17 Nisan, 2026 09:36:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Sophia Catherine Lorence

Sayfa: [1]
1
Büyük Salon / Ynt: 1866-1867 Yılı Hogwarts Açılış Seremonisi - Slytherin-Thunderbird Masası
« : 01 Şubat, 2023 14:38:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sophia, oldukça uzun bir yolculuğun ardından Hogwarts'a gelmeyi başarmıştı. Yolculuğu sırasında düşünceliydi. Hogwarts'a geri döndüğü için mutluydu ama bu yılın son yılı olduğu gerçeği onu mutsuz ediyordu. Buraya ilk geldiğinde bağlanacağını hiç düşünmemişti. Arkadaşlığı ve dersleri düşündüğünden değil. Bu büyülü dünya ailesinden özellikle babasının zalimliğinden kaçabileceği, saklanabileceği gizli ve özel bir yer olmuştu onun için. Bu yaz geçen yıla göre daha az atraksiyonlu geçmişti yani genç kız öyle düşünüyordu. Büyücü Dünyası hakkında çok az istihbarat alabilmişti. Bunun en büyük nedeni yazının büyük bir kısmını Kraliyet Sarayı'nda müstakbel kayınvalidesi ve annesini memnun etmek için uğraşarak geçirmişti. Sophia'nın reşit olma yaşı yaklaştıkça Kraliyet ailesinin ve babasının baskıları artıyordu. Sadece bununla kalmıyor, sosyetenin gözü kulağı veliaht prens ve Sophia'nın gerçekleştireceği düğün seremonisindeydi. Bunlar genç cadıyı gittikçe geriyodu.

Babasının zoruyla takmış olduğu nişan yüzüğüne umutsuz gözlerle baktı. İlk taktığı gün olan nişan günü genç kız için her ne kadar bir kabus olarak nitelendirilse de gerçekti. İnce uzun parmağında parlayan alyans bunun kanıtıydı. Yüzüğü hafifçe yerinden oynatarak bakındı etrafına. Eğer o kasvetli günün bir nişanesi olmasaydı oldukça güzel bir yüzüktü aslında. Gümüş ve minik pırlantalarla işlenmişti. Ortasında ise aşırı büyük olmasa da  koyu mavi bir safir bulunmaktaydı. En az Sophia'nın gözleri kadar koyu mavi bir renkteydi bu safir. Oldukça zarif görünen bu yüzük velihat prens tarafından Sophia için özel olarak seçilmişti. Velihat prens genç kız için ayrı bir mevzuydu. Onu Hogwarts'a gönderirken özellikle istasyona giderken kraliyet şövalyelerinin ona eşlik etmesini emretmiş ardından her hafta olmasa da ona mektup yazmasını istemişti.

Derin bir iç çekerek bu düşünceleri kafasından atmayı denedi kalabalığa karışmaya başladığında. Herkes yerini alırken Slytherin masasına doğru ilerledi. Masaya geçip, yavaşça oturdu. Üzerindeki kıyafetlerin kırışmaması için dikkat ederken  yazın denediği yeni bir değişiklik olması adına saçlarını uçlarından kestirmiş ve birkaç perçem bıraktığı platin sarısı saçlarını bir cep aynası yardımıyla kontrol etti. Ziyafet her zamanki kadar büyüktü. Herkes ya önündeki yemeklere odaklanmıştı ya da geçen yaz tatilinde neler yaparak geçirdiklerini anlatıyordu. Sophia ise sadece bu yılın kendisi için iyi geçmesinin diliyordu.


2
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 24 Ağustos, 2022 18:19:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sophia Catherine Lorence - Amanda Seyfried

3
Birleşik Krallık / Ynt: [Sabotaj Soruşturması] Nimbus Fabrikası
« : 24 Ağustos, 2022 18:16:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bay Urswick kahvesini üflerken,  sakince onu dinliyordu sarışın cadı. Fakat onun gibi düşünmüyordu. Sophia'ya göre o canavar 10 metreden bile büyüktü. İnsanlara böylesine korku salabilen bu yaratık bundan daha  azı olamazdı. Hatta belki de diğer sihirli yaratıklar gibi özel güçlere de sahip olabileceğini tahmin ediyordu.

Bay Urswick'in iltifatını duyduğunda huzursuzca olduğu yerde kıpırdandı. Sonuçta kendisi yapmamıştı ama bunu söylemeye gerek yoktu. En azından şimdilik. Yüzünün önüne gelen dalgalı saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdıktan sonra her zamanki kadife sesiyle konuştu.

"Teşekkürler efendim."

Sarışın büyücü kahvesini masaya bırakırken düşünceli gözüküyordu. Sophia onu düşünceleri ile baş başa bırakmaya karar verdi. Sonuçta kendisi düşünürken biri araya girseydi, sinirlenirdi. Bay Urswick sorusuna başka bir soruyla yanıt verdiğinde genç cadının kaşları hafifçe havaya kalktı. Biri gerçekten süpürgelere sabotaj yapmış olabilir miydi? Peki kim yapmıştı? Cadı avcıları mı? Korkuyla irkildi. Stajdayken karşılaşmak isteyeceği son şey bir cadı avcısıydı. Kendisine veya başkalarına zarar gelmesini istemezdi. Bu olan olaylar yüzünden ölen kişiyi düşünmek bile istemedi. Belki de oraya sadece eğlenmek veya kafa dağıtmak için gitmişti. Ama sonu ölüm olmuştu. Bu korkunçtu, ölümden daha kötü bir şey olmazdı.

Bay Urswick diğer seherbazlarla konuşurken, genç cadı da birkaçı ile tanışma fırsatı yakalamıştı ve onların yaşadıkları maceralarını dinlemek fena değildi. Fabrikaya gitmek için hazırlanırken Bay Urswick'in peşinden ayrılmadı. Sonuçta kalabalığın ortasında kaybolmak istemezdi. Kendisine soru yöneltiğinin farkına vardığında bakışlarını Bay Urswick'e doğru çevirdi.

"Bu sene yedinci yılıma başlayacağım efendim. Daha reşit olmadığım için cisimlenmeyi de  öğrenemedim."

Bay Urswick sözlerine kaldığı yerden devam ettiğinde genç cadı gözlerini adamın takımına çevirmişti. Onun yaşındaki adamlar böyle renkler mi tercih ediyordu emin değildi. Fakat karşısındaki büyücünün değişik bir moda anlayışı olduğu kesindi. Genç kız üzerindeki kıyafetlere baktı. Bu kıyafetler kendisini yaşından büyük mü göstermişti? Bir yetişkin gibi giyinmeye çalışmıştı. En azından bir ofis çalışanı gibi. Kıyafetlerini buraya gelmeden önce özenle seçmişti fakat başarısız olmuştu. Şimdi ne yapacaktı? Yarın ne giyip gelmeliydi? Sıkıntıyla iç çekerken, cevap vermede geç kaldığını fark etti çabucak konuştu.

"Evet, efendim. Yarınki kıyafetlerime dikkat edeceğim."

Bu sözleri söylerken elinden geldiğince gülümsemeye çalıştı. Yarın ne yapacağı konusunda hiçbir fikri yoktu. Bir seherbazın yardımıyla fabrikaya cisimlendiğinde endişelenmişti, biraz da midesi bulanmıştı. Cisimlenmek demek ki böyle bir şeydi. Etrafına bakınırken Bay Urswick'in arkasından ilerliyordu. Terk edilmiş gibi bir havası vardı fabrikanın. Toza bulanmıştı her taraf.  Bay Urswick ondan rica ettiğinde hemen harekete geçti. Büyük fabrikanın etrafında bakınmaya başladı.

4
Birleşik Krallık / Ynt: [Sabotaj Soruşturması] Nimbus Fabrikası
« : 23 Ağustos, 2022 19:40:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sophia, sırtını duvara yaslamış ayaklarını hafifçe yere vurarak çıkardığı ritmik seslerle birlikte düşüncelere dalmıştı. Burda ne işi olduğunu düşünüyordu. Neden stajyer olarak çalışacağı hakkında kendisinin de hiçbir fikri yoktu. Hiç kendisinin yapacağı bir iş değildi. İzlanda'dan döneli çok olmamıştı ve son olan olaylar hakkında hiçbir fikri yoktu. Fransa-İngiltere Quidditch Dünya Kupası Final maçında olanları az çok duymuştu. Quiddich ile arası çok iyi olmasa da merakı kabarmıştı. Hem bir şeyler öğrenebilir, hemde yeni deneyimler kazanabilirdi.

Kadife beyaz gömleğini düzeltiğinde kafasını kaldırıp etrafına bakındı. Bugün ilk iş günü olduğu için kıyafetine özenmişti. Bakanlık çalışanları normalde ne giyiyordu emin değildi fakat beyaz gömleği ve dizlerinde biten siyah eteği açık bıraktığı uçları dalgalı sarı saçları ile uyum içerisindeydi. Yanında durduğu kapının açılmasıyla safir mavi gözlerini odadan çıkan seherbaza çevirdi. Kendisine uzatılan dosyaları hızlıca eline alıp kollarıyla sarmaladı. Dosyalara bir şey olsun asla istemezdi. Sarışın büyücü ona seslendiğinde hiçbir şey demeden âdeta bir ördek yavrusu gibi koridorda peşine takıldı.

Seherbazlar katına geldiklerinde yanındaki büyücü ona gülümseyerek konuşmaya başladığı zaman Sophia istemsizce tebessüm etti. Güzel bir yüzü vardı. Mavi gözleri, parlak safir taşlarına benziyordu. Güldüğünde gözleri hafifçe kısılıyordu ve bu hâli onu daha yakışıklı gösteriyodu. Genç kız istemsizce düşündü. Hogwarts yıllarında oldukça kızla çıkmış olmalıydı. Sarı bıyıkları olmasa daha genç gözükürdü. Ama sarışınlar onun tipi değildi, esmerleri tercih ederdi. Sarışın cadıyı düşünceleriniden çıkaran şey birkaç hediye kutusunun kendisine doğru gelişigüzel fırlatılmasıydı. Hızlıca kendini toparlayıp, hediyeleri sıkıca kavradı. Adını sorduğunda hafifçe konuştu.

"Sophia Catherine Lorence efendim." Kendini takdim ederken genelde her leydinin yapacağı gibi etek selamı verirdi. Fakat şu an eli doluydu ve burda resmiyet ve selamlaşma nasıl oluyordu pek bir fikri yoktu o yüzden sadece başıyla selamladı. O zaten karşısındaki büyücünün adını biliyordu. İşe başlamadan önce bilgi vermişlerdi. Kendisi gün içinde 'efendim veya Bay Urswick' diyeceği için bunun bir önemi yoktu. O onun stajeriydi. Yani efendisi sayılırdı. Sophia da onun yardımcısı... Genelde işler böyle yürümediği için genç kız durumu garipsedi. Normalde efendi kendisiydi.  Hizmetçiler kendisinden yaşça büyük olduğu halde onun etrafında döner, her işini yaparlardı. Banyosundan yemeğine kadar... önünde yürüyen büyücüye çekingen bakışlar attı. Kendisinden yemek yapmasını istemezdi değil mi? İrkilerek duruşunu düzeltti. O sırada Bay Urswick elindeki büyük hediye paketlerini gelişi güzel masasının altına doğru fırlattı. Konuşmaya devam ederken genç cadı dikkatle dinledi. Elindeki dosyalardan kırmızı olanı en önce çıkardı.

"Tamamdır efendim. Elimden geleni yapacağım." Kararlı bir şekilde söylerken mavi dosyayı uzattı ve elindeki kırmızı dosyayla ilerlemeye başladı. Kahveyi bakanlıkta nerde bulabilirdi? Satan bir yer olabilirdi. Ya da mutfak tarzı bir yer, zaten Bay Urswick kendisine kahve yapmasını istemişti. Genç kız korkuyla titredi. Daha önce hiç kahve yapmamıştı. Dahası önceden bir mutfağa adımını bile atmamıştı. Bir an içinden hizmetçisi Bethy'nin kendisinin yanında belirmesini diledi o, ona yardımcı olabilirdi. Birkaç dakika ardından bir grup cadı ve büyücünün kalabalık halde bir odadan çıktığını gördü. Onların yanına sokuldu bazıları ellerine kahve almış bazıları ise çaylarını yudumluyordu. Mutfak deninen yer burası olmalıydı. Utangaç bir şekilde etrafına bakındı. Bu hiç kendisine göre bir şey değildi. Ama o bunu düşünmeden kumral saçlı bir cadının hafifçe  ceketini çekti. Kadın ona bakışlarını çevirdiğinde konuşmaya başladı.

"Üzgünüm efendim, rahatsız ediyorum. Ben burda yeni stajyerimde Bay Urswick'e kahve götürmeliyim. Lütfen bana yardımcı olun."

Safir mavisi gözlerini beklentiyle kadına çevirdiğinde genç kadın gülümseyerek baktı. Kahveyi yapmayı kabul ettiğinde, Sophia bir koltuğa kurularak kırmızı dosyayı incelemeye başladı. 

Sessizce dosyayı okuyor. Önemli olduğunu düşündüğü yerleri birkaç defa tekrar tekrar okuyordu. Bazen kaşları çatılıyor, istemsizce dudaklarını büzüyordu. Genelde tanıklar korkularından ve Nimbus şirketine karşı yaşadıkları hayalkırıklığından bahsediyordu. Elle tutulacak fazla bilgi vermiyorlardı. Sadece birkaçı bir yaratıktan bahsediyordu. Sarışın cadı düşündü. Oldukça büyük bir yaratık olmalıydı etrafına bu kadar korku saldığına göre, peki bu canlı neden birden Quidditch Dünya Kupası'nda belirmişti. Sadece herkesi korkutmak için mi ya da gizli bir amaç uğruna mıydı? Ayrıca birden patlayan süpürgeler nasıl olmuştu. Bir süpürge birden patlayabilir miydi? Hiçbir müdahale olmadan? Bu bir suikast girişimi miydi? Genç kadın kendisine seslendiğinde kafasını kaldırıp ona baktı. Kahveyi yavaşça ona doğru uzattı.

"Kolay gelsin, dikkatlice taşı sıcak."

Sophia yüzünde büyük bir gülümseme ile dikkatlice kahveyi aldı.

"Çok minnettarım efendim. Bu iyiliğinizi asla unutmayacağım. Eğer bir gün yolunuz İzlanda'ya düşerse lütfen Lorence Dükalığına uğrayın size dört dörtlük hizmet sunacağımızdan emin olabilirsiniz." Bir pazarlamacı edasıyla konuştuğunda kendisine yardımcı olan bakanlık çalışanına gülümsedi. Çalışan kendisine tuhaf bakışlar atarak yüzündeki garip ifade ile konuştu. Şaka yaptığını düşünmüş olmalıydı. Fakat hiç kimse yüzünde ciddi bir ifadeyle şaka yapmazdı. Sophia da zaten son derece ciddiydi. Genç kadına iyi hizmet edecekti eğer İzlanda'ya gelirse.

"Peki..."

Genç cadı, yardımsever bakanlık çalışanını arkasında bırakarak seherbazların olduğu kata doğru dikkatli adımlarla yürümeye başladı. Bay Urswick'in masasına yaklaştığında yavaşça kahveyi masasına bıraktı ve dosyadan edindiği bilgileri özet şeklinde anlatmaya koyuldu.

"Bay Urswick, öncellikle bu kahveniz."

Kahveyi uzattığı yeri göstererek konuşmasına kaldığı yerden devam etti. "Efendim, dosya hakkında ise çok bir şey bulamadım. Fakat bazı tanıklar 10 metreye yakın bir yaratığın olduğunu belirtmişler. Ayrıca süpürgelerinde birden içe doğru yanmaya başladığını bu mümkün mü bir süpürge müdahale olmadan yanabilir mi?"

5
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: [İzlanda] Viking İzlerinin Bulunduğu Köye Hoş Geldiniz!
« : 13 Nisan, 2022 10:58:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sophia sorusunun yanıtını beklerken bir yandan da karşısındaki Hufflepuff'lı gencin tepkilerini inceliyordu. Kızaran yanakları, hâlâ kendisine bakmamakta ısrar eden gözleri ve son olarak yüzündeki mahcup ifadesi. O kısık sesiyle konuşmaya başlayınca genç cadı ne dediğini daha net anlayabilmek adına yavaşça karşısındakine doğru gelişigüzel bir adım attı.

Karşısındaki büyücünün cevabını duyması ile hafifte olsa kaşları havaya kalkmıştı. Böyle bir cevap beklemiyordu. Aksine kendi canının yanmasından korktuğu için içmek istemediğini düşünmüştü. Üzerine kendisinin derste dediklerini hatırlaması sarışın cadıyı fazlasıyla şaşırtmıştı.  Karşısındaki büyücüye alayla bakan gözlerinin, şaşkınlıkla ve az da olsa empatiyle bakmaya başlaması çok kısa bir süre içerisinde olmuştu. Kendisi gibi düşünen biriyle karşılaşmak Sophia için oldukça ender bir durumdu. Ama şimdi karşısındaki kişi kendisi gibi düşünmüş, şiddetin ve zalimliğin bir başkasının canını yakabileceğini, üstelik kendi elleriyle birine zarar verebilme düşüncesi onu da kasvetlendirmişti.

Tam konuşmak için ağzını aralamıştı ki, karşıdan gelen sert rüzgarın şapkasını uçurması bir olmuştu. Sophia daha ne olduğunu kavrayamamışken, yanındaki büyücü çevik hareketlerle asasını kavramış ve siyah dantelli şapkasını kurtarmayı başarmıştı.

Rüzgar yüzünden dağılan platin sarısı saçlarını düzeltirken, kendisine zarifçe uzatılan şapkasını yavaşça uzanarak aldı. Şu an takmak yerine rüzgar geçene kadar elinde tutmanın daha mantıklı olacağını düşünürken, kadifemsi sesiyle konuştu.

"Teşekkür ederim."

Bu sırada ise sarışın cadının düşünebildiği tek şey  kumral saçlı büyücünün kendisini daha  ne kadar şaşırtabileceğini merak etmek olmuştu. O konuşmaya başladığında, düşüncelerinden sıyrılıp dikkatini Hufflepuff'lı gence verdi. Kendisini takdim ettiğini fark edince, sarışın cadı da fazla oyalanmadan kendisini tanıtmak adında harekete geçti.

Karşısındaki büyücünün asil ya da safkan olup olmadığını önemsemeden, kendini tanıtırken her zaman yaptığı gibi önce sağ elini göğsünün üzerine koymuş ardından sol eliyle paltosunun ucundan hafifçe kavramıştı. Son olarak sağ bacağını arkaya alarak doğal bir şekilde dizlerini bükmüş ve selamlamasını tamamlamıştı.

"Tanıştığıma memnun oldum André. Ben Sophia Catherine Lorence."

Bu sefer dudakları alayla değil memnuniyetle kıvrılmıştı genç cadının. En azından şimdilik bu yeni kurulan arkadaşlığın kendisini olumlu yönde etkileyeceğini düşünüyordu. O bunları düşünürken, Profesör Birthstone'un kalın ve tok sesi duyulmuştu. Demek ki yola koyulma vakitleri gelmişti. Sophia, Andrê eşliğinde kalabalığın arasına doğru yola koyulurken, gidecekleri yerlerde kendilerini nasıl sürprizlerin beklediğini merak ediyordu.

Profesör Birthstone, yanlarına vardığında gür ve fazlasıyla yüksek sesiyle konuşmaya başladığında, Slytherin'li cadı yüzünü buruşturarak ondan bir kaç adım uzaklaşması bir olmuştu. Bu gür ses kendisini rahatsız etmişti. Fakat gezide ne yapacaklarını öğrenmek istiyorsa dinlemek zorundaydı. Bu oldukça kısa ve öz açıklama genç kızı tatmin etmemişti. Sadece antik rünleri mi inceleyeceklerdi? İzlanda da yaşayan sihirli yaratıkları görmeye gitmeyecekler miydi ya da oranın kendine özgü tatlarını tatmak adına bir restorana veya kafeye? Bunu özellikle merak ediyordu, çünkü kendi memleketinin meşhur tatlılarını gelmişken yemek çok isterdi. Orayı özleyeceğini hiç düşünmemişti Sophia. Bu yüzden İzlanda'ya gelmek için geziye katıldığını özellikle ailesine söylememişti, Bethy'ye bile. Genç hizmetçinin heyecanlanıp, ağzından kaçıracağına adı kadar emin olduğu için bunu bir sır olarak saklamakla yetinmişti. Çünkü babasının İzlanda'ya gelmişken, şatoya uğramasını ve nişanlısı velihat prensi de gitmeden selamlaması için ısrar edeceğine oldukça emindi.

Uzun bir yürüyüşün ardından gemilerin bulunduğu limana geldiklerinde profesörlerinin yönlendirmesiyle bir geminin önüne gelmişlerdi. Sophia gemiyi dikkatle incelerken, gemi direklerinden birinin ortasına beyaz renkte çizilmiş bir işaret olduğunu fark etti. Bu işaretin kendisine hiç de yabancı gelmemesi genç cadıyı meraklandırmıştı. Ülkesi küçük bir ada ülkesi olduğu için dört bir yanı denizlerle çevriliydi ve ulaşım, ticaret gibi unsurlar gemiler aracılığıyla yapıyordu ve Hogwarts'a yaptığı yolculuklarda bu işarete birkaç defa denk gelmişti. Fakat adını veya ne anlama geldiğini bilmiyordu. Eşyalarını yerleştirip, bir yere oturduktan sonra Profesör Birthstone'a sordu.

"Profesör Birthstone, kıymetli zamanınızı bölüğüm için kusura bakmayın. Fakat efendim merak ediyorum da geminin direklerinden birinin üzerinde neden o beyaz şeritli işaretin olduğunu açıklar mısınız?" Sorusu ile birlikte safir mavisi gözlerini karşısındaki oldukça iri yarı olan profesörlerine doğru yönlendirerek ona dikkatle bakmaya başladı.


6
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: [İzlanda] Viking İzlerinin Bulunduğu Köye Hoş Geldiniz!
« : 03 Nisan, 2022 20:39:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sarışın cadı yavaş adımlarla zindanlardan çıkmış, Antik Rünler dersliğinin bulunduğu kata doğru ilerlerken neden bu geziye katılma gereği duyduğunu düşünüyordu. O an ne düşündü bilinmez, sadece gitmesi gerektiğini hissetmişti.

Nedensizce ilgisini çeken bu gezi son zamanlardaki sıkılmışlığını alıp götürebileceğini umuyordu. Çok fazla beklentisinin olduğu söylenemese de, bir değişiklik fena olmazdı. Çünkü, her gün kendini tekrar eden ve sıkıcılaşmaya başlayan günler Sophia için katlanılmaz hale gelmeye başlamıştı. Bu gezi biraz da olsa eğlenebileceği hissiyatı vermişti genç cadıya. Yeni yerler görebilir, yeni şeyler öğrenebilirdi ilgisini çeken konular hakkında. Topuklu babet ayakkabılarının o yürüdükçe çıkarttığı seslerin eşliğinde merdivenleri hızla çıktı. Bir yandan da yanına almış olduğu çantasını kontrol ediyordu. Hiçbir şey unutmadığına emin olmak adına.

Dersliğinin önüne geldiğinde üzerindeki paltosunu ve babetlerini gözleriyle kontrol etti. Bir leydinin her zaman tertipli ve düzenli olması gerektiği öğretilmişti ona. Kıyafetleri ile uyumlu dantel işlemeli siyah şapkasını da düzelttiğinde, kapıdan geçerek kendinden emin adımlarla sınıfta ilerledi. Safir mavisi gözleri sınıfın içerisini yavaşça süzdü, fazla kalabalık olmadığını fark ettiğinde bir sıraya dikkatlice oturdu. Profesörleri dersliğe henüz gelmemişti, Sophia'nın da şimdilik yapabileceği tek şey sakince beklemekti. Beklemekten sıkılmaya başladığında çantasının içindeki pembe kuvarslarla süslenmiş yuvarlak aynasını çıkarttı. Aynadaki yansımasını dikkatle inceliyor, erkenden gezi için özenle şekil verdiği platin sarısı saçlarını düzeltiyordu. İşini hallettiğinde küçük aynayı yerleştirdi çantasının içerisine. O çantası ile oyalanırken, Profesör Birthstone sınıfa girmiş ve yoklamayı alıp, bahçeye doğru ilerlemeleri gerektiğini söylemişti. Bunun dışında gezi hakkımda hiçbir bilgi vermemesi sarışın cadıyı sinirlendirmeye yetmişti. En azından nerelere uğrayacakları ya da güvenlikleri hakkında öğrencilere bir teminat verebilirdi. Sinirle nefes alıp, kollarını göğsünde bağlamıştı. Halinden memnun olmadığı kırk metre öteden bile fark edilebilirdi. Sophia içinden, kendi kendine gezi hakkında söylenirken çekingen bir sesin kendisine doğru geldiğini işitti.

Safir mavisi gözleri, sesin sahibi kumral saçlı büyücüyle göz göze geldi. Hufflepuff'lı gencin kendisinden ne istediğini merak ederken, nerden tanıştıklarını düşündü. Bazı aynı dersleri alıyor olmalılardı. Fakat karşısındaki büyücü hiç kendisine tanıdık hissiyatı vermiyordu. Fazlasıyla göze çarpan birisi olmadığını düşündü. Yoksa muhakkak Sophia onu tanır en azından hatırlardı. Sabırla ne diyeceğini beklerken kendisine bakan kahverengi gözler hızla yere bakmaya başladığında sarışın cadının kaşları hafifçe çatıldı. Bakışlarını mı kaçırmıştı o az önce hem de kendisiyle konuşurken mi? Nasıl bir saygısızlıktı böyle, hiç mi aile terbiyesi almamamıştı. En azından dört yaşındaki bir çocuk bile konuşurken karşısındaki kişinin gözlerinin içine bakmayı bilirdi.

Duyduğu sinirle ve küçümseyici gözlerle baktı karşısındaki büyücüye. Bu bekleyiş kendisini sıkmaya başlamış, daha da sinirlenmeden ne söyleyecekse söylemesini istiyordu içinden. Ardından o çekingen ses konuşmasına devam ettiğinde kafasını hafifçe yana yatırdı. Bir teşekkür için mi rahatsız ediyordu kendisini? Hafifçe sırıttı. Fakat bu gülümsemenin ardında bir  memnuniyetten çok hâlinden rahatsız olduğu izlenimi veriyordu sarışın cadı.

"Eğer içmek istemiyorsan bunu dile getirmeliydin, başkasının yapmasını beklemek yerine." Konuştuktan sonra durakladı ve içine bir merak duygusu salındı. Neden iksiri içmek istememişti. Şimdi karşısındaki büyücüye hızlıca bir göz attığında, çekingen ve korkak olduğunu düşünmeye başlamıştı. İksiri içmek için fazla mı korkaktı yoksa başka nedenleri de var mıydı? Bu düşünce aklında nüfuz ederken, kumral saçlının üzerine gitmeye karar verdi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi merak eden bir tavırla sordu.

"Neden içmek istememiştin iksiri?"








7
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 27 Şubat, 2022 22:51:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Paniği yavaş yavaş azaldığında, sınıftaki öğrencilerden bazıları öne çıkararak cüppeyi kaldırdılar. Onların bu eylemleri cüppenin altına saklanmış gizemi gözler önüne sermişti. Sarışın cadı biraz tereddütle daha da yaklaştı, kalabalığı yarıp tam ortaya gelebildiğinde gördüğü şeye gözleri inanamadı. Karşısında büyük gözlerini belertmiş bir şekilde kendilerine bakan yedi sekiz yaşlarında bir çocuk duruyordu.

Gözlerini şaşkınlıkla kırpıştırıp daha da dikkatli baktı kızıl saçlı oğlana, o gerçekten biçim değiştirme profesörlerinden bir başkası değildi. Bir yanı bu durumu nasıl düzelteceklerini düşünürken, diğer yanı karşısındaki çocuğun bir burnuk kadar tatlı olduğunu kendisine bağırıyor ve yanaklarını sıkıştırıp, ona ne kadar tatlı olduğunu bağırmak istiyordu. Fakat kendini dizginledi. Bu arzusunu bastırdı. Olması gereken buydu kendini rezil edip, onurunu tehlikeye atamazdı. O sırada bir kızın, kendisine hakim olamayıp profesörlerini çimdiklemesiyle küçük çocuk ağlayarak bir Slytherin öğrencisinin kucağına koştu.

Sophia kıza öldürücü bakışlar atarken, ağlaması durmayan miniğe ve onu sakinleştirmeye çalışan öğrenciye baktı.
Slytherin de öyle birinin olduğunu daha yeni fark etmişti. Zira birkaç kez karşılamış olmalılardı. Sonuçta aynı binaya mensuplardı. Karşılaşabilecekleri fazlasıyla alan vardı, fakat zihni karşısındaki Slytherin'li büyücünün varlığını reddetmek istercesine göz ardı etmişti.

Diğerleri profesörlerini düzeltmek adına uğraşırken, kafatası bir şeyler anlatıyor durum hakkında bilgilendirme yapmaya çalışıyordu. Sophia karşısındaki çocuğa daha da dikkatli ve tatlı bir gülümsemeyle yaklaştı. Küçük çocukların huyuna gidilmeliydi öyle değil mi? O sıra da bir bağırış kopararak gelen kırmızı cüppeli kıza bakakaldı. Tüm gözler Gryffindor'lu cadıya yönelirken, o bunu önemsememiş, bir deliyi andıran ifadeyle babasını kimin çocuk yaptığını sorgulamıştı. Bu demek oluyordu ki  karşılarında duran cadı Profesör  Olineaux'un kızı olmalıydı. Sophia böyle bir şeyi daha yeni fark ettiğine şaşırmadı. Böyle şeyleri çok önemsemezdi zaten. Onu hayal kırıklığına uğratan tek şey, Profesör Olineaux gibi saygıdeğer bir adamın böyle utanılacak bir kızı olmasıydı. Kızın bu hareketlerine sadece göz devirmekle yetindi. Düşündüğü tek şey buna kimin neden olduğu muydu? Neden duruma bir el atıp, babasına yardım etmek için uğraşmıyordu. Daha da karmaşık hâle gelmeye başlayan bu olay herkesin aralarında fısıldaşmaya başlamasına ya da sınıfı terk etmelerine neden olmuştu.

Genç cadı yaşadıkları durumu değerlendirdi. Profesörün çocuk kalmasını kendisi için hiçbir sorun teşkil etmiyordu. Onu kendi haline bırakmak sorun olmazdı. Karşılarındaki profesörleri şimdi bir burnuk kadar tatlı olsa da onu tek başına bırakmalı ve her şeyin yoluna girmesini beklemeliydi. Gönlü buna çok el vermese de bazı öğrencilerinin o bunları düşünürken profesörü bu durumdan kurtulmak için bir şeyler yapmaya başladığını fark etti. Şifacı ve profesörler sınıfa üşüşmeden önce gitmek daha makul geliyordu sarı saçlı kıza.

Küçük çocuğun önünde durup, derste kendisini tanıtırken yaptığı gibi selamını verdi ve kızıl saçlı oğlana parlak bir şekilde gülümsedi.


"Ders için teşekkürler profesör. Size yardım etmek isterdim. Fakat şuan ki durumunuzda, tatlılığınızın herkesin gözleriyle şahit olmasını tercih ederim."
 
Kolundaki çantasını düzeltirken derslikten ayrıldı. Sınıfın içerisinde bulunan masası ve koltuğu için bir ara Slytherin'li öğrencilerin yardımını istemesi gerekecekti. Bunu aklına not alırken, bugünkü derslerinde yaşadığı şeyler onun hafızasında uzun bir süre yer edecekti. En azından profesörlerinin sevimli suratını unutmamayı diliyordu.



8
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi
« : 22 Şubat, 2022 21:50:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Profesör Moore ricasını kırmadığında memnuniyetle gülümsemiş ardından elini göğsüne koymuş sonrasında parmak uçlarıyla eteğinin ucunu yavaşça tutmuş ve sağ bacağını yavaşça bükerek selam vermiş bu şekilde profesörüne minnetini göstermişti.

"Ricamı kırmadığınız için çok teşekkür ederim efendim. Teklifiniz için sağ olun fakat o kanı dudaklarıma dahi sürmek  istemiyorum sadece izleyeceğim. İzninizle."

Konuşmasını bitirdiğinde yerine oturmuş ve Re'em kanlarını içmeye başlayan arkadaşlarını seyretmeye başlamıştı. İlk dikkatini çeken şey Slytherin'li kızıl saçlı kızın, bir Ravenclaw'lı cadıyı bileğinden tutarak diğer mavi cüppelinin üzerine atması Sophia'nın safir mavisi gözlerinin dehşetle açılmasına neden olmuştu. Üç kızın arasındaki kaosu daha fazla izleyemeyeceğine kanaat getirmiş olacak ki, bakışlarını başka bir tarafa çevirdi. Biraz uzağında Slytherin bina başkanları Eadwig Boleyn ve arkası dönük halde Ravenclaw'lı bir büyücü gözlerine ilişti. Sırtını gördüğü mavi cüppelinin üzerine atlayan sarışın büyücü diğerinin atağı ile yere çakılmıştı. Şimdi yüzünü görebildiği mavi cüppeli, yakın arkadaşı Eurus'un erkek arkadaşıydı. Yani Sophia en son çıktıklarını biliyordu şimdi aralarının nasıl olduğunu bilmese de kavgaya karışan büyücünün Ares Caldecott olduğu kesindi. Dövüşleri daha da vahşileşmeye başladığında genç kız korkuyla gözlerini yumup kafasını başka tarafa çevirdi. Uzun süre gözlerini açmaya cesaret edemedi. Tüm bu olanlar Re'em kanının kendilerine verdiği güç ve birbirlerine besledikleri kin yüzünden başlarına geliyordu.

Gözlerini açmaya cesaret edebildiğinde sınıfın içerisine baktı. Etraf büyük bir karmaşa içerisindeydi. Sıralar yerlere devrilmiş, parşömen kağıtları ve büyü kitapları yerlere saçılmıştı. Yere dökülen siyah mürekkep kaosun rengiydi.

Profesör Moore gür sesiyle herkesin dikkatini çektiğinde tüm öğrenciler kendilerine gelmiş gibiydiler. Yırtılan ve mahvolmuş üzerlerini düzeltmeye çalışırken Sophia onları hayıflayan gözlerle izledi.

 Karanlık sanatlara karşı savunma profesörleri tekrardan konuşmaya başladığında onu dikkate dinledi. Karşısında duran tahtada slayt hareket ettiğinde kızıl saçlı bir kadının portresi belirdi. Sarışın cadının merakı biraz daha artınca oturduğu yerde duruşunu dikleştirdi.

Konuların ciddileşmeye başladığını fark ettiğinde kaşları çatıldı. Geçmişte ve gelecekte olacak şeyler çokta umrumda değildi sonuçta rahatı bozulmadıkça önemsediği söylenemezdi. Kendi adı profesörlerinin dudaklarından döküldüğünde sınıftakilere 'ben haklıydım. O kanı içtiğiniz de yozlaşmış canavarlara benziyordunuz. Değerli gözlerim sizin yüzünüzden hiç görmemesi gereken vahşet olaylarına tanık oldu' diyerek sınıfın içinde bağırmak istese de içinde büyüyen bu arzusunu bastırdı.

Savaş veya barış onu etkilemezdi. Portresini gördüğü kızıl saçlı kadının sonunun ölüm olması. Yaşadıkları büyülü evrenin hiç göründüğü kadar etkileyici ve güzel olmadığının kanıtıydı. Ama umrunda değildi. Sonuçta büyücü dünyasında kalmayı düşünmüyordu. Hogwarts'tan mezun olur olmaz kendi memleketine, ülkesine dönecek ve babasının serveti sayesinde mutlu ve huzurla yaşayacaktı yani dileği buydu. Derslerinin bitirildiği ilan edildiğinde yavaşça yerinden kalkıp, çantasını koluna taktı. Derslikten çıkarken tek istediği bugün yaşananların yeni kâbusu olmamasıydı.


9
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi
« : 20 Şubat, 2022 21:00:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hogwarts'ın geniş koridorlarında yavaş adımlarla karanlık sanatlara karşı savunma dersliğine doğru ilerliyordu. Sınıfa ilk geldiğinde, girer girmez büyü yağmuruna tutulması sarışın cadıyı şaşırtmıştı. Dehşet içinde aklına gelen ilk şey asasına uzanmak olmuştu. Sınıftaki çoğu öğrencinin yaptığı gibi o da bir “Protego” ile kendini savunmaya çalışmıştı.

Ders için bir sıraya geçtiğinde uyuşuk bir ses işitti. Sesin sahibi hem binadaşı hem de yakın arkadaşı olan Regina olması genç cadıyı şaşırtmamıştı. Selamını kafasıyla kabul ederken, hafifçe gülümsemiş ve profesörün dediklerine odaklanmaya çalışmıştı. Biraz düşündü, hepsinin büyülü ve ender bulunan yaratıklardı. Çoğunlukla büyücülerin ve cadıların güç, saygınlık ve para kazanmaları için kullanılan bu büyüleyici canlıların kullanılması sarışın kızı rahatsız ediyordu. Cevap vermek istemedi ve sessiz kaldı. Herkesin cevaplarını tek tek dinlerken, sonunda Profesör Moore dersine kaldığı yerden devam etti.

Önlerine çıkarılan Re'em kanları ile ne yapacaklarına anlam vermese de, içecek oldukları kanların kendilerine muazzam bir güç vereceğinin farkındaydı. Platform da hiçbir şey yapmak istemiyordu. Kime neyi kanıtlayacaktı? Güçlü olduğunu mu? Bunu yapamayacağını kendisini çok iyi biliyordu ve kavga etmek istemiyordu. Elini kaldırdıktan sonra ayağa kalktı. Safir mavisi gözleri profesörlerinin üzerindeyken konuşmaya başladı.

"Profesör Moore. Size hiçbir saygısızlık yapmak niyetinde değilim efendim. Fakat dilediğiniz şeyi yerine getirmek istemiyorum. Burda gerçekleşen ve gerçekleşecek şeylerin fazlasıyla barbarca olacağı kanaatindeyim. Sıramda oturup, izninizle sadece gözlemlemek istiyorum."



10
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 09 Şubat, 2022 12:25:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Selamını verip sorusunu sorduktan sonra karşındaki profesörünün de kendisini selamlaması, yobaz ayak takımından ziyade şimdi kendisiyle eşit denebilecek düzeyde bir soyluyla karşı karşıya olduğunun göstergesiydi. Bu selamlama genç kızın keyfini yerine getirmiş olacak ki hafifçe gülümsedi. Çok olmamıştı ki cırtlak bir sesle, kendisine doğru uçan kafatasıyla neredeyse burun burunaydı. Ne kadar burnu olmasa da, bulundukları durumda birbirlerine oldukça yakınlardı. Gözleri olması gereken yerlerde siyah büyük çukurları ve ağzından çıkan dumanın görüntüsü ve kokusu genç cadının karşısındaki görüntüye tiksintiyle bakmasına yetmişti. Kendisine yapılan bu saygısızlığın kabul edilemez olduğunu dile getirecek iken araya giren profesör ile Sophia sessiz kaldı. Adının Barbatos olduğunu öğrendiği, kafatası kendi ve Profesör Olineaux hakkındaki yorumlarına devam ederken sarışın cadı düşündü.

"Gerçekten bir dolandırıcı mı, yoksa bir zamanlar çağının en güçlü büyücüsü mü?"

Onu düşüncelerinden çıkaran şey profesörlerinin sesiydi. Kendisine dönüp tekrar konuşmaya başladığında safir mavisi gözleri dikkatle biçim değiştirme profesörlerinin üzerindeydi. Özürünü hafifçe kafasıyla kabul ederken, söyledi.

"Verdiğiniz broş için teşekkürler profesör. Onu en güzel davetlerde kullanacağımdan hiçbir kuşkunuz olmasın. Dersimizin teorik olmaması beni mutlu etti."

Sözünü bitirdiğinde yavaşça kadifemsi koltuğuna oturarak, yerine yerleşti. Profesör son olarak kafatası hakkında konuştuktan sonra kendisine baktı. O an karşısında mahcup bir gülümseme ile duran adama acıdığını hissetti. Böyle baş belası olan bir kafatası ile kim uğraşmak isterdi ki? Fakat  kafatasının dedikleri doğruysa dünyanın en güçlü büyücüsü bir zamanlar kendisiyse bu oldukça işe yarar olabilirdi. Uçan ve konuşan bir kafatasının dediklerinin doğruluk payı olduğuna dair elinde kanıt yoktu. Belli ki bu onun bir uydurmasıydı. Ama araştırmaya değer bir mesele olabilirdi. En yakın vakitte uçan kafatası hakkındaki araştırmalarına başlamalı, ilk kaynağı olarakta profesör ile konuşmalıydı.

O bunları düşünürken, profesör yavaş yavaş tüm öğrencilerle tanıştı. Dersin sonuna doğru vakitleri kaldığını fark ettiğinde hafiften derse giriş yapmak istediğini belirtti. Sophia düşüncelerini kafatasından uzaklaştırıp, dikkatini karşısındaki adama verip dinlemeye başladı. Profesör Olineaux, Biçim Değiştirme'nin hayal gücünden ibaret olduğundan bahsederken dersin komutasını Barbatos aldı. Bir raftan aldığı kitabı öğrencilerden birinin sırasına fırlatmasıyla, sıranın aldığı şekil bir kutup ayısından başka bir şey değildi. En son ülkesinin doğu kesimlerinde görmüş olduğu bu hayvanın kendi doğasına göre oldukça sakin ve uyusal olması genç kızı şaşırttı. Profesörü de şaşırtmış olacak ki sırayı eski haline çevirmekten vazgeçmiş gibi gözüküyordu. Kafatasının daha ne yapabileceğini merakla beklerken, profesörlerinin asasını havada kavrayıp, asanın yardımıyla küçük tırtılı şarap şişesine çevirmesi genç kızı kafatasının asa kullanabilmesinden daha çok şaşırtmıştı. Gözleri fal taşı gibi açılmış daha ne olabileceğini beklerken, bir iksir şişesinin profesörlerinin üzerine dökülmesi bir olmuştu. Masanın arkasından duman yükselirken, profesörleri hareketsizdi. Sophia korkuyla oturduğu yerden kalktı ve ellerini ağızına kapatarak korkuyla bağırdı.

"Profesör... O-o hareket etmiyor... Yoksa...yoksa o...ÖLDÜ MÜ?!"

11
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 03 Şubat, 2022 13:53:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sophia yavaş ve kendinden emin adımlarla zindanlardan yukarı kata doğru uzanan merdivenlere doğru ilerlerken bir yandan da kıyafetlerini düzeltiyordu. Hafif tozlanmış cüppeye ve kıvrılmış bir eteğe kim tahammül edebilirdi ki? Yılın ilk biçim değiştirme dersine her zamankinden daha özenli gitmek istiyordu. Çünkü biçim değiştirme, sarışın cadının ilgili olduğu iki dersten biriydi ve bunu onun gözünde daha değerli kılıyordu. Profesörün panoda önceden belirttiği gibi kendi sırasını hazırlanmıştı, daha çok hazırlatmıştı.

Koyu yeşil kadifemsi tek kişilik koltuğu ve mütevazi çalışma masasını alt sınıf Slytherin öğrencilerine birkaç gün önceden taşıtmıştı. Sonuçta bir leydinin tek başına böyle külfetli bir işi yapacağı nerde görülmüş. Sınıfa geldiğinde öğrencilerin onun için yerleştirdiği kanepeye rahatça kurulmuş, çantasından ders için gerekli malzemeleri hazırlamaya başlamıştı. Sınıf yavaşça dolmaya başlarken, Sophia sınıfı incelenmeye başlamıştı. Sıralar yerine farklı alternatifler kullanıldığı için normal bir derslik olma havasından kaçan bu sınıf, oldukça büyük ve ferahtı. Öğretmen masasının üstünde duran kafatasını andıran obje kızın dikkatini çektiğinde meraklı bakışları duman çıkaran kafatasına kitlendi. Yaklaşık on dakika tedbirli ve meraklı bakışlarını üzerinde tuttu. Fakat hiçbir şey yapamadığına kanaat getirdiğinde gözlerini tuhaf kafatasından çekti. Sınıfın içindeki gürültü arttıkça Sophia'nın sıkılma kat sayısı artıyordu. En son beyaz dantelli eldivenlerinde kaç tane çiçek motifi olduğunu saymaya başlamış, sürekli aynı yere bakmaktan başı ağrımaya başladığında vazgeçmişti.

O sıkılmaktan bayılma safasına gelirken sınıfı inleten bağrışmalar birden sessizliğe büründü. Gürültüyü sonlandıran şey, havaya fırlayıp bağırmaya başlayan kafatası olmuştu. Bu ani bağırış bazılarını korkutsa da Sophia'yı şaşırmıştı. Hiçbir vasfı olmayan bir süs eşyası olan nesne uçuyor üstelik konuşuyordu. Bir işe yarıyormuş diye düşünmeden edemedi sarışın cadı. Bu şaşkınlığını üzerinden daha atmamışken öğretmen masasının arkasından gözüken kızıl bir kafa daha bir hayrete düşürdü onu. Üzerindeki pijamaları ve yüzünü örten kızıl saçlarıyla karşılarında duran kişi biçim değiştirme profesörlerinden başkası olamazdı. Profesör hızlı bir özür ve bir  koşuşturmaca ile sınıfı terk ederken Sophia kafasını masaya dayamış bir an önce bu dersin bitmesini bekliyordu.

Profesör tekrar sınıfa geldiğinde Sophia kafasını kaldırmış,  daha düzgün bir şekilde oturmuştu. Profesör söze başlamadan karşısındaki adamın yeni halini dikkatle inceledi. Kesinlikle on dakika önceki halinden eser yoktu. Üzerindeki kıyafetlerin geçen hafta incelediği butik dergisinde gördüğüne nerdeyse emindi. Özür olarak kendisine sunulan hediye kutusundan  birkaç hafta önce beğendiği fakat babasına söylemeye fırsat bulamadığı yakut broş kutunun içinden çıktığında neşeyle güldü.

Gösterişli broşu cuppesine takarken, böyle telafi edilen  geç kalmaları memnuniyetle karşılayacağını düşündü. Profesör hafif aksanı ile konuşmaya başlarken, genç cadı dikkatle dinlemeye başlamıştı. Kızıl saçlı adam kendini tanıtmanın tam ortasındayken yapılan şaka sarışın cadıyı güldürmezken sınıftaki diğer öğrencileri eğlendirmişti. Lafına kaldığı yerden devam etmeye başladığında profesörün isteği çok şaşırtmamıştı, haklı olarak öğrencilerini tanıması gerekiyordu.


Sarışın cadı birkaç kişi söz almasının ardından çabucak bitirmenin en iyisi olacağına karar vermiş ve o da söz hakkı almıştı. Hafifçe eliyle eteğini kaldırmış ardından dizlerini bükerek gereken selamlaşmayı yaptıktan sonra konuşmaya başlamıştı.

"Ben Sophia Catherine Lorence. Lorence dükalığının tek kızıyım. Gösterişli ve zarif şeyler hoşlanırım. Biçim değiştirme dersi ilgi alanımı kapsayan bir ders olduğu için Gamp kanunlarını ve bir hayvanın insana dönüştürülebileceği hakkında teoriler merakımı uyandırıyor ve profesör sizin için de bir mahsuru yoksa neden bir kafatasına sahip olduğunuzu sorabilir miyim?"

12
1865-1866 Eğitim Öğretim Yılı / Ynt: VII. Kompartıman
« : 16 Kasım, 2021 20:57:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Leydim uyanın geldik..."

İnce ve kibar bir ses Sophia'nın kulaklarında yankılandı. Gözlerini ovuşturarak, görüşünün netleşmesini bekledi. Sesin sahibi kadın, genç kıza nazikçe gülümsedi.

"Yolculuğunuz nasıl geçti leydim?"

Uyku sersemliğini üzerinden atmayı başardığında gün içinde olanlar beynine nüfuz etti. Hogwarts'a güvenle gitmesi için birkaç hizmetli ve şövalye eşliğinde birkaç gündür gemi yolculuğu yapıyorlardı.Uykulu sesi ile hizmetçisine cevap verdi.

"Kötü sayılmazdı."

Oturduğu yerden kalktı ve uzun süredir hareketsiz kalan bedenini esnetti. Yavaş adımlarla odadan çıktı ve geminin güvertesine doğru ilerledi. Biraz midesi bulanıyordu. Karşıdan gelen rüzgar soğuk ve şiddetli esiyordu. Sophia hemen kafasındaki fötr şapkasını kavradı ve platin sarısı saçlarının rüzgara karşılık uçuşmasına izin verdi. Safir mavisi gözlerini gökyüzüne dikmişti. Şafak yeni sökmüştü. Kızıl gökyüzü büyüleyici gözüküyordu. Bu görüntü genç cadıyı huzurlu hissettirdi. Üşümemek için üzerindeki hırkayı iyice ince bedenine sardı ve birkaç dakika boyunca sadece bu güzel manzaranın tadını çıkardı. Hazırlıkların tamamlandığını kendisine bildiren görevlinin yardımıyla gemiden indi.

Kendisini bekleyen at arabasına bindiğinde valizlerini arabaya yükleyen görevlilere kısa bakışlar attı. Bethy her şeyin hazır olduğuna emin olduğunda yanına yerleşti ve usulca sordu.

"Biraz daha uyumak ister misiniz leydim? Sizin için çok rahat olmayacaktır fakat dinlenmiş olursunuz."

Sophia, kumral saçlı hizmetçiye gülümsedi.

"Sorun değil Bethy, yeterince dinlendim."

Bethy aldığı cevaba karşılık sadece başını sallamış ve ellerini eteğinin üzerine kavuşturmuştu. Sophia ise camdan dışarıyı, İngiltere sokaklarını seyretmeye başladı. Sabahın erken saatlerinde yapacakları işlere koşuşturan insanlar, nedensizce genç kızı gülümsetti. Kim bilir nasıl hayatların içindeydiler ve aceleyle nereye yetişmeye çalışıyorlardı. İstasyona gelene kadar camdan dışarıyı seyretmeye devam etti. Vardıklarında şövalye Joseph inmesi için elini Sophia'ya uzattı. Sarışın cadı ise kibarca kendisine uzatılan eli kabul edip yavaşça arabadan indi. Şapkasını ve kıvrılmış eteğini düzelttikten sonra kendinden emin adımlarla istasyona doğru yürüdü. İstasyona vardıklarında şövalyeler önde, Sophia onların hemen arkasında en arkadan da hizmetliler ellerindeki valizler ile birbirlerini takip ediyorlardı. Normalde Hogwarts'a giderken bu kadar insan Sophia'ya eşlik etmezdi fakat geçen haftalarda yaşanan "Scarlet Masquerade" travması babasının kulağına kadar gitmişti. Babasının sihire karşı hiçbir ilgisi olmamasına rağmen bağlantıları kuvvetliydi. Sonuçta para her şeyin çözümüydü...

Sözde çok sevdiği kızının güvenliği için, bir suikaste kurban gitmesi ihtimaline karşı şövalyeler ona eşlik ediyordu. Gerçek neden ise veliaht prens ile evliliklerinden önce ölebileceği ihtimali yüzünden bu şovelyeleri peşine takmıştı, yani Sophia'nın düşüncesi bu yöndeydi.

Etrafını buharlar saran büyük trenin yanına yaklaştıklarında iki şövalye kapının önünde durdular. Boylarının yarısına bile gelemeyen genç kız yüzünü hizmetçilerine döndü.

"Kendinize dikkat edin leydim."

"İyi yolculuklar genç hanımefendi."

"Öğünlerinizi atlamayın ve sağlıklı kalın leydim."

Sarışın cadı buğulu gözlerle, başları önlerinde sırayla kendisini önemsiyormuş gibi bu sözleri sarf eden hizmetlilere baktı. Küçüklüğünden beri kendisine kötü davranan insanlara yalandan gülümsedi. Babasının gözlerinin ulaşamadığı yerlerde ona nasıl  zorbalık ettiklerini ve küçümsediklerini çok net bir şekilde hatırlıyordu. Onları yargılamıyordu. Sonuçta babası tarafından sevilmeyen ve değer görmeyen bir kız çocuğu her zaman hor görülmeye mahkûmdur. Statüsü ne olursa olsun evin efendisi kendisine iyi niyet göstermezken, hizmetlilerinden bunu beklemek ahmaklıktan başka bir şey değildi. Sophia bunu çok küçük yaşta fark etmiş ve kiminle arasına mesafe koyması gerektiğini, kime güvenmesi gerektiğini öğrenmişti. O hapis kaldığı şatoda kendisine küçüklüğünden beri şefkatle yaklaşan tek kişi, Bethy'den başka kimseyi önemsememeyi iyice kafasına kazımıştı. Onu düşüncelerinden çıkaran şey birinin hafifçe öksürmesiydi. Bu baş hizmetçi Bayan Anderson'dan başkası değildi. Yuvarlak çerçeveli gözlüklerini düzeltti ve bir yandan Sophia'nın kırışmış kıyafetlerini düzeltirken çabucak konuştu.

"Umarım gittiğiniz okulda, nezaketinizi ve öğrendiğiniz görgü kurallarını ihmal etmezsiniz leydim." Genç cadı başını salladı ve kadifemsi sesiyle cevap verdi.

"Dediklerinizi kulağıma küpe yapacağım Bayan Anderson." Karşısındaki yaşlı kadına eteğinin  yanlarından tutup dizlerini biraz kırdı ve  hafifçe eğilerek etek selamı verdi. Sıra Bethy'ye geldiğinde genç kadın kollarını sıkıca Sophia'yı doladı. Burnunu çekerek konuştu.

"Leydim...  lütfen kendinize çok dikkat edin. Hık... Bir şey ihtiyacınız olduğunda mektup yollamayı unutmayın, istediğiniz ve dilediğiniz her şeyi göndereceğimizden hiç kuşkunuz olmasın... Hık hık... Sizi çok özleyeceğim leydim." Kendini tutamayarak ağlamaya başlayan kadına sıkıca sarıldı.

Bethy'nin ağlaması biraz durduğunda, doğruldu ve safir mavisi gözlerini onun çikolata kahvesi yaşlarla dolu olan gözlerine bakarak konuştu.

"Kendine iyi bak Bethy, bana mektup göndermeyi ihmal etme."

Dilini şaklatarak ses çıkardı ve kendisini çevreleyen hizmetlilerine hitaben konuştu.

"Artık geri dönebilirsiniz. Annem ve babama hürmetlerimi iletirseniz çok müteşekkir olurum. Hepinize iyi yolculuklar dilerim."

Sör Nicholas, Sophia'yı dikkatle incelemiş ardından etrafa son bir kez daha göz attıktan sonra hiçbir tehlikenin olmadığına karar verdiğinde itaatkâr bir şekilde söyledi.

"Emredersiniz, leydim."

Sophia, trene bindi ve yavaş adımlarla sıra sıra korpatmanları geçti yedinci korpatmana ulaştığında durakladı. Neden buraya geldiğini bilmiyordu sadece uğurlu sayısı olan yedinin kendisine şans getireceğine umuyordu. Boş korpatmana yerleştiğinde camdan kendisini gözleyen insanlara son kez  baktı. Şövalyelerin ifadesiz suratlarına, Bayan Anderson'ın uzun bir hayat yaşadığının kanıtları olan kırışıklarla dolu olan yüzüne ardından soğuk gözlerle kendisine bakan hizmetçilere ve son olarak yanakları göz yaşlarına bulanmış Bethy'ye baktı. Hafifçe doğruldu ve iç çekti. Kafasını koltuğa yaslarken, şapkayı eline aldı. Gözlerini yumarak yolculuğun kendisi için sorunsuz geçmesini diledi.





13
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / Sophia Catherine Lorence
« : 08 Ekim, 2021 12:08:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Sophia Catherine Lorence

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Sophia kendisi dışında herkesi eleştirmeyi seven,  kibirli, güzelliği ve servetiyle böbürlenen  birisidir. Her gününü sadece yatağında geçirmeyi dileyen ayrıca ağız zevkine uygun tatlılar eşliğinde ülkesindeki düzenlediği çay partileri ve dedikodularla geçirmek istemektedir. Oldukça rahatına düşkündür. Tembeldir, ders çalışmayı asla sevmez, derste ne gördüyse odur daha fazlası asla. İşine gelen her şeyi memnuniyet ile kabul eden aksi gerçekleştiği takdirde ortalığı ateşe veren bir tiptir. İki yüzlüdür, insanlara güvenmez. Ailesinin ona bahşettiği soyadı onurla taşır. Hayvanlara karşı oldukça merhametlidir. İyi tarafını sadece bu masum canlılara göstermektedir. Hogwarts'a ilk geldiği yıllarda sadece kendisi ile konuşmaya layık gördüğü kişiler ile irtibata geçmiş, kimseye hiçbir şekilde gerçek arkadaşı olarak görmemiştir. Bu okuldan ayrıldıktan sonra hiçbirinin bir daha yüzünü görmeyeceğini düşünmektedir. Gerçek duygularından ve kimseye güvenmemeyi ilk elden tecrübe etmiş, hayatını buna göre şekillendirmiştir. Üzüntüsünü, kızgınlığını, korkusunu ve umutsuzluğunu her zaman soyluların arasında büründüğü alaycı gülümsemenin arkasına saklamış duygularını gizlemeyi öğrenmiştir. Annesi veya babasına karşı ufak bile bir sevgi bağı hissetmemektedir. Babası, kendi çıkarları ve statüsü uğruna kendi öz ve tek kızını rızası almadan 11 yaşının yazında nişanlandırmıştır. Genç kız evlenmemek için babasının ayaklarına kapansada umursanmamıştır. Annesinin ise bu olaya karşı kayıtsız kalması. Sophia için aile bağlarını kopardığı dönüm noktası olmuştur. Küçük yaşta deneyimlediği şeyler insanlara karşı ön yargı beslemesine ve hissizleşmesine neden olmuş, bu dünyada güvenenbileceği tek canlıların hayvanlar olduğunu düşünmesine neden olmuştur.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde Grönland'ın güneydoğusu ile İskandinavya ve Büyük Britanya'nın kuzeybatısında yer alan küçük bir ada ülkesi olan  İzlanda da dünyaya gelmiştir. Lorence düklüğünün tek varisidir. Çocukluğunun büyük bir kısmını kraliyet eğitimi ve nasıl bir asil soylu olması gerektiği eğitimleri alarak geçirmiştir. Babasının serveti ve asilzade soyadı ile ömrü boyunca rahat bir hayat sürmeyi hayal ederken, ailesinin ve kraliyet ailesinin birlikte verdikleri karar ile hayatı yerle bir olmuştur. Ülkenin veliaht prensi ile yapılan görücü usulü nişanı sonrasında yaşadığı hayal kırıklığı ve depresyon sonrasında bu küçük adadan kaçma yolları aramış, ansızın odasında beliren baykuşun ağzındaki mektup kendisi için bir umut ışığı doğmuştur. Büyük büyük annesi Ansia Beatrice Lorence'ın cadı olduğu söylentilerini bu mektup sayesinde doğrulanmış, o ise damarlarında akan büyü kanı için şükretmiştir. Annesinin ve babasının itirazlarını dinlemeden valizi ve aldığı paralarla ilk gemiye atlayıp, ülkesini terk etmiştir. Hogwarts'a başladığı andan itibaren büyü kelimesi nedir bilmez iken kendini az da olsa geliştirmeye çalışmıştır. İlgisi olan şeylere kendini adayıp, çabalamıştır. O çok küçük bir kız iken en yakın arkadaşı olan kutup tilkisi Aurora sayesinde biçim değiştirme ve sihirli yaratıklara merak salmıştır. Bu kibirli genç kızın kalbini sıcacık yapan bu tatlı canlılar ona kendini iyi hissettirmektedir. En büyük arzusu bir gün animagus olup, hayvanlarla konuşabilmektir.

İstediğiniz Sınıf: VI. Sınıf

Karakterinizin BYS Sonucu: Biçim değiştirme, Sihirli Yaratıkların Bakımı ve İksirden kolaylıkla Olağanüstü (O) almayı başarırken, ilgisini çekmeyen ve hiç çalışma gereği duymadığı sadece derste ne duyduysa o bilgi ile sınavına girdiği Bitki Bilim, Tılsım, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'dan zayıf (P) almıştır. Sınavlarında uyumayı tercih ettiği Kehanet, Sihir Tarihi, Antik Rünler ve daha çok adını saymayı üşendiği derslerden mükemmel sıfırlar almıştır. Hogwarts'a sadece ailesinden kaçmak için geldiği ve bir mesleği olması gerektiğini önemsemeden sadece birkaç büyü bilsem yeter felsefesi ile ilerleyen Sophia notlarını hiç umursamamıştır.

İstediğiniz Bina: Slytherin

Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü: 10
Lanet Gücü: 4
Tılsım Gücü: 1
İksir Gücü: 6

Sayfa: [1]