17 Nisan, 2026 09:19:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 6
16
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: Argumentum A Fortiori (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm III)
« : 05 Ağustos, 2022 02:24:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bir merminin sol köprücük kemiğinin tam ortasından Yıldırım çarpmışçasına bedenine girip kemiği paramparça etmesinin verdiği acı ve şokla birlikte bir anda olduğu yerden yana doğru içgüdüsel biçimde kaçıvermişti Alpharian. İlk mermiden kısa bir süre sonra sıkılan diğer mermiler de sırayla kafasının üstünden vızıldayarak geçiyorlardı arkasında saklandığı bacanın tuğlalarını teğet geçerek. Düşüncesizce yaptığı bir eylem sonucunda aldığı düşüncesizce bir yaraydı bu ve cebinde sakladığı Wiggenweld İksiri'nin kolayca iyileştiremeyeceği bir sorundu. Bu nedenle hem iksir hem de asasının yardımıyla şimdilik yeterli iyileşmeyi sağlayabileceğini düşünüyordu. Adrenalin nedeniyle daha acısını tam olarak sezemediği yaralanmasına doğrultmuştu asasını; ilk önce "Brackium Emmendo" komutuyla asasını sallayarak kıymıklanarak parçalanmış olan kemiğini düzeltecekti, sonrasında "Vulnera Sanentur" büyüsüyle kemikle çarpışmasından şarapnellenen mermiyle birlikte yırtılan kaslarını birleştirecek ve en son da bir "Episkey" ile derisinde olabildiğince az yara izi kalmasını sağlayarak iyileştirmesini sonlandıracaktı. İksirle birlikte şu an için yeterli geleceğini düşünüyordu bunların, ne de olsa her zaman için Mali-Phali-Ty-Co'nun Scrinium bölümünde kendisine yardımcı olabilecek uzmanlar bulabilirdi. Orada bulamasa bile St. Mungo ne güne duruyordu?

Kana bulanan gömleğini temizlemek için harcayacak zamanı olmadan arkasına saklanabileceği sonraki sığınağa doğru ilerlemeliydi çünkü çokça zaman harcamıştı bile ve üzerine sıkılan son mermiden beri kim bilir kaç dakika geçmişti bilemiyordu. Yine de DeWitt kaçmayı değil de yattığı pusuda beklemeyi seçmiş olacaktı ki, Lautus yerinden ayrıldığı anda bir mermi daha yakınlarında bir yerlerden sekivermişti. Merminin böylesine yüksek bir hızla hedefine varmasından biraz sonra onu ileri iten barutun patlama sesinin gelmesi; hem adamın nerede olduğunu kestirmekte sorun yaratıyor, hem de "Protego" gibi olağan bir büyüyle insanın kendini savunabilmesi için fazla öngörülemez oluyordu. Yine de tüm bu ölümcül koşturmaca içinde yankılanan patlama sesi ve yanan baruttan geriye kalmış olan duman, nişancının yerini açığa vurabiliyordu. Alpharian ne derecede kıstırılmış olsa da durduğu yerde bir Keklik gibi avlanmayacaktı, yo; öleceği kesinleşmiş bile olsa hedefine varmayı denemeye devam edecekti. Çevresine bakabildiği kısacık saniyeler içinde DeWitt'in görüş açısından çıkabileceği tek bir yer bulabilmişti, o da bir kilisenin çan kulesine benzer bir boşluğa sahip bir yerdi. Lautus hızlı adımlarıyla ve yer yer eğile-koşa ilerleyerek oraya varıp üzerine tutulan keskin nişancı tüfeğinin görüşünden kaçabilmeyi planlamıştı. Bel seviyesini anca aşan yarım duvarlık engeli aşıp, çapraz kenarındaki ikinci engelin de üstünden atladığında karşısında biraz önce omzundan yaralandığı çatının yanından ilerleyen bir koridorda bulmuştu. Daha birkaç adım atamadan üzerine çullanan ve DeWitt'in adamı olduğu çok ortada olan bir korumanın ellerinde tuttuğu tüfek için kısa bir süre güreşmiş olsalar da, tüfeği adamın kollarından ayırmadan burnunun köprüsüyle buluşturmasıyla birlikte kollarından kurtulmuştu suikastçı. Yüzüne aldığı ağır hasarla birlikte dengesi bozulan koruma, Alpharian için kolaylıkla kullanacağı bir canlı kalkana dönüşmüştü. Tek mermilik tüfeği karşısına çıkan ikinci adam için harcayan Lautus, sonraki için tüfeği bir mızrak gibi kullanıp süngüsüyle bir can daha almıştı. Devamı ve arkasından yetişebilenler için de asasını kullanmaya başlamıştı artık...

Hızla alt ettiği birkaç Büyücü'den sonra karşısında duran ve bulunduğu binadan en az iki kat daha yüksekte olan binanın kiremitli çatısına doğru bacaların arasından geçe geçe ilerledi Alpharian. DeWitt'in ölümcül mermilerinden uzak durmalıydı ama bunu yaparken de adamı elinden kaçırmaması gerektiğini biliyordu. Neredeyse büyük ölçekli basamaklar gibi duran çatılar arasından ilerlemeye devam ediyorlarken, mahalle patlayan silah seslerinden ve koşuşturan bekçiler ile korumalar nedeniyle karmaşa içine girmişti bile. Çoğu sivil kendini güvenli yerlere ve evlerinin içine atıyorken, bazılarının isteklice yaşanan hareketliliği izliyor olması insanlığın Doğa'sından gelen bir şeydi. Bu sırada üzerine yağan her türlü saldırıya karşı asasıyla kendini korumaya çalışan Lautus'un gözlerine DeWitt'in Soluk Gri renkli üniformasının sırtı çarpmıştı; geniş açıyla çevresini dolanmak yerine, hedefine kaçarken daha direkt bir yoldan yaklaşması gerekiyordu. Ara sıra arkasını dönüp, kısa süreyle keskin nişancı tüfeğindeki teleskopik dürbünle kendisine nişan alan adamın mermisinden uzak duruyordu ve ıskalanan her mermiden sonra bu "Tavşan kaç/Tazı tut!" oyununda biraz daha yaklaşıyordu hedefine Alpharian. En sonunda yüksek iki binanın üzerinde konuşlanmış DeWitt'in kolay yoldan ulaşabileceği son mermilerini de harcadığı, Alpharian'ın ise beyninin çığlık çığlığa bu tehlikeli durumla ilgili uyarıları dinlemeden koşaradım tırmandığı bir ana varmışlardı. Son mermi de sıkıldığında Lautus ateşleme aksamının mekanik hareketlenmesini duymasıyla birlikte, sanki eylemlerini içgüdülerinde yatan hırçın bir hayvan kontrolü ele almışçasına eğilmişti. Siyah giyimli katilinin sağ omzunun kasları içinden derince bir yara bırakarak sıyıran mermi kim bilir aşağıya yönelik açıyla ateşlendiği için kimin yaşamını sonlandırmıştı. Artık uzun bir kovalamacanın sonuna gelmişlerdi ve Alpharian adımları altında tıkırdayan kiremitlerin örttüğü çatılarının en tepesine vardığında, geriye aşağı inmesinden başka bir yol kalmamıştı. O bu yokuşu tırmanırken DeWitt çoktan karşı binanın kenarları diz boyu duvarlı terasına varmıştı bile. Hızla kendini ileriye atan ve sırt üstü çatıdan aşağı kayan Lautus, kölecinin pantolon cebine sokuşturduğu asasını görmemiş olacaktı ki kaymaya başladıktan biraz sonra topuklarının eşiğine değmesiyle birlikte; DeWitt'in illüzyon büyüsüyle tılsımlanmış olan çatının sonuna ulaşmıştı ve iki bina arasındaki boşluğun üzerinde kaza yapmış bir Uçan Süpürge'den fırlamış gibi süzülmeye başlamıştı.

Zaman durmuş denilebilirdi Alpharian için. Alması gereken kararlar, aldığı kararlar ve almamış olması gereken tüm kararlar gözlerinin önünden geçiyor gibiydi adamın. Yok, hayır; yaşantısı "Bir film şeridi gibi" gözlerinin önünden geçmiyordu bu ölüme belki de asla hazır olamayacak adamın. Daha çok, şu an hangi taktikle ölümden kurtulmak ve daha da çok bu Dünya'ya bir ölüm daha kazandırmanın peşinde patlıyordu nöronlarındaki Takyon'lar. En son çocukken denediği ve çok uzun zamandır kullanmak usunda yer etmemiş bir yöntem denemeyi seçti çok az seçenekler içinde zamanı kalmamış olan adam; çocukken okuduğu kitaplardan birinde geçiyordu İkarus adı, Yunan Mitoloji'sinden bir karakter, hani şu herkeslerin bildiği...
"Wingardium Leviosa!" komutunu verdi omuzlarının üstünden sırtını anca kapatan çeyrek boylu pelerinine; iki apartman arasından geçen sokağın sert taşları üzerine düşüp ölmek yerine, karşı terasa sırtında bir paraşüt varmışçasına güvenle inmeden önce. Omuzlarının üstünden, koltuk altlarından ve sırtından deri kayışlarla güvenle gömleğini ve kendisini saran pelerin kopmadan yırtılmadan dayanmıştı bu neredeyse 3-4 saniyeyi aşmayan kısa süreli süzülme eylemine. Teras'a iniş yaptığında DeWitt'e arkasını dönmek çok da akılcı bir eylem olmasa bile arkasından gelmeye çalışacak birileri olmaması için "Bombarda Maxima!" diye akciğerleri ile ses tellerinin tüm gücünü kullanmıştı deliler gibi çarpan yüreğinin pompaladığı adrenalinle.
Jeffrey Thomas DeWitt adlı adama doğru arkasını tekrar döndüğü anda da daha dingin bir ses ve az da olsa rahatlamayla "Protego Totalum..." büyüsü dudaklarından dökülerek asasını zemine doğrulttu Alpharian. Avıyla en sonunda tek başınalardı artık.

17
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: Argumentum A Fortiori (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm III)
« : 02 Ağustos, 2022 16:47:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Artık gizlilik isteğe bağlı ama acıma duygum da öyle!" diye söylendi kendi kendine adam, dışarıya karşı içindeki çalkantılarla dolu bir volkan patlamasını andıran duygularını vurmuyor olsa bile görevinde başarısız olmayacak seviyede çoşku doluydu içten içe. Deponun üst katındaki yürüyüş iskelesinin tahtalarından gelen gıcırtı Alpharian'a çevresinin sarılmaya başladığını ortaya koymuşsa da, kimseden bir söz ya da hareket gelmemesiyle birlikte sessizlik yeniden ortamda etkisini sürdürmeye başlamıştı.
"Ee? Şimdi ne, köleci?" dedi Lautus, azalan dayancıyla.
"Bana öyle seslenme!" diye çıkıştı gölgelerden bir ses. "Ben yalnızca onlara yardım etmek istiyorum, zamanında bana edildiği gibi..." diye devam etti sözlerine. Alpharian için, tüm deneyimlerine karşın, sesin geldiği yönü kestirmek kolay değildi. Hedefin tek bir yerde durmadığı ortadaydı, ancak yavaş adımlarıyla yerini değiştirmesinden daha çok bu oldukça büyük odada yankılanan sesi böylesi yanılsamayı sağlıyordu.
Alpharian da tek bir yerde durmuyordu, adımları çevrelendiği bu ışıksız ortamda kaç düşmanla karşı karşıya olduğunu hesaplama amacıyla çember çizdiriyordu ona; "Onları böylece tutsak tutarak hiçbir iyilik yapmıyorsun." dediğinde.
Adamın sesi her karşı savında azalan dayancıyla daha da yükseliyordu; "Tutsak mı? Onları güvende tutuyorum ben. Gelecek yolculuklarının sonundaki kurtuluşları için hazırlıyorum!"
Bu sözler duvarlarda yankılandığı sırada Alpharian'ın gözlerine parmaklıkları arkasında korkuyla kendine sarılmış biçimde saklanan, oturduğu yerde ileri-geri sallanan, umutsuz bakışlarla ses çıkaramadan Lautus'un gözlerine bakışlarını kilitleyen insanlar çarpmaya başlamıştı;
"Ne yolculuğu? Ne kurtuluşu? Onları yaşam boyu sürecek bir işçiliğe ve kaçınılmaz ölümlere gönderiyorsun!"
"Bir şey bildiğin yok, katil! Seni buraya getirtmek bile bir düşüncesizlikmiş, bu ortada. Görüp anlayabileceğini düşünmek de..." bu sefer iyiden iyiye incinmiş gibi çıkıyordu adamın sözleri ağzından.
"Anlayacağımı anladım ben!" dedi Alpharian neredeyse havlarcasına, dayancının sonuna gelmişti ve karşısındakinin de eşit seviyede ılımsızlaştığını sezebiliyordu;
"Göster kendini!"
Zeminden metrelerce yukarıdaki yürüyüş iskelesinin kenarlarındaki korkuluklara tutunan, püsküllü Beyaz eldivenleri olan bir el göründü. Adam gölgelerden çıkmamaya devam ederek, Alpharian'ı yoluna getirmeye çalışmaya devam ederek ona seslendi:
"Ah, demek seni buraya çağıran adamı görmek istiyorsun?" diye biraz önceki sözlerinden çok daha canlı bir sesle.
"Kimse beni buraya çağırmadı. Kimsenin buyruğuyla da değil, kendi isteğimle buraya geldim!" diyerek çıkıştı Lautus ama sözleri adamdan gelen canlı bir kahkahayla kesilircesine bitmişti:
"Öyle mi? Kim bir Animagus ya da Metamorfmagus gelmesin diye, içeriye temiz hava bile almama pahasına aylardır kapalı duran pencerelerin kilitlerini açtı sana? Kim temizledi yolunu? Tek bir adamıma bile bıçağını bir kerecik olsun çektin mi şu ana dek? Hayır... Hepsini, senin için yaptım. Gerçekleri görebilesin diye!"
İki adamın konuşmalarını duyan kimsenin anlamlandıramadığı bir iletişim yaşanıyordu deponun ışıksız ve boğuk duvarları arasında. Adamın korkuluklara tutunan elini sıkmasının gıcırtısı ve belki Alpharian'ın sinirden kasılmış çenesiyle dişlerini gıcırdatması dışında sessizlik bozulmamış gibiydi.

Siyah giyimli adamı yola getirme düşünceleri başarısız olma yoluna girdiğinden, buna devam etmek yerine suikastçı ile alay etmeyi seçti adam ve onu deponun çatısında açılan yuvarlak bir kepenkten yayılan ışık çemberi içine girmesi için çağırdı:
"Aydınlığa adım at o zaman, sana son bir iyiliğim daha dokunsun."
Alpharian, adamın gölgelerden çıkmasıyla birlikte eşzamanlı olarak ışıldayan alana adım atmıştı. Sonra yıpranmış ve rengini az da olsa yitirmiş bir üniforma takıldı Lautus'u neredeyse gülümsetebilecek bir biçimde Alpharian'ın gözlerine; sanki öleceği günün bugün olduğunu çok iyi biliyordu o adam ve bunun için ordudayken kendisine verilmiş üniformasını giymiş gibiydi. Jeffrey Thomas DeWitt, bu gizdüzenin başını çeken en güçlü kişi olarak, en sonunda sahnesine giriş yapmıştı işte:
"Karşısındayım şimdi katilimin. Ne istiyorsun benden?"
Nedense, Alpharian da daha az sinirlenmiş gibi seziyordu kendisini. Taşkınlık içermeyen, normal bir ses tonuyla "İn aşağı. Tüm bu saçmalığı onurla çözümlendirelim." dedi öylece ve asasını göğsünün önünde dikey konumda tuttu.
Lautus'un son sözüyle birlikte gölgeler içinden gelen sessiz bir komutla birlikte hareketsiz duran korumalarının bir anda asalarının yardımıyla aşağı inişleri duyuldu ve zeminin tozlu yer döşemelerinde ayakkabılarının gıcırdamalarıyla birlikte, görev yerlerine konuşlanmalarının sesi geniş odayı doldurdu. Birazdan olacakları öngörebilen tutsakların yer yer duyulan korku dolu sızlanmalarıyla birlikte; DeWitt'in adamları hem yukarıdan hem de zemin seviyesinden, tam anlamıyla Lautus'un çevresini sarmıştı şimdi. Köleci daha korumalarına saldırı buyruğu vermemişti;
"Neden işler her zaman için yeğinliğe dönmek zorunda ki? Görünüşe göre sana bir kurtuluş yolu sunup yardım edemeyeceğim! Çünkü en başta sen, kendine yardım etmek istemiyorsun.. ve işimin caydırılmakla tehlikeye girmesine göz yumamam."
Bir yanıt adına ışık altında yüzünün görünen bölümü daha da tehlikeli olduğu izlenimini bırakan adamın kafasını hafifçe yana eğmesinden başka bir şey daha alamayan DeWitt, son sözlerini seslendirmeye devam etti:
"Bana başka bir seçenek bırakmıyorsun genç dostum. Ölmelisin."

Ah, hayır. Karanlık Alpharian'ın dostuydu... Üzerine atılan korumaların asa, mermi, sopa ve kılıçlarının hepsinden kaçamayacağı ortada olsa bile; bunca süre için karanlıkta pusuya yattıktan sonra parlak ışığın merkezinde bir süredir duran adamdan gözlerini kaçırmamış olan korumalar için şu an Lautus'u duru biçimde görmek olanaksıza yakın gibiydi. Özellikle çok iyi kullandığı gölgelerin içinden bir yok olup, bir görünen ve yer yer üzerine gönderilen büyü ve mermilerin nedense hedeflerini bulamadan duvarlarla buluştuğu bir durum içindeydiler ve çoğu daha buna bir anlam veremeden anatomik açıdan acısız bir ölüme kavuşacakları bölgelerinden bıçaklanmış ya da Titrek Kavak ile Abanoz ağacı dallarının bir diğerine sarmallanmış biçimde yaratılmış asasından çıkan büyülerle ruhlarını sonsuzluğa yitirmişlerdi. Alpharian açısından ise bu durum ayrıydı: sürekli dinç ve hazırlıklı tutmaya özen gösterdiği bedenindeki dayanıklılık ne seviyede olursa olsun; üst üste hedeflerine gönderdiği büyülerin yanı sıra Animagus gücünü de bu sıklıkla kullanması, hızı ile verimliliği için büyük bir yük oluyordu. Yer yer aldığı hasarlar nedeniyle dizlerinin üstüne çöküp acı içinde bağırarak ağlamak ister gibi olsa da, içinde yanmaya başlayıp er meydanında gösterdiği beceriyle dışarı taşarak benliğini terk eden nefretin alevleri bunu yapmasına engel oluyordu.

[spoiler]
[/spoiler]

Soluk soluğa yeniden tavandan akan ışığın altına girip, adama boştaki sol elini "Sırada sen varsın" dercesine uzatması ve DeWitt'in bu suikastçısında gördüğü atiklik karşısındaki şaşkınlıkta kalışıyla birlikte Lautus'un deponun üst katına bir anda tırmanıvermesi bir olmuştu. Ne yapacağını bilemez durumda kalan köleci depodan kaçmak için hızla bir başka çatı kapısına yöneldi ve depoya diğer odaların kapılarından koşarak dalan adamlarına "Onu benden uzak tutun!" diye bağırarak son buyruğunu vermişti.
Alpharian, Blackpool sokaklarının yüksek çatılarında avını kovalamaya başlamak için fazlaca evecendi.

18
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: Argumentum A Fortiori (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm III)
« : 30 Temmuz, 2022 21:55:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Alpharian için dünü erkenden bitirmek severek yaptığı bir şey olmasa bile, karşı koyamadığı zorunluluklarla yolunun kesilmesinden hep nefret etmişti. Dün elde ettiği iki ayrı harita ve üzerlerine yazılı ayrıntılanmış detaylara iyice çalıştıktan sonra, Omegan'a Pub'dan erken çıkmasını ve belirttiği saatte bulunmasını istediği yerde olmasını dilediği adresi bırakmıştı. Alpharian'ın görevine devam etmek için Blackpool'a varacak bir anahtar yaratacak ya da Mali-Phali-Ty-Co'da uyanıp oraya gidecek zamanı yoktu. Günün ilk saatlerini deponun yerini öğrenmekle ve devam eden saatleri de bekçilerin nöbet değişimlerini gözlemlemekle geçirmişti. Bunları yaparken iki bekçinin diğerlerine göre daha yakın olduklarını ve birlikte dinlenmeye gittikleri yerin adı Lautus Jacoren'in notlarında belirtilmişti. Katil dinlenmeye çıkan bekçileri, oturacakları kafenin hemen yanındaki bankta oturmuş biçimde bekliyordu. Yüzünü örtülü biçimde bir dilenciyi andırıyor gibi olsa bile giyimindeki temizlik bu duruma ters düşüyordu adamın, böyle olsa bile odakları üzerine çekmeyen bir dış görünüşü vardı. Konuşanlarla yüz yüze gelip kendini tehlikeye atmayı düşünmediği için yüzlerine bakmamıştı Lautus. Bekçiler her zamanki masalarına geçip oturduklarında Alpharian çoktan konuşmalarını dinlemeye başlamıştı:
"Senin o patron diye ağzına düştüğün adam bir korkağın teki! Para için olmasaydı, çoktan bu işi bırakıp gitmiş olurdum abi ben!"
Bu sözlere karşı arkadaşı dudaklarına götürdüğü çay fincanını masaya indirir indirmez tokat gibi yapıştırmıştı yanıtını "Bak güzel kardeşim sen ya salağın tekisin, ya da körsün. Belki de ikisi birden..."
"O ne demek lan öyle?!" tepkisi gecikmemişti diğer bekçinin ağzından, arkadaşı tarafından nedensizce aşağılanmak iyi gelmemişti bu kafa dinlemeye çalıştığı zaman diliminde.
"Sen ne olduğunu görmemişsin bile..." diye devam etti dinginliğini korumaya devam eden bekçi. Ancak arkadaşı yüksek oktavdan konuşmaya devam ediyordu karşı koymalarına "Ben göreceğimi gördüm aslanım! O gün yük araçlarımız saldırıya uğramıştı, patron efendinin de ilk yaptığı şey kaçmak olmuştu??"
Arkadaşı bu sözler karşısında başarısız bir gülüş taklidinden sonra konuyu elinden geldiğince uzatmaya ve yoldaşını daha da derine sokmaya istekli biçimde yanıtını olabildiğince geç vermeye çalışarak "Yoo. Kaçmadı..." deyivermişti tadını çıkara çıkara.
Konuşma ilerledikçe sinir katsayısındaki artık ses tonuna daha çok vuran bekçi dayanamayarak "Arkadaş sen ne saçmalıyorsun?" diyerek çıkışmış ve sandalyesinden ayağa fırlamış olsa bile, yoldaşı bir volkan gibi köpürüp taşan arkadaşını geri yerine oturtmaya çalışan bir ses tonuyla önemli bir soru sormuştu "Ah be alık kardeşim. Bize saldıran insanların başına gelenleri unuttun mu?"
Bekçinin soruya yanıt vermek için fazla zaman harcamasına gerek yoktu "Tüfekli korumalar tarafından indirildiler, Tanrı'ya şükür!" demesi yeterliydi.
Gülümsemesi yüzünde yayılmaya devam eden bekçi ise en güçlü vuruşunu dudaklarından dökmek üzereydi "Korumalarımız tarafından dağil işte. O, tek başına indirdi hepsini!"
"Demek.. bizi o mu kurtardı diyorsun sen?" sözleriyle tüm siniri ve karşı koyma gücü birden elinden şekeri alınmış bir çocuk gibi yok olan bekçi duyduklarına inanamayarak durumu sorgulamış ve sandalyesine geri oturmuştu.
"Evet?! İnanmak çok mu zor koç? Yüksek bir yere konuşlandı ve o Amerika'dan yanında getirdiği Withworth'uyla hakladı hepsini..."
Diğer bekçi şaşkınlıktan şoka uğramışçasına, "Ben... Ben bilmiyordum. Patronumuzun böyle-.." diye sanki kendi kendine konuşuyor gibi sözlerine başlamış olsa da sözleri arkadaşı tarafından kesilmişti;
"Adam usta bir keskin nişancı. Bunu unutmazsan iyi edersin."
Alpharian duyması gerekenleri duyduğunu düşündüğü için yerinden ayrılmıştı. Bu gizli kulak misafirliğinin sonucu olarak katil DeWitt'in tüfek kullanmayı -tarih boyunca keskin nişancılıkta kullanımıyla bilinen ilk tüfeklerden birini seçtiğini- ve düşmanlarını uzaktan vurmayı deneyerek yenmeye çalıştığını öğrenmişti.

Zamanı gelmişti artık. Alpharian köle tacirinin deposuna doğru yola çıktı. Nöbetçilerin değişim anları, nöbet yerleri ve nöbet rotalarını doğru planlayarak olması gerektiği anda olması gerektiği yerde bulunarak avına yaklaşıyordu hızla. Bu sırada kent yeni yeni canlanmaya başlıyordu; saatler öncesinden uyanıp hamurlarını yoğurmaya başlayan fırıncılar, ineklerini sağmaya başlayan sütçüler, mallarını sergiye çıkaran manavlar... Sokaklar az da olsa canlılık belirtisi göstermeye başlıyordu işte yavaş yavaş. Nedense; belki bu duruma olan gözlemleri nedeniyle depoya normalde kimsenin girmeyi düşünmeyeceği bir yoldan girdiğinde, içeride dışarıdakilerden bağımsız olarak ayrıca nöbet tutan kimsenin olmayışını normal karşılamıştı Lautus. Normalde bu gibi depolara ışık ve hava sağlaması için kullanılan pencerelerden birinden içeri girip ayakkabıları yerle değintide bulunduğunda yalnız olmadığı sezgisine kapılmıştı. Yeterince aydınlık olmayan binanın içinde sessiz adımlarla ilerlerken bu sezgisini daha da güçlendirecek sesler duymaya başlamıştı adam; hayır, içeride gerçekten gözünden kaçırdığı nöbet tutan ya da kendisi gibi zorla giren birilerini arayan korumalar yoktu.. ama kesinlikle birileri vardı. İçinde bulundurduğu ve masalar ile belgeler nedeniyle ofis olarak kullanıldığını anlayabildiği odadan çıkıp bir koridora varan, oradan da deponun daha geniş ve açık olan bir bölümüne doğru ilerlemişti. Bu büyük ve yeni odaya vardığında gözleri iyice bu yarı karanlık, az ışık alan ortama alışmıştı. Derken bir el; bunca yıllık deneyimleri nedeniyle içinde korkudan çok daha fazla kendini savunmaya yönelik ve reflekse dönüşmüş tepkileriyle güçlenerek normal insanlar gibi bağırarak ses çıkaracak bir paniklenme yaşamadan ona dönen Lautus'un koluna dokunmuştu. Sessizliği bozan bir "STAK!" sesiyle elinde yerini bulan asasıyla, koluna dokunan insanın arasındaki soğuk ve paslı demirin varlığı yavaş yavaş yerlerini alıyorlardı bu sahnede. Güçsüz, titrek bir sesle "Yardım et!" diyebilmişti yaşlı adam. "Kurtarın beni..." diye son bir kez daha fısıldayabilmişti titreyen bacakları artık bedenini daha fazla ayakta tutamadığı için olduğu yere az da olsa toz kaldırarak geri yığılan tutsak. Derken bir ses ve bir kol daha, bu sefer odanın tabanından aşağıya kazılmış bir deliğin üzerine işlenmiş demiş parmaklıkların arasından dışarıya uzanmıştı "Çıkarın beni bu Cehennem'den!" diyerek. Sonra bir diğeri, bir başkası ve içinde bulundukları; tutsak tutuldukları demir parmaklıklar arkasında olan onlarca insan bu gördükleri yabancı kurtarıcıya ilk kendilerini seçmesi için yakarmaya başlamıştı. Büyük bir arı kovanı gibi gittikçe artan bir uğultuyla gelecek mutsuz homurdanma dalgasının kendini ve onları tehlikeye sokacağını bildiği için "Sessiz olun! Her şey yoluna girecek, biraz dayanın." diye seslice fısıldamak zorunda kalmıştı Siyah giyimli adam yüzünü örten başlığı altından dişlerini sıkarak. İlerlemek zorundaydı. Dünya'nın hepsini kurtaramayacaktı Lautus, bunu çok iyi biliyordu ama; kurtarabileceği her insanı var olmuş en güzel Bahçe'ye ulaştırabilecek potansiyelini de boş yere harcayacak biçimde, hatası bol bir yeniyetme ya da düşsever bir ülkücü değildi. Bu depoda tutulanların hepsini kurtaracaktı; gerekirse zincirlerini, prangalarını ve parmaklıklarının kilitlerini tek tek elleriyle kırarak... Yine de ilk önce DeWitt ve Arındırıcı'sını ortadan kaldırmalıydı. Adımları Alpharian'ı öncekinden daha kısa bir yeni koridora ve oradan da deponun merkezine götürdüğünde adam kendini yine alıkoyulmuş tutsaklarla dolu bir odada bulmuştu. Yavaş ve ölçülü adımlarıyla eşiğini aşıp geçtiği kapının arkasından kilitlendiğini duydu birden, görevini gizlilikle sürdürmesine gerek kalmamıştı...

19
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: Argumentum A Fortiori (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm III)
« : 23 Temmuz, 2022 18:55:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Konfederasyon Devletleri Ordusu'nun bir üyesi olan emekli Topçu Birliği Üsteğmen'i Jeffrey Thomas DeWitt, İç Savaş'tan sonra bu taşkın Londra topraklarına geri döndüğünde kendisine olan bağlılıkları tartışılmaz olan adamlarından oluşturarak kurduğu haydut çetesinin 4 yıl gibi kısa bir zaman dilimi içinde görev etiklerinden yoksun kaldığını görmüştü. Amerika'da Engizisyon'la birlikte girdikleri o savaşı kazanamayışlarıyla güçleri ve bölgedeki yoğunlukları sakatlandığı için, Londra'ya döndüğü son bir yıl içinde elinden gelen her şeyle yitirdiklerini geri kazanmaya çalışmıştı. Yalnızca son aylarda artık Avcı patronlarına karşı taşıdığı bağlılık ve inancı elden bırakıp, gizdüzen ortaklarıyla küçük çaplı bir başkaldırı alevini kıvılcımlandırmaya başlamış olsa da; normalde yapması gereken görevini aksatmadan, ya da aksatmamış gibi göstermekte başarılı olarak devam ediyordu yaptıklarına. Kısa süreli aralıklarla tüm toplumsal konumlardan erkek, kadın ve çocukları kaçırıp köle olarak Amerika'nın uzak topraklarına göndermeleriyle görevlendirilmişlerdi ve bu görevlerine devam ediyorlar gibi görünüyorlardı. Bu insanların çoğu, deneyleri ve öğretilemeleri için Salem'deki Baş Engizitörler'e gönderiliyordu. "İşlerine yaramayan" diğerleri de köle olarak satılıp tüm operasyonun fonlanmasını sağlıyorlardı. Kolluk kuvvetlerinin DeWitt'in eylemlerinden haberleri olmalarına rağmen, haydutlardan düzenli olarak gelen rüşvetler karşılığında yaşananları görmezden geliyorlardı. Bu insanların genelde kimsesiz oldukları söylenceleri dillendirilir ve ortadan yok olmalarına kimi kişilerce iyi yönde bir gelişim olarak bakılmaktaydı Londra sosyetesi içinde, böylelikle de kimsesizler gerçekten kimsesiz duruma düşmüş oluyorlardı yasalarla yönetilen bir ülkede bile. Yine de yalnızca çok az kişinin bildiği bir durum olarak ve Alpharian'ın daha nedenini tam olarak öğrenememiş olduğu biçimde aralarında Kofti ile Bulanık kandan olan Cadı ve Büyücü'lerin de uzun zamandır iz bırakmadan yok oldukları haberleri geliyordu. Şu an için nedeni ortaya çıkmıştı bu ortadan yok olmaların işte; DeWitt gibi birinin tek başına, tek elden başarabildiği bir suçtu tüm bunlar. Bu bilgilerin neredeyse kimse tarafından bilinmemesi ve araştırmaya yüreklilik gösterebilecek insanların çeşitli güçlerle engelleneceğini öngörmek zor olmazdı. Londra sosyetesi içindeki Boleyn, Barthélemy, Black ya da Olineaux aileleri gibi safkan Büyücedünya vatandaşlarınca ortadan yok olan ayaktakımı arkasından yas tutulması da beklenemezdi zaten. Ancak şimdi bu öyküler ve söylenceler sağlam bir değişikliğe uğramış, Carvell North'un gerçekleri açıklamasıyla son zamanlarda yaşadıkları için Alpharian'a anlamlar sunmuştu. En azından özet olarak elindekiler bunlardı şimdilik ve Lautus da bu gizemi çözmeye oldukça istekliydi...

Carvell North'un sık sık bulunduğunun bilindiği yerlerde kıygınlığa uğramış insanların dışkıya üşüşen sinekler gibi çok olduğu gerçeği gözüne batmıştı Siyah giyimli adamın. Beden dillerinden bir şeyleri tartıştıkları çok ortada olan ve North'la ilgili alıp-verecekleri bir şeyler olduğunu düşünmenin çok da hatalı bir sonuç olmayacağı iki insanın konuşmalarını dinleyebilmek için uygun bir yere belini yaslayıp kulak dikilmişti Lautus. Biri diğerinden daha genç görünen adamla diğerinin tartışması daha yeni yeni alevleniyor gibiydi:
"Metropolitan Polisi harekete geçmezse, bir şeyler yapmak bize düşer beybaba!" demişti gözlerini çevrede devriye gezmekte olan üniformalılar üzerinden büyük bir sinirle geçirerek.
Ellerini açıp sanki aralarında sakladığı bir çözüm yolunu sunarca bir pozla "Önerdiğin şey delilik be çocuk!" yanıtını verdi yaşlıca olan. "Delilik, evet. Ama gerekli be! Başka insanlar da karşı çıkıp ortalığı karıştırmadan önce daha kaç kişinin daha kaybolmasına izin vereceğiz?" dedi deli deli bakan gözlerini önündeki insana yönelten adam. Yaşlıca olan adamın ağzı hareketlense bile çıkan sözler tam duyulamamıştı Alpharian tarafından, yine de son sözcükleri anlaşılabilmişti, ".. hem diğerlerine ne yaptıkları bizi etkilemiyor ki?"
Genç olan sanki yaşlıca bir kediyi korkutmamaya çalışır gibi elini diğer adamın omzuna koyup daha dingin bir ses tonuyla "Daha değil, evet ama, hiçbir şey yapmamaya da devam edersek etkileyecek." demişti bunun üstüne.
"Ne diyorsun o zaman, ne yapalım evlat?"sözleriyle savunmasını indirmişti gençliğinin alevi içinde yanmakta olan ortağına.
"Bak, son bir haftadır adamı izledim..." diye söze başladı adam ve omzunun üstünden çevresini kolaçan edip taşkınlıkla devam etti:
"Yaptığı işle ilgili bilinmesi gereken her şeyi öğrendim, hepsi burada, bak, haritasını bile çıkardım." diyerek cebinden sözünü ettiği planını gözler önüne sürdü. "Şu çizdiğim rotada, her gün, değişmeyen saatlerde 'stokları' kontrol ediyor. İşte tam da günün son kontrol zamanında dalacağım!"
"Elinde bir kağıt parçasından daha fazlası yok o zaman?" diye şaşkınlıkla ünledikten sonra sesini alçaltması gerektiğini geç ayırt ederek söze daldı yaşlı adam; "Seni yakalarlarsa onun bir yardımı olmaz, biliyorsun. Seni onların bıçakları ve mermilerinden korumaz evlat... Sana adam gerek, plan gerek. Tek başına Blackpool deposuna saldıramazsın ki?" diye gerçekleri gencin yüzüne vurmuştu.
Hızla parlayan düşüncelerinin en güvendiği insan tarafından böyle bozulmuş olmasının üzüntüsüyle omuzları düşen genç, katladığı haritasını cebine koyduktan sonra "Her şey yolunda giderse, işler o noktaya gelmeden çetemi hazırlamış olurum belki? Oraya saldırabilecek cesareti olan insanları bulmak kim bilir kaç hafta sürer..." dedi üzgünlüğü sözlerinden sezilebilecek bir ses tonuyla. Boynu bükük, biraz daha düşündükten sonra "Her neyse, bu almam gereken bir risk. Bana şans dile beybaba!" deyip işine yollanmıştı. Alpharian da arkasından. Yaşlı adam yalnızca "Gerçekten. Buna çok gereksinim duyacaksın." diyebilmişti genç dostu için, haritasına göz dikmiş olan Alpharian yanından geçerken. Deneyimli Lautus için bu ülküsüne bağlı gencin hoyratlıkla yapacağı bir eylem tüm planını bozabileceği ve çok büyük olasılıkla gencin ölmesi dışında başka bir işe yaramayacağı için haritasını çalmak çok da zor olmamıştı.

Alpharian'ın yürüdüğü yol Blackpool'a doğru giderken örgüt içinde az da olsa yüzünü tanıdığı genç bir Lautus'un korku dolu gözleriyle karşı karşıya gelmişti. Adamın bakışlarından dilendiği yardımın önemini ölçebildiği için ikili sessiz ve boş bir ara sokağa ayrı yollardan yürüyerek ulaşmışlardı. Genç Lautus zaman harcamadan söze başlamıştı:
"Calamum Alpharian! Dizzardium çevredeki çetelerle ilgili bir rapor çıkarmamı istediği bir görev vermişti bana ve ben de istenileni yaptım.. yeterince iyi olmasa da. Görünüşe göre bu sırada istemeden bazı düşmanlar edindim."
Gözlerini genç adamın gözlerine duyduklarına inanamazmışçasına edindiği bir mimikle diken Alpharian, kısa bir omuz silkmeden sonra arkasını dönüp gidecek gibi olsa da; genç adam yineleyici bir yaklaşımla, hareketlenmesini saygısızlık sınırlarına dayandırmadan üstünün önüne geçip;
"Ne olur dinleyin beni, başınızdan savmayın. Çevre depolardan birinin yakınlarında araştırma yaparken sanırım bir bekçinin gözlerine yakalandım ve o zamandan beri peşimden gelen adamlarından kaçıyorum." demişti.
İki renkli gözleri olan adam çatık kaşlar ve sorgularca bir yaklaşımla örgütdaşına:
"Kaptan Farrell başarısızlığı aşağı görür, bilmiyor musun Lautus Jacoren? Sana yardımda bulunursam utancının lekesi bana da sıçramaz mı sanıyorsun?" diye iğneleyici sorusunu sormuştu Alpharian soğuk ses tonuyla. Yine de çevredeki bir depo söz konusu olduğunda, bunun DeWitt'in yeri olma olasılığı yüksekti... Olasılıkları değerlendirmemek düşüncesizlik olurdu şimdi.
Stres ve çıkar yol bulamayan biçimde kısa bir gülümsemenin yüzünden gelip geçtiği Lautus, Alpharian'ın gözlerine diktiği gözlerini kaçırmadan az da olsa ezilip büzülerek:
"Bakın, kentten çıkmam gerekiyor ama bunu tek başıma yapamam. Bana yardım edin, öğrendiklerimi sizinle paylaşayım."
Alpharian'ın tüm bunlar için zamanı olmasa bile, bir gün içinde iki kez deponun çevresinde gezinen sivillerden biri olması tepkiyi üzerine çekebilir ve gereksiz risk oluşturabilirdi. Calamum Lautus'un yitirecek çok fazla şeyi yoktu ve gün zaten sonlanmaya yaklaşıyordu. Bu genç Lautus'a yardım etmek belki bugün için gizli görevini yavaşlatmış olacaktı ama karşılığında edineceği bilgi işine daha çok yarayabilirdi. Daha önce düşündüğü gibi; "Olasılıkları değerlendirmemek düşüncesizlik olurdu şimdi."
Kısa bir iç çekmeden sonra; "Yalnızca Magna Purgatio'nun yücelmesi için yanında bulunacağım Lautus. Gidelim!" dedi Alpharian, Mereside'dan Lytham'a dek zorlu bir yolculuk bekliyordu ikiliyi.
Ara sokaklar ve engin çatılar üzerinden gitmeleri gerekiyordu iki Topiari Sanctionem üyesinin; yavaştan batmaya yüz tutmuş Güneş'in koyulaşmaya başlayan renklerle bulutları boyadığı saatler içinde yeri geldiğinde Jacoren'in yem olarak ortaya çıktığı ve birden çok saldırganı alt ettikleri stratejiler, yeri geldiğinde kalabalık içinde karmaşaya karışıp hızlı adımlarla geçtikleri, yeri geldiğinde de çatıların üstünden hoplaya zıplaya uzaklaşmışlardı bölgeden. Hedeflerine vardıklarında Jacoren Alpharian'a dönüp;
"Sağ ol Calamum, al bu haritayı. DeWitt adlı haydutun saklanma yerleri. İşine yardımcı olacak bilgiler bunlar, o korkak savaşmak yerine kaçmayı seçerse diye... Adamla ilgili öğrendiklerim doğruysa, yapacağı şey de bu olacaktır." demişti ikili yollarını ayırmadan önce.
Alpharian yalnızca kuru bir gülümseme ve mutlu bir homurtuyla yanıt vermişti.

20
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 09 Haziran, 2022 20:53:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler]https://buyucedunya-rpg.com/apples-oranges/iki-haftada-bir-kez-yarim-saatten-daha-kisa/msg1488/#msg1488
1

https://buyucedunya-rpg.com/cheshire-cat-s-circus/pratik-bir-teklif/msg569/#msg569
1

https://buyucedunya-rpg.com/cheshire-cat-s-circus/pratik-bir-teklif/msg878/#msg878
1

https://buyucedunya-rpg.com/cheshire-cat-s-circus/pratik-bir-teklif/msg2003/#msg2003
3

https://buyucedunya-rpg.com/hogsmeade-kermesi/ray!-mini-mali-phali-ty-co!/msg1238/#msg1238
1

https://buyucedunya-rpg.com/hogsmeade-kermesi/ray!-mini-mali-phali-ty-co!/msg1259/#msg1259
1

https://buyucedunya-rpg.com/mali-phali-ty-co-pub/magna-purgatio-in-flagrante-delicto-gizduzen-uclemesi-bolum-i/msg1912/#msg1912
5

https://buyucedunya-rpg.com/mali-phali-ty-co-pub/magna-purgatio-in-flagrante-delicto-gizduzen-uclemesi-bolum-i/msg1943/#msg1943
2

https://buyucedunya-rpg.com/mali-phali-ty-co-pub/magna-purgatio-in-flagrante-delicto-gizduzen-uclemesi-bolum-i/msg1979/#msg1979
1

https://buyucedunya-rpg.com/mali-phali-ty-co-pub/magna-purgatio-in-flagrante-delicto-gizduzen-uclemesi-bolum-i/msg1980/#msg1980
3

https://buyucedunya-rpg.com/mali-phali-ty-co-pub/magna-purgatio-parva-sub-ingenti-gizduzen-uclemesi-bolum-ii/msg2290/#msg2290
1

https://buyucedunya-rpg.com/mali-phali-ty-co-pub/magna-purgatio-argumentum-a-fortiori-gizduzen-uclemesi-bolum-iii/msg2291/#msg2291
3

https://buyucedunya-rpg.com/mali-phali-ty-co-pub/magna-purgatio-argumentum-a-fortiori-gizduzen-uclemesi-bolum-iii/msg2374/#msg2374
3

https://buyucedunya-rpg.com/mali-phali-ty-co-pub/ruyandaki-beyaz-unicornlu-prens/msg2033/#msg2033
2

https://buyucedunya-rpg.com/mali-phali-ty-co-pub/ruyandaki-beyaz-unicornlu-prens/msg2285/#msg2285
2

https://buyucedunya-rpg.com/topiarii-sanctionem/magna-purgatio-karanlik-leke-bolum-i/msg1659/#msg1659
4

https://buyucedunya-rpg.com/topiarii-sanctionem/magna-purgatio-kara-leke-bolum-ii/msg2292/#msg2292
3

https://buyucedunya-rpg.com/topiarii-sanctionem/magna-purgatio-kara-leke-bolum-ii/msg2452/#msg2452
3

https://buyucedunya-rpg.com/birlesik-krallik/bir-sanssizlik-tragedyasi/msg2401/#msg2401
3

https://buyucedunya-rpg.com/aziz-michael-kilisesi/aziz-michael-in-kullerinden/msg1565/#msg1565
2 (3 görünüyor ama biri benim :P )

https://buyucedunya-rpg.com/aziz-michael-kilisesi/mahser-gecesi-1-sezon-finali/msg1709/#msg1709
2

https://buyucedunya-rpg.com/aziz-michael-kilisesi/mahser-gecesi-1-sezon-finali/msg1754/#msg1754
1

https://buyucedunya-rpg.com/iii-kat/rutine-binmis-monologlardan/msg866/#msg866
1

https://buyucedunya-rpg.com/hastane-kanadi/ruh-kamastiran/msg1031/#msg1031
2

https://buyucedunya-rpg.com/duello-salonu/son-8-franziska-stromm-vs-jimmy-folke/msg1534/#msg1534
1

https://buyucedunya-rpg.com/hastane-kanadi/cikolata-kozmosu/msg1609/#msg1609
1

https://buyucedunya-rpg.com/hastane-kanadi/cikolata-kozmosu/msg1760/#msg1760
1

https://buyucedunya-rpg.com/hastane-kanadi/cikolata-kozmosu/msg1899/#msg1899
2[/spoiler]

56 tane "Fenasın karşim, yaqiossun hanny 🔥🔥" puanım var, 7 ile bölünce 8gp yapıyor.
Güç için anonimliğimi satıyorum ah be...

Ayrıca Seviye 6 > 8 arası 2gp'mi de rica edeyim hazır pamuk eller cepteyken...

21
Topiarii Sanctionem / Ynt: Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II
« : 08 Haziran, 2022 13:55:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Evet efendim, bu şişe yeni gelen Chianti'lerden!"

"Puronuzu yakayım?"

"İçkiniz madam, tam olarak hazırlanmasını istediğiniz gibi."

"Efendim üzgünüm, Dük bu hafta gelemeyeceğini belirten bir not bıraktı size..."

Bu yemekli toplantı evinde geçen iki hafta yüreğine ot tıkamıştı Alpharian'ın. Kısa süre içerisinde patronlarına üst düzey müşterilerin hizmetinde yer alabilecek bir eleman olduğunu kanıtlaması çok uzun sürmemişti ama yine de başka insanlara zorunlu bir saygıyla yaklaşmak ve bel bükmek ister istemez zoruna gidiyordu Lautus'un. Yeri geliyor o beğenilmeyip mutfağa geri gönderilen koca şişe şarabı burnu havada kendini bilmezlerin Güneş görmeyen bir yerleri ile tanıştırmak istiyor, yeri geldiğinde ise işini yapmak yerine hizmetçi kızlardan birini köşeye sıkıştırıp hoyratlık yapan komilerin şakaklarından içeri evin her yerlerinde bulunan o Gümüş şamdanlardan birini takıvermek istiyordu... Yine de, hiçbir şey görevinden daha önemli değildi ve büründüğü bu gizli rolden çıkmaması gerektiğini biliyordu.

Zorlanıyordu, evet, ama hata yapmaması gerektiğini çok iyi biliyordu. Taze sıkılmış portakal suyunun tadını beğenmeyen zengin şımarığı kahvaltıcının nazını ayrı, öğleyin brunch yapmaya gelip kocasını hiçzmetçisiyle aldatma öykülerine haklı destek arayan mirasyedisinin kart kahkahalarını ayrı, polo klübünden dostlarıyla akşam brendisini purosuyla demlene demlene içerken buzunu eksik bulan emekli albayın homurdanmasını ayrı çekiyordu. İşini de iyi yapıyor olduğu ortadaydı, yoksa Şef Garson'un sağ kolu olmasına izin verilmezdi kısacık sürede. Alpharian'ın ise şefliğe yükselmemesinin tek nedeni aralarında adamın Gümüş renki bıyıklarının göstergesi olan geçkin yaşıyla birlikte zamanla gelen bir kıdem ayrımı olmasıydı yalnızca. Gümüş bıyıkları demişken...

Adamın kel kalmış kabak kafasından koparamayacağı saç teline bir alternatif arıyordu Lautus ve bununla birlikte hırsızlık önlemi olması adına hemen her toplaşmadan sonra tek tek sayılan Gümüş mutfak takımlarından özel birini elde etmeliydi görevi için. Yalnızca Kenneth'dan planlarını uygulamak için gereken adımı atmasını onaylayacak bir haber ya da sinyal bekliyordu. Kıvrandırıcı zorluklar ve hizmet sektöründe çalışıyor olmanın verdiği çokça stresle geçen iki sancılı haftadan sonra haberin geleceği güne yeterince yaklaştığını sezebiliyordu. Tüm bunları düşünürken Londra'nın seçkin zenginlerine servise devam etmek zorunda kalmasaydı keşke...

22
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 07 Haziran, 2022 23:52:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
46gp ile;
12gp Alpharian'ın Biçim Değiştirme'si,
12gp Omegan'ın Lanet'i için harcama yapıyoruz.
(+6'şar puandan 31'e yükseltmek adına. Haha.)

Kalan 22gp da 6'sı Alpharian'ın ve 6'sı Omegan'ın olmak üzere diğer güçlerine dağıtılır.

Alpharian
Biçim Değiştirme Gücü: 31
Lanet Gücü: 15
Tılsım Gücü: 16
İksir Kabiliyeti: -

Omegan
Biçim Değiştirme Gücü: 13
Lanet Gücü: 31
Tılsım Gücü: 18
İksir Kabiliyeti: -

sonucuna ulaşılır.

Elde kaldı 10gp...

23
Birleşik Krallık / Ynt: Bir Şanssızlık Tragedyası
« : 01 Haziran, 2022 16:17:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ayırdında olmadığımızda ne de hızlı dönebiliyordu bu Dünya?

Kaç gün geçmişti "Kanlı Balo" adıyla bilinen saçmalıklar zincirinin yaşanmasının üzerinden? Daha kaç gün önceydi yayılmaya başlayan Londra genelinde yanan kilise haberleri? Haftalar önce miydi yoksa? Sanki uzun süredir gergin bir yay gibiydi havada ve topraktaki huzursuzluk ve küçük bir depremle salıverilmiş gibiydi tüm bu durum. Yine de ne kiliseler durduk yere yanardı, ne de Sihir Bakan'ları durduk yere ölürlerdi işte... Alpharian son zamanlarını "verimlilikle" dolduran görevleri ve kişisel eylemleri arasında akıp giden zamanların arkasından böyle derinlemesine düşüneceğini beklemezdi kendinden. Hiçbir zaman tam anlamıyla Muggle ya da Büyücüler'in arasında bir yeri olduğunu düşünmezdi ikiziyle paylaştığı bu normallik dışı yaşantıları nedeniyle. Yine de her zaman için elerkinin yanında durmuştu ve haksızlıkların karşısında olmaya çalışmıştı. Topiarii Sanctionem'in bir parçası olmasının en önemli nedeni de buydu zaten... Bakanlık ile ilgili Kenneth'in birkaç işine yardımcı olmak dışında düşünmesini gerektirecek nedeni yoktu adamın. Yine de son yaşanan durumlarla birlikte kulaklarına sokaklarda çalınan ve gözlerine gazetelerde çarpan adlar arasında görmüştü onu. Adı çokça gizemle söz edilen Boleyn ailesinden gelen Meredith Vivienne... Söylenilene göre son zamanlarında Üstün Hizmet Nişanı ile ödüllendirilmişti.. ve hemen arkasından gelen ölüm haberi.

Sahiplerinin uygulamaya soktukları eylemler nedeniyle istemeden de olsa sonlandırmak zorunda kaldığı yaşamlardan, bozduğu onca plandan ve bugün bile tam olarak iyileşmemiş olan yaralanmalarından sonra; Avcı'ların bu cinayetine engel olamamıştı. Bunu düşünmek sinirlerini bozuyordu adamın, yaptıkları boşuna mıydı? "İyi ki bir kahraman değilim..." diye iç geçirdi beklediği kuru ve kıvrımlarla bükümlü ağacın dibinde, yalnız mezarlık yavaş yavaş insanlarla dolmaya başlarken. İnsanları korumayı ve kurtarmayı görev edinmiş birisi olsaydı şu an kendi kendini yeyip bitiriyor olurdu. Bencil birisi olmasa bile böyle bir sorumluluğun yükü altında kalmak istemezdi tam anlamıyla zorunlu kalmadığı sürece. İşte tam da bu nedenle kimi zaman Omegan'la yaşam sürelerini değiştirmek isterdi Alpharian ve bu an da tam olarak bu isteğinin yüceldiği anlardan biriydi işte. Omegan'ın diğer Cadı ve Büyücüler'e karşı ince bir yönü olduğunu biliyordu, kimi zaman ölen insanların arkasından çokça üzüldüğünü de. Burada onun olması daha yerine olurdu, yine de eline geçen çağrılık Alpharian'ın adına yazılmıştı Meredith'in kız kardeşi tarafından. Belki Londra'daki Büyücü'ler arasında tanındığı içindi, kim bilir? Çünkü bu kişiyle daha önce tanışmadığını biliyordu adam. Yine de burada olması gereken Omegan'dı, kendisi gibi ölüm ve öldürmekle iç içe olan birisi değil. Öyleyken bile, şu an St. Jerome'da, hiç tanımadığı ama tanısaydı ölümüne etkisi olabileceğini tam olarak bilemediği birinin cenazesindeydi işte...

24
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: Argumentum A Fortiori (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm III)
« : 17 Mayıs, 2022 23:07:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kumarhanenin bodrum katındaki özel odaya girmesinin kolay olmayacağını düşünmüştü Alpharian. Buna karşın; yalnızca bina değil, neredeyse tüm mahalle boşaltılıp insanlardan arındırılmış gibiydi. Yalnızca birkaç insan, diğer evlerin kapalı tahta pencelerinin arkasında saklanan ev sahiplerine ters düşecek biçimde sokağı izliyordu. Koşturan çocuklar ya da dilenciler yoktu. Az da olsa çekingen adımlarını taş yollarda atan katil tetikteydi ve bu belirsizliğin gerginliğini taşıyordu üzerinde. Boş kumarhanenin bodrum katına doğru ilerleyen basamaklarını inerken gerek Muggle işi, gerekse büyüyle yaratılmış olabilecek tuzaklara karşı kendini savunmayı unutmadan korumaya aldığı bedeninin önünde tuttuğu asasıyla aşağı indi adam. Ses çıkarmadan alt etmeye çalışıp, az da olsa berelendiği kısa boğuşmalarla etkisizleştirdiği iki ayrı Büyücü'den sonra varmak istediği hedefe yaklaştığını düşünerek üçüncüyü asasızlaştırıp kolunu adamın arkasından kıvırarak kendine siper ettikten sonra yürüyeceği son koridorda ilerledi.

Girdiği oda bakımsız bir bodrum katından daha fazlası değil gibiydi ilk bakışta. Sonrasında devrilmiş rulet masaları, kırık sandalyeler ve yerlere saçılmış çokça kumar fişi görüş açısına girmişti Alpharian'ın. Arkası dönük, önündeki masada duran bir yazıyı okuyan adam, yaklaşan adım seslerine aldırmamıştı. Alpharian yüzünü gölgesiyle kapatan başlığının altından:
"Yoldaşının gebermesini istemiyorsan konuşmaya başla..." diye hırıldadığında arkasından gelen ikiliye dönmüş ve yalnızca "Lütfen, bunu yapma." diyebilmişti.
"Korkuyor musun?" diye sordu sesindeki şaşkınlığı gizleyerek adamın gözlerinden gözlerini ayırmadan, elindeki asasını siper olarak kullandığı adamın boynuna hareketsizce tutmuş olan katil. Sesinde en az karşısındaki adam seviyesinde duygusuzluk taşıyarak, Aleksitimi benzeri bir mantık ötesine çıkmama çerçevesi içinde durarak "Kuşkusuz. Evet, korkuyorum." diye yanıtladı.
"Ölümünle güvende olacaksın, korkmana gerek yok. İnandığın o Tanrı'nın sevgi dolu kollarında hem de." diyerek amacını açıkça ortaya koydu katil.
Carvell North'un yanıtı içindeki umutsuzluğu ortaya çıkaran bir ses tonuyla gelmişti: "Kardeşlerim sana hiçbir şey öğretmedi mi? Yazık. Ölümleri boşuna olmuş öyleyse. Beni.. hepimizi neyin beklediğini çok iyi biliyorum..."
"Bekleyen Tanrı'n değilse eğer, ya ne?" diye sordu Alpharian, Carvell artık daha rahatlamış biçimde, kollarını göğsünde kavuşturup içinde bulunduğu çıkmaza karşı taşıdığı yakınışı dışa vururcasına.
"Hiçbir şey. Hiçbir şey beklemiyor. Korkum da bundan ya!" dedi umutsuzca başını onaylamaz biçimde sağa-sola sallayarak.
Alpharian yüzünce acı bir gülümsemeyle "Dinine bağlısın ama bir inanan değilsin demek." dedi neredeyse kendi kendine konuşur gibi. Siper olarak kullandığı korumanın yavaş yavaş hareketlendiğini sezdiği için asasının ucunu adamın boynuna daha sert biçimde dayamayı unutmadan.
"Nasıl inanabilirim ki, bildiklerim göz önüne alındığında? Gördüklerim de... St. Michael'da yaşananlar bunun bir kanıtıydı!" sözleriyle birlikte Carvell artık tam anlamıyla gardını düşürmüştü.
Alpharian "Neyin kanıtı?" diye sorduğunda karşısındaki suikastçının ne yapacağını önemsemiyor gibiydi Carvell; arkasını biraz önce dönük olduğu masaya dayayarak daha rahat bir pozla dayamaya başlamıştı. Adamın hareketlerinde gizlenmiş bir pusu ya da önalımsal bir saldırı planı yoktu. "Sahip olduğumuz tek şeyin bu hayat olduğunu!" yanıtıyla göğsünde yer etmiş bir ağırlığı atmış gibiydi.
Katilin gülümsemesi daha acı ve sert bir biçimine dönüşmüştü şimdi, "O zaman yaşamın son bulmadan önce biraz daha oyalan, bana oynatılacağın rolünü anlatarak..." diyerek teklifini dile getirdiğinde. Carvell söze başlamıştı
"Aptal azizlerin ve engizitörlerin destek göndermesini engellemek için deniz yoluyla bir kaçış düzenlemeye çalışıyorduk." diyerek. Sonrasında ise ne diyeceğini kafasında tasarlamış olsa bile dile getiremediği ve "Biz.. biz tüm Londra'yı..." diyerek teklemeye başladığında ise sözü keskince kesilivermişti Alpharian'ın
"Tüm Londra'yı ele geçirdiğinizde mi?" sorusuyla. Yanıt vermeden önce yüzüne sert bir tokat vurulmuşçasına metaforik biçimde gerileyen Carvell, sesindeki ünlemeyi geride tutmayarak: "Biz Londra'yı kurtarıp özgürleştirdiğimizde, seni aptal adam, inancın ve Avcılar'ın tiranlığından!" diye patlayıvermişti.
"Özgürlük mü? Tüm kenti yerle bir ettiniz, insanların uslarını kontrol etmek için uğraştınız, size karşı konuşanları öldürdünüz..." diye karşısındakini dövercesine konuşmuştu katil. "Davama inanarak emirlerime uydum. Senin ve onunla aynı biçimde..." dedi Carvell, Alpharian'ın tutsağını kafasıyla gösterge vererek. Adamın bu hareketinden sonra korumayı bırakması için yalvarmasına gerek yoktu, Lautus ne yapması gerektiğine inanmasa da iyi biliyordu. Tutsak edildiği sıkıntılı durumdan salıverilen Arındırıcı bir an için ne yapacağını bilemez biçimde çevresine bakınıp elinden kaçırdığı asası yerine başka bir şey seçip Alpharian'a saldırıp saldırmamak arasında kalmıştı. Carvell'in "Gerek yok" dercesine konuşmadan elinin bir hareketiyle verdiği mesajla adam Alpharian'la bir kez daha çarpışıp ölüm riskini göze almaktansa uzaklaşmayı seçmişti üzerinde fazla düşünmeden.
Şimdi tam olarak yalnız kalmışlardı en sonunda. Carvell North karşılaşacağı ölümden çok korkmuyor gibiydi; çünkü bugün bir başka yerde, bir başka ölüme sözü vardı.
"Aradığın kişi Jeffrey Thomas DeWitt. Ben zaten çoktan görevimi yerine getirdim ve gerekliliğime duyulan önem sona geldi. Sana onunla ilgili bilmek istediklerini açıklayabilirim, ama canımı almana izin veremem. Bunun için.." dedi gözleri kısa bir an için boşluğa bakarak ve devam etti "Bu benim için önemi olan başka birisinin görevi."

25
Karakter Talepleri / Ynt: Patent Başvuru ve Talepleri
« : 16 Nisan, 2022 20:23:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

26
Cheshire Cat's Circus / Ynt: Pratik bir teklif
« : 16 Nisan, 2022 19:40:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Rolled 1d20 : 1, total 1

27
Topiarii Sanctionem / Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II
« : 06 Nisan, 2022 03:24:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İşlek ve at arabalarının demir çerçevelerinin taş yolunu bolca aşındırdığı ana caddenin sağlıklı bir bedendeki damarlar gibi yanlarına saçılan ara sokaklarından birinde bekliyordu Londra'nın usta sayılabilecek cepçileri arasında adı bilinen "Çınar Malcolm". Yenleri sırtı bolca aşınmış Mor renkli ceketinin kolları üzerinden yukarı doğru katlanmış kirli Beyaz gömleğiyle birlikte uzun boyu, sırım gibi kalın kaslı kolları ama bir o derecede bozuk bir duruşa sahip olmasına neden olan koca göbeğiyle normal insanların yanına eşlik etmekten çekindikleri bir başıboştu. Daha henüz yaktığı sarma sigarasından çektiği derin, duman dolu soluğunu dudaklarının arasından üfürmemişken kürkündeki çizgilerini çokça yakından tanıdığı; tuğla duvarlı evlerin arasında gerilmiş çamaşır iplerinin arasından takılmadan ustaca inen sarman bir kedinin kendine yaklaştığını görmüştü. Günün erken saatlerinde üzerinde taşıdığı neşesinin sesinden duyulduğu bir tonlamayla, "Ne dolanıyon kedi gibi Nicholas?" dedi bozuk diksiyonunun tüm avamlığını kullanarak Animagus arkadaşına. Pis bakışlarını adamın gözlerinden bir an için bile ayırmadan insan biçimine geri döndüğünde "Boş yapma Malcolm, ekmeğimizdeyiz..." deyip, metalden kordonu ağzından sarkan altın işlemeli cep saatini eline almıştı arkadaşı. Özellikle dirseklerinin yamalı olduğu ceketi ve aşınmış dizlerinin yer yaptığı kırışık kumaşlı pantolonuyla, kedi biçimindeyken taşıdığı tüylerinin çok daha kirli bir Kahverengi tonunu kuşanıyordu Animagus. Her zaman yan yana görünmeseler de, sıklıkla ortak hedeflerini sırayla soyan bu iki hırsız günün böylesi erken saatlerinde başladıkları işleriyle kahvaltılarını yapabilecekleri bir kazanca erişmeye çalışıyorlardı. Devletin kayıtlarına bulunmaktan kaçan ve yeri geldiğinde evlerin pencerelerine manzarası olan ağaçların dallarından yeniyetme hanımların yatak odalarını dikizlemek en sevdiği hobilerinden olan toplumun pislik yumaklarından "Hınzır Nicholas" gülüştüğü Malcolm'ın omzuna kolunu atarak tanıdıkları en yakın rehinciye doğru yol almaktaydılar. Günlerinin neşesi, zenginlerin ceplerinden şimdilik kopartabildikleri küçük hediyeleriyle birlikte iki kılıksız yoldaş biçiminde yürüyüşlerinin durmasına neden olan Alpharian'ı gördüklerinde daha ara sokaktan yeni çıkayazmışlardı.

---

"Senin gibi Melek yüzlü, jilet gibi yakışıklı bi delikanlıyı almayacaklar da kimi alacaklar Ryan abi!" diyerek Malcolm'ın şimdi konuşmaya başlasa en az 10 dakika dırdır edeceğini öngördüğü sözlerini kesen Nicholas. Alpharian'ın ısmarladığı sıcak çörekleri kahvaltı ettikleri masada duvara sırtını dayadığı yerinde geniş geniş gerinerek bacaklarını açıp yer tutmuş olan Malcolm'ın ters bakışlarının konuşmadan soğumadığını göstermesiyle birlikte sözlerini sürdürmesini bekledi Siyah giyimli olan. Çınar takma adlı adam düşüncelerini iletmeye devam etti:
"Bir haftaya yakın zamanda bir toplantı yapılacakmış diye duyduk ama çalışan sormaya başladılar mı bilmiyorum. Belki bugün haber verirler." diyerek. Bu sözlerin üstüne iki gündür tıraş olmadığı için az da olsa uzamaya başlayan sakallarının masaya dayadığı dirseğinden destek alarak yüzüne dayadığı eline batmasına aldırmadan çenesini sıvazlayan Alpharian, düşünceyle kıstığı gözlerini iki adamın gözlerinin üzerinden geçirdi bir süre.
"İyi bakalım, başvururuz biz de. Her zamanki gibi, bu konuşma yaşanmadı. Biliyorsunuz. Başkasından duyarsam bozuşuruz..." dedi masasındaki ikiliye ve "Haydi size afiyet olsun, harcayacak fazla zamanım yok gençler." diyerek masadan kalkmıştı katil. Arkasından yalnızca dolu ağızlardan gelen esenlik dileyici homurdanmalarla birlikte hızlı adımlarla hedefine doğru ilerlemeye başlamıştı bile. Kensington dolaylarında bulunan Paltrow Köşkü, Alpharian'ın sorguladığı yerdi; son yıllarda oldukça sevilen bir yöntem olan toplantı yeri kiralama işlerini sürdüren bir işletmeydi burası ve işinde iyi olmasıyla ünlenmişti. Parası yeten insanlar; temizliği ve Gümüş yemek takımlarının çalışması korkusu taşımadan, bir başkasının evinde toplantı ya da kutlamalarını yapabilecekleri evleri kiralayabiliyorlardı. Genelde kent dışından gelen toplulukların üyelerini düzenli ve daha az uğraştırıcı biçimde bir araya getirme yolu olarak kullanılan bu yöntem olmuştu. Topiarii Sanctionem adına giriştikleri bu gizli görevde Alpharian'ın üstüne büyük bir parça düşüyordu ve ilk adımı atmıştı bile.

28
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Magna Purgatio: Argumentum A Fortiori (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm III)
« : 06 Nisan, 2022 03:14:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Barışın öğrenilmesi, anlaşılması, kucak açılması gereklidir. Ancak Dünya'ya ite kaka, yeğince ve tutarsızca geliyoruz. Biz buyuz işte...

Shipley'de çok fazla kumarhane vardı... Yalnızca Muggle'ların girdiği kumarhaneler, yalnızca Büyücü'lerin girdiği kumarhaneler, iki Dünya'dan da insanların girebildiği kumarhaneler ve yalnızca üyesi olunduğunda girilebilen kumarhaneler. Aralarında gizli ya da açıktan Büyücü Satrancı oynatılanlar ve bahis yatırılarak oynatılanlar da ayrıydılar. Bu nedenle işinin çok olduğunu bildiğinden boşa hiç zaman harcamamak adına, Omegan'a bir not bırakmıştı Alpharian; eğer onun için de uygun olacaksa Mali-Phali-Ty-Co'da bulunmasını isteyen. İkizinin kendisi için hazırlamış olduğu rahat yatakta gözlerini açtığında Güneş doğmaya yeni yeni başlamıştı. Pub'ı neredeyse Finn'le birlikte açmış, mutfağın çalışmaya başlamasını beklemiş, hızla karnını doyurmuştu. Hazırlıklarını yapıp Scrinium'dan ayrılmak üzereyken barmenin kendine seslendiğini duydu Alpharian:
"Gitmeden önce, sana bir sorum olacak 'İki ruhlu' dostum."
Ceketinin yakasını düzeltmekle uğraşarak "Buyurun, yanıtlayarak yardımcı olabileceğim bir sorudur umarım?" diye karşılık verdi Lautus.
"Gerçek nedir, Alpharian av Thrawsunblat?"
"Benliğimize kondurmakla güvendiğimiz inançtır. Dünya'yı gerçekte olduğu gibi görüyor olduğumuza ve bir gün tüm insanlığın benzer bir şeyi görebileceğini umarak."
"Öyleyse Dünya nedir?" diye sorusunun içeriğini genişletmişti bar masasının arkasında duran adam, yanıtına gerekecek zamanın tanınmasına önem verici biçimde bekleyerek.
"Bir yanılsama. Çoğunun yaptığı gibi sorgusuzca boyun eğebileceğimiz ya da alt edip aşabileceğimiz bir tanesi."
Az da olsa çatılmış kaşlarla karşısındaki adamın iki ayrı renkte irisleri olan gözlerine bakarak son bir kez daha sordu Scrinium'un temel kolonlarından biri görevini yerine getiren Finn;
"Dile getirdiğin 'Aşmak' ne demek olmalı peki?"
"Bakımızın etkisinde bizlere sunulan her şeyin doğru olamayacağını tanıyıp ayırt edebilmek, özgürlükte olan bir us içinse yasaklanacak tek bir şeyin bile olamayacağını benimseyebilmektir. Doğa'nın uyguladığı yasaların Göklerden gelecek gizemli bir yabancılıktan değil, uslamlanmış bir nedensellikten geldiğini bilmek. İnançlarımızın bizi özgürleşmeye ulaşmaktan daha çok, bilgeliğe doğru dizginleyişini önde tutmak."
Eski günlerinden gelen anılarının yüzünde yarattığı sıcak bir gülümseme iletişimlerine katılırken son sözlerini söyledi adam;
"Sözlerinle ortaya koyduğun gibi, Yabanotları'nın neden böylesine zararlı olduğunu çoğu Lautus'tan daha iyi biliyorsun..."
"Bizler yanılsamaları ortadan kaldırmaya didinirken, onlar kendi ve diğerlerinin yaşamlarını yönetmeye kullanıyorlar diye."
"Evet. Güvenlik ve esenlik seninle olsun dostum." Kendinden daha genç olan Alpharian'ın son günlerde böylesine yalnız başına ve Purgatio dışında işler yapıyor oluşuna ister istemez kafa yoruyordu bu kıdemli örgüt üyesi. Adamın gözlerindeki kararsızlığı görebiliyor ama daha derine kazıp çıkaramıyordu ondaki yükleri. Bu konuşmalarının bugün burada bitmediği ortadaydı ama onu daha fazla bekletmek istememişti.

Alpharian'ın Shipley çevresinde yaptığı araştırmaları sonuç verebilmişti. Ancak Carvell adının peşinde iz sürerken, çenesi düşük kumarbazlar ve korumaların konuşmaları arasında karşısına bir ad daha çıkmıştı; "DeWitt". Hepsi de bu adam için yaşamlarını içtenlikle vermeye hazır birçok takipçisi olduğunu söylüyordu. Bazi tanıklar ise içki masalarında yaptıkları konuşmalarda eğer olur da adama zarar gelebilecek bir durum olsa, takipçilerinin araya girip kaçmasını sağlayacaklarını da açık açık anlatıyorlardı. Geçip gittiği bir mahalle meydanında birden ortaya çıkan yaşlı ve cılız çağırtkan, tam olarak aradığı şeyi kendisine sunarak Alpharian'ın odağını özellikle üzerine çekmişti:
"Yaşadığımız sıkıntılı dönemler bunlar ey millet. Yiyecekler kıt, paralar sıkışık.. ama herkes için böyle olması gerekmiyor! Yakalamaya yüreği olanlara olanak bol. Yoksunlukla çekip çevirmeye daha fazla gerek yok. Çalışmayı isteyecek kim varsa karşılığını alacak! Gelin, benimle konuşun ve sizlere Bay North'un neler sunabileceğini söyleyeyim."
Birden ortalığın işçi pazarına dönüşürcesine çağırtkanın çevresini dolduran insanlar arasında göz önünde ayırt edilemeyecek biçimde durup dinlemeye devam etti Siyah giyimli adam; çağırtkanın çevresinde durdukları daha önce özende incelenmediğinde varlıklarını anlamanın zor olacağı koruma görünümlü iki adam hızla ceketlerinin ceplerinden çıkardıkları bildirileri insanlara dağıtırken, konuşma devam ediyordu:
"Dinleyin, iyi bir yaşamın rahatlıkları artık sizin de olabilir. Bay North acınızı anlıyor; sizde ne eksikse sağlayacak, ne açığınız varsa kapatacak! Karşılığında tek istenilen dürüst bir günlük işini yapmanız. Büyük kazançlar için küçük bir özveri sayılmaz mı bu? Geleceğin neler getireceğini kim bilebilir, yarın ne üzüntüler getirebilir? Belirsiz bir geleceğe karşı kendinizi, sevdiklerinizi koruyun. Sıkı çalışın ve ödüllendirilin! Bay Carvell North size her şeyi sağlayacak!"

Adamın sözlerini bitirdikten sonra iki korumayla konuşması ve ortamdan uzaklaşması çok sürmemişti. Belki de başka bir yerde bu konuşmanın bir benzerini daha yapacak ve insan toplamaya devam edecekti. Peşinden gelen ve bir deniz fenerinin duvarlarını döven Okyanus dalgası gibi çarpmaya hazır Alpharian'ın varlığından haberi olmadan güvenle atıyordu adımlarını yaşlı çağırtkan. Konuşmanın yapıldığı yerden çok uzaklaşmamışlardı ancak yüksek sesle yapılacak bir iletişimin de odakları üzerlerine çekmeyecekleri bir konumdalarken ensesinden yapıştığı gibi en yakın duvara kafasını vurduğu çağırtkanı bir arka sokağa atıvermişti Alpharian. Deneyimli çağırtkan ilk kez soyulmuyordu ya bu ülkede? Adamın istediklerini verip kurtaracaktı paçasını...
"Kısa bir süre için biraz benimle, ya da hemen şimdi sonsuza dek Tanrı'nla konuş. Seçim senin!" dedi katil kuru bir sesle. Çağırtkan kolunu dayayabildiği duvardan destek alarak ayağa kalktığında "Yaptığı işi durdurmayacaksın. D-Durduramazsın!" diye çekinerek çemkirmişti karşısındaki adama. Siyah giyimli adamın daha "Ne işi?" diye sormasına zaman bile tanımadan dökülmüştü hemencecik yaşlı adam:
"Tanıdığın, sevdiğin mi var aralarında? Blackpool'daki depodalar. Orada tuttuklarını yolculuk için hazırlıyorlar, yenileri gelsin diye. Zamanı geldiğinde de hazır olanları gönderiyorlar işte. Bırak peşimi de git Carvell'la konuşup kurtar dostlarını, benle işin yok senin!" yanıtını vermişti.
Sinirlenmiş oluşu ve dünden kalan yaralarının da sürekli rahatsızlık vermesiyle "Nerede bu depo? Neden Blackpool?" diye tısladı sıkılı dişleri arasından Alpharian; dayanamadığı bir şey varsa o da böylesine ülküsünü satan ucuz insanlar olmuştu hep.
"Ben nerden bileyim be adam? Crowgill Yolu'yla Rosse Sokağı'nın birleştiği yerde kime sorsan seni Bay North'a götürür. Sana söyleyecek başka da bir şeyim yok! Carvell bana bilmem gerekenleri söylüyor, daha fazlasını değil. Böylesi daha güvenli."
"Onun için belki ama; senin için.. korkarım değil."

.. ve yaşlı adamın kısa kesilen bir karşı çıkma çığlığıyla birlikte, hızlı adımlarla hedefine yollanan Alpharian'ın bıçağı bir kez daha kana bulanmıştı.

29
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: Parva Sub Ingenti (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm II)
« : 06 Nisan, 2022 03:08:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Duvarlarının çevrelediği avlusuyla karşılaştırıldığında oldukça küçük görünen Villa, içi büyüyle genişletilmiş büyük bir kale gibiydi. Korumaların tamamı misafirleri öldürmekle görevlendirilmiş olsa da, bir bölümü Alpharian'ın peşine düşmüş ve patronlarını koruma adına arkalarından yetişmeye çalışıyorlardı. Solomon Rothberg'in adımlarının yankıları peşinden giden Alpharian, yer yer adamın bulunduğu yöne doğru gönderdiği büyü ve uğursuzlukların hedefi olan eşyaların parçalarından sakınarak ona yetişmeye çalışıyordu. Peşinden gelen korumalar da arkasından saldırıp katile yetişmeye çalışıyorlardı. Solomon kaçışında arkasından gelen takipçisine engel olması için elinden ve asasından gelen her olanağı kullanmaya çalışıyorken, Alpharian ise bir yolunu bulup adama yetişebileceği bir kısayol bulmaya uğraşıyordu. Bir an için koştuğu yolun duvarında biraz önce gördüğünden çok da ayrı olmayan bir oyuk gördüğünde, uzun bir koridorda sürekli koştuğunu anlayabilmişti. Bundan sonra arkasından gelen takipçilerini alt etmesi mantıklı olan hamleydi, belki yeri geldiğinde hedefi de çemberi tamamlayıp karşısına çıkabilirdi.

Korumalardan en hızlısı, Alpharian'ın durup kendini bekleyeceğini düşünmemiş olmanın verdiği tökezlemeyle gövdesinin ortasına hedeflenmiş başarılı bir Diffindo ile açılan yarasını tutmaya çalışan elleri arasından yere dökülen bağırsaklarının avuçlarına dolmasının şokuyla kısa bir süre sonra ölüp gidecekti. Arkasından gelen ikinci koruma da adamın "Alarte Ascendare!" komutuyla hedeflediği asasının yönlendirmesiyle tavandaki ağır avizeye çarpmış, sonrasında da avizeyle birlikte yere inerek belki de kurtarılamayacak biçimde yaralanmıştı. Diğer takipçilerinin ilk ikisi gibi hazırlıksız yakalanmayacaklarını öngören Alpharian arkasını güvenceye alarak geri geri kaçmaya devam etmişti. Üçüncü korumayla kısa bir düelloya girişen katil, asasından çıkan "Incarcifors" büyüsüyle pencereye asılı duran kalın perde kumaşının adamın gırtlağını "kafeslemesi" ile birlikte ondan kurtulmayı başarmıştı. Alpharian karşısındaki büyücüyle düellodayken yetişen dördüncü korumanın asasından çıkan Expulso laneti ile hemen yanındaki kristal kürenin parçalanıp bedeninin sol tarafına neredeyse boydan boya parçalarının saplanmasıyla yaralanmıştı. Göreve çıkmadan önce yanına aldığı Wiggeneld İksiri'ni içmeden önce sol tarafından yüzüne ve kaburgalarına saplanmış kırık kristal parçalarının yaşattığı büyük bir zorlukla anı kollamış; karşısındaki korumanın pişkin bir yüzle bir kez daha Expulso kullanmayı düşündüğünü anladığı için adamın asasının ucuna doğru gönderdiği "Protego Maxima!" ile adamın asa tutan elini kendi geri seken büyüsüyle paramparça etmesine neden olmuştu. Yaşadığı acının şokuyla yere yığılan adamla birlikte, iksirin iyileştirebildiği ama tamamen geçiremediği yaralarına yenilmemeye direnç gösterip Solomon'un kendine "yetişmesini" bekledi.

Köşeyi döndüğünde katiliyle yüz yüze gelen adam, korku dolu bakışlarını Alpharian'dan ayıramadan gerisin geriye kaçmaya başlamış, ancak bu sefer aldatıcı büyüsü bozulan koridorda geri geri koşmaya kaçmak yerine mutfağa açılan kapıya yönelen basamakları inmeyi seçmişti. Peşinden yaşadığı acıya karşın olabildiğince hızlı adımlarla giden Alpharian, mutfağı yaşanan gürültülerden dolayı çoktan boşaltmış çalışanların yokluğunda oldukça korumasız kalan Solomon'a yetişebilmişti. Adamın kilolu yapısına karşın hızını az ya da çok korumayı başardığı kaçışına artık daha fazla dayanamayarak bacağını hedefleyip "Confringo!" komutunu vermişti katil. Patlamayla birlikte kopan bacağının yanarak gözlerinin önünde kendinden daha ileriye savrulmasını yavaş çekimde izlerken yaşantısı da ayrıca gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçen adam, en sonunda yenilmiş ve durduğu yerin duvar dibine çökmüştü.
"Kaçmayı bırak artık. Diğer insanların sözlerinden daha fazla zarar verecek biri var karşında!" demişti tüm bu koşturmaca ve yaralanmayla soluk soluğa kalan Alpharian.
"Neden yaptın bunu?" diye inledi alevlerle patlayıp yandığı için kendi kendine yarı yarıya dağlanarak kopan bacağından geri kalanları tutan Solomon.
"Hizmet ettiğini öne sürdüğün kişilerden para çaldığını biliyorum. Seni ben öldürmeyecek olsaydım onlar öldürecekti. Bu paranın hangi amaçla toplandığını bilmiyorum ama... Nereye ve neden gönderilmek için topladığını bilmek istiyorum." diye sorusunu sormuştu sakinleştirebildiği ses tonuyla Alpharian. Yaşadığı acının etkisiyle her an bayılacakmış gibi duran Solomon ise kendinden ve düştüğü bu durumdan beklenmeyecek bir direnç taşıyan güçle yanıt verdi katiline:
"Bak bana! Benim varlığım; param ve yatırımlarımla yönettiğim insanlara da, hizmet verdiklerime karşı da bir sövgü gibi.. ve bu aristokrat takılan züppeler, bana karşı taşıdıkları nefreti kustukları bağırışlarını birazcık azaltmaktan ötesine bile geçmediler..." dedi duraksayarak.
"Öyleyse bu bir öç alma yolu olmalı senin için?" diye düşüncelerini seslendirdi Alpharian. Adamın iki tarafa da zarar vermeyi seçtiği bugünkü delilinden önce hizmet ettiklerine bağlı kaldığını öngörebilmişti. Daha önce böyle bir şeye kalkışmamıştı Bankacılar Kralı.
"Hayır öç değil, daha çok duyunç!" diyebilmişti giderek daha da yavaşlayan hareketleri ve canlılığı çekilip giden bedenini zorlayabildiği yere dek ölmeye karşı gösterdiği dirençle Solomon. "Bana iğrenç bir şey gözüyle bakılmasını emreden bir Tanrı'ya hizmet eden bir savaşı nasıl destekleyebilirdim daha fazla?" diye zorlanarak sözlerine devam etti; "Zamanla olanları görüp anlayacaksın. Bence belki, çoktan anlamışsındır bile. Bugünden önce yaptıklarımı Büyücedünya için 'Kötü' diye yorumlayacaksın.. ama yaptığımız şey, senin yaptıklarından çok mu ayrı? Ölümlerinin geride kalanlar için daha iyi olacağına olan düşüncene güçlü kalarak insanları öldürüyorsun. Daha büyük bir iyilik için küçük bir kötülük ha? Sizler de onlarla eşitsiniz... Öldürüyorsunuz, çalıyorsunuz. Artık kendi silahınızla vurulma zamanı geldi ama. Kendi ülkenizden doğma ve yapılma mallarla!"
"Hayır, Avcı'larla aramızda hiçbir benzerliğimiz yok!" diye üsteledi Alpharian, karşısındaki ölmekte olan bir adamın saçmalamalarından daha fazlası değildi ne de olsa.
"Ah, ama gözlerinden okuyabiliyorum. Kuşku duyuyorsun. Carvell'i bul, sağ kolum. O sana duyman gerekenleri anlatacak. Cadı Avcıları'na yardım eden tek Büyücü türü bizler değiliz. Yine de ne yaparsan yap. Onları durduramayacaksın..."

Son sözleriyle birlikte Solomon Rothberg, suikastçısından intikam almak yerine niçin Avcılar'a katıldığını daha iyi anlatabilecek olan kişinin adını vermişti ona. Alpharian bunun bir tuzak olduğunu düşünüyor olsa bile, bugün için daha fazlasını yapabilecek durumda değildi. Hızla Mali-Phali-Ty-Co'ya dönmeli ve Omegan'a yerini bırakmadan önce yaralarını sarmalıydı, yoksa yarın kendisini devam edeceği bu yolculuğa yeterince hazır olmamış biçimde bulabilirdi... Öldürdüğü iki adam da yersiz gerçeklikler açıklamışlardı. Yaptıkları karşısında yerinden değillerdi. Ölürlerken bile başarılı olacaklarına inançları sarsılmamıştı. Amaçları ve yöntemleri ayrı görünse bile onları bir diğerlerine bağlayan bir bağ vardı ve Alpharian bunu çözmeyi amaçlıyordu.
"Ölümün karşısında dururlarken bile doğru olduğu söylenen ile doğru olarak gördüğüm arasında ayrım var." diye geçirdi içinden, öyleyse neydi bu adamları birbirine bağlayan? Çoğu insan ayrım yapmakla uğraşmıyordu çünkü böylesi daha olağandı.. ama bir Lautus olarak olanları ayırt etmek, sorgulamak onun Doğa'sında vardı. Ah, ama bir de eş zamanlı biçimde; bir suikastçı olarak, bu düşüncelerini yatıştırmak ve önsezilerine güvenmek de en önemli görevlerin dendi. "Yaşam felsefem sorgulayıcı bir tetiktelik durumunda olmamı gerektirecek yollar açıyor, diğer yandan da doğru olduğunu bildiğim eylemi gerçekleştirmemin gerekliliğiyle beni kamçılıyor. Hangisinin doğru olduğu sorgulanabilirdi şimdi?"

Eh, Alpharian gibi biri için böylesine bir soru, yalnızca sorulmasına gerek kalmadığında yanıtlanılabilecekti.

30
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: Parva Sub Ingenti (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm II)
« : 06 Nisan, 2022 03:06:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Solomon Rothberg özünde yozlaşmış ve sonuç olarak kendi yoldaşları arasında bile sevilmeyen biriydi. Görünüşe göre de Deadwood, Salem ve Londra halkı için ayrılan parayı çalıyor ve kendine harcıyordu. Gerçekten de satkınlar arasında bir satkındı... Çevresinde kurduğu düzen kendi hatalarıyla çökerken bile, gösterişli eğlencesine hazırlanışındaki açgözlülüğü herkesçe görülebiliyordu. Korumaların ve hizmetçilerin misafirlerle hatasızca ilgilenmek zorunda kaldıkları için işleri başlarından aşkındı. Misafirler arasından her zaman olması gerektiği gibi göz önünde ayırt edilemeyerek sızıp içeri girmesi kolay ve hızlıca olmuştu. Orada olduğunu bile bilmeyecekleri biçimde hizmetlerine devam ediyordu herkes... Villa'nın yüksek duvarları girişin karşı ucunda duran evi de çevreliyor olsalar bile, evin kapladığı alandan çok daha fazla yer kaplayan dev avluyu çevreleme görevini üstleniyorlardı. Avlunun orta yerinde bulunan ve omzunda bir testi taşıyan çıplak bir kadın biçiminde oyulmuş altın varaklı heykelden şarıl şarıl Kırmızı Şarap akıyordu. Avlunun tam ortasındaki heykelin çevresini boş bırakacak biçimde yerleştirilmiş olan masalar, üzerlerindeki yiyeceklerin ağırlığıyla kaplıydılar. Heykeli dikdörtgen biçimde çevreleyen ve üstlerinden bir diğerine bağlantılı olan sütunlar, çiçekli sarmaşıklarla bezeli görüntüleriyle tüm Villa'nın güzelliğine güzellik katıyorlardı.

Alpharian avlunun bir köşesinde kendine yer edinmiş, düz duvarlar arasında bulabileceği olası kaçış yollarını inceliyordu; hedefi Solomon Rothberg, balkondan kalabalığa seslenmek için kısa bir süre sonra odasından çıkmıştı.
"Hoş geldiniz, hoş geldiniz! Hepinize bu akşam bana katıldığınız için teşekkür ederim. Lütfen yiyin, için, sunduğum tüm zevklerin tadını çıkarın!" diyerek kollarını açmıştı evine gelenlere. Alpharian adamla ilgili söylenen kötülemeleri kavrayabilmişti ilk bakışta; yanlara savrulmuş açık yakalarının sergilediği göğsünde ince fırça darbeleriyle Altın renginde boyanmış bezenmeler, kirpiklerindeki dolgun siyahlık, yanaklarındaki pembeleşmişlikler, hareketlerindeki kırıtış ve sesindeki incelik... Adından da anlaşıldığı üzere Hıristiyan Cadı Avcıları'ndan olmayan bir dinden oluşuyla birlikte üzerine çektiği düşmanlık. Alpharian bu Büyücü'nün kendi insanlarına olan satkınlığı nedeniyle kendinden nefret etmesini mantıklı karşılıyordu, yoldaşları tarafından sevilmemesinin de nedenlerini anlayabilmişti birkaç misafirin heykel çeşmesinden akan içkiyle bardaklarını doldurmak için hareketlendiğinde.
"Her şeyin bugünkü eğlencemizde beklentilerinizi karşılayacağını düşünüyorum, doğru muyum?" dediğinde misafirlerden bazıları kadehlerini adama doğru kaldırarak:
"Her şey dört dörtlük!"
"Sağ olasın!" benzeri sözlerle yanıtlayışlarını gözlemledi Alpharian.
"İyi iyi, hepinizi böyle mutlu görmek beni de mutlu ediyor. Çünkü bunlar karanlık günler dostlarım ve daha yapabiliyorken bu bolluğun tadını çıkarmalıyız! Yaklaşan bir savaş var ve bu savaş hepimizi yok etmekle tehdit ediyor..." diye sözlerine devam etmişti Solomon son haftalarda yaşananlardan haberi olan ve Sihir Bakanı'nın sözlerine uyan insanlar ile Büyücedünya'dan haberi olmayan Muggle'lara.
"Kellington ve Gabriel inandıkları şeyler için yüreklice savaşıyorlar aralarındaki hainlerden habersizce.. ve siz de onları sorgulamadan desteklemek için her zaman varsınız değil mi?" sorusu karşısında insanlar şaşırmış olsalar da, tanımadıkları adlara kafa yormak yerine yeyip içmekle daha ilgililerdi. Alpharian dışında herkes, en azından. Kimdi şimdi o Gabriel adındaki adam?
Sözlerine duraksamadan devam etti balkondaki adam; "Ah, bu savaşın devam etmesini sağlayan sizin yardımlarınızdır, başkasının değil. Öyleyse şerefinize kadeh kaldırıyorum! sizlere, sağlığınıza sevgili dostlarım! Bizi bugün bulunduğumuz noktaya getirdiniz. Hak ettiğiniz her şey size sunula!". Ses tonundaki değişme kendilerini boşalıp boşalıp dolan kadehlerine gömmüş misafirlerce anlaşılmamış olsa bile, Alpharian bir şeylerin ters gittiğini sezmişti sanki. Misafirler ikiyüzlülükleri nedeniyle kınandıklarını anlamamışlardı daha.
"Savaşmak için böylesine bir istek ve misafirlikte midelerinizi doldurmak için sergilediğiniz incelik; sizlerde var olacağını hiç düşünemeyeceğim türden! Beni yargılamak için böylesine hızlı ve acımasız davranabilen sizlerce!"

Kalabalık bu suçlamalar ve değişen ses tonuyla birlikte yüzlerine sertçe vurulan gerçeklerin etkisiyle şaşırmıştı.
"Ah, haydi ama salağa yatmayın! Aptal mı var karşınızda sizin? Arkamdan fısıldanan sözleri duymadığımı mı sanıyordunuz?" diyerek gururla yükselen çenesiyle birlikte kırgın bir ses tonuyla sözlerine devam etti;
"Eh, duydum ve korkarım duyduklarımı da asla unutmayacağım!"
İnsanlar yavaş yavaş tabaklarını bırakıp, kadehlerini ağızlarına götürmekten vazgeçmeye başlamışlardı.
"Ama sizleri bugün buraya çağırmamın nedeni bu değil, hayır. Bu savaştan ve sizin bu savaştaki payınızdan daha fazla söz etmek istiyorum! Paralarınızı ayaklarıma döküveriyorsunuz, siz olmayan yüzlerce insanın ölümünü satın alacağını çok da iyi bilerek yaşadığınız güvenle hem de!" Bu noktadan sonra insanlar kendi aralarında mırıldanmaya, utançla çevrelerine kaçamak bakışlar atmaya başlamışlardı. Alpharian ortalıkta olmayacağı, göze batmayacağı bir konumda durmaya çalışıyordu açık avluda.
"Neden savaştığımızı bile bilmiyorsunuz?! 'Büyücedünya'nın Muggle radikallere karşı verdiği mücadele' dersiniz, ya da 'Londra'nın eski mübarek günlerine dönüşü'.. ama bunlar kendinize söylediğiniz yalanlardan başkası değil." Solomon Rothberg kafasını onaylamazca sağa-sola sallayarak güldü.
"Hayır!" dedi kulaklarındaki altın küpeler İkindi Güneşi'nin ışıklarıyla parlarken, "Bütün bu acılar korkularınız ve nefretinizden doğdu! 'Düşman' dediklerinizin sizden başka olması sizi rahatsız ediyor, benim sizlerden başka olmamın da rahatsız ettiği gibi!" diye sözlerine devam etti ve elindeki kadehi kafasına dikerken yanında duran kaslı güçlü korumalarından birinin yüzünü alık bakışlarla birlikte okşayarak severken.
"Sevgi, acıma, hoşgörü... Bu sözlerin hiçbiri, hiçbiriniz için anlamlı değil! Kan döküp övünmek için Britanya topraklarımıza saldırıp ele geçirmeye çalışan bağnaz Avcılar için de anlamlı değil!.. ve bu yüzden, yeter artık diyorum! Kendimi başka bir amaca adadım; tüm insanların yan yana, barış içinde yaşayabileceği yeni bir Dünya yaratacak bir amaca. Yazık, hiçbiriniz bunu göremeyecek..."

Solomon'un sözleri bittiğinde kendisine uzun zamandır acımasız sözleriyle kötü davranan ve bağnazlıklarıyla acı çektiren Büyücü ve Avcı'lardan öç almak için kalitesine önem vermeden aldığı şarabın zehirlemiş olduğu çok geçmeden ortaya çıkmıştı. Kalabalıktan bir adam yere eğildi, büyük bir güçlükle kanlar saçarak öksürdü ve sonunda zehirin etkisiyle yere yığıldı. İlk anın şokunu atlatan insanlar, Villa'ya giriş yaptıkları kapıların arkalarından kapanmış olduklarının bilincine varmanın verdiği korkuyla çığlıklar atmaya başlamışlardı. İlk ölen misafir gibi zehirin etkisini yaşamaya başlayan daha çok insan Villa'nın karoları üzerine düşerken, Solomon'un "Kaçmaya çalışan herkesi öldürün!" sözleriyle birlikte kundaklı yaylarını insanların üzerlerine doğrultan korumalar ok yağmuruna başlamışlardı. Tüm bunlar yaşanırken duvarlardan içeri ilk girdiği andan beri hedef kollayan Alpharian, Protego büyüsünün yardımıyla birlikte oklardan sakınır biçimde sütunlardan birine tırmanmış ve destek alarak avlunun ortasındaki heykele atlamıştı. Heykelden Solomon'un korku dolu bakışları arasında balkona doğru atlayan katil, birçok okun hedefi olsa bile büyüsünün yardımıyla yara almadan kurtulmuştu. Kendisi gibi asasını kullanmayı düşünen Büyücü ve Cadılar ise, asalarına davranmakta zaman yitirmemiş olsalar bile içtikleri içkinin zehiri nedeniyle ölümün kollarına düşmüşlerdi.

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 6