17 Nisan, 2026 09:29:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Raiden Minamoto

Sayfa: [1]
1
Yetişkin Postası / Raiden Minamoto | Baykuşhane
« : 02 Şubat, 2022 04:26:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

~
Raiden Minamoto'nun posta alanıdır.
Raiden Ticaret kapalı kardeşim başka kapıya.

2
Kurgu Kutusu / Raiden Garibime Bir İş
« : 02 Şubat, 2022 01:48:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Raiden şimdi profilden de görüldüğü gibi adını unutup unutup yeniden bakılan Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesinin bir çalışanı. Kendisiyle yeni yeni rp işlerine yeniden girmişken işi ile de alakalı bir şeyler yapmak istiyorum ama ne yapsam bilemiyorum. Tabii bunun dışında şeylere de açığım. Her türlü görevdir, maceradır kabulümdür efendim. Şöyle temizinden bir kurgunuzu alırım. Şimdiden teşekkürler.[/justify]

3
Diğer Dünya Ülkeleri / Saat Hırsızı
« : 01 Şubat, 2022 18:13:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tarih: 1842
Yer: Hanyang, Kore


Yılın en sevdiği dönemi tatil günlerinin gelmesi ile bir heyecan içerisindeydi genç cadı. Mahoutokoro’daki günlerini yaz aylarını iple çekerek geçirmişti bu sene de. Okulu ve derslerini sevmediğinden değildi bu. Hatta o kadar çok seviyor ve o kadar sıkı çalışıyordu ki okulda yedi yaşında başladığında soluk pembe olan cüppesi, altın sarısı rengine doğru emin adımlarla ilerliyordu her geçen senede. Ama yaz aylarının gelmesi iş günlerinin gelmesi ve para kazanacağı anlamına geliyordu Raiden için. Bundan önceki yazlar büyük kuzenlerinin ufak işlerini yaparak para kazanabilmişti. Fakat bu genç kıza yetmiyordu. Daha fazlasını yapabileceğini biliyordu. Bundan önceki her yaz bu sefer hangi kuzeninden başlayarak hamallık yapacağını düşünürdü. Bu sene için ise farklı bir planı vardı. Bu plan için abisinin çalar saatini bile çalmıştı. Erken kalkması gerekiyordu. Eğer ilk günden aradığı tüccarı bulmak istiyorsa erken kalkmalıydı.

Evden güneş daha tam doğmadan, tezgâh sahipleri daha pazar yerini bile doldurmamışken, dükkânların çoğunluğu daha açılmamışken çıkmalıydı. Aradığı şey onun için uykusundan olmasına sebep olacak kadar önemliydi. Aşk romanları ve biraz da fazlası. Bundan önceki yazlarda sarayda çalışan kuzenlerinden birinin ayakçılığını yaparken tanışmıştı bu türden kitaplar da satan kendisinin deyişiyle bir seyyar sahafi ile.

Sırf amacına ulaşabilmek için sabah erken uyandığında bir soylunun kızı olduğunu belli eden o kaliteli kumaşları olabildiğince hızlıca üstüne geçirmişti. Kimse fark etmeden de evden çıkmıştı çıkmasına, ama asıl sorun seyyarı bulmaktaydı. Sabahın erken saatlerinde başladığı arayış geç saatlere doğru hâlâ sürüyorken kafasına bir taşın sertçe atılması ile evden çıktığından beri adımlarını durdurmayan kız yürümeyi bırakmıştı.

“SAAT HIRSIZI!!!”

Adımlarını durdurmak çok büyük bir hataydı, ama genç kız bunu kulağından çekilerek sürüklenmesinin ardından anlayabilmişti.

“Saatim nerde benim hırsızlığının üzerini kapatmasını bile beceremeyen aptal kardeşim?”

İşlek caddenin köşesine çektikten sonra konuşmuştu acımadan kafasına taş atmış olan varlık. Yüzündeki kocamadan gülümsemesi ile abisi Minamoto Haruyoshi olan bu varlık uzaktan bakanlara göre gayet masumca küçük kız kardeşini azarlıyormuş gibi duruyordu. Fakat biliyordu Raiden abisinin aklından geçenleri. Sabahtan beri azarlamak için onu arıyordu kesin ve saatini çoktan bulmuş olmasına ve bu konuşmayı evde gerçekleştirebilecek olmasına rağmen yapıyordu. Bunu seni rezil etmek için yapıyorum diyordu adeta.

Hava bugün rezil olmak için fazla güzeldi. Kiraz çiçekleri kalan son yapraklarını döküyor, Pazar yerini kışın soğukluğuna ihtiyaç duymadan kimisinin o özlemini duyduğu beyaza yakın renge bürüyorken bu sıkıntıları niye çekmek zorundaydı ki?

“Saati benim çaldığımı anladığına göre saati bulmuş da olmalısın küçük kardeşi ile uğraşmaktan başka işi olmayan canım abiciğim. Şimdi izin verirsen senin aksine benim bazı işlerim var. Ha bir de aptal gibi sokak ortasında durmak istiyorsan seni durduramam tabii ama babamın sana karşı beklentilerini karşılamak için çok çalışman gerekiyor. Böyle boşa geçirecek vaktin yok. Ailenin yüz karası olmak istiyorsan orasına bir şey diyemem.”

Sözlerinin sonlanmasıyla abisine kollarını önünde birleştirip pişmiş kelle gibi sırıttı. Kafası arkasına bir taş darbesi daha alması ile keyfi fazla uzun süremedi. Önce kızarak abisine bakacaktı ama bunu abisi yapmış olamazdı, gözünün önünde duruyordu ne de olsa. Peki o zaman kim? Hangi densiz!?

“Ya kocacığıma bu saygısızlığı nasıl yaparsın!?”

‘Kocacığım mı? Yoksa?!’ Kafasını kaldırıp arkasına dönmeden önce abisinin gözlerinin içine baktı Raiden. Hayalet görmüş gibi duran abisinin bakışlarından anlaşılacağı üzere tahminî doğruydu.

Kendisinden bir yaş kadar küçük olan bir kızdı bu, Park Hae-rim. Birkaç ay öncesine kadar yakın arkadaş sayılırlardı aslında. Tabii Hae-rim arkadaşına karşı en büyük ihaneti, yani abisine âşık olmak gibi bir hatayı yapana kadar. Onun yerine iblislerden bir farkı olamayan abisini seçen kızın gözlerinin içine bakmasıyla kırmızı görmeye başlaması bir olmuştu Raiden’in.

“Kıçımın kocası! Daha evlilik yaşın bile gelmemişken ne kocasından bahsediyorsun.”

Kızın sözlerini sanki duymamış gibi yapan Hae-rim’in tüm odağı Haru’daydı. Bunun farkında olan Haru’nun az önce kardeşini azarlarken üstünde olan özgüveni ve piç gülüşünden eser kalmamıştı.

“Haru~ benimle bibimbap yemeye gel hadi!~”

"Eee şey yok ben tokum..."

Karşısındaki kız sanki o orada yokmuş gibi davranınca gözü dönmüştü Raiden’in. Dışına verdiği bir nefesle içinde para olan kesesini olabildiğince sertçe ‘arkadaşının’ kafasına geçirip hızlı adımlarla uzaklaştı. Arkasından Hae-rim’in ağlamasını ve abisinin geri gelmesi üzerine olan boş sözlerini duydu. Haruyoshi’nin Hae-rim ile yalnız bırakılmayı hiç mi hiç sevmediğini biliyordu. Ama şu an abisi umurunda değildi. Hem kendisini sokak ortasında rezil etmek isteyen abisinin isteğini yerine getirmek aptalca olurdu. Her ne kadar Hae-rim sinirini bozuyor olsa da şimdilik ona istediği şeyi verecekti.

Abisi ve Hae-rim’i bıraktığı köşeye sokaktan çıkmadan önce dönüp bir kere daha baktı Raiden. Abisinin yüzündeki zar zor duran gülümsemeyi görmesiyle de tatmin olup arayışına geri döndü. Haru Hae-rim ile ne zaman yalnız kalsa kızdan kaçmak için elinden geleni yapardı. Ve bu elinden geleni yapma genelde kızı yanında bulunan bir başka kişiye satıp olay yerinden kaçmak olurdu. Haru’ya kızdan kaçmak için başka bir şans bırakmamak genç cadıyı fazlasıyla mutlu etmişti.

Sabahtan beri kitap satıcısını ararken kaybettiği enerjisi bu mutlulukla geri dönmüştü adeta. Seyyarın Hanyang’a geldiğinde genelde uğradığı hanı hatırlayıp bir de oraya bakma kararı aldı Raiden. Hancıya seyyarı sorup burada olmadığını duyduğunda vazgeçip eve doğru yöneldi. Fakat tam evine doğru ilerlemeye başlamışken hedefini görmüştü. Uzun yoldan geldiği belli olan adam Hanyang’a geldiğinde genelde kaldığı hana çıkan yola yeni varabilmiş gibi duruyordu. Sonunda aradığı kişiyi bulmuş olmanın sevinciyle koşup adamın dibinde bitti Raiden.

“Bay Sol, sizi sonunda buldum-“

Konuşmaya devam edecekti ama adamın yanına uçar gibi koştuğundan nefes nefese kalmıştı Raiden. Nefesini düzene sokmaya çalışırken de Bay Sol konuşmaya koyulmuştu.

“Leydim yine kuzenleriniz sizi çalıştırıyor olsa gerek. Kendinizi böyle şeylerle yormamalısınız! Min ailesinden bir Leydi sokaklarda böyle koşuyor... Görenler ne der!?”

Başta ‘Görenlerden bana ne!?’ gibi bir çıkışta bulunacaktı Raiden. Fakat Bay Sol ile bir soylunun nasıl davranması gerektiği üzerine kavgaya girecek havasında hiç değildi. O yüzden konuya direkt girmeyi tercih etti. Tabii bol yalan serperek...

“Bay Sol bu kez bana son defa işlerini yaptırışları olduğunu söylediler. O yüzden bana bir kez daha yardım edemez misiniz? Hım?”

Ağlamaklı bakışları ile Bay Sol’ün gözlerinin içine baktı Raiden. Bunun yeterli olmasını umdu ama daha alacağı kitapların adını gördükten sonra adamı ikna edebilmek vardı.

“Yine o kitapları almak için mi gönderdiler seni erkek kuzenlerin?! Kendileri gelip alamıyorlar mıymış? Bir genç leydiyi bu tarz bir şey için yormak Min ailesinin üyelerine hiç yakışmıyor.”

Tüm sahte masumluğu ile kendisine acıyarak bakan adama kafasını hayır anlamında salladı. Sanki hâlâ daha o kitapların içeriğini bilmiyormuş gibi davranıyordu. Aptal kuzeni onu istediği kitabı almaya gönderirken küçük bir çocuğun merakını hesaba katmamıştı. Artık bu tarz şeyleri bilecek de yaştaydı ama bir leydinin biliyorsa bile aptala yatması gerekirdi...

“Bu sefer ablamın istediği birkaç kitap vardı onlar için geldim. Şöyle bir liste verdi de.”

Listeyi uzattıktan sonra beklediği gibi eline alır almaz gözleri fal taşı gibi açılmıştı adamın. Kağıdı tuttuğu eli titrerken bir yandan da kafasını hayır anlamında sallıyordu.

“B-b-bu kitapların yasaklı olduğunu bilmiyor mu ablanız? Bu kitaplarla yakalanırsanız sizi aile adınız bile kurtaramayabilir.”

Bay Sol tabii biraz abartıyordu. Ama kitap karakterleri olarak yazarın kraliyet ailesinin üyelerini kullandığını düşünecek olursak abartması gayet normaldi. Korkmuş gibi görünse de kitapların elinde olmadığını söylemeyen adama küçük yaşı sayesinde hâlâ elinde bulundurduğu kozu oynama kararı aldı Raiden. Dudaklarını büktükten sonra başını yana doğru eğen genç cadı ellerini yüzünün önünde birleştirdi. Birleştirdiği parmaklarından sağ elinin işaret parmağını kaldırarak konuştu.

“Son bir defa yardım etseniz olmaz mı Bay Sol? Ablam eğer bu kitapları götürmezsem çok kızar... Hem kitapların elinizde olmadığını da söylemediniz. Lütfen~”

Bir müddet düşündükten sonra derin bir iç çeken adam arkasında taşıdığı kitap dolu el arabasının içinden bazı kitaplar çıkarıp beyaz bir kumaş parçasının üzerine koymaya başladı. Adam kitapları koydukça üzerlerinde yazan isimlere bakıyordu Raiden. Memuriyet sınavları için gerekli olan kitapların isimleri üzerlerine yazılarak içi eğer açılmazsa ne olduğunun anlaşılamaması hedeflemiş gibiydi.

“Listedekilerin hepsi elimde şu an yok. Fakat ablanıza sizi bu işler için kullanmanın doğru olmadığını söylemelisiniz Leydim.”

Bu sözlerinin ardından kitapların üzerine elindeki listeyi koymuş ve altlarında kalan kumaş parçası ile sarmıştı. Genç kıza son bir defa emin misin dercesine baktıktan sonra da kitapları uzatmıştı. Kitapları aldıktan sonra para dolu kesesini içinden yeterli miktarda parayı alıp adama verebilmek için tam açacakken omzundan tutarak biri durdurmuştu kızı.

“Yakaladım seni saat hırsızı. Yine kime hamallık yapıyorsun bakalım?”

Abisinin sesini duyması ile biraz da olsa içi rahatlamıştı kızın. Gelen babası olsa bahane üretmesi zor olurdu. Abisine bir açıklama yapmasına gerek yoktu. Para kesesini içinden parayı alıp verdikten sonra abisine döndü. Bu sırada yasaklı kitaplar satmanın gerginliği üzerinde olan Bay Sol ise hemen yakındaki hana kaçmıştı.

“Sana ne iş verenimin kimliğinden? Hem bilmek için sebebin olsa bile sana niye söyleyeyim? Temiz bir iş gerçekleştirmeliyim ki ilerde benimle iş yapmaya devam edilsin değil mi?”

Küçük kardeşinin bu sözlerine alayla gülen Haru, kızın elinde kitapları tek bir hareketi ile almıştı. Raiden’in isyanlarına kulak asmadan kitapların etrafında sarılmış kumaş parçasını açtıktan sonra. Alınacak kitapların yazılı olduğu kağıdı gördü. Listeyi eline aldıktan sonra da Bay Sol’ün verdiği tepkiye yakın bir tepki verdi. Elini kardeşinin saçlarının üstüne koyduktan sonra ise konuştu.

“Rai, benim aptal kardeşim sana bu işi kim verdi?”

Bu sözler sonrasında dona kalmıştı Raiden. Ne yani abisi bile hala onun masum ve hiçbir şeyden haberi olmayan küçük bir kız olduğuna mı inanıyordu? Bu kitaplar üzerine olan yasakların köylüler arasında bile konuşuluyor olduğunu bilmiyor muydu?

“Aa şey abi... Kuzen... Evet evet kuzen... Kuzen Hae-Ryung istedi.”

Kimi söyleyeceğini düşünürken sanki korkmuş gibi görünmeye dikkat etti Raiden. En sonunda abisinin bile korkacağı bir isim aklına gelince de yalanını ortaya atabilmişti. Hae-Ryung memuriyet sınavını on dört gibi genç bir yaşta kazanmış bir nişanlısının olması ile sürekli hava atan, insanları onlar evlendikten sonra geleceği pozisyonla tehdit eden tuhaf bir tipti.

“Şimdilik bir şey demiyorum. Fakat bu kitaplar son artık tamam mı? Dan-ho ile avlanmaya gidiyor olsan bile daha iyi. Bu kitaplar başına fazlaca bela açabilir.”

Abisinin sözleri sonrasında gülmemek için kedisini zor tutmuştu Raiden. Nasıl oluyordu da insanlar onun bu kadar aptal olduğunu düşünebiliyordu? Gerçekten hiç bilmiyordu. Ama işine yarayan bu yanlış anlaşılmayı düzeltmeye çalışacak değildi. Başını çekingen bir tavırla salladıktan sonra abisinden geri aldığı kitaplara sarıldı. Leydi Kim’e okuma geceleri için kitapları hazır ettiğini en kısa sürede söylese iyi olacaktı.[/justify]

4
Yetişkin Karakter Başvuruları / Raiden Minamoto
« : 22 Ekim, 2021 05:29:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Karakterin Adı ve Soyadı: Raiden Minamoto
 
Karakterin Yaşı: 35
 
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Ailesinin baskısıyla birlikte sürekli kuzenleri ile kıyaslanarak büyüdüğü için birçok konuda fazlası ile hırslıdır. Çoğu zaman konu istediği şeyi elde etmeye geldiğinde gözü kimseyi görmeyen birisidir. İnsanların hakkında ne düşündüğünü umursamaz, hatta insanları direkt umursamaz. Çoğu zaman gözlere tam da bu sebeplerden doğru düzgün konuşmasını bile bilmeyen biri gibi görünür. Keskin dilini açığa çıkarana kadar insanlar onun utangaç olduğunu sanırlar. Tabii kendisinin de bu işine gelmektedir. Çünkü sanılanın aksine küçümsenen biri haline gelmenin yeri geldiğinde en büyük kozlardan biri haline getirilebileceğine inanır Raiden.
 
Karakterin Kısaca Geçmişi: 1829 yılı sonbaharında fırtınalı bir günde dünyaya gelmiştir. Mahoutokoro mezunu kadın okul sonrası hayatının büyük bir kısmını çeşitli aile işleri için sürekli seyahat ederek geçirmiştir. Aile ismiyle ticaret de yapmıştır bir süreliğine. Ve her tüccar büyücü gibi seyahatleri sırasında birçok ülkenin sihir bakanlıklarının yasaları ile yüz yüze gelmiş, bu bakanlıkların işleyişini görme fırsatı elde etmiştir. Bu senelerde birçok ülkenin büyücü yasalarının açıklarından faydalanmayı öğrenen Raiden tam da tüccarlık yıllarının altın zamanlarına geliyor gibiyken tamamen işi bırakmıştır. Neden çok seviyor gibi durduğu işini bıraktığı sorulduğunda canının sıkıldığını söyler hep. Asıl sebebinin çok başka olduğu düşünülmektedir ama kimsenin de aklına bir anda bırakmasına mantıklı bir açıklama gelmemektedir. Tüccarlığı 1860 yılında bırakmıştır. Ardından da 1864 yılında İngiltere’ye gelmiş ve bakanlıkta çalışmaya başlamıştır. Aradaki 4 senelik boşlukta Japonya’da olduğu düşünülmektedir.

İstediğiniz Meslek: Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Çalışanı
 
Karakterinizin Mensubu Olduğu Hizip: Amaterasu Büyücüler Sendikası
 
Büyü Yatkınlıkları
 
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 18
  • Tılsım Gücü: 4
  • İksir Gücü: 4

Örnek RP:
[spoiler]İlk yetişkin karakter başvurusundakiyle aynı.
Maksat burası boş kalmasın :<


"Dorian..." kendisine seslenen kimden geldiğini o an algılayamadığı yumuşak sesi duyan çocuk, sesin kimden geldiğini ve ona neden seslendiğini umursamadan kafasını yastığına daha da fazla bastırdı. Kendisine seslenen kişi bu hareketinden rahatsız olmuş olacak ki, kafasına Dorian’ın o sırada ne olduğunu bilmediği yumuşak denebilecek bir cisim fırlattı. Uykusunu bölmeye çalışanın kim olduğunu umursamayan çocuk rahat yatağında yatmaya devam etti.

Bir müddet beklemiş olan bu ses bir kez daha sabırlı ve yumuşak bir şekilde çocuğu çağırmıştı. Ama çocuk yerinde bu sefer kıpırdanmadı bile. Kendisine bir kez daha seslenen sesin sahibinin sabrının tükenmeye başladığı belliydi. Ama Dorian’ın umurunda değildi bu. Rahat yatağını sırf kendisine birisi sesleniyor diye bırakacağını mı düşünüyordu bu kişi? Kendisi Dorian’ı hiç tanımıyordu herhalde.

“DORIAN!!! KALK ARTIK TEMBEL HAYVAN! SORUNLU MUSUN NESİN... ON SAATTİR UYUYORSUN YA. ON SAAT NEDİR YA ON.” diye kükreyen kişiyi duyduktan sonra Dorian biraz rahatsızca yerinde kıpırdandı. Ve mırıldandı. “Ne istiyorsun be ayı... Uykumu ne diye bölüyorsun..?” bacaklarını kendine çekip yorganına sarıldı. Sabrını tamamen kaybetmiş olduğu belli olan yaratık haykırmaya başlamıştı.

“OSCAR! GEL VE KALDIR ŞUNU YOKSA ELİMDEN BİR KAZA ÇIKACAK!!!” Ah bu kimdi biliyordu. En başında yumuş yumuş konuşuyor diye tanıyamadığı bu kişi abisi Henry idi. Normal zamanda hiç öyle yumuşak bir ses tonuyla konuştuğunu duymadığı abisi, normal haline dönmek konusunda hızlı davranmıştı. Bir müddet sonra omuzlarına değen yumuşak bir el hissetti Dorian. Kendisini sarsan ellerin sahibi manyak ne diye kaldırmaya çalışıyordu onu tatlı uykusundan? Bunu bilmiyordu, ama önemli bir şeydi herhalde.

“Dorian. Vane. Grayson. Ya şimdi kalkarsın ya da masanın üzerinde şimdi şu anda ellerimi üzerinde gezdirdiğim kameranı... kırarım.” Bu cümleyi kavraması biraz uzun sürmüştü miniğin. Ama anladığı anda hemen yatağından fırlamıştı çocuk. “KALKTIM. KALKTIIIIIIĞM. Lütfen kameramı kırma.” Gün ışığına yavaş yavaş alışmaya çalışan gözleri ile abileri gibi duran iki bulanık figüre baktı Dorian yalvaran gözlerle. Sonra gözleri yerde duran kırık kamerayı buldu. Şimdi daha net gören gözlerini abisi Henry’ninkilere dikti. Bunu yapanın o olduğu belliydi.

“Ahh Dorian bazen o kadar aptal oluyorsun ki... Sanki anneme götürüp düzeltmesini isteyemeyeceksin.” diyen Henry’nin, yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Ne diye gülüyordu bu manyak? Kardeşine acı çektirmek bu kadar mı zevk veriyordu kendisine? “Üfff yüz ifadesine baksana çocuğun Henry. Daha fazla işkence etme miniğe.” Bunu söyledikten sonra odadan çıkan Oscar’ın arkasından “HİÇ EĞLENCELİ DEĞİLSİN!” diye bağıran Henry elindeki asayı kırık kameraya yöneltti ve Dorian’ın duyamayacağı bir sesle fısıldadı. Abisinin asa hareketleri ile kamerasının eski haline dönüşünü izledi çocuk.

“Oh sonunda uyandırabilmişsiniz...” içeri giren annelerinin gözleri önce Dorian’ı sonra ise abisi Henry’i bulmuştu. “Alınacaklar listesini mutfakta masanın üzerine bıraktım çıkmadan onu almayı unutmayın.“ gözleri yeniden Dorian’ı bulan kadın sert bir sesle konuştu. “Hemen hazırlan, zaten planın gerisinde kaldınız.” Çocuğunun yerinden kıpırdamadığını gören kadın “Çabuk ol Dorian. Baban ve ablaların çoktan çıktılar. Daha fazla beklerseniz eve gelemeden önce ek bir şeyler alamaya zamanın kalmayacak.” diyerek odadan çıkmıştı.

‘Ah doğru ya bugün okul için alışverişe çıkacaktık...’ Bir hafta öncesinden ne zaman evden çıkacaklarını ve kimin kimi götüreceğini belirlemiş olan anneleri büyük ihtimalle Dorian’ın uyanamamasına sinirlenmişti. Annesinin dün gün boyu tam olarak kaç defa kimin kimle gideceğini saat, kaçta eve dönülmesi gerekildiğini tekrarladığını bilmiyordu. Ama bu sayı çok defa olsa gerekti. Nede olsa çok çocuklu annelerin kabusuydu okul alışverişi günü. Hele ki o gün onlarla orada olamayacaksa, bugünün kâbus seviyesini neredeyse on ile çarpıyordu işte.

“Üstünü giyin ve şu çok sevdiğin kameranı da yanına al. Fotoğrafını çekebileceğin birkaç şey bulursun belki.” bu sözlerinin içten olmadığı belliydi Henry’nin. Kamerayı durduğu yerden alıp çocuğun kucağına atmış ardından ise alay edercesine gülerek odadan çıkmıştı. O ne derse desin Dorian kamerasını yanına alacaktı. Üzerini en sonunda giyinip kamerasını ve içinde film rulosunun da olduğu küçük kamera çantasını eline aldı, kamerasını çantasının içine yerleştirdikten sonra ise abileri ile evden çıktı.[/spoiler][/justify]

Sayfa: [1]