17 Nisan, 2026 09:36:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Jimmy Folke

Sayfa: [1]
1
Hastane Kanadı / Ruh Kamaştıran
« : 31 Ocak, 2022 17:29:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'nun taş duvarları; olağan gecelerinden birini daha yaşamaya doğru ilerliyorlarken, artarak azalan hava ısısıyla birlikte varlıklarını sürdürdükleri, yönetici odasının bulunduğu kuleden yükselen ve az da olsa duyulan boğuk bağırışlar ve minik sarsıntılar ile titriyorlardı. Sonrasında kuleden aşağı inen basamaklar ve devam eden koridoru Ay ışığıyla dolduran pencereler hızla koşan adımlar ve o adımların peşinden ilerleyen bir zincirin yere sürtme sesiyle yankılanmıştı. Bu koşturmacanın sesleri ve iki kişinin hızlı soluklanmaları 3. kata dek kimseyle karşılaşılmadan devam etmişti. Hastane Kanadı'nın sessizliği ve karanlığını hızla çarpılarak açılan kapısı bozmuştu; içeri asasının ışığıyla giren Müdire Vivienne Bates'in ta kendisi, arkasından da kucağında genç birini taşıyan bir adam vardı. Revir çokça boş olduğundan rahatsız sandalyesinde uyuklarken yerinden böylesi bir gürültüyle şok yaşayarak uyanan görevli Şifacı; eli ayağına dolanarak oturduğu yerden düşmüş ve ayağa geri kalkarken kendini savunurcasına eline aldığı asasını bir adama, bir kadına doğrultarak boşta kalan eliyle saçını-başını düzeltmeye çalışıyordu. Sarışın müdire sinirden kanlanmış gözleriyle kadına bakıp:
"Sedye! Şimdi!" diye gürlemişti bile. Bir an için daha bekleyip durumu algılamaya çalışan Şifacı, odada yatan diğer birkaç hastanın gürültü ve ışıktan rahatsız olarak homurdandıkları sırada söyleyecek sözleri bulamamışçasına:
"M-Müdire hanım neler oluyor?" diye sormuştu.
"Morris Tanrı aşkına, sana bana boş sorular sorman için maaş ödemiyorum! Hemen!" diye çıkıştı Müdire ve kucağında çocuğu tutan adama doğru hazırlanmış sedyeyi sürmüştü.

Sedyeye küçük bir gürültüyle yatırılan çocuk ve sarılı olduğu zincir nedeniyle herkesin rahatının bozulacağı açıkça ortadayken, asasıyla diğer sedyeleri hızlıca yan odaya gönderen şifacı, işini bitirip Müdire'nin yanına geri döndüğünde zincirin yerde ve odaya ilk girdiğinde saçtığı ışıltıyı artık taşımıyor olduğu gözüne çarpan en önemli detay olmuştu. Sedye üzerinde ağır bir sara krizi geçiriyor ya da nevresimlerini yırtacak derecede kaçıp kurtulmak istercesine kabus gördüğü yatağında gibi çırpınan çocuğun kapalı ağzı arkasından duyulmayan çığlıklarını sezebiliyordu. Bu adam ve Müdire, çocuğun çığlıklarını örtebilmek için büyü kullanmışlardı açıkça. Yine de Hogwarts Şifacısı Louise Morris işini her yaralanmayı sorgulayarak değil, iyileştirerek elinde tutabildiğini iyi biliyordu ve susmaya devam etti müdiresinin böyle olduğu günleri içeren her zamanki gibi.

Rayeharth Dagenham, son yıllarda olduğu gibi bugün de ayda kim bilir kaçıncı kez uğradığı kadının ofisinde çocuğu türlü deneylerden geçirmeye devam ediyordu. Çoktan zayıflıktan kırılmaya yüz tutmuş ölü bir Söğüt dalı gibi görünen çocuktan gelen bir direnç ve enerji patlaması karşısında zorlanmaktan domates gibi kıpkırmızılaşmış bir yüzle sedyenin üzerindeydi. Çocuğun sağ omzundan döşeğe bastıran bir eliyle birlikte; kolundan tutan diğeri eli, gencin çırpınışı azalacak gibi durmayan kıvranışlı kasılmalarını dizginlemeye uğraşıyordu. Sarı renkli tüvit ceketinin cebinden çapraz yönden dışarı çıkmış asası sallanıp duruyordu adamın, "Çevrede bir dördüncü olsa bir yerlerine batabilir" düşüncesi Sifacı'nın usundan daha geçmeyi bitirememişken; sedyenin yanından kızgınca bir hızla geçen müdire, beklemediği bir anda bedenine batan sert bir asa ucunun yaşattığı şokla kısa ama yüksek oktavdan bir ünlemeyle Seherbaz'ın gülmesine neden olmuştu bu sıkışık anda. Vivienne'in alnından çıkabilseler, Rayeharth'ı fırtınada uçuşan bir çift ustura ağzı gibi parça parça kesip doğrayabilecek sertlikte ve keskinlikte çatılmış ince kaşlarıyla birlikte:
"Sakar eşekler gibi gülme Dagenham!" diye çıkıştıktan sonra Louise'e dönüp "Bağla şu çocuğu hemen!" diye bir emir daha savurmuştu sinirden kasılı çenesi ve dişlerinin arasından neredeyse tıslayarak. Önlüğünün cebine işini hızlı görmeye çalışan bir marangoz gibi asasını sokmuş olan Şifacı asasına davrandığında ise elinin tersiyle üzerine yürüdüğünü gördüğü müdire tarafından dayak yiyeceği korkusuyla gözlerini kırpıştıran kadın;
"Büyüyle değil Morris, sedyedeki kemerleri kullan." sözleriyle şaşırmıştı. Müdire Bates, revire girdiği andan beri ilk kez bağırmadan konuşmuştu.

Koşturmacalı boğuşma sırasında çoktan yüzünden yitip gitmiş maskesi ve zorlanmasından kaynaklanarak akan terleri nedeniyle yarısından fazlası "olmayan" yüzünün normalden daha korkunç göründüğü genç adamın yatağa bağlanması, çocuğu tanıyıp bilen ve zamanında bol bol yaralanmalar gören kaşarlanmış Şifacı tarafından hızla oluverip bitirilmişti. Bağırmaktan çatlayacakmış gibi görünen boyun kasları, alnından aşağı doğru çatallanarak çakan Yıldırımlar görüntüsündeki damarları ve bir yolla kapalı tutulan ağzıyla birlikte "Jimmy Folke", çeşitli yönlerden hareketlerini kısıtlatan yıpranmış deriden kemerlerin gıcırtılarıyla kıvranmaya devam ettiğinde üzerinden yeni çekilmiş Rayeharth ve birkaç adım uzakta durup gözlerini ondan hiç ayırmayan Vivienne ikilisi asalarını çekmiş, ne yapacaklarını bilemez durumdaydılar.
"Lumos Maxima!"
"Lumos Solem!"
Kullandıkları büyüler kısa süreli de olsa gencin hareketlerini azaltıyor olsalar bile kesinlikle yeterli değillerdi. Odanın ışıklandırmaları ve büyüler şu an yeterli değildi bugün yapmayı denedikleri deney karşısında. Haftanın 3-4 günü girdiği Müdire Ofisi'nde yaşadığı ve genelde büyüyle anılarından zorla silinen diğer deneyler gibi değildi bu seferki; bir şeyler dışarı çıkmak için savaşıyordu çocuğun mühürlenmiş bedeninde, bu sefer bir adımdan daha fazla ileri gidilmişti. Müdire kendilerine katılıp gücünün yettiği ışıldatma büyülerini kullanan Şifacı'ya birden dönüp
"Ejder Alevi'ni getir, Yıldız Işığı getir! Koş!" diye yüklendi, hemen arkasından da Seherbaz da;
"Bize ne ışık varsa getir be kadın!" diyerek bilip bilmeden söze katılmıştı anın heyecanıyla. Görevli Sifacı Morris bir an için duraksasa da, koskoca Hogwarts Müdiresi'nin emrini yerine getirmemenin akılca olmadığını kafasında tartabilecek seviyede biriydi. Okulun az bilinen hazinelerinden olan iki eşya kolayca herkesin ulaşamayacakları yerlerde tutuluyordu genelde. Ancak bu durum çok daha başkaydı... Hastane Kanadı ya da herhangi bir ofisin kasasında saklı durmuyordu böyle şeyler; yalnızca Hogwarts Şifacısı'nın gereksinimlerine açılacak özel kapısıyla İhtiyaç Odası böylesi antik Büyücü emanetlerini barındırırdı ve kadın 7. kata koşa koşa varmaya çalışıyordu...

Revire geri döndüğünde iki dev bavulla ülke değiştiren göçmenler gibi iki elinde üzerleri ağır kadife örtülerle serili iki büyük altın işlemeli cam kutuyu yalpalaya yalpalaya taşıyarak yürüyebiliyordu. O gelene dek sürekli büyü kullanmaktan yorgun düşen ve odaklarıyla sabırları sınırlarına ulaşan Seherbaz ve Müdire, konuşmaya bile gerek duymadan gözleriyle kadının hızlı davranması gerektiğini iletmişlerdi bile. Şifacı Morris önlüğünün eteğiyle, kollarının yenleriyle terlerini silmeye çalıştığı alnından akacak damlalarla kutuları kirletmemeye özen göstererek açtı iki ayrı sehpa üzerinde ve içeriklerini ortaya çıkardı. Ejder Alevi adı verilen antik emanet; neredeyse canlı gibi duran beş minyatür Ejder'in açık ağızlarını ortasına doğru yönelttiği, insan elinden çıkmamışçasına ince işlenmiş işlemeleriyle birlikte Mavi renkte bir metalden yapılma bir meşaleyi andırıyordu. Şifacının elinden müdire tarafınca neredeyse sökülerek kapılan emanet, okuldaki çok az kişinin bildiği gizli sözcükleri fısıldanılarak yakılmış ve birden reviri gün gibi aydınlatmıştı Turuncu-Sarı ışığıyla. Zaman harcamadan diğer kutuyu da açan Şifacı, içinden çıkardığı Yıldız Işığı adlı emaneti arkasını dönüp vereceği anda ondan daha hızlı davranmış olan Seherbaz'la burun buruna gelivermişti bir anda. İçinde bir yıldızın ruhunun saklandığı söylencesi eski ustalarca öne sürülen emanet; kalın Bronz bir asaya benzeyen ama uçlarına doğru genişleyen bir silindir ile tepesinde beş köşeli Yıldız biçimine benzeyen bir meteor parçası olarak dışarıdan bakıldığında küçük ve olağan bir yarışma ödülü gibi görünse de taşıdığı güç eşsizdi. Adamın ellerinde çok daha büyük bir parlaklıkla ışıldamaya başlayan emanet karşısında üç yetişkin de gözlerini kollarıyla siper etmek zorundalarken; sedyede artık çırpınmayan genç, ışığa aşık olmuş bir güve gibi gözlerini ondan ayıramıyordu. Sessizlikle birlikte uyguladıkları çözümün işe yarayışıyla rahat bir soluk alan ikili, emanetleri geri söndürüp Şifacı'ya verdikten sonra kadını gerisin geriye İhtiyaç Odası'na göndermişlerdi. Revirin kapısı kapandıktan hemen sonra kısa bir çığlıkla ağzını kapatan Vivienne, ne olduğunu anlamadığından çevresine bakınan Seherbaz'ı omzundan tuttuğu tek eliyle sarsarak yere doğru bakan korku dolu kendi gözlerine yoldaş aramıştı:
"Rayeharth! Rayeharth çocu-.. çocuğun gölgesine bak!"

2
III. Kat / Rutine binmiş monologlardan
« : 24 Aralık, 2021 02:47:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Soğuk taştan duvarların arasında yankılanacak en küçük sese bile karşı duyarlı olmam gerek. Koşturan ayakların gürültüsüne, yaklaşan fısıldamaların yankılarına özen göstermem gerekiyordu. Bu soğuk yere geldiğimden beri insanlarla olan iletişimimin kırıcılığından kısa sürede bıkmıştım bile ve yeni kırgınlıklardan uzak durmam mantıklıydı. Hava ne durumda olursa olsun üşümeye de devam ediyordum ve bu konuda yakınacağım kimsem olmadığı için susmaya da devam etmem daha akılcıydı. Şimdiden pamuk ipliğine bağlı olan kafa yapımın daha da bozulmasına izin vermemeliydim. "Kendime geldiğim" zaman boyunca şu an bile aynadaki yansımama alışamamıştım, buradaki yaşama hiçbir anlamda alışabileceğimi de sanmıyorum. Geçmişe yönelik anılarım olsa bile yüzümün yarısına artık sahip olamadığım için aynada gördüğüm kişi yabancı olacaktı, değişen bir şey olmadığını düşünmek sinir bozucu. Londra'ya getirildiğim 5 yıl boyunca konuşmayı, insanlar içinde nasıl davranmam gerektiğini ve buna benzer diğer şeyleri öğrenebilmiştim. Yine de buradaki çoğu öğretmen ya da öğrencinin sataşmalarına, aşağılamalarına ve şu an olduğumdan daha da uzağa dışlamalarına alışabileceğimi sanmıyorum.

Hem ne işim vardı benim burada? Öğretmenlerin inatla öğretmeye çalıştıkları hiçbir şeyi başaramıyordum, iksirleri bile! Elime tutuşturdukları asa tahta bir çubuktan başka bir şey değildi benim için, çalışıp çalışmadığını öğrenmek için yaşlı bir asa ustasına bile göstermişlerdi o garip ve yamuk yumuk cadde üzerindeki dükkanda. Olmuyordu ama işte. Bana inat etmişti "Çubuk", çalışmıyordu ben elime aldığımda. Bazı zamanlar derslerine katıldığım ufacık çocuklar bile büyü yapabiliyorlardı ama ben onların yaptıklarının binde birini bile başaramıyordum. Şu ilk geldiğim günlerde asasını salladığında asırlık bir meşeyi alevlendiren 1. sınıf öğrencisi gibi bile olamamıştım. Böyle olunca daha da dışlandım zaten; üstüne öğretmenlerden birinin beni dövme noktasına gelmesi, Rayeharth'ın okula gelip ona tehditler savurması, o günden sonra Vivienne'in beni hastalıklı biri gibi herkesten uzak tutup her gün odasına çağırıp angarya şeylerle uyku saatine dek zaman harcatması... Şu son aylar sanki gazetede okuduğum ve başkasının yaşadığı bir şeymiş gibi geliyordu bana. Hem sonra bir gün yaşıma yakın öğrencilerden birinin uykusunda beni gördüğünü ve yaşayan bir kabus olduğumu söylemesi çok sinirimi bozmuştu. Ben kendimi bildiğim 5 yıldan beri hiç uykumda bir şeyler görmemiştim, her uykum bir göz kırpma gibi bir anda olup bitiyordu; bir düş ya da kabus bile olsa bir şeyler görmeyi öyle çok isterdim ki...

Ayrıca yalnız kalmak biraz da olsa iyi gibiydi sanki, belki kendimi daha fazla tanıyabilirdim. Belki de bir anda kim olduğumu, neler yaşadığımı anımsayabilirdim. Bugüne dek memur Dagenham ve müdire Bates'in bu konuda denemediği şey kalmamıştır diye düşünüyorum, çünkü adlarını unutmayacağım biçimde zaman geçirdiğim ve tanıyabildiğim tek insanlar onlardı. Diğer herkes de her anlamda geçiciydi benim için işte... Yemek yiyebilmek için boş bir sınıf bulmak zorunda olmam ve mutfağın girişinde bana dolu bir tabak getirip boş tabaklarımı gizlice götüren Ev Cinleri olmasa ne yapardım bilmiyorum. İlk günlerde yüzüm nedeniyle diğer öğrencilerin midelerinin bulanacağını bağırarak ve açık açık dile getiren o öğretmen olmasaydı kimsenin önemsemeyeceği böyle bir şey için saklanmak zorunda kalmazdım belki. Aptal insan; yüzümü kapatan ve arkasını göstermeyen kumaştan bir maskem var işte, bu iyileşmeyen ve kapanmayan yara ile ilgili daha ne yapabilirdim ki? Bu maskeyi yapan aptal terzinin gözüm için bir delik açmamış olması da ayrı bir sorundu zaten; ders çalışmak ya da yemek yemek istediğim zaman yüzümden yırtarcasına çıkarmak istiyorum her zaman için. Belki bir gün yırtılır da! Kimse yüzüme bakmak zorunda kalmadan rahat bırakırdı beni. Adım sesleri yaklaşıyor, olması gerektiğinden daha da az rahatsız edilmem için maskemi takmak gerekli. Hem de hemen!

"Hey! Jeremy, Jimmy, Jimbo!" ve kısa bir duraksamadan sonra gülüşmelerle birlikte gelen, "J-Yıkık..."
Bana böyle saçma sapan seslenen kişiyi tanımasam da, sesini tanıyabiliyordum. 7. sınıflardan bir züppe çocuğuydu, Büyücü babası Muggle işçileri olan ve Muggle'lar için eşyalar yapan bir fabrikatör olan çocuktu sanırım. Bu detayı unutmamış olduğuma şaşırdım doğrusu.
"Belki seni duymuyordur bu yarım kafalı!"
diye söze karıştı aptallığı ses tonundan anlaşılabilecek serserilerden biri, diğer kızlı erkekli grup da bu söze gülüşleriyle destek olmuşlardı. Ben zaten daha fazla yemeği düşünmediğim patates püresi ve bezelyeyle dolu olan tabağımı toparlamaya çalışırken, ayvalı turtamın olduğu tabağa yeltenen ilk oğlan konuşmaya devam etti sözcüklerini uzata uzata:
"Sana sesleniyorum Yarım-Yüzlü! Ne geziyorsun sınıfımızda? Slytherin'ler için Sihir Tarihi dersine ayırılmış bir yer burası!"

Ah; Muggle işleriyle çok içli-dışlı olan ama Sihir Tarihi derslerine tutkuyla sarılan bir züppe çocuğuydu işte. Uğraşmaya gerek yoktu bunun gibileriyle, yalnızca kalkıp gitmem en iyisiydi. Yine de bana yardımcı olan Ev Cinleri için tabaklarımı burada bırakmamın uygun olmayacağını düşünerek tabaklarımı almaya çalıştığımda turtamın elden ele uzaklaştırıldığını gördüğümde tepkisiz kalmakla yetindim. Bana iyi davranan tek canlılar olan Ev Cinleri de bu durum nedeniyle bana küsmezlerdi umarım, yapacak bir şey yok. Adımlarımı hızlandırmadan sınıfın kapısına doğru ilerledim ve müdire ile Seherbaz'ın "Elimde durdukça belki bana alışabilir" dedikleri "Çubuk" olarak nitelendirdiğim ve üzerindeki H. W. J. harfleri dışında bir detayı olmayan asam ile, artık son zamanlarda onu böyle bayağı ve fazla sıradan işler için kullandığım gibi tahta kapıyı iterek açıp ortamı terk ettim. Keşke o çocuğa "Başka insanların yemekten vazgeçtiği artıklara ilgi duymana karışmak istemem, tabak sende kalsın." diyebilmek şimdi aklıma gelmeseydi. Işık almayacak ve karanlıkta bulunmayacak koridorlardan ilerleyerek gelecek dersime çıkacan bir yol arıyordum şimdi de. Konuşma sesleri, adımlar... Daha fazla insanla uğraşmak istemiyorum, keşke bu koridorda saklanabileceğim bir yer olsaydı.


[Açık RP’dir, karakterleri tanıştırmak isteyen ya da "Bu karakterle arası iyiymiş" kurgusu yaratmak isteyen tüm öğrenci oyunculara açık davet olarak görülebilir.]

3
Diğer Dünya Ülkeleri / Yarım yüzlü çocuk ve Yeşil Maske
« : 30 Kasım, 2021 20:26:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
1860 - Kuzey Amerika'da bir yerlerde (Günümüz Meksika Vadisi)

Genç ruhlu adam altında göz alabildiğince uzanan Yağmur Ormanı'nı izlemeye dalmıştı. Ormanın elli metreye yakın bir yükseklikte üzerinden uçmaktaydı, bu yükseklikten baktığında ormanın yüce ağaçları görkemli bir Yeşil halının içinden geçiyormuş gibi düşüncelere sokuyordu adamı. Bu Yeşil bütünlüğü ise yalnızca kimi yerde daha kahverengi, kimi yerde ise daha Koyu Yeşil renkte dev bir Basilisk gibi kıvrıla kıvrıla kesen nehirler bölüyordu. Spor yaptığı günlerden beri yanından çok az ayırdığı eski süpürgesi birden teklemeye, öksüren birinin sırtı gibi hızlıca ileriye doğru kısa bir an için atılıp yolundan saptığında "Hey, bir sorun var sanırım?!" diye fısıldamıştı adam kendince. Kaygısı çok geçmeden, yalnızca birkaç saniye sonra doğrulanmıştı bile; süpürgesinde gerçekten aksayan bir şeyler vardı! Havada tekinsiz birkaç ayrı yöne sapıştan sonra, hızı kesildiği gibi birden süpürge sanki havadaki bir girdabın içindeki karanlık bir deliğe düşüyormuş gibi sarsılarak burun aşağı inmeye başlamıştı. Büyücü süpürgesinin sapına sıkı sıkı sarılmış, tüm gücüyle yukarı doğru çekerek onu yükseltmeye çalışıyordu. Ancak nedenini bilmediği bir nedenden ötürü süpürgesi verilen komuta uymak yerine sanki sahibinin isteğine karşı geliyor gibiydi. Yıllar sonra bugünü düşündüğünde -eğer şimdi yere çakılıp ölmezse o da- yaşantısının çok uzun zaman boyunca bu yaşadığı olayla değişeceğinin kaçınılmazlığından yakınıyor olacaktı. Var gücüyle uğraşmasına karşın süpürgenin burnu hep aşağı doğru iniyordu ve düşmeye devam etmekteydiler. Adam baş döndürücü bir hızla sürekli yakınlaştığı ormandan gözlerini alamıyordu. Bu durum yaşanırken adam şu an uğradığı şok nedeniyle bir kez olsun bağıramamıştı bile. Bugüne dek yaşadıkları da gözlerinin önüne gelmiyordu üstelik? Tüm göstergeler şu an burada ölmeyeceğini betimliyor gibiydi. Şimdi ise yavaşça dönerek ilerlemeye başlayan süpürgenin üstünde adamın görüş algısı Gökyüzü, orman, Gökyüzü, orman biçiminde gerçek bir girdaba girdiğinde görebileceklerine dönüşmüştü. Her şeyin bitmesine çok yaklaşmıştı.

Yine de adamın sinirleri çeliktendi, bunca yıl ağır çalışma koşullarıyla sınanmış ve işinde istediği yer ve rütbeye gelebilmiş başarılı biriydi. Kulaklarının yanlarından esen yelin sesi korkunç bir uğultu biçimini aldığında, belindeki kemerinden çekip salladığı asasıyla süpürgesini yeniden dizginlemeye çalışıyordu. Yıllar içinde takma adını aldığı bunca serüvenden sonra böyle bir aksaklıkla ölüp, hiçbir şey yapamamanın utancı ile ezikliğiyle birlikte çok yersiz bir hayalet olacağını düşündü bir an için ve tam son anda süpürgesinden atılıp yere doğru savurduğu büyüsüyle kendini ölümden korumuştu. Yere indiğinde kapıldığı ölüm korkusuyla birlikte bu heyecan dolu durum nedeniyle yüreği yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor, göğsü bir demirci körüğü gibi genişleyip daralıyordu. Yorgun ve haylaz süpürgesi yere çakılışıyla birlikte aldığı darbeye karşılık bilinci körelmiş bir tavuk gibi yerde çırpınıyordu. Adam için bu eski dostunu çektiği acıdan kurtarmak ve daha fazla saygınlığını yitirmemesi adına gözlerine yaşlar dolarak asasını süpürgeye doğrultup bir büyü fısıldamıştı... Asadan çıkan ışık huzmesinin hedefine varmasından sonra artık süpürgesi özelliksiz bir tahta parçasından başka bir şey değildi şimdi. Korkudan kuruyan gırtlağına asasıyla su yardımında bulunduktan sonra adam nerede olduğunu ve süpürgesini böylesine etkileyen büyüsel alanın ne anlama geldiğini araştırmak üzere kısa bir dinlenmenin sonunda yola koyulmuştu bile. Yavaşça batmaya yüz tutmuş olan Güneş, göz görebilecek neredeyse her şeyi Yeşil'den Turuncu'ya boyarken çok da fazla yol kat etmemişti. Belindeki kasaturayı kullanarak yoğun bitki örtüsü arasında açtığı yolu karşısına çıkan açıklıkta son bulmuş olsa bile, görmeyi hiç ama hiç beklemediği büyük bir antik kent kalıntılarıyla karşı karşıyaydı. Gözüne ilk çarpan şey, bugüne dek gördüğü en büyük yapılardan biri olan piramitti. Daha önceki gezilerinde gördüğü Keops Piramidi'nden daha yüksek değildi belki ama uzaklardan bile görülebilen boyutuyla ondan daha az ilgi çekici gibi görünmüyordu. Saatlerinin büyük çoğunluğunu bu uzun zamandır insan görmemiş kenti aşıp geçmeye harcadığından, kararan hava nedeniyle uzaklarda görebildiği ilk ışığın orada yaşayan yerli kabileler olduğunu kestirmesi zor olmamıştı. Serüvenci ruhuna uygun biçimde davranarak ilerledi ve çok sürmeden küçük bir köye ulaşmıştı bile.

Kabilenin gözcüleri tarafından yeterli yakınlığa geldiğinde görülmüş ve köye eşlik edilmişti. Koyu tenli yerliler arasında inci gibi parlayan adam çokça öne çıkıyor olsa da, lider olduğunu görünüşünden kestirebildiği adamın kendine yaklaşmasıyla birlikte daha önce de "Soluk benizli" birilerini görmüş oldukları saldırgan olmayan yaklaşımlarından anlaşılabiliyordu. Bir süre dil kullanmadan kurmaya çalıştıkları iletişimden sonra, adam eliyle kendini gösterip ağır İngiliz aksanıyla:
"Dagenham, Rayeharth Dagenham." diyerek kendini tanıtmaya çalışmıştı. Liderin kendisine bakıp anlamışçasına:
"Oooooh..." deyişiyle, en azından kendine benzer birini tanımış olabileceğini düşünmeden edememişti Büyücü. Liderin birkaç komutuyla birlikte yanlarına getirilen bir bohça, bu durumun açıklığa kavuşmasını sağlamıştı. Özen göstermeden bakıldığında kirli bir kumaş gibi görünen bohçanın, üzerindeki motifler ve dokuma biçimine odaklanıldığında günlük giyimde kullanılan bir elbise olduğunu anlaması çok sürmemişti Büyücü'nün. Bohçanın düğümleri açıldığında içinden bir günlük, aralarında kırık bir büyüteç, eski bir pipo ve demiri paslanmış bir pusula gibi birkaç parça eşya ile bir asa çıkmıştı. Liderle bir an için göz göze geldikten sonra adamın onaylayıcı el kol hareketiyle eşyaları incelemeye başlayan Rayeharth, ilk önce asayı incelemeye koyulsa da günlüğe göz atmak için fazlaca heyecanlandığını düşünmeden edememişti. Bu insanlara yardım etmek istese de; yetkin biri oluşunu, Britanya Sihir Bakanlığı içinde Seherbaz Bürosu adlı bir konumda çalıştığını söylemekle ortaya koyamayacağını bildiği için, rozetini göstermesinin de bir anlamı olmazdı... Susmayı ve gözlemlemeye devam etmeyi seçmişti. Okuduğu günlük bir gezgin Büyücü H. W. Jones -Adı günlüğe böyle yazılmıştı ve kim bilir Dünya'da kaç tane Jones soyadlı insan vardı-, arkeolog eşi olan Cadı ve çocuklarının tarihi belirtilmemiş bir zaman diliminde buraya geldiklerini yazıyordu. Özetlemek gerekirse yerlilerle çok içli dışlı olmamış ancak ayları bulan bir süre boyunca burada yaşamış ve antik kentin araştırmasını yapmışlardı. Yazarın anlattığına göre Rayeharth'ın bugün gördüğü o büyük piramitle ilgili yapılan araştırmalar ve iki kişilik kazı çalışmaları içinde buldukları bir eşya vardı ama günlük buradan sonra daha fazla bilgi içermiyordu.

Seherbaz başını günlüğe gömmüş biçimde her ayrıntısına dek okurken, omzuna dokunan liderin eliyle irkilmiş ve adamın bir kez daha eliyle bir yere buyur ettiğini gördü. Peşine takılan köylülerle birlikte liderle yan yana köyün daha da deirinliklerine gidip, çevresinde meşaleler ya da oturulacak kütüklerin olmadığı bir kümültüye doğru gidiyorlardı. Kapı olarak ağır bir perdenin kullanıldığı eşiğe yaklaştığında, bu yol boyunca yanında duran liderin bile buraya girmeye sakındığı açık açık ortadaydı. Büyücü tüm yürekliliğini toplayıp eşiği geçmiş olsa da, belindeki kemerinden çıkarmaya hazır tuttuğu asasının sapından elini çekmiyordu. Girdiği yuvarlak biçimli ve toprak zeminli küçük yerde tek birisi vardı. Yerde, üzerinde köylülerin giydiği giysilerden olan ve tir tir titreyen genç bir erkek. Çocuğu görmek için asasını çekip ışıldatan adam, kötü bir sıtma nöbetindeymişçesine titreyen ve kollarını kendine sarmalamış olan çocuğun kısa bir inlemeyle birlikte yerde tuttuğu kafasını kaldırdığını ve ışığa baktığını gördü. O an için neyle karşılaşacağını bilmeyen adamın birden yüzünün yarısı olmayan gencin bakışıyla karşılaşması kısa bir korku anı yaratmış olsa bile Seherbaz böyle şeylerle gardını indirecek birisi değildi. Işığın çocuğa daha iyi geldiğini daha o anda anlayan Seherbaz; bohçadan alıp yanında getirdiği asayı çocuğa uzatmış olsa bile, çocuktan hiçbir tepki alamayışıyla bazı şeylerin bu genç bireyde yerinde gitmediğini anlamıştı. Konuşup iletişim kurmaya çalıştığında bile bir yanıt alamayan adam bu işin burada değil, Mayfair'de, evinde sonuçlanacağını şimdiden kestirebiliyordu.

Asasını geri yerine sakladıktan sonra bulunduğu yerden çıkıp yerlilerin lideriyle bir kez daha göz göze gelen adam, birkaç gencin taşıdıkları ama taşımaktan çekindikleri açık açık ortada olan bir hasır sepetin kendisine getirildiğini biliyordu. Yere bırakıldıktan sonra taşıyıcılarının uzaklaştığı sepete ilerleyip siz çöken Rayeharth, üzerindeki kapağı açıp içindekini göremediğinde en yakınındaki yerlinin elindeki meşaleyi alıp incelemeye koyuldu. Sanki o hasır sepetin içinde sonsuzluğa dek giden derin bir boşluk, Seherbaz'ın anlam veremediği bir Karanlık vardı. Baştan sona potansiyel bir fırtınanın kopmayı bekleyişi gibi sessizlik içindeydi her şey, böcekler bile. Bir bölümü kırılıp gitmiş, Yeşil renkte, taştan oyulma bir maskeydi sepetin dibinde duran ve adam onu eline alıp yakından incelemeye başladığında çevresindeki herkesin korkuyla soluğunu içine çektiğini, hatta bazılarının korkuyla geriye doğru kaçarken yerlere düştüğünü bile duymuştu. Görünene göre maskeyle ilgili bu insanların bildiği negatif bir şey vardı. Duruma şaşırarak çevresine göz gezdirdikten sonra omuz silkip incelemesine devam eden Seherbaz, maskeyi çevirdiğinde kırılmamış olan sağlam tarafının arka yüzüne bulaşmış olan kurumuş kan ve et parçalarını gördüğünde korkması gerektiğini anlamıştı.


4
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / "Jimmy"
« : 30 Kasım, 2021 16:52:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: "Jimmy Folke" (Tzchernabaugh Ixpuztec)

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri:
18'li yaşlarında, çok zayıf ve güçsüz görünümüyle üzerine ne giyerse giysin bol geliyormuş gibi duran çocuk; neredeyse dilsiz sanılacak seviyede suskun, oldukça içine kapanık biridir. Yeri geldiğinde karanlıkta kaldığı zaman sık ve kesik soluklar alır, titremeye başlayıp, kendini yere bırakıp oracıkta kıvrılarak yatacak seviyede de Niktofobi kaynaklı karanlık korkusuyla doludur. Bu kişisel tökezlenmelerin nedeni ise küçükken geçirdiği ve sonucunda yüzünün yarısına yakın bir bölgenin yaralanıp neredeyse kafatası kemiklerine dek yandığı bir durumdur ve genç "Jimmy" tüm bunlar sonrasında geçirdiği Amnezi sonucu yaşadığı bellek -ve de benlik- yitimiyle neredeyse yaşantısından haberi olmadan bugüne gelmiştir. Çok az arkadaşı olduğu, arkadaşlarıyla bir arada olsa bile pek konuşmayıp etkinliklerine katılamadığı için okulda parmakla gösterilebilecek seviyede hem az-çok bilinen, hem de hiç tanınmayan birisidir. Sık sık Müdire'nin odasında görüldüğü, orada değilse de aydınlık boş odalarda ya da gün içinde çimenlerde öylesine oturup bulutlara bakarak zaman geçirdiği bilinir. Köken açısından Büyücü bir aileden ve ailesinden kalma bir asayı kullanıyor olsa bile büyü üzerinde yeteneği yok gibidir. Durum böyle olunca, bu nedenlerle okulda uğradığı aşağılanma da karakterine vurulan bir başka tekme olmaktadır..

Karakterin Kısaca Geçmişi:
1860 yılında yıllık izinini gezginlikle harcayan Rayeharth Dagenham adlı bir Seherbaz tarafından Kuzey Amerika'daki Meksika Vadisi'nde yaşayan bir kabilenin içinde bulunmuştur. Yaşadığı yaşam ya da kendisiyle ilgili hiçbir anısı olmasa da, bir zamanlar ailesi olduğu ve bulunduğu yerde arkeolojik araştırmalar yapılırken ailesine yardım ettiği dışında kendisiyle ilgili bilinen bir şey yoktur. Bu durum ise son 5 yıldır Seherbaz'ın gözetimi ve araştırmaları altında yaşayan çocuğu büyük bir bulmacaya dönüştürmüştür. Yanıt verebileceği seviyede suskunluğunu bozabildiği zamanlarda ise kendisiyle ilgili sorulan sorulara "Bilmediği" yanıtı vermek yerine son zamanlarda kendisine düşmanca davranmadan yakıştırılan şeyleri sahiplenerek o an için kendini tanıtmak gibi bir huy edinmiştir. Seherbaz Dagenham tarafından "Uzaktan akrabası, kuzeninin oğlu Jimmy Folke" olarak tanıtılmaktadır.

İstediğiniz Sınıf:
VII. Sınıf

Karakterinizin SBD Sonucu:
Karakter, Britanya Sihir Bakanlığı Seherbaz Bürosu tarafından yaşı ve kişisel durumu gözetilmeksizin; yasaklı bilgilerle ve büyünün Karanlık dallarına ilgisi olduğu çok az kişilerce bilinen müdire Vivienne Bates'in araştırmalarına paravan olsun diye formalite olarak okula kaydettirilmiştir. Rayeharth Dagenham'ın dediklerine inanılacaksa, çocukla ilgili araştırılması ve öğrenilmesi gereken büyük bir sır vardır ama kim, ne olduğunu bilemez ve adamın son 5 yılı ile görünüşe göre tüm geleceğini adamak zorunda kalacağı bu duruma yardımını isteyebileceği, Hizip'ten eski bir tanışıklığı olan başka, daha güvenilir birisi bulunmamaktadır. Doğal olarak bu durum "Jimmy" adı verilen çocuğun okula eğitim döneminin ortasında bir yerlerde damdan düşer gibi kaydettirilmesi ve her zaman olmasa da başka sınıfların derslerine girebilmesi dışında herhangi bir ayrıcalığa sahip olduğu anlamına gelmiyordu...

İstediğiniz Bina:
Gryffindor

Büyü Yatkınlıkları
  • Biçim Değiştirme Gücü: 1
  • Lanet Gücü: 1
  • Tılsım Gücü: 1
  • İksir Gücü: 1

Sayfa: [1]