1
Hogwarts Zindanları / Gri Yankı
« : 24 Mart, 2022 17:38:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Hogwarts zindanları her zaman olduğu gibi iç karartıcıydı o gece de. Öğrencilerin bu saatlerde dışarda olmayı tercih edenlerinin bile pek zamanını geçirmediği zindanlar tamamen boştu. Ya da öyle olması gerekiyordu diyelim. Ağır ağır dolaşan bir grilik vardı zindanlarda senenin başından beri. Belirli saatlerde ortaya çıkıyor sonra duvarların içinden geçip kayboluyordu. Bir siluet, bir hayaletti bu. Başı eğikti, amacının ne olduğunu bilmeden geziyordu bir dönem çok adımladığı bu zindanlarda. Her gün tanıdık varillerin önünde duruyor. Ardından sanki yukarı çıkacak merdivenlere yönelecekmiş gibi uzaklaşıyor ve duvarlardan birinden geçip kayboluyordu.
Yine o tanıdık variller önünde durmuştu. Artık oraya girebilmek için adı gibi bildiği ritimle en alttan ikinci sırada ortadaki varile vurması gerekmiyordu. Fakat yine de cesaret edemiyordu oraya girmeye. Görmek istemiyordu varilin arkasındaki tanıdık manzarayı. Neden tamamen yok olmamıştı? Neden hala buradaydı? Her şeyin bitmesi için olan isteği yeterli olmamış mıydı? Neden hala vardı? Ne idi onu burada tutan? Ölmeden önceki son anlarında düşündükleri miydi şu an burada olmasının sebebi? O yüzden miydi içeri girmeyi bir yandan asla istemiyor olsa da kendisini bu varillerin önünde bulması?
Soğuk zindanlarda kimsenin olmadığı bu saatlerden yararlanan genç kız uzunca durdu varillerin önünde. Onu gören birkaç Slytherin öğrencisinin ağır adımlarla ortak salonlarına doğru yollarına devam ettiklerini duymasıyla uzaklaştı varillerin önünden. Geç saatleri umursamadan dışarda olan öğrencilerin fark edilmeden ortak salonlarına dönmeye olan çabaları sayesinde fazla uzun süre orada durmuş olduğunu fark etti. Her zamanki gibi önce merdivenlere yöneldi.
Başı eğik süzülüyor ve yolunu tamamlamaya çalışıyordu. Merdivenlerin oradaki duvarlardan geçip bir üst kattaki boş odalardan birinde sonlanırdı her gün yolu. Eskiden bu odayı kimin kullanmış olduğunu tahmin etmek bile zordu. Evcinleri sık sık geldiğinden Hogwarts’ın diğer her yeri gibi temizdi bu boş oda da. Ama içindeki eşyaların eskiliğinden belliydi uzun zamandır odayı kullananın pek olmadığı. Hogwarts'ın unutulan odalarından biriydi burası da. Köşelere itilmiş çeşitli kutular ve boş birkaç dolap değildi bunun anlaşılmasını sağlayan. Odanın en ortasında duran piyano ve üzerindeki seri numarası belli ediyordu bunu.
Bu odaya ilk girişinde sadece on iki yaşındaydı. Kendisine bir saklanma yeri bulmuş olmanın mutluluğuyla parmaklarını tuşların üzerinde ilk gezdirişini hala hatırlıyordu. Şimdi ise sadece bir grilik gibi gözüken parmaklarını tuşlarının üzerine doğru götürüp içlerinden geçirebiliyordu. O artık hem yoktu hem vardı. Artık ne tam anlamıyla var olabilir ne de trenden atlarken tüm benliğiyle istediğindeki gibi tam anlamıyla yok olabilirdi.
Parmaklarını ağır ağır piyanonun tuşlarının içinden geçirirken bir yandan da normalde odada o tuşlara basabiliyor olsa çıkacak sesleri mırıldanıyordu. Sesi boş sınıftan dışarıya ulaşıp Hogwarts koridorlarında yankılanırken uzaklaştı piyanodan. Odanın kapı karşısında pencerelerle dolu olan duvarına yaklaştı. En ortadaki uzun pencerenin önüne geldiğinde mırıldanmaya devam ediyordu hala. Mırıltıyla başlayan sesi yavaş yavaş daha da yükselirken elini pencerenin içinden geçirip dışarıya doğru tuttuğunda soğuğu nerdeyse hissedebilmişti.[/justify]
Yine o tanıdık variller önünde durmuştu. Artık oraya girebilmek için adı gibi bildiği ritimle en alttan ikinci sırada ortadaki varile vurması gerekmiyordu. Fakat yine de cesaret edemiyordu oraya girmeye. Görmek istemiyordu varilin arkasındaki tanıdık manzarayı. Neden tamamen yok olmamıştı? Neden hala buradaydı? Her şeyin bitmesi için olan isteği yeterli olmamış mıydı? Neden hala vardı? Ne idi onu burada tutan? Ölmeden önceki son anlarında düşündükleri miydi şu an burada olmasının sebebi? O yüzden miydi içeri girmeyi bir yandan asla istemiyor olsa da kendisini bu varillerin önünde bulması?
Soğuk zindanlarda kimsenin olmadığı bu saatlerden yararlanan genç kız uzunca durdu varillerin önünde. Onu gören birkaç Slytherin öğrencisinin ağır adımlarla ortak salonlarına doğru yollarına devam ettiklerini duymasıyla uzaklaştı varillerin önünden. Geç saatleri umursamadan dışarda olan öğrencilerin fark edilmeden ortak salonlarına dönmeye olan çabaları sayesinde fazla uzun süre orada durmuş olduğunu fark etti. Her zamanki gibi önce merdivenlere yöneldi.
Başı eğik süzülüyor ve yolunu tamamlamaya çalışıyordu. Merdivenlerin oradaki duvarlardan geçip bir üst kattaki boş odalardan birinde sonlanırdı her gün yolu. Eskiden bu odayı kimin kullanmış olduğunu tahmin etmek bile zordu. Evcinleri sık sık geldiğinden Hogwarts’ın diğer her yeri gibi temizdi bu boş oda da. Ama içindeki eşyaların eskiliğinden belliydi uzun zamandır odayı kullananın pek olmadığı. Hogwarts'ın unutulan odalarından biriydi burası da. Köşelere itilmiş çeşitli kutular ve boş birkaç dolap değildi bunun anlaşılmasını sağlayan. Odanın en ortasında duran piyano ve üzerindeki seri numarası belli ediyordu bunu.
Bu odaya ilk girişinde sadece on iki yaşındaydı. Kendisine bir saklanma yeri bulmuş olmanın mutluluğuyla parmaklarını tuşların üzerinde ilk gezdirişini hala hatırlıyordu. Şimdi ise sadece bir grilik gibi gözüken parmaklarını tuşlarının üzerine doğru götürüp içlerinden geçirebiliyordu. O artık hem yoktu hem vardı. Artık ne tam anlamıyla var olabilir ne de trenden atlarken tüm benliğiyle istediğindeki gibi tam anlamıyla yok olabilirdi.
Parmaklarını ağır ağır piyanonun tuşlarının içinden geçirirken bir yandan da normalde odada o tuşlara basabiliyor olsa çıkacak sesleri mırıldanıyordu. Sesi boş sınıftan dışarıya ulaşıp Hogwarts koridorlarında yankılanırken uzaklaştı piyanodan. Odanın kapı karşısında pencerelerle dolu olan duvarına yaklaştı. En ortadaki uzun pencerenin önüne geldiğinde mırıldanmaya devam ediyordu hala. Mırıltıyla başlayan sesi yavaş yavaş daha da yükselirken elini pencerenin içinden geçirip dışarıya doğru tuttuğunda soğuğu nerdeyse hissedebilmişti.[/justify]