[youtube width=500]https://youtu.be/-AzyJ36-IjY
[/youtube]
═════════════════════ ∘◦ᵒ 𓆓 ᵒ◦∘ ═════════════════════
Uykusuzluğun vurduğu bir gecenin ardından siz yatağınızda oturur, bacaklarınızı karnınıza çeker ve kafanızı dizlerinize gömerken düşünceleriniz geceye yayılmaya, sizi sonsuz karanlığına bulamaya son verir; saat gıcırtılarını durdurur ve uyku sizi yakalamak için son şansını dener; gözlerinizde bir sıcaklık hisseder ama uyumazsınız, cenaze koyunları gideli çok olmuş, verdiğiniz savaşta beyaz bayrak çoktan çekilmiştir. Tavana saatler önce yerleşmiş tuvalde küçük delikler gibidir yıldızlar, hüzünlü katmanlardır onlar göğün koyu örtüsünde.
Gecenin en kötüsü olduğu söylenir. Uyuyamadıkça düşünür, düşündükçe unutur insanlar; neyi hatırlamaları gerektiğini bilemeyecek kadar unuturlar, gece esmeye başlayan soğuk rüzgara kaptırır, koydukları bir bardak kahve ya da yaktıkları tütünle tutarlar yasını; yarın daha iyi olacak derler, eninde sonunda uyuyacaklarını düşünürler.
İki günde bir uyuyanlar tuhaftır; gece geçtiğinde uykusuzluk nedir hatırlayamazlar, acıyı hissederler, ama kaynağını unuturlar. Kendilerine normal olduğunu söylediklerindendir belki; belki de izin verdiklerindendir ilk gece uçuşmasına, kurban vermişlerdir belki uykusuzluğa. İkinci gece uyku onları sarmalayacaktır illa, engel olamayacaklardır kendilerini kaptırmaya. Sonu uyumalarıyla bittikçe nasıl uykusuz diyebiliriz ki onlara - günler boyuna uyuyamayanlarımıza kıyasla.
Uyuşturmalı mıyız uykusuzluğu o zaman; uçsuz bucaksız bir kördüğüm halini almış, yatağımıza kadar uzanan bir sonsuzluk halini almışken uykusuzluk; tek bir kişi dışında kimsenin duyamadığı sessizlikten kurtulmalı mıyız?
Bir kız dans ediyordu aynalarla dolu odasında; saat gece yarısından uzaklaşmışken hızla atan kalbinin ritmine uyuyordu. Gözlerinin altı ekşimiş bir meyveye benzeyen ayın ışığında iyice morarıyordu, adımları birbirine karışıyor, odanın etrafında döndürmekten başı ağrıyordu. Teni bembeyazdı, dans etmeye devam ettikçe açık pencereden girerek kan kokusunu dağıtan havaya karışacakmış gibiydi. Tabii ki öyle bir şey olmadı. Cesedi ondan yalnızca birkaç metre uzaktaydı.
Gözleri öldürüleli birkaç saat geçmemiş bedende dolansa da görünürde hiçbir duygu kırıntısı yoktu; gözyaşları saatler önce tükenmiş, boğazı attığı çığlıklarla kurumuştu. Yaşamın bu ucuz kopyasına sıkışıp kalmışken bütün yalvarışları gereksizdi, keşke anlaması bu kadar sürmeseydi. Öte yandan merak etti; ölümün daha sakin olması gerekmez miydi?
"Aileme gönderecek misin?" dedi katiline dönerek. Soğuktan dudakları mosmor kesilmiş kadın titrek başını iki yana salladı. Duygularına ölünün ummayacağı kadar teslim olmuştu; uykusuzluğun en özensiz hediyesi dediği baş ağrısı kokuyla aynı doğrultuda artıyor, bahçedeki hangi noktanın cesedi koymaya uygun olduğunu düşünmek artık canını acıtıyordu.
"En azından tören- "
"Yeter!" Bir anda ayağa dikilerek odayı arşınlamaya başladı; kendini bayılacak gibi hissediyordu. O hala ter içinde ve çığlık çığlığa yatağında uyanmayı beklerken, her şey yoldan çıkmış ve sallantıdayken ne kadar da şanslıydı rüya görenler; ona gelince, o uykusuzluğuyla baş başaydı.
Cesedin yanına yaklaştığında durakladı. Öldürücü darbe geldiğinde ardına kadar açılan, yüzüne korkunç bir ifade katan çenesi ölü katılığının başlangıcıyla beraber hafifçe kapanmıştı; göz kapakları yarı kapalıydı, teni sararmış, soğumuştu. Ciğerlerine isabet eden bıçak ona saplanmadan önce dans ediyordu. İlk vuruştan sonra hemen ölmemiş, birkaç darbenin ardından öldüğü anı hayal ettiğini varsayarak dans etmeye devam etmişti. Cesedi üzerinde beyaz geceliği ve bütün güzelliğiyle kanamaya devam ederken o dans etmişti; nasıl olsa hayat hastalıklı bir oyundu, kaybedenlerin bile kutlama yapacak bir şeyleri vardı.
"Babamın seni yakalayacağını biliyorsun değil mi?" Cevap vermedi. "Bundan kurtulamayacaksın. Seni yakalayacak ve sosyopat kafanı futbol topu olarak kullanacak. Ben de orada olacağım, güleceğim, çünkü- "
"Sen öldün." Kızın histerik krizleri gelip gidiyordu, konseptle ilgili bazı sorunlar yaşadığı belliydi. Beynine babası üzerinde düşünme izni vermedi. "Ve ben sosyopat değilim, dediğim gibi, bir hataydı- "
"Beni bıçakladın!"
"Uyuyordum!" Sakinleşmeye çalışarak derin nefesler aldı, durumun altından kalkamayacağı belliydi. Saatlerdir bir çözüm üretmeye, genç bir kızın bıçaklanmasını nasıl gizleyebileceğini düşünmeye çalışıyordu. Şimdiye kadar aklına gelen tek yol kendisini de bıçaklamak ve geri kalanını çözmek için görevlendireceklere havale etmekti. Cazip ancak mantıksızdı bu, daha zamanı gelmemişti. "Ne olacağını söyleyeyim," dedi cisimlenmek üzere hazırlanırken, "yardım çağıracağım."
"İyi ama ben zaten- " Cümlesini bitiremeden havada yumuşak bir "pof" sesi duyuldu; gitmişti.
[spoiler]Not: Bu rp altı ay önce yazılmıştır. Yargılamayın.[/spoiler]