17 Nisan, 2026 08:29:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Mirabelle Starlight

Sayfa: [1]
1
Ravenclaw Ortak Salonu / Haydi Gel İçelim
« : 01 Nisan, 2022 19:02:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İlk dönem iyi kötü bir şekilde bitmişti sonunda. Son zamanlarda Mirabelle ya derslere girememişti ya da okulda olduğu sürece orada ona bebek bakıcılığı yapan bir seherbaz oluyordu. Gözden geçirince, üç beş ayda yaşadığı aksiyonu ömrü hayatı boyunca daha yaşayabilir miydi merak etmiyor değildi. Macerayı ve kaosu her şeyden çok seven bir kız için bile bu dönem biraz ağırdı. Şimdi ise yatakhanede eşyalarını topluyordu, babasının evine gidecek ve tatili orada geçirecekti. On altı yıllık hayatında bir ilkti bu, tüm tatillerini yalnız geçiren bir kız için alışılmadık bir durumdu bu. Geçen yıl tatilde tavernadaydı, ondan önceki yıllarda kulübesinde veya yetimhanedeydi. Her zaman bu durumdan yakınsa da alışkın olmadığı şeyler onu alttan alttan ürkütürdü. Ne yapmalıydı? Nasıl davranmalıydı? Ortamda sadece Reina ve babalarının olacağını bilmek biraz rahatlatıcıydı ama yine de garipti işte. Kimsesizliği kişiliği belleyen biri için fazlasıyla garipti.

Yanına alması gereken her şeyi aldığında doğruldu ve yatakhaneye bir bakış attı. Birinci sınıftayken ağlayarak çıkmıştı buradan, ev diyebileceği bir yeri yoktu çünkü o zamanlar. Şimdi ise ev diyebileceği birden fazla yere sahipti ancak alıştığı şeyden kopmak zordu. İç çekti, yanaklarına vurdu ve eşyalarını basit bir büyüyle havalandırarak odadan ayrılıp ortak salona indi. Merdivenlerin başında durmak zorunda kaldı gerçi. Gözleri koltukta oturup hüzünle evlerine dönmekte olan binadaşlarını izleyen Ares’e takıldı. Son birkaç kişi kalmıştı ayrılmayan, onlar da sohbet edip gülüşerek trene gecikmemeye çalışıyorlardı zaten. Ares’in de acele edip trene binmek için çıkması gerekiyordu ancak gitse bile nereye gidecekti ki? Onun evi artık boştu, aynı Mirabelle’in küçük kulübesi ya da yetimhaneye gitmemek için kaçtığı ıssız sokaklar gibi. Ortam tamamen boşalana kadar olduğu yerde durup izledi genç cadı, karşısındaki çocuktan bir hareket beklese de aynı şekilde oturmaya devam ettiğini görünce tıpış tıpış yanına gitti.

“Selam.” Dedi hiçbir şey yokmuşçasına. “Hava bugün çok güzel, değil mi?” Pek de değildi aslında. Bulutlu ve soğuktu, kışın ortasında pek de mükemmel bir hava beklenemezdi zaten. Cevap olarak sadece bir mırıltı alınca devam etti, “Herkes gitti Ares, gecikeceksin. Eurus kızacak sonra.” Zoraki bir gülümseme ile gelen yanıtla öğrendi ki ikisi vedalaşalı çok olmuştu fakat arkadaşını burada tek başına bırakmak gibi bir niyeti yoktu. “Yoo kalmıyorsun,” dedi. “Gel gezmeye gidelim.”

Kendisine dönen meraklı bakışlarla gülümsedi. “Pişt yakışıklı, kaçırayım mı seni? Şşşt yavru alıyım mı seni? Düşelim mi barlara? Ezelim BENİM paraları hunharca, içelim şarapları, saçalım kafaları, Bi' daha mı gelece'z dünyaya? Kendi adını unutana kadar her çeşit içkiden içireyim mi? Ben ısmarlıyorum.” derken çoktan ayaklanmış, arkadaşını da iki elinden tutup zorla kaldırmıştı. “Son gittiğimde neredeyse canımdan olduğum mekana gidiyoruz! Zehirlenirsen ya da alkol komasına girersen müessesemizden kimse sorumluluk almıyor.”

2
Kupa & Ödül Odası / Ödül
« : 22 Şubat, 2022 14:45:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eylül 1860, 1. Sınıfın ilk haftası
Okul gez gez bitmiyor, her gün yeni bir şeyler keşfediyordu minik kız. Okula geleli bir hafta bile olmamıştı, her şey bir peri masalı gibi hissettiriyor, inanmakta güçlük çekiyordu. On bir yılını bir kilisede geçirmiş olması da cabasıydı, mezara kadar saklayacaktı bu okuldaki hayatını. Böyle güzel bir yeri görmekten alıkoymalarını istemezdi. Yine güzel okulunu keşfediyordu, her gün bir katı inciğine cıncığına kadar didikleyip derslere katılıyor sonra yine keşife çıkıyordu. Bugün sıra altıncı kattaydı. Etrafta koşuştururken bir yere gözü takıldı, tamamen parlak ve değerli şeylerle dolu bir oda... Belki de Ravenclaw'a bu yüzden seçilmişti, bir karga ya da kuzgun misali değerli şeylere aşıktı. Anında içeri daldı ve "WOAAAH!!!" diye bağırdı. Sonra ortamda bulunan diğer çocuğu fark etti. Derslerde hep görüyordu yani adını biliyor gibiydi ama hiç sohbet etme fırsatı olmamıştı.

"MERHABAAA! Ben Mirabelle! Iıı şey miydi adın, Sam, Sam, Sam...?" dedi, tam adını hatırlayamadı. İsminin Samuel olduğunu öğrenince devam etti. "Memnun oldum Samuel! Neresi burası, woaaaah her şey çok parlak! Şu ne? Peki şu? Bu ne işe yarıyor? Qui bilmemne ne demek? Kuş falan diyor. Kuşları çok severim, ben de istiyorum kuş!" içeride koşuşturup gördüğü her şeyi çocuğa sorarak ne olduklarını öğrenme niyetindeydi.

3
Hastane Kanadı / Çikolata Kozmosu
« : 13 Şubat, 2022 21:03:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Düello bittikten sonra Jimmy, hastane kanadına kaldırılmıştı. Franziska şeytanı bile çocuğa çok yüklenmemişti ve buna rağmen çocukcağız stupefy yediği an yere yapışmış, kıza kesin bir zafer kazandırmıştı. Franziska sonraki tura geçişini kutlarken zavallı çocuk hastane kanadına götürülmüş, Mirabelle ise gözlerini devirerek ortamdan ayrılmıştı. Hasta ziyaretine gidilirken çiçek götürmek adettendi ancak büyüyle yapılmış rastgele bir buket vermek istemediği için önce odasına uğradı. Özenle yetiştirdiği çiçeklerine bakınmaya başladı, en uygunu hangisiydi? Bakındı, bakındı... Sonunda kararını verdi ve çiçekleri birbirine kurdeleyle bağlayıp odasından ayrıldı.

Elinde bir buket çikolata kozmosuyla girdi hastane kanadına. Bu, Mirabelle'in favori çiçeklerinden biriydi. Adında çikolata geçerdi; ama vanilya gibi kokardı. Bu kadar sevmesinin sebebi de tam olarak buydu çünkü kendi çikolata rengindeki saçları da vanilya gibi kokuyordu. Birine hem geçmiş olsuna gidiyor hem de evlat edi-... arkadaş olmaya çalışıyordu, bu en iyi seçeneğiydi yani. Gözleri Jimmy'yi ararken diğer yatakların üstündeki çiçekleri fark etti. Sonra aradığı kişiyi buldu ama onun çiçeği yoktu. Üzüldü birkaç saniyeliğine, hemen ardından ortamdaki en güzel çiçeklere sahip olmasını sağlayacağı için gülümsedi. Neşeli neşeli çocuğun yanına geldi,

"Merhaba! Ben Mirabelle Starlight, az önce tribünlerde ciyak ciyak tezahürat ediyordum-" küçücük bir duraksamanın ardından yüzünün alt kısmını buketinin arkasına saklayıp gözlerini kaçırdı, "-eheh, pek işe yaramadı gerçi sanırım hm?" dedi tatlı tatlı. Tekrardan çocukla göz göze geldi ve kocaman gülümseyerek elindeki buketi uzattı. "Sana getirdim! Çok güzel kokuyor, belki iyi gelir hala üzerinde sersemlik varsa."

4
İksir Dersliği / Özel Ders
« : 06 Şubat, 2022 17:59:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Mirabelle güzel bir cumartesi akşamı, tam 19.00'a beş saniye kala iksir dersliğine daldı. "İYAKŞAMLAR PROFESÖR! ÖZEL DERS İÇİN GELMİŞTİM EHEHEHE!" diye çığırarak adamın beynini çınlatmayı da ihmal etmedi. Sımsıkı sarılmış olduğu milyon tane kağıt yüzünden önünü zor görüyor, sırtına çanta gibi taktığı bilmemkaç tane saksı ve ne olduğu anlaşılmayan antin kuntin eşyalar sağ olsun dengesi bozula bozula yürüyordu. Ayağıyla kapıyı kapatırken neredeyse arkaya doğru düşecekti ancak bozuntuya vermedi ve yüzündeki gremlin sırıtışıyla adamın masasına tüm eşyalarını yığdı.

"Evet canım profesörüm! Favori öğrencinizin o güzel zihninde milyar tane ilginç fikir var. Mesela içince çığlıklarınızın adamotu etkisi yaratmasını sağlayan iksir buldum, kullanımına göre uyutan bayıltan ya da zehirleyen Wisterialı iksir buldum, bir saat içinde aklınıza gelebilecek en acı dolu şekilde ölmenizi sağlayacak bir iksir buldum falan filan bunlar gibi en az bin tane! Kendi odamda yetiştirdiğim ve burada pek rastlamadığım güzel bitkiciklerimden ve işe yarayabilecek ne olduğunu bilmediğim bütün eşyalarımı da getirdim. Hepsini nasıl yapacağıma dair az biraz fikrim var ama deneyince işe yaramadılar. Kimin üstünde denediğimi veya hastane kanadına giden öğrenci sayısının neden son günlerde arttığını sormayın." tek nefeste konuştuğu için biraz ölüyordu.

5
Bina Başkanları Banyosu / Öz Yansıtma
« : 06 Şubat, 2022 03:14:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Mira, Belle

"Belle, durum değerlendirmesi yapmalıyız. İçimde bir sıkıntı var. Şu sıralar her şey fazla düzgün ilerliyor, bir boklar olacak."

"Bu sıralar Mirabelle'den çok Mira olmayı tercih ettiğim için böyle oluyor. Hiç mantığını kullandığımı göremiyorum Mira Hanım!"

Anlaşılacağı üzere, Mirabelle kendisini ikiye bölmüştü. Mira daha duygusaldı, impulsifti, kalbini dinlerdi, yumuşak ve tatlıydı. Belle ise mantıkla çalışırdı, hiçbir şeyi en az üç beş kere düşünmeden yapmazdı, aklını dinlerdi, sert ve acımasızdı. Mirabelle'in bunu yapmasının sebebi açıktı; yalnızdı. Çok fazla arkadaşı vardı evet ama tamamen güvenip her durumu birlikte değerlendirebileceği, akıl alabileceği biri yoktu. İhtiyacı da yoktu zaten! Kendi zekası ve mantığı yeterliydi, duyguları ve kalbi de aynı şekilde. Kimseye güvenmiyordu özellikle de şu son dönemde iyice kurtlar sofrasında hisseder gibi olmuştu. İşte bu tür önemli durumlarda aynanın karşısına geçip kendi kendine konuşurdu. Bunu sürekli yapmamaya dikkat ederdi akıl sağlığını koruyabilmek adına. Mira ve Belle iki ayrı kişi değildi veya Mirabelle henüz delirmemişti. Sırayla önce kalbine göre konuşuyor, sonra da mantığıyla cevap veriyordu. İşin sonunda da kendi kurduğu cümlelerin hangisi daha çok aklına yatıyorsa onu seçiyordu, iki şekilde de başkası işine karışmamış oluyordu ve genç cadı için en iyisi buydu.

Şimdi ise uzun bir günün ardından bina başkanları banyosundaydı. Kimsenin kullanmayacağından emin olduğu bir saati seçmişti; 03.42'de kapının önündeydi. İçeri girer girmez kapıya colloportus yapmayı da ihmal etmemişti. Şu an ise bol köpüklü, sıcak suyun içindeydi. Suda oturmuş, karşısına da büyük bir ayna koymuştu.

"Mantıklı davranmamı gerektiren pek olay yoktu ki. Sadece sosyalleşmem gerekiyordu. Dur. Var mıydı?" diye sordu kendine. Sonra sinirle başını salladı. "Vardı tabii! Balodan beri saçma sapan davranıyorum, kafam çok karıştı haliyle. İki saniye durup derin nefes alıp düşünmem gerekiyor eyleme geçmeden önce. Balodan konuşmak istemiyorum, o başlı başına rezaletti! Kuyruğumu bacaklarımın arasına kıstırıp kaçmasaydım işler bu şekilde sonlanmazdı. Hele hele kilise... Kilisede yaptığım mantıklı bir hareket değildi, sırf korkudan yaptım onu." dedi. "İşe yaramadığı için başarısız oldum. Büyü yapmam sorun değildi! Çocukların vereceği tepkiyi hesaba katamadım sadece. Ve büyü konusunda iyi olmayışımı. Yaptığım hiçbir büyünün orada işe yaramamış olması garip gerçi..." sesi sonlara doğru kısılmış, hafiften suya batırmıştı kendini. Sonra kaşlarını çattı, doğruldu. "İşe yaramayacaktı tabii! Baloda büyü yapılmasını engelleyebilen insanların yuvasındaydım. Michael ve Lily'yi merdivenlerden içeri atıp saklasaydım daha iyi olurdu. Niye buradasın deselerdi de... Okulda bir sorun olduğu için geri dönmek zorunda kaldığımı söyleyebilirdim. Bir şeyimi unutmuşumdur falan... Ama büyü kesinlikle başvuracağım en son şey olmalıydı! Şimdi oraya geri dönme ihtimalim sıfır!" eliyle alnına vurdu. Tekrar suya battı. Bir süre öyle durdu. Genel olarak mantığına kulaklarını kapattığı için hep kötü sonuçlarla karşılaştığı gerçeği yüzüne bir tokat gibi çarpıyordu. Ama Mirabelle'i kendisi yapan şey bu değil miydi zaten? Yaratıcıydı, ilginçti, farklı düşünürdü, mantığa sığmayan şeyler yapardı... Eskiden çok işine yarardı bu huyları ancak artık sadece başına bela açmaktan başka bir işe yaramıyordu. Mira tarafını bastırıp Belle'i daha çok öne çıkarırsa daha başarılı olabilirdi ama başarı mutluluk getirmezdi.

"Doğruluk cesaret olayı da fiyaskoydu... Sözde André'yi takip edip koruyacaktım. İşin sonunda çocuk ağlayarak gitti, ben de iki Slytherin yılanının laflarının altında kaldım. Cevap bile veremedim. Veremediğim için değildi gerçi..." dedi üzgün bir sesle. Sinirle başını kaldırdı. "Birini takip ediyor olmak zaten en başından düzgün bir şey değil. Yaptıysam bile baskınlığını gösterip André'yi ortak salonunun kapısına kadar bırakmam gerekirdi, gecenin köründe oyun oynayıp da profesöre yakalanmam değil. Eadwig ve Franziska'yı da sikeyim ayrıca, orada gayet de yapmam gereken şeyi yaptım." tekrar sert ifadesinin yerini yumuşak, üzgün bir ifade aldı. "Ama benim kimseye karışma hakkım yok ki! Kolundan tutup binasına götürdükten sonra ne diyecektim, 'kusura bakma ben senin balodan sonra neredeyse öldüğünü görünce travma geçirdim o yüzden artık sana insan hakkı tanımıyorum ve eğlenmene bile izin vermiyorum' mu? Oyun başta gayet iyiydi... Gerçi herkes eğlendi mi onu da bilmiyorum. Belki de cidden herkes odasına dönmeliydi. Sonuç olarak içkilere de dokunmadık zaten. Ama evet, yine de Eadwig ve Franziska'yı sikeyim."

Biraz daha sessizce durdu. Mantığının ağır basması gerekiyordu ama hala aklı fikri eğlencede, arkadaşlarında, keyfindeydi. Belki de en büyük hatası buydu. "Profesör Lowell." dedi Belle olduğunu tahmin ettiği tarafı. "Ona karşı başta sessiz olmak hata mıydı? Belki en başından... Hayır. Orada yapılabilecek en iyi hareket oydu. Profesör Lowell hassas ve kırılgan bir kadın. Haliyle benden bile daha duygusal, yaptığı şey iyi niyetli de olsa yanlış olduğunu gösterdim ama bunu olabildiğince sakin kalarak yapmaya çalıştım. İşe de yaradı, artık gerçekleri biliyorum değil mi? Vaov, kendimle gurur duyuyorum! Mira olarak bile zekice şeyler söyleyebiliyorum bazen!" kıkırdadı. Mira ve Belle tekrar birbirine karışmaya başlamıştı ancak öz yansıtması bitene kadar ayrı durmaları gerekiyordu. "Ama fazla çabuk affettim. Beni kandırmaya çalıştı. Kin tutmam gerekirdi bir süre daha, yalandan nefret ediyorum. Sinirimi pasif şekilde en azından birkaç gün gösterebilseydim gözlerimin içine baka baka yalan söylememesi gerektiğini öğrenirdi. Sanki kin tutabiliyormuşum gibi! Ayrıca dedim ya, duygusal. Büyük ihtimalle beni kandırdıktan sonra mutlu mutlu yaşayabileceğimizi düşünüyordu. Hem şu an kağıt üstünde annem olması işime gelir, önceden yapamadığım çoğu şeyi yasal yoldan yapabilirim artık." Kendi dediklerini onaylarcasına başını salladı.

Anne kelimesini kullanınca duraksadı. Mira ve Belle'in en çok zıtlaşacağı konu geliyordu. Mantık denen şeyi tamamen silip attığı günden konuşacaktı şimdi. "Mira olmanın en kötü tarafı bu işte, aptalım ben! Hiç sorgulamadan atladım kadının kollarına!" dedi sinirle. Banyo mermerine bir yumruk attı. "Ama o benim annem. Kollarına atlamayıp da ne yapacaktım? Güçlü, güvenilir bir insan. Beni seviyor." dedi elini ovuştururken. "Nereden biliyorum bunu? Belki de sevmiyor. Belki de beni kullanıyor, dedikodulara bakacak olursak bu kadın kendi kızını kullanmaktan çekinecek bir kadın değil. İstediğini elde etmek için beni manipüle etmiş olabilir!"

Sessizlik oluştu. Kumral cadı dehşetle karşısındaki aynaya bakıyordu. Bu ihtimali görmezden gelmişti kendini rahatsız eden her şeyde olduğu gibi. Korkuyla başını iki yana salladı. "Hayır. Annem beni seviyor. Kötü biri değil o. Amacına giden yolda benim etik anlayışıma ters düşen şeyler yapmış olması onu şey yapmaz... Şey..." Mira'nın diyecek bir şeyi yoktu. Bu noktadan sonra sesli konuşmak riskliydi. Aynaya bakarken içinden devam etti diyaloğuna. 'Ares'e ve annesine zarar vermek için sebebi olduğunu sanmıyorum, amacına giden yolda kızı yaşında bir öğrenciye karşı crucio kullanmak bana dediklerine ters düşüyor. "Okulundaki arkadaşlarının ve bütün büyücülerin yaşaması için" dememiş miydi? Kendi ağzıyla onaylamadı mı hakkında duyduğum her şeyin doğru olduğunu?' Mira cevap vermedi, Belle ise cevap bekledi. "Annem beni seviyor..." dedi tekrar çaresizce. 'Benimle konuşmaya, açıklama yapmaya geldi. Tek amacı huzuru sağlamak. O da aynı benim gibi, kimsenin ölmesini istemiyor. Neden bana yalan söylesin? Bunca yıl beni uzaktan koruyup kolladı.'

Kaşlarını çattı. "Nereden biliyorum bunu peki ben? Kanıt sunmadılar karşıma. Öz annem olup olmadığını bile bilemem, belki de Profesör Lowell'la bir oldular beni kandırıyorlar. Sonuçta bir kere yalan söylemedi mi o profesör bana? Neden devam ettirmesin? Duygusal boşluğumdan faydalanmak cidden çok kolay, bu gücü insanlara ben verdim. Her seni seviyorum diyenin kucağına atlarsam olacağı buydu tabii! Madem beni yıllarca uzaktan korudu kolladı, soktuğumun kilisesinde travmadan travmaya koşarken nerede ne yapıyordu bu kadın? İşi var gücü var, sürekli gözetecek değil ya! Ki hani, annem normal bir kadın değil." tekrar iç sesine döndü. 'Carmilla'yım Carmilla'yım diye geziyor etrafta. Önüne geleni kesiyor. En ufak zıtlaşmada beni öldürüp öldürmeyeceğini bilemem. Bana yalan söylemeyeceğinden emin olamam.' Düşündükçe daha da karışıyordu bu iş. Sadece güvenip sığınabileceği bir annesi olmasını istiyordu ancak görünüşe göre biraz imkansızdı bu durum. "Haklı olduğumu biliyorum! Biliyorum ama lütfen artık bunu düşünmeyi bırakayım. Tamam, bırakayım ama hala gerçek olduğunun farkındayım. Yine de güvenmememde fayda var, tavrımda bir değişim olmayacak ama tetikte olsam iyi olur. Evet, kendin hariç kimseye güvenme. Kendine bile güvenme, Mirabelle. "

Suya döktüğü çiçeklerle oynadı biraz. Halihazırda mis gibi kokan banyoyu iyice güzelleştirmiş, suya bıraktıkları özleri sayesinde düello yüzünden hala sızlayan vücuduna iyi gelmişlerdi. Aldığı darbelerden sonra moraracağından emin olduğu yerlerinin sayısını azalttığını bilmek güzeldi. "Düello..." diye mırıldandı. "Şans eseri kazandım. Son saniyede. Samuel beni rahatlıkla yenebilirdi ama aptal bir koruma büyüsü sayesinde kazandım. Neredeyse hiçbir büyüm benim lehime işlemedi. Zekice düşünülmüş hamlelerim de yoktu! Oysa planım böyle değildi. Üç hamlede bitirecektim, değil mi? Samuel uzattı, benim aksime gayet mantıklı büyüler kullandı! Neden o kazanmadı? Çok kötü hissediyorum kendimi. Bu kazancı ben hak etmedim. Düelloyu Samuel kazanmalıydı, sonraki tura o geçmeliydi, ben değil!"

Devam etmek istemiyordu. Konuştukça kusurları daha çok açığa çıkıyordu. Zaten suda durmaktan vücudu buruşmaya başlamıştı hafiften, odasına dönmek en iyisiydi. "Bunu uzuuuun bir süre bir daha yapmak istemiyorum. Deli gibi hissediyorum kendimi. Ama... İyi geldi." dedi sudan çıkarken. Güzelce kurulandı, temiz kıyafetlerini giydi, saçına bakım yaptı... Hiçbir şey olmamış gibi süslü püslü Mirabelle idi şu an. Gülümseyerek aynasını aldı ve kilitlediği kapıyı açıp banyodan ayrıldı.

6
Öğrenci Postası / Mirabelle Starlight |Baykuşhane
« : 05 Şubat, 2022 23:08:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Aşk mektuplarınızı bekliyorum canlar! Nefret içerikli mektupları yakıyor ve sahiplerine musallat oluyorum.

7
Yasak Orman / Annem ve Kızım II
« : 31 Ocak, 2022 17:46:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Derslerin bittiği saatte profesör tarafından sebepsizce çağırılan genç cadı, kimseye bir şey demeden belirlenen yere gitmişti.

"Ah, profesör? Beni çağırmışsınız, bir sorun mu var?" diye sordu. Bina sorumlusunun kendisini çağırması çok da şaşırılacak bir şey değildi, sonuçta Mirabelle bina başkanıydı. Merak ettiği tek şey, neden normal bir yere değil de ormanın sınırına çağırılmış olduğuydu.

8
Mag Mell - Bar / Bir kuzgun bir kuzguna gel beraber bir şarap dükkanı açalım demiş
« : 20 Kasım, 2021 12:41:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Haziran ayının başları, 1864

"Ah, sıçayım ya... Yine tüm harçlığım kıyafetlere gitti. Gelecek aya kadar ne halt yiyeceğim şimdi ben?"

Genç cadı, elindeki alışveriş çantalarıyla söylene söylene geziniyordu sokaklarda. Etrafın sisli ve kirli olması çok sinirini bozuyordu, alışveriş aşırı zevkli olsa da şehrin kirliliği tüm havayı bozuyordu. Cebinde beş kuruş para kalmamış, elinde bir dolu yük, minik kulübesine dönmekteydi. Aslında yetimhaneye gitmesi gerekiyordu ama alışveriş sonrası oraya giderse kendine aldığı bütün mükemmel şeyler çalınırdı, bu isteyeceği son şey bile olmazdı!

İç çekti, paraya ihtiyacı vardı yoksa borca girmesi gerekecekti. Arada çiçek satıyordu ama pek bir getirisi yoktu, sıkıntıdan yapıyordu zaten. Kesin bir gelir gerekiyordu ona, yarı zamanlı bir iş bulmak güzel olabilirdi aslında. Peki, nerede çalışmalıydı? Garsonluk yapamazdı, sürekli bir şeyleri kırıp döker, elalemle kavga eder, kendini kovdururdu. Tekstil de olmazdı çünkü gördüğü tüm güzel elbiseleri kendine isteyerek maaşından olurdu. Yaparken eğleneceği, kolay bir şey lazımdı ona. Aynı zamanda da sosyalleşebilmeliydi.

"Nasıl bir yerde istediğim her şeyi bir arada bulabilirim?" diye mırıldanıyordu ki, grup halinde birkaç kişinin, dahası genç ve güzel görünümlü birkaç kişinin heyecanlı bir şekilde bir yere girdiğini gördü. Girdikleri yerin adına baktı, Mag Mell Taverna - Drinkery & Hostelry. Tabii ya! Böyle yerlerde barmaidler, şarkıcılar falan olurdu! Ayrıca içeri girenlerin de oldukça zengin olduğu giyimlerinden anlaşılıyordu. Böyle kişilerden bahşiş alarak bile yaşamını sürdürebilirdi, aklında paranın görüntüsü dolandıkça canı çekiyordu. Koştu ve hışımla içeri daldı, kapının yakınlarında duran genç çalışanın irkilmesine sebep oldu bu hareketi.

"Merhabaaa! Beni patronunuz, işvereniniz, her neyinizse ona götürür müsünüz lütfen? Acilen görüşmem gerek, acil, çok acil!" dedi tek nefeste. Yirmilerinin başında gibi duran çocuk şaşırdı, "Uh, şey, kendisi şu anda müsait değil... Eğer daha sonra gelirseniz-"

"Yok yok müsaittir! Hadi gidelim! Hatta siz götürmeseniz de olur, nerede olduğunu söyleyin ben bulurum!" dedi aynı heyecanla. Ne yapacağını bilemeyen çalışan, çaresizce bir yeri gösterdi ve Mirabelle koşar adımlarla oraya gitti. Kapıyı hızlı hızlı, sertçe çaldı ve bir iki saniye bekleyip içeri daldı. İçeride oldukça güzel bir kadın vardı. Yanında da birkaç boş içki şişesi. Beklediği manzara tam olarak bu olmasa da halinden memnundu, hatta hoşuna gitmişti.

"Merhaba hanımefendi, iyi akşamlar! Beni işe alın lütfen!" dedi neşeyle, belki de biraz bağırarak.

9
Ravenclaw Ortak Salonu / Saudade
« : 18 Kasım, 2021 18:50:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tarih: 3 Eylül 1860
Saat: 00.46
Mekan: Ravenclaw Kızlar Yatakhanesi
Mira ile eski rpleri hayata döndürme challenge

Saat gece yarısını gösteriyordu. Küçük kız yeşil gözlerini, yanağında hissettiği ıslaklık sebebiyle açmıştı. Tekrar görmüştü o rüyayı, yapayalnızdı, kimsesi yoktu. Herkesin mutlu ve rengarenk olduğu bir dünyada kendinin üstünde, Londra'nın sisini emmekten kararan kocaman bir örtü vardı. Rüya yüzünden ağladığını fark edince iç çekip gözlerini sildi. Uykusu çoktan kaçmıştı, bu yüzden yıldızları izlemeye karar vermişti. Sonuçta, onla aynıydı yıldızlar. Kollarını pencerenin kenarına koydu ve başını kollarına yaslayıp yıldızları izlemeye başladı. Düşünceleri ve duyguları arasında boğuluyordu.

Birini özlemek, özlediğiniz o özel kişiyi yanınızda o kadar çok istemektir ki aklınızdan bir saniye olsun çıkaramayacak hale gelirsiniz. Önceden görmüşsünüzdür ve daha sonra da görebilecek olmanın verdiği umut sizi ayakta tutar. Birine özlem duymak ise şu anda sahip olamadığınız birine duyulan arzu hissidir. Sevdiğin biriyle birlikte olmak can atıyorsundur ama o kişiler ya müsait değillerdir ya da ulaşılamayacak kadar çok, çok uzaktadır. Hatta belki de ölmüşlerdir. Bu duygu ağrıtır ve acıtır ki, kişiyi delirtebilir bile. İstesen de göremezsin. İstesen de konuşamazsın. İstesen de hiçbir şekilde ulaşamazsın. Özlem, kişinin tüm dengesini yerlerde sürükler. Hiç cansızmışsınız gibi bedeninizde bir boşluk hissettiniz mi? Hep bir eksik vardır, elde ettiğiniz şeylere rağmen boşluk dolmaz. Çikolatalı kurbağalar bile dolduramaz bunu, ya da güzel bir çiçek bahçesi.

Özlem insanlara bunu yapar işte. Birine olan arzuyu diğer ihtiyaçların üstüne yerleştirir ve istediğini elde edene kadar başka hiçbir şeyin önemi yoktur. Gerçi, her konuda böyle değil midir insanlar? Bir konuda istediği olana kadar üzülürdü insanlar, sinirlenirdi, ağlardı, korkardı, tedirgin olurlardı. Bu başlı başına bir sorundu ya zaten! Muhtemelen asla sahip olamayacağınız bir kişi için hissedilen sürekli arzu ve istek, sizi yaşamdan çekerek sizi incitir, hüsrana uğratır ve depresyona sokar. O kadar çok özlersiniz ki, canınız acır.  O kadar çok istersiniz ki, sahip olamayacağınızı bildiğiniz gerçeği kalbinizi sıkarak patlatmaya çalışıyormuşçasına kalbinizi incitir.

Portekiz dilinde, başka dillere çevrilmesi neredeyse imkansız, ‘Saudade’ diye bir kelime var. Aynı anda o kadar çok duyguyu içinde barındırır ki bu kelime, açıklamak için düzinelerce başka kelime gerekir. Portekizliler bunu tek kelimeyle yakalamayı başarabilmişler oysa. Bu kelime, bir şeyi kaybettiğinizde hissettiğiniz veya tanıdığınız birinin asla geri dönmeyeceği melankoli, nostalji, boşluk hissini anlatır. İşte bu özlem ve eksiklik duygusudur. Bir zamanlar "Şu andan başka bir şey için, olmayan ve muhtemelen var olamayacak bir şeye yönelik belirsiz ve sürekli bir arzu, geçmişe veya geleceğe bir dönüş; aktif bir hoşnutsuzluk veya dokunaklı bir üzüntü değil, tembel bir rüya özlemi" olarak tercüme edilirdi. Tuhaf değil mi, bir dil bir kelimeye bu kadar çok duyguyu koyarken diğeri yapamıyor muydu?

Peki, hiç görmediğiniz, tanımadığınız kişiler için bu duyguyu hissetmek mümkün müydü? Mirabelle’in aslında hayatı boyunca hissettiği tek duygu buydu. Doğduğundan beri hiç görmediği anne ve babası için ‘Saudade’ hissediyordu. Etrafındaki herkes ailesiyle gülüp oynarken, kendi sadece yalnız başına yaşayıp gitmeye çalışıyordu. Acaba öz ailesi neredeydi? Ne yapıyorlardı? Ölmüşler miydi, yoksa Mirabelle’i sadece sevmedikleri için mi terk etmişlerdi?   Neden istenmediğini anlayamıyordu. Çok da güzel bir kızdı oysa.

Terk edilmek neydi? Dünyadaki en kötü duyguydu; kimsenin hissetmemesi gereken bir duygu. Ruhun, tarih kitaplarında geçmiş, kaybolmuş bir şeyi istemesini sağlardı. Bu duygu, hayatının çoğunu rahatsız eden bir duyguydu ve küçük kızı yavaşça öldürmesinin sebebi bundan istese de kaçınamayacağının farkında olmasıydı. İki sorumsuz kişi yüzünden parlak, meleksi gülümsemesinin altında hep bir acı vardı.  Düşünmeye devam ettikçe, gecenin tam ortasında hissettiği hüzün, ‘saudade’ ve terk edilmişlik hissine kıskançlık da eklenmişti. Düşünmeye başladı, ne zamandan beri bu kadar kıskanç biri olmuştu?

Yaşadığı ilk kıskançlık, beş yaşındayken en yakın arkadaşı olan Seth'in ailesini kıskanmasıydı. Aileleri mükemmel ve ideal bir aileydi. Mirabelle’in bir ailesi bile yokken, en iyi arkadaşının mükemmel bir ailesi vardı. Yetimhane çalışanları bu yokluğu hissettirmemek için ellerinden geleni yapmış olsalar bile yine de hayatında ne bir anne ne de bir baba figürü vardı işte! Çoğu zaman arkadaşının babasının çocuklarıyla etkileşime girdiğini görürdü. Bazen babaları onlarla oyunlar oynar, istedikleri her şeyi alırdı. Bu, içindeki kıskançlığı uyandırdı. Bir babasının olmasını, arkadaşının babasının onlarla etkileşime girdiği gibi onunla etkileşimde bulunmasını istedi. O andan itibaren ne zaman herhangi bir çocuğu ailesiyle görse kıskançlık krizlerine girerdi ama dışarıdan öyle güzel bir rol yapardı ki, bırakın o an kıskandığını, hayatı boyunca tek bir negatif duyguyu daha önce hissetmiş olduğunu bile düşünmezlerdi.

Mirabelle iç çekti ve oda arkadaşlarına baktı. Odadaki üç kızın da aileleri vardı. Hiçbiri Mirabelle’in yaşadığı kıskançlığı, hüznü, terk edilmişliğin verdiği korkunç hissi anlamayacaklardı. Ağzından çıkan küçük bir hıçkırıkla tekrar ağladığını fark etti. Tekrar iç çekti, gözlerini sildi ve pencerenin kenarından çekilip yatağına döndü. Tekrar parlak bir gülümseme verdi ve mırıldandı,

“Sabah göl kenarına mı gitsem acaba?”

10
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / Mirabelle Starlight
« : 20 Ekim, 2021 19:07:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
ben bu karakterden cidden aşşşşşşırı bıktım artık he

Karakterin Adı ve Soyadı: Mirabelle Starlight

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Genelde "cheerful airhead" diyebileceğimiz türden bir tavra sahip olsa da oldukça zeki, yardımsever ve çalışkan bir tiptir. Birini rakip olarak görüyorsa açlıktan veya uykusuzluktan bayılana kadar o kişi her neyde rekabet ediyorsa onu aşmaya çalışır. Çabuk öfkelenir, en ufak bir tetikleyişte burnunuza yumruğu yiyebilirsiniz. Dikkati çabuk dağılır ancak topladığında hiperfokus moduna geçer. Aşırı derecede arkadaş canlısıdır, yanında nefes aldığınız an eğer sempatik biriyseniz -ona göre- on yıllık dostuymuşsunuz gibi yapışır ve ne olduğunu bile anlamadan arkadaşınız olur.
 
Karakterin Kısaca Geçmişi: Doğduğu gibi terk edilen evet yine, şu kızın yüzü bir gülmüyor Mirabelle, küçüklüğünde çok ezilmişse de sonradan kendini korumayı öğrenip, bu sefer de işi birazcık abartıp kendine her sataşanın ağzını burnunu dağıtan çirkef, cazgır ama yine de şirin bir çocuğa dönmüş, Hogwarts'a başlamasıyla bu huyundan vazgeçse de sinirlendiğinde elalemi dövmeyi bırakamamıştır. Kendini bildi bileli bitkilere karşı büyük bir aşk beslemiş, geleceğini de tamamen bitkiler üzerine kurmayı planlamıştır. Beşinci sınıfa geçeceği yaz aniden paraya ihtiyaç duyduğundan bir barda yarı zamanlı şarkıcı olarak işe başlamış, sonrasında çok eğlendiği için bunu her tatilde yaptığı bir iş haline getirmiştir. Şarkıcılık yapamadığı zamanlarda rastgele yerlerde çiçek satarken yakalayabilirsiniz. Özellikle genç çiftlere çiçek satmak için tatlı dilini ve insanları zor duruma düşürme yeteneğini maksimuma çeker.

İstediğiniz Sınıf: VI. sınıf

Karakterinizin BYS Sonucu: Bitkibilim, İksir ve Sihirli Yaratıkların Bakımı'ndan tam puanla Olağanüstü almış, halihazırda zaten bu konularda ilerlemek istediği için tam bir gelecek planını rahatlıkla kurabilmiştir. Sihir tarihi, Astronomi, Kehanet ve Büyü Kuramı derslerinden Beklentileri Aşan(E) alsa da çok ilgisini çektiğini söyleyemeyiz. Karanlık Sanatlar hariç kalan derslerden geçer puan almıştır, Karanlık Sanatlar'a gelince... İlginç şekilde sınavdan eksi puan-üç beş de değil, daha da düşük- almıştır ve nasıl olduğunu kendi ve profesörler dahil kimse bilmiyor.

İstediğiniz Bina: Ravenclaw KUZGUNLAR ÖTSÜN MERLİN RAVAGALARI KORUSUN

Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü:5
Lanet Gücü:5
Tılsım Gücü:6
İksir Gücü: 5

Sayfa: [1]