Büyücedünya RPG

İngiltere Büyücedünyası => Hogwarts Giriş Katı => Hogwarts => Büyük Salon => Konuyu başlatan: Locomotor - 25 Eylül, 2022 18:16:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
Gönderen: Locomotor - 25 Eylül, 2022 18:16:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Yeni eğitim öğretim yılının açılış merasiminde Slytherin ve misafir okulun Thunderbird öğrencileri için ayırılmış masadır.



(Elbette diğer binalardan öğrenciler de yeri geldiğinde uğrayabilirler)
Başlık: Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
Gönderen: Victoria Sanchez - 30 Eylül, 2022 15:06:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Victoria nispeten uzun bir yolculuktan sonra sonunda Hogwarts’a varmıştı. Yolda gördüğü çeşit çeşit büyüleri meraklı gözlerle fakat sakin bir şekilde izlemişti. Duyduğu her şeyi aklına kazımıştı. Zira annesinin de sürekli hatırlattığı gibi bilgiyle en güçlü savaşçıları bile çolak bırakmak mümkündü. Kartlarını doğru oynadığı sürece istediklerine rahatlıkla kavuşabilirdi. Bu yüzden önce leydiyi pek andırmayan ama asil kana sahip olduğundan şüphe duyamayacağı Boleyn leydisinin dediklerini sünger gibi çekmişti; ardından Yüce Boleyn’in hem alışveriş yaparken hem de adadan ayrılmadan önce yaptığı sohbetleri aklına kazımıştı. Bu bilgileri kullandığı sürece bir sorun yaşayacağını sanmıyordu.

Aklından çıkarmaması gereken tek şey vardI: Kimliğini unutmamak. Evde eğitim aldığı için insanlarla kaynaşmakta usta olmasa da emir vermekte ustaydı. Üstelik pek çok leydiyle konuştuğu için dolaylı yoldan konuşmayı çok iyi biliyordu. Kibar, soğuk ve mesafeli olmasının yanı sıra zarifti de. Leydi Regina’dan duyduklarına bakılırsa herkesin samimi olabildiği bir yer olacak Hogwarts’ta yer edinebilecek miydi, pek emin değildi. Ne de olsa ailesine karşı bile tamamen dürüst ve samimi olamazdı. Evlerinde de olsalar bir leydi olarak davranışlarına dikkat ediyordu, etmek zorundaydı. Zira asil olmak, hele ki geçmişi bu denli köklü bir ailenin en küçük kızı olmanın gerekliğiydi bu. Bu yüzden olsa da gerek buraya uyum sağlamayacağından çekiniyordu. Yine de korku onu durduran değil harekete geçiren bir şeydi. Önce babasını, sonra annesini ve ardından tek güvencesi olan ablasını kaybetmişti. Ufak bir tedirginlikle de bittabi başa çıkabilirdi. Nasılsa kaybedecek pek bir şeyi yoktu.

Okula girerken etrafa çaktırmadan göz artmıştı. Devasa gözükmesinin yanında küçükken gittiği Yasaklı Şehrin yanında minyatür kalıyordu. Zaten burayı bu kadar büyüleyici kılan büyüklüğü değildi. Ağaçların bile değişik gözüktüğü bu okulda gizemin kokusunu alabiliyordu Victoria. Kanı kaynamaya başlamıştı bile. Kim bilir bu okul ona neler öğretecekti? Kimlerle tanışıp, ne kültürlere ortak olacaktı? Kapıdan içeri büyücü topluluğuyla birlikte girerken geleceğini düşünüyordu. Geçmişini düşünmekten çok daha keyifli olduğu kesindi.

Büyük bir kalabalık, uğultu vardı. Mumlar havada uçuyor, hayaletler etrafta geziniyordu. Pek çok kişi tatilden sonra arkadaşlarıyla kaynaşıyordu. Gülüşmeler ve konuşmalar Victoria’yı rahatsız ettiyse de belli etmedi. Kendisini ne kadar bir kurt sürüsüne atılmış koyun gibi hissediyorsa da gerçeğin farkındaydı. Bir Sanchez asla bir koyun olamazdı. Ejderha olması gerekiyordu. Ne de olsa kraliyet kanı taşıyordu. Bu sebeple gözlerini ileriye, oturması gerektiği söylenen masaya kilitledi. Ellerini karnında birleştirip başını dikleştirdi. Asil, zarif ve kudretli gözüküyordu. Her ne kadar kimse bunu umursamasa da onun böyle olması gerekiyordu. Kıyafetleri batı-doğu kırması olsa saçları Çin usulü toplanmıştı. Annesinin hediyelerinden olan pembe şakayık figürü işlenmiş saç tokası gece siyahı saçlarıyla tezat oluşturuyordu.

İyi bir durumda olduğuna kanaat getirip sakinleşince adımlarını hızlandırdı. Yumuşak fakat emin adımlarla masaya doğru yürüdü. Masa odayı neredeyse boydan boya kaplıyordu. Böylesi büyük bir masayı sarayda dahi görmemişti. Ondan büyük olduklarını tahmin ettiği kişiler devasa masanın etrafında konuşuyorlardı. Ne dediklerini anlamıyordu çünkü uğultu dayanılmaz derecedeydi. Evindeki sakinlik eser yoktu ancak şikayet etmiyordu. Etse de bir şey değişmeyecekti ne de olsa. Ne yapacağını bilmediği için hiçbir şey demeden masanın başında durup onları inceledi.
Başlık: Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
Gönderen: Eadwig Alger Boleyn - 01 Ekim, 2022 20:32:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Tren yolculuğundan sonra uçan arabalara geldiğim gibi korkunç bir görüntü ile karşılaştım… Çok iğrenç görünümlü bir at vardı önlerinde. “Bu atlar ne ya?” dedim Winton’a. “Uçma büyüleri mi bitmiş arabaların?” Dalga geçiyordum aslında ama Winton’ın dönüp bana ciddi bir bakış atması ile yüzüm değişti. “Testraller.” dedi. Şu sadece birinin öldüğünü gördüğünde gözüken atlardan bahsediyordu. Gözlerimi kocaman açıp atlara tekrar baktım. Bir deri bir kemiklerdi. Sanki dişlerini birbirlerine vurur gibi bir ses çıkarıyorlardı. “Sen… Görebiliyor musun?” diye sordum Winton’a bakmadan. Aşırı sessiz çıkmıştı sesim. Aynı şekilde sessizlikle “En başından beri…” diye cevap verdi. Camilla’nın okul bahçesinde bir cadı avcısının boğazını kestiğini hatırlayıp yüzümü buruşturdum. Samuel ve Andre de görüyor olmalıydı.

Sürekli dışarı bakıp atların uçuşunu izlediğim bir yolculuktan sonra okula ulaştık. Bizimkiler adanın adresini bulamadıkları için mektup atamamışlar. Alıştım artık. Charlotte ruh hastası karı nasıl başarmıştı atmayı? O kadar istiyor muydu arkadaşlığımı? Ben de onunkini istiyorum ama işte. Olmaz. Üstelik onun bana karşı bir şeyler hissedip hissetmediğini de bilmiyorum ki. Geçip Slytherin masasına oturduk. Ben de düşünceli düşünceli Hufflepuff masasını izlemeye başladım. Kendi kendime gelin güvey oluyorum ve kendimi rezil duruma sokuyorum değil mi? Charlotte bir çok kere bana sinirli davrandı. Özellikle Samuel ile ilgili bir şey olunca sinirlendi. O gün geçmişimden saçma sapan bir şey gördüğümüzde bundan kimseye bahsetmemiştir diye düşünüyorum.

Dana Gryffindor’ların seslerinden birbirimizi duymuyoruz yemin ediyorum ya. Gage ile Cyneric bir şey anlatmaya çalışıyorlar ama ikisi de bir anda konuşuyor benim de kafam Charlotte’ta derken güzelinden bir baş ağrısı saplandı kafama. “Tek tek konuşun elimde kalacaksınız sonunda.” diye sinirlendim arkadaşlarıma. Sonra da ikisi de önce sen söyle, hayır önce sen kavgasına giriştiler. Benim de gözüme Slytherin masasının en başına gelip öylece duran minicik, yüzünü tanımadığım bir kız takıldı. Popülerim demeyeceğim. Sadece sorumluluk sahibiyim. Bir sınıf başkanı olarak tüm binadakileri tanıyorum. Bu çekik kız 1. sınıfta olmalı. Daha binaya bile yerleşmeden neden gelmiş ki? Neyse kalktım bizimkilerin yanından. “Gelirim birazdan.” dedikten sonra orta taraflarında oturduğumuz masanın boyu boyunca yürüyüp kızın yanına geldim.

Bir şey sormama gerek yok. Belli ki yolunu kaybetmiş. “Beni takip et.” dedim her zamanki düz ses tonumla. Sonra da büyük salondan dışarıya doğru yürümeye başladım. Bu kız daha binasına seçilmemiş. Slytherin’e seçilme olasılığı %25. Bu yüzden okulu falan anlatmayacağım ona. Eğer bizim binaya gelirse o zaman bilgilendiririm. Birinci sınıfların geldiklerinde toplandıkları merdivene vardıktan sonra kıza elimle işaret yaparak burada beklemesi gerektiğini gösterdim. Sonra da tekrar büyük salona, bizim gerizekalıların yanına döndüm. Umarım karar vermişlerdir kimin önce anlatacağına.[/justify]
Başlık: Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
Gönderen: Victoria Sanchez - 02 Ekim, 2022 21:37:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Kendini tanıtma zahmetine bile girmeyen biri tarafından dışarı çıkarılınca ne yapacağını bilemeden onu takip etti Victoria. Buraya yabancıydı, yolunu şaşırıp yanlış masaya yaklaşmış olması muhtemeldi ancak dışarı çıkartılmayı beklemiyordu. Üstelik ondan büyük de olsa konuşma tarzı ziyadesiyle kabaydı. Onu dışarı çıkarttıktan sonra arkasını dönmüş gidecekken seslendi.

“Affedersiniz!”

Ardından ona doğru birkaç adım attı. Her zamanki asaletiyle önce onu selamlayıp sonra durumu açıklaması gerekirdi ancak karşılaştığı bu kabalık karşısında böylesi bir nezaketi gösterip göstermemek konusunda şüpheleri vardı. Yine de bir asil olarak gereğini yapmalıydı. Önünde hafifçe eğilip onu selamladı. Her ne kadar asil olsa da kendinden büyük kişilere saygı göstermeliydi. Annesinin öğretileri bunu emrediyordu. Ardından sırtı dik, kendinden emin bir şekilde konuşmaya başladı.

“Benim adım Victoria Sanchez. Masanıza yaklaşmadan önce Slytherin binasına ait olduğum söylendi. Neden bir açıklama beklemeden ya da yapmadan beni dışarı çıkarttığınızı anlamış değilim. Beni bu konuda aydınlatır mısınız?”

Ardından her zamanki duygudan yoksun fakat sorgulayıcı bakışlarını karşısındaki gence dikti. Yaşına karşılık duruşundan savsak biri olmadığı anlaşılıyordu. Bir sebebi olmasa böyle bir şey yapmazdı diye düşünüyordu. Bir açıklamayı hak ettiğine inanıyordu. Ardından soğuk fakat kibar gülümsemesini takındı.

“Bu arada kiminle konuştuğumu öğrenmek şerefine nail olabilir miyim?” dedi.
Başlık: Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
Gönderen: Sophia Catherine Lorence - 01 Şubat, 2023 14:38:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Sophia, oldukça uzun bir yolculuğun ardından Hogwarts'a gelmeyi başarmıştı. Yolculuğu sırasında düşünceliydi. Hogwarts'a geri döndüğü için mutluydu ama bu yılın son yılı olduğu gerçeği onu mutsuz ediyordu. Buraya ilk geldiğinde bağlanacağını hiç düşünmemişti. Arkadaşlığı ve dersleri düşündüğünden değil. Bu büyülü dünya ailesinden özellikle babasının zalimliğinden kaçabileceği, saklanabileceği gizli ve özel bir yer olmuştu onun için. Bu yaz geçen yıla göre daha az atraksiyonlu geçmişti yani genç kız öyle düşünüyordu. Büyücü Dünyası hakkında çok az istihbarat alabilmişti. Bunun en büyük nedeni yazının büyük bir kısmını Kraliyet Sarayı'nda müstakbel kayınvalidesi ve annesini memnun etmek için uğraşarak geçirmişti. Sophia'nın reşit olma yaşı yaklaştıkça Kraliyet ailesinin ve babasının baskıları artıyordu. Sadece bununla kalmıyor, sosyetenin gözü kulağı veliaht prens ve Sophia'nın gerçekleştireceği düğün seremonisindeydi. Bunlar genç cadıyı gittikçe geriyodu.

Babasının zoruyla takmış olduğu nişan yüzüğüne umutsuz gözlerle baktı. İlk taktığı gün olan nişan günü genç kız için her ne kadar bir kabus olarak nitelendirilse de gerçekti. İnce uzun parmağında parlayan alyans bunun kanıtıydı. Yüzüğü hafifçe yerinden oynatarak bakındı etrafına. Eğer o kasvetli günün bir nişanesi olmasaydı oldukça güzel bir yüzüktü aslında. Gümüş ve minik pırlantalarla işlenmişti. Ortasında ise aşırı büyük olmasa da  koyu mavi bir safir bulunmaktaydı. En az Sophia'nın gözleri kadar koyu mavi bir renkteydi bu safir. Oldukça zarif görünen bu yüzük velihat prens tarafından Sophia için özel olarak seçilmişti. Velihat prens genç kız için ayrı bir mevzuydu. Onu Hogwarts'a gönderirken özellikle istasyona giderken kraliyet şövalyelerinin ona eşlik etmesini emretmiş ardından her hafta olmasa da ona mektup yazmasını istemişti.

Derin bir iç çekerek bu düşünceleri kafasından atmayı denedi kalabalığa karışmaya başladığında. Herkes yerini alırken Slytherin masasına doğru ilerledi. Masaya geçip, yavaşça oturdu. Üzerindeki kıyafetlerin kırışmaması için dikkat ederken  yazın denediği yeni bir değişiklik olması adına saçlarını uçlarından kestirmiş ve birkaç perçem bıraktığı platin sarısı saçlarını bir cep aynası yardımıyla kontrol etti. Ziyafet her zamanki kadar büyüktü. Herkes ya önündeki yemeklere odaklanmıştı ya da geçen yaz tatilinde neler yaparak geçirdiklerini anlatıyordu. Sophia ise sadece bu yılın kendisi için iyi geçmesinin diliyordu.

Başlık: Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
Gönderen: Eadwig Alger Boleyn - 19 Mart, 2023 01:11:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Arkamı dönmüş, yürürken öğrenci arkamdan seslendi. Durup döndüm. Bana doğru geldi minik minik adımlarla. Neden bu çocuklar bu kadar çekingen oluyor ki? Bir dakika… Ben de küçükken bu kadar sessiz ve çekingendim sanırım. Önümde hafifçe eğilip selamladı beni. Ben de kaşlarımı çatıp anlam veremeyen bir şekilde baktım buna. Kız diye düşünmüştüm karşımdakini. Böyle eğilmeyi erkekler yapmaz mıydı? Ben de çok hafif eğilerek reveransına karşılık verdim. Neydi şimdi bu? Adının Victoria olduğunu söyleyince iyice kafam karıştı tabi. Doğruldum. Eee, Victoria kız adı? Masaya gelmeden önce buna söylemişler sen Slytherin’sin diye. “Kim dedi sana onu?” diye sordum. Seçmen şapka yerleştirmesi görmedim ben. Açıklama beklemeden neden beni buraya getirdin diyor. Bu soruya cevap vermeyeceğim bile. “Kıyafetin de…” Gözlerimi devirip bir iç çektim. Burada yine biri işini düzgün yapmıyor ve bu benim çok sinirime dokunuyor. Bir düzen var değil mi? Birinci sınıflar kayıkla falan gelir, sonra burada dizilir, içeri geçerler, şapka sınıflara yerleştirir, büyüyle müyüyle kıyafetlerini hallederler. Sonra yemek. Neden bu sıra düzgün yapılmamış da bir anda masaya oturmaya yollamışlar bu kızı.

“Ben Boleyn. Eadwig Boleyn. Böyle olmaz bu. Gel benimle.”

Yine peşime taktım bebeyi yürümeye başladım. Tam tersi büyük salona doğru bu sefer. Ben nereden bileyim bu çocuğun doğru söyleyip söylemediğini. Slytherin kıyafetini yapacağım üstüne, gelip kızacaklar başka binaysa. Ben bu sorumluluğu almam üstüme. Bina sorumlumuzu da tanımıyorum. Urswick kadındı madındı ama en azından tanışıyorduk. Şimdi bir de uğraşacağım adamı tanımakla. Bu sene bitse de gitsem şuradan. Gryffindor masası ve Ravenclaw masasının arasından acele adımlarla giderken kırmızı kıyafetli çocukların çıkardığı sesten rahatsızlığımı “Yüksek sesle konuşunca dikkat çekiyorlar ya. Anırıp duruyorlar. Zavallılar.” diye dile getirdikten sonra profesör masası bir platform üstünde olduğundan ulaşmak için bir kaç basamak çıkmam gerekti. Dümdüz yeni SYB profesörünün olduğu yere doğru yürüdüm. “Profesör D'lbelin.” diyerek selamladım kendisini. Doğru mu telaffuz ettim acaba? Her neyse... “Eadwig Boleyn.“ Kendimi de tanıttıktan sonra elimle yanımdaki çekik kızı gösterdim. “Bayan Sanchez Slytherin’e seçildiğini söylüyor. Ancak ne seçmen şapka seramonisi yapıldı, ne de kıyafeti Slytherin üniformasına benziyor. Sanchez’in söylediklerini tasdiklerseniz kendisiyle ilgileneceğim.” dedikten sonra adamın cevabını beklemeye başladım.[/justify]

Kurguyu yine bürokrasi çıkmazına sokan Eadwig. Seni seviyorum bebem.
Başlık: Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
Gönderen: Balian d'Ibelin - 19 Mart, 2023 16:10:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Serin bir akşam üzeriydi. Otlar seyrek, yol ise sert ve nemli. Lila ile binmiş oldukları araç harap fundalıkların arasından ilerlerken Balian rüzgarın aşındırdığı eski taş evleri seyrediyordu. Çok garip. Medeniyet genelde toplumsal alanların çevresine kök salardı. Bu çok yerinde olan genellemenin Hogwarts'ı neden es geçtiğini ise ancak bir sosyolog anlamlandırabilirdi. Okulun kaç yılında kurulduğunu ve Diagon Yolu'nu kaplayan bataklıkların ne zaman ıslah edildiklerini düşündü. Eğer Diagon Yolu'nun halka açılışı, Hogwarts'dan önceye tekabül ediyorsa az önceki sorusuna yanıt bulmuş olabilirdi. Yine de Lila'nın son on beş dakikada açılan çenesi gizemini koruyordu. Kendine sevgili gibi bir şey bulmuştu ve bunu suratına söyleyebilecek kişiyi ateşe ilan etmek gerekirdi. Üzerine üstlük kadın, şu Isaac meselesi ne zaman açılsa ardına Lux'ı iliştirmeyi ihmal etmiyordu. Çıldırmamak elde değil.

Gönlünde ah, gözlerinde yaş, seviyordu ne acı. Fakat şu raddeden sonra Lux'ın kapattığı zindandan onu çıkaracak yegane anahtar acıma olurdu. Nitekim bunu da görmüyordu onda. Nazolabial kıvrımları seyirdi. Neyse ki hakimiyetini yitirdiği yüz kaslarını gören, camdaki yansımasına bakan kendinden başkası değildi.

Birkaç saatlik lüzumsuz yolculuğun ardından hedeflerine vardılar. Olmaz. Her hafta değerli vaktini bu yola harcamasının en ufak mümkünatı yok. Çok geçmeden bu konuyu müdür ile konuşmak, kontratlı profesörlerin okulun içine cisimlenebilmeleri için izin çıkarttırmak gerekiyordu. İri gözleri Hogwarts'ın ihtişamını keyifle süzerlerken toprağa gömülü salyangozlar ayakkabılarının altında çıtırdıyorlardı. Hangisinin çakıl taşı, hangisinin salyangoz olduğunu uzaktan ayırt edilemediği için bu durumu çok umursamadı. Lila'nın çorap seçimi ise talihsiz sayılırdı.

Genç kadın büyük salon hakkındaki memnuniyetsizliğini dile getirirken Balian ne yazık ki aynısını düşünmüyordu. İşin doğrusu genel olarak Hogwarts'la ilgili birşeyi düşündüğü söylenemezdi. Çıkmadan evvel Murdoch'a dondurucudaki hipokampüs dalağını çözmesini söylemiş miydi yoksa bu da unutulmaya yüz mü tutmuştu? Hay Galvani'nin kurbağaları. Ziyafetten sonra durumu kontrol etmek için bir şömine bulsa harika olurdu. Fakat ilgisi dağılana buzluktaki dalak aklını kurcalayacak, tadını kaçırm... Büyük Salon ne zamandan beri turkuaza boyalıydı? Görmeyip haberlerde okusa epey eleştirirdi ama türbe yeşiline benzemesi dışında çok da kötü durduğu söylenemezdi. "Türbeye benzemiş." Belki de ölümü simgeleyen olgulara karşı duyarlılığı hayli düşük olduğu için sorun etmemişti. Öğrencilerin kendilerini islami bir lahitin içerisinde yemek yerken nasıl hissettiklerini ise bilmiyordu.

Göz göze geldiği birkaç öğrenciye tebessüm ettikten sonra dudakları baş yöneticiyi görmesi ile hepten kıvrıldılar. Yetişkinlerin oturduğu platforma çıktı ve tanımadığı birkaç kişinin elini büyük bir özenle sıktı. İlk hamleyi yapan kendisi olmadığı için tanındığı hissine kapılmıştı. Onun karşısındakini tanıyor olmasının bir önemi yoktu ki. Namının kendinden önce gelmesi o ortamda bilime ne kadar değer verildiğini gösterirdi. Elini sıktığı kişilerin ise sırasıyla orman korucusu ve hademe olduklarını sonradan öğrenecekti.

"Yol o kadar uzundu ki neredeyse bize araç yerine tabut yolladığınızı sanacaktım." dedi tatlı bir nüktedanlıkla. Buz gibi avuçları el sıkışmak üzere müdür ile buluştular. Cisimlenme meselesine girişi yapmıştı fakat konunun devamını başka zaman getirecekti. İlk gün telaşesinin çiçeği burnunda müdürün beynini zalim çulluklar gibi kemirdiğini tahmin edebiliyordu.

Balian'ın üzerinde ince bedenini kaplayan gece mavisi bir frak altında ise açık mavi kumaş bir pantolon vardı. Fırfırlı gömleğinin yakaları papyonunun altına özenle iliştirilmişlerdi. Beyaz yeleğinin içine sıkıştırdığı altın cep saatine baktı. Verilen zamanlamaya göre şölen birkaç dakika sonra başlayacaktı. Şöyle bir etrafı süzdükten sonra kendisine ayrılan sandalyeye doğru ilerleyecekti ki gözlerinin ince bir detaya tutulmaları onu yolundan alıkoydu. Salon şamdanlardan yayılan titrek alevlerin altında aydınlanıyor, insanların vücut hatlarının gün ışığından kat ve kat keskin bir şekilde gözlemlenebilmesine sebep oluyordu. Yüzünde oldukça ciddi bir ifade ile Baş yöneticiye yöneldi ve parmağı yardımıyla kadının çenesini yavaşça yukarı kaldırdı. "İzninizle." Fiziksel temasın ardından izin aldığı için pek de etik olmayan bir şekilde parmaklarını adamın gırtlağında gezdirdi. "Son zamanlarda nefes darlığı yahut yutkunma güçlüğü çekiyor musunuz?" Bedenini izinsiz teşrif ettiği topraklardan uzaklaştırırken baş yönetici öyle bir değişiklik hissetmediğini sadece zaman zaman hafif bir geniz akıntısı hissettiğini belirtmişti. Az sonra harika havadisler verecekmişçesine gülümsedi. "Korkarım sizde bir çeşit tiroid bozukluğu var. Gündelik hayatınızda fark etmemiş olabilirsiniz ama gırtlağınızda çok hafif bir şişlik oluşmuş. Şu anda etrafa loş bir ışık hakim olduğu için rahatlıkla görünüyor. Multinodüler guatr olduğunu düşünmüyorum. Yüksek ihtimalle iyot eksikliğine bağlı kolloid yani endemik guatr. Yahut ileri seviye gırtlak kanseri. Siz iyisi mi boş bir vaktinizde St. Mungo'ya uğrayıverin. Eğer kanserse yapacak pek birşey yok ama düşündüğüm gibi guatr çıkarsa ufak bir iyot takviyesi ile eski haline gelir." Seviyeli bir samimiyet ile adamın omzuna dokunduktan sonra Lila'nın yanındaki yerini aldı.

Şimdi Lila'nın tabağının üzerindeki şekilli mendili alıp elbisesinin yakasına sıkıştırışını keyifsiz bir şekilde izliyordu. Aklında herhangi bir cinsel kodlama yoktu lakin görgü kuralları dahilinde mendilini bacaklarının üzerine açması gerekmez miydi? Kendi tabağındaki mendili sadece yana koymakla yetindi. Bu esnada Lila yadırgayan bakışlarını fark etmiş neyin ters gittiğini sormuştu. "Mendilini..." dedi bir yandan tabağına portakallı kereviz doldururken. "Bacağına açsan daha iyi olur." Demez olaydı! Lila bu iyi niyetli uyarıyı almış, zalim bir suikast girişimini misillercesine yanıtlamaya karar vermişti. Yok efendim ona mı soracakmış da, o ilk kendi mendilini sersinmiş de. "Daha buraya gelmeden evvel iki tane Kelpi'nin içini açtım ve etrafa bir damla vücut sıvısı sıçratmadım Lila, bir parça sebzeyi mi dökeceğim?" Cümlesini neticelendirirken suratında sıkça beliren alaycı bir gülümseme yer edinmişti. Bu kadında herkesi kendi gibi sanıyordu. Çatalını üçgen çekilde doğranmış kerevize sapladı fakat kereviz Balian'ın ağzına varamadan çataldan kayıp düşerek varlığını sonlandırdı. Üzerine kor sıçramışçasına yana çekildi ve pantolonunun yağ lekesi olup olmadığını kontrol etti.  "Saçma sapan yağ koyuyorlar şu yemeklere. Beni yeme diye ağladı resmen."

Bir süre geçtikten sonra keyfi hayli yerindeymiş gibi davranmaktan bıkan Balian,seremoni'nin başlaması için Merlin'e dualar etmeye çoktan başlamıştı.Ancak ne kadar zaman geçtiğinin kimse farkında değil gibiydi! Ne müdürden ne de müdür yardımcısından hiç bir hareket yoktu.Slytherin bina sorumlusu olması yüzünden,öğrencilerle konuşmadan bir yere de ayrılamayacağı bir kuraldı.Öf'lerek hatta puf'layarak boğazından geçen yemeklerin ardından bir ses kendisini sonunda canlandırmaya yetmişti.Kendisini tanıtan çocuğa uzun uzun bakan Balian,Boleyn soyadını duyar duymaz ailede bulunan arkadaşlarının yüzlerini anımsamıştı.Boleyn ailesine her zaman saygı duymuş ve onlarla tanışmış olduğuna dair onur duyardı.Bu yüzden bu gençte onun için şuandan itibaren önem arz ediyordu.Balian bordo mendil ile ağzını temizledikten sonra kravatının şeklini eliyle kontrol edip ayağa kalkar.''Sevgili Eadwig,annen nasıl çocuğum?Kendisine baykuşunu gönderdiğin zaman lütfen saygılarımı ilet,olur mu canım benim.''dedikten sonra saçma bir gülücük atar ve masadan kalkıp minik cadının yanına gelir ve ellerinden tutar.''Evet,sanırım seremoni nasıl desem unutulmuş olabilir.''dedikten sonra ne kadar saçma bir cümle kurduğunu daha sonra anlar ama iş işten geçmiştir.Boleyn'e dönüp ''Sen arkadaşını al ve koridorda beni bekleyin''der ve çocukların oradan uzaklaşmasından sonra Profesörlerin masasına geri döner.Ufak bir açıklama yaptıktan sonra paltosunu da yanına almayı ihmal etmeyen Balian,öğrencilerin arasından geçerken kendisine bakan gözlere gülümseyerek cevap verir.

Büyük salondan çıkan Balian kendisini bekleyen iki öğrenciye ''Beni takip etmenizi istiyorum''der ve yer değiştiren merdivenlere yönelir.Yanından her geçtiği tablo Profesör'e selam verip,tebrik etmeyi ihmal etmiyorlardı.En sonunda müdür yardımcısının odasına ulaşan Profesör ve öğrenciler,açılan kapının koridora acı çektiren gıcırtısıyla içeri girerler.Balian bu odaya izinsiz girmesinin nedenini elbette sonunda açıklayabilirdi.Çünkü binası belli olmayan öğrenci mi olurmuş.Merlin duysa hepimizi okuldan defeder.Odanın içinde bir sağ bir sol yapan Balian camlı dolabın içinde yaşlı şapkayı görür ve hemen ona ulaşır.Tozlu şapkayı bir iki kere salladıktan sonra şapkanın homurdanması ve bir kaç söylenmesini dinler.Küçük kız çocuğuna müdür yardımcısının koltuğunu gösterip ''Otur bakalım miniğim.Bak kimseye nasip olmaz böyle bir seremoni.'' dedikten sonra yine o garip gülümsemesini takınır.Çok fazla uzatmadan koltuğa oturan cadının saçlarının üzerine şapkayı bırakır.

Seçmen şapka minik cadının heyecanlı bakışları görebiliyordu.Etrafına şaşkın bakışlar atıyor hangi binaya yerleşeceğini bekliyordu.Profesörün ismini söylediği minik cadı müdür yardımcısının koltuğuna doğru adımlarken seçmen şapka burun kıvırmış bilmiş bir tavırla kızı inceledi. Profesör cadının kafasına koyduğunda seçmen şapkayı, şapka anında kızın zihninde gezintiye çıkmıştı. "Yaramaz kıpır kıpır bir cadı." diye homurdandı. Binasını seçmek kolay olacak diye düşündü. İçinde gezinen kaos sevgisi aslında şapka'ya yön veriyordu.  "Kaos kokusu geliyor. Demek çok yetenekli olduğuna emin ve bir o kadar da kararlısın."  Sinirlerine hakim olamayan bir cadıydı. İlgi alanları çok farklıydı. "Sanırım biliyorum." dedi sessizleşmiş salona göz gezdirdi. Ardından çok fazla bekletmek istemeyerek " Karanlık sanatlara karşı ilgin güç arayışın. Elbette senin binan bariz ortada. SLYTHERİN!!!"

Biraz geç ve usulünde olmayan bir bina seçimi olsa da en sonun da bu minik kızın binası belli olmuştu.Balian çocuklarla beraber ofisten çıkarlar.Eadwig'e''Boleyn!Artık mink cadımızla ilgilenebilirsin.Birlikte yer değiştiren merdivenlerden inerlerken cadıya ithafen ''Her hangi bir durumda beni ofisimde bulabilirsiniz.Ya da baykuşunuzu rahatlıkla gönderebilirsiniz bayan Sanchez,size iyi eğlenceler diliyorum'' dedikten sonra merdivenlerden hızla inerek gözden kayıp olur.
Başlık: Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
Gönderen: Victoria Sanchez - 19 Mart, 2023 17:03:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Karşısındaki gencin kafası karışmış bakışlarını görmezden gelmeyi tercih etti Victoria. Başka bir kültürden gelmişti ne de olsa, birbirlerinin davranışlarını anlayamıyor olmaları doğaldı. Buna rağmen önünde reverans yapmış olması görgü kurallarına aşina olduğunu gösteriyordu. Soyadının Boleyn olduğunu söyleyen gence karşılık kaşlarını kaldırmış, nereden geldiğini söyleyecekken birden bir yere doğru yürümeye başlamıştı. Küçük kız da şüphelerine rağmen onu takip etti. Neden batılılar konuşmaktan acizdi? Ne yapacağını söyleyip izin istemek, kibar bir şekilde konuşmak ve davranmak bu kadar zor muydu?

Bunları düşünürken orta yaşlı, küçük kızın eğitmen olduğunu düşündüğü kişilerin olduğu masanın önünde durdular. Victoria herkese kısaca göz attı. Kendisini birden çok yabancı hissetti. Yanlarından geçtikleri masalarda herkes gülüyor, konuşuyor, eğleniyordu. Soylu olup olmamalarını umursamıyorlarmış gibiydi. Kendi ülkesinde sesli konuşmak yalnızca kavga anında yapılacak bir şeydi ve ancak üst kademedekiler yapabilirdi. Aksi takdirde bu hadsizlik ve saygısızlık sayılırdı. Küçükken ne kadar azarlanmıştı bu yüzden. Bunları düşününce yüzünden kırgın bir gülümseme belirse de profesörün konuşmasıyla kendine geldi.

Adamın davranışları çok samimiydi. Fazla samimi. Victoria bu duruma karşılık kaşlarını çatmamak için mücadele etmişti. Batılılarla hiç anlaşıp anlaşamayacaklarını düşündü. Adamın emriyle masadan uzaklaşıp beklemeye başladılar. Çok geçmeden adam da yanına gelip seremoniyi organize etmeye koyuldu. O sırada Victoria yalnızca böylesi hazırlıksız bir yerde okumanın ona nasıl bir fayda sağlayacağını düşündü. Herkes samimi ve sıcaktı ancak bu bir şey ifade etmiyordu onun için. Önemli olan eğitimdi. Aşırı katı, nefes almak için izin istemesi gereken bir yerle herkesin kaynaştığı, gülücüklerin havada uçuştuğu yer arasında hiçbir fark yoktu. Victoria yalnızca eğitiminin en azından iyi olmasını ümit etti. Aksi takdirde bunca yol gelip ablasından ayrılmasının hiçbir anlamı olmayacaktı.

Seremoni için her şey hazırlanınca profesör ona bir koltuğa oturmasını söyledi. Onun seremonisinin diğerlerinden farkının ne olduğunu bilmiyordu. Ama Regina Boleyn’in söylediğinden farklı olduğu kesindi. Karşısında Boleyn ailesinden Eadwig ve profesörlüğünden şüphe ettiği biri dışında kimse yoktu. Daha kalabalık ve neşeli olacağını duymuştu ancak değildi. Gerçi bu onun için daha iyiydi. Tanımadığı insanların bağırışlarıyla başının ağrımasındansa mutlak sessizliği tercih ederdi.

Victoria otururken profesörün ona hitap şeklini fark etti. “Miniğim.” Buna gülmemek için kendini zor tuttu. Annesi bile ona böyle seslenmezdi. Ne kadar küçük olsa da o Sanchez ailesinin varisiydi. Çin’in hatrı sayılır bir kısmının sahibiydi. Ondan yaşça büyükler bile saygılı olmak zorundaydı. Tabii o artık Çin’de değildi.

Profesör başına hafif tozlu bir şapka yerleştirdi. Şapka birden konuşunca düşüncelerinden çıkmak zorunda kaldı. Sakinliğini korusa da şaşkınlığını gizleyemedi. Konuşan şapkadan bahsedildiğini duymuştu ama bunu yaşamak farklıydı. Şapka ona yaramaz olduğunu söylediğinde neredeyse gülecekti. Belki evinde, ailesi yanındayken öyleydi ancak şimdi değildi. Olamazdı. İçindeki hüzne karşı başını dik tutup ifadesiz yüzünü kapıya doğrultu. Şapka konuşmaya devam etti. Kaostan bahsettiğinden rüyalarını anımsadı. Yüce Boleyn’in yanındayken yok olmuş rüyaları geri gelmişti, her zamankinden daha şiddetliydi hem de. Güç arayışındaydı, demek ki bu şapka bir şeyler biliyordu. Slytherin dediğinde şaşırmamıştı. Önce şapka başından çıkartıldı, ardından da küçük kız odadan çıktı.

Profesör onun Boleyn’e emanet etmişti. Bundan pek memnun olmasa da şikayet edecek de değildi. Lord en azından diğerleri gibi aşırı yakın davranmıyordu ona karşı. Belki ona “sen” demiyordu ancak batılılardan ne bekleyebilirdi ki? Üstüne çullanmadığı sürece bir şey demeyecekti. Bakışlarını gençBakışlarını gence çevirip bakmaya başladı. Gözleri beklediğinden daha boştu küçük kızın. Büyüye karşı daha heyecanlı olacağını düşünmüştü. Ne de olsa leydi Regina’yı dinlerken heyecanlıydı ancak şimdi eksik hissediyordu. Aldığı her nefes canını yakıyordu. Ailesinden uzakta geçirdiği her saniye azap gibiydi ancak pes etmeyecekti. Kanında yoktu bu. O yüzden Eadwig Boleyn’e baktı yalnızca.
Başlık: Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
Gönderen: Eadwig Alger Boleyn - 19 Mart, 2023 17:58:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Annem mi nasıl? Profesör annemi neden karıştırıyorsunuz şimdi? “Elbette iletirim.”  dedim yeni profesörümüzün annemi tanıması, bir de ona saygılarını iletmemi istemesinden sonra yüzümde oluşan hafif gülümseme ile. Seremoni nasıl unutulmuş olabilir ya? Koskoca Hogwarts değil mi burası? Yeni müdüre yazıklar olsun. Birinci sınıfları bırakalım Hogsmeade’de dilensinler o zaman neden getiriyoruz ki buraya? Profesör, Victoria’yı alıp dışarıda beklememi söylediğinde kafamla onayladım. Yanımdaki kıza gelmesini işaret ettim ve daha demin geldiğimiz yoldan tekrar yürümeye başladık. Geri dönerken gözüm Hufflepuff masasına kaymasın mı? Orada da binasının sarısının aşırı yakıştığı mavi gözlü güzelimi görmeyeyim mi? Bana mı bakıyordu? Kızı gördüğüm gibi gözlerimi kaçırdım ve tekrar yürüdüğüm noktaya diktim bakışlarımı. Şuan bu salak kapıya bakacağıma onun gülen yüzüne bakmak isterdim. Kafama sıçayım. Göğsümden kulaklarıma kadar yanarken açtım kapıyı. Sakinleşmek için derin nefes alıp Victoria geçsin diye tuttum. Profesör çok bekletmedi bizi. Victoria da hiç konuşmadı. Ben de Charlotte’a turuncu rengin ne kadar yakıştığını yüzümde bomboş bir ifade ile düşünüp durdum. Hediye almak istiyorum ona. Benden geldiğini bilmesini de istemiyorum. Hediye eline geçtiğinde gülümsemesini görmek istiyorum. Keşke Samuel’in karşısında öyle bir hareket yapmasaydım ya. Kuzenimle birlikte olsalardı gözüm arkada kalmazdı belki de.

Profesör gelip onu takip etmemizi söyledi. O zaman şöyle alıcı bir gözle baktım kendisine. Şekli şemali düzgün bir adama benziyordu. Bana çok hafiften Sihir Kuramı profesörü Moore'u hatırlattığı için burun kıvırdım. Bu tarz soğuk nevaleler hep güzel kadınları çekiyorlar ama yıkıklar. Haksızlık değil mi benim gibi kaliteli erkeklere? Ah, profesör Yamashita ah... Benimle akşam buluşmayı kabul etmedi. Birlikte koridorları, merdivenleri geçip müdür yardımcısının odasına gittik. Victoria’ya kendi aramızda minik bir seremoni düzenlerken profesöre “Böyle şey olamaz.”  dedim ellerimi bağlayıp. “Yeni müdür geldiği gibi geleneklerimizi çiğneyip atmış. Seneye kayıkları da kaldırır artık.” Omzumu silktim. “Neyse mezun olacağım zaten.”  Şapka benim söylenmelerim bittiğinde yüksek sesle binamın adını bağırınca alkışladım Victoria’yı. Slytherin masasının hep birlikte alkışlaması kadar görkemli değildi ama gerekliydi. Birlikte tekrar büyük salona yürüdük. “Teşekkürler Profesör d'Ibelin.”

Profesör hızlı adımlarla inip bizi geride bırakınca asamı çıkarıp Victoria’ya doğrulttum. Şöyle bir sallayıp üstündeki kıyafeti Slytherin formasına çevirdim. Böyle çok daha doğru gözüküyordu gözüme. Şimdi bu çocuk kız mıydı erkek miydi ya? Saçları kısa, ama böyle erkekler de oluyor. Sormak kabalık sanki. Sormayacağım. “Şimdi masaya oturabilirsin.”  dedikten sonra Slytherin masasına kadar kızı peşimde yürüterek ilerledim. Yürürken de anlatmaya başladım bilmesi gerekenleri. “Yemekten sonra birinci sınıfları Slytherin Ortak Salonuna götürüp şifreyi söylüyorum. Kendi kafana göre gitme. Hogwarts karışık bir okul ilk başlarda kaybolabilirsin bu yüzden erken uyan. Son senemde Slytherin’in hem Quidditch, hem de bina kupasını almasını istiyorum. Bir sorunun olursa ilk iki hafta içinde çözmene yardım ederim. Daha sonra sadece usulünü söylerim.”  Masanın sonuna kadar geldikten sonra elimle kıza yerini gösterdim kibarca. “Anlamadığın bir şey yoksa... Afiyet olsun.” [/justify]