-
Aşağıda okuyacağınız metinler ve RP serisi 18 yaş altı kimselerin okuması için olumsuz içerikler barındırmaktadır!
Çırılçıplak bir kadın, paslı, soğuk demirlerden ibaret bir sandalyeye kollarından ve bacaklarından zincirlerle bağlanmıştı. Kızıl saçları darmaduman olmuş şekilde başının etrafından omuzlarına kadar dökülüyordu. Vücudu, taze yara bere içerisinde güçsüz ve çaresiz bir şekilde, akıbetini bekleyen bir kurban gibi...
Üzerine gün ışığı vurmaktaydı tepesindeki tavanda mevcut, bir pencere boyutlarındaki açıklıktan. Antik bir mahkemeyi andırıyordu bulunduğu izbe ve köhne mesken. Görkemli bir yapı denebilirdi, şayet harabe halinde olmasaydı. Birkaç mum, belki bir düzine, etrafındaki taş tırabzanların üzerine, kadının çevresinde bir daire oluşturacak biçimde dikilmişti. Ancak verdikleri ışık, bu viranenin uğursuz duvarlarını bile aydınlatmaya muktedir değildi. Gerisi ise köhne, boğucu bir karanlık.
Bilinci daha yeni yerine geliyordu kadının. Son birkaç günde yaşadıklarını anımsayabilirdi. Birkaç bulanık görüntü... Koluna bağlanmış kablolar ve serumlar... Cılız bir ışıkta telkin edilen sözler... “Öldürmelisin!” Kontrolsüz tepkiler ve daha çok telkin... “Öldüreceksin! Sen bunun için yaşıyorsun! Kel...” Hatırlayamayacaktı hepsini. Neler duyduğunu o son birkaç gün içinde... Belki bir cümle daha. “Koşullandırmanın son aşamasına geldik, sorgucu için hazır.” Bir şeyler olmuştu ama ne? Bilinçaltına bir takım refleksler, şartlar süpürülmüştü günü gelince açığa çıkacak... Ama neydi bunlar, kestiremeyecekti.
Bilinci yerine geldiğinde bir takım fısıltılar duyacaktı köşelerden. Mumların ulaşamadığı karanlıklardan gelen sesler. Kendi aralarında fısıldaşan birileri... Her yerdeydiler! İçi su dolu bir havuz vardı karşısında. Kirli bir su birikintisini andırıyordu. Üstünde yüzen çer çöp, sarıya kaçan bir renk tonu ve suda gezindiği buradan bile görülebilen kara tortular...
Kukuletalı, kolsuz birer atlet giymiş iki tane iri yarı adam çıkıverdi karanlıktan ve kadının sandalyesine yaklaştılar ellerinde alet çantalarıyla. Çantaları yere koyup bir şeyler kurcalamaya başladılar. Sonra da kızıl cübbeli bir suret belirdi kadının tam önündeki balkonun tırabzanına yaklaşan. Mum ışığının alttan vurduğu soluk yüzünde kemerli bir burun, beyaza çalınmış sakallar ve meymenetsiz bir ifade. Dudaklarını aralamasıyla tok sesi yankılandı bu antik, harabe salonda.
[spoiler](https://i.hizliresim.com/i0b3mu4.png)
[/spoiler]
“Sessizlik! Mahkememiz başlamış durumdadır. Şimdi, söyleyeceklerime kulak verin!”
Fısıldamalar kesildi. Kati bir sessizliğe büründü içerisi. Kızıl cübbeli konuşmaya devam etti.
“Benim adım Engizitör Gabriel. Bugün burada bu melanet cadının sorgusu ve yargılanması için toplandık! O yüzden yüksek müsaadeniz ve Tanrının bana bahşettiği yetkiye dayanarak mahkemeyi başlatıyorum.”
Alçak balkondan aşağı doğru inen merdivenlerin yolunu tuttu. Kirli su dolu havuzun başına geldi ve yüzünü sandalyedeki kadına çevirdi. Gözleri karanlıktan mı görünmüyordu, yoksa gözlerin olması gerektiği yerler boşluktan mı ibaretti?
“Sen! Şeytanın baştan çıkarmasına alet olmuş kadın... İsmin nedir?”
-
Canım yanıyor. Üşüyorum. Kollarımdaki zincirler bir diken gibi sanki. Üşüyorum. Gözlerim işlevini yerine getiremiyor. Kırmızı kıyafetler içinde biri. İsmim? Hatırlıyorum. İsmim Cwenhild. Neler olduğunu hatırlıyorum. Savaştım. Öldürdüm ve öldüm. Dogmatik yobazların arasındayım. İsmim?
"Kraliçe Victoria."
-
Karanlıktan kimi kahkahalar işitildi verilen cevap üzerine. Engizitörün ise yüzü asılmış gibiydi. Başını iki yana sallayıp, kukuletalılardan birisine parmaklarıyla işaret yolladıktan sonra söze girdi.
"Bize kolaylık sağlamanız bu sorgunun bitmesi ve acılarınızdan arınmanız için çok daha hızlı bir metot olur, seherbaz hanım!"
Cellat görünümlü kukuletalı adam, elinde demirden, sivri bir şişle kadına yaklaştı. Deri eldivenlerle kuşanmış, o soğuk ellerini kadına yaklaştırdı. Kalın parmaklarıyla kadının vücudunu, yüzünü yokluyor ve sanki bir işaret, bir gösterge arıyordu.
"Sihir Bakanlığı adı verilen bir kurumda çalıştığınız doğru mu? Çalışıyorsanız ne sıfatla? Seherbazın anlamı nedir? Kendi iyiliğiniz için Kutsal Mahkememizi aydınlatmanızı salık veriyorum!"
-
Kulaklarım bir takım kahkahalar işitiyor. Karşımdaki kadının değil, o pek memnuniyetsiz. Tehditler, sorular. Hepsi çok flu. Sanki binbir farklı şey oluyor ve hepsinin ortasındayım, aynı zamanda hepsinden çok uzakta bir köşede...
Kukuletalı bir adam. Korkutucu bir aletle yanıma geliyor. Pis elleri vücudumda dolanıyor. İğrenç. Kadın susmuyor konuşuyor.
"Geçen gece öldürdüğüm arkadaşlarına sor. Şişelerle boğazını kestiğim arkadaşlarına. Korkumdan bastığınız mekanda siper almak zorunda kalan arkadaşlarınıza. Seherbazın anlamı nedir? Seherbaz işte budur. Sizin gibi yobazlara anasının amını tersten gösterenlere Seherbaz denir. Çıkar şu zincirleri sende gör ananın amını!"
-
Kadının konuşması tam bitmişti ki, cellat çenesinde bir iz yakalamış gibi parmaklarıyla sıkıca kavradı kurbanın yüzünü. İzi, Engizitöre gösterdikten sonra ve kadının kallavi şekilde ettiği küfürler nihayet son bulduğunda adam söze girdi.
"Gerçek anlamda şeytanın galiz küfürlerini savurmanız zaten yoldan çıkmış bir cadı olduğunuzu doğruluyor. Din kardeşlerimize çektirdikleriniz yüzünüzden size acıma göstereceğimizi ise sakın düşünmeyin! Ayrıca... Çenenizdeki iz nedir peki? Şeytanla günah dolu birleşmelerinizin bir işareti olabilir mi?"
Başıyla işaret verdiği cellat, aniden elindeki şişi kadının izine denk gelecek şekilde çenesine saplayıverdi. Kızıl saçlı cadının ağzından saçılan kanlar bedenini kirletmeye başlamıştı.
Engizitörün haykırışı yankılandı salonun duvarlarında.
"Filistin askısı!"
Cellatlar çarçabuk bir şekilde kadını kollarından bağlayarak, ipin ucunu tavanda bulunan bir kancaya geçirdiler. Sandalyenin hemen arkasındaki mekanizmayı çevirmeye başladıklarında ise, kolları arkasından bağlanmış olan kadın sandalyesinden yükselmeye ve yukarı çekilmeye başlamıştı.
Eklemlerinde ve dahi kemiklerinde korkunç bir acı çektiği aşikardı.
Yere baktığında ise sandalyenin tam altında, o kanlı gece salonun tavanında gördüğü uğursuz sembolü fark edecekti.
(https://i.hizliresim.com/psqvkam.jpg)
Engizitör, soğukkanlı bir şekilde devam etti sözüne.
"İtiraf edin, itiraf edin ve kurtulun günahlarınızdan! Cadı olduğunuzu biliyoruz bayan, elinizde asa ile Şeytanın bin bir lanetini saçtığınızı ve onun günahlarının bir aracısı olduğunuzu biliyoruz! İtiraf edin! Bir cadısınız siz! Kimler var organizasyonunuzda? O kurumda kimlere çalışıyorsunuz? Nerelerde toplanıyorsunuz!?"
-
"Annnenle!"
Eklemlerim birbiri ardına kopuyor, parçalanıyorken ağzımdan bu sözler fırladı. Vücudum parçalanıyor, hissediyorum. Hayatımda en son bu kadar fiziksel acı hissettiğimde Mira'yı doğuruyordum. Güzel kızım. Keşke bazı şeyler farklı olabilseydi. Keşke bazı şeyleri değiştirebilseydim. Sanırım geç kaldım. Sanırım senin güzel yüzünü bir kez daha göremeyeceğim. Sanırım dudaklarından 'Anne' lafını hiç duyamayacağım. Beni affet.
"Çenemdeki iz, şeytan, annen ve ben birbirimizin bedenlerinin tadını çıkarırken oluşan şehvet dolu dokunuşlarımızın eseri. İtiraf ediyorum! BEN BİR CADIYIM. Eğer beni bugün burada öldürmezseniz hepinizin kökünü kazıyacak bir cadıyım!
-
Kadın sözlerini bitirdiğinde önce şaşkınlık ve sonrasında yadırgama içerisinde inlemeler duyuldu karanlıklardan. Engizitörün kurumuş dudakları ise ilk kez gülümsüyordu. Başını önüne eğip, ak düşmüş sakalını sıvazladı sakince.
"Bu kadar çabuk itiraf etmeniz beni şaşırttı bayan. Oysa ki daha yeni başlamıştık."
Başının bir işareti ile kadını sandalyesine geri indirdiler astıkları kancadan. Ellerini zincirlerle tekrar bağladıktan sonra sandalyeye, cellatlardan birisi metal levhalarla sarılı, kısa bir boru benzeri cisim çıkardı çantasından. Bu boruyu itinayla kadıncağızın baş parmağına geçirirken, adam konuşmayı sürdürüyordu.
"Böylece Şeytanın günahlarından arındırılmanız için yeterli beyanı aldığımızı düşünüyorum. Burada, şahitlerimizin huzurunda, yargıçlarımızın akıbetiniz hakkındaki kararını beklerken... Sormam gerekiyor! Bildiğiniz cadıların ve büyücülerin isimlerini, tam adreslerini istiyoruz. Ya da bu çalıştığınız kurum, her ne ise adı, nerede olduğu ve varlığına dair kanıtlar istiyoruz bayan. Yoksa bu gece, sandığınızdan da uzun geçecek!"
Cellat, kadının baş parmağına geçirdiği metal levhaya takılı olan kanatlı vidayı çevirmeye başladı. Kızıl saçlı cadının parmağı, vida döndükçe metal levhaların arasına sıkışıyor, sanki bir öğütücünün içerisine atılmış hayvan ölüsü gibi büzüşüyor ve giderek katlanılamaz bir acıya sebebiyet veriyordu. Etinden et koparılırcasına bir acı, önce eline sonra da vücuduna yayılıyordu.
-
Askıdan indirilirken hafif bir rahatlama eklemlerimden kemiklerime, oradan da kaslarıma yayılıyordu. Acının dinmesine yeterli değildi elbette. İğrenç adamlar tarafından sandalyeye oturtuluyorum tekrar. Sanırım bir daha kalkamayacağım buradan. Gözlerim metal bir boruyu görüyor. Kulaklarım ise beyaz sakallı adamın sözlerini duyuyor. Ölüm fermanımın yavaşça verilişini dinliyorum. İronik. Yargıçların vereceği karar zaten belli. Vereceğim cevap ise dünden belli. Madem korkuyorsunuz. O korku tohumlarını biraz sulamamam için hiç bir sebep yok.
Parmağıma geçirilen borunun içindeki vida yavaş yavaş dönüyor. Etimin parçalandığını hissediyorum. Kemiklerimin ezildiğini, çıtırdağını ve en sonunda kırıldığını hissediyorum. Muazzam bir acı, neredeyse bayılacağım, ismimi bile unutacağım sanki. Parmağım, kolum bütün vücudum yanıyor. Ölüyorum, yavaşça, çığlıklar içinde ölüyorum. Ölmeden önce tek bir isim dökülüyor dudaklarımdan, çığlıklarımın arasından.
"Carmilla... Sanguina! Nerede olduğunu bilmiyorum, kimse bilmez ama orada, kanlarınızın kirlettiği büyülerle her an arkanızda!"
-
Birkaç kıkırdama daha duyuldu karanlıklardan. Engizitörün tepesi atmıştı. Kapüşonunu açıp yüzünü açık etmemek ve hiddetle bağırmamak için zor mani oldu kendine.
"Şu küstaha haddini bildirin!"
Celladın şişik parmakları çevirdi vidayı olabildiğince. Kemiklerde biraz çıtırtı ve sonra salonu sarsan bir kadın çığlığı! Kanlar akan bir el, kopmuş bir parmak ise zeminde... Acıdan kıvranıyordu kontrolsüzce kızıl saçlı cadı. Kızıl cübbeli ise, hiç oralı değildi.
"Yöntemlerimizde kan akıtmayı tercih etmeyiz. Ancak siz bugün, sabrımızı sınadınız bayan! Baloda yaptıklarınız, Şeytana olan bağlılığınız, Aziz Michael'ın ruhu şad olsun ki bugün cezalandırılacaktır! Pirinç boğayı getirin!"
Cellatlardan bir tanesi karanlıkların içerisinde kısa bir süre kaybolduktan sonra, tekerlekli bir platformun üzerinde, görünüşüyle bir boğayı andıran, pirinçten dökme olduğu aşikar ve başının olması gereken yerde uyduruk boynuzlara sahip, insan boyutlarında büyük bir kalıbı çekmeye başlamıştı sandalyenin yanına doğru. Diğer celladın da yardımıyla kalıbı açtılar. İçine bir insanın sığabileceği bir tabutu andırıyordu şekilsiz biçimiyle.
Engizitör yaklaştı kadına. Yüzüne doğru hafifçe eğilirken gözlerinin olması gereken yerde hiçbir şey göremediğini fark etti Cwénhild.
"Sizi yakılarak ve Şeytan'ın günahlarından arındırılarak ölmeye mahkum ediyoruz bayan! Son bir sözünüz var mıydı?"
-
Kopan parmağımla birlikte zamandan ve mekandan kopmuş gibi hissediyorum. Acı, sadece acı var. Acıdan başka bir şey hissetmekten yoksun bedenim. Kıvranıyorum, üşüyorum vücudumun kontrolü artık elimde değil. Sadece çığlık atabiliyorum, sadece titriyorum. Sadece acıyı hissedebiliyorum. Sanırım cellat gitti, yahut gitmedi çünkü hala burada. Bir boğa var yanında, parlak bir boğa. Yanıma yaklaşıyor. Üşüyorum. Boğanın içi açılıyor, bu normal değil. Bir tabut var içinde. Benim tabutum mu bu ? Kırmızı olduğunu düşündüğüm kukuletalı, pek konuşkan adam eğiliyor suratıma doğru. Göz yuvaları boş, tıpkı adamın kalbi gibi. Yakılarak ölmek, bir yangını anca böyle bastırabilirdiniz zaten. Bedenimde kalan son güç kırıntılarını topluyorum. Eğer son sözlerim bunlar olacaksa, bu sözler gür çıkacak!
"HER GÜN BİRİNİZ, BİR GÜN HEPİNİZ! YER YÜZÜNDE BÜYÜ YAPAMAYAN CANLI KALMAYANA KADAR DURMAYACAĞIZ. BUGÜN BEN ÖLECEĞİM AMA SİZ HER GÜN ÖLECEKSİNİZ. BASİT BEDENLERİNİZ BİZİM AYAKLARIMIZIN ALTINDA EZİLECEK. KANLARINIZLA TOPRAKLARIMIZI VE EKİNLERİMİZİ SULAYACAĞIZ. BİR ÖLÜR BİN DOĞARIZ! CEHENNEMDE ÖLDÜRDÜĞÜM YOBAZLARIN YANINA GİDİYORUM. BİR CADI OLARAK HAYATTA ONLARIN CANINI ALDIM! BİR ZEBANİ OLARAK EBEDİYEN ONLARA MUSALLAT OLACAĞIM!"
-
Kadının son bir can havliyle haykırarak savurduğu tehditlerden doğan korku dolu iniltiler eşliğinde cellatlar, yorgun vücudunu elleri kolları bağlı şekilde pirinç boğaya yerleştirmiş ve kalıbı tamamen kapatmışlardı. Bir süre boğanın ayaklarının olması gerektiği yerden bir ısı yükseldi pirinç kalıbı saran. Isındıkça ısınıyordu kalıbın içerisi. Dışarıda hayıflanma dolu fısıltılar, konuşmalar, ayak sesleri duyuldu. Sonra yavaşça hepsi kesildi. Kaskatı bir sessizlik, kaskatı bir beden, capcanlı bir ateş!
Sıcaktı. Çok daha sıcak olacaktı...
Kadının yüzü gözü ter içinde kalmaya başlamıştı. Artan sıcak ve aralıksız geçen işkence dolu, uykusuz saatler etkisini göstermeye başlıyordu. Boğanın içerisine cenin pozisyonunda tıkılmış, ölmeyi bekleyen bir kurban misali bekliyordu alevlerin canını alacağı saati.
Bilinci yarı açıktı, belki de tamamen kayıptı.
Sonra bir şey oldu. Alevler durdu adeta. Pirinç boğanın içindeki ısı kaybolmaya başladı. Ateşin çıtırtısı duyulmuyordu. Tavandan damlayan bir su damlasının göle düştüğü anda çıkardığı ses hariç, hiçbir şey duyulmuyordu. Gerisi koyu bir sessizliğe bürünmüştü. Pirinç boğanın içerisine konulduktan sonra ne kadar geçtiği bilinmez, Cwénhild yavaş yavaş bilincinin tekrar yerine geldiğini hissetti... Vücudu acıdan, ağrıdan uyuşmuş; sinir uçlarını hissedemez olmuştu.
-
Korku. Korkuyorlardı. Savunmasız, bitap bir kadının söylediği sözler onları korkunun eşiklerine getirmeyi başarabiliyordu. Zavallı yaratıklar. Acizlerdi. Bir boğanın içinde yakılmak üzere olan bendim, ama onlar benden daha çaresizlerdi. Benim yüzüm gülüyordu, ölüme gülebiliyordum. Lakin onlar sadece korkuyorlardı.
Bir paçavra gibi içeri tıkıldım. Düşüncelerim ve ben başbaşa. Çok yalnız kalacağımızı düşünmüyordum. Sıcak, yavaş yavaş beni yutacaktı zira. Gözlerim yavaş yavaş kapandı. Ne kadar zamandır kapalıydı gözlerim bilmiyorum. Sıcak. Terliyorum. Yanıyorum.
Ölüyorum.
Bir anda, belki de çok uzun zaman sonra sıcağı hissedemez oldum. Belki de sinir uçlarım yandığı için böyleydi. Hayır, acı hissetmemiştim. Sıcak durdu. Ateşin şarkısı durdu. Bir damla, sessizce süzülerek gölün dengesini bozdu. Sıcak gitmişti ve yerini sessizliğe bırakmıştı. Yorgunum, uyuşmuş hissediyorum. Her yerim ağrıyor. Fakat yavaş yavaş hissediyorum.
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 6, total 6
-
Yanmış pirinç boğanın içerisine göz attığında bir yarık görüyor tam kalıbın birleştiği yerde ve boğanın karnına tekabül eden noktada. Ateşten mi kaynaklandığı, yoksa özensiz bir şekilde tasarlanmış boğanın malzemesindeki yetersizlikten mi kaynaklandığı bilinmez, parmaklarını sokabileceği bir yarık. Hatta öyle ki, biraz ışık olsa yanmış ve kül olmuş ateşin közünü görebileceği cinsten. Kıpırdadıkça boğanın sarsıldığını ve devrilmeye yahut kırılmaya hazır olduğunu fark ediyor. Her kim yaptıysa, iyi bir işçiliğin ürünü olmadığı besbelli.
Cwenhild'in bilinci artık yerinde.
-
Gözlerim yavaş yavaş tekrar çalışmaya başlıyor. Boğanın içini seçebiliyorum. Bir yarık var boğanın karnının olması gereken yerde. Hünerlerim bunun sebebini bilmiyor. Fakat iç güdülerim ne yapmam gerektiğini fısıldıyor kulağıma. Sırtımı yarığın zıttı tarafında kalan yere sağlamca dayıyorum. Kollarımı da iyice sabitleyip duruşumu sağlamlaştırıyorum. Sağ bacağımı dizlerden kırıp göğsüme kadar çekiyorum. Kaslarımı iyice gerip topuğumla yarığı daha da genişletmeye çalışacağım bir iki tekmeyle. Yeteri kadar yardıktan sonra da çıkabileceğim kadar açmaya çalışacağım ellerimle.
Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 1, total 1
-
Öyle bir tekmeydi ki, yer sarsıldı!
Öyle bir tekmeydi ki, Poseidon'un gazabı sanabilirdiniz!
Öyle bir tekmeydi ki, boğanın inlediğine yemin edebilirdiniz!
Minatoru deviren bir Theseus gibi yardı boğanın karnını ve ikiye böldü pirinç kalıbı tutacaklarından. Kızıl saçlı kız ise, yeni doğan bir buzağı gibi karnından yuvarlandı pirinç cüssenin ve köz halindeki ateşin küllerine karıştı. Tekrar bacaklarından güç alıp, küllerinden doğan bir Zümrüdüanka Kuşu gibi doğrulduğunda ise!.... Bacağında derin bir sızı hissetti.
Yarığa tekme attığı esnada bacağı da biraz kesilmişti. Kanaması vardı ve zemine, adım attığı her yere kan izlerini de götürecek gibiydi.
Etrafında mahkeme salonu, mumlar sönmüş, fısıltılar kayıp, kimsecikler yok. Çıkardığı gürültüyü takriben soldaki asma balkonun arkasındaki bir koridorun aydınlandığını hissetti. Birisi ağır adımlarla buraya geliyor gibiydi.
Tam sağında, kızıl cübbelinin belirdiği yerde ise bir kapı daha vardı. Rüzgarın esintisinden yeri tespit edilebiliyordu ancak koyu karanlıktı bulunduğu mevki ve ötesi görünmüyordu.
Cwénhild'in çabuk olması gerekecekti. Nitekim aydınlık kapıdan ve berisindeki koridordan gelen her kimse birazdan burada olması an meselesiydi!
Her ölüm, bir yeniden doğuştu ve balinanın karnından kurtulmak, herkesin harcı değildi...
-
Son nefes verilene kadar savaş devam eder. Hayatım boyunca savaştım. Her zaman. Şimdi pes edecek değilim. Boğanın karnı yarım yarım yarıldı. Ortadan ikiye ayrıldı. Parmaklarımdan ve bacaklarımdan akan kan, sızı. Duramam. Durmamalıyım.
Karanlığın içinde bir başımayım. Kimsecikler yok. Nasıl kurtuldum, nasıl çıktım, hiç bir fikrim yok. Fakat çıktığımın farkında olan tek kişi ben değilim. Ayak seslerini duyabiliyorum. Işığı görüyorum. Çıplak bedenime dokunan rüzgar ise başka bir kapıyı gösteriyor bana. Karanlığın içinde bir kapı. Karanlığa sarılmam gerek. Karanlığın beni bu cehennemden çıkarmasına izin vermem gerek. Çıkmalıyım ki bir gün bu karanlığı alevlerle ve nefretle aydınlatabileyim.
Yetenek 1d10 : 1, total 1
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 10, total 10
-
Derbeder bir şekilde karanlığın içinde koşturmaya başladı kızıl saçlı cadı. Tırabzanlara çarparak, düşe kalka, karanlık koridorun içerisinde kayboldu. Kan damlaları ise birer birer iz bırakıyordu arkasında.
Karanlık koridorun sonuna yaklaştığında bir hole vardı. Bir merdiven üst kata çıkan ve aşağıya sızan güçsüz bir ışık. Sol tarafında taş bir sehpa ve üzerinde eski püskü, tozlu kitaplar. Sağ tarafında ise duvarda ise bir tablo. Adem ve Havva'yı resmeden bir çizim.
[spoiler](https://i.hizliresim.com/1qkk0hs.jpeg)
[/spoiler]
Tablonun hemen yanına asılmış askıda bir iki palto ve yanında ise bir zincire tutturulmuş bir asa, kimin olduğu belirsiz.
Bir meşale yanıyor hemen sol arkasındaki köşeden. Başı kukuleta örülü bir adam çıkıyor arkadaki odadan ve fark ediyor Cwénhild'i. Belinden baltasını sıyırdığı gibi atılıyor üstüne! Bir can pazarı daha bekliyor anlaşılan kızıl saçlı cadıyı...
-
Koşuyorum. Demirler, taşlar bedenimi dövüyor. Kan, gittiğim her yeri işaretliyor. Koridorun bitişinde bir açıklık. Işığı görebiliyorum, lakin bu ışık güvenilir bir ışık değil. Karanlığa sarılmam gerek. Solumda kitaplar var, bir tablo var. Biraz ateş olsa o kitaplar ne güzel yanardı öyle! Tablonun yanında gözüme çarpan bir şey var. Gözlerimin parladığını hissedebiliyorum. Bir asa! Eğer o asa zincirlenmişse ve kullanılmasından korkuluyor demektir. Şimdi siktim ananızı.
Can havliyle asaya koşuyorum. Palto malto umrumda değil. Gören gördü göreceğini zaten. Ki zaten paltoyu giymeye vaktim olduğunu sanmıyorum. Arkamdan baltasıyla geliyor zira adam. Koşuyorum. İlk hedefim asa. Asaya ulaşmam ve elime almam lazım. Elime aldığımda baltalı adamla aramdaki mesafeye göre yapacağım hamlemi. Eğer aramızda yeterli açıklık varsa direk yapıştıracağım Bombarda Maxima'yı. Eğer yeterli mesafe yok ise adamın baltayı savurmasını bekleyecek, son anda kaçacak ve adam kendini toparlamaya çalışırken aynı büyüyü yapmaya çalışacağım. Eğer büyü yapamıyorsam hala. Sıçtık.
Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 2, total 2
-
Kızıl saçlı kadın, yaralı bacağının elverdiği ölçüde uzanarak askıya asasını kavrıyor ve üzerine baltayla atılan adama çevirip büyülü sözleri söylüyor bir umutla!
Gözlerini kapatıyor gayriihtiyari... Belki de başarısız olacağının umudu ve ölümü tadacağının korkusu ile...
Önce bir fısıltı duyuluyor havada, sonra da bir patlama. Ancak beklenenden daha yakında bir patlama. Cellat baltasıyla beraber havaya uçarken patlamanın şiddetiyle tabloya savruluyor Cwénhild. Ademle Havva'nın ağacı kana boyanırken boydan boya, yere kapaklanıyor peşinden de. Celladın yerde inlemeleri işitiliyor aralıklı şekilde. Ve az önce hole çıktığı koridordan gelen ayak sesleri. Birden fazla kişi olsa gerek.
Birazdan burada olacakları ise besbelli. Cwénhild'in vücudu kanlar içinde. Patlamanın etkisiyle başı dönmekte ve takatinin artık sonlarında. Kurtuluş veya ölüm... Bir madalyonun iki yüzü. Yazı tura niyetine atılmış bir bozuk galleon misali dönüyor havada...
-
Başardım! Orospu çocuğunu parça pinçik ettim. Fakat bunun için bir bedel de ödedim. Patlamayı ayarlayamadım ve bende aynı şekilde fırladım yerimden. Adem ve Havva'nın kucağına uçtum. Adamın kanıyla boyadım tabloyu. Kaçmalıyım. Merdiven. Olmaz, güvenmiyorum. Zaman kazanmalıyım. Geldikleri yer belli. Eğer girişi kapatabilirsem kısa süreliğine vakit kazanabilirim. Sonrasında yaralarımı sarıp buradan gidebilirim. Aynı büyüye güvenmek zorundayım. Asamı buraya girdiğim kapı eşiğinin biraz üstüne doğrultuyorum. Amacım Bombarda Maxima ile kirişleri çökertip kapının kapanmasını sağlamak. Onlar içeri ışınlanamazlar ama ben bunu yapabilirim. Yapabilirim. Buradan canlı çıkabilirim. "Bombarda Maxima."
Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 4, total 4
-
Asadan yükselen bir ışık huzmesi hızla kapının eşiğindeki taş yapıyı isabet aldı ve gürültüyle kopan parçalar bütün hızıyla koridoru kapatırcasına yerlere döküldüler. Koridordan gelmekte olan artık her kimse, ayak sesleri durmasından anlaşılacağı üzere duraksamış, bir takım fısıldamalara koyulmuş ve belki de galiz küfürler savurmaktaydılar.
Cwénhild, nihayet asasına ve büyülerine kavuşabilmenin verdiği rahatlıkla cisimlenmek üzere hazırlıklarını yaptı ve bu korkunç yerden ayrılmak üzere gücünü, direncini son bir kez daha toparladı. Son bir puf sesiyle cisimlenip havaya karışmak üzereydi ki...
Eşiğe yığılı olan taşların... Evet, taşların büyülü bir şekilde havalandığını ve yolu açmaya başladıklarını fark etti dehşet içerisinde. Bir büyü vardı işin içinde ve belli ki bunu yapan bir büyücü! Cadı avcılarının içinde, mahkemenin bünyesinde?...
Bilemedi. Bilmek için bekleyecek ne gücü, ne vakti, ne de takati kalmıştı. Holde yankılanan ani bir sesle cisimlenip uzaklaştı bu cehennem ıstırabını andıran uğursuz harabeden...
Kurtulmuştu. Belki de beklediğinden kolay olmuştu. Neden kurbanın ölmesini beklememişler veya başına birisini dikmemişlerdi. Pek çok soru kafasını kurcalayacaktı kızıl saçlı cadının. Ancak şimdi önemli olan hayatta kalmaktı ve Cwénhild, bugün bunu bir şekilde gerçekleştirmişti.
S O N
-
Not: Cwénhild Muirghéal bu olaydan sonra kayıplara karışmış, kanlı balo sebebiyle ölü olarak kayıtlara geçmiştir.
Kendisi artık Carmilla S. adıyla kendini tanıtmakta ve faaliyetlerine devam etmektedir.