuyla koyu saçlı cadı. Kapıyı kapatırken yeni odasının düzenine ve biraz da onu bekleyen şeyin ne olabileceğine dair merakla fikir yürütmek amacıyla kısaca bir göz gezdirdi durumu belli etmemeye çalışarak. Profesörün karşılamasına istinaden yüzünde zarif bir gülümse ile başını sallayarak gösterilen kadife kaplama sandalyeye geçti Iris hızlıca. Profesör öğrencisi daha oturur oturmaz lafı uzatmadan konuya girmeyi tercih etmişti çoğu öğrenciye ters gelen ciddi mizacının hakimiyetiyle. Iris ise öyle olduğunu düşünmüyordu. Çalışabileceği bir sürü profesör olabilirdi, ancak; bir tek Profesör Moore’un sistemli bir şekilde onu farklı yöntemlerle sınayacağı kanısındaydı. Özveri mevzu bahis olduğunda oturduğu yerde daha da dikleşti belirsiz bir şekilde. Düşündüklerini özet minvalinde açıklamak adına konuşma sırası geldiğinde dudaklarını araladı Iris: "Öncelikle beni öğrenciniz olarak kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Profesör. Dediğiniz gibi, daha azını hedefleyerek gelmedim buraya. Elimden gelenin daha fazlasını ortaya koyacağıma emin olabilirsiniz."
Nihayetinde işe koyulma vakti gelmişti kısa bir konuşmanın ardından. İkinci bir masaya girerken gözü ilişmiş olsa da üstünde durmamıştı Iris açıkçası profesörün odası değiştiğinden mütevellit. İşaretiyle uyumlanarak kendisinden istenileni yaparak gözlerini masanın üzerindekiler arasında gezdirmeye başlamıştı. Sert kabuklu bir ağaçtan yapılma masada mantar sapına benzeyen kalıntıları görmüştü ilk ve ardından da renginden kolaylıkla çıkarabileceği siğil kabuğu tozunu. Diğer veriyi incelemesine gerek olmasa da riske etmeyerek saklama tüplerinde duran bordo kanı süzdü Odaklandığı zaman ara sıra kaşları çatılırdı. Hızlı bir çıkarım olduğundan o da kısa sürmüş; kaşları gerginliğini dinginliğe bırakmıştı. Gözlerini zoraki çekip aldı masanın üzerinden ve profesöre kulak verdi o sebeple. Profesörden gelecek hususun ne olduğunu öğrenmeliydi. Beklemediği bir soruyla karşı karşıya geldiğinde ise ince bir gülümseme belirdi yüzünde Iris'in. Doğru yerde doğru şekilde bir çıkarım yapmalıydı yalnızca. Aksi halde, detaylara çok fazla eğilim göstermenin zararını görmemesi kaçınılmaz oldu. Yoğunlaşma da öncelik verdiği iksirin yapımı olmuştu. Sıralamanın bir önemi olabilirdi ancak Iris için iksirler elden ele değişkenlik gösterip gelişime açık da olabilirdi. Yaratıcılık söz konusuydu bir nevi. Öte yandan, malzeme listesinin içeriğine baktığında kanın etkileşime geçirdiği patlayan kızıl mantarlar aklını kurcalıyordu. Kararsız kalmaktan hoşnut değildi o an. Özellikle de demleme aşamasında uygulanan tılsımı da işin içine katınca zihni iyiden iyiye bulanmaya yakınlaşmıştı ki en başta aklına en uygun düşeni dile getirmekten yana kullanacaktı tercihini. Sakin bir yüz ifadesinin hakimiyetinde dudaklarını araladı Iris. "Patlayan kızıl mantarların hareketi algılamasından ve semender kanının iyileştirici gücünden faydalanıyoruz. Semender kanının aynı zamanda iksirin etkisini güçlendirdiği de yadsınamaz bir gerçek. Spesifik olarak bu iksir için mükemmel bir tercih. Lakin, siğil kabuğu tozunun cildi sertleştirmek gibi mühim bir etkisi de var. Zira, yanma tehlikesine karşılık icra ettiğimiz bir iksir bu Profesör Moore. Zararı önlemeliyiz. Ateşten Korunma yani bir diğer adıyla Buz İksir'i için siğil kabuğu tozunun beden için koruma görevi gördüğünü de düşünürsek... Çeldirici birçok etken var. " Bakışlarını tekrar masaya çevirip duraksadı. Son anda gözünden kaçan bir detayı anımsamasıyla cevabı hazırlamıştı. Efsaneleri hesaba katmamak uygun düşmezdi. Sonuçta, sihrin kol gezdiği bir dünyada yaşıyorlardı. Küçük bir “Hmm…” sesinin akabinde konuşmasını sürdürdü.
“Semender kanı birçok etkiyle birlikte ana etkiyi sağlayan komponent olmalı. Latinceden geçişle kelime olarak dahi kökeni -sam yani ateşten gelmektedir, -der ise içinde demektir. Sonuç olarak, hayvanın tabiatında ateşle bir olmak var denilebilir Profesör."Düşünceli bakışlarla doğrudan Profesör Moore'a bakıyordu Iris. Yüz ifadesinden çıkarım yapması epey zor bir adamdı. Özelden genele doğru bir gidiş yolunu tutturup ardından sözel bir yaklaşımı da içeriğine katmanın Profesör Moore'un gözünde bırakacağı izlenimi özellikle merak ediyordu. Günün sonunda, verdiği cevap doğru olsun veya olmasın bu bilgiyi William ile paylaşıp tartışmaya açmak için yanıp tutuşuyor olacaktı Iris.