Büyücedünya RPG

Dünya Ülkeleri => Boston Wampus Kulübü => Amerika Birleşik Devletleri => E. E. Rothmann'ın Teras Dairesi => Konuyu başlatan: Erika Elsbeth Rothmann - 16 Temmuz, 2022 17:44:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: Bir salı akşamı
Gönderen: Erika Elsbeth Rothmann - 16 Temmuz, 2022 17:44:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Öncesi: Psikoz (https://buyucedunya-rpg.com/boston-wampus-kulup-salonu/psikoz/)

Meskit ağacından yapılma kapının çalmasıyla birlikte pıt pıt adımlar eşliğinde derhal kapıya koşmuş; bugün, diğer birçok gün de olduğu üzere akşamın yerini geceye bıraktığı vakitlerde eve gelen efendime kapıyı açmıştım kendisini bekletmeden. Dik duruşu ve ritmik adımlarından ödün vermeyen, karizması bulunduğu her ortama hüküm süren leydimi içeri buyur ettim önünden hızlıca çekilerek. "Hoş geldiniz, efendim. Hemen sofrayı hazırlamamı ister misiniz?" diye sordum değneğini ve şapkasını elinden alırken. Normal koşullarda bir uşağın, efendisinin geliş saatine sıcak yemeğini hazır etmesi gerekirdi. Lakin sıradan bir efendi değildi Leydi Rothmann. Eve geliş saati geniş bir spektruma yayılan, özellikle Avrupa'da gördüğüm birçok hemcinsinin aksine hararetli bir iş hayatı olan bir kadındı. Kim bilir bugün de nasıl yoğun işleri vardı? Nitekim sofrayı leydimin geliş saatine hazır etmeyi denemek, birçok zaman hüsran ve sonradan ısıtılsa dahi yemeğin beklemesi ve tadının kaçmasıyla sonuçlanıyordu. Hoş, tercih ettiği bu haliyle de akşam yemeğindan bir lokma alamadan uyuyakalıyordu çoğu zaman.

-Önce küveti hazırla Mathilde, sonrasında ben banyodayken bir kupa siyah kuşüzümü çayı demleyip getirirsin. Biraz dinlenmek istiyorum, yemeği bunlardan sonra hazırlayabilirsin.
-Tabii, efendim.

Başımı sallayıp önce henüz bugün tertemiz ettiğim porselen küveti doldurdum, asamın yardımıyla sıcaklığını ayarladıktan sonra ise lavanta, su nanesi ve gülsuyu ile banyoya hazır hale getirdim. Minik bir asa hareketiyle mevcut baloncukları iyice arttırdım ve geniş, krem rengi ve yeşilin ağır bastığı yatak odasına çıktım. Bu esnada çevresini sarmalayan beyaz tüllerin bir tarafı açılmış bej yatağının üzerinde çökmüş bir vaziyette gördüm leydimi. Dik duruşu, dik oturuşu ve talepkar haresi solmuş, sonbaharına yaklaşan bir yaprak misali bükük. Birçok gün olduğu gibi. Bu konuda kendisiyle hiçbir zaman konuşmadık, bu konu üzerine konuşmaya cüret dahi edemem lakin kendisinin bu haline şahit olan yegane kişi olarak endişelenmeden edemiyorum. Her ne kadar düşüncesi absürt olsa da, kendisiyle ilgilenecek, kendisini hırpalamasına biraz da olsa mani olacak, yıprandığında onunla yakinen ilgilenebilecek bir bey ile tanışmasını dilemeden edemiyorum bazen. Dışarıdayken çevresinde her daim insanlar olan, tüm dikkatleri üzerine çeken biri, evde nasıl böylesine yalnız ve korumasız hissettirebilir?

Hayır gerçi, onun kimsesi benim. Bir uşak olarak kendisinin beni kimsesi olarak gördüğünden şüphe duysam da bana her daim iyi davranmış leydime hak ettiği ilgiyi ve rahatlığı sağlamayı istiyorum. Neyse, bazen gerçekten aşık gibi konuşuyorum. Düşüncelerimi hızlıca kenara iteledim ve sorumluluklarımı yerine getirmeye başladım. Öncelikle çay servisini yaparken enerjisini yitirmesin diye doyurucu olmayacak kadar minik birkaç üzümlü kurabiye servis ettim fildişi rengi çay takımıyla. Sonrasındaysa hazırlıklarını önden yaptığım yemeği pişirmeye koyuldum. Yaklaşık kırk dakikanın ardından yemeğin hazır olduğunu haber vermek üzere koluma asılı bornoz ve bir saç havlusu ile banyoya yöneldim. Kenardaki fincanın üçte biri dolu kalmış, kurabiye tabağı yalnızca kırıntılarla doluydu. Servisin yanına çekilmiş düşünselinin üzerinde atıl bir düşünce sıvısı gözle görülür bir dans etmekteydi. Küvetin üzerindeyse başıboş bir şekilde yüzüyordu banyo lifi, düşünselindeki anı misali. Kapalı gözlerini sarmalayan makyajı silinmiş, gözlerinin altındaki karartılar ortaya çıkmıştı. Kaşları çatık, huzursuzdu. Rahatsızca kıpraşıyor, mırıldanıyordu: "Britanya... Salem'e girmemeli... MACUSA olarak... Nightingale... Casus mu?.."