Büyücedünya RPG

İngiltere Büyücedünyası => Azkaban Hapishanesi => Konuyu başlatan: Cwénhild Muirghéal - 28 Mart, 2022 19:23:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: Okulun Son Cumasının Hüznü
Gönderen: Cwénhild Muirghéal - 28 Mart, 2022 19:23:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Gözlerim yavaş yavaş açılıyor köhne hücremin soğuk ve ıslak duvarlarına karşı. Bulanık görüntünün düzelmesi zaman alıyor. Duvarlardaki çatlaklar ve o çatlakların arasına sızmış su damlalarını görebiliyorum. Yaşanmışlıkları da içine almış o çatlaklar. Onlarca ruhun çığlıklarını sanki duyabiliyorum. Kederleri ve hayatta yaptıkları tüm yanlışlara karşı hissettikleri pişmanlıkları hissedebiliyorum. Oradalar, intihar etmeden hemen önce söyledikleri sözler oradalar. Bir ruh emicinin kollarında kaybettikleri hayatı görürken oradalar. Benim haykırışlarım sıkışmaya çalışıyor o çatlaklara. Su damlalarının arasından süzülüp girmeye çalışıyorlar. Hissedebiliyorum. Bütün benliğime yavaş yavaş hakim olan, bir küf gibi yükselen o pişmanlığı hissediyorum. Geçmişe duyduğum özlem eskisinden kat be kat daha yüksek. Hayatımın hiç bir zamanında bu kadar mutsuz ve bu kadar yalnız olduğumu hatırlamıyorum. Önceden... önceden bir kızım vardı. Dokunamasamda, gidip kollarıma alamasamda orada bir kızım vardı. Uzaktan gördüğüm ve söylediği şarkılarla sarhoş olduğum güzel bir kızım vardı. Seth vardı. En büyük pişmanlığım mesela bu adam. Bana her şeyi sundu. Bütün bir dünyaya sığacak sevgisini sadece bana sakladı. Sadece bana. Reddettim. Geriye gidebilsem ve bir şeyleri değiştirebilsem değiştireceğim ilk şey bu. Lakin... bu hayatta onun en çok sevdiği şey ben değilim. Doğruyu yapmak, işini yapmak bu adam buna bağımlı. Küçük birer çocuktuk. O zaman bile öne çıkardı. Arkadaşlarını korurdu, savunduğu şeyleri korurdu. Belkide bu yüzden kendimi ona teslim edemedim. Zira kendimi ona teslim edersem ona en çok ihtiyaç duyduğumda yanımda olup olamayacağından emin değildim. İnandığı şeylerle çatışan biriyim ben. Onun yoluyla benim yolum çok zıt. Seth Carter da duyguları için yolundan çıkacak bir adam değil. Bende ondan bunu isteyecek biri değilim. Kendi hayatımı kendim yaşadım, kendi kararlarımı verdim. Yaptığım bütün hatalarda sadece kendimle yüzleştim. Kendi kendimi sorguya çektim ve geceler boyu kendimi ben suçladım. Yine kendimi susturabilmek için içtim. Deliler gibi içtim. Aklımı kaybedene, bedenimi harap edene kadar. Bir yere ulaşamadım. Yaptığım hiç bir şey geldiğim yeri değiştirmedi. Sanırım bir tarafım bunu biliyordu. Bir tarafım günün birinde bu zindanlarda çürüyeceğimden emindi.  "Emindim." dedi kızıl saçlarına beyazlar düşmüş kadın. Odanın bir kısmına kurulmuş o yargılayıcı bakışlarıyla bana bakıyordu. Yatağa benzeyen bu şeyde döndüm kıçımı ona. Duymamak ve görmemek istiyordum onu şimdi. Biraz uyumak iyi gelebilir. Dinlenmeliyim.

Bir kaç saat sonra yada bir kaç gün, ne kadar uyuduğumu bilmiyorum. Zaman ve mekan denen olguyu kaybedeli çok oldu çünkü. Açılan demir kapıların sesine uyandım. Çünkü o sesler hiç bir zaman sadece metalin sürtünmesinden ibaret olmuyor. Çığlıklar, küfürler ve yakarışları beraberinde getiriyor. Hücreler tek tek açılıp kapanıyor. Yemeğin kötü olduğundan eminim. Midem bu kötü tada alışana kadar defalarca kustum. Ki ben ne manzaralarla karşı karşıya geldim. Neler gördüm ve tabiki neler yaptım. Ayak sesleri git gide yaklaşıyor. Kötü kokuyu duyar gibiyim. Gardiyanın belinde sallanan anahtarın şıngırtısı adam hücremin önüne geldiğinde anahtarları eline almasıyla bitiyor. Anahtarı deliğe sokuyor ve çeviriyor. Bir tarafım hızlıca adamın üstüne atılmak istiyor, onu çok kolay etkisiz hale getirebilirim. "Sonra?" diyor odanın ucunda oturan kadın. Haklı. Sessizce adamın garip püreyi ve kurtlu ekmeği hücreme bırakışını izliyorum. Fareler bile yemeğe yanaşmıyorlar. Bunu yemek zorunda oluşum kalbimi kırıyor. Buradan çıkacağım çünkü. Çıkabilmek için güçlü kalmalıyım, bunun içinde bu boktan şeyi yemeliyim.[/justify]