Büyücedünya RPG

Dünya Ülkeleri => Mag Mell => Birleşik Krallık => Mag Mell - Bar => Konuyu başlatan: Mirabelle Starlight - 20 Kasım, 2021 12:41:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: Bir kuzgun bir kuzguna gel beraber bir şarap dükkanı açalım demiş
Gönderen: Mirabelle Starlight - 20 Kasım, 2021 12:41:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Haziran ayının başları, 1864

"Ah, sıçayım ya... Yine tüm harçlığım kıyafetlere gitti. Gelecek aya kadar ne halt yiyeceğim şimdi ben?"

Genç cadı, elindeki alışveriş çantalarıyla söylene söylene geziniyordu sokaklarda. Etrafın sisli ve kirli olması çok sinirini bozuyordu, alışveriş aşırı zevkli olsa da şehrin kirliliği tüm havayı bozuyordu. Cebinde beş kuruş para kalmamış, elinde bir dolu yük, minik kulübesine dönmekteydi. Aslında yetimhaneye gitmesi gerekiyordu ama alışveriş sonrası oraya giderse kendine aldığı bütün mükemmel şeyler çalınırdı, bu isteyeceği son şey bile olmazdı!

İç çekti, paraya ihtiyacı vardı yoksa borca girmesi gerekecekti. Arada çiçek satıyordu ama pek bir getirisi yoktu, sıkıntıdan yapıyordu zaten. Kesin bir gelir gerekiyordu ona, yarı zamanlı bir iş bulmak güzel olabilirdi aslında. Peki, nerede çalışmalıydı? Garsonluk yapamazdı, sürekli bir şeyleri kırıp döker, elalemle kavga eder, kendini kovdururdu. Tekstil de olmazdı çünkü gördüğü tüm güzel elbiseleri kendine isteyerek maaşından olurdu. Yaparken eğleneceği, kolay bir şey lazımdı ona. Aynı zamanda da sosyalleşebilmeliydi.

"Nasıl bir yerde istediğim her şeyi bir arada bulabilirim?" diye mırıldanıyordu ki, grup halinde birkaç kişinin, dahası genç ve güzel görünümlü birkaç kişinin heyecanlı bir şekilde bir yere girdiğini gördü. Girdikleri yerin adına baktı, Mag Mell Taverna - Drinkery & Hostelry. Tabii ya! Böyle yerlerde barmaidler, şarkıcılar falan olurdu! Ayrıca içeri girenlerin de oldukça zengin olduğu giyimlerinden anlaşılıyordu. Böyle kişilerden bahşiş alarak bile yaşamını sürdürebilirdi, aklında paranın görüntüsü dolandıkça canı çekiyordu. Koştu ve hışımla içeri daldı, kapının yakınlarında duran genç çalışanın irkilmesine sebep oldu bu hareketi.

"Merhabaaa! Beni patronunuz, işvereniniz, her neyinizse ona götürür müsünüz lütfen? Acilen görüşmem gerek, acil, çok acil!" dedi tek nefeste. Yirmilerinin başında gibi duran çocuk şaşırdı, "Uh, şey, kendisi şu anda müsait değil... Eğer daha sonra gelirseniz-"

"Yok yok müsaittir! Hadi gidelim! Hatta siz götürmeseniz de olur, nerede olduğunu söyleyin ben bulurum!" dedi aynı heyecanla. Ne yapacağını bilemeyen çalışan, çaresizce bir yeri gösterdi ve Mirabelle koşar adımlarla oraya gitti. Kapıyı hızlı hızlı, sertçe çaldı ve bir iki saniye bekleyip içeri daldı. İçeride oldukça güzel bir kadın vardı. Yanında da birkaç boş içki şişesi. Beklediği manzara tam olarak bu olmasa da halinden memnundu, hatta hoşuna gitmişti.

"Merhaba hanımefendi, iyi akşamlar! Beni işe alın lütfen!" dedi neşeyle, belki de biraz bağırarak.
Başlık: Ynt: Bir kuzgun bir kuzguna gel beraber bir şarap dükkanı açalım demiş
Gönderen: Isolde Aideen O'Malley - 20 Kasım, 2021 13:48:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Kuzgun karası saçlı kadın elindeki kan kırmızısı bir sıvı dolu kadehi yavaşça dudaklarına götürdü, zihni sisli bir Londra sabahı kadar pusluydu yine de bu içmesine engel değildi; haftada bir gün izin vermişti kendine odasına çekilmek ve karaciğeri işlevini yitirene kadar şişe devirmek için. Fani yaşamın dertlerinden uzaklaşmak için yaptığını düşünürdü bazıları, oysa Isolde sadece alkolün tadını severdi ve sonrasında gelen boş vermişlik hissini. Bütün çalışanları bilirdi onun bu tarz günlerde hiçbir koşulda rahatsız edilmemesi gerektiğini, aksi takdirde başlarına gelecek en hafif şey kovulmak olursa ne ala!

Odanın kapısını sertçe çalan ve onayını almadan içeriye giren kız kahvaltıda büyük bir porsiyon cesaret iksiri içmişti Isolde’ye göre ya da yalnızca belasını arıyordu, yapması gereken ona bir uğursuzluk laneti atmak ve doğrudan dışarıya postalamaktı ancak asasının almak için çaba harcatacağı bir uzaklıkta olması kızı kurtarmıştı, en azından şimdilik. Boş kadehine biraz daha içki boşaltırken “Defol!” dedi yalnızca.

Yavru köpek bakışlarıyla kendisini izleyen kızın ise hiçbir şekilde yanından ayrılacakmış gibi bir duruşu yoktu, burayı her nasıl keşfettiyse ilgi çekici bir kararlılıkla ne olursa olsun bu işi kabul edecekmiş gibi görünüyordu. Bilinen bir gerçek vardı ki o da Isolde’nin kaç yaşında olurlarsa olsunlar çocuklardan nefret ettiğiydi, bu velet de nasıl bir cesaretle kendisinden iş isteme aptallığında bulunduysa ona güzel bir ders verirdi.

Tek bir dikişte kadehini bitirdi, “Pekala,” dedi. “Bakalım buralarda sana uygun bir pozisyonumuz var mıymış, takip et beni böcek.”

Yavaş ve dikkatli bir şekilde doğruldu, eğer dengesini kaybedip düşerse geri kalkmamak gibi bir huyu vardı; genç kızın koluna girmesini işaret etti ardından küçük gezintilerini başlatmak adına ayrıldı odasından. Tavernada bulunmaya alışık olmayan biri loş koridorlarda kaybolabilirdi rahatlıkla, kuzguni saçlı kadın ise yanındakini kendisinin bile mecbur kalmadıkça uğramadığı zifiri karanlık bölümlere doğru sürüklüyordu. Amacı, buranın onun yaşında bir büyücüye uygun olmadığını öğretmekti.

Koridorun duvarlarındaki portreler şaşkınlıklarını belli eden sesler çıkarıyorlardı yanlarından geçtiklerinde, barın sahibesi o gün ilk defa lütfedip dışarıya çıkmıştı, bu alışılmışın dışında bir şeydi. "Ben senin yaşındayken, gizlice kaçırdığım malzemeler ile Muggle kadınlara kocalarından kurtulmalarını yardım etmek için ilaç satıyordum," sanki havadan sohbet edermiş gibiydi ses tonu, hitap ettiği kişin kız olup olmadığı ise belirsizdi. Yalnızca tek bir mumun aydınlattığı, örümcek ağlarıyla kaplı bir koridora girdiler, rutubet ve toz kokusu boğaz yakıyor, koridorun sonundaki pencereden gelen rüzgar sesleri insanın tüylerini diken diken ediyordu. Sağ taraftaki tahta bir kapıya yöneldirler.

“Buradan, benim çok sevdiğim zehir mahzenine iniyoruz böcek, yani tabii ki de öyle söylemek istemedim burada yalnızca birinci sınıf içkiler bulunmakta, her neyse şimdi söyle bana sana neden iş vermemi istiyorsun?”
[/justify]
Başlık: Ynt: Bir kuzgun bir kuzguna gel beraber bir şarap dükkanı açalım demiş
Gönderen: Mirabelle Starlight - 20 Kasım, 2021 14:24:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
İçeri hoş bir şekilde dalmadığının farkındaydı ve aldığı tepki gayet beklendikti. Kadın hiç istifini bozmadan içmeye devam ederken kızı odadan kovsa da, açgözlü ve inatçı Mirabelle bir şeyi elde edene kadar durmazdı, bu da o şeylerden biriydi. Paraya ihtiyacı vardı, bir işe girmek istiyordu ve bu taverna güzeldi. Mekan estetikti, zengin ve güzel insanlar geliyordu, çalışanlar güzel görünümlüydü ve Mirabelle her zaman böyle bir yerde çalışmak istemişti. Fırsatı kaçırmamak için elinden geleni yapacaktı. O yüzden de denilenin tam tersini yaptı, defolmak yerine kollarını göğsünde bağladı ve kadına kesinlikle sevimli olduğunu bildiği bakışlarından atmaya başladı. Bu bakışın adı bile vardı; "Beş numaralı ikna edici bakış" idi bu. İkisinden biri vazgeçip diğerinin dediğini yapmak zorundaydı şu anda ve bu kişi kesinlikle kendisi değildi.

Sonunda cidden ikisinden biri vazgeçti, evet, kadın vazgeçti. Kadehini tekledi, yavaşça yerinden kalkarak kolunu uzattı kıza. Mirabelle memnuniyetle kadının koluna girdi. Kadın üflese dengesi bozulup yere düşecek kadar sarhoş durduğu için Mirabelle dikkat ediyordu düşmemesine. İşvereni olmasını istediği kişiye fazladan iyi davranmalıydı. Birlikte odadan ayrıldılar ve loş ışıkla aydınlatılmış koridorlarda yürümeye başladılar. Kadın ağır ağır yürürken kız etrafı inceliyordu. Duvarlar tablolar ve ilginç eşyalarla süslenmişti. Kan kırmızısı gözlere sahip olan tablolar, genç cadıyı meraka düşürdü elbette. Koluna girdiği bu hanımefendinin vampir olduğunu düşünebilirdi. Sonuçta soluk beyaz bir teni vardı, ortamın havası da uyuyordu.

Genç kız etrafı aklına kazımaya çalışırcasına incelerken kadın birdenbire gençliğinden bir şey söyledi. Eğer dinleyeceğinden emin olsaydı, halihazırda benzer şeyler yaptığını anlatmaya başlayabilir ve saatlerce susmayabilirdi Mirabelle. Tek sorun, dinlememe ihtimali aşırı yüksekti. Hemen ardından toz kokusundan nefes alınmayan bir koridora geçtiler. Ne güzel bir şansı vardı kızın! Çünkü bu kız, toz kokusunu çok seviyordu. Sırf bu yüzden okuldan kaçsa bile izinsiz ödünç aldığı küçük kulübesine temizliğe gitmezdi, yazın döndüğünde tamamen tozla kaplansın da kokuyu sonuna kadar içine çekebilsin diye. Eh, garipti belki de. Mirabelle'in garip olmayan özelliği mi vardı sanki?

Fırsattan istifade derin nefesler alarak kokuya doymaya çalışıyordu koridorda ilerlerken. Kadın bir kapının önünde durunca kız da durdu, kokuya alıştığı için aynı etkiyi alamamanın hüznü vardı üstünde. Sonra da siyah saçlı hanım sordu, neden bu işi istiyordu? Her zaman olduğu gibi kocaman, parlak bir şekilde gülümsedi. Önce dikkatini çeken zehir kısmından başlamasa olmazdı gerçi.

"Vaov, zehir mahzeni mi? Demek barda zehir mahzeni var... Ne yapıyorsunuz bunlarla? Aslında, zehirden ziyade bağımlılık yapıcı bir iksir daha çok işinize yarayabilirdi..." dedi ve cevap beklemeden soruyu yanıtladı.

"Çünkü istiyorum da ondan! Bir işe ihtiyacım var, çok da zorunluluk değil ama var yani. Tüm seçenekler arasından en iyisi bu mekandı, diğer şeylerle uğraşamam ben. Yok kafede garsonmuş, yok temizlikçiymiş, yok aşçıymış şuymuş buymuş... Sıkılırım, bunalırım. Saçma sapan insanların gitmeyeceği türden, ilginç bir yerde çalışmak istedim. Mekanınızın sıkıcı, klişe ve saçma sapan insanlarla dolu olduğunu düşünüyorsanız... Eh, iş vermeseniz de olur o zaman. Ama öyle düşünmüyorsunuz, değil mi?" dedi, kıkırdadı. Çok konuşmaktan nefesi kesilince biraz durdu, nefes aldı ve devam etti.

"Hem bu işten ikimiz de kazançlı çıkarız gibi geldi bana.  Şu an kafanız bir milyon olsa bile görüyorsunuz," elleriyle önce yüzünü gösterdi, sonra aşağı indirerek tüm vücudunu. "Genç ve güzelim, görünüşümün yanında oldukça yetenekli ve çalışkanımdır da. Verilen her işi yapabilirim, gerçi sıkıcı bir iş verirseniz başınız şişip patlayana kadar söylenirim ama... Yaparım yani! Mesela, mesela sesim çok güzeldir. Harika şarkı söylerim! İnsanlarla iyi anlaşırım bir de. Böyle bir çalışan çok işinize yaramaz mıydı? Çok güzel müşteri çekerim, mükemmel reklam yaparım." dedi. Kadın ağzını açmıştı ki aniden aklına gelen şeyle lafını böldü. Sarhoş kadının da başını şişirdikçe şişiriyordu ha!

"Ah, kusura bakmayın daha başlamadan lafınızı bölüyorum ama... Zehirlerle de aram fena değildir. Sizin gizlice kaçırdığınız malzemeler ile Muggle kadınlara kocalarından kurtulmalarını yardım etmek için ilaç sattığınız yaşta, ben kendi yetiştirdiğim malzemelerle çevremdeki insanları zehirliyorum. Sonra da masumu oynayarak panzehir veriyorum ki, sürekli benden ilaç almak istesinler. Amanın! Ticari zekam da varmış bakın bir sebep daha beni işe almak için! Hehe, hadi içeri girelim, belki fikir edinirim ha?"
Başlık: Ynt: Bir kuzgun bir kuzguna gel beraber bir şarap dükkanı açalım demiş
Gönderen: Isolde Aideen O'Malley - 20 Kasım, 2021 16:23:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
[justify]Genç kızın soluksuz konuşması, Isolde’nin baş ağrısını tetiklemişti, kaşları öfkeyle çatılırken bir kez daha çocuklardan neden nefret ettiğini hatırladı: susmak bilmiyorlardı. Sadece susmayı değil, nerede nasıl konuşmaları gerektiğine dair hiçbir fikirleri yoktu, aptal ve sinir bozucuydular. Yine de bu karşısında dikilen masum yüzlü kızın insanı kendine çeken farklı bir aurası vardı, her ne kadar konuştuğu süre boyunca ağzına bir bant yapıştırmak isteğiyle mücadele etmiş olsa da söyledikleri, bir genç kız için fazla cüretkârdı. Ona kendi gençliğini hatırlatmıştı, tek amacının geçimini sağlayacak kadar para kazanmak olan yalnız dönemlerini…

Alkolün de fazlasıyla etkisi olacak ki çatık kaşları gevşemiş, yaşlarla dolmuştu gök mavisi gözleri; hiçbir kızın sokaklara düşmeyi hak etmediği düşüncesi yayılmaya başlamıştı zihninde, açmak için uzandığı pirinç kapı tokmağını bıraktı ve derin bir iç çekti. Genç kız, kadının ani duygu değişimine olan şaşkınlığını gizleyememişti, bir şeyler söylemek için ağzını aralayacakken Isolde elini kaldırdı ve sanki çok kötü bir şey kokuyormuş gibi elini hızlı hızlı yüzünün önünde salladı. “O odada tokmağı çevirdiğim anda aktifleşecek bubi tuzakları vardı, böcek.”

Bu sefer önden ilerlemeye başladı ancak ilk adımında tökezleyince kız hemen koluna girdi; karanlık koridorları geride bıraktılar, ilerledikleri süre boyunca Isolde kızın sorduğu bütün soruları görmezden gelmiş, bara inen tahta merdivenlere ulaşıncaya kadar ise tek bir kelime etmemişti. Tahta merdivenleri ağır ağır adımladılar, yaklaştıkça Isolde’nin imzası olan lavanta kokuları daha da bir keskinleşiyordu; basamakların sonuncusu da geride kalmış ve en sonunda kırmızı tonlarının hakim olduğu salona ulaşmışlardı.

“Carlos!” diye seslendi Isolde. “Buraya gel aptal adam!”

Uzun boylu genç adam, çekingen adımlarla yaklaştı yanlarına, yüzünde bariz bir korku ifadesi vardı saçları bile olduğundan soluk gözüküyordu sanki. “B-buyrunuz hanımım.”

“Bugün günlerden ne Carlos?”

“Şey… Perşembe?”

“Perşembelerden nefret ederim Carlos! Bunu sana öğrettiğimi sanıyordum!”

Isolde, derin bir nefes aldı ardından sanki az önce içindeki canavarı hiç ortaya çıkarmamış gibi arkasında dikilen genç kıza döndü. “Bu Carlos, böcek, sahip olduğu tek vasıf kedilere bakmaktır.” Oğlanı oracıkta korku içinde bırakarak barın içine doğru ilerledi, biraz ötede yeri süpüren genç bir kadını işaret ederek, “Bu Marseille, pek çok işi becerir, Carlos’un aksine.”

Carlos en eski çalışanlarından sayılmazdı, uzun boylu neşeli ve sevecen bir çocuktu, onu ne zaman işe aldığı hakkında hiçbir fikri yoktu yalnızca ansızın masaların altında beliren bütün kedilerin sorumlusu oydu. Lavanta kokusu da bu yüzden ortaya çıkmıştı zaten, Isolde ortama daha otantik bir hava katmak istediği için değil kedi kokusunun üzerini örtmek için üretmişti. Marseille ise daha eskiydi ve hiçbir zaman itiraf etmemiş olsa da onu duygusal nedenlerden ötürü işe almıştı.

Barın önüne ulaştıklarında Isolde kendini siyah sandalyelerden birine bıraktı. “Bize iki kadeh Dick.”

Pala bıyıklı, dev görünümlü adam kadının sesini duymayı beklemiyormuş gibi irkilmiş ve elindeki bir bezle silmekte olduğu bardağı düşmekten son anda kurtarmıştı. Kuzgun karası saçlı kadın, devin sakarlıklarına alışkın olduğundan göz devirdi, “Bana iki olsun,” diye de ekledi. Bir zamanlar rakibi olan Dick Dickerson, kaybettiği bir iddia sonucunda Isolde adına barmenlik yapmaya başlamıştı, iri yarı görünümüne rağmen oldukça korkak biriydi. Bu özelliği, kadını pek çok kez çıldırmanın eşiğine getirmiş olsa da içki yapımına olan doğal yeteneği yüzünden onu yanında tutmaya devam ediyordu.

İçkileri önlerine geldiğinde Isolde kendisininkinden hızlı bir yudum aldı. “Bağımlılık yapan içki fikri hoşuma gitti ama zaten bizde var. Buradaki çoğu kişiyi ne zaman işe aldığımı inan bana hatırlamıyorum bile. Albert sana kontratını imzalatır Salı günleri çalışmaya başlarsın, çekinme istediğin kadar içebilirsin, bu arada adım ne demiştin?”[/justify]