1
Birleşik Krallık / Ynt: Ay Işığı ve İzmaritler
« : 18 Eylül, 2022 17:13:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Athelia ne zaman mor bir elbise giyse babası ona gözlerini öne çıkardığını söylerdi. O yıllarda herhangi bir elbisenin kadınların özelliklerini öne çıkarması beklenmezdi; gerçek kıvrımları, kişilikleriyle ve boyanmamış güzellikleriyle birlikte korselerin arasına sıkıştırılırdı. Ana fikir hepsinin birbirine benzemesiydi, en azından o öyle düşünürdü. Denizle çevrelenmiş İngiltere'nin dalgaları tek vuran şeyin insanları olduğu Londra'sında yaşıyordu; kalabalığın arasında yürürken gözlerin hiçbir kadının üzerine toplanmaması gerekirdi, ne kadar güzel olursa olsun o da diğerleri gibi gözükmeliydi. Eğer cinsel ilişkilerde yeterince deneyimsizseniz sizin kadınınız bir tanrıça olurdu. Kadınlar içinse deneyim diye bir şey yoktu; belki de bu yüzden erkeklerine hizmet ederken seslerini çıkarmıyor, daha iyisi olabileceği ihtimali üzerinde durmuyorlardı. Athelia ise güzeldi, güzellik kelimesinin sözlük karşılığıydı belki de; yürürken insanların ona bakmasına yol açıyor, bundan çekinmiyordu. Bu yüzden hiçbir insan nefretle maskelenmiş aşkını ona sunmaktan kendini durduramıyordu.
Arkadaşıyla buluşacağı sokağa doğru ilerken her bir adımı sokak ışıklarıyla aydınlatılan hatlarını zarafetle oynatmış, dudaklarında purolarıyla caddelerde terör estiren beyefendilerin tacizlerini görmezden gelmişti. Eteği bileklerini gösteriyordu; elbisesinden bir ton daha koyu ayakkabıları kaldırım taşlarında ritim tutuyor, adımını fazla uzun tuttuğundaysa gizli olması gereken bedeni bir sima şeklinde görünüyordu. O güne kadar bütün giysilerini ona çalışan terzilere diktirmiş, tasarım aşamalarında kendi sözünden başkasını kabul etmemişti. Elbiseleri bağnaz insanların ahlaksızlık olarak adlandıracağı, onunsa umursamadığı kumaşlardan yapılırdı; renkleri o seçer, kol ve boy uzunluklarını o belirlerdi. Üvey annesi böyle elbiselerle herkesin ona fahişe diyeceğini söylemiş, o duymazdan gelmişti. Ona ne dediklerini umursamıyordu, en azından kendisini durumun böyle olduğuna kandırmıştı; o, arkasından bakakalan, "hanımefendi..." mırıltılarıyla önünde eğilen, şapkasını çıkaran veya savsak bir reverans yapan erkekleri görmemeyi öğrenmişti.
Duvar kenarında dalgın bakışlarını şehrin görünmeyen kısımlarına diken Ares'e katıldığında bütün şehir karanlığa gömülmüş, güneşin yanıltıcı ışıklarında birer beyefendi olan adamlar kendilerinden bile gizledikleri dürtülerine teslim olmuşlardı. Çok değil, yalnızca birkaç sokak uzakta bir fahişenin önünde diz çöken kişi Ulaştırma Bakanından başkası değildi. Athelia ise hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi oradan geçip gitmiş, sabırsız bir şekilde parmaklarıyla duvarda ritim tutan arkadaşını üzerine duman üfleyerek selamlamıştı.
Birkaç dakika öncesinin acısından hala gözleri kızarık olan Ares'i sigarayı dudaklarından ayırmadan, boğuk bir sesle cevapladı. "Ne derler bilirsin, eğlenirken zaman hızlı geçer." Dumanı geri üflerken hafifçe öksürdü. "Çıtıpıtı sevgilinle evlilik planlarına başladınız mı bari?"
Arkadaşıyla buluşacağı sokağa doğru ilerken her bir adımı sokak ışıklarıyla aydınlatılan hatlarını zarafetle oynatmış, dudaklarında purolarıyla caddelerde terör estiren beyefendilerin tacizlerini görmezden gelmişti. Eteği bileklerini gösteriyordu; elbisesinden bir ton daha koyu ayakkabıları kaldırım taşlarında ritim tutuyor, adımını fazla uzun tuttuğundaysa gizli olması gereken bedeni bir sima şeklinde görünüyordu. O güne kadar bütün giysilerini ona çalışan terzilere diktirmiş, tasarım aşamalarında kendi sözünden başkasını kabul etmemişti. Elbiseleri bağnaz insanların ahlaksızlık olarak adlandıracağı, onunsa umursamadığı kumaşlardan yapılırdı; renkleri o seçer, kol ve boy uzunluklarını o belirlerdi. Üvey annesi böyle elbiselerle herkesin ona fahişe diyeceğini söylemiş, o duymazdan gelmişti. Ona ne dediklerini umursamıyordu, en azından kendisini durumun böyle olduğuna kandırmıştı; o, arkasından bakakalan, "hanımefendi..." mırıltılarıyla önünde eğilen, şapkasını çıkaran veya savsak bir reverans yapan erkekleri görmemeyi öğrenmişti.
Duvar kenarında dalgın bakışlarını şehrin görünmeyen kısımlarına diken Ares'e katıldığında bütün şehir karanlığa gömülmüş, güneşin yanıltıcı ışıklarında birer beyefendi olan adamlar kendilerinden bile gizledikleri dürtülerine teslim olmuşlardı. Çok değil, yalnızca birkaç sokak uzakta bir fahişenin önünde diz çöken kişi Ulaştırma Bakanından başkası değildi. Athelia ise hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi oradan geçip gitmiş, sabırsız bir şekilde parmaklarıyla duvarda ritim tutan arkadaşını üzerine duman üfleyerek selamlamıştı.
Birkaç dakika öncesinin acısından hala gözleri kızarık olan Ares'i sigarayı dudaklarından ayırmadan, boğuk bir sesle cevapladı. "Ne derler bilirsin, eğlenirken zaman hızlı geçer." Dumanı geri üflerken hafifçe öksürdü. "Çıtıpıtı sevgilinle evlilik planlarına başladınız mı bari?"