16
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: Argumentum A Fortiori (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm III)
« : 05 Ağustos, 2022 02:24:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bir merminin sol köprücük kemiğinin tam ortasından Yıldırım çarpmışçasına bedenine girip kemiği paramparça etmesinin verdiği acı ve şokla birlikte bir anda olduğu yerden yana doğru içgüdüsel biçimde kaçıvermişti Alpharian. İlk mermiden kısa bir süre sonra sıkılan diğer mermiler de sırayla kafasının üstünden vızıldayarak geçiyorlardı arkasında saklandığı bacanın tuğlalarını teğet geçerek. Düşüncesizce yaptığı bir eylem sonucunda aldığı düşüncesizce bir yaraydı bu ve cebinde sakladığı Wiggenweld İksiri'nin kolayca iyileştiremeyeceği bir sorundu. Bu nedenle hem iksir hem de asasının yardımıyla şimdilik yeterli iyileşmeyi sağlayabileceğini düşünüyordu. Adrenalin nedeniyle daha acısını tam olarak sezemediği yaralanmasına doğrultmuştu asasını; ilk önce "Brackium Emmendo" komutuyla asasını sallayarak kıymıklanarak parçalanmış olan kemiğini düzeltecekti, sonrasında "Vulnera Sanentur" büyüsüyle kemikle çarpışmasından şarapnellenen mermiyle birlikte yırtılan kaslarını birleştirecek ve en son da bir "Episkey" ile derisinde olabildiğince az yara izi kalmasını sağlayarak iyileştirmesini sonlandıracaktı. İksirle birlikte şu an için yeterli geleceğini düşünüyordu bunların, ne de olsa her zaman için Mali-Phali-Ty-Co'nun Scrinium bölümünde kendisine yardımcı olabilecek uzmanlar bulabilirdi. Orada bulamasa bile St. Mungo ne güne duruyordu?
Kana bulanan gömleğini temizlemek için harcayacak zamanı olmadan arkasına saklanabileceği sonraki sığınağa doğru ilerlemeliydi çünkü çokça zaman harcamıştı bile ve üzerine sıkılan son mermiden beri kim bilir kaç dakika geçmişti bilemiyordu. Yine de DeWitt kaçmayı değil de yattığı pusuda beklemeyi seçmiş olacaktı ki, Lautus yerinden ayrıldığı anda bir mermi daha yakınlarında bir yerlerden sekivermişti. Merminin böylesine yüksek bir hızla hedefine varmasından biraz sonra onu ileri iten barutun patlama sesinin gelmesi; hem adamın nerede olduğunu kestirmekte sorun yaratıyor, hem de "Protego" gibi olağan bir büyüyle insanın kendini savunabilmesi için fazla öngörülemez oluyordu. Yine de tüm bu ölümcül koşturmaca içinde yankılanan patlama sesi ve yanan baruttan geriye kalmış olan duman, nişancının yerini açığa vurabiliyordu. Alpharian ne derecede kıstırılmış olsa da durduğu yerde bir Keklik gibi avlanmayacaktı, yo; öleceği kesinleşmiş bile olsa hedefine varmayı denemeye devam edecekti. Çevresine bakabildiği kısacık saniyeler içinde DeWitt'in görüş açısından çıkabileceği tek bir yer bulabilmişti, o da bir kilisenin çan kulesine benzer bir boşluğa sahip bir yerdi. Lautus hızlı adımlarıyla ve yer yer eğile-koşa ilerleyerek oraya varıp üzerine tutulan keskin nişancı tüfeğinin görüşünden kaçabilmeyi planlamıştı. Bel seviyesini anca aşan yarım duvarlık engeli aşıp, çapraz kenarındaki ikinci engelin de üstünden atladığında karşısında biraz önce omzundan yaralandığı çatının yanından ilerleyen bir koridorda bulmuştu. Daha birkaç adım atamadan üzerine çullanan ve DeWitt'in adamı olduğu çok ortada olan bir korumanın ellerinde tuttuğu tüfek için kısa bir süre güreşmiş olsalar da, tüfeği adamın kollarından ayırmadan burnunun köprüsüyle buluşturmasıyla birlikte kollarından kurtulmuştu suikastçı. Yüzüne aldığı ağır hasarla birlikte dengesi bozulan koruma, Alpharian için kolaylıkla kullanacağı bir canlı kalkana dönüşmüştü. Tek mermilik tüfeği karşısına çıkan ikinci adam için harcayan Lautus, sonraki için tüfeği bir mızrak gibi kullanıp süngüsüyle bir can daha almıştı. Devamı ve arkasından yetişebilenler için de asasını kullanmaya başlamıştı artık...
Hızla alt ettiği birkaç Büyücü'den sonra karşısında duran ve bulunduğu binadan en az iki kat daha yüksekte olan binanın kiremitli çatısına doğru bacaların arasından geçe geçe ilerledi Alpharian. DeWitt'in ölümcül mermilerinden uzak durmalıydı ama bunu yaparken de adamı elinden kaçırmaması gerektiğini biliyordu. Neredeyse büyük ölçekli basamaklar gibi duran çatılar arasından ilerlemeye devam ediyorlarken, mahalle patlayan silah seslerinden ve koşuşturan bekçiler ile korumalar nedeniyle karmaşa içine girmişti bile. Çoğu sivil kendini güvenli yerlere ve evlerinin içine atıyorken, bazılarının isteklice yaşanan hareketliliği izliyor olması insanlığın Doğa'sından gelen bir şeydi. Bu sırada üzerine yağan her türlü saldırıya karşı asasıyla kendini korumaya çalışan Lautus'un gözlerine DeWitt'in Soluk Gri renkli üniformasının sırtı çarpmıştı; geniş açıyla çevresini dolanmak yerine, hedefine kaçarken daha direkt bir yoldan yaklaşması gerekiyordu. Ara sıra arkasını dönüp, kısa süreyle keskin nişancı tüfeğindeki teleskopik dürbünle kendisine nişan alan adamın mermisinden uzak duruyordu ve ıskalanan her mermiden sonra bu "Tavşan kaç/Tazı tut!" oyununda biraz daha yaklaşıyordu hedefine Alpharian. En sonunda yüksek iki binanın üzerinde konuşlanmış DeWitt'in kolay yoldan ulaşabileceği son mermilerini de harcadığı, Alpharian'ın ise beyninin çığlık çığlığa bu tehlikeli durumla ilgili uyarıları dinlemeden koşaradım tırmandığı bir ana varmışlardı. Son mermi de sıkıldığında Lautus ateşleme aksamının mekanik hareketlenmesini duymasıyla birlikte, sanki eylemlerini içgüdülerinde yatan hırçın bir hayvan kontrolü ele almışçasına eğilmişti. Siyah giyimli katilinin sağ omzunun kasları içinden derince bir yara bırakarak sıyıran mermi kim bilir aşağıya yönelik açıyla ateşlendiği için kimin yaşamını sonlandırmıştı. Artık uzun bir kovalamacanın sonuna gelmişlerdi ve Alpharian adımları altında tıkırdayan kiremitlerin örttüğü çatılarının en tepesine vardığında, geriye aşağı inmesinden başka bir yol kalmamıştı. O bu yokuşu tırmanırken DeWitt çoktan karşı binanın kenarları diz boyu duvarlı terasına varmıştı bile. Hızla kendini ileriye atan ve sırt üstü çatıdan aşağı kayan Lautus, kölecinin pantolon cebine sokuşturduğu asasını görmemiş olacaktı ki kaymaya başladıktan biraz sonra topuklarının eşiğine değmesiyle birlikte; DeWitt'in illüzyon büyüsüyle tılsımlanmış olan çatının sonuna ulaşmıştı ve iki bina arasındaki boşluğun üzerinde kaza yapmış bir Uçan Süpürge'den fırlamış gibi süzülmeye başlamıştı.
Zaman durmuş denilebilirdi Alpharian için. Alması gereken kararlar, aldığı kararlar ve almamış olması gereken tüm kararlar gözlerinin önünden geçiyor gibiydi adamın. Yok, hayır; yaşantısı "Bir film şeridi gibi" gözlerinin önünden geçmiyordu bu ölüme belki de asla hazır olamayacak adamın. Daha çok, şu an hangi taktikle ölümden kurtulmak ve daha da çok bu Dünya'ya bir ölüm daha kazandırmanın peşinde patlıyordu nöronlarındaki Takyon'lar. En son çocukken denediği ve çok uzun zamandır kullanmak usunda yer etmemiş bir yöntem denemeyi seçti çok az seçenekler içinde zamanı kalmamış olan adam; çocukken okuduğu kitaplardan birinde geçiyordu İkarus adı, Yunan Mitoloji'sinden bir karakter, hani şu herkeslerin bildiği...
"Wingardium Leviosa!" komutunu verdi omuzlarının üstünden sırtını anca kapatan çeyrek boylu pelerinine; iki apartman arasından geçen sokağın sert taşları üzerine düşüp ölmek yerine, karşı terasa sırtında bir paraşüt varmışçasına güvenle inmeden önce. Omuzlarının üstünden, koltuk altlarından ve sırtından deri kayışlarla güvenle gömleğini ve kendisini saran pelerin kopmadan yırtılmadan dayanmıştı bu neredeyse 3-4 saniyeyi aşmayan kısa süreli süzülme eylemine. Teras'a iniş yaptığında DeWitt'e arkasını dönmek çok da akılcı bir eylem olmasa bile arkasından gelmeye çalışacak birileri olmaması için "Bombarda Maxima!" diye akciğerleri ile ses tellerinin tüm gücünü kullanmıştı deliler gibi çarpan yüreğinin pompaladığı adrenalinle.
Jeffrey Thomas DeWitt adlı adama doğru arkasını tekrar döndüğü anda da daha dingin bir ses ve az da olsa rahatlamayla "Protego Totalum..." büyüsü dudaklarından dökülerek asasını zemine doğrulttu Alpharian. Avıyla en sonunda tek başınalardı artık.
Kana bulanan gömleğini temizlemek için harcayacak zamanı olmadan arkasına saklanabileceği sonraki sığınağa doğru ilerlemeliydi çünkü çokça zaman harcamıştı bile ve üzerine sıkılan son mermiden beri kim bilir kaç dakika geçmişti bilemiyordu. Yine de DeWitt kaçmayı değil de yattığı pusuda beklemeyi seçmiş olacaktı ki, Lautus yerinden ayrıldığı anda bir mermi daha yakınlarında bir yerlerden sekivermişti. Merminin böylesine yüksek bir hızla hedefine varmasından biraz sonra onu ileri iten barutun patlama sesinin gelmesi; hem adamın nerede olduğunu kestirmekte sorun yaratıyor, hem de "Protego" gibi olağan bir büyüyle insanın kendini savunabilmesi için fazla öngörülemez oluyordu. Yine de tüm bu ölümcül koşturmaca içinde yankılanan patlama sesi ve yanan baruttan geriye kalmış olan duman, nişancının yerini açığa vurabiliyordu. Alpharian ne derecede kıstırılmış olsa da durduğu yerde bir Keklik gibi avlanmayacaktı, yo; öleceği kesinleşmiş bile olsa hedefine varmayı denemeye devam edecekti. Çevresine bakabildiği kısacık saniyeler içinde DeWitt'in görüş açısından çıkabileceği tek bir yer bulabilmişti, o da bir kilisenin çan kulesine benzer bir boşluğa sahip bir yerdi. Lautus hızlı adımlarıyla ve yer yer eğile-koşa ilerleyerek oraya varıp üzerine tutulan keskin nişancı tüfeğinin görüşünden kaçabilmeyi planlamıştı. Bel seviyesini anca aşan yarım duvarlık engeli aşıp, çapraz kenarındaki ikinci engelin de üstünden atladığında karşısında biraz önce omzundan yaralandığı çatının yanından ilerleyen bir koridorda bulmuştu. Daha birkaç adım atamadan üzerine çullanan ve DeWitt'in adamı olduğu çok ortada olan bir korumanın ellerinde tuttuğu tüfek için kısa bir süre güreşmiş olsalar da, tüfeği adamın kollarından ayırmadan burnunun köprüsüyle buluşturmasıyla birlikte kollarından kurtulmuştu suikastçı. Yüzüne aldığı ağır hasarla birlikte dengesi bozulan koruma, Alpharian için kolaylıkla kullanacağı bir canlı kalkana dönüşmüştü. Tek mermilik tüfeği karşısına çıkan ikinci adam için harcayan Lautus, sonraki için tüfeği bir mızrak gibi kullanıp süngüsüyle bir can daha almıştı. Devamı ve arkasından yetişebilenler için de asasını kullanmaya başlamıştı artık...
Hızla alt ettiği birkaç Büyücü'den sonra karşısında duran ve bulunduğu binadan en az iki kat daha yüksekte olan binanın kiremitli çatısına doğru bacaların arasından geçe geçe ilerledi Alpharian. DeWitt'in ölümcül mermilerinden uzak durmalıydı ama bunu yaparken de adamı elinden kaçırmaması gerektiğini biliyordu. Neredeyse büyük ölçekli basamaklar gibi duran çatılar arasından ilerlemeye devam ediyorlarken, mahalle patlayan silah seslerinden ve koşuşturan bekçiler ile korumalar nedeniyle karmaşa içine girmişti bile. Çoğu sivil kendini güvenli yerlere ve evlerinin içine atıyorken, bazılarının isteklice yaşanan hareketliliği izliyor olması insanlığın Doğa'sından gelen bir şeydi. Bu sırada üzerine yağan her türlü saldırıya karşı asasıyla kendini korumaya çalışan Lautus'un gözlerine DeWitt'in Soluk Gri renkli üniformasının sırtı çarpmıştı; geniş açıyla çevresini dolanmak yerine, hedefine kaçarken daha direkt bir yoldan yaklaşması gerekiyordu. Ara sıra arkasını dönüp, kısa süreyle keskin nişancı tüfeğindeki teleskopik dürbünle kendisine nişan alan adamın mermisinden uzak duruyordu ve ıskalanan her mermiden sonra bu "Tavşan kaç/Tazı tut!" oyununda biraz daha yaklaşıyordu hedefine Alpharian. En sonunda yüksek iki binanın üzerinde konuşlanmış DeWitt'in kolay yoldan ulaşabileceği son mermilerini de harcadığı, Alpharian'ın ise beyninin çığlık çığlığa bu tehlikeli durumla ilgili uyarıları dinlemeden koşaradım tırmandığı bir ana varmışlardı. Son mermi de sıkıldığında Lautus ateşleme aksamının mekanik hareketlenmesini duymasıyla birlikte, sanki eylemlerini içgüdülerinde yatan hırçın bir hayvan kontrolü ele almışçasına eğilmişti. Siyah giyimli katilinin sağ omzunun kasları içinden derince bir yara bırakarak sıyıran mermi kim bilir aşağıya yönelik açıyla ateşlendiği için kimin yaşamını sonlandırmıştı. Artık uzun bir kovalamacanın sonuna gelmişlerdi ve Alpharian adımları altında tıkırdayan kiremitlerin örttüğü çatılarının en tepesine vardığında, geriye aşağı inmesinden başka bir yol kalmamıştı. O bu yokuşu tırmanırken DeWitt çoktan karşı binanın kenarları diz boyu duvarlı terasına varmıştı bile. Hızla kendini ileriye atan ve sırt üstü çatıdan aşağı kayan Lautus, kölecinin pantolon cebine sokuşturduğu asasını görmemiş olacaktı ki kaymaya başladıktan biraz sonra topuklarının eşiğine değmesiyle birlikte; DeWitt'in illüzyon büyüsüyle tılsımlanmış olan çatının sonuna ulaşmıştı ve iki bina arasındaki boşluğun üzerinde kaza yapmış bir Uçan Süpürge'den fırlamış gibi süzülmeye başlamıştı.
Zaman durmuş denilebilirdi Alpharian için. Alması gereken kararlar, aldığı kararlar ve almamış olması gereken tüm kararlar gözlerinin önünden geçiyor gibiydi adamın. Yok, hayır; yaşantısı "Bir film şeridi gibi" gözlerinin önünden geçmiyordu bu ölüme belki de asla hazır olamayacak adamın. Daha çok, şu an hangi taktikle ölümden kurtulmak ve daha da çok bu Dünya'ya bir ölüm daha kazandırmanın peşinde patlıyordu nöronlarındaki Takyon'lar. En son çocukken denediği ve çok uzun zamandır kullanmak usunda yer etmemiş bir yöntem denemeyi seçti çok az seçenekler içinde zamanı kalmamış olan adam; çocukken okuduğu kitaplardan birinde geçiyordu İkarus adı, Yunan Mitoloji'sinden bir karakter, hani şu herkeslerin bildiği...
"Wingardium Leviosa!" komutunu verdi omuzlarının üstünden sırtını anca kapatan çeyrek boylu pelerinine; iki apartman arasından geçen sokağın sert taşları üzerine düşüp ölmek yerine, karşı terasa sırtında bir paraşüt varmışçasına güvenle inmeden önce. Omuzlarının üstünden, koltuk altlarından ve sırtından deri kayışlarla güvenle gömleğini ve kendisini saran pelerin kopmadan yırtılmadan dayanmıştı bu neredeyse 3-4 saniyeyi aşmayan kısa süreli süzülme eylemine. Teras'a iniş yaptığında DeWitt'e arkasını dönmek çok da akılcı bir eylem olmasa bile arkasından gelmeye çalışacak birileri olmaması için "Bombarda Maxima!" diye akciğerleri ile ses tellerinin tüm gücünü kullanmıştı deliler gibi çarpan yüreğinin pompaladığı adrenalinle.
Jeffrey Thomas DeWitt adlı adama doğru arkasını tekrar döndüğü anda da daha dingin bir ses ve az da olsa rahatlamayla "Protego Totalum..." büyüsü dudaklarından dökülerek asasını zemine doğrulttu Alpharian. Avıyla en sonunda tek başınalardı artık.

)