Büyücedünya RPG

Genel İşleyiş => Karakter Alanı => Yetişkin Karakter Başvuruları => Konuyu başlatan: Roza Milena Petrov - 19 Kasım, 2021 23:15:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: Roza Milena Petrov
Gönderen: Roza Milena Petrov - 19 Kasım, 2021 23:15:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Karakterin Adı ve Soyadı:


Roza Milena Petrov


Karakterin Yaşı:

27

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri:

Olaylara sakinlik ile karar verebilen bir karakterdir, yaşadığı tramvalardan sonra bu özelliği kazanmıştır. Gösterdiği olgunluk yaşına göre daha fazladır ve bu olgunluğunun yanında disiplinli tavırlarını da esirgemez. Gördüğü dede figürü o kadar kafasına kazınmıştır ki kafasının içinde beyni aynı ona benzeyen bir karakter yaratmıştır ve kararlar alırken onunla çatışmaktadır. Bir kişiyi sevdiğinde onun için her şeyi yapacak kadar bağlanır, korkusuzdur.

Karakterin Kısaca Geçmişi:


Ekim 1838’de soğuk bir Rusya akşamında fakir bir ailede dünyaya gelmiştir. Annesi ve babası büyücü kanı taşıyanların dünyada daha iyi şartlarda yaşaması gerektiğini savunmuşlardır, bu yüzden annesi babası ile evlenebilmek uğruna bu görüşü özgürce savunan Stanislov’a kaçıp yıllardır yaşadığı kasabayı terk etmiştir. Annesi Vasilissa Petrov’un babası Fjodor Petrov, muggle ve büyüce dünyada hatırı sayılan zengin bir adamdır. Fjodor zaman ile elde ettiği para ve güvenli izlenim ile diğer büyüce kan taşıyanlarla kıyasla daha güvenli bir hayat sürmektedir çünkü Rusya devlet büyüklerine bu konuda büyük paralar ödeyip kendini ve ailesini güvence altına almıştır. Vasilissa böyle sessizce yaşayıp parayla kendini muggle kanı taşıyanlara saydırmak yerine bu hakları edinme mücadelesi için Stanislov ile kaçıp küçük bir köyde evlenmişlerdir. Stanislov kurduğu küçük örgüt ile sesini yaşadığı köyde duyurup muggle hükümetinden gizlice muggle halkına protestolar yapmışlardır, bu süreçte işlerini büyütmek için başkent Moskova’ya gidip örgütünden birkaç kişiyi de götürmüştür. Moskova’da yer altında bir çok büyücü ve cadılarla buluşup davalarını anlatmıştır. Kızıl Meydan’ın en kalabalık olduğu bir günde yoldaşları ile meydanın ortasına cisimlenip asalarını hep birlikte havaya kaldırdılar.

‘’Lumos!’’

Aynı anda bir orkestra gibi asalarını boğazlarına götürdüler.

‘’Sonorus! ‘’

Tüm güçleriyle bağırıp bütün Moskova’ya seslerini duyurmaya çalıştılar.

‘’ Diğerleri gibi biz de özgürce yaşamak istiyoruz! ‘’

Saniyeler içinde muggle askerler Kızıl Meydan’ı doldurmuş, örgüt üyelerini çember içine almışlardır. Stanislov ve yandaşları meydandan hapishaneye atılıp günlerce işkence görmüşlerdir fakat asla Rusya’daki önemli Büyücedünya’yı oluşturan bölgeleri ifşa etmemişlerdir. Haziran 1838’de Kızıl Meydan’da Stanislov ve yandaşları muggle halkının gözü önünde idam edilip aileleri de aranmaya başlanmıştır. Kocasının yokluğunda Vasilissa hamile haliyle gelen mektuplarla kocasının başından geçenleri kitap haline getirmeye başlamıştır ve bir yandan da ilgi duyduğu Karanlık Sanatlara Karşı Savunma alanında yeni gelişmeler yapmaya çalışmıştır. Roza’nın doğumu ardından işsiz Vasilissa için bebeğini büyütmeye çalışmak çok zor bir hal almaya başlamıştır. Aylar sonra muggle hükümeti Vasilissa’nın bulunduğu yeri öğrenip köyü basmışlardır, o sırada muggle bağlantıları olan Fjodor kızı ve henüz bebek olan torununu kurtarmak için olayları öğrenip yola çıkmıştır. Vasilissa dışarıda duyduğu bağrışmalar üzerine küçük kızını evin içinde saklayıp kendini evin dışarısına atmıştır, onu bulan muggle askerler diğer büyücüler ve cadılar ile birlikte köyün ortasında yakıp köyden uzaklaşmışlardır. Askerlerin hemen ardından köye gelen Fjodor evde bütün gücüyle ağlayan Roza’yı bulup büyük şatosuna götürmüştür.    Roza yıllarca dedesinin sahip olduğu katı kurallarla büyümeye çalışmıştır ve dedesi geçmişini öğrenmemesi için ona evlatlık edindiği bir çocuk olduğuna inandırmıştır. Küçük haliyle Roza birçok muggle ve büyücü kanı taşıyan yazar okuyup kendini geliştirmiştir, dedesinin sağladığı imkanlar sayesinde şatoda özel öğretmenlerden genel savunma büyülerini öğrenip düelloda kendini geliştirmiştir. Zamanı geldiğinde Durmstrang’te okula başlamıştır, oradaki kendi gibi yetenekli çocuklar ile birlikte eğitim almıştır ve oradaki çoğu kişi gibi kendini Karanlık Sanatlara Karşı Savunma alanında geliştirmiştir. Genel savunma becerisinden dolayı profesörleri tarafından Rusya Sihir Bakanlığı’na seherbazlık eğitimi için seçilen çocuklar arasına referans yaptırmıştır, mezun olması üzerine sıkı bir şekilde 3 yıl boyunca sıkı bir seherbazlık eğitimi almıştır. Eğitimin son yılında Moskova sokaklarında dolaşırken karşısına genç bir adam çıkmıştı, bu kalbinde hissettiği tuhaf histe neydi? Bu genç adam Roza’nın kalbinde fırtınalar kopmasına sebep olmuştu, uzun yıllar sadece bomboş bir hayat geçiren Roza’nın soğuk kalbi bu Rusya havasında ısınmıştı. Bu kibar İngiliz beyefendisi Ethan, üzerinde hissettiği ilgili bakışları hissedip Roza’nın yanına gitmiştir.

‘’ Biraz daha bu şekilde bakarsanız bu bakışlarınız karşısında öleceğim Madam. ‘’

Roza çoğu zaman cesur tavırlarıyla dikkat çekerken bu adamın yanında utanıp ilk seferde çok zor bir şekilde iletişim kurmuştur ama sonrasında bu hızlı gelişen olaylar ile birlikte Ethan’a daha çok aşık olup ona bağlanmıştır. Okulu bitirip başarılı bir şekilde seherbazlık sınavlarını geçtikten sonra Rusya Sihir Bakanlığı’nda işe başlayan Roza aynı zamanda sevgilisi Ethan ile de güzel bir ilişki yaşıyordu. Yazar olan Ethan romanlarında baş karakter olarak Roza’ya benzeyen kadınlar anlatıp ona olan hayranlığını belli etmeye çalışıyordu. Bakanlığın verdiği önemli bir görev esnasında incelediği 1838 yılına ait gazetede gördüğü haber çok dikkatini çekmişti, bu babasının Kızıl Meydan’da idam edildiği görüntülerdi ve içine oturan bu garip his haberin sonunda köyde öldürülenlerden Vasilissa Petrov olmuştu.

‘’ Petrov? ‘’

Bu bir rastlantı mıydı? Dedesi bahsedilen köye dönem dönem gider orada bir şeyler araştırır ve geri dönerdi. Roza buranın gizemini çözmek istiyordu çünkü içindeki his buranın Vasilissa Petrov ile alakalı olduğunu düşünüyordu. Araştırmaları başlattığı sırada sevgilisi Ethan işleri için bir süreliğine İngiltere’ye geri dönmesi gerektiğini söylemiş ve gitmişti. Roza araştırmalar için iki yıl boyunca kafa yormuş ve sonunda geçmişi hakkında her şeyi öğrenmişti. Dedesi aslında üvey babası değildi, annesi ve babası vahşice katledilmişti. Araştırmalarına devam ederken annesinin evine gittiğinde yarım bir kitap bulmuştu, bu babası hakkında yazılmış bir kitaptı ve bu hikaye tamamlanıp bütün dünyaya duyurulmalıydı. Roza kitabı gizlice oradan kaçırıp araştırmaları sayesinde bir şeyler ekleyip yazmaya başlamıştı, bu büyük insanların hayatları uğruna verdiği mücadele duyurulmalıydı. Onca yorucu günlerin ardından Roza kendini tehlikeye atmadan araştırmalarına devam etmek için İngiltere Sihir Bakanlığı’nın Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi’ne başvurdu, aylarca beklemenin ardından başvurusuna yanıt alıp İngiltere’ye gitti ve sevgilisi Ethan’a olay hakkında bir şey söylemedi. Sürpriz yapmak için elinde bavullar ile Ethan’ın müstakil evine gittiğinde gördüğü manzara midesini bulandırmış ve kalbine sancılar girmesine sebep olmuştu. Çok sevdiği adam, ilk aşkı ve hayatında ona iyi davranmış tek erkek başka bir kadının kollarındaydı. Orada olduğunu fark ettirmeden evden ayrılıp kendini İngiltere sokaklarına atmıştı, kalan parasıyla kendine bir ev alıp Ethan’dan gizli İngiltere’ye taşınmıştı. İç dünyasının karanlık taraflarıyla yüzleşen Roza’nın çift kişiliğini hissetmeye başladığı zamanlar bu anlar olmuştu, kendiyle yüzleşiyordu ama bunu yenemiyor gibiydi. Bir süre sonra bununla yaşamayı öğrenip kendini bu yalnızlığa ve bozuk psikolojiye alıştırmıştı. Bakanlık’ta yaptığı başarılı işler sonucunda iş çıkışı kapısının önünde bir Matushka kampına davet almıştı, merakı üzerine buraya giden Roza kampın sonunda üye olduğu açıklanmıştı. Roza artık Bakanlık ve Matushka Üçüncü Enternasyonel için bütün zamanını harcıyordu.


İstediğiniz Meslek:


Bakanlık; Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi (seherbaz)

Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip:

Matushka Üçüncü Enternasyonel

Büyü Yatkınlıkları

Biçim Değiştirme Gücü: 2
Lanet Gücü: 17
Tılsım Gücü:10
İksir Gücü: 1

Örnek RP:

  Onca yolu geldikten sonra San Marino’nun huzur verici sokakları çok iyi gelmişti, sahi kaç yıl olmuştu memleketinde olmayalı? Hogwarts mezuniyetinin ardından memleketine geri dönüyordu, asıl mutlu eden şey o soğuk duvarların arasında sıkıştığı evi değil yıllar önce geride bıraktığı  Giuseppe’ydi o geride bıraktığı kalbindeki sıcaklığı hiç hissetmemişti, sanki o his sadece ona özeldi. Elleri heyecandan terliyordu Giuseppe muhtemelen onunla konuşmayacaktı ya da tanımayacaktı yine de onu görmek Carmen için onsuz geçen zamanlardan daha iyi olacaktı, İngiltere’de ne kadar güzel zamanlar geçirmiş olsa da San Marino memleketiydi ve Giuseppe’de onun eviydi. Gerçek evi babasının onu bir köşeye sıkıştırdığı o kocaman karanlık şato değildi, bu masaldaki prensesin de prensi safkan olsa da fakir bir ailede yaşayan Giuseppe’ydi ve prenses karanlığın içinde sıkışmıştı artık o da karanlıktı fakat prens güneş kadar aydınlıktı  ve yaşam doluydu. Güneş dağların ardından kaybolurken gökyüzü kızıldı güzel akdeniz havası yüzüne vuruyordu, onca yol koştuktan sonra o, evi bulmuştu. Başta ne yapacağını bilemez bir şekilde sokağın başında öylece dikiliyordu yaklaşık bir saat öylece baktı, bacakları asla o tarafa doğru gitmiyordu derken kapının açılmasıyla genç çocuk belirdi.
  O bıraktığı çocuk yoktu geride uzamıştı, sakalları düzenli bir şekilde çıkmış ve vücuduna da belli ki bakmıştı. Bir süre öylece izledi dünya durmuştu sanki, Giuseppe’nin bakışları Carmen’e çevrilmişti öylece birbirlerine baktılar. Carmen adım atmak istiyordu fakat bacakları sanki et kesmişti yürüyemiyordu, Giuseppe adım adım ona yaklaştı sanki bir yavru ceylanı kaçıracakmış gibi hissediyordu çünkü. Hayal gördüğünü sanan Giuseppe Carmen’in bir adım ötesine geldi derken mesafeyi kapattı burunları artık birbirine çarpacaktı ve tek yaptıkları öylece birbirlerine  bakmaktı. Giuseppe gerçekliğinden emin olmak için önce Carmen’in yanaklarına dokundu sıcaklardı ve o sıcaklığı hissettikten sonra ona sarıldı. Ernesta heykel gibi dikiliyordu öylece, gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı bir iki derken o da Giuseppe’ye sarıldı sanki cümleler yerine duygularla iletişim kuruyorlardı. Ernesta o bıraktığı hissi tekrar hissetmişti, bu anlam veremediği his galiba aşktı ve o yaşta bunu anlamayan Ernesta o an bundan emin olmuştu. Giuseppe elinin tersiyle Ernesta’nın gözündeki yaşları temizledi, kendini sözlerine başlamaya hazırlayan Giuseppe Ernesta’nın gözlerinden gözlerini ayırmayarak ‘’ Seni bekledim bunca zamandır pes etmeden, neredeydin? ‘’ Ernesta konuşamıyordu öylece bakıyordu, iç güdü olarak parmaklarının uçlarına basıp Giuseppe’yi dudaklarından öptü; Giuseppe çok uzamıştı anca parmak uçlarına basarak onu öpebiliyordu. Giuseppe anın şokuyla öylece kalınca Ernesta yaptığının yanlış olduğunu düşündü ve boğazını temizleyip ‘’ Ö-özür dilerim, görüşürüz. ‘’kekelemesine engel olamamıştı, Ernesta arkasını dönüp kızaran yanaklarıyla gitmeye hazırlanıyordu Giuseppe arkasından bağırıyordu ‘’ Yarın akşam Lotus bar, geç kalma. ‘’ dedi, Ernesta duyduğu utançtan dolayı arkasına bakamamıştı ve sadece koşuyordu. ‘’ Aptal, istemedi işte neden öptün? ‘’ diye kendine kızarken o masallardaki prensesin hapsedildiği şatoya benzer evine sonunda gelmişti.