17 Nisan, 2026 08:58:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - William N. Harker

Sayfa: [1]
1
Diagon Yolu / Need for Speed: Diagon Yolu
« : 19 Ağustos, 2022 23:55:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Arkalarındaki tabelanın üzerinde uçan ve tekrar tekrar aynı cümleyi yazan tebeşirin takırtılarını hiç umursamadan hararetli konuşmalarına devam eden üç genç bir çıkmaza girmiş gibiydi. Oğlanlardan biri diğerinin elindeki süpürgeye doğru eğilip yakından baktığı sırada tebeşir o hafta boyunca aynı cümleyi on dokuz bin sekiz yüz altmış ikinci kere tamamlamış ve daha cümle tamamlanır tamamlanmaz görsel efekt yaratmak adına çoktan silinmeye başlamış ilk kelimenin üstünden geçmek için uçuşa geçmişti: "Okula dönüş fırsatını kaçırmayın! Öğrencilere özel süpürge bakım indirimi!" 

André'nin süpürgesinin çalılarını gösteren Alfred kendinden emin bir sesle "Şuraları biraz daha budamalıydın; böylece ilk kalkışta çok daha hızlı fırlayabilirsin. Tıpkı bir arbale-" o sırada arkadaşının önceki aylarda başına gelenleri hatırlamış ve o aşağılık avcıları André'ye hatırlatmamanın daha doğru olacağını düşünerek sürdürmüştü cümlesini "Tıpkı bir bludger gibi! Mutlaka sahadaki en hızlı kişi olmaya bakmalısın."

André ise bu düşünceye katılmıyordu. Fikir karşısında şaşırmış halde "Fakat o zaman manevra kabiliyetini ciddi ölçüde kaybedersin! Evet sürat önemli ama dönmek istediğin yere dönemedikten sonra hızlı olmanın anlamı ne ki? Elimde Quaffle ile karşıdan gelen kovalayıcıya doğru daha hızlı uçarım olsa olsa."

"Ah André! Yeterince hızlı uçuyorsan o rakip kovalayıcının tek yakaladığı senin hızınla ağzına dolan tozlar olur. Haksız mıyım Will? Sen de bir şeyler söyle."

O ana kadar sohbete katılmayıp yeni bakımdan çıkmış kendi süpürgesini inceleyen William dikkatin birden kendisine yönelmesine şaşırsa da bu tartışmaya kendi inançlarını dahil etmekten geri kalmamıştı:

"Tabi ki ikiniz de haklısınız: hız ve manevra önemli ayrıntılar. Yine de bence esas önemli olan süpürgenin güvenlik aksamları. Mesela az önce kurdurduğum 'basınç-denge klipsi' sayesinde artık uçarken aklım hi-"

"Diyeceğim o ki, rakibini atlatmana gerek yok André, onu geride bırak yeter!"

Cümlesinin ortasında kafasını ondan öte yana çeviren ve cümlesini bölen Alfred'in omzunu şiddetle dürttü William.

"Hey! Hey! Bu da neydi şimdi?"

"Üzgünüm Will, süpürgeyi sadece büyükannesiyle yarışmak için kullanan birinin argümanlarını dinlemek istemiyorum."

Derisinin altını yakarak ilerleyen bir sıcak dalgasının boynundan yanaklarına ve sonra da tüm yüzüne yayıldığını hissediyordu William. Aklının derinlerinde kalmış bir mantık zerresi onu durdurmaya çalışsa da ağzından çıkmakta olan sözcükleri engelleyemiyor gibiydi. Kendisini rezil edeceğini biliyor gibiydi, ama durmak mümkün değildi sanki.

"Görelim hadi o zaman kim kiminle yarışıyormuş! Süpürgelerimiz yanımızda, kim daha iyi uçuyor görelim! André var mısın?"

2
Kara Göl / Planlar Peşinde, İstikbal Göklerde
« : 20 Mart, 2022 15:59:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
…
Kırık asasına ulaşmak için sonsuz bir çaba veriyormuşçasına kasılan cansız kasları adamı sonsuz ızdırabına hapsolmuş gibi gösteriyor, yanı başındaki boş iksir şişesi de bu gizeme imzasını atan anonim bir sanatçının fırça darbesini andırıyordu. Şaşkınlığımı gizleyemeyeceğimi biliyordum, bu nedenle denemedim bile: “Olay yerinde mutlaka bir aldatmaca olacağını söylemiştiniz, dediğiniz gibi de oldu. Gerçekten bunun intihar süsü verilmiş bir cinayet olduğunu mu düşünüyorsunuz?”

Her zaman yaptığı gibi şaşkınlığımdan keyif alıyormuşçasına yavaş hareketlerle arkasını döndü, cebinden çıkardığı piposunu Diagon yolunun sunabileceği en değerli tütünlerle doldururken hareketleri aceleden uzaktı. “Çıkarımlarımı tamamen yanlış yorumladın sevgili dostum Profesör Cutson; bir aldatmaca olacağı şüphesizdi elbette. Fakat bu vaka çok açık ki, cinayet süsü verilmiş bir intihar!”

-SON-


Okuduklarının zihnine ulaşabilmesi için birkaç saniye verdi kendine William; sonrasında birkaç saniye daha verdi, çünkü hala okuduklarına anlam verememişti. En sonunda tiksintiye benzer bir ifade ile çarpılan bakışları daha fazla sayfaları görmek istemiyormuş gibi kapattı kitabın kapağını. ‘Bu seri de iyice bozdu’ diye düşündü kendi kendine. Daha fazlasını düşünmeye vakit bulamadı çünkü kafasını kaldırdığı gibi kendisine doğru yaklaşan Alfred ve Peter’ı fark etti. Alfred heyecanla lafa atıldı:

“Will! Seherbaz Merlock’un Maceraları’nın son kitabı mı o? Sonuna inanamayacaksın! Ciddiyim, acayip zekice bir sürprizle bitiyor, aklın uçup gidecek!”

Sadece bir anlığına yüzüne eleştirel bir şaşkınlıkla baksa da yorum yapmamayı tercih etti William. Ardından kendisini gizli toplantıları için buluşmaya buraya çağıran arkadaşını beklerken sırtını dayadığı ağaçtan güç alarak ayağa fırladı ve “Bırak şimdi kitabı! Bu planın var ya, şimdiye kadar çıkardığın en absürd, en tehlikeli, en anlamsız saçmalık! Bu çılgınlığa katılacağımı düşünüyorsan… Göz göre göre bunun parçası olacağıma biraz bile ihtimal veriyorsan…” bir saniye duraksayıp gülerek devam etti “...beni iyi tanımışsın demektir. Ama yine de başımıza bir şey geldiğinde ‘ben demiştim’ diyeceğim, onu bil.”

Gülüşmelerinin ardından Peter’a dönüp: “Seni nasıl ikna etti asıl?” diye sordu. Çocuk omuzlarını silkip ciddi bir sesle “Biraz araştırma yaptım ve başarı ihtimali aslında o kadar da düşük değil. Ayrıca tehlike konusunda haksız değilsin, o yüzden yanınızda olsam daha iyi.” diye yanıtladı. Alfred ise kollarını Peter’ın omzuna atıp “Ah benim sevgili dostum Pete, ne zaman şu yalanları bir kenara bırakıp da benim çılgın fikirlerime bağımlı olduğunu itiraf edeceksin?”

Kimin motivasyonunun ne olduğu hakkında heyecanlı bir konuşmayla geçen birkaç dakikanın ardından ne zaman başlayacaklarını soran William’a önce Iris ve Rose’un gelmesini beklediklerini söyleyen Alfred diğerlerini bir kere daha şaşırtmıştı. “Kızlar da mı gelecek? Iris’i katılmaya ikna ettin mi cidden?” diye sordu William. Alfred ise “Henüz tam planı söylememiş olabilirim. Aslında henüz bir plan olduğunu da söylememiş olabilirim. Daha doğrusu henüz hiçbir şey söylememiş olabilirim. Ama ikisine de not gönderdim, geleceklerine emini- Hah bak, şu yaklaşanlar onlar değil mi?”

3
Tılsım Dersliği / Umut: Tavşan ve Kasımpatı
« : 24 Kasım, 2021 01:04:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Henüz gelmeyen kışı aratmayacak bir soğuğun hakim olduğu şato, her yıl alışık olduğu neşeden ve canlılıktan yoksun, adeta bir matem yeriydi. Bir önceki gece binalarına yeni yerleşmiş, hep hayalini kurdukları okula kavuşmuş birinci sınıflar bile farkındaydı bu olağandışı durumun. Ne kutlama vardı aileye yeni katılan bu şanssız ufaklıklar için ne de gelenek halini almış ilk gün şakaları. Ağırdı hava, eziyordu altındaki herkesi. Bütün  yaz görüşmemiş dostlar bile coşkuyla sarılmıyordu birbirine, birikmiş dedikoduları sıralanmıyor, yeni alınan süpürgeler karşılaştırılmıyor, tatil maceraları anlatılmıyordu. Kucaklaşmalarda bile vardı o ağırlık; sanki seslendirilmeyen bir minnet vardı herkesin yüzünde, karşısındakini tekrar nefes alırken görebildiği için. Dostlar omuz omuza, aşıklar el eleydi sımsıkı; sanki herkes bıraktıklarında kaybolup gideceğinden korkuyordu sevdiklerinin. Kim bilir, belki de sadece William’dı böyle olan, tüm okulu gözlerinin önüne inen keder perdesinden izliyor ve mutluluğa dair şeyleri göremiyordu.

Ardarda gelen acı haberleri kaldıramamıştı. Geçilen haftada düzenlenen saldırıyla başlamıştı her şey, birçok kayıp vermişti büyücedünya. Bir süreliğine sadece bir haber oldu bu onun için, saman kağıdının üstüne yazılmış birkaç cümle… Kayıpların arasında tanıdığı kişilerin olduğunu öğrendiğinde ise ‘gerçek’ olmuştu. Yanan canlar sadece birer isim değil, kanlı canlı insanlardı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de bina arkadaşı Lorraine ve kardeşleri bir darbe daha vurmuştu. Zaten bıçak sırtında duran akıl sağlığını koruyabilmek için çok kısa sürede büyümesi gerekmişti. Mücadeleci rolünü sürdürüyor, çevresini inandırmaya çalışıyordu iyi olduğuna, fakat benliğini saran elem neşesini kurutmuş, umut dışında tutunacak bir dayanağı kalmamıştı. O umudun bile sadece küçük bir zerresi kalmıştı elinde. Ona sarılıp gelmişti zaten bu şatonun kalanından bile soğuk sınıfa.

Tılsım dersliğine geldiğinde yalnızdı. Yanında sadece şu birkaç gün içinde yaptığı umutsuz araştırmaya destek olmuş yakın birkaç arkadaşı vardı. Olmayacaktı ders elbette, St. Mungo’da bilinçsiz yatan öğretmenleri ofisinden çıkıp karşılamayacaktı onları veya André her ne yapıyorsa bırakıp hevesle favori dersinin başlamasını beklemeyecekti. Her ders oturduğu önden ikinci, ofise en yakın masa doluydu ama, rengarenk çokça çiçekle donatılmıştı. Öldüğünü yazmıştı gazeteler cansız cümlelerle. Bakanlığın o acı gece için verdiği raporda bulunan beşi Hogwarts öğrencisi toplam yirmi üç kayıptan biriydi. Beş yıldır aynı yatakhaneyi paylaştığı çocuğun artık yaşamadığı haberini böyle almıştı William, bir listede. Şimdi masasında kendisi değil de çiçekler vardı.

Ne kadar geçtiğinin farkında değildi, sessizce çiçekleri izlerken derslik dolmaya başladı. Açılış merasiminde yaydığı çağrı üzerine gelen öğrenciler merakla söyleyeceklerini bekliyor, kimisi de sabırsızca açıklama talep ediyordu. Düşünecek kadar dikkatini toplayabilse, bu kadar kişinin neden geldiklerini bile bilmeden toplanmış olmasına şaşırırdı kuşkusuz. Fakat böyle olmadı, aklı hala o cevap bulamadıkları sorun üzerinde çalışıyor, bir mucize bekliyordu. Sessizliğinin kendiliğinden sonlanmayacağını fark eden Iris’in uyarı öksürüğüyle sıyrıldı düşüncelerinden. Onun gözlerini takip edince çevresini saran meraklı yüzleri gördü sonunda ve zamanın geldiğini anladı. Zar zor tutunduğu umudunu kavrayıp, kısık ama emin bir sesle kounuşmaya başladı.

“Lafı uzatmayacağım, yardımınıza ihtiyacım var. Geçen gün yapılan saldırıyı biliyorsunuz kuşkusuz, kayıplarımızı da.” Derken gözü bir anlığına André’nin masasına geri kaydı ama hemen toparlayıp devam etti: “Bir aile dostumuz da o gece yaralandı ve onu ziyaret için St. Mungo’ya gittim. Profesör Yamashita’nın da orada yattığını öğrenince onu da görmek istedim ve yanına uğradım.” Kendisininki dahil birçok yüz kısa süreliğine kapalı duran ofis kapısına yöneldi “Kötü durumda, cidden kötü. Yanına girerken şifacılar onun geldiğinden beri hiç uyanmadığını söyledi. Yine de yatağının yanına gittim ve duyacağını umarak birkaç güzel şey söyledim.” Tek bir saniye duraksadı, bir sonraki söyleyeceği şeyden sonra geri dönüş yoktu. Eğer çabası başından beri boş yere ise arkadaşlarını gereksiz yere ümitlendirmek istemiyor, ama onlardan başka yardım isteyecek kimse de bulamıyordu. Derin bir nefes alıp sözlerini sürdürdü: “Tam ben konuşurken biraz da olsa ayıldı. Sanırım canı acıyordu, sesi epey kısık ve iniltiliydi, sayıklıyor bile olabilir ama bilmiyorum. Bana ‘André’yi götürdüler’ dedi.”

Söylediklerinin sindirilmesi ve tepkileri görebilmek için bir nefes arası verdiği sırada öğrencilerden biri ”Harris mi? Fakat bakanlık onun öld-” “Öldüğü açıklandı evet biliyorum! Ama düşünmeden edemiyorum, bedeni ailesine gönderilmemiş, şimdi de üzerine Profesör’ün söylediği şey… Be-belki André yaşıyor olabilir, yani ben öyle olduğuna inanıyorum.” Kalabalık içinde her ağızdan çıkan farklı düşüncelerle canlanan bir uğultu yayıldı. Kimisi ‘öyle bile olsa ellerinden ne geleceğini’ belirtirken kimisi ‘yetişkinlere haber vermeleri gerektiğini’ diretiyor, her bir çocuktan gelen düşünceler birbirine karışıyordu. Sesini öncekinden yüksek tutup gürültüyü bastırarak hızlıca konuşmaya devam etti William: “Yetişkinlere güvenebileceğimden emin değilim, elbette benim de ilk yaptığım duyduklarımı birilerine söylemek oldu. Herkes ‘arkadaşımın acısını kabullenmem gerektiği’ni, onu kesinlikle kaybettiğimizi söyledi bana! Herkes! Bu işin içinde bir şeyler var, kimse bakanlığın söylediğine karşı çıkmak istemiyor gibi!” Hiddetlenmişti, sakinleşmeye çalışarak devam etti: “ayrıca Profesör’ün söyleyebildiği tek şey bunlar değildi. Eee- biraz anlaşılmaz bir şey daha söyledi geri bayılmadan önce. ‘araba, mor, tavşan, kasımpatı’ dediğini sanıyorum, bir cümle kurmaya mı çalıştı yoksa kelimeler birbirinden bağımsız mı emin değilim. Günlerdir aklıma gelen her ihtimali araştırdım- araştırdık. Şifrelere baktık, eski yazıtlar notlarını kurcaladık, gazete arşivlerine baktık, akla gelebilecek her türlü kehanet okumasına bile baktık… Hiçbir sonuç yok. Dediğim gibi, yardımınıza ihtiyacım var. Eminim ki bu bir anlama geliyor, yoksa Profesör bunları söyleyebilmek için kendini paralamazdı.” Tutunmaya çalıştığı ümidin zayıflığı dillendirdikten sonra çok daha fark edilir geliyordu artık. Gözlerini yere dikti, birilerinin konuşmasını umdu. Devam edebilecek gücü kalmamış gibi hissediyordu.

“Ta-tavşan ve kasımpatı” utangaç ve kısık bir ses ile gözler William’dan ayrıldı ve kalabalık içindeki bir öğrenciye yöneldi. Sesin sahibi boğazını temizleyip biraz daha duyulur sesle cümlesini sürdürdü: ”Şey- o bir arma, sanırım yani. Buraya gelmeden önce Aziz Michael Kilisesi’nin yetimhanesinde kalıyordum ve arması tam da öyleydi, ee mordu ayrıca.” ”Kilise?” William’ın gözleri ardına kadar açılmış, günlerdir süren arayışına eşlik eden arkadaşlarına yönelmişti, en son Iris’inkiler ile buluştuğunda yüzünde tebessüme yakın bir ifade vardı. Saldırıyı yapanların dindar cadı avcıları olduğunu duymayan kalmamıştı, bu kadarı rastlantı olamazdı herhalde André’yi götürdükleri yer orası olmalıydı veya en azından orada bir cevap bulunmalıydı.

Bu bilginin kalabalık içinde yarattığı etkiyi takip edemiyordu William, ipuçları gerçekten de işe yarar bir sonuca bağlanmıştı. Umudu ellerinin arasında güçlendi, tüm ağırlığını kaldırabilirdi artık, rol yapmasına gerek kalmamıştı. Hafiflemiş halde önlerindeki yolu tarttığı esnada çevredeki gürültünün içinden bir ses ulaştı.

“William’ın söylediğini duydunuz, başkalarına güvenemeyiz! O’nu kendimiz kurtarmalıyız!”

4
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / William N. Harker
« : 04 Kasım, 2021 22:45:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı Soyadı: William N. Harker

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Ailesi tarafından, gerekli tüm nezaket kurallarını bilecek şekilde iyi yetiştirilmiş, fakat bunlara uymamayı seçebilecek kadar özgür ruhla donatılmıştır. Arada zorlu durumlarda nükseden sosyal çekingenliğin etkisiyle gerilmesini saymazsak yüzü neredeyse hep güler ve imkan dahilinde tüm çevresine bulaştırmaya çalışır. Meraklıdır, yeni şeyler denemeyi sever. Bir fokurdama sesleriyle karışık şekerleme kokuları yayılan bir derslikle karşılaşırsanız içerideki yüksek ihtimalle kazanını yeni şekerler bulabilmek için karıştıran William’dır.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Çocukluğunun en kısa özeti, yaptığı türlü haylazlıklarda suç ortağı olan (elbette hedef bizzat kendisi değilse) babası Jonathan Harker’ın kendi muzip hayal gücünü bile aşan fikirleriyle başlarını soktukları belalar; bunların sonucunda annesi Florence Harker’ın kahkahalarına hakim olamasa da araya sokuşturduğu azarlar ve genellikle hemen ardından düzenlediği karşı saldırılardan oluşur. Büyüdüğü ev neşe doluydu William’ın ve bu neşe ailedeki her bir bireyin desteği sayesinde asla çok azalmazdı. Bristol’un batı kesiminde, muggle yerleşimine oldukça yakın konumlanmış bu mütevazi yuvanın William’ın karakterinin aldığı şekilde oynadığı rol kesinlikle azımsanamaz. Ailesinin ona yönelttiği bitmek tükenmek bilmeyen sevgi, onun da içine yerleşmiş, büyümüş, sonunda da kendi kaynağını yaratmış ve kişiliğinin en temel yapıtaşlarından biri halini almıştır.
Ailenin tek çocuğu olduğu için hep bir kardeş özlemi duymuş ve bu eksikliği çevresinden edindiği arkadaşlarıyla gidermeye çalışmıştır William; evlerinin yakınındaki çoğu ailenin de muggle olması sebebiyle büyücü-muggle ayrımı hiçbir zaman taze beynine işlememiştir. Öyle ki, o zamanlar en yakın arkadaşı olarak gördüğü bir muggle bankacının oğlu olan Rupert ile ayrı düşmenin üzüntüsünden Hogwarts’a başlamamak için kısa süreli bir savaş bile vermiştir. Elbette nafile çabaları anne ve babası tarafından kolayca bertaraf edilmiş ve seçmen şapkayı başına geçiren kim bilir kaç bininci çocuk olmak üzere Hogwarts’ın yolunu tutmuştur.
Başta onu delicesine korkutan bu macera elbette doğru karardı. Zaten kısa bir süre sonra kendisi de öğrendi ki geride bıraktığı arkadaşların yerini dolduracak birçok yeni kişiyle tanışacak, üstelik o hep istediği kardeşi, hatta üç tanesini birden bulacaktı. Tanıştıkları andan itibaren kopmayacak bir beşli haline gelen bu yeni dostlar William’ın ailesi olmuştu adeta: aslan yürekli cesur Alfred, keskin zekalı Peter, pamuktan bile yumuşak kalbiyle Rose… Bir de o vardı tabi, asla diğerleri gibi ‘kardeş’ gözüyle bakamadığı güzeller güzeli Iris… her şeyin en iyisi, en mükemmeli… Her şeyden çok sevme’yi bilen William’ın bile, bu hisse dair bilmediği, çok daha derinlerini deneyimlemesini sağlayan Iris.
Kendi iç dünyasını tanıması, büyüyen yaşıyla birlikte uyanan isteklerini anlamlandırması iki buçuk yılını almıştı William’ın. Ondan sonra ne olmaları gerektiğini sonunda adlandırabilmişler ve bir daha ayrılmamışlardı. O, üç yeni kardeşi ve okulda edindiği diğer birçok arkadaşıyla birlikte çocukluğunu aratmayacak bir keyif içinde beş yılı geride bıraktı ve bolca unutulmaz anı edindi.

İstediğiniz Sınıf: VI

Karakterinizin BYS Sonucu: Derslere ve özellikle sınavlara karşı hiçbir zaman çok fazla hırslanamadığı için sınavlar hiçbir zaman William’ın pratik bilgisini veya yeteneğini yansıtamamıştır; yine de tüm sınavlarından temizinden birer “B” almıştır.
 
İstediğiniz Bina: Hufflepuff

Büyü yatkınlıkları:

Biçim Değiştirme Gücü: 3
Lanet Gücü: 2
Tılsım Gücü: 6
İksir Gücü: 10

Sayfa: [1]