17 Nisan, 2026 09:38:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Blaze

Sayfa: [1]
1
Birleşik Krallık / Fakiriz Ama Salak Değiliz
« : 30 Ekim, 2021 01:28:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
 
Parkelerdeki sayılı sıcak köşelerden birinin üzerine ayaklarımı yerleştirmiş, üzerimdeki kalın deri ceket ve içindeki birkaç parça kumaştan dahi geçmeye devam eden soğukluktaki pencere pervazına belimi yaslamış ve kulaklarıma çalınan derin öksürük sesleriyle birlikte dışarıyı izliyordum. Normalden daha karanlık ve puslu bir geceydi. Ya da evdeki ortam bana daha karamsar bir hava yaratıyordu bugün. Aklımda çözülmesi gereken o kadar çok mesele vardı ki nereden başlayacağımı, hangi ucundan tutacağımı şaşırmıştım. Das ve Cornelia’dan erken gelmiş, evdekilerle sohbet etmiş, Grace’in pişirdiği lapadan bir tabak gömmüş ve Cornelia’nın itinayla uyarmaya devam edişleri üzerine evde kalan son sıcak sayılabilecek suyla kısa bir duş alarak yüzümdeki dağılmış makyajı vücudumdaki kirlerle birlikte çıkarmıştım. Başımı ovdum. Yeter… İsyan etmek bir işe yaramıyor ama yeter. Kafamı ormanlık alandan yataklara doğru çevirdim. Marlo’nun alnına koymak için yeni bez getiren Grace’le bakıştık, endişeliydi. Marlo için mi, benim için mi, yoksa ne yapacağımız konusunda mı endişeliydi? Büyük ihtimalle hepsi ayrı ayrı. Açıklamam var mı? Yok yani. Gelirken ilaç alamadım. Dilenecek miydim sokakta? Gözlerimi kapatıp biraz daha alnımı ovduktan sonra buradadurmanın bir şeye fayda etmediğini fark ederek dışarı çıkmaya karar verdim. İçeride konuşmasak daha iyi olacaktı. Merdivenleri hızla indikten sonra kapıyı bir hışımla açıp ses çıkarmamak için yavaşça kapadım. Yüzüme soğuk bir esinti çarpmıştı. Aslında biraz da kendime getirmişti. “Hah…” Nefes verdim. Tamam ya. Daraldım bu ruh halinden. Nerede bunlar hala?

Evin yanındaki taşlık yoldan ilerleyerek biraz ilerideki ağaçlarla çevrili açık alana çıktım ve reflekle belimden çıkardığım asamı orta alana tutarak cılız bir ateş yaktım, zamanla güçlenecekti. Alevin cızırtılı sesini bir süre dinleyerek plan yapmaya çalışırken adım sesleri ve yaprak hışırtılarıyla kafamı yana çevirdiğimde geldiklerini görmüştüm. Oturduğum kütükte yana kayarak bir kişilik yer açarken “Marlo'nun ateşi çıktı.” dedim. Devam ettim evdeki durumu raporlamaya. “Grace geldiğimden beri çözüm bulun diyor. Diyorum ki elimizden bu kadar geliyor. Bu yani! Kalmadı para. N’apalım? Onlar da kazanlarını ortak kullansalar olmuyor sanki.“ Ne kazanmış ya! Ne öğretiyorlarsa şu salak okulda ben bir türlü anlayamadım gitti zaten. Madem o kadar önemli, madem zorunlu, ver hepsine bir tane değil mi? Al çocuğa bir cübbe de üşümesin bir zahmet. Ayağa kalkıp bir taş tekmeledim, sonra ateşin etrafında yarım tur git gel yaparak volta atmaya başladım. “İlaç alamadık, kazan olayını ben hiç anlamadım zaten. Kitaplar hadi neyse buluyoruz bir şekilde de… Bu sene müfredatlarına yeni bir konu eklenmiş diyorlardı. Mugglelardan Korunma Yöntemleri..? Öyle bir şey. Kitapla öğrenilecek olsa biz de okurduk yani. Neyse. Siz ne yaptınız?” 
 

2
Yetişkin Karakter Başvuruları / Blaze
« : 02 Ekim, 2021 21:16:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Blaze

Karakterin Yaşı: 26

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri:
 ISTP 7w8
Geçilmesi güç sert duvarları olan, duygusal konuşmalardan ve içini döküp geçmişinden bahsetmekten pek hoşlanmayan, sadece gerçekten çok yakın gördüğü insanlarla kendi dertlerini çözemeyecek kadar sıkıntıya düştüğünde konuşan; insanları oldukça iyi gözlemlemiş ve bu sayede hayatta kalabilmek için duruşunu nasıl koruması gerektiğine hakim olan güçlü bir kadın Blaze. Başına buyruk, tez canlı ve kendi adalet çarkına sahip biri.

Karakterin Kısaca Geçmişi:
Bağnaz bir muggle ailesinin içine 1838 sonbaharında doğan Rosemary(artık kullanmadığı ve kimsenin bilmediği asıl ismi), büyücülerin kabul edilmediği ve korkulduğu bir aile yapısının içinde yaşamına başlar. Sonrasında annesinin durumu fark etmesi ve aile büyüklerinin -Rosemary’nin babası da dahil olmak üzere- bu duruma tepkilerinin kötü sonuçlanacağını anlamasıyla kızını da alıp minik köylerini terk ederler. Rosemary daha 7 yaşında annesiyle beraber evsiz barksız sokaklara düşmüş ve açlığı tatmıştır bu sayede. Birkaç yıl annesinin tanıdıklarıyla, olabildiğince para ve kalacak yer bulmaya çalışmalarıyla geçen süre sonucunda sonunda yolculukları yıllar önce aynı sebeplerden dolayı ailesini bırakmış ve kendine yeni bir yol çizmiş teyzesinin yanında son bulur. Neler olduğunu, neden bu şekilde yaşadıklarını, babasını neden göremediğini ilk başlarda anlayamadığı için annesiyle kavga eder hep Rosemary.  Sonunda durumu kabullenişi, teyzesinin ve annesinin hayatını birkaç seherbazın evlerini basıp ikisini de elinden almasıyla gerçekleşir.

Kaçmak zorunda kalan Rosemary’ye annesinin eski bir yakın arkadaşı Bayan Clarke sahip çıkar. Hogwarts’a göndermek ister aslında kızı ancak Rosemary o küçücük yaşında her şeye kafa tutan, hiçbir sistem veya uydurulmuş düzene itaat etmek istemeyen, sadece ailesinin yokluğunun hesabını sorma hırsının her geçen gün daha fazla arttığı bir çocuk oluvermiştir. Asabi, umarsız ve yaramazdır. Senelerini Bayan Clarke ve onun evinde yaşayan kadınlarla geçirir; birçok şey öğrenir, birçok da zorlukla başa çıkar büyüme çağında. Aslında bir nevi sokakta yaşayan, o küçük Muggle mahallesinde kendine her gün barınacak başka bir yer bulan ve her sabahına akşama ne yiyeceğini düşünerek başlayan bir çocuk olur. 16 yaşında Bayan Clarke'ın başına gelen tatsız olaylar sonucunda da orayı terk etmek ve hayatına tamamen yalnız olarak devam etmek zorunda kalır. Saklanması gerekiyordur, aklında kayıplarının intikamını almak vardır ve kimseye güvenmiyordur. Bu yüzden kendine yeni bir ad koyar: Blaze. Artık bir kadın olmanın ne demek olduğunu da biliyordur, Bulanık olmanın da. Hayatın bütün zorluklarına kafa tutan sert duvarlı bir cadı olmuştur Blaze.

İstediğiniz Meslek: Hırsız

Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip:
Attar Hür Kahinler Cemiyeti

Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü:5
Lanet Gücü:5
Tılsım Gücü:10
İksir Gücü: 10 + 1

Örnek RP:


[spoiler]Sorumun etkisiyle yaşanan derin bir bakışmanın ardından Anna gözlerini kaçırmış, sonrasında da ellerimize çevirmişti tedirgin bakışlarını. Kendisine fal bakmanın zor olacağını açıklarken bana bakmıyor olmasına rağmen kafamla onayladım onu. Bir süre elini incelemeye devam etti. "Saklamak yok ama hiçbir şeyi." diye uyardım onu düşünürken. İstese bal gibi de saklardı ama bunu söylemenin gerekliliğini hissetmiştim. Kaşlarını çatarak ciddileşti ve sonunda görmüş olacak, başladı konuşmaya. Jüpiter tepesi varmış bir tane o şansmış, kalp çizgisi de idealleri falan çıkartıyormuş ortaya sanırım. İkili ilişkileri anlatacakken durunca ona çevirdim gözlerimi. O da bir anda kafasını kaldırmıştı. Bunu derken mi durulur ama? Bir şey mi ima ediyordu bana? Boğazımı temizledim sessizliği bozarak ardından kaşlarımı kaldırdım cevap beklercesine, o da devam etti. İkili ilişkilerinde çekingen olduğu anlamını taşıyormuş elindeki soluk çizgiler. Bir de duygularını belli edemiyormuş. Bak bu doğru işte. En azından ben anlamıyorum.
Anna, parmağıyla elindeki çizgileri işaret etmeyi bırakıp tekrar yüzünü bana çevirdiğinde sorduğu soruya o kadar hazırlıksız yakalanmıştım ki yüzümdeki şaşkınlığı saklayamadığıma eminim. Çizgileri teyit etmek lazım dediğinde güldüm kısaca. Duygularını rahatça anlayabiliyor muyum diye soruyordu demek ha? Ne dememi bekliyordu ki bu soruya? Evet desem ne okuyorsun söyle diyecek kalacağım mal gibi. Pek bir şey okuyabildiğimi söyleyemem daha. İleride anlardım belki ama daha yeni vakit geçirmeye başladık. Hayır desem de... Öyle de değil tam. Çünkü arada heyecanlandığını, üzüldüğünü veya başka şeyleri anlayabildiğim oluyordu. Başını yana yatırmış masumca bana bakan Anna'ya düşünceli bir şekilde baktım. Bir amaçla mı sordu bunu emin olamıyordum bu yüzden üstü kapalı bir cevap vermeye karar verdim. "Yani," diye giriştim söze. "Üst üste aldığımız cezalar yüzünden canının sıkkın olduğunu anlayabiliyorum." Bu arada hala elini tuttuğumu fark edince çektim elimi, cebime soktum ve sırtımı arkaya yasladım çekilirken. Tepkisini ölçerek devam ettim konuşmaya. Bir şeyler daha dememi bekliyor gibiydi. "Bir de, burada olduğun için mutlu gibisin. Hava güzel, yıldızlar falan, o yüzden diyorum." Of ne kastın be Diego. Altı üstü bir soru sordu kız. Belli oldu, konuştukça batıracaksın bugün. Kafanı topla da gel.
"Anna." dedim. "Bugün beni çok yordu. Doğru düzgün düşünemiyorum. Başka zaman devam edelim mi?" dedim yüzümde bıkkın bir ifadeyle. Çok çabuk gitmeye çalıştığım için alınabileceğini biliyordum ama gerçekten de konuştukça daha rezil hissediyordum. Devam etmemek en iyisiydi. "Görüşürüz o zaman." dedim ondan onay alınca. Böylece işin içine hem bir tık heyecan katmış, hem de içimizdeki tüm hevesi bir gecede bitirmemiş olacaktık. Evet evet, mantıklıydı bu hareket. Ardından aşağı zıpladım ve tekrar bir saygı gösterisiyle "İyi geceler Bayan Cooper." diyerek eğildim hafifçe.
-----
Diğer gün, öğle saatleri

"Kızı tek başına bıraktım ya."Gözlerim kapalı alnımın ortasını ovuşturuyordum pişmanlıkla. Bir sonraki gün avluya yakın bir yerde çimenlere oturmuş, Amanita'yla konuşuyorduk. Öğle yemeğinden sonraki ikimizin de dersi olmadığı boş bir vakitteydik. Ben sırtımı ağaçlardan birine yaslamış, gitarım kucağımda uzanırken Amanita ise sonbaharda çıkan nadir güneşin sıcaklığından faydalanarak güneşleniyor, aynı zamanda da kitap okumaya çalışıyordu. Ben onun başının etini yiyordum aslında daha çok. "Ne kadar öküzüm. En azından ortak salona gidene kadar eşlik eder insan. Off. Bir daha gelmek istemeyecek değil mi?" dedim Nita'ya. Yanıma geldiğinden beri ona dert yanıyor ve akıl istiyordum. Bir kız görüşü gerekiyordu bu konuda. "Sen kesin buluşmazdın bir daha benle." dedim kaşlarım çatık bir şekilde. Gitarımı dizlerimden alıp göğsüme yasladım ve telleri oynatmaya başladım Nita konuşurken. Ne yaparak bu durumu düzeltebilirdim acaba. Dün o kadar da mantıklı geliyordu ki gitmek. Gece rahat rahat uyumuştum doğru olanı yaptığımı düşünerek. Şimdi... Ben de uyduruyor olabilirim ama arkadaşı Diana'nın bu sabah kahvaltıda bana bakışları hiç de hoş değildi.
Nita beni düşüncelerimden çekip ne çaldığımı sorunca kaşlarımı kaldırdım. Çok güzel olduğunu söylüyordu. "Bu mu? Bilmiyorum ki. Sen gelmeden önce yeni bir şeyler deneyeyim dedim. İşte..." Anna aklıma o kadar takılmıştı ki aslında pek odaklanamıyordum. Ne çaldığımın bile farkında değildim. Çok güzel olduğu konusunda bastırmaya devam ettiğinde "Sağ ol ama çözüm bulmaya odaklansak biz bunun yerine?" dedim kafamı ağaca yaslayıp gözümü kaparken.
"Tamam işte bu besteyi bitir ve Anna'ya çal! Hatta ilk buluştuğunuz yere götürürsün hava da çok güzel." dedi arkadaşım.

"Nasıl yani bu beste ona nasıl bir jest olabilir?" dedim anlamayarak. Sonra Nita beni aydınlattı açıklayarak. Bu besteyi Anna'yı düşünürken çıkarmıştım. Ona bunu söyleyip çalsam gerçekten de hoşuna gidebilirdi. Cevap vermeden hızla dikleştim oturduğum yerde ve gitarı elime daha sağlam aldım. Baya iyi fikirdi.
Yarım saat belki geçmiş geçmemişti ki Anna'nın bize çok yakında Diana'yla yürüdüğünü gördüm. Bizi burada görmüş müydü görmemiş miydi hiçbir fikrim yoktu ama hemen ayağa kalktım gitarımı sırtlayıp. "Sağ ol Nita. Borçlandım sana." dedikten sonra büyük adımlarla yanlarına gitmeye başladım. Ben yaklaşırken onlar da fark edip durmuşlardı. Diana'ya baktım ilk yanlarına geldiğimde. "Diana, izninle arkadaşını bir süreliğine kaçırmam gerekiyor. Telafi etmem gereken şeyler var da." dedim gülümseyerek, sonra Anna'nın eline uzandım ve tutarak yürümeye başladım göle doğru. Yanımda yürümeye başladığında bırakmıştım elini.[/spoiler]

Sayfa: [1]