-
Son yaşadığı olayın etkileri dışarıdan her ne kadar kadının üzerindeki etkilerini yitirmiş gözükse de kendisi çok iyi biliyordu içinde neler olup bittiğini. Sakince bugünün dersini işlemek üzere asasını ve kitabını koltuk altına sıkıştırıp dersliğe doğru ilerledi büyücü. Merakla gözler kendisine çevrilmiş halde masasına doğru ilerledi. Hastaneden çıktıktan sonra girdiği ilk dersiydi bu. Bir yandan ders vermeyi unutmuş öte yandan da sanki daha dün en son dersine girmiş gibi hissediyordu kendini.
"Bugün biraz telafi dersi niteliğinde biraz da son yaşanan olayların neticesinde ortaya çıkan bir dersimiz olacak. Bundan ötürü bir ve ikinci sınıflar hariç ders programı uyan her öğrencinin katılımını beklediğimi ortak salonlarınızdaki panodan görmüş olmalısınız."
Gözlemlediği kadarıyla okumuş ve oldukça da dikkatli bir şekilde uygulamıştı bu ricasını öğrenciler. Ufak bir gülümsemeyle devam etti konuşmasına; "Bugün Confundo sözleriyle bilinen ve uygulaması oldukça dikkat ve beceri isteyen bir tılsım çalışacağız. Bu tılsım hakkında bilgisi olan, neden zor olduğunu ve etkilerini açıklayabilecek birisi var mı? Sizce neden bu tılsımı hepinizin öğrenmesi gerektiğini düşündüm?"
Son sözleri ufak bir yorgunlukla çıkmıştı ağzından. Ağır adımlarla bu güne değin pek de kullanmadığı sandalyesine ilerledi. Söz alıp konuşan öğrencilerini dinlemeye başladı.
-
[justify]Ders pijamalarımı giydikten sonra üzerime okul cübbesini de geçirmeyi ihmal etmedim. Pembe pijamalarımın üzerinde siyah, yeşil ve gümüşi desenler barındıran cübbe pek avangart duruyordu. Tılsım dersi vardı bugün. Asyalı kadın tatlış bir kadındı ara ara gidiyordum dersine ama seviyordum kadını ya. Dolabımdan kitaplarımı aldım ve koridora döküldüm. Uzun zamandır kitap taşımadığım, Andre'ye taşıttığımdan ötürü, garip geliyordu kitap taşımak. Ortak salondan ve zindanlardan süzülerek çıktım. Üzerimde bir sakinlik vardı. Resimlere sataşmıyordum, düşük sınıflara bulaşmıyordum. Uykum var, kesin ondandır.
Sınıfa girdiğimde tabiki benden bekleneni yaptım ve Eadwig'in yanına ışık hızıyla koşarak oturdum. Profesör içeri girince kadını şöyle bir süzdüm. Aylardır hastanedeydi kadın, yazık. Telafi melafi bunları geç hocam, herkesin sormak istediği bir soru var ve ben onu soracağım! "Hocam aklı karışanın işi karışır, kesin ondandır. Profesör Moore ile birbirinizden hoşlanıyormuşsunuz hocam doğru mu?"[/justify]
-
Mevcut dersler arasında en sevmediği miydi bilinmez, ama profesörler arasında en sevmediği olduğu su götürmeyecek Profesör Yamashita'nın dersine ayaklarını sürüyerek vardı kuzguni saçlı cadı. Niyeyse içinde engel olamadığı dürtüler, bu kadını sevmesine mani oluyordu. Sanki... Sanki aynı yaşlarda olsalar... Aynı koşullarda beraber çalışsalar; gün aşırı kavgaları eksik olmaz, saç saça, baş başa dalaşıp, birbirlerini ilk fırsatta yolabilirlermiş gibi bir hoşnutsuzluk barındırıyordu ona karşı.
Son zamanlarda edindiği yakın arkadaşı Renfield ile birlikte girdi derse. Sırasına oturduğunda Renfield'ı da masanın üzerine bırakmıştı çoktan. Arada arkadaşının gözlerine bakıyor ve dikkatleri kendisine toplamaması için sus işareti yapıyordu.
"Bugün biraz sessiz olmanız gerek Bay Renfield. Profesör Yamaşata'nın kulakları her türden sesi çok iyi algılayabilir. Gözleri çekik olduğu için, duyu organları gelişmiş olabilir. Anlaştık mı? Ses çıkarma sakın, yoksa- KANATLARINI PARÇALAR KANINI DAMITIRIM SENİN ÇOCUK!"
Cümlesini bitirirken sesinin ne kadar yükseldiğini fark etmemişçesine, dalgın hareketlerle kitabına odaklandı. Profesörün ince sesi ve tuhaf aksanından anlayabildiği kadarıyla confundus isimli bir tılsımdan bahsediyor olmalıydı. Kitapta ilgili sayfaya parmağını koyup bıkkınlıkla okumaya başladığı esnada, Renfield'ın vızıldayarak parmağına konduğuna şahit olmuştu.
"Ne demiştim ben sana, Bay Renfield!" Parmağıyla savuşturduktan sonra zavallı dostunu, kitaptaki büyüyü okumaya devam etti.
Bir kafa karışıklığı tılsımıydı bu. Canlı ve cansız varlıklara uygulanabiliyordu. Şayet düşünebilen bir varlıksa tabi. Acaba, Bay Renfield'a bu büyüyü yapsa ders boyunca ses çıkarmasını engelleyebilir miydi? Kendisinin düşünebildiğini iddia etmek pek güçtü. Yine de bazı zamanlar Mirina, onun bazı talimatları anlayabildiğini düşünüyordu. Herhalde denemekten zarar gelmezdi.
Parmağını kaldırıp söz aldıktan sonra kendisinden pek beklenmeyen bir cüretkarlıkla konuşmaya başladı. "Kafa karışıklığı için kullanılan bir tılsımdır Profesör Yamaşata! Kurbanımızın kafasını karıştırıp, aklını başından almak için kullanılabilir. Aslında bunu uygulamak için sevgili dostum Bay Renfield'ın gönüllü olabileceğini düşünüyorum. Kendisi akılsız, yaramaz birisi... Ama bu büyü sayesinde sanırım onu akıllandırabilirim."
Peşinden de asasını çekip, masasının üzerinde gezinmekte olan zavallı sineğe doğrulttu. Tüm sınıfın duyabileceği bir tonla cıyaklarken, gözlerinde garip bir hazzın sıra dışı bir ifadesi geziniyordu. "Confundo!"
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4
-
Haftalardır tılsım dersine gelemeyen profesörlerinin ortak salonlarına astırdığı duyuruya uyandığı sabahtan beridir adeta çehresi renklenmişti kumral saçlı oğlanın. Cadı avcılığı vukuatları, bakanlığın özel broşlar ile getirdiği kast sistemi ve içinde bulundukları şatodan yarıyıl tatili sebebiyle dışarı adım attıklarında kendilerini içerisinde bulacakları kasvet, birçok Hogwarts öğrencisi gibi kendisine de yansımıştı haliyle. Fakat an itibarıyla uzun süredir ihtiyacı olduğunu fark bile edemediği bir mutluluğa sarıldı: Profesör Yamashita'nın hastaneden taburcu oluşu.
Tılsım dersliğine kendini attı hızlıca, şaşırtıcı bir şekilde geç kalmadan. Özel bir gündü bu, geç kalma lüksü yoktu kumral saçlı oğlanın. Her yaştan öğrencilerle dolu sınıfa girdiğinde tanıdığı tanımadığı göz teması kurduğu tüm simalara -Franziska hariç- yüzünde sıcak bir gülümseme ile sessizce selam vermiş, ön sıralardan birisine yerleşmişti parşömen tomarı, tılsım kitabı, mürekkep şişesi ve tüy kalemi ile.
Profesörleri sınıfa hitap etmeye başladığında yüzündeki gülümsemeye karşın bitkin olduğunu hissediyordu karşısındaki cadının. Rezalet bir gözlemci olabilirdi André fakat şu anda süzdüğü sima yıllardır en dikkat ettiği simalardan biriydi ve farklılıklar olduğunda bir nebze de olsa algılayabiliyordu bu durumu. Bu sebeple genel olarak yüzünde bir gülümseme olsa da gözlerinde bir şüphe buğusu vardı ışıldamalarına engel olan.
Uzun düz saçlı kadının girizgahı bittiği ve kendilerine malum soruyu yönelttiği vakit düşünceli bir ifadeye büründü. "Hedefin kafasını karıştırmaya yarar. Son olaylar üzerine gizliliğin öneminin artmasına istinaden?" diye düşünürken elini kaldırmadan önce emin olmak istiyordu. Derse başlar başlamaz direkt çok yanlış bir yöne atlamayı istemezdi. Bu esnada göz teması kurmaktan veya iletişim kurmaktan imtina ettiği, aralarına duvar çekmek için aylardır çaba sarf ettiği yeşil cübbeli kız söz almış ve yoksayamayacağı sözler zikretmişti: nE? Profesör Yamashita ile Moore arasında ilişki mi vardı? O kasıntı sert adama bakmazdı ki karşılarında oturan kısa boylu kadın. Bir saniye, neler düşünmeye dalmıştı böyle? Saçmalamasındı Franziska da. Elini kaldırdı hışımla, sinir bozucu cadının sorusunu bastırmak istercesine ve söz alacaktı ki tanıdık, kendisine malum kilise olaylarında yardım etmiş olmasına karşın hala çekinceyle yaklaşmaktan kendini alıkoyamadığı küt saçlı kız girdi söze.
Söyledikleri ve bir saniye... O bir sinek miydi? Ansızın sınıfta gelişen atmosfer karşısında neye uğradığını şaşırmıştı. Eli havada kalmış, başı ve bakışları ise mavi cübbeli kıza kilitlenmişti ağzı bir karış açık bir halde.
Eğer kaosun ortasında söz alabilirse diyecekleri ve profesörünün tepkisini bekleyeceği sözler ise şunlardı: "Son olaylar üzerine gizliliğin öneminin artmasına istinaden belki? Hafıza silme tılsımı bu konuda çok daha kompleks kaçabilir ve bildiğim kadarıyla başarılı icra etmesi bir hayli zor ancak Confundus tılsımı yapımı daha kolay olduğu için birçok ufak enstantane için hayat kurtarıcı olabilir belki, profesör."
-
[justify]Kafam çok karışık. Charlotte ile geçirdiğimiz o geceden sonra hem şu yeni öğrendiğim zihin okuma saçmalığı, hem de kızı Samuel’e bırakmak istememe rağmen duygularını öğrenmiş olmanın verdiği huzursuzluk... Her zamanki gibi Slytherin Ortak Salonuna getirttiğim meyve tabağından aldığım bir sap üzümü belirli aralıklarla yiyor, tılsım dersliğinin en arka köşesinde arkadaşlarımla birlikte takılıyorduk. Cyneric yine biriyle kavga etmiş, bu yüzden hepimiz sarı saçlı pislik bir Gryffindor’luya öldürücü bakışlar atarak tehdit olduğumuzu belli etmeye çalışıyoruz. Her zamanki gibi Strömm geldi yanımıza pijamaları üstüne cübbesiyle. Yanımıza derken, direkt yanıma geliyor kız sanki mıknatısım ben, o da metal gibi... Çat diye kolumun dibinde bitiyor. Bir de yani bu kızlar neden paçoz gibi geziyorlar anlamıyorum. Charlotte da öyle, Franzsizka da öyle. Ben 20 dakikamı harcıyorum her sabah şu saçları düzgün tarayabilmek için, karılar pijamayla dolaşıyorlar. Sonra da bir de ohh Eadwig gel koynumuza diyorlar. Eadwig sizin gibi pislere varır mı iğrenç karılar sizi? Ben dış görünüşe önem veren bir herifim. İsterim ki, yanımdaki kız gül koksun, menekşe koksun. Fransizka uyku kokuyor. Bak bir de profesöre, ne güzel giyinmiş. Bu kadını alacaksın, yemeğe çıkaracak elini öpüp güzel sözler söyleyeceksin mesela. Güzel kadın. Ders anlatıyor dinlemiyorum. Kadınları dinlemek mi? Bana göre değil. Hem gereksiz büyü işleri. İleride işime yaramayacak ki. Bana nasıl fatura ödeneceğini anlatmaları lazım. Buradan mezun olan insanlar Bakanlıkta nerede fatura ödeyeceğini bilmiyor inanılmaz! Franziska kadının Karanlık Sanatlar profesöründen hoşlandığını söylediğinde kaşlarımı kaldırdım havaya ilgilenmiş bir tavırla. Sonra da ağzıma bir üzüm daha attım. O buz dolabından mı hoşlanıyormuş? Profesör Moore’u döverim oğlum ben. Şuan gelse güreşe tutuşsak indiririm. Çiroz bir şey. Neden seviyormuş ki onu? Yani, onu seveceğine beni sevsin daha iyi. Dersi de zerre umursamadım bak, Rawenclaw bi kız başladı anlatmaya... Bla bla bla... Bizimkilere dönüp ağzımı oynatıp gözlerimi devirdim kız konuşurken. Kimin umurunda? André’nin umurunda sanırım. O da olay tılsım olunca konuşmaya doyamıyor. Ben ise bir üzüm daha iyiyip takılmaya devam edeceğim. Adamızın başına geçince kafa karıştırma büyüsünü hizmetkarlarım yapacak, neden öğreneyim ki ya.[/justify]
-
Sessiz sessiz sınıfa girmişti sarı saçlı oğlan. Eliyle bir-iki kez gözlerini ovaladı ve en önlerdeki sıralardan birine oturarak gözlerini kapattı."Bozuk kan Michael!!" Yakınından bir ses duyunca gözlerini açtı ve kim ona sesleniyor diye bakmak için başını yanına çevirdi.
"Ugh... David." Yanındaki pişmiş kelle gibi sırıtan büyücüye karşı göz devirerek önüne döndü ve kafasını kollarının arasına gömdü. Dönem başında Mirabelle'ın David'e yaptıklarında sonra David birden kendisinin kırk yıllık arkadaşı gibi davranmaya başlamıştı ve bu durum Michael'ın çok fazla sinirlerine dokunuyordu.
"Of.." Kafasını kaldırdı ve cübbesindeki broşla oynamaya başladı. "Bu ne biçim sistem ya? Yedi kuşak safkan olmadığımız için damgalı hayvan gibi geziyoruz!" diye söylenen iç sesine hak vererek gözlerini kapatacakken profesörün gelmesiyle irkilerek duruşunu düzeltti. Bir eli çenesinde dersi dinlerken profesörün sorusuyla elini kaldırdı ve söz hakkı alınca "Confundo tılsımı bir kişi veya büyülenmiş bir nesnede kafa karışıklığına sebebiyet veren bir tılsımdır profesör. Büyünün neden olduğu karışıklık derecesi bir olay hakkında bir kişiyi veya bir şeyi basitçe kandırmaktan, bir kişinin kafasını karıştırıp kendisini tehlikeye atmasını sağlamaya kadar uzuyor." Aklına kilisedeki kaos gelince tüyleri ürperir ve konuşmasına devam eder. "Bence siz bu büyüyü... Eğer biri bize zarar vermek isterse o kişinin kafasını karıştırıp kendimizi tehlikeden kurtarabilelim diye öğretmek istemiş olabilirsiniz." Sözleri bitince her zamanki asık suratıyla yerine oturur.
-
[justify]Felaket bir baş ağrısıydı o sabah genç büyücüyü yataktan çıkmaktan alıkoyan. Pencereden giren parlak güneş ışınlarından kaçmak için yorganını kafasına kadar çekmiş, kafasını boynundan koparıp camdan fırlatma isteğine karşı direnmeye çalışıyordu. Carmilla sağ olsun, oldukça sık yaşadığı bir durumdu bu, üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen aşamadığı…
En sonunda pes etmeye karar verdi Ares. Hiçbir şey şu an onu daha iyi hissettirmeyecekti. Yorganını üzerinden attı ve doğruldu yerinde, ani hareketleri yüzünden duraksaması gerekmişti duraksaması gerekmişti yataktan kalkmadan önce. Bakışlarını saate çevirdi, geç kalmıştı. Bir telaş ile hızlandırmaya çalıştı hareketlerini, baş ağrısı el verdiğince tabii.
O gün, Kanlı Balo’da ağır yaralanan Tılsım profesörleri, Profesör Yamashita ile uzunca bir süre sonra ilk defa ders yapacaklardı. Genç büyücü, kadına inanılmaz saygı duyuyor olmasına rağmen gidememişti St Mungo’da ziyaretine ve şimdi de dersine geç kalmıştı kendi bencil nedenlerinden ötürü.
Apar topar ayrıldı Ravenclaw Ortak Salonu’ndan, o kadar acele etmişti ki gömleğinin yarısı dışarıda kalmış, kravatını ise bağlamadan çıkmıştı yolda bağlamayı umut ederek. Koşa koşa aştı koridorları, üçüncü kata ulaştığında sınıfa girmeden önce soluklanmak için durdu birkaç saniyeliğine. Kendini oldukça mahcup hissediyordu, üstelik geç kalma bahanesi de yoktu.
Ve aklına gelen bir fikir ile asasını çıkardı. “Orchideous!” Beyaz taç yaprakları olan bir papatya buketi fırladı asasından. Birkaç saniye bakıştı çiçeklerle, fazla basit olmadığına ikna etmeye çalışıyordu kendini. Onca tür arasından ne diye gidip papatyaları seçmişti ki? Artık çok geçti, kararsızlıkla çaldı kapıyı. “Affedersiniz Profesör, gelebilir miyim?”
[/justify]
-
[justify]Iris, William ve yakın arkadaşları olan Peter ve Rose ikilisi ile birlikte bahçede vakitlice sohbet ettikten sonra Tılsım dersliğine doğru yola çıkmışlardı. Herkes bugün oldukça erkenciydi. Alfred ile ise yine ana salondan çıkarken görüşmüşlerdi ve derse biraz gecikebileceğini söylemişti. Bu hafta içinde üçüncü kez yapıyordu bunu. Iris onun eğlence namına bir şeyler karıştırdığından şüphelense de eylemi gerçekleştiren kişinin Alfie olmasından ötürü bir yandan gayriihtiyari şekilde normal geliyordu gözüne. Lakin, aklına takıldığından ötürü ilk fırsatta bir sormayı ihmal etmeyecekti. Belki başka bir şey vardı. Farklı veya tatsız bir şey çıkacağını zannetmiyordu yine de. Yalnızca sevdikleri her zaman için önemliydi Iris için. Nereden bilebilirdi ki? Her ihtimali düşünürdü genellikle. Derse yetişmesini bekleyebilirdi. Çıkışta nasılsa üşünceleri eşliğinde konuşmalardan kısa süreliğine kopmuş bir halde dersliğinden kapısından girer girmez kuzgunlardan birkaç simaya başıyla hafifçe selam verdikten sonra her zaman oturmaya alıştığı yerlerden birine geçti William’la. Ne çok ön ne de arka. Tılsım, kesinlikle Iris’in en sevdiği dersti. Belirli bir kaynaktan çalışmaktansa çeşitli kaynaklardan faydalanıyordu. Özellikle de bu konuda André’nin önerdiklerinin faydasını çok sık görüyordu. Derse katılmak için sabırsızlanıyordu ki sınıfın yeterince dolmasının hemen ardından Proföser kapıda belirdiğinde dönem başını anımsamadan edemedi. Nahoş olaylardan sonra Profesör Yamashita’nın kolay kolay toparlanmasını beklemiyordu hiç kimse elbette. Sanki vücudunda bir ağırlık, yüzünde acı yaşanmışlığın izlerini taşıyan nüanslar vardı. Her şeye rağmen onu kürsüsünde tekrar görmek çok güzeldi. Büyük bir saygı ve sevgi barındırıyordu içinde kadına karşı. Dersin kendisinden bağımsız daha çok derse katılma şevki veriyordu Iris’e. Bilgi birikiminden etkilenmemek imkansızdı sonuçta.
Sıraya dirseğini dayadı kadını dinlerken. Derse bir soru ile açılış yapmıştı. Çoğunlukla yaptığı gibi atılmak yerine sakince elini kaldırdı Iris. Öte yandan, sınıf arkadaşlarının cevaplarını dinlerken Mirina’nın hareketine anlam vermeye çalışıyordu. Tezcanlı biri olduğunu düşünmüştü onun hep. Sorgulamasını kısa tutarak yanıtlama şansı bulduğunda aklında derlediklerini söylemek için dudaklarını araladı:“Kafa karışıklığına sebebiyet veren bu tılsımı; kişi, belirli bir grup veya nesneler için kullanabiliriz. Tılsımın uygulandığı hedef eğer bir kişi ise kendisine zarar verebilecek kadar kafa karışıklığı yaratabileceğimizden dolayı dikkatlice uygulanması gereklidir Profesör. Zor anlarda kendimizi koruma amaçlı yerinde uygulayabileceğimiz bir tılsım olduğunu düşünüyorum.” Cevabını daha uzatabilecekken malum olaylardan dolayı ormanın içinden geçmektense çevresinden dolaşmayı tercih etmişti.[/justify]
-
6. sınıf Slytherin kızın cevabı her zamanki gibi kayıtsızca verilmişti. 'Bu çocuğun toplum içerisinde nasıl davranılması gerektiğini öğrenmeye ihtiyacı var,' diye geçirdi içinden Bella belki de 23238. defa. Hiçbir zaman şaşırtmıyordu cevaplarıyla. Yine beklenmedik bir soruyla bitirmişti sözlerini Franziska. "Bayan Strömm aslında güzel bir noktaya değindi; aklı karışanın işi de karışır. Eğer karşınızdaki saldırgan, ehem, rakibinizin kafası karışırsa sizin de hamlenizi yapmanız inanılmaz kolaylaşacaktır. Herhangi bir düelloda size getireceği artılar su götürmez bir gerçek. Bunun da yanında yalnızca düello odaklı düşünmeyin. Belli bir kişi ya da söze tepki verecek nesneleri istediğiniz yönde manipülasyon için de kullanışlı bir tılsım."
İlk etapta kızın diğer sorusunu duymazdan gelmeyi düşünmüştü ama şimdi düşününce bunun daha da fazla probleme yol açacağına karar verdiği için dümdüz bir suratla konuşmaya devam etti. "Ayrıca Bayan Strömm, Profesör Moore konusunda ilgimi çeken tek bir nokta bile bulunmuyor. Böylesine tek düze ve hayal dünyası sınırlı bir insanla paylaşımım ders notlarından öteye geçemez. Teşekkür ederim aşk hayatım konusundaki merakınız için. Aynı merakı keşke kendinize yöneltip gelişmeye harcasanız."
Ardından diğer cevaba, Mirina'ya yöneldi; "Hayır Bayan Blackbird, bu derste herhangi bir öğrenciyi özellikle de sizin teklifinizle kullanmayı düşünmüyorum. Sizin üzerinizde deneme yapmamıza bir itirazınız yoksa eğer seve seve kabul ederim ancak." Kızın masanın üzerinde masum bir şekilde uyguladığı tılsımı başıyla onayladı ancak herhangi bir şey söylemedi. Öğrenci ayırt etmezdi pek ancak bu kargaya benzeyen kızda onu iten bir şeyler vardı.
Bunca söz karmaşasının ortasında konuşmaya çalışan Harris'e yöneldi bakışları son olarak. "Evet Andre ne yazık ki son baloda yaşananlar yanınızda bir yetişkin olmasına rağmen nelere maruz kalabileceğinizi hepimize açık bir şekilde gösterdi. Bundan ötürü en azından kaçabilmenize fırsat tanıyacak bir tılsım öğrenmenizi istiyorum. Tıpkı Bay Sigurðsson'ın da dediği gibi, teşekkürler."
"Bayan Ashworth unutulan ancak oldukça önemli olan bir konudan bahsetti, bu tılsım başarıyla yapıldığı takdirde karşı tarafın da direnç gücüne bağlı olarak kendisine zarar verme noktasına kadar kafa karışıklığı yaratabilir. Sizler henüz o denli bir güce sahip değilsiniz erişkin bir büyücü karşısında ancak birbirinize ya da alt sınıflara bu büyüyü yapmamanız yaparsanız da çok dikkatli olmanız gerekmektedir. Teşekkürler," Ufak bir gülümsemeyle de bu teşekkürünü destekleyerek oturduğu sandalyeden doğruldu. Şimdi dersin uygulama kısmına geçebilirlerdi.
"Evet şimdi neden bu büyünün gerekli olduğunu öğrendikten, sınıftaki duruşumuza ve oturuşumuza çeki düzen verdikten sonra büyünün uygulamasına geçelim. Tek sıra halinde masanın önünde bir kuyruk oluşturmanızı rica edeceğim. Büyüyü bana uyguladıktan sonra size 10 puan vermemi isteyin. Eğer başarılı olursanız zaten size vereceğim puan bu. Evet, bakalım. Asa hareketi için herkes denemesini yaptıktan sonra sıraya geçebilir. Sözlerimiz kon-fun-doe ve asa hareketi noktasız soru işareti şeklinde." Yüzünde bir gülümsemeyle masanın önüne geçti, denemelerini yaptıktan sonra karşısına geçip uygulama yapacak öğrencilerini beklemeye koyuldu.
Sözlerini bitirdiği anda çekingen bir kafanın başını kapıdan ileri uzattığını gördü. Elinde bir demet papatyayla bir anda sınıfta belirmiş Ares'i görünce hoş bir gülümsemeyle karşıladı çocuğu. "Buyrun Bay Caldecott. Tabii ki girebilirsiniz. Sanırım bu hoş çiçekleri getirmek bir miktar geç kalmanıza sebep oldu. Konumuz Confundo büyüsü, arkadaşlarınız size şimdiye kadar verilen cevapları özetlesinler. İstediğiniz bir yere geçin lütfen." Başıyla onayladıktan ve eliyle de sınıfa davet ettikten sonra beklemeye devam etti.
Ben direkt zar atmıyorum. 10'luk destek zarı attığımı ve 4 geldiğini +4'ümle de bunun 8 olduğunu varsayıyorum. Öğrenci düello zarı atacaksınız ve 8 ve üzeri gelenler başarılı sayılacak. İlk önce boş bir zar metni atın sonra da çıkan sonuca göre ders rp'nizi ayrı olarak atınız ve başarılı/başarısızlık durumlarınızı betimleyiniz.
-
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 5, total 5
[justify]Genç büyücü güler bir yüz ile içeri davet edilince rahatlamıştı, Profesör Yamashita başından geçenlere rağmen tatlılığından hiçbir şey kaybetmemişti. "Sayılır..." diye geveledi içeri adımlarken. "Bunları sizin için getirdim, basitler biliyorum ama... eh... Umarım beğenirsiniz." Aynı güleç ifade ile karşılık vererek ilerledi profesörlerinin yanına doğru. Yolda takındığı alışıldık alaycı gülümsemesi ile çiçeklerden bir tanesini André'nin kulağına takmış ve göz kırpmıştı. Saygıyla eğilerek çiçekleri takdim etti profesörlerine sonra sıraya geçenlerin peşine takıldı ve tekrar André'nin yanına geldi.
Confundo büyüsünü işleyeceklerini anlatmıştı sarılar içindeki arkadaşı ona, ilgi çekici bir konu olduğunu düşünüyordu aynı zamanda da hoşuna gitmemişti bir nedenden ötürü. Herhangi birinin iradesinin dışında onun zihnine müdahale etmek ne kadar doğruydu? Şu an derste bilgi edinme amaçlı karşı tarafın da izni dahilinde büyüyü kullanmalarında bir sakınca görmüyordu fakat gerçek hayatta bu tarz büyülerin kullanıldığını bir kez daha hatırlamak onu rahatsız etmişti. Kimse tarafından iradesiz bırakılmak istemezdi Ares, bir kere bunu deneyimlemişti ve ileride Seherbazların en yeteneklisi olduğunda asla izin vermeyecekti.
Sıra ona geldiğinde öne çıktı, kendinden emin bir tavırla asasını çekti ve o anda asa hareketini bilmediğini fark ettiği için duraksadı. "Ehm, ehm," diye yalancıktan boğazını temizledi bir şeyler uydurmaya vakit bulmak için. "Pekala, Profesör, ben sizden puan istemiyorum aksine bir binadan puan kırmanızı istiyorum, mümkünse Slytherin'den," Asasını 'C' harfini andıracak biçimde salladı, büyünün baș harfini seçmek en garanti sallama şekli gibi gelmişti. "Confundo!" Tabii ki de bir şey olmadı, ama bu onun Slytherin'lilere dönüp pis pis sırıtmasına da engel olmadı.[/justify]
-
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 1, total 1
-
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 6, total 6
Profesör Moore hakkındaki yorumları duymasıyla olanları komik bulması sebebiyle ince bir gülümseme yüzüne yerleşmiş olsa da böyle düşünmüş olmasından kaynaklı olarak duyduğu suçluluk sebebiyle bir yaz meltemi misali silinip gitmişti gülümsemesi. Bir yandan Mirina'nın başarılı olmuş gibi gözüken büyüsünün sonuçlarını aralardaki sıraların ötesinden gözlemlemeye çalışırken kalan sözleri duymakta biraz zorluk çektiği söylenebilirdi.
Profesörün tonlamasının değişimiyle farkına vardığı "açıklama"ya tekrar dikkatini vermeye başlamış, işittiklerinin ardından ise yüzünde belirgin bir tereddüt oluşmuştu. Konsept olarak belki havalıydı ama gerçekten bunu yapmalılar mıydı ki? Kararsızlık ve çekince sarmalıyordu zihnini.
Bu esnada dersliğe geç varan Ares, profesörden müsaade istedikten sonra yanından geçmiş; kendi hizasındayken kulağına, yüzünde alaycı bir gülümseyişle bir çiçek takmak suretiyle ilerleyişine devam etmiş ve Profesör Yamashita'nın yanına vararak geçmiş olsun hediyesini takdim etmişti. Sonrasında yanına gelip neler olup bittiğini sorduğunda eliyle ayaklanan öğrencileri gösterip kendisiyle çağırmış ve sıraya girdikleri noktada fısıldayarak özetlemişti elinden geldiğince kısa bir şekilde: "Ee... Confundus tılsımını işleyecekmişiz bugün. İşlevi ve amacını sordu, Profesör Moore ile ilişkisi yokmuş bunu öğrendik, sorma nasıl geliştiğini olayların; Mirina sineğin tekine Confundo yaptı, galiba sineğin hareketler sapıtmıştı biraz: Başarmış olabilir... Sonra ise... Hah, özellikle muggle'lara yahut diğer büyücülere karşı savunma yahut manipülasyon potansiyelinden söz etti. Uygulamadaysa..." Bir yutkunma ihtiyacı hissetti bu noktada. Yüzünden çekincesi her türlü okunuyordu. Bu esnada dikkat çekmemek ve uzun saçlı cadıyla bozuşmamak için dikkatini profesöre yöneltti bir süreliğine: "Kendisine karşı büyüyü uygulayıp binamıza puan verdirtmemizi istedi. Profesör Yamashita'nın zihniyle oynama potansiyeli biraz çekindiriyor beni desem yeridir. Zira ona uygulamamızı istediyse kendini savunmayacaktır pek fazla..."
Sırayı önce yanındaki Ares'e sunup başarısız oluşunu izledikten sonra dudaklarını büzerek bükmüş ve "Aks be," diye mırıldandı yanından geçen dostuna. Kendisi sıra aldığında ise asasını hazır etmişti çoktan ancak büyüyü uygulamayı deneyeceği anı belli etmek istercesine ince bir hareketle başını öne eğip karşısındaki tılsım ustasına selam vermiş ve ardından asasını bir soru işareti şeklinde sallamıştı: "kon-fhun-do!" Nitekim sarı cübbeli oğlanın oluşturduğu tek pembelik asasının ucunda değil, utançtan dolayı yüzünde belirmişti...
-
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 9, total 9
-
[justify]Zihin ya da bilinç.... İdrak etme kuvvetiyle oynamak. Oldukça riskli ve heyecan veriydi Iris'e göre. Bu tılsımı kullanabileceği birçok yer bulabilirdi lakin birtakım çekinceleri olmasından mütevellit nedense ilk deneyişte yapamayacağını düşünüyordu. Kaldı ki Profesör Yamashita üzerinde deneyecek olmak omuzlarında bir tık yük sayılırdı. Ayrıyeten, bireysel çalışmalarında derse konu olan tılsımı deneme şansı bulamamıştı maalesef. Eğer ki başaramazsa yapana kadar ve yaptıktan sonra da sindirene kadar denerdi. Profesörün belirttiği şekilde sıraya girerken hemen arkasında olan William'a başını çevirerek konuşmaya başladı. "Daha sonra birlikte çalışır mıyız? İksir dersine de bakmış oluruz." William ile ders çalışmanın muazzam bir güzelliği vardı hep. Halihazırda her dersi sevmesine rağmen birlikte çalıştıkları zaman sanki her şey daha da kolaylaşıyordu. William, dediğini kabul ederken aynı zamanda şu anda da yapabileceğini belirterek Iris'e motivasyon sağlamayı eksik etmemişti. Dudaklarının kenarları yavaşça kıvrılarak tatlı bir gülümsemeye doğru dönüşmüştü yüzünde. Teşekkür etti ona bu şekilde. İhtiyaç duyduğu şey buydu. Anlaşmak için kelimelere ihtiyaçları yoktu. Şimdi, yapabileceğine olan inancı yükselmişti.
Sırasını beklerken arada kafasını boşluktan uzatıp bakıyordu. Henüz yapabilen çıkmamıştı. Düşündüğü gibi zor bir tılsımdı. Belki de büyüyü yapacak olan kişinin kafasının belirli bir rahatlık seviyesinde olması gerekliydi. Daha araştırması ve öğrenmesi gereken çok şey vardı. Öğrenmek ömür boyuydu zaten. Önünde hala iki öğrenci varken asasını büyülü sözleri söylemeden önce üç dört kez Profesör Yamashita'nın söylediği biçemde salladı. Gayet basit duruyordu. En azından asa hareketi olarak. Ve sonunda sıra kendisinindi. Sıra ona geldiğinde Profesör Yamashita'nın karşısında olmaktan mıdır nedir bilinmez son zamanlarda büyücedünyanın üzerinde dolaşan kara bulutların ağırlığını hissetmişti. Çok güçlü bir büyücü olduğunu bildiği halde kadının yaşadıklarını düşünmekten dikkati dağınık bir şekilde dışarıya yansımayan bir tedirginlikle asasını salladı "Kon-fun-doe" derken. Nitekim ilk denemesinde asasının ucunda bir ışık huzmesi belirdi belirmesine ancak yeteri kadar kuvvetli değildi ve Profesör'ü etkilememişti. İlk başta hızla düşen omuzlarını bir çırpıda topladı. Başarısızlık olarak değerlendirmektense üstünde daha fazla vakit ayırabileceği bir tılsım olmasına sevinerek deneyim kazanma gözüyle bakacaktı olaya.
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 3, total 3
-
Mirina'nın Profesörün uyarılarına aldırış etmeden yaptığı büyüsü zavallı sineğe isabet ettiği gibi, Bay Renfield'ın kafa karışıklığı ile vızıldayarak sıradan aşağı uçup yere çakılması bir olmuştu.
Şimdi zeminde tepe taklak olmuş halde, can çekişir bir halde kıvranıyordu. Mirina, saçları yüzünün önüne düşecek kadar eğilip sineğe baktı. Tepkisiz, gözleri boşlukta asılı, zor duyulabilecek bir mırıldanma döküldü dudaklarından...
"Bu sinekler gibi mi düşecekler, sivri dişlerini geçiremediklerin? Efendim?"
Göz kapaklarını belli belirsiz kırpıştırdıktan sonra, bilincini tekrar kazanmış bir hasta gibi doğruldu güçbela. Sınıftaydı. Sevmediği o derste... Renkli cübbeli öğrencilerin ileriye atılıp profesöre sırayla büyülü sözcükler fısıldadığını gördü.
Yapması gereken buymuş gibi bir içgüdüyle ilerledi sıraya doğru. Dalgın bir halde sıranın kendisine gelmesini bekledi. Asasını doğrulttu. Birkaç saniye dünyası bulandı. Orada olmaması gereken bir figür belirdi, profesörün yanında. Silindir şapkalı, siyah pelerinli, toparlak bir yüze sahip, garip bir kimse... Asasını profesöre doğrultmuştu. Dudaklarının kıpırdadığını fark etti bu adamın. Duymaya çalıştı, zorlukla da olsa birkaç kelime işitebildi arasından.
"Kont Sati von Richmond! Confundiyarın efendisi! Sizleri şaşırtan, afallatan, aklınızı alan kişi sihirbaz!"
Profesöre asası doğrulmuş halde bunları söylüyor, bir yandan da büyü yapmadan öylece duruyordu. Her an Bayan Yamashita'ya zarar verebilirdi. Mirina Profesörün bu adamı görmediğini dehşet içerisinde fark etti. Sadece kendisi mi görüyordu? Ya- Ya profesör tehlikedeyse! Onu sevmediğini biliyordu. Peki neden zarar görmesini... İstemiyordu...
Allak bullak olmuş duygularının çağrısına kulaklarını tıkadı. Asasını o garip figüre doğrulttu. Hiç tereddüt etmeden, demin okuduğu kitaptan aklında kalan yegane kelimeyi fısıldadı.
"Sizi kurtaracağım Profesör Yamaşata! Confundo!"
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4
-
Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 7, total 7
-
[justify]Tabi ki sevmeyecek o buzdolabını... Profesör Moore ne ya? Franziska biraz daha düzgün bir şey atsaydın bari. Bak bak kadın ne güzel konuşuyor. Diyor ki sıkıcıııı! Diyor ki mankafaaaa! Çok doğru söylüyor. Bir gün gidip bu kadını akşam yemeğinde özel bir şey konuşacağız ayağına yemeğe çıkarmalıyım. İşte klasik ders saçmalıkları olurken ben de yine bir elimi Franziska’nın omzuna attım. Bir elimle de üzüm atıyordum ağzıma.
Diğer yanımda oturan en yakın arkadaşım Winton’a bakmadan “Doğru olanı yapmak neden bu kadar zor ki?” diye fısıldadım.
“Dersi dinliyorum.” diye cevapladı soğuk bir sesle. Ağzıma attığım üzümü dişlerimle delip suyunu emdim hiç ses çıkarmadan. Winton ise biraz bekledikten sonra “Yoksa konuştunuz mu?” diye sordu. Ah benim canım arkadaşım, hisleri nasıl bu kadar kuvvetli bilmiyorum. Cevap vermediğimde “Sana yapma demiştim Eadwig, hiç kendin gibi davranmıyorsun bu konuda.” diye tısladı fısıltıyla. Artık ciddi ciddi azarlıyordu beni.
“Ben bir şey yapmadım.” diye itiraz ettim kafamı onun olduğu yana doğru yatırarak. Hala ona bakmıyordum. “Kendisi geldi.”
“Reddetseydin!”
Döndüm buna ciddi bir tavırla. “Etmedim mi sence?” diye kızdım. “Ben de biliyorum ne yapılacağını... Sadece...” Devamı gelmedi cümlenin.
Yüzüme sinirli sinirli bakan Winton’un gözleri yanımda duran Franziska’ya kaydı. Ardından bir of çekip önüne döndü. “Sonra konuşuruz.”
Ders için sıraya girmemiz gerekene kadar sessiz sessiz oturdum. Benim kafam derste değil, geçmişte yaşadığım şeylerdeydi hep. Bu yüzden sıraya girdiğimizde bizimkilerin arasında sessiz sessiz elimdeki üzüm çöpünü koparıyor, kopardıklarımı da yere atıyordum. Benden önce büyüyü deneyen Gage başarısız oldu. Sıra ona gelene kadar sınıfta neler yaşandı farkında bile değildim. Ki zaten kafamı Charlotte meşgul etmese, bu sefer de arkadaşlarımı tehlikeye attığım için aynı duruma girecektim. Hadi diyelim kafam çok rahat olsun, o zaman da ders umrumda olmadığı için ilgilenmeyecektim. Sıra bana geldiğinde asamı bile çekmemiştim. Profesör Yamashita’nın karşısında 1-2 saniye durdum. Sonra aklıma geldi asamı çıkarmak. Tam bir avel hareketinden sonra asamı kadına doğrulttum.
“Hmm... Confundus?”
Asamdan büyü çıkışmadı tabi ki. Gözlerimi devirip of çektim. Neden buradayım şuan ya? Gerçekten oturup Slytherin öğrencilerinin istatistiklerini falan çıkarsam daha yararlı olurdu. Mutfak gelir giderleri de olur. Aslında en iyisi ne olur biliyor musunuz? Hogwarts 5 yıllık harcama planı. Off, en büyük hayalim. Bu senenin sonlarında ya da son senemde başvuracağım bunu yapmak için. Yönetim, işletme, muhasebe... Düşününce bile heyecanlanıyorum. Büyü yapmak ne yani? Hizmetkarların işi.
Arkamdaki Winton kulağıma “Confundo.” diye fısıldadı.
“Hı?”
“Büyüyü yapmak için Confundo demen lazım.”
“Hmm...” Tekrar aynı şekilde tuttum asamı. “Confundo!”
Bu sefer asanın ucundan bir şeyler çıktı ama istenilen büyü bu değildi sanırım. Çünkü sadece ışık çıkıp minik minik patlamıştı havada. Daha fazla denemek de benim sinirlerime iyi gelmeyecekti. Bu yüzden asamı elimde çevirip cübbemin içine koydum.
“Profesör Yamashita.” dedim. “Ben bu büyüyü pek anlamadım gördüğünüz gibi, eğer meşgul değilseniz bir akşam yemeğinde yanınıza geleyim. Çalışalım. Öğrenemediğim için çok üzüldüm açıkçası.” [/justify]
-
[justify]Deli gibi kaçınıyorum Eadwig ile aynı ortamda olmaktan. Her düşündüğümü duyabiliyor. Ne kadar da korkutucu. Bir şey gizlemek istediğimden değil ama hiçbir zaman ne düşüneceğimi de bilemem ki. Rastgele çalışan bir düşünce yapım var. Dinleyeceğini düşünmesem de tedbirle yaklaşmaya çalışıyorum. Birkaç gün sonra bunun korkusuyla ve tehlikenin farkındalığının anca aklımda yer etmesiyle kaçındım çoğu dersten. Tabi, bu eğitimime iyice mani olmaya başlayınca toparlamaya çalıştım kendimi. Vücudumu zorlayarak dersliğe kadar geldim. Kapıdan girdiğim ilk anda Winton'ı görünce bakışlarımı Eadwig'e çevirmeden hızlıca suçlu gibi kaçmaya hazırlanıyordum. En arkaya geçecektim ve ondan uzakta aklımı koruyarak huzurlu bir şekilde dersten ayrılacaktım. Öyle olmadı. Eleanor beni kolumdan tuttuğu gibi neredeyse çocuğun dibine oturttu. "Ne yapıyorsun?" dedim şokla. Şüpheli şekilde yerimde duramıyor, sürekli etrafa bakıp farklı şeylere odaklanmaya çalışıyordum. Sınıf ne kadar ferahmış. Eleanor yine saçını taramadan gelmiş. Winton'ın varlığı gerici. Mirabelle'i göremedim. Samuel de yok. Hmmm. Canım limonata içmek istiyor. Ev cinleri de keşke bizle derse girse. Sarı saç çıkarma iksiri ile kaç kez kandırıldılar acaba? Sarı saç. Sarı. Eadwig neden yine-HAYIR! OF! Çıldırmak üzereyim. Biri beni tokatlamalı. Neyse ki o sırada kurtarıcı gibi Profesör dersliğe geldi.
Sevmeyeni yoktur bu Profesör'ün. Dünya tatlısı bir kadın bir kere. Ona odaklanarak hem dersi öğrenebilir hem de paranoyaklığı elden bırakabilirdim. Tüm hevesimle dinlemeye koyuldum. Sorduğu soruyu düşünecek kadar odaklanamadığımdan arada bir kolumu çimdiriyordum kendimi hizada tutmak için. Kafa karıştırma büyüsü çok işime yarardı. Protestolarımda beni zorlayan tiplerin üzerinde kullanabilirdim. O sırada Eleanor dürttü beni. "Profesörün ne dediğini duydun mu? KSKS Profesörü için." Ne dedi ki? İki dakika yararlı şeyler düşünemiyoruz. "Yok." diye yanıtladım fısıltıyla. "Aralarında nasıl bir şey olmaz? İlgisini çekmiyormuş. Tek düze dedi adama ciddi ciddi." Eleanor dedikoduya bayılır. Orada bir kalakaldım. Profesör Moore'a çoğunlukla karın ağrısı olurum, derslerini eleştiririm ama adamı hiç tek düze olarak nitelendiremezdim. Adam yakışıklı bir kere. Bilgi de dolu."Stabil birisi bence." Onu hoş yapan da buydu. "Ya tamam, neden bunları konuşuyoruz? Derse odaklanalım hadi." dedim. Alıcı gözle bakmış gibi olmak utandırmıştı beni ve bir hayli rahatsız etmişti. Ciddileşmeye çalışarak Profesör Yamashita'yı göz hapsine aldım. Herkese tek tek dönüş yaptıktan sonra sıraya geçmemizi söyledi. Teoride hep iyiydim. Pratik de ise vasat olabiliyorum. Yine de tılsımda daha yetenekliyim. Deneyeceğim şansımı. Aktivitelerim için bu büyüyü yapabilmem lazım. Ben böyle düşünürken sıra Eadwig'e geldi. Bir önümde Winton var. Arkamda da Eleanor. Çekindiği için beni öne attı. Kaçamadım daha fazla. Büyüyü yapıp yapamayacağını merak ediyordum. O sırada sözleri fısıltıyla söylemeye çalışıyor, asamı sallıyordum hoyratça. Güya uzaklaştıracaktım aklımı. Merakıma yenik düşerek Winton'ı da biraz itelemişim o sırada. "Pardon. İzninle." diyerek ben de onu bir arka sıraya attım. Hala asamı sallıyorum ama kulağım Edwig'e asılı kaldı. Yapamadığı için üzülmüşmüş. Hadi len oradan. Bu da bizi koparacak iyice. Şuna bak. İnsan profesörüne asılır mı ya? Kıskanmamam gerekliydi. Ama bütün iblisler çöktü mü benim omzuma? Çöktüler. Git kopar kafasını diyorlar bana. Neden yapmayayım ki? Zaten bütün gün kızlarla takılıyor. Her gün bir başkasıyla sarmaş dolaş. Sarı papatya tam. Yolmaz mıyım ben seni? Yolarım. Şimdi sırası değil sadece falan diye de bir yandan mantığımı konuşturmaya çalışıyordum hala. O sinirle asamı daha hiddetle çevirdim sözü söylerken. Asamın titreştiğini hissedince eğdiğim başımı kaldırıp Eadwig'e baktım. Çocuk irkildi bir. Yoksa!? Tuttu mu? Olmuş, olmuş. Kucağıma düşen quaffleı o çembere sokmaz mıyım ben şimdi? Asarım o çembere. Bu akşam, saat sekiz, Kara Göl. diye iç geçirdim. Duyuyor beni nasılsa. Hele bir gelmesin. Bakış attı bir yandan dönüp. Mesaj iletilmiş demektir. Profesör, Eadwig ile ilgilenip cevabını verdikten sonra o sıradan ayrılmadan tam önce elimin birini arkasından omzuna belli belirsiz yerleştirip kendimce bir uyuzluk yaptım minik şekilde omzunu sıkarak. Malum, Eadwig sıradan ayrılırken yaşananları anlayıp anlamadığımdan emin olamadığım için mahcup bir şekilde karşısına geçtim kadının. Yutkundum bir. Aklım öyle bir dağıldı ki asamın ucundan çıkan ışık gözle görülemeyecek kadar ufaktı. "Üzgünüm Profesör." dedim utana sıkıla.
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 6, total 6
-
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 3, total 3
Henüz dersliğe adımını bile atmadan gerginliği iliklerinde hissettiği bir gün olmuştu William için. Saldırının ardından bilinci neredeyse kapalı halde gördüğü profesörünün dersine girecekti sonunda tekrar. Belki de André’nin durumunun aciliyeti olmasa altından kolay kalkamayacağı bir manzaraydı; şimdi ise mutlu sonuna ulaşan bir hikaye gibi geride kalabilirdi. Bütün bu farklı yönde duyguların ağırlığıyla ne düşüneceğini bilemez haldeydi William da.
Hayatın oynamayı sevdiği küçük oyunlardan mıydı bilinmez, derste öğrenecekleri büyü de William’ın içinde bulunduğu karmaşayı yansıtacak en uygun seçimdi. Hem de kısa süre içinde bu büyüyü profesöre karşı uygulamaya çalışması gerektiğini duyacaktı; kısa süre önce sağlığı için endişe yaşadığı kadına… Hayat gerçekten de seviyor olmalıydı böyle şakaları.
Yaşadığı ikilem ne kadar güçlü olursa olsun çabalamayacak değildi elbette, elinden geleni ardına koymayacaktı. Bu nedenle herkes profesörün karşısında dizilmeye başladığı sırada çoktan analize başlamış gibi görünen Peter’ın yanına yaklaştı. Zihni aklının içindeki tıkırtılarla meşgul, dalgın gibi duran bakışları da aslında büyük bir dikkatle önündeki kalabalığın yapacaklarını takip eden delikanlıya onun ifadesini taklit ederek:
“Ne dersin, orta seviye?” “I-ıh! Daha zor. Belki orta-üstü.”
“Asa hareketi biraz… ” “Başlangıç önemli gibi, oradaki o…”
“Kavis evet; gerisi…” “Gerisi önemli değil.”
“Hareketi kolay, telaffuz kolay, öyleyse neden…” “Zor olduğunu mu düşündüm? Bence sorun uygulamakta.”
”Hadi ama, odaklanmaktan falan mı çekiniyorsun, sen belki de tanıdığım en….” “Kontrollü? Mantıklı? Peki ya bu sefer başarmak için odaklanmak dışında bir şey gerekiyorsa?”
William bu şaşırtıcı düşünce üzerine bakışlarını sıra oluşturan arkadaşlarından ayırıp Peter’a çevirmişti şüphe ile.
“Başka ne olabilir ki?” “Ya büyü zihinsel bir izdüşüm mantığıyla çalışıyorsa? Kendi hayalgücünün bir yans…”
“Yansıması! Tıpkı Patronus büyüsü gibi!”
Tahminin üzerine daha fazla yorum yapamadan ona doğru dönüp ders çalışmayı öneren Iris’in sözleriyle bölündü. Aklı hala öneriyi tartmakla meşgul iken gülümseyerek yanıtladı “Tabi ki sevgilim, iksir notlarım zaten hala sende, hani ben uyurken benim yerime de geçirdiğin notlar.” Iris önüne geri döndüğü esnada Peter’ın söylediği şeyin anlamı daha bir dank etmişti. Eğer tahmininde haklıysa, büyüyü yapmak için çok analize girmemek gerekiyordu. Hedefin kaybolacağı bir belirsizlik yaratmak gerekiyordu. Zihni boşaltmak gerekiyordu. Peter’a dönüp:
“Eğer haklıysan, fazla dikkatli olmak bir dezavantaja dönüşüyor.” “ Evet aynen öyle.”
“Bu durumda ilk seferde yapmanın imkanı yok!” “Şüphesiz! Ama senin oldukça yüksek bir şansın var Will.”
“Sağol ya! Kendime güvenim yerine geld-”
O sırada şansını deneyip başarısız olan Iris’i fark etmesi ile Peter’ın tahminine daha yüksek ihtimal vermeye başlamıştı; Iris bile yapamadıysa bu açıklama oldukça yerinde olurdu. Profesör Yamashita’nın karşısında yerini alırken bu fikre bir şans vermeye karar vermişti bile. Biraz sonra yapacağına tezat şekilde yapabildiği en sıcak tebessüm ile “tekrar iyi olmanıza sevindim profesör.” dedi ve büyülü sözleri söylemeden önce zihnini boşaltıp, kendi de içine bolca düştüğü kafa karışıklığına kilitlendi.
Sihir tarihi dersinde sadece birkaç dakika gözünü dinlendirip dönünce hissettiklerine odaklandı; Iris ona her ‘tamam istediğini yap’ dediğinde ne yapması gerektiğini çözmeye çalışırken hissettiklerine odaklandı; Alfred’in Quidditch ligindeki filanca takım yenilip, öteki berabere kalırsa, aynı zamanda da diğerinin oyuncusu sakatlanırsa onların takımının nasıl şampiyon olacağını anlatırken hissettiklerine odaklandı…. Ve söyledi: “Confundo”
Asasından çıkan ışık oldukça tatmin edici şekilde parlasa da William emin değildi, büyüsü onu da etkilemiş gibi duruyordu. Yine de şansını denedi: “Imm…Profesör, rica etsem on puan alabilir miyim acaba?”
-
Önünde düzensiz bir sıra oluşturmaya başlamış artık pek de minik sayılamayacak öğrencileri nasıl bir performans ortaya koyacak doğrusu çok merak ediyordu profesör. Sırasına geçmeden önce getirdiği bir demet papatyayı bir şövalye edasıyla takdim eden Ares ilk deneyenlerden olmuştu. 'Zor bir tılsım...' diye geçirdi aklından Bella. 'İlk seferinde çoğunun başarılı olmasını beklemiyorum, hele de bana karşı. Ancak şu anki tavır ve tutumlarını gözlemleyebilirsem nasıl gelişebilecekleri hakkında yardımcı olabilirim. Doğru telaffuz ve hareketin de yine önemli olduğu ancak en önemli etmenler olmadığı bir büyü bu nihayetinde.'
Ravenclawlı öğrencisinin büyüyü daha yapmadan gelen talebine karşılık 'Buyurun öyleyse,' anlamında bakışıyla izlemeye koyuldu çocuğu. Daha asa hareketiyle birlikte yanlış gideceği belli olan Ares'in başarısız denemesine cesaretlendirici bir gülümseme bıraktı. "Merak etmeyin hiç Bay Caldecott, 'doğru şekilde hissedebildiğinizde' bu büyü de başarıyla çıkacaktır."
Ardından Bella'nın saçlarından en ufak bir beyin nöronuna kadar tasvip etmediği öğrencisi Fransizka geçti karşısına. 'Bu çocuğun sorunu tam olarak ne karar veremiyorum. Hareketleri arkasında bir amaç barındırmıyor olması mı yoksa genel olarak amaçsız tavırları mı beni üzen acaba? Aslında odaklansa ve karar verse potansiyeli var gibi de ancak o kadar ayrıyız ki asla ayn dilde konuşmuyor gibiyiz.' Düşüncelerini kızın asasından çıkar gibi olan belli belirsiz bir renk huzmesi böldü. "Bayan Strömm," diye mırıldanarak eliyle sıranın dışına doğru buyur etti kızı. ""Amaç yok, evet evet," diye mırıldandı bir sonraki öğrencisi deneme yaparken. Ancak Hufflepuff'lı genç öğrencisi de Fransizka ile aynı kaderi paylaşmıştı. "Bay Sigurðsson, gerçekten bu tılsımı yapma amacıyla mı geldiniz karşıma? Bu soruya yanıt bulmak bir sonraki denemeniz için size büyük bir kolaylık sağlayacaktır."
Sayısız öğrenci sırayla asalarını salladılar karşısında. Kimi kadının yüzüne doğrudan bakmaya çekinen kimi de adet yerini bulsun diye yapacağına hiç mi hiç inanmayarak büyüyü deneyen öğrencilerdi. Uygulamada gözlemlediklerini aklının bir köşesine not etti, yer yer ufak birkaç yorum eşliğinde sıradakini buyur etti. André'nin çekinerek uygulama girişimde bulunduğu denemeyi ve ardından çocuğun belki utançtan belki de başarısızlıktan oluşan kızarlığını da suratında anlayışlı bir tebessümle uğurladı.
İçine efsanevi Japon cinlerinden biri girmiş gibi kendisine doğru hareket eden Mirina'yı inceliyordu şimdi. Daha doğrusu incelemeye çalışıyordu çünkü hareketsiz kız hareketsiz olduğuna yemin edilebilecek bir hızda asasını kaldırmıştı, sonrasındaysa yüzü dehşet ve şaşkınlık içinde Bella'nın sadece arasından "Karmaşita"ya benzer bir şeyler anladığı sözler haykırıp ardından fısıldayarak büyüyü yaptı. Başarısız bir şekilde büyüyü fırlatan kolunu yakaladı kızın ani bir refleksle. Şok geçiriyor olabilirdi, hemen müdahale etmesi o yüzden daha iyi olurdu. "Aguamenti," sözü eşliğinde asasını kızın suratına doğrulttu. Asanın ucundan bir kovadan biraz daha fazla miktarda su fırladı kızın kuzgun/karga arası bir renge sahip kara saçlarına doğru.
" Bayan Blackbird, iyisiniz umarım. Asırlardır öğle yemeği yemiyor gibi duruyorsunuz. Ya da şu bitkilerden yanlış birini kokladınız herhalde. Sizin gibi toy bir cadı için fazla tehlikeli. Bence siz başka bir kola yönelin, belli ki size iyi gelmiyor. Eksantrik bir doğanız var, onu kullanın mesela." Sırılsıklam kızı şöyle bir süzdü sözlerinin ardından, tuttuğu kolu bıraktı. "Büyüyü denemiş bir arkadaşı Bayan Blackbird'e eşlik edebilir mi sırasına geçerken? Eğer gönüllü çıkmazsa Bayan Strömm etsin."
Birbirlerine iyi geleceklerini düşündüğü iki genç kızı ardında bırakıp gerçekten buraya öğrenip uygulama yapmak için gelen öğrencilerine döndü geri. Iris de bu öğrencilerden biriydi. Güzel kızın kuşkusuz yeteneği ve isteği vardı ancak bu tılsım için doğru notaları yakalayamamıştı henüz belli ki. "Zihninizin sizi yönlendirmesine izin verin Bayan Ashworth, doğru cevaba ulaşacağınıza eminim," diyerek cesaretlendirici bir gülümseme yolladı sıranın arkasına doğru hamle eden kıza.
Şimdiki talihli; başarısız da bir denemenin ötesinde, 'denenmemiş' denilebilecek bir büyü yollayan Boleyn genciydi. En azından doğru sözlerle yaptığı bir teşebbüsün daha ardından hiç uzatmadan Bella'ya da bariz olan gerçeği söyledi. " Bay Boleyn, tabii ki yardımcı olurum. Uygun bir vakit için size not yollarım. Öğrenmek için istekli oluşunuza sevindim ancak bu büyünün uygulamasında pek yardımcı olabileceğim bir şey yok bilmenizi isterim." Kafasını en azından bu durumdan memnun bir halde salladı çocuğa. Hemen ardından Charlotte'un başarısız büyü denemesi kızcağız açısından biraz fazla bir utanca sebep olmuş gibiydi. "Üzülmeyin Bayan Rillian, şimdiye kadar başarıyla uygulayan olmadı zaten. Pratik yaparak ve büyü doğası üzerine düşünerek eminim yapabilirsiniz siz de. Kendinize biraz zaman tanıyın, olur mu?" diye teselli etmeye çalıştı Hufflepuff'ı. Acaba çok mu erkendi bu büyü için? Belki son olan olaylar öğrencilerini tahmin ettiğinden de fazla etkilemişti. Nihayetinde çok uzun zamandır görmüyordu hiçbirini, o yüzden de gözlem şansı pek olmamıştı cadının.
Ancak Tanrı, ruhlar, kader ya da Kamisama kadının Charlotte'a söylediği sözleri duymuş ve aksini kanıtlamak istemiş olacaktı ki nazik bir selamlama ile karşısına geçen William büyüsüyle Bella'nın zihnine anlık bir boşluk yerleştirdi. Kadının dudaklarından bilinçli bilinçsiz; "Bay Harker'a 10 puan," sözleri döküldü zayıfça. Mirabella'nın yüzü belki de son aylardan beridir hiç sahip olmadığı parlak bir gülümsemeye büründü. tüm sınıfa dönüp gür bir sesle; "Çok iyi, çok iyi. İlk deneme adına oldukça başarılı. Dürüst olmak gerekirse bugün için bundan daha azını bile beklemiyordum. Evet, aslında dersten çıkabilmek için de bana başarıyla büyüyü uygulamanız gerekli derdim ancak açıkcası başka bir öğrencimin daha kafasından aşağı su boşaltmak ve üzülen yüzler görmek istemiyorum. Önümüzdeki haftalarda confundo pratiği yapmaya ve kendi doğru yöntemimizi bulmaya çalışmaya devam edeceğiz. Tekradan uyarayım: Eğer bu büyüyü bir öğrenciye, özellikle de alt sınıflara uygularsanız size adını dedelerinizin bile bilmediği, etkilerini ise size uygulanmasına rağmen sizin bile anlamayacağınız tılsımlarla ceza veririm." Yüzüne tatlı bir ifade yerleştirerek sözlerini sonlandırdı. Başlarına gelecekleri anlamasalar da tahmin edecek ihtimaller bırakmıştı en azından onlar için sözünü dinlemekleri takdirde. Dersliğinin kapısı yavaşça dışarı doğru savruldu, çıkabilirlerdi.