17 Nisan, 2026 09:45:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Iris Ashworth

Sayfa: [1] 2
1
Büyü Kuramı Dersliği / Ynt: Evrenselci Yaklaşıma Bir Girizgah
« : 02 Nisan, 2023 00:50:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Değişimin sarmalında savrulup düzene tutunmaya çalışan bir öğrenci olarak her yeni okul dönemi açılışında eğer daim olan tek bir şey var ise o da Iris’in duyduğu heyecan idi. Bu seneden de oldukça umutluydu. Önünde öğreneceği bir sürü bilgi ve pratikte uygulamaya koyabileceği birçok kazancı olacaktı. Ve, daha nice deneyim yakınında bulunduğu kapının arkasında uzanıyordu. Tek yapması gereken Profesör Moore’un odasına girmekti. Lakin, Ravenclaw kulesinden inip dördüncü kadar inene kadar geçen sürede aklında sadece VII. sınıfa geçmiş olmalarının farkındalığı ayyuka çıkmıştı. Koca bir eğitim-öğretim senesinin henüz başlarında olmalarına rağmen bu koridorlar arasında mekik dokudukları vakitlerinin artık bir zaman dilimine hapsolduğu gerçeği tatlı bir hüzün olarak zihninin bir köşesini düzenli olarak okşuyordu Iris’in. Kuşkusuz; geleceğin getireceklerini coşkuyla bekliyordu da aynı zamanda. Senenin sonu için bir devrin kapanışı olduğunu düşünmek ise yanlış geliyordu. Bu bir geçiş dönemi olmalıydı yalnızca. Özleyeceğinin aşikar olmasının yanı sıra, okuldan sonraki hayatına çoktan hazırdı kendi nezdinde. Iris için önemli şeylerin başını William ve arkadaşları çekiyordu. Onlarla geçirdiği her en ufak zaman parçası büyük mutluluklar içeriyordu. O sebepledir ki kuleden biraz daha erken inerek ağır adımlarla uzun bir süre yaşamlarını sürdürdükleri yerin tadını çıkartmak istemişti. Yol boyunca Hogwarts’ın taş duvarları arasında Alfred’in dolu dolu attığı kahkalarını işitebiliyordu. Veyahut, Rose’un koridorlar arasında bir dersten bir diğer derse geçerken tatlı bir telaşe içerisinde koşuşturması gözlerinin önüne kolaylıkla gelebiliyordu. Hemen arkasından daha vaktinin olduğunu hatırlatan Peter’ın ona yetişmek için adımlarını hızlandırıp Rose’u yakalamaya çalıştığı her an hafızasında dolanıyordu. Iris’in kütüphaneye gitmeye yeltendiği her seferde Alfred’in ortaya attığı çılgın fikirlere kapılıp sonucu görmek için hevesle grupla birlikte maceraya atılışı ve bunun sonucunda bir kez olsun şikayetlenmediği kütüphanede sabahlaması gereken geceler bir bir aklına geliyordu. Ve William… Baktığı her köşede Iris’i bekliyordu. Her yanına vardığında o güzel gülümsemesiyle karşılıyordu onu. Ve, onu görmek her seferinde Iris’in kalp atışlarını hızlandırıyordu; hep olduğu gibi ve hep olacağı gibi. Anıları tekrar tekrar soluklanmak dahi içini neşeyle doldurmuştu Iris’in. Daha nice anları vardı. Bir aileydiler esasen. Onlarla birlikte gençlik yıllarının son demlerini ve okul sonrası onları bekleyen sürprizleri yazacakları yeni sayfalar için hazırdı hayatında. Anı yaşayıp bir yandan da gelecek o harika paylaşımları bekleyecekti. Yaşam bundan ibaretti. Şimdi ise tek yapması gereken döneme başlayabilmekti.

Hazır olduğuna inandığında üstüne çok düşünmeden harekete koyuldu Iris. Dakikliğinden asla ödün vermeyen dedesinin iki sene önce doğum gününde kendisine armağan ettiği küçük boyutlu fransız zambağı işlemeli cep saatini cübbesinin cebinden çıkarıp kalan vaktini kontrol etti. Bir dakika ya var ya yoktu. Düşüncelerinin yansımasından kaynaklı yüzünü aydınlatan sıcak gülümsemesinin dozunu ayarlayarak hafif bir ciddiyete büründü. Saati tekrardan cebine bırakırken üstüne başına çeki düzen vermeyi es geçmemişti. Kapıyı iki kez ne güçlü ne de güçsüz denilebilecek bir sertlikte vurarak komut aldığında Profesör Moore’un yeni odasından içeriye adımladı. Odaya girmeden önce derin bir nefes almıştı. Profesörün zatına akademik anlamda büyük bir saygısı vardı. Çalışmalarını yakından takip etmek Iris’e büyük keyif veriyordu her daim. Görev değişikliği ile kendisini ve sınıf arkadaşlarını aydınlatabileceği kuramları hayal dahi edemiyordu, dönem için beklentisi bir hayli yüksekti kuzgunun. Profesörün beklentilerinin de bir o kadar yüksek olacağından neredeyse emin bir şekilde birebir çalışmayı istemişti halihazırda.

Düşünceler içerisinde daha fazla oyalanmadan “Merhaba Profesör, hoş buldum.” dedi diri bir ses tonuyla koyu saçlı cadı. Kapıyı kapatırken yeni odasının düzenine ve biraz da onu bekleyen şeyin ne olabileceğine dair merakla fikir yürütmek amacıyla kısaca bir göz gezdirdi durumu belli etmemeye çalışarak. Profesörün karşılamasına istinaden yüzünde zarif bir gülümse ile başını sallayarak gösterilen kadife kaplama sandalyeye geçti Iris hızlıca. Profesör öğrencisi daha oturur oturmaz lafı uzatmadan konuya girmeyi tercih etmişti çoğu öğrenciye ters gelen ciddi mizacının hakimiyetiyle. Iris ise öyle olduğunu düşünmüyordu. Çalışabileceği bir sürü profesör olabilirdi, ancak; bir tek Profesör Moore’un sistemli bir şekilde onu farklı yöntemlerle sınayacağı kanısındaydı. Özveri mevzu bahis olduğunda oturduğu yerde daha da dikleşti belirsiz bir şekilde. Düşündüklerini özet minvalinde açıklamak adına konuşma sırası geldiğinde dudaklarını araladı Iris: "Öncelikle beni öğrenciniz olarak kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Profesör. Dediğiniz gibi, daha azını hedefleyerek gelmedim buraya. Elimden gelenin daha fazlasını ortaya koyacağıma emin olabilirsiniz."

Nihayetinde işe koyulma vakti gelmişti kısa bir konuşmanın ardından. İkinci bir masaya girerken gözü ilişmiş olsa da üstünde durmamıştı Iris açıkçası profesörün odası değiştiğinden mütevellit. İşaretiyle uyumlanarak kendisinden istenileni yaparak gözlerini masanın üzerindekiler arasında gezdirmeye başlamıştı. Sert kabuklu bir ağaçtan yapılma masada mantar sapına benzeyen kalıntıları görmüştü ilk ve ardından da renginden kolaylıkla çıkarabileceği siğil kabuğu tozunu. Diğer veriyi incelemesine gerek olmasa da riske etmeyerek saklama tüplerinde duran bordo kanı süzdü  Odaklandığı zaman ara sıra kaşları çatılırdı. Hızlı bir çıkarım olduğundan o da kısa sürmüş; kaşları gerginliğini dinginliğe bırakmıştı. Gözlerini zoraki çekip aldı masanın üzerinden ve profesöre kulak verdi o sebeple. Profesörden gelecek hususun ne olduğunu öğrenmeliydi. Beklemediği bir soruyla karşı karşıya geldiğinde ise ince bir gülümseme belirdi yüzünde Iris'in. Doğru yerde doğru şekilde bir çıkarım yapmalıydı yalnızca. Aksi halde, detaylara çok fazla eğilim göstermenin zararını görmemesi kaçınılmaz oldu. Yoğunlaşma da öncelik verdiği iksirin yapımı olmuştu. Sıralamanın bir önemi olabilirdi ancak Iris için iksirler elden ele değişkenlik gösterip gelişime açık da olabilirdi. Yaratıcılık söz konusuydu bir nevi. Öte yandan, malzeme listesinin içeriğine baktığında  kanın etkileşime geçirdiği patlayan kızıl mantarlar aklını kurcalıyordu. Kararsız kalmaktan hoşnut değildi o an. Özellikle de demleme aşamasında uygulanan tılsımı da işin içine katınca zihni iyiden iyiye bulanmaya yakınlaşmıştı ki en başta aklına en uygun düşeni dile getirmekten yana kullanacaktı tercihini. Sakin bir yüz ifadesinin hakimiyetinde dudaklarını araladı Iris. "Patlayan kızıl mantarların hareketi algılamasından ve semender kanının iyileştirici gücünden faydalanıyoruz. Semender kanının aynı zamanda iksirin etkisini güçlendirdiği de yadsınamaz bir gerçek. Spesifik olarak bu iksir için mükemmel bir tercih. Lakin, siğil kabuğu tozunun cildi sertleştirmek gibi mühim bir etkisi de var. Zira, yanma tehlikesine karşılık icra ettiğimiz bir iksir bu Profesör Moore. Zararı önlemeliyiz. Ateşten Korunma yani bir diğer adıyla Buz İksir'i için siğil kabuğu tozunun beden için koruma görevi gördüğünü de düşünürsek... Çeldirici birçok etken var. " Bakışlarını tekrar masaya çevirip duraksadı.  Son anda gözünden kaçan bir detayı anımsamasıyla cevabı hazırlamıştı. Efsaneleri hesaba katmamak uygun düşmezdi. Sonuçta, sihrin kol gezdiği bir dünyada yaşıyorlardı. Küçük bir “Hmm…” sesinin akabinde konuşmasını sürdürdü.

“Semender kanı birçok etkiyle birlikte ana etkiyi sağlayan komponent olmalı. Latinceden geçişle kelime olarak dahi kökeni -sam yani ateşten gelmektedir, -der ise içinde demektir. Sonuç olarak, hayvanın tabiatında ateşle bir olmak var denilebilir Profesör."Düşünceli bakışlarla doğrudan Profesör Moore'a bakıyordu Iris. Yüz ifadesinden çıkarım yapması epey zor bir adamdı. Özelden genele doğru bir gidiş yolunu tutturup ardından sözel bir yaklaşımı da içeriğine katmanın Profesör Moore'un gözünde bırakacağı izlenimi özellikle merak ediyordu. Günün sonunda, verdiği cevap doğru olsun veya olmasın bu bilgiyi William ile paylaşıp tartışmaya açmak için yanıp tutuşuyor olacaktı Iris.

2
Kara Göl / Ynt: Planlar Peşinde, İstikbal Göklerde
« : 30 Temmuz, 2022 22:39:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Iris yaptığı büyüyle cızkıpır ordusunu Peter ile birlikte kısa bir süreliğine durdurabilmiş olsa da tehlike henüz geçmiş değildi. Alfred'in kendilerini sürüklediği Hogwarts macerasının eğlenceli olduğu asla inkar edilemezdi, lakin; havada bir süre asılı kaldıktan sonra bütün gününü hastane kanadında geçirmek gibi bir niyeti yoktu. Ne yazık ki göz ucuyla onca telaşe içerisinde görebildiği kadarıyla Alfred'in geleceği için pek iç açıcı şeyler düşünemiyordu. Birkaç gün kadar onu hastanede ziyaret edeceklerine hiç şüphe yokken tanıdık bir sesle bölündüğünde bakışlarını sesin geldiği yöne çevirdi. Hufflepufflı çocuğun şaşkınlığı sesine yansıyordu adeta. Andre'nin gelişiyle yüz ifadesi karmaşık bir hal alan Iris arkadaşını aydınlatmaya çalıştı: "Dikkat et! Cızkıpırlar... Özellikle de küçükleri görmesi daha zor." Ne olduğunu hızlıca çözebilecek birisiydi Andre her halükarda. Tılsım konusunda bir hayli başarılı olan Andre'nin uzatacağı yardım elini bir avantaj olarak görülebilirdi Çoğunlukla beklenmedik şekillerde insanları şaşırtmayı başaran Andre'den gelecek hamlenin birçok kişinin aksine her daim iyi bir şey olacağına inanıyordu genç kuzgun, Andre'nin de bireysel olarak çevreye yansıttığı çekimserliğine karşılık.

Bir çılgınlığın peşinde eğlenmenin yanı sıra her türlü bir durum kontrolü yapılması gerekliydi. Aynı zamanda görünmez tehlikeye karşı atakta olmak. Böyle durumlarda ilk önce Alfred'i kontrol ederdi Iris. William ile birlikte üstesinden geleceklerinden kuşku duymuyordu, yalnızca; ne şekilde olacağından ve ne tür zaiyatlar verebileceklerinden hiçbir zaman emin olmamıştı. O an içerisinde, Alfie'nin çaresizlikle karışmış yüz ifadesi ile acısını derinlerde hisseden Iris'in yüzüne bir "Hay aksi!" ifadesi çoktan yerleşmiş ve saniyesinde Alfred dışında kimin başına bu gelebilirdi diye düşünmekten kendini alıkoyamayarak yüzüne belirsiz bir gülümseme yerleşmişti. Bu da yetmezmiş gibi arkadaşının alacağı ardı arkası kesilmeyecek olan son derece sızlatıcı darbelerden haberdar değildi elbette, henüz.

Akışta bir ruh haliyle Rose'un sesli uyarısına dürtüyle cevap verip arkasını sağlama almaya çalışmak adına bir hışımla dönmek zorunda kalmıştı. Döndüğünde ise kendisi ve yumuşak dokusunu hedef almış şekilde ilerleyen cızkıpıra doğru Rose'un çoktan bir "Everte Statum" yolladığını görmüştü. Asanın ucundan çıkan ışıltılar doğrultusunda büyünün tutup tutmadığını henüz bilmiyorlardı cızkıpırların boyutlarından ötürü, bilmeseler de kıpırdanmanın tam vakti gibi gözükmüştü Iris'e. Bir kirpik kırpımı kadar zamanda şaşkınlıktan ziyade daha çok olağan bir manzarayla karşılaştığında, Iris'e göre William'ın Alfred'i bir bineğe çevirmesiyle gönüllü olsun veya olmasın hak ettiği övgüyü almalıydı hastane kanadına varmayı başarabildiklerinde. William yaratıcılığı ile muzip, işe yarar ve ender bir şeyi gerçekleştirse de Alfred'e de kompliman yapılmalıydı. Iris cümlesini kurarken Alfred'in işitebilecek ya da algılayabilecek durumda olduğunu pek zannetmese de es vermemişti."Bu kahramanlığı yıllarca unutulmayacak."

Iris, William'ın ters oturuşunun aksine aynı zamanda William'ın elinde bir kementinin eksik olduğu kanısındaydı, aklına düşen büyüyle görebildiği bir cızkıpıra doğru bir an için denemek istese de William'ın alacağını çoktan almış olduğunu da belirtmesiyle daha fazla riske girmemek en doğrusu gibi geliyordu. Şanslarını mütemadiyen zorlamışlardı doğrusu. "Acele edelim!" nidaları eşliğinde; Rose ve Peter ile birlikte, açtıkları ufak adım mesafeleri kapatmak için ilerlemeye başlayacaklardı William'ın onlara sağlamaya çalıştığı boşluktan. André'nin havayı kontrol etme ve peşlerindeki cızkıpırları savuşturma fikrine destek olmalıydı. Parlak fikirlerini hiçbir zaman eksik etmeyen sevgili arkadaşları Andre büyüsünü gerçekleştirir gerçekleştirmez eğer ki bir aksilik çıkmazsa hava akımının gerisinde kalan cızkıpırlara yolunu kaybettirmekten daha güzel ne olabilirdi? Sırası geldiğinde hiç oyalanmadan ilerlediği yönün tersine bir an durup sisin yayılmasını istediği alanı asasıyla işaretleyerek efsunu dile getirdi: "Nebulus!"

Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 7, total 7


3
Kara Göl / Ynt: Planlar Peşinde, İstikbal Göklerde
« : 13 Haziran, 2022 00:58:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Topaç gibi dönen fantastik yaratıkların renklerinin güzelliği ile büyülenen Iris, belli ki ilk etapta bu canlıların hedefi olmamıştı. Şansının bu noktada yaver gitmiş olması devamının da böyle şekilleneceği anlamına gelmezdi. Bu safir renkli canlıların gözle görülemeyecek bir hızları olduğunu kitaplarda okumuştu elbette. Ancak, Alfred'in havaya yükselmeye başlayışıyla kendi gözleriyle böyle bir sahneye tanıklık etmek kuzgunu bir hayli şaşırtmıştı. Kendi içlerinde küçüklü büyüklü olmalarına rağmen bir insan cüssesiyle karşılaştırıldığında her halükarda küçük olduklarından diğer canavarlara nazaran da daha tehlikeli olabileceklerini düşünmek kaçınılmazdı. Gözden kaçmaları da cabası. Arı kovanına çomak sokmakla eş değerdi yaptıkları esasen. Üzerlerine doğru uçmakta olan cızkıpırları durdurmalıydılar bir an önce. Iris, Alfred'in emin ellerde olduğunu biliyordu. Tıpkı seslendirdiği gibi çapası onun için her zaman yanı başında olacaktı. Söylemesine dahi gerek olmadan, keza kendisi de dahil olmak üzere; diğerleri de. Hepsi bir diğeri için. Hayatlarının geleceğe dair en umut veren ve en güzel parçasıydı dostlukları. Hiçbir zaman bu bağlamda haza olmayacaklardı.

Diğer taraftan, bazen en muhteşem fikirler ise en basit olanlarıydı. Detaylı ve kesin sonuç alabilecekleri bir şey düşünmek için vakitleri epey kısıtlıydı. Bunun bilinciyle birlikte kendilerine doğru gelmekte olan cızkıpır ordusuna -en azından görüş açısına girmiş olanlara- doğru asasını yöneltti Iris. Rose her ihtimale karşı William'a yardım etmek için beklerken, Peter'ın da arkasından destek vereceğinden emindi. Iris'in büyüsü yeterli olsun veya olmasın kimsenin zarar görmemesi için elinden geleni o da yapardı, aralarında karşılaştıkları herhangi bir durumda sonuçları olumlu biçimde güvence altına almak denildiğinde sıralamada birinciliği Iris ile el değiştirirlerdi çoğunlukla. Peter'ın asasına yeltendiğini gördü Iris, beklediği gibi. O da hamle yapacaktı.

Adeta zamanla yarışırcasına büyülü sözleri söylemeden önce aradan kaçanlar olmamasını umut ederek asasını düz ve orta yumuşaklıkta dik bir şekilde salladı: "Immobulus!".Peter'dan işitilen büyü ise yaklaşan gruptan bir noktada daha ayrıksı şekilde uçmakta olan büyük bir iki cızkıpıra doğru "Petrificus Totalus" olmuştu asasının konumlandırılışından anlaşıldığı üzere.[/justify]

Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 7, total 7

4
İksir Dersliği / Ynt: Andre-Iris | İksir
« : 28 Mart, 2022 21:14:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Iris başını can sıkıcı fasulyelerden kaldırıp partnerinin kafasını karıştıran ilk sorusunu cevapladı:”Nane konusu biraz karışık. Kimileri kullanıyor kimileri de kullanmıyor. Okuduğum eski bir kitapta nanenin hatta nane sapının iksirin yan etkilerini engellediği yazıyordu. Yine de çok bilinen bir bilgi değil. Koyacaksak….” derken rengi değişmeye başlayan kazana baktı bir ara. Kıvamı güzel gözüküyordu. Başlangıç için daha iyisini umamazdı kuzgun. “Rengi oturduğunda eklemeliyiz naneyi. Ne dersin? Deneyelim mi? Riskli olabileceğinin farkındayım ama bence bir sakıncası yok.” Alışılmışın dışına çıkmayı tercih ederdi. İksir sonuçta. Her an her şey değişebilir, gelişime açık bir alandı. Bir diğerinin peşinden gelen soruyla bıçağı kestiği tahtanın üzerine bırakarak içlerinden ölçülü şekilde ezdiklerini ayıklarken konuşmaya devam etti. “Doğru anımsıyorsun. O sebeple çok fazla ezmedim. İksir içinde hafıza sıvırlama özelliğini yitirmesi gerektiğinden ötürü endişe etmemiz gereken bir şey yok.” Ayırdıklarını kazadan doğrudan atmadan önce arkadaşının söylediklerine yanıtını beklemişti. Neyse ki André de Iris’le gidişat için aynı yolu kabul etmişti, ve bu da muhtemelen kitap bilgisi olduğunu ekleyince çocuğun kafasındaki endişeleri ekarte etmiş olmalıydı.

“Ş-şey, özür dilerim…. Tabii, öyle yapalım o zaman.” Yalnız bir şeyler saklama konusunda başarılı olduğunu söylenemeyen kumral saçlı oğlan dağınık saçlarını utangaçlıkla kaşımış, mahcup ama rahatlamış bir şekilde gülümsemişti. Iris de tebessüm ederek “Hayır hayır, sonuçta birlikte yapıyoruz bu iksiri. Dert etme.” diyebilmişti. Aslında sorgulanmak bir nebze hoşuna gitmişti. Bu konu üzerine birkaç şey daha söyleyebilirdi arkadaşına. Düşündüğü kadar kötü olmadığını sergileyen bir bilgi birikimi sunmuştu sonuçta Iris’e ama fazla vakitlerinin kalmadığını düşünerek iksir üzerine yoğunlaşmalıydılar.

“Evet, ilk aşama tamamdır. Naneyi ekleyebiliriz.”İksir yapımında en hoşlanmadığı şeydi: beklemek. Bir an önce sonucu görmek için sabırsızlanıyordu lakin iksirin emek istediğini biliyordu. O yüzden malzemelerle ilgilenmeye dönmek en makul seçenekti. Arada sırada meraklı şekilde minik minik fokurdayan kazanı kontrol etmeden geçmiyordu elbette. Partneri naneyi ekledikten sonra kısık ateşte bile hızlıca köpürmeye başlamıştı sıvı. Beklerken André ile fasulye sayılarının tariflere göre neden değiştiği hakkında biraz kafa patlatmışlardı da. Mantıklı bir sonuç bulamayınca en bilindik yöntemden şaşmak istemeyerek iksir sarı rengini alınca yedi adet fasulye eklemişti Iris.

“Sonuna geliyor gibiyiz. Kahverengi olunca Pelinotu’nu da ekleyip altı kere saat yönünün tersine çevirdik mi tamamdır.” diyordu. Arada sırada kazanı karıştırmak için yer değiştiriyorlardı ama çok da karıştırmamaya özen gösterip gerekli yerde önemli dokunuşu yapmaya özen gösteriyordu ikili. Renk değişimine göre sırası geldiğine inandığı malzemeleri eklemeye başladılar. Sırada kararlaştırılması gereken tek bir şey kalıyordu: sıkıntısız bir şekilde bitirmeyi başarabilirlerse kim deneyecekti iksiri? Han Hanedanı’nın hüküm sürdüğü zamanlardan çıktığı bilgisini Peter’dan öğrendiği bir oyunu André’nin de bildiğini varsayarak, hiç değilse mutlaka denk geldiğini düşünerek, sordu heyecanla:“Taş-kağıt-makas? Kimin içeceğini belirlemeyi şansa bırakalım mı?” Iris, porsuğun bilmeme ihtimalini de gözeterek daha çok mugglelar tarafından oynanan oyunu ve kurallarını açıklamaya girişmek için hazır bir tavırla bekliyordu ancak André’nin bilebileceğine dair de yüksek bir oran veriyordu kendi içinde.

Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 2, total 2
[/justify]

5
Kara Göl / Ynt: Planlar Peşinde, İstikbal Göklerde
« : 26 Mart, 2022 19:52:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Iris, sevgilisinin doğrusunu bildiği şeyleri inkar edişini izlerken eğleniyordu. Notu bilmiyor olabilirdi pek tabii söylediği üzerine. Yine de William’ın Alfred ile birlikte peşinde coşkuyla koşturacağı bir şeyin ortada olduğu çok açıktı. Iris’in yüzünde ayyuka çıkan gülümsemesi Alfred’in role girmesiyle kahkahaya yerini çoktan bırakmıştı. Ellerini iki yana açıp ne yapacağını bilemez bir tavrı benimseyip cevap vermektense alışmışlığını sergiliyordu Alfred konuşurken. Bir ara Rose’a dönüp “Tabi tabi…”  demiş olsa da seyir zevkinden kendini mahrum bırakmayacaktı. Saadete gelmesini hevesle beklerken Alfred’in hareketiyle keskin mavi gözlerini gökyüzüne dikti. Merakına yenik düşmeden biraz daha bekleyebilirdi. Lakin, gökyüzünü fethetmek dediğinde arşa çıkan ilgisiyle kendini şimdiden hazır hissetmeye başlamış, odaklı bir şekilde izliyordu arkadaşını. Ne ile karşılacakları belki de bu noktada bir tutam önemini kaybetmişti Iris için.

En başında Alfie’nin abarttığı kadar aykırı bir şey çıkacağından emindi ancak en sonunda ise cızkıpırlar gerçekten sürpriz olmuştu. Cızkıpırları eğitmek mi? Sorguladığını belli edecek şekilde kalkan kaşını gören Alfred: “Direnmeye kalkışma sevgili dostum!” demişti. Rose ise parlak gözlerle bakıyordu Iris’e.

Kollarını göğsünde birleştirdiği sırada asası hala avcunun içindeydi. Iris düşünceli görünüşünün altında iki dünyayı birleştirmiyordu haliyle, tehlikeleri gözden geçirmesinin ardından kararını vermişti. Şuanki duruma eşlik etmezse olur mu hiç? Kollarını çözerek asasını hafifçe gökyüzüne savurdu. “O halde önden alalım seni Alfred. Yolu göster bize!" derken sesinde bariz bir kıvanç vardı. Belirsiz bir omuz silkmeyle devam etti yürümeye başlamadan önce. “Sonuçta Peter’ın da desteğe ihtiyacı var, değil mi, Pete?” derken Alfred iyice motive olmuş bir tavırla “İşte! Takım ruhu dediğin böyle olur!” diyerek rehberlik etmeye koyulmuştu zamanı harcamadan.

Iris, William’ın şaşkınlığını gizlemeyen bakışlarıyla karşılaştığında muzip bir gülümsemeyle yanıt vermişti ona. Rose, Peter’ın yanında yerini almış kendi aralarında konuşmaya dalmışlarken çok uzak olmasa gerek yaklaştıklarında Alfred arada sırada durup emin olmaya çalışıyordu. “Hazırlıklı geldiğinizi varsayıyorum.” dediğinde Iris ağaç dallarının arasında safir renginde sevimli(!) yaratıkları görmeye çabalıyordu. Renklerinden dolayı kolay olsa gerek. Geldikleri alanda ağaç dallarının sıklaşmasıyla görüş açıları netliğini kaybetmiş gibi olsa da “Savunma benimdir. Sokulmadığınızdan emin olmak istiyorum.” Dudaklarından kelimeleri döküldükten sonra usulca ama bir yandan da ciddiyetle William’a baktı, doğrudan hamle yapmaması için. Hepsi için dikkatli olacaktı ama William söz konusu olduğunda normalde olduğundan daha özenle davranıyordu.

“Evet! Sevgili Cızkıpırlar’ımızın bir kısmı hala burada! Kaderin mutlaka bir parmağı olmalı bu işte. Emin oldum artık. Eğitmemiz için orada bizi bekliyorlar adeta! Görmüyor m-”

Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 7, total 7
[/justify]

6
İksir Dersliği / Ynt: Andre-Iris | İksir
« : 25 Mart, 2022 02:17:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Iris,André’nin teşekkürüne karşılık gülümsemesiyle yanıt verdi. Teşekkür edilecek bir şey yoktu ortada, birbirlerine yardım edeceklerdi, ama, nasıl kendini rahat hissediyorsa ona uyum sağlayacaktı. Hufflepuff’ı, William'la sırtlayan arkadaşı ile birlikte malzeme deposuna varınca raflarda gözlerini gezdirdi hızlıca. Burada bulunmak her zaman Iris’i cezbederdi. Bir sürü bileşen… Doğru eşleştikleri zaman birçok olasılık yaratıyordu. İksirlerin büyüsüne kapılmamak neredeyse imkansızdı. Hayat kurtarıcı olabilirlerdi, her şeyden önemlisi. İksir, kazan karıştırmaktan çok daha fazlasıydı. Belki bir gün kendi iksir çalışmasını yapardı, üzerine düşündüğü zamanlar oluyordu. Tabii, William’ın yardımını almaması da söz konusu olamazdı. Ayrıyeten, sınırsız bir malzeme kaynağı olmalıydı. Bunu düşünecek uzun uzun zamanı olacaktı, şimdilik sınavın üstesinden gelmeliydiler.

Düşüncelerinin ardından, bilgi alışverişi yapmak için bildiği malzemeleri sayacağı sırada arkadaşının önce davranıp söze girişiyle hatırladıklarını eşleştirmeye başlamıştı. Bir anlık gafletle kediotuna da başını sallamıştı. Saniyesinde farkına vararak bu sefer de başını bir diğer tarafa salladı dudaklarından sözleri dökülmeden önce: “Kediotunun olmaması lazım.”

Görsel hafızasından faydalanıyordu çoğunlukla Iris. Kesin bir karara varmadan önce yeniden gözden geçirmenin hiçbir zararını göremiyordu. Belli belirsiz bir düşünme sekansından sonra daha emin gözüküyordu kendisinden. Evet, kesinlikle yoktu. “Onun dışında, büzümüşincir ve pelinotuyla birlikte bir filiz nane alırsan, ben de diğerlerini alırım ve başlarız. Kirpi tüyü ve Sopophorous fasulyesi… Tüm ihtiyacımız bu.” Konuşması esnasında gözüne ilişen ve kullanmaktan pek hoşlanmadığı fasulye kavanozuna doğru ilerledi. Malzemelerin yerlerini bu düzenekte hatırlamıyordu. Profesör Solaris’in sınav öncesi yer değişimi yapmış olabileceğinden dolayı diğer kavanozun daha uzakta olacağını da ihtimaller arasına katarak raflar arasında bir detaylı bakım ile son ihtiyacını da bulmuştu.

Partner seçme karmaşasından sonra sessizliğe bürünmüş dersliğe geri döndüklerinde henüz kimse başlamamıştı yapıma. Malzemeleri kendilerine ayrılan bölmeye koyduklarında ocağın altını açmadan önce iksir yapımı için ayrılmış olan berrak suyu kazana boşalttı André. Iris de kalaylı kazanın altını kısık ateşe ayarlamıştı yakar yakmaz. Kavanozların kapaklarını açıp “Önce büzümüşincirleri atalım. Kirpi tüyünü de ardından eklememiz lazım. Saat yönünün tersine rengi maviye dönene kadar da karıştırmalıyız, dört kere.” dedi koyu mora çalan incirlerle tıkıştırılmış kavanozu uzatırken, ve sormadan geçmedi: ”Eklemek istediğin ya da farklı bir yapılışı olduğunu düşündüğün bir şey var mı?” diyerek gümüş sivri bıçağı kavradı fasulyelerin bazılarının suyunu akıtmak için doğrudan kazana atmak yerine. İnatçı fasulyeleri bilemenin, kesmenin ve azar azar da sulandırmanın iksirin kıvamının daha yerinde olacağının kanısındaydı.

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 8, total 8[/justify]

7
Kara Göl / Ynt: Planlar Peşinde, İstikbal Göklerde
« : 21 Mart, 2022 22:49:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]“Bugün Hufflepuff ortak salonunda Eleanor koşturarak yanıma gelip saçlarımın bir değişikliğe ihtiyacı olduğunu söyledi. Çok düzlermiş. Sence böyle bir şeye gerek var mı, Iris? Aklıma takıldı.” Gömüldüğü tılsım notlarından başını kaldırdı Iris, Rose’un söylemiyle. Eleanor arada sırada gelip Iris’e de yorumlarda bulunuyordu ama pek ciddiye aldığı söylenemezdi. Sık sık bu tarz hareketlerini gördüğü için gerçek bir tavsiye niteliğini kaybetmiş artık. Niçin bütün kızlara gidip muhtelif yorumlarda bulunduğunun herhangi bir sebebini ya da mantığını bulamasa da sorgulamayı bırakalı çok olmuştu, zira kafasını yorabileceği daha önemli şeyler vardı. Ayrıca, Rose’un duru bir güzelliği vardı. Kafasının bulandırılmasını istemezdi.“Geçtiğin yerlerde kurumuş çiçekler boy gösterip canlanıyor ve başını gün ışığına çeviriyor Rose. Başka bir şey yapmasan da olur.” dedi uysal bir ses tonuyla yüzünde yaz günü kadar sıcak bir gülümsemeyle. Rose’un yavaşça çatılmış olan kaşları geri gevşediğini gördüğünde sırtını o rahatlıkla duvara dayadı. Bahçede bir süredir dönemin başından beri tuttukları notları derleme ile uğraşıyorlardı. Zamanın nasıl hızlı geçtiğini sabahtan beri unutmuş, son parşömen parçasına geçmişlerdi ve haliyle zihnen yorulmuşlardı. “Biçim Değiştirme’ye yarın mı baksak?” diye ortaya önerisini attı Iris. “Bunu sen mi söylüyorsun?” dedi karşılık olarak Rose anında. “Kulağa o kadar inanılmaz geliyor olamaz, değil mi?” Gülüyordu. Tekrar düşündüğünde Iris de şimdi inanamamıştı. Yoksa devam mı etmeliydiler? Yanı başında duran parşömenlere bakışlarını çevirip parmaklarını notları karıştırmak için kullanırken Iris’in tekrardan çalışmaya yöneleceğini düşünen Rose atılmıştı söze yeniden. “Kurcalamaya devam etme sakın. Biçim Değiştirme’ye geçersek rahat iki saat daha buradayız. Hadi ama… Bir kere söyledin artık. Ölmeyiz ya! Yarın da bizim.” Doğru yerde doğru kişiden gelen bastırma ile Iris elini bir suçlu gibi havaya kaldırıp yüzünde muzip bir gülme ile “Sözüm söz.” diyerek anlaşmaya vardı. Ardından, “O zaman önce elimizdekilerden kurtulalım. Sonra da gidip bizimkileri buluruz.” dediğinde ikisini de aynı anda toparlanmaya başlamıştılar çoktan. Kalan son sayfa tılsım notunu da özenli bir şekilde yarın ilk bakılacak parça olarak en üste koyup ayaklandı. O sırada Rose hala bir şeyler arıyor gibiydi. “Neye bakıyorsun? Yanlışlıkla ben almış olabilir miyim?” diye sorar sormaz elindekilerle ilgilenmeye geri dönmüştü ki parmak ucuyla parşömenler arası geçiş yapacakken ayırdığı sayfanın hemen arkasında en başa iliştirilmiş kendisine ait olmayan bir yazı dikkatini çekti. Daha önce gözünden kaçan ama oldukça küçük halde yazılmış olan notu okumaya yöneldi hemen. “Lanetler ile ilgili bir kısmı kaybettim sandım. Sorun yokmuş, gidebiliriz artık. Bizimkileri bulmak için yarım saat içinde burada buluşalım.”

“William elimde. Onu tekrar canlı görmek istiyorsan yarın öğle vakti orman ile gölün batısındaki açıklığa gel.”

Iris’in dudakları düz bir çizgi halini alırken, Rose merakla gözlerini dikmişti kendisine. Nereden çıkmıştı bu not? Ne demek William elinde? Kimin elinde? Şakaysa hiç komik değil. Saniyelik bir düşünme payının ardından gülerek “Ya da onlar bizi bulur.” dedi bırakılan notu gösterirken. Rose’a notu göstermeden önce"Bir kontrol etsene notları. Arka taraflarına bak özellikle. Farklı bir şey var mı?” demişti. Rose daha da meraklı bir şekilde bir çırpıda parşömenleri karıştırmaya koyulduğunda Iris cebine yerleştirdiği asasına davrandı hemen. Ne şekilde lazım olacağını bilmese de notun sahibinin nasıl bir maceraya sürükleyeceği meçhuldü. Hazırlıklı olmanın faydasını görebilirdi. O an içerisinde, Rose onca parşömen arasından çekip çıkarttığı bir tanesini Iris’e uzattı. 

“Peter elimde. Onu tekrar canlı görmek istiyorsan yarın öğle vakti orman ile gölün batısındaki açıklığa gel.”

Iris, okuduktan sonra öznesi değiştirilmiş olan kendi notunu paylaştı. Rose ne yapacaklarını sordu. Gideceklerdi elbette. Yalnızca geç fark etmiş olmalarından ötürü bahsedilen yere anca yetişebileceklerini göz önünde bulundurarak önlerinden geçen birinci sınıf bir kuzgunu durdurdu. Rose’un elindekileri de alıp çocuğa ortak salona bırakması için ricada bulundu. Akşam yemeğinde havuçlu kek dilimini de vereceğini ekleyince çocuk parşömenleri kaptığı gibi kulelere doğru yola çıkmıştı. “Gidiyoruz o halde. Kim ki bu?” diye yönelttiği soruya “Çok yakından tanıdığın biri.” olarak cevapladı. Sırıtmaktan yanaklarında bir ağrı şimdiden oluşmaya başlamıştı. Orman ile gölün batısındaki açıklığa doğru büyük adımlarla ilerlemeye koyuldular vakit kaybetmeden.

O kadar hızlı yürümüşlerdi ki koşmuş gibiydiler neredeyse. Soluk soluğa Rose ağaca dayandığında önlerine bakmadan “Gelmedik mi daha? Soracağım ona bizim ayağımızı bir pabuca sokmanın hesabını.” diyerek söyleniyordu. Iris de yorulmamasına rağmen birlikte beklemek için es verdi.“Çok az kaldı. Şu tümseğin aşağısına kalıyor olması lazım.” Hesaplarında yanılmış olamazdı ki kulaklarına dolan uğultular bunu destekler nitelikteydiler. Görüş açısını önüne düşen saç tellerinden kurtarınca yeniden kıpırdandılar.

Birkaç adımda soluğu olmaları gereken yerde aldılar. Aralığa yaklaşıp tümseğin aşağısına doğru yönelince karşılarında beliren silüetler her adımda daha da belirgin oluyorlardı. Can ciğer olarak gördüğü arkadaşlarının yanı sıra William’ın gölgesini bile ayırt edebilirdi ne kadar uzaklıkta olursa olsun. Eğer yazı biçimini tanımasaydı endişelenebilirdi ama büyük bir rahatlıkla gelmişti verilen konuma Iris. Tek endişesi bundan sonra çıkacakları maceraydı. Seslerinin işitilebileceği noktaya vardıklarında dudaklarını araladı. “Bu sefer ne ile karşı karşıyayız Alfred? Geçen sefer Hogsmeade civarında uzaktan gördüğün patisi üzerine dikilmiş Samoyed’i bir gizilgen sanıp inatla fark edildiği için görünmez olup bizden saklandığını iddia edip bütün bir köyü dolaştırmandan sonra sırada ne olabileceğini düşünsem de hayal gücüm söz konusu sen olunca uçsuz bucaklığında kayboluyor.” dedi. “Üstelik Peter anavatanlarının Uzakdoğu olduğunu yüzlerce kez söylemiş olmasına rağmen. Unutmadınız, değil mi?” Peter gülerek karşılık verdi.“Nasıl unutabiliriz ki? Ben hala gözlerini kontrol ettirmesi gerektiğini düşünüyorum. Kısa süreli seyahate gelen sahibi bile şaşırmıştı Alfred’e. Hiç bana bakmayın kızlar… Tehlike ihtimaline karşılık geldim ben de.” Iris adımlarını William’ın yanında soluklandırdı. “Hala tek parça olduğun için seviniyorum sevgilim. Dostumuz Alfred, seni ve Peter’i görmek istiyorsak buraya gelmemizi söylemiş bıraktığı tehditkâr notlarda.”Gülüşünün arasında yanağına bir öpücük bırakırken duraksayıp “Bir dakika. Senin de parmağın yok değil mi bu notlarda? Yoksa sadece maceranın başını çekenlerden misin?” derken alacağı cevap için merakı giderek büyüyordu. Kim bilir akıllarında ne kadar uçuk kaçık şeyler vardı bu üçlünün? Birazdan öğrenme şerefine nail olacaktı. [/justify]


8
İksir Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi İksir Dersi
« : 19 Mart, 2022 22:42:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Iris, ekseriyetle yapmaktan zevk aldığı tarzda tekrar okulun bir köşesinde kitaplarından birine gömülmüştü. Elinde tuttuğu kitap şu son haftalarda gittiği her yere onunla birlikte geliyordu. Altıncı sınıf tahmin edemeyeceği şekilde karanlık başlamış, yaşanan son olaylar neticesinde gölgelere bir tutam ışık huzmesi serpilmiş olsa da Hogwarts mensuplarının ve genel büyücedünya toplumunun evrildiği nokta kafa karıştırıcıydı. Iris mezuniyet yaklaştığından mıdır bilinmez, duyarlı yapısının katkısına ek olarak; birçok disiplini içeren sorgulamalar yapıyor ve öğrenciler arasında yayılan politik söylemleri tartıyor, söylenen her şeyi ölçüyordu. Aklında dönüp dolaşan fikirlerini William ile paylaşıyor ve sık sık onun da düşüncelerini öğreniyordu. Ara ara Aziz Michael Kilisesi’ni anımsıyordu. Zira unutulacak gibi değildi. Her hatırladığında bir anlığına suratını düşürüyordu. İlginçtir ki orada hiç ürpermemişti. Hayır, tehlikede olmanın zevkli bir yanı yoktu, net bir şekilde ifade edebilirdi bunu. Sadece sevdiği kişiler söz konusu olduğunda yardım edebiliyor olmanın verdiği bir mutluluktu. Değer verdikleri ile kısıtlamaktan ziyade kim olsa aynı şeyi yapardı Iris. Yine hiç düşünmezdi. Her ruhun önemini, kişilerin bıraktığı izleri önemserdi. Herkesin kitapta bir sayfası olmalıydı. Kendini ifade edecek kadar. Mutluluklarını ve acılarını paylaşabilecek kadar. Yaşam kutsaldı. Yaşamayı güzel yapan detaylardan biri de insanlardı. Düşünceleri doğrultusunda yerinde bir endişe taşıyordu aslında Iris. Daha çok öğrenmeli, daha çok bilmeli, daha çok yardımı dokunmalıydı ihtiyacı olana. Tekrardan zamanını elverişli kullanabilmeye başladığında Büyükbabasının ilgi çekeceğini düşündüğü için verdiği o Karanlık Sanatlara Karşı Savunma kitabı. İşte tam da bu sebeple savunma konusunda daha çok geliştirmeye adamıştı kendisini. Kitap, belirli bir düzeni takip etmiyordu esasen; daha çok birbirinden başarılı büyücülerin derlenmiş notlarından oluşuyordu. Kitabı ilgi çekici kılan özelliği kesinlikle bu idi Iris için. Deneyimlerden payına düşeni almalıydı. Her yeni bir şey öğrenişinde göz bebekleri büyüyor, ruhu bir doyum noktasına ulaşıyordu.  Dahası, içinde bulundukları dönemde Profesör Moore ile konuşup stajyeri olmayı planlıyordu, tabi kabul alırsa. Şansını denemenin bir zararı olmazdı. En yakın zamanda odasının kapısını tıklatacaktı. Henüz fırsat bulamamıştı.

Son bir sayfa daha derken saat kulesinden yayılan çınlamayla Iris’in kalkmayı planladığı vakit çoktan gelmiş geçiyordu bile. Yanındaki boşluğa koyduğu iksir kitabını da alıp iki kitabı da göğsünde kenetledi kollarıyla yürümeye başlamadan önce. Alfred, Peter ve William dersten önce sihirbaz satrancıyla ilgili iddianın büyük olduğu hararetli bir konuşmanın ardından soluğu tekrardan ana salonda almışlardı. Kazananın kim olacağı konusunda kuvvetli bir tahmini olsa da çoğu şeye yetişmekte özellikle de şu sıralar problem yaşadığı için planına sadık kalmaktan yana kullanmıştı tercihini. Rövanşı beklemek şimdi daha heyecan verici olacaktı hem. O da bir arkadaşının ödevine yardım edeceğini söylemişti. Yaklaştığında etrafına bakındı bir süre ama ne sevgilisini ne de grubun geri kalanını görebilmişti. Yine eğlencenin büyüsüne kapılmışlardı, değil mi? Nasılsa yetişirlerdi. Suçlamıyordu onları Iris. Aksine canı geç kalıp her şeyin daha normal olduğu zamanlardaki gibi onlarla birlikte doyasıya gülmekti. Iris’in koşullar ne olursa olsun yüzünden tebessümü eksik olmazdı. Dolu dolu kahkaha atmaları kaçırmaz; ufak şeylerden mutlu olmayı çok iyi bilirdi, hele de beşli haldeyken gülmemek gibi bir olanak yoktu ortada. Ancak, Profesör Moore’un stajyeri olmak istiyorsa hiçbir şekilde yetersiz görülmemeliydi her ihtimale karşı. Sorumlu bir öğrenci olarak her ders için bilgi birikimini hima etmeliydi. Gösterdiği azmin mutlak amacı belliydi: koruma içgüdüsü.
 
Dersliğe adımı atamadan kapıda oluşan tıkanıklıkla birlikte Iris de duraksayarak elindekileri bırakmaya koyuldu. Herkes tepiş tepiş elindekileri fırlatırken Iris diğerlerine nazaran daha özenli bir şekilde iki kitabını da ücra bir köşeye yerleştirdi. İkisinin de ilk sayfasında adı yazılıydı ama pervasızca ders bitiminde genellikle olduğu gibi herkesin eline ilk geleni alacağını biliyordu. O sırada, ne yazık ki dersliğin her bir köşesinde kol gezen kaos uğultular eşliğinde kendini gösteriyordu. İster istemez kulak misafiri oldu tantananın içinde söylenenlere. Hiziplerden herkes kadar haberdardı elbette. Ashworthlar daha çok siyasal kayıtsızlığı ile bilinirlerdi, ama, her hiziple bir yakınlıkları da yok değildi. Hiziplerin siyaset ve politika konusunda ne denli işlevli olduğunu yazın büyükbabası ile olan derin sohbetlerinde uzun uzadıya işlemişlerdi. Her şey siyasaldır Iris, derdi ona sürekli. Ve siyasal olan her şeyden kaçmaya çalışırdı yaşlı adam. Fikirleri ve uygulamaları tartışılabilirdi ama Iris hiçbir zaman siyasete yakın hissetmemişti kendini.

Öte yandan da Bakanlık politikalarına sonu gelmeyen bir eleştiri yükseliyordu sınıftan. Derse girecek ayak tartışmak ne kadar doğruydu ki? Daralmışlık ile elini yüzüne kapattı kısa süreliğine Iris. Bazıları rasyonellikten oldukça uzak tavırlar sergiliyordu ya da medeniyetten haberdar değillerdi. Hoş, yaşadıkları dönemin birden fazla tartışılabilecek can sıkıcı tarafları vardı ama böylesine derin bir konuya girmenin ne yeri ne de zamanıydı. Andre’nin de isyana katılışıyla ateşlenen ortam yeterince Iris’i rahatsız edince çocukluğundan beri tanıdığı arkadaşına destek olmak istedi. Yanına doğru ilerlerken binadaşının kendi grubuna söylediği çirkin lafını da işittiğinde dayanamayıp es verdi. Kızla göz göze geldiğinde içten olmayan gülümsemesine karşılık vermeye tenezzül etmedi. Ah! Merhaba Iris! Bu tarafa gelmek ister misin? Birbirimize yardımcı oluruz.” Davranışının çirkinliğinden sonra mı? Asla. Bu sefer yok saymayacaktı denk geldiği hareketlerinin. Başını biraz daha ona doğru uzatarak yalnızca kızın duyabileceği tonda söze girdi. “Teşekkür ederim ama hayır. Eminim kendin gibi bir zorba bulabilirsin eş olarak.” Ayrımcı olduğu kadar aynı sınıfı paylaştığı arkadaşına karşı saygısızdı da. Emily gibi bencilliğin timsali karakterler insan denilen varlığın ne kadar sosyal olduğunu unutuyorlardı. O sebeple, yerinde bir tepki verdiğine inanıyordu Iris üzgün hissetmesine rağmen. André’yi tanırdı. Hufflepufflı çocuğun kilisede tutulduğundan beri küçük çapta değiştiğini düşünüyordu. Daha çok, Japonların Fuşodin’i gibi yüzüne ölçülü bir maske takarak yaşadığı acıları sindirmek için üstünü örtme çabası sarf ettiğini sezinliyordu. Ufak tefek gözlemlerde söz konusuydu pek ala. Yazları büyükbabasının düzenlediği filantropi organizasyonlarına onu da çağırırdı sıklıkla. Bazılarına katılmışlığı vardı. Her zaman kendi halinde sakin mizaçla gördüğü çocuk şimdi yumruklarını sıkacak kadar sinirleniyordu. Üstesinden gelemediği duygular belki de öfkeye dönüşüyor, dışa vuramadığı zaman ise içe patlamaya mahkûm hale geliyor olabilirdi. Hızlıca yanına doğru geçip omzuna desteğini belli edercesine dokundu."O kızın dediklerini boş ver, canını sıkmana değmez." Şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Rahatsız edici olmayacak şekilde bakışlarını hemen yüzünde gezdirdi. Tiki olmadığını biliyordu ve gözü seğiriyordu. Stres kaynaklı olmalıydı. ."Nasıl hissediyorsun, iyi misin?" diye sorma ihtiyacı hissetti Iris. Ses tonu sıcak ve anlayışlı çıkıyordu. Söylemine hemen dönüt alamayınca içten içe bir endişelense de travmasını anladığından ötürü daha fazla zorlayamayacaktı arkadaşını, sadece yanında olacaktı.  Profesör’ün de gelmesiyle bölünmüş sayılırlardı. Sınavla başlamak gayet güzel olacaktı. Iris şimdiden hazır hissediyordu. William’ın notlarını da geçirdiği için kolay kolay içeriği de unutmuyordu üstelik. Sahi daha gelmemiş miydi onlar? Yetişmeye çalışıyorlardır muhtemelen, diye düşündü. Peter insanüstü olmayan bir seziyle sınav olduğunu hisseder ve koşturarak getirirdi hepsini.

Sırayla malzemeleri kafasında tartmaya başlamıştı ki an içerisinde Profesör Solaris de eşleşmeleri söylemelerini istemişti. Hiç düşünmeden André’ye sordu Iris de. William kazan karıştırma konusunda yeterince antrenmanlıyken bir değişiklik fena olmazdı. Maalesef ki, André başta kabul edecek gibi söze girişse de iyi niyetli bir şekilde sınav olduğundan mütevellit geri adım atmıştı. İksir dersinde Tılsım kadar başarılı olmadığını biliyordu ama hiçbir zaman onu başarısız olarak da nitelendirmemişti. Başarılı olmayı, gerçek anlamda toplumda kabul görmüş başarılı olma unsurları ile bir tutmuyordu Iris.“I-ıh olmaz. Güçlerimizi birleştirme vakti, hadi. İçeriği ve yapılışını hatırlıyorum ama... Öfori için kazanımı kaynatmayalı uzun zaman oldu. O yüzden birlikte halledelim. Ayrıca, sınav dahi olsa beceremezsek ne olur ki? En fazla ya kazanımız patlar ya da kıvamı tutturamayıp iksirin yan etkisinden payımıza düşeni alarak çığıra çığıra şarkı söyleriz.” diyerek Profesör Solaris’e döndü. Emrivaki gibi algılamamasını umuyordu André’nin. “Ashworth ve Harris.” dedi hevesli bir tonda. Not önemli değildi Iris için. Öğrenmek ve pratik yapmak için buradaydılar. Birbirlerinden çok şey öğrenebilirlerdi. [/justify]

9
Tılsım Dersliği / Ynt: Tılsım Dersi
« : 16 Mart, 2022 22:38:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Zihin ya da bilinç.... İdrak etme kuvvetiyle oynamak. Oldukça riskli ve heyecan veriydi Iris'e göre. Bu tılsımı kullanabileceği birçok yer bulabilirdi lakin birtakım çekinceleri olmasından mütevellit nedense ilk deneyişte yapamayacağını düşünüyordu. Kaldı ki Profesör Yamashita üzerinde deneyecek olmak omuzlarında bir tık yük sayılırdı. Ayrıyeten, bireysel çalışmalarında derse konu olan tılsımı deneme şansı bulamamıştı maalesef. Eğer ki başaramazsa yapana kadar ve yaptıktan sonra da sindirene kadar denerdi. Profesörün belirttiği şekilde sıraya girerken hemen arkasında olan William'a başını çevirerek konuşmaya başladı. "Daha sonra birlikte çalışır mıyız? İksir dersine de bakmış oluruz." William ile ders çalışmanın muazzam bir güzelliği vardı hep. Halihazırda her dersi sevmesine rağmen birlikte çalıştıkları zaman sanki her şey daha da kolaylaşıyordu. William, dediğini kabul ederken aynı zamanda şu anda da yapabileceğini belirterek Iris'e motivasyon sağlamayı eksik etmemişti. Dudaklarının kenarları yavaşça kıvrılarak tatlı bir gülümsemeye doğru dönüşmüştü yüzünde. Teşekkür etti ona bu şekilde. İhtiyaç duyduğu şey buydu. Anlaşmak için kelimelere ihtiyaçları yoktu. Şimdi, yapabileceğine olan inancı yükselmişti.

Sırasını beklerken arada kafasını boşluktan uzatıp bakıyordu. Henüz yapabilen çıkmamıştı. Düşündüğü gibi zor bir tılsımdı. Belki de büyüyü yapacak olan kişinin kafasının belirli bir rahatlık seviyesinde olması gerekliydi. Daha araştırması ve öğrenmesi gereken çok şey vardı. Öğrenmek ömür boyuydu zaten. Önünde hala iki öğrenci varken asasını büyülü sözleri söylemeden önce üç dört kez Profesör Yamashita'nın söylediği biçemde salladı. Gayet basit duruyordu. En azından asa hareketi olarak. Ve sonunda sıra kendisinindi. Sıra ona geldiğinde Profesör Yamashita'nın karşısında olmaktan mıdır nedir bilinmez son zamanlarda büyücedünyanın üzerinde dolaşan kara bulutların ağırlığını hissetmişti. Çok güçlü bir büyücü olduğunu bildiği  halde kadının yaşadıklarını düşünmekten dikkati dağınık bir şekilde dışarıya yansımayan bir tedirginlikle asasını salladı "Kon-fun-doe" derken. Nitekim ilk denemesinde asasının ucunda bir ışık huzmesi belirdi belirmesine ancak yeteri kadar kuvvetli değildi ve Profesör'ü etkilememişti. İlk başta hızla düşen omuzlarını bir çırpıda topladı. Başarısızlık olarak değerlendirmektense üstünde daha fazla vakit ayırabileceği bir tılsım olmasına sevinerek deneyim kazanma gözüyle bakacaktı olaya.

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 3, total 3

10
Tılsım Dersliği / Ynt: Tılsım Dersi
« : 16 Mart, 2022 21:52:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Iris, William ve yakın arkadaşları olan Peter ve Rose ikilisi ile birlikte bahçede vakitlice sohbet ettikten sonra Tılsım dersliğine doğru yola çıkmışlardı. Herkes bugün oldukça erkenciydi. Alfred ile ise yine ana salondan çıkarken görüşmüşlerdi ve derse biraz gecikebileceğini söylemişti. Bu hafta içinde üçüncü kez yapıyordu bunu. Iris onun eğlence namına bir şeyler karıştırdığından şüphelense de eylemi gerçekleştiren kişinin Alfie olmasından ötürü bir yandan gayriihtiyari şekilde normal geliyordu gözüne. Lakin, aklına takıldığından ötürü ilk fırsatta bir sormayı ihmal etmeyecekti. Belki başka bir şey vardı. Farklı veya tatsız bir şey çıkacağını zannetmiyordu yine de. Yalnızca sevdikleri her zaman için önemliydi Iris için. Nereden bilebilirdi ki? Her ihtimali düşünürdü genellikle. Derse yetişmesini bekleyebilirdi. Çıkışta nasılsa üşünceleri eşliğinde konuşmalardan kısa süreliğine kopmuş bir halde dersliğinden kapısından girer girmez kuzgunlardan birkaç simaya başıyla hafifçe selam verdikten sonra her zaman oturmaya alıştığı yerlerden birine geçti William’la. Ne çok ön ne de arka. Tılsım, kesinlikle Iris’in en sevdiği dersti. Belirli bir kaynaktan çalışmaktansa çeşitli kaynaklardan faydalanıyordu. Özellikle de bu konuda André’nin önerdiklerinin faydasını çok sık görüyordu. Derse katılmak için sabırsızlanıyordu ki sınıfın yeterince dolmasının hemen ardından Proföser kapıda belirdiğinde dönem başını anımsamadan edemedi. Nahoş olaylardan sonra Profesör Yamashita’nın kolay kolay toparlanmasını beklemiyordu hiç kimse elbette. Sanki vücudunda bir ağırlık, yüzünde acı yaşanmışlığın izlerini taşıyan nüanslar vardı. Her şeye rağmen onu kürsüsünde tekrar görmek çok güzeldi. Büyük bir saygı ve sevgi barındırıyordu içinde kadına karşı. Dersin kendisinden bağımsız daha çok derse katılma şevki veriyordu Iris’e. Bilgi birikiminden etkilenmemek imkansızdı sonuçta.

Sıraya dirseğini dayadı kadını dinlerken. Derse bir soru ile açılış yapmıştı. Çoğunlukla yaptığı gibi atılmak yerine sakince elini kaldırdı Iris. Öte yandan, sınıf arkadaşlarının cevaplarını dinlerken Mirina’nın hareketine anlam vermeye çalışıyordu. Tezcanlı biri olduğunu düşünmüştü onun hep. Sorgulamasını kısa tutarak yanıtlama şansı bulduğunda aklında derlediklerini söylemek için dudaklarını araladı:“Kafa karışıklığına sebebiyet veren bu tılsımı; kişi, belirli bir grup veya nesneler için kullanabiliriz. Tılsımın uygulandığı hedef eğer bir kişi ise kendisine zarar verebilecek kadar kafa karışıklığı yaratabileceğimizden dolayı dikkatlice uygulanması gereklidir Profesör. Zor anlarda kendimizi koruma amaçlı yerinde uygulayabileceğimiz bir tılsım olduğunu düşünüyorum.” Cevabını daha uzatabilecekken malum olaylardan dolayı ormanın içinden geçmektense çevresinden dolaşmayı tercih etmişti.[/justify]

11
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi
« : 20 Şubat, 2022 21:24:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Binasına puan kazandırmanın sevinciyle derse halihazırda olan ilgisi daha da artmıştı Iris’in. Görseli değiştirip konuya giriş yapıldığında kan büyüleriyle ilgili okuduğu her şeyi hafızasında tazelemeye çalıştı cadı kısa bir süre için.  Soy ve güç. Kandan gelirdi. Kanın önemini bilmeyen yoktur herhalde, diye düşündü istemsizce ve Carmilla konusuna da değinildiğinde yüzünü buruşturdu. Profesör’ün düşüncelerine bizzat katılıyordu ancak bunu dile getirmiyordu. Getirmemesi yapılacak en mantıklı hareketlerden biriydi. Zira güç her zaman tek elde tutulamazdı. Her neyse… Şimdi bunun düşünmenin sırası değildi. Sorgulayacak daha çok vaktim olacaktı. Profesör şişeleri öğrencilere doğru uzattığında biraz dalıp gittiğini fark etmişti Iris. Re’em kanı ile güçlenmek kulağa hoş gelse de kaba kuvveti gerekli olmadıkça kullanmayı nahoş bulan cadı el mahkûm içeceğinden sesini çıkartmadı. Farklı bir deneyim idi sonuçta. Peter ve Rose çoktan eşleşmişti. William ile elbette kapışmayacaklardı. Bunu yapmayı ikisi de istemezdi. William kendi binasından biriyle eşleşirken Iris de Rebecca ile eşleşti. William’a şansa ihtiyacı olmamasına rağmen iyi şanslar dileyerek boşta kalan platforma ilerledi.

Platforma çıkmadan hemen önce iksiri bir dikişte bitirmişti. Tadı… Tadı düşündüğünden daha çirkindi. Ancak damarlarında dolaşan gücü anında etkiyle hissetmeye başlamıştı. Gryffindorlu kız da hazır olduğunda “Sahne bizim. Başlayabiliriz. Umarım kazasız ve sıkıntısız bir şekilde buradan ayrılırız.” diyerek dostane tavrını gösterdi eyleme geçmeden önce. Aslında saldırıyı değil defansı tercih ederdi ama bir farklılık yapabilirdi. En baştan sertleşmeye gerek yoktu. Karşısındakinin hareketi göre anında bir plan yapabilirdi Iris. Başlamaya hazır olduklarında hızla aralarındaki iki üç adımı kapattı “Üzgünüm.” dedi ve Rebecca’yı düşürmek için sağ dizinin arkasına yandan sağlam bir tekme geçirmeye koyuldu orantılı bir güçle. Eğer düşürebilirse ikinci hamle olarak bileğini yakalayıp onu çok canını yakmadan ters çevirecek ve ardından burnuna veya karnına doğru bir hamle daha yapacaktı.[/justify]
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 7, total 7

12
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi
« : 20 Şubat, 2022 20:32:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Iris, dün gece geç saatlere kadar kütüphaneden aldığı kitaplarla ortak salonda neredeyse sabahlamıştı. Yumuşak koltukta belinde bir ağrıyla uyandığında derse geç kalabileceğini fark ederek apar topar yatakhaneye dönmüş, üstüne çeki düzen vermiş ve Profesör Moore’un dersine geçmeden önce büyük salondan kendisine bir elma kapmıştı. İki dakika soluklanmak adına oturarak elmasından birkaç ısırık aldığı esnada boşalmaya başlamış olan salonda tanıdıklara selam veriyordu başıyla veya gülen gözleriyle. Hufflepuff masasını kontrol ederken Alfie’nin gür sesiyle olduğu tarafa yöneldi. Derse bugün kendisinin gelemeyeceğini ama diğerlerinin çoktan William ile dersliğe geçtiğini söylemişti. Büyük ısırıklarla yarıladığını elmasını tabağın üzerine bırakıp ayaklandığında Alfie ile kısa bir sohbet edip bir sorunu olup olmadığını kontrol etmişti. Fazla vakti kalmadığını düşünüyor olsa da hala erkenciydi. “Öğle arasında görüşürüz o zaman.” dedi her zamanki sıcakkanlılığıyla ve hızlı adımlarla sınıfa doğru yürümeye başladı.
 
Diğer öğrencilerin ağır aksak adımlarına karşılık hala büyük adımlar atıyor sayılırdı. Profesöre çok büyük bir saygısı vardı ve geç kalınmasından hiç hoşlanmadığını biliyordu. Tam vaktinde gelmek en doğrusu olur diye düşünürdü hep Iris. Sınıfın kapısından girdiğinde uyku mahmurluğunu çoktan atmış, önündeki uzun boylu çocuk ile içgüdüsel bir şekilde mesafeyi açıp görüş açısını kısıtlamaktan kurtarmıştı kendini. Son anda gafil avlanmak yerine profesörün gönderdiği sersemletme büyüsünü hızlı bir asa çekiş ile savurmayı başarmıştı. Bilinmezliğe karşı her an tetikte olmak, korumak ve korunmak…  Her zaman sevmişti böyle şeyleri. Profesörden güzel bir tepki aldığında da gülümseyerek William’ın yanına geçti. “Günaydın. Kahvaltıyı atlamak zorunda kaldım. Kütüphaneden aldığım son kitaba kendimi fazlasıyla kaptırmışım.” dedi kısık bir ses tonuyla ders başlamadan hemen önce. Profesör kara tahtaya üç sihirli yaratığın tasvirini bize sunduğunda sorusuna karşılık iki üç öğrencinin cevaplarını dinledi bir an önce atlamak yerine. Sonra da izin alarak kendi düşüncesini emin olmamakla belirtti: “Karanlık Sanatlar yalnızca büyülerden oluşmaz. Oldukça kapsamlıdır. Misal; tahtadaki üç sihirli yaratıktan iksir yapımında da faydalanabiliriz. Özellikle de bu üç sihirli yaratığın kanlarının büyük bir değeri vardır. [/justify]

13
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
« : 28 Kasım, 2021 21:34:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify] Başarısız bir girişim sonuçlanırken Alfred’in ataklığı ile işin rengi değişmişti. William’ın da takati kalmadığından dediği gibi, gizlilik buraya kadardı. William bir an bile tereddüt etmeden en önden girmişti çocuğun yanına. Belli belirsiz bir şeyler mırıldandı çocuk. William ne durumda olduğuna baktı hemen.“İyi misin? André biziz. Arkadaşların.” dedi Alfred zihni bulanmış ve tükenmişliği çok açık bir şekilde belli olan çocuğa.”Seni burada bırakamazdık." derken ışık biraz daha yüzüne vurduğunda çocuğun kan çanağı olmuş gözleri ve yaraları daha net hale gelmişti. Türlü türlü işkence görmüş olmalıydı. Canı yanıyordu. Iris, kimsenin bu durumda olmasını istemezdi. Ona yapılanlar düpedüz canilikti. Çıkardıkları gürültüyle birleşen -muhtemelen diğer arkadaşlarının katkıda bulunduğu- karman çorman seslerle vakit onlar için işliyordu artık. Zaman, içinde bulundukları durumda ana unsurdu. William’ın, “Hadi çıkaralım onu buradan.” demesiyle Alfred ve William çocuğun iki kolunu da kavrayıp omuzlarına attılar porsuğun destek alıp kalkabilmesi adına. William bu şekilde ilerleyemeyeceklerinden uzun bir süre karanlıklarda kalmış güçsüz çocuğun kolunu alıp sırtlanırcasına hareketlendiğinde Alfred, “Bana bırakın.” demesiyle William ve Iris biraz daha önden gitmek için atıldılar. Arkalarını ve önlerini kontrol edip gidiş yollarını açacaklardı ki Mirabelle ve Michael’in onlara doğru koştuğunu gördüler.

İkisi de onlara katıldığında latince sözler yükselmeye devam ediyordu. Savunma yapmalıydılar. Sorunsuz geçen bir içeriye sızma operasyonu gerçekleştirdikleri gibi kaçabilecekler miydi? İşte orası muammaydı. Savun ve kaç. En mantıklı hamle bu olurdu. Olabildiğince hız kazanırken, Mirabelle adamotunu hatırlatmıştı. “Şimdi değil. Biraz daha dayanalım. Tamamen çıktığımız anda koridora fırlatırız.” demişti. Kendilerini etkilemeyecek bir şekilde kullanmalıydılar. Fırsatı bulduklarında Robin’e veda edeceklerdi, hiç kaçarı yoktu. Ares ve diğerlerinin yanına vardıklarında “Kiliseye doğru! Çabuk.” diye bağırdı. Geldikleri yöne doğru koştururken, Iris hala arkadan gelmekte olanlara, görüş açısı yakalayabildiğinde, “Immobulus” atmak için asasını kaldırdı.

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 1, total 1[/justify]

14
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
« : 28 Kasım, 2021 18:40:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Şansları nasıl yaver gittiyse sıkıntısız bir şekilde koridora girebilmişlerdi. İlk izlenimde koridora yerleştirilen gaz lambalarının yaydığı aydınlık oldukça seyrekti. Lambalar takip edilince koridorun uzunluğu kolayca anlaşılabiliyordu. Sessizliğin kol gezdiği bu koridorda soğuk hava her yeri kaplamıştı. Alfred ve William’ın asasının ucundan çıkmaya başlayan ışık ile biraz daha önlerini seçebiliyorlardı artık. Birkaç adım daha attılar.  Koridorun yanlarda olan demir kapılar göze çarpıyor ve iyice merak konusu olmaya başlıyordu Iris için. Alfred’in kapılardan birini açmak için yeltendiğini gördüğünde yapmaması için lafa atılmasına gerek kalmadan kapalı olduğunu gördüler. Hepsi mi kapalıydı? Ne vardı acaba içlerinde? Bakmamaları lazımdı. Bazen bilmemek veya görmezden gelmek iyi bir seçenek olabilirdi. Her bir kapının üzerinde yazan latince kelimeleri ezberine almaya çalıştı cadı. Latinceye ilgisi vardı Iris’in ancak diğer dillerle birlikte eş zamanlı olarak çalıştığından böylesine zor bir dili tamamen öğrenebilecek ve çeviri yapacak bir seviyeye gelmemişti, henüz. Etrafı incelemek için fazla vakitlerinin olmadığını biliyordu, aşina olduğu birkaç kelimeyi zihnine atarken asıl kapıya yaklaştıklarında hıçkırık sesiyle bölündüler. William kısık bir sesle herkesin aklına düşeni dile getirmişti: “Yoksa… André… O olabilir mi?”

Giderek artan hıçkırıkların sızlattığı kalpler bir anda can bulmuşlardı. Ufak bir ses dahi olsa peşine düşerlerdi. Adımları büyütüp hızı arttırdıklarında giderek o tınının arkadaşlarına ait olduğuna emin oluyorlardı. Koridorun sonuna doğru vardıklarında ise artan ses ile hangi kapıyla cebelleşmeleri gerektiğini biliyorlardı artık. En azından öyle olduğunu düşünüyorlardı. Kulağını kabarttı Iris. William, “Bulmuş olabiliriz.” der demez el çabukluğuyla “Alohomora” ile kapıyı açmaya çalışmıştı ancak nafileydi. Mutlaka bir anahtar, bir giriş yöntemi, işe yarayacak herhangi bir şey olmalıydı. Alfred,”Gürültü yapmadan nasıl gireceğiz ki içeriye?” diye söylenirken Iris’in aklına bir plan gelmişti. William ile Alfred kapının kenarlarını yoklamaya başladılar diğer taraftan. Iris ise pek umutlu olmamakla birlikte gürültü yapmayan bir şeyden yana kullanacaktı tercihini.”Bir şey denemek istiyorum. Tutar mı bilmiyorum ama…” Genç kız, saçındaki babaannesinden kalma iki tane olan üzerinde renkli taşlardan yapılma antika bir çift telli tokayı çıkardı. Bulundukları dönemde artan suç oranlarıyla birlikte büyükbabasının muggle dostlarından öğrendiği ve Iris’e şaşkınlıkla anlattığı bir şeyi denemeye kalkıştı: tokalardan ikisini de ayırarak doksan derece açık hale getirdi ve bir tanesinin tırtıklı kısmını yukarı doğru büktü. Daha sonra diğerinin düz tarafı kilit deliğinin en altına yerleştirdi, diğer tokanın da bükük ucunu yavaşça deliğe yerleştirdi ve oynatmaya başlattı. Tokanın oynattığı kilitler aracılığıyla anahtarın şeklini hayal edip yavaş yavaş kilitteki mekanizmaları oynatmaya başladı ve bir tanesi çıt sesiyle beraber açıldı. Sırayla tüm hepsini denemeye devam edecek ve eğer başarabilirse; sonuncu mekanizma da açıldığında, kilitin rahatlamasıyla en altta tuttuğu tokayı ve bu tokayla da kilidi döndürebildiğini fark edecekti.

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 2, total 2

15
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
« : 27 Kasım, 2021 19:49:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Iris, William ve Alfred girdikleri anda meraklı gözlerle etrafa bakınmaya başlamışlardı. Arkalarından gelenleri göremeyecek kadar ileriye doğru tedbirle ilerliyorlardı. Aynı zamanda ürkütücü bir sessizlik hakimdi ortama. Bir ipucu, işlerine yarayacak herhangi bir şey… Ne olursa… Cadı avcıları hakkında bilgi edinmek; ileride -her ne kadar gerçekleşmesini istemese de- kana susamışlığın göstergesi olan bir başka olaylara ışık tutabilir veyahut başka canları kurtarabilirdi belki. André'yi kurtarmak ve iyi olmasını sağlamak en büyük öncelikleriydi. Bir noktada da görevleri arkadaşlarını kurtarma odaklı olsa dahi bilgi koparmak ve görsel hafızaya bir şeyler katmanın zararı olmazdı. Kiliseler… İç ve dış mimarisiyle abluka altına alırdı bazılarını. Başını kaldırdı tavana doğru Iris. Çatırtıyı duymamıştı. İşlemelere, sembollere, resimlere dağılan aklı William’ın onu bileğinden yakalayarak yolun ortasından çekmesiyle toparlanmıştı. Teşekkür edercesine baktı ona, yani, en azından seçebildiği silüetine. Bu şekilde ayak altında dolaşmak Iris’i biraz olsun germişti. Nefeslerini derince tuttular yakalanmamak adına. Vitrayın altındaki kütüphane kayıp karanlığını dışarıya yayan bir koridorun açılmasıyla göz bebekleri büyüdü cadının anında. Sessizliklerini korurken koridorda çıkan kadını izlediler. Arkadaşları orada olabilir miydi? Ya değilse? Nasıl bir tehlike ile karşılaşacaklardı? Ya risk alacaklardı ya şanslarını kaybedeceklerdi. Iris, William ve Alfred’in de aynı şeyi düşündüğünden neredeyse emin gibiydi. Kadın ne zaman giderse o zaman kendilerine fırsat doğacaktı. Kadının elinde tuttuğu kamışa bakarken aklından türlü türlü senaryolar geçiyor, düşündükleri canını sıkıyordu. Kamışı mendil ile silişine bakarken gözlerini kıstı keyifsizlikle. Melek figürünün altında şeytan zuhur ediyordu sanki. Umdukları gibi zamanlı bir şekilde işini halleden kadın ofisi andıran bir odaya geçerken herkesin kafasında gidilecek yer oldukça açıktı. Yine yalnızlardı, umdukları gibi. Büyük ama hafif adımlarla koridora doğru en önden gidiyorlardı. Kapanıp kapanmayacağından emin değillerdi, kapanma ve olası bir yetişememe durumuna karşılık asası hazırdaydı. En kısık sesiyle “Dissendium” atacaktı.
[/justify]

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 10, total 10


Sayfa: [1] 2