-
Düello sahası yanık kumaş parçalarından ve küllerden temizlenmiş, günün ikinci düellosu için hemencecik saha ilk anki haline getirilmişti. Bir önceki düellonun kazananı tebrik edilir, ikilinin fiziksel durumlarıyla ilgilenilirken sıradaki iki rakibin isimleri anons edilmişti: Samuel Raymond Boleyn ve Mirabelle Starlight.
1- İlk olarak düello katılımcıları çok kısa bir şekilde duygularına, hazırlıklarına, düşüncelerine ve tavırlarına yer veren kısa birer RP yazsın. Kısa laf atışmalar olabilir. Zara gerek yok, bunlardan sonra inisiyatifi GM belirleyecek ve düello başlayacaktır.
2- Düello süresince RP olarak yazıldığı takdirde herhangi bir kişi tezahüratta bulunabilir, yuhalayabilir birilerini. Tabii yine de medeni davranmanız hoş karşılanacaktır.
3- Her bir katılımcının her bir hamlesini yazması için 10'ar dakikası olacaktır.
-
İddialı birine çattık! Benden güçsüz olduğunu düşündüğüm biri olsa neyse ama şu an durumu kestiremiyorum. Neyse ki keko kuzeni gibi değil bu. Son zamanlarda gizli gizli büyü müyü çalışıyorum falan iyi hoş da, hiç insana karşı uygulamalı denemedim. Samuel'i dikkatle izliyorum ama yüzümde masum bir gülümseme var, hiçbir şey düşünmüyormuşum kafam boşmuş gibi davranıyorum. En ufak hamlesini bile gözlemleyeceğim, gözümü bile kırpmayacağım. Neyse dur, cici kız rolü Samuel'i keser mi ki?
"Ehehe, Samuel! Sana karşı olduğum için çok mutluyum, hihi!" dedim tatlı tatlı. "Lütfen bana karşı biraz nazik ol, olur mu? Ben büyü yapmakta kötüyüm zaten... Kazanacağını biliyoruz, beni çok zorlama hm?" Lütfen ye. Bak saçımı iki kulak yaptım bugün, çok şekerim! Benden sana zarar gelmez! Okulda genelde büyülü kavgaya girişmekten çekinirim ama herkes benim önüne geleni döven, cazgır bir kız olduğumu biliyor.
-
Kuzenimle Franziska'nın arasındaki alevli düello son bulduğunda sırada bizim olduğumuz açıklanmıştı. İki saattir Mira'dan yediğim patlamış mısırlar yüzünden elim yağlanmıştı. Dizlerime silerek temizledikten sonra ayağa kalktım. Mira'nın önden sahaya geçmesine centilmence izin verdikten sonra dostlarımdan bir sarılma ve motivasyon konuşması almam sonrasında ben de yerimi almıştım.
Manyak bir kız bu. Çok tatlıdır, çok severim de ama birkaç kere ondan dayak yiyen gördüm. Hiç acımaz, biliyorum. Karşımdakini az çok tanıyorum yani. Ama ona yavaş olmamı söylediğinde... Tabii ki de sert başlayamazdım. İnsanlar izliyor, zaten kızlara hiç acımadığımı düşünüyorlar. Kötü bir durum. Keşke karşımda bir erkek olsaydı. Benim kazanacağımı herkesin bildiğini söylediğinde gururum okşanmamış da değildi, iyi biliyordu ne söylemesi gerektiğini. "Şanslı olan kazansın diyelim mi?" dedim göz kıparak ve önünde selam veriyormuşçasına eğildim.
-
Bebeğime çok üzüldüm kıyamam. Sıra şimdi Mirabelle denen yamuk bacaklı ve ikinci yakışıklı Boleyn arasında geçicek. Bir Boleyn'i ben dövdüm ama Mirabelle bunu yirmi yıl uğraşsa dövemez. Şu kaslara bak be yavrum benim. Neyse yanımdaki dördüncü ve beşinci sınıflar tebrik falan ediyor onları biraz gazladım ve tezahürata başladık.
"Portakal soyulur MU? Tadına doyulur MU? Samuel Mirabelle'e bir çaksa büyüyü Fizandan duyulur mu? Al bunu alamaz mısın sen ne biçim cadısın?"
-
Mirabelle'in sözleri, tam olarak planladığı şekilde olmamış olsa da rakibine bir şekilde tesir etmişe benziyordu. Centilmenliği, reveransı, saygıyı hiçbir şekilde elden bırakmayan Samuel, muhtemelen pek çok izleyici alt sınıf kızın gözünde çok karizmatik bir oğlandı an içerisinde. Özellikle yanan cübbe krizinden sonra az önceki. Lakin düellodaki ilk hamleyi yapacak odaklılık ve hırs, daha çok Mirabelle'deydi.
-
Dediklerine ve yaptığına şeker şeker kıkırdadım. Boleyn erkekleri böyle olmalı ya, biliyor nasıl kızlarla konuşması gerektiğini. Selamına eteğimi hafif kaldırıp dizlerimi kırarak karşılık verdim. "Şanslı olan kazansın." BEN BÖYLE MUTLUYUM FALAN AMA YANDAN CIRLAK SESLİ BİR KAHPE BAĞIRIYOR! Neyse, duymuyorum ki. Sinek vızıldıyor. Tek odağım Samuel, kaşarlarla işim yok. Ben bu kızı döverim bu arada... Kaşar Franziska dua et kazanmayayım yoksa seni asama oturturum. Git kocacığın Eadwig'in yanan götüne merhem sür, bizle niye uğraşıyorsun lan sen?
Neyse tamam, düellodayım ben. Haydi bakalım... Önce savunmasız bıraktığımdan emin olmam gerekiyor ki sonraki hamlemde zarar verecek olursam karşı koyamasın. Hem direkt hasar veren büyüyle başlamazsam cidden büyü yapamadığıma ve inandırabilirim belki. "Steleus!"
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 4, total 4
-
Mira bana selam verdikten sonra ilk hamlesini gerçekleştirmişti bile. Ancak ağzından sözler çıkarken bana saldırmak yerine işlerimi sadece zorlaştırmaya çalışıyor olması şaşırtmamıştı. Kendini anında kötü göstermek o da istemiyordu. Benim de amacım en başından atakta bulunmak değildi zaten, ilk işleri zorlaştırmak gerekiyordu... "Conjunctivitis!"
Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 7, total 7
-
Bu seferki ikili, daha profesyonel bir yaklaşımla girişmişti düelloya. Hamleleri birbirini tartar, kendi potansiyelini gizler lakin doğru fırsatı elde etmeyi kolaylaştırır nitelikteydi. İlk önce çikolata saçlı, tatlı yüzlü; sempatikliğiyle henüz karanlık yüzünü bilmeyen birçok saf oğlanın muhtemelen platoniği olan cadı davrandı düello öncesi oynadığı minik oyunun getirisiyle. Lakin saldırısı savuşturuldu, henüz kalbini kırmamış olduğu alt sınıf kızların gözünde adeta bir sör, bir şövalye olan dizi ve eli yağlı aslan tarafından haşin bir asa hareketiyle.
Saldırı sırası kızıl cübbeli Boleyn'e geçmişti. Görüşüne oynadı rakibininki gibi mantıklı bir hareketle lakin bu da savuşturuldu. Kısmen. Sol eliyle kaldırdığı asasıyla önüne görünmez bir koruma bariyeri oluşturuyordu ki sağ gözü maruz kaldı lanete. Kaşıntı, rahatsızlık sarmaladı sağ gözünü. Kapatmak zorunda kaldı, görüşü kısıtlandı. Tamamen olmasa da.
Hamle avantajı Samuel'da, Mirabelle ise Yetenek ve Destek aksiyonlarına minik bir eksi alacak bu odak kaybı sebebiyle.
-
Ay şuna bak sevimli sevimli hareketler yapıyor abidik gubidik. Savaşmaya geldik lan buraya savaşmak istemiyorsan katılma kardeşim! Ben buraya kan, ter, yağ, kopmuş bacaklar, uçmuş bağırsaklar görmeye gelmişim bunun dediğine bak. Salak saçma bir büyü yaptı, Boleyn kırdı büyüyü aferim lan. Eadwig senden bir şeyler öğrensin. Neyse tezahürate devam. Bangır bangır bağırıyorum tabi.
"Çıktım taşın üstüne! Açtım bacaklarımı! Altımdan geçen Mira yesin Samuel'in billurlarını!"
Yanımdaki bebelerde bağırıyor. Burası bildiğiniz İngiltere - Fransa Quidditch maçı tribününe dönmüş durumda.
-
Üzerime gelen büyüyü bir hamlede refleksle savuşturmayı başarmıştım, öyle ki ben bile şaşırdım ve emin olamayarak üzerimi kontrol etme gereği duydum. Pantolonum hala üzerimde mi bilmem gerekiyordu çünkü büyünün ne işe yaradığını anlamamıştım bile. Tamam, sorun yok. İyiyiz iyi. Arkadan bana gelen tezahüratlarla da coştum böyle, gaza geldim iyice. Yanda heyecanla beni izleyen kızları görüyorum falan. Oğlum süperim süper!
Bu sırada benim büyüm tam olmasa da işe yaramıştı, önünü göremeyen rakibimi şimdi silahsızlaştırmam gerekiyordu. Uzun oyunlara girmek istemiyordum, normalde karşımdaki arkadaşım olmasa bacaklarını oynatır, dans ettirirdim belki de ama bunu değil sadece kazanmayı istiyordum. Ne kadar uzatırsam da kaybetme şansım o kadar artardı o yüzden elimi çabuk tuttum ve “Expelliarmus!” diye bağırarak büyümü yolladım.
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 9, total 9
-
Ah, siktir... Tamam sorun yok hala sakinim. Tek gözüm görmüyor olsa da kör olmadım ya sonuçta! Paniklemediğim sürece kazanmak hala bir ihtimal benim için. "Protego!" dedim. Hemen ardından "Orchideous" diye mırıldandım sessizce, bir buket Gözotu çıkarttım. Bir avuç gözotunu elime aldım, avucumda iyice sıkabildiğim kadar sıktım, suyunu çıkarıp gözümü ovuşturmaya başladım, hafiften rahatlama hissi gelmiş olsa da ne kadar işe yaradığını tanrı bilir.
Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 8, total 8
-
Samuel arkasına büyük bir ivme alarak karşısındaki masum görünümlü savaşçının üzerine bir çığ gibi düşmeyi hedefliyordu. İvmesini, kuvvetini daha da arttırdı. Ancak rakibi güçsüz değildi. Kendisini savundu. Kızıl ışık huzmesi, kenara doğru sekti havalanarak görünmez bir kalkandan. Rakibiyse kendisini savunduktan sonra ancak... Saldırmadı. Bir buket gözotu yarattı ve rakibinin geçmiş lanetini iyileştirmeye koyuldu. İşe yaramış gibi de gözüküyordu. Ayağının dibinde bir buket, elinde ve sağ gözünde yeni sürülmüş bitkisel sıvı ile tekrar ayakta, eskisi gibiydi.
Birinin spesifik bir avantajı artık yok ancak saldırma ivmesini muhafaza ettiği için hamle önceliği Samuel'da.
-
Ay düellolar ne aptal ne barbar işler. Profesör olmasam, kehanet kulesinden inmeye teşebbüs bile etmem ama... Görev bilinci işte. Bakmıyorum bile düelloya ışıklar falan saçılıyor. Yanımdaki benim binamdan bir fahişe iyice sapıttı destek vericem diye. Yok taşın üstüne çıkmış da, bacaklarını açmış da...
"Ay ay ayy! Ne biçim laf o çocuğum?" diye zıpladım yerimde. Benim namusum, ahlakım asla izin vermez böyle şeylere. Kızın saçına yapışıp "Onlar nasıl sözler öyle yelloz seni!" dedim çektim yanıma. Sarıldım kendisine. "Kızım sakin ol. Seni destekleyen o namussuzlara uyma. Senin yerin bu düellolar değil. Burnunu göstermeye utanan kadınların kızısın sen. Şşşş... Yapma böyle adın çıkar sonra namussuz diye iyi koca bulamazsın kendine."
-
Ay noluyo, noluyo! Saçımı çekiyor biri, saçımı çeken kişi Eadwig değilse sıçtım bacağına. Aaa değil. Cynthia denen yobaz karı. Ben kendimi kurtaramadan sarılıyor bana. Cynthia, birine, sarılıyor. CYNTHIA. BANA. SARILIYOR. Sanırım dünyada görebileceğim her şeyi gördüm. "İyi de profesör. Namussuzum ben. Eadwig kirletti beni. O yüzden onun... ehm... aletine saldırdım. Bu saatten sonra düzelemem diye de artık saldım."
Kadına minik bir kalp krizi yaşatmak istiyorum. Böyle bir şeyi duyduğu anda ne diyecek bilemiyorum ama içindeki yobaz köpürecek eminim. Eadwig kuşum da yanacak ama olsun. YANMAYALIM MI EADWIG BİRLİKTE BE?
-
İşte bunu beklemiyordum! Mira büyümü savuşturmayı başarmıştı, bu da yetmemiş gibi gözünü bir şeylerle ovuşturmaya başlayarak az önceki saldırımı da etkisiz hale getirmeye girişmişti. Acilen başka bir büyüyle saldırıya geçmem gerekiyordu ki onu savunma pozisyonunda bırakabileyim. Ne yapsam, ne yapsam... Çabuk düşün! Biraz yormak gerekiyordu sanki, biraz da dikkat dağınıklığı... Etrafa şöyle bir göz gezdirdim. Kitaplar, defterler, yere düşmüş mısır patlakları, bitki vazoları... Etrafta ne varsa hepsi saldırsa? "Oppungo!"
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 5, total 5
-
Orospu karı ben senin o bacaklarının arasından çok güzel geçeceğim sen bekle. Ohh, Cynthia karısı da saçına yapı- öğğ, sarılıyor! Buram buram babaanne kokmuyorsa o karı, ben de bir şey bilmiyorum. Neyse. BİZ BUNCA YIL BOŞUNA MI O DAR SOKAKLARDA PARKUR YAPTIK, KİLİSELERDE KAVGA ÇIKARIP BÜTÜN LONDRAYI DEPAR ATARAK TURLADIK?! Staminam o kadar da az değil Samuel bey, sandığınız gibi çabuk yorulmam ben. Kaçacağım ulan hepsinden, yeterince defans yaptık. Mısır patlağından zarar mı gelirmiş? Üstüme gelen şeylerden kaçınıyorum, sağa koşuyorum, sola koşuyorum, aşağı eğiliyorum falan. Gelebilecek bütün büyük eşyalar-yani görüş menzilimde olduğu kadarıyla- gelene kadar bekleyip savuşturmayı deneyeceğim. Ancak bütün dikkatim hala Samuel'in üzerinde. Bir şey gelince kaçınıyorum ama bir halt yer diye gözümü de çekmiyorum.
Lanetlerde de bu yıla kadar pek iyi değildim ancak çocuğa çiçek buketiyle saldıracak değilim ya? Yani... Önceden işe yarıyorduysa da yok, bu herif yemez onu. "Everte Statum." dedim görünüşte bana çok da engel olabilecek bir şey kalmayınca, ne olur şansım yaver gitse? Ne bileyim, uçsun, kafasını çarpıp bayılsın ama zarar gelmesin ben de uslu uslu gideyim! Ne olur!
Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 1, total 1
-
Londra sokaklarında edindiği parkur kabiliyetleri, Mirabelle'in üzerine gelen eşyalardan önemli ölçüde kaçınabilmesini sağlıyor. Başıboş kitaplar, çantalar, içlerindeki diğer çeşitli zerzevat ve bolca can yakmayan ancak rahatsız edici mısır patlağı. Tabii ön sıralardaki öğrencilerin çantaları uçuşunca serzenişler de yükseliyordu haliyle:
-Hop! Çantamı sal lan!
-Kehanet ödevim! Profesör Urswick... Ödevim!
ve pek çoğu. Nitekim ufak bir denge kaybı ve düşmekten son anda kurtuluş, genç sokak çocuğunun bilmem kaç tane eşyayı şurasına burasına yemesine de engel olamıyor. Aldığı darbeler pek tehlikeli değil aslında ama can yakan, ileride morartı olacak cinsten. Sonunda eşya çığı bitiyor ama sızısı devam ediyor. Bu da ne yazık ki turuncu ışıkların hedefini değil yeri bulmasına sebep oluyor.
Hamle avantajı hala agresyonunu koruyabilen Samuel'da. Mirabelle'in önümüzdeki tur yalnızca Yetenek zarına sızılarından dolayı ufak bir eksisi olacak. Küçük bir darbeyi hala kaldırabilir lakin büyük, tehlikeli bir darbe oğlanların sempatisini kazanan bu savaşçı için sıkıntı olabilir.
-
Diğer profesörlerden uzağa oturmuş, patlamış mısırını yiyerek düelloları izliyordu Aldrik. İlk tur ikisi de bir birinden gereksiz iki öğrenci çıkmış, yeteneklerini değil ergenliklerini sergilemişlerdi. Şimdiyse ortada daha iyi bir turnuva dönüyordu. Her ikisi de ne kadar güçsüzde olsa kendi çaplarında bir şeyler yapıyorlardı. Ama ne Mira ne de Samuel ona istediğini veremiyordu. Nerde kan? Nerde vahşet? Nerde göz yaşı? En önemlisiyse nerde cesetler? Ölümsüz düello mu olur ya? Ölümsüzse ya da biri kafası kopmaktan beter olmadıysa o düello değildir.
Hiç bir profesörün onu tanımayacağından emin olduğu için bağırdı: "Ortada sıçan mı oynuyorsunuz yoksa kim kimin ağzına sıçar mı? Azcık vahşet, azcık ölüm!"
-
Bir anda etraftaki birçok obje Mira'nın üzerine uçmaya başladı ancak fark ettim ki çok da mantıklı bir hareket olmamıştı bu çünkü çantalar pek de zarar verici şeyler değildi. Tamam, sorun değil, zaten zarar vermek de istemiyordum ona. Amacıma ulaştım, dikkati dağıldı öyle değil mi? Şimdi bitirici bir hamle gerekiyor. Saldırı zamanı. "Flipendo!"
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 4, total 4
-
Bu aktiviteden hoşlanmamıştı kadın. Gereksiz şiddetten kaçınılmalıydı. Bu turnuva barbarcaydı. Öğrencilerin yeteneklerini böyle kullanmamaları gerekiyordu. Lakin orada bulunmak zorundaydı, okulun bir profesörü olarak ve sıkıntılı bir durumda da müdahele edebilirdi. İlk düello, beklendiği gibi geçti. Franziska rahat duracak, kendisinden bir şeyler katmadan duracak bir kız değildi. Sevdiği bir öğrencisiydi. Bütün öğrencilerini seviyordu ama Franziska'nın yeri bir tık farklıydı. Tabii söylediği laflarla şansını zorluyordu ama olsun. Bina sorumluları ilgilenmişti.
Sonra sahneye kızı ve Samuel çıktı. Kızı zor durumdaydı. İçi içini yiyordu. Sonra Hufflepuff bina sorumlusu bir şeyler söyledi. Bu adamla trende konuştuklarında hiç böyle değildi şeytan kaçmıştı sanki içine. "Ne diyorsunuz Profesör Solaris!" diye çıkıştı adama sert bir dille. "Öğrenci bu çocuklar gladyatör değil! Kendinize geliniz!"
-
"Ow, Samuel! Genç bir kızın vücuduna zarar vermek hiç de hoş değil biliyorsun değil mi? Hep moraracak... Vücudumdaki morlukları nasıl açıklayacağım ben insanlara? Çok acıyor..." diye ağlayacakmış gibi bir sesle konuştum. Amaç sadece izleyicilerin kalbine(?) dokunmak ve başarabilirsem Samuel'a bir nebze de olsa vicdan acabı çektirmekti. Yuhalasalar cesareti kırılır mıydı? ULAN SEVDİĞİM PROFESÖRLERİN ÖNÜNDE REZİL OLUYORUM! André yok değil mi burada? André görmezse sorun yok, karizma çizilmesin.
Sesli bir şekilde iç çektim. Yaptığım şeyler kazanmama yeterli değildi. Yeterliyi geç, ölüyorum ulan! Bitse de gitsek diyordum ama görünüşe göre işimiz hala uzun. Güçlü büyüler kullanmaktan kaçınmak hala en iyisi gibi duruyor, şansımın ne zaman bana YİNE 'nanik!' çekeceğini bilemem. Adama everte çaktık, bir ölmediğimiz kaldı! Bak bak neler atıyor, neyse ki dikkatimi üstünden çekmedim. Koru ulan, koru. "Protego!" İlk saldırı fırsatı bana geçse de azıcık etkim olsa... ULAN BUNUN SALDIRISI NİYE SEKİP KENDİNE GİTMİYOR AĞLAYACAĞIM ŞİMDİ!
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 10, total 10
-
Ortalıkta ev ödevleri ve eşyalar uçuşmuş, tepki çekmiş olsa da amacına ulaşmıştı. Fakat çikolata saçlı kızın duygu sömürüsü ortamdan gerçekten de birkaç yuhalama yükseltmişti. Bu yuhalamalar, özellikle potansiyel sevgilileri ellerinden kaybetmekten korkan oğlanlardan geliyordu.
Tribünlerde profesörler dahi celallenmiş, tansiyonlar yükselmişti. Şimdi çökmeyi planlamıştı Samuel üzerine. Bir aslan gibi kükredi sihirli sözleri. Kızıl ışık göründü asasının ucundan lakin Mirabelle'in elindeki kiraz dalı asanın yarattığı isabetli bariyer, biraz da şansın yardımıyla kızıl ışık huzmesini gerisin geriye kendisine sektirmişti. Fakat Samuel gazlanmıştı, tetikteydi. Belki sektiremedi kızıl ışığı tekrar lakin çatıya savurdu, taşlardan ufak bir sarsıntı yükseldi.
Şimdi hamle avantajını uzun aradan sonra mavi işlemeli cübbeli kız ele geçirebilmişti. Birinin spesifik bir avantajıysa yok.
-
Fırsat. Aradığım fırsat elimin altındaydı ancak ikileme düşmeme sebep olan bir durumun ortasındaydım. Direkt karşımdakine saldırabilir ya da dolaylı yoldan hasar verebilirdim. Asamı tam Samuel'in üstüne doğrulttum, başının üstündeki tavana. Kendim etkilenmemek için uzaklaştım anında. Büyük bir büyü yapmayacaktım, eğer kontrolü sağlayabilirsem sadece Samuel zarar görecekti.
"Bombarda!" dedim, kendimi güvende tutmak için biraz uzaklaşıp "Orchideous" diye fısıldadım. Bunu görmesine gerek yoktu, arkamda tuttuğum elimde beliren bir buket Wisteria'nın varlığını bilmemesi işime gelirdi. Yapabileceği her hamleyi kendime çevirebilirdim ama her şey şansıma bağlıydı şu noktada.
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 8, total 8
-
Bu da işe yaramadı. Yeter ama sıkıldım! Artık gücümü göstermem gerekiyor... Bir de kenarlardan gelen yuhalamaları duymasam her şey çok daha iyi olacak. Profesörler bile vahşet istediklerini bağırıyor ya! Canını mı yakmamı istiyorlar gerçekten?
Mira'nın gönderdiği Bombarda lanetinin yönünü değiştirip onun olduğu tarafa geri yansımasını amaçlayarak "Salvio Hexia!" büyüsünü gönderdim. Bunu yaparken her ihtimale karşılık hızlı adımlarla geriye doğru çekilmeyi de ihmal etmemiştim. Eğer büyüm işe yararsa olduğu yerde patlamalara sebep olacaktım. Yaramazsa da bu kalkanın en azından bir süre göndereceği lanetlere karşı savunma olarak işe yaramasını umuyordum.
Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 3, total 3
-
Düello yüzünden kehanet ödevini kaybeden çocuğa "Aptal Hufflepuff öğrencisi, ödevini nasıl kaybedebilirsin?" diyordum ki kollarımdaki kız iyice kafayı yiyip, namussuz olduğunu, kirlendiğini falan sayıklamaya başladı. Hemen kapattım ağzını elimle ki diğer söylediklerini duymayayım. "Auguste Efendinin büyülü vaazlarında söylemişlerdi bunları kızım. Gençleri böyle böyle ele geçiriyormuş ahlaksızlık. Biliyorum kızım, yanıyor bir yerlerin. O ateşler var ya o ateşler. Korkmalıyız hep ondan." diye kendi kendime konuştuktan sonra fısıltıyla "Çok kötü şey. Çoook. Önce böyle kudurursun, sonra seni bağlarlar sabah kahvaltıdan önce Crucio, öğlen Crucio, akşam Crucio... Söndürürler o kasıklarını. Verirler eline bi sabi. Kapı kapı gezer özür dilersin insanlardan bilinmezin dölü olduğun için. Girme bu yollara girme canım girme... Senin gibi bir bulanık için bile kötü yollar. Ben ne merhametli kadınım da, senin gibi bir kızı bile geride bırakmıyorum. Yoksa bilmez miyim yurtlara yollamayı? Yurtlarda ne yapıyorlar biliyor musun? Dikiyorlar. Neremi diye sorma kızım neremi diye sorma." Kıza sarılmış, ağzını kapatmış kendi kendime sayıklıyordum bu cümleleri. Yanımdaki öğrenciler bir kaç adım uzaklaşmıştı bile.
-
İçinden gelenleri söyleyen ultra yakışıklı ve ultra karizma büyücü kafasındaki kapşonu düzeltim sırtını geri yasladı. Ama hesapları dışında, gözünden kaçan bir şey vardı. Ravenclaw bölüm sorumlusu ona çok yakın oturuyordu. Kadının sinir bozucu sesi bu sefer de bu olaya karışmıştı. "Tamam belki kadına trende biraz yürür gibi yaptım ama her şeye de gıkpık denilmezki. Ölümlü dünya. Ya üç gün sonra ölmüşsün ya da bugün ne fark eder." diye düşündü. Kadına doğru dönüp: "Profesör sizin fikriniz size benim fikrim bana. Kendi işinizi bakın. Dün yüzüme beş iksir patladıktan sonra benden 'ay dikkat edin yavrularım' gibi bir psikoloji beklemeyin. Hem zaten benim lafımla yapacaklarsa beyinsizlerdir, ölsünler daha iyi." dedi.
-
Düellolar, düellolar...
Öğrenciyken çok katılmak istediği ama insanlarla konuşma fobisi olduğundan katılamadığı o düellolar...
'Keşke kendimi zorlasaydım...'
Elindeki orta büyüklükte, sapında bir sürü rünün bulunduğu kılıcın sapına bakarken düşündüğü şey ne kadar büyük bir salak olduğuydu. Düelloyu, yapılan saldırıları takip etmesi gerektiğini bilse de aklı birçok düşünce arasında zıplaya zıplaya geziyordu sarı saçlının.
'Sonunda daha da delirdin Noe...'
-
Zaman ilerledikçe, iki taraf da birbirine karşı belirgin bir üstünlük edinemedikçe gerilim izleyiciler arasında yükseliyordu. Ancak düello sahasında, tüm bu gergin bakışların üzerinde olduğu ikili arasındaki gerilim yükseliyordu asıl. Tatlılıklar, centilmenlikler kalmamıştı artık. Amaç vardı, hırs vardı, zafer arzusu vardı. Bir Ravenclaw zekasından bekleneceği üzere birkaç aşamalı planını uygulamaya koymayı amaçlayan kız, fitilini çekti yükselen gerilimin kullandığı büyüyle. Sonrasında yaratacağı boşluk ileyse hazırlığına koyuldu hıızlıca.
Karşısındaki cesur, aslan işlemeli cübbe giyen şövalye ise kudretliydi, hızlı düşünüyordu, yine binasının şanlı bir mensubundan bekleneceği gibi. Patlamanın gücünü rakibine karşı kullanacaktı...
Büyü başarılı oldu fakat kısmen. Samuel, kalkanlarını yeterince kuvvetli yapamadığından sarsılarak geriye uçtu. Mirabelle ise ne yazık ki çiçeklerini yaratmaya çalışırken ortada gerçekleşen patlamaya hazırlıksız yakalandı. Dumanlar yükseldi ahşaptan. Alev çıkmadı lakin yanık kokuyordu. İki savaşçı da birbirlerinden uzaklaşarak yere düşmüşlerdi. Genç bedenler yıpranmıştı lakin henüz amaçları, hırsları devam edeceğe benziyordu. Fakat çok hassas birer ipe bağlıydı bu iradeler.
Atan alır arkadaşlar. Avantaj yok, zar atıyorum. Durumlar eşit. 1 gelirse Mirabelle, 2 gelirse Samuel yazar.
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Rolled 1d2 : 2, total 2
-
Bu. Kadın. Tam. Bir. Ruh. Hastası. Bunu yetiştiren aile sabahtan akşama afyon çekiyorlardı herhalde. Neler diyor bu ablacım. Yok dikerler, yok crucio, yok yurt falan allahım çıldırıcam. Kadının memelerine bastırdım kafamı gülmemek için zor duruyorum. Aslında gülüyorum da sesim ağlıyormuş gibi çıkıyor. Biraz ağlayayım bakalım ne yapacak profesör. Ağzımı kadının elinden kurtardım. İyice bastırdım kafamı göğüslerine. "Profesör ne olacak bana.. hık?" diye sordum kendimi o kadar inandırdım ki bir iki damla göz yaşı düşüyor harbi harbi gözümden. "Bu Eadwig denen hain kullandı beni! Ev alacağım sana kat alacağım sana dedi. Evleneceğiz dedi. Annemlerle konuştuk bu yaz dedenden istemeye gelicez seni dedi. Kırmızı kurdele bağlayacakmış belime profesör. Yalanmış meğer!" dedim. Baya baya inandım ağlıyorum hıçkırıyorum kadının memelerine memelerine. Eadwig bu dediklerimi duysa ağzıma sıçar. "Ben ne olacağım profesör, ya gebe kaldıysam? Nasıl okurum ben, okumak istiyorum ben profesör! Sizin gibi güçlü, odaklı ve iyi kalpli bir kadın olmak istiyorum ama bu Eadwig hem bunları elimden aldı hemde çiçeğimi kokladı, koklamaklada kalmadı, kopardı! Yardım edin profesör bir başıma kaldım!"
-
Büyülerimizin çarpışmasıyla yerden kesilmişti ayaklarım. Arkaya doğru hızla fırlamış ve aynı hızla yere çakılmıştım. Kafamı yattığım yerde sağa sola çevirdim. Oturanlara bakıyordum, onlar da şaşkınlıkla bizi izliyorlardı. Profesör Urswick bir kızı boğuyor gibiydi. Evet, orada da ayrı bir düello dönmekteydi. Charlotte nerdeydi? İzliyor muydu acaba?
Tamam, etrafı düşünmek yok. Full odak, saldırı. Bitireceğim artık bu işi.
Ayağa zıpladım hızla. Kollarımı sıvadım, şimdi pazularım biraz daha gözüküyordu. Mira da yerden kalkıyordu. Gülümsedim kısaca. "Sence de yetmez mi? Pes etmek istemez misin Mira?" dedim güçlü olanın kendim olduğunu bilerek. Ardından son saldırımı yapmak için birkaç adım aldım ileriye doğru. "Stupefy!"
-
Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 1, total 1
-
Samuel... Samuel... Lanetlerde iyi olmadığımı bilmene rağmen neden sadece lanet kalkanının arkasına sığınıyorsun Samuel? Neyse ki tutmadı eheh. Gerçi tutmadı mutmadı ama biraz uçmuş olabilirim, zayıf minik bir şeyim şurada kıçım kırıldı sanırım. Fırsatı kaptı çocuk. Bak bak Eadwig gibi bitirecek işimi. "Protego!" Çok kaşınıyorsun Samuel! Bir iki saniye duraksadım, ben de aynısından yapacağım. Kuzeninle aynı şekilde gitsen çok iyi olurdu da niyeyse pek umutlu değilim lan. "Stupefy!"
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 5, total 5
-
Samuel, duruşunu ilk dikleştirebilen olmuştu ve pes etmeye davet etmişti rakibini. Teklifi çok da haksız sayılmazdı, düellonun çoğunluğu onun baskınlığı ve kontrolü altında ilerlemişti. Fakat mavi cübbeli kız, pes etmeye hiç de razı değildi. Duruşunu toparlayabildi ve kendi üzerine gelen kızıl ışık huzmesini yukarı doğru savuşturdu. Savuşturur savuşturmaz ise hızlı bir karşı saldırıda bulundu. Samuel aslında hazırlıklı sayılırdı ve tamamen makul, kitabına uygun bir adım eşliğinde kendini savunmaya girişti. Ayak hareketleri oldukça önemliydi bir düelloda.
Yalnızca tek bir problem vardı: Ayaklarının altındaki zemin yıpranmış, kirlenmiş, tozlanmış, yağlanmıştı son birkaç hamle sırasınca olanlardan. Savunma tılsımını yapmakta bu sebeple ufacık, yalnızca ufacık bir gecikme yaşadı. Görünmez güç perdesi asasının ucundan önüne doğru yayılırken bu sebeple yalnızca saniyenin ufak bir fraksiyonu kadar geç kalmıştı. Belinden vücuduna çarpan sersemletme laneti, metanetini koruyabilmiş olsa da fiziksel olarak yıpranmış şövalyeyi yere serdi, az önce kuzeninin de başına geldiği gibi. Düellonun son anlarında altında kaldığı tüm baskıya karşın kazanan isim ise belliydi: Mirabelle Starlight.
-
Birkaç saniye boş boş baktım. Kazanmış mıydım? Ben mi kazanmıştım? Alkışlıyorlar. Samuel yerde yatıyor. Ayaktayım. OHA, KAZANDIM! Ağzım açık kaldı lan. Anneme kendimi kanıtlayabilir miydim böylelikle? Hayır, şans eseri kazandım. Son saniyeye kadar kaybedecek gibiydim, bu rezaleti kazanç sayamam ben. Son anda anca eşittik, baştan beri o öndeydi. Hemen koştum Samuel iyi mi diye baktım, nazikçe hafiften sarstım. "Samuel, Samuel, iyi misin?" dedim, çocuk kendine geldi şükür. Elinden tutup ayağa kaldırdım. Belki de bugünkü en içten gülümsemem yüzüme yayıldı. Elini sıkıp hızlı hızlı sallamaya başladım heyecanla.
"Çooook iyiydin, tebrikler. Harika savaştın! Kazanmayı hak eden sendin ama... Başta da dediğimiz gibi şans daha büyük bir etkendi. Tebrikler ama! Çok çok çok çok çooooook mükemmeldin! Pes etmemi söylemesen daha iyiydi gerçi." dedim, son cümleyi birazcık daha sessiz söylemiştim ama duyuluyordu. El sıkışmayı bırakıp sımsıkı sarıldım çocuğa. "Lütfen turnuvanın devamında beni en önlerden destekle olur mu? Belli ki şanslı tılsımımsın, heheh. Hastane kanadına gitmek ister misin? Götüreyim mi?"
-
Kaybettim. Daha Mira'nın büyüsü bana ulaşmadan anlamıştım kaybedeceğimi çünkü adımımı attığım yerin sağlam olmadığını fark edebilmiştim, son anda. Küçük bir denge kayması derken büyünün beni arkaya fırlatışı da bir olmuştu. Beni destekleyenlerin tezahüratları kesilmiş ve bir kesim de Mira'yı alkışlamaya başlamışken gözlerim kapalı yatıyordum yerde. Kafam allak bullak olmuştu zaten, sesler boğuk geliyor gözümü açtığımda görüntüler bulanıklaşıyordu. Gerçekten de sersem hissediyordum kendimi. Çok yatmıştım ama, artık kalkmam ve bir sorunum yokmuş gibi davranmam gerekiyordu. Ne zaman geçecekti bunun etkisi? Hadi... Mira'nın geldiğini duydum ve gözlerimi araladım, ürkek bir şekilde beni sarsıyordu. Birkaç Profesör'ün de kenardan bana seslendiğini duyabiliyordum. Boğazımı temizledim. "İyiyim tabii ki." dedim ve kendimi zorlayarak oturur pozisyona geçtim. Derin bir nefes alıp kalkıyordum ki Mira'nın bana uzanan minik eli destek olmak ister gibi önümde belirdi. Tatlı, çok tatlı bir kız bu. Gülümseyerek elini tuttum ve beni kaldırmasına izin verdim. Birbirimize selam mı veririz yoksa el mi sıkışırız diye düşünürken kız elimi tutmuş sallamaya başlamıştı bile. Bana iltifat yağdırmaya başlayınca gülümsemem tüm yüzüme yayıldı. Kaybettim ama gururumu okşaması iyi geldi. İki elimle sardım ben de elini sallarken. "Ama son hamleyi sen yapabildin, önemli olan buydu. Tebrik ederim. İyi direndin sonuna kadar." dedim. En sonda pes etmesi için attığım blöften bahsedince yakalanmış bir şekilde sırıttım. "O... Sadece psikolojik bir saldırıydı. Gerçeği yansıtmıyormuş gördüğün gibi." Şansımı denemiştim sadece. Kızmış mıydı diye düşünürken yok, üzerime atladı ve ince kollarıyla beni sarmaladı bu sefer de. Artık kahkaha atmaya başlamıştım, düello sonunda rakibini bu kadar seven başak biri çıkmazdı herhalde. Ona kaybettiğim için mutluydum. "Başka kimi destekleyeceğim ya?" dedim kolalrı arasında sıkışmış bir haldeyken. "Zaten en zor maçı atlattın, bundan sonrası senindir. " Normalde olsa Mira'nın söylediği sözleri başka türlü anlarım, benden mi hoşlanıyor acaba diye düşünürüm ama ne kadar enerjik ve canlı bir yapısı olduğunu biliyorum. Bunun yanında, biz hep iyi arkadaş olmuştuk bu yüzden "şanslı tılsımı" olmam iyi bir kankalık bağı diye düşünüyorum? Her neyse. Hastane Kanadına gidip biraz dinlensem mükemmel olurdu bu arada ama şu anda herkesin önünde bunu yapmak istemiyordum. En azından biraz bekledikten sonra gitmek daha mantıklı olurdu, dikkatler üzerimde değilken. Omuzlarından tutarak kızı kendimden biraz ayırdıktan sonra "Gideriz birazdan. Önce sen tebriklerini al." dedim ve onu ortaya doğru itekleyerek seyircilere döndüm. Ardından Mira'yı tebrik eder şekilde ben de onlarla birlikte son kez alkışladım. Biraz oturur sonra hastane kanadına geçerdim. Bu sırada arkadan duyduğum "Boleynler ne kadar şişirilmişler, ikisi de kızlara karşı ilk turdan elendi bile. Triplere gel!" laflarını duymamazlıktan gelerek gülümsemeye çalışıyordum.