1
Ravenclaw Ortak Salonu / Haydi Gel İçelim
« : 01 Nisan, 2022 19:02:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İlk dönem iyi kötü bir şekilde bitmişti sonunda. Son zamanlarda Mirabelle ya derslere girememişti ya da okulda olduğu sürece orada ona bebek bakıcılığı yapan bir seherbaz oluyordu. Gözden geçirince, üç beş ayda yaşadığı aksiyonu ömrü hayatı boyunca daha yaşayabilir miydi merak etmiyor değildi. Macerayı ve kaosu her şeyden çok seven bir kız için bile bu dönem biraz ağırdı. Şimdi ise yatakhanede eşyalarını topluyordu, babasının evine gidecek ve tatili orada geçirecekti. On altı yıllık hayatında bir ilkti bu, tüm tatillerini yalnız geçiren bir kız için alışılmadık bir durumdu bu. Geçen yıl tatilde tavernadaydı, ondan önceki yıllarda kulübesinde veya yetimhanedeydi. Her zaman bu durumdan yakınsa da alışkın olmadığı şeyler onu alttan alttan ürkütürdü. Ne yapmalıydı? Nasıl davranmalıydı? Ortamda sadece Reina ve babalarının olacağını bilmek biraz rahatlatıcıydı ama yine de garipti işte. Kimsesizliği kişiliği belleyen biri için fazlasıyla garipti.
Yanına alması gereken her şeyi aldığında doğruldu ve yatakhaneye bir bakış attı. Birinci sınıftayken ağlayarak çıkmıştı buradan, ev diyebileceği bir yeri yoktu çünkü o zamanlar. Şimdi ise ev diyebileceği birden fazla yere sahipti ancak alıştığı şeyden kopmak zordu. İç çekti, yanaklarına vurdu ve eşyalarını basit bir büyüyle havalandırarak odadan ayrılıp ortak salona indi. Merdivenlerin başında durmak zorunda kaldı gerçi. Gözleri koltukta oturup hüzünle evlerine dönmekte olan binadaşlarını izleyen Ares’e takıldı. Son birkaç kişi kalmıştı ayrılmayan, onlar da sohbet edip gülüşerek trene gecikmemeye çalışıyorlardı zaten. Ares’in de acele edip trene binmek için çıkması gerekiyordu ancak gitse bile nereye gidecekti ki? Onun evi artık boştu, aynı Mirabelle’in küçük kulübesi ya da yetimhaneye gitmemek için kaçtığı ıssız sokaklar gibi. Ortam tamamen boşalana kadar olduğu yerde durup izledi genç cadı, karşısındaki çocuktan bir hareket beklese de aynı şekilde oturmaya devam ettiğini görünce tıpış tıpış yanına gitti.
“Selam.” Dedi hiçbir şey yokmuşçasına. “Hava bugün çok güzel, değil mi?” Pek de değildi aslında. Bulutlu ve soğuktu, kışın ortasında pek de mükemmel bir hava beklenemezdi zaten. Cevap olarak sadece bir mırıltı alınca devam etti, “Herkes gitti Ares, gecikeceksin. Eurus kızacak sonra.” Zoraki bir gülümseme ile gelen yanıtla öğrendi ki ikisi vedalaşalı çok olmuştu fakat arkadaşını burada tek başına bırakmak gibi bir niyeti yoktu. “Yoo kalmıyorsun,” dedi. “Gel gezmeye gidelim.”
Kendisine dönen meraklı bakışlarla gülümsedi. “Pişt yakışıklı, kaçırayım mı seni? Şşşt yavru alıyım mı seni? Düşelim mi barlara? Ezelim BENİM paraları hunharca, içelim şarapları, saçalım kafaları, Bi' daha mı gelece'z dünyaya? Kendi adını unutana kadar her çeşit içkiden içireyim mi? Ben ısmarlıyorum.” derken çoktan ayaklanmış, arkadaşını da iki elinden tutup zorla kaldırmıştı. “Son gittiğimde neredeyse canımdan olduğum mekana gidiyoruz! Zehirlenirsen ya da alkol komasına girersen müessesemizden kimse sorumluluk almıyor.”
Yanına alması gereken her şeyi aldığında doğruldu ve yatakhaneye bir bakış attı. Birinci sınıftayken ağlayarak çıkmıştı buradan, ev diyebileceği bir yeri yoktu çünkü o zamanlar. Şimdi ise ev diyebileceği birden fazla yere sahipti ancak alıştığı şeyden kopmak zordu. İç çekti, yanaklarına vurdu ve eşyalarını basit bir büyüyle havalandırarak odadan ayrılıp ortak salona indi. Merdivenlerin başında durmak zorunda kaldı gerçi. Gözleri koltukta oturup hüzünle evlerine dönmekte olan binadaşlarını izleyen Ares’e takıldı. Son birkaç kişi kalmıştı ayrılmayan, onlar da sohbet edip gülüşerek trene gecikmemeye çalışıyorlardı zaten. Ares’in de acele edip trene binmek için çıkması gerekiyordu ancak gitse bile nereye gidecekti ki? Onun evi artık boştu, aynı Mirabelle’in küçük kulübesi ya da yetimhaneye gitmemek için kaçtığı ıssız sokaklar gibi. Ortam tamamen boşalana kadar olduğu yerde durup izledi genç cadı, karşısındaki çocuktan bir hareket beklese de aynı şekilde oturmaya devam ettiğini görünce tıpış tıpış yanına gitti.
“Selam.” Dedi hiçbir şey yokmuşçasına. “Hava bugün çok güzel, değil mi?” Pek de değildi aslında. Bulutlu ve soğuktu, kışın ortasında pek de mükemmel bir hava beklenemezdi zaten. Cevap olarak sadece bir mırıltı alınca devam etti, “Herkes gitti Ares, gecikeceksin. Eurus kızacak sonra.” Zoraki bir gülümseme ile gelen yanıtla öğrendi ki ikisi vedalaşalı çok olmuştu fakat arkadaşını burada tek başına bırakmak gibi bir niyeti yoktu. “Yoo kalmıyorsun,” dedi. “Gel gezmeye gidelim.”
Kendisine dönen meraklı bakışlarla gülümsedi. “Pişt yakışıklı, kaçırayım mı seni? Şşşt yavru alıyım mı seni? Düşelim mi barlara? Ezelim BENİM paraları hunharca, içelim şarapları, saçalım kafaları, Bi' daha mı gelece'z dünyaya? Kendi adını unutana kadar her çeşit içkiden içireyim mi? Ben ısmarlıyorum.” derken çoktan ayaklanmış, arkadaşını da iki elinden tutup zorla kaldırmıştı. “Son gittiğimde neredeyse canımdan olduğum mekana gidiyoruz! Zehirlenirsen ya da alkol komasına girersen müessesemizden kimse sorumluluk almıyor.”