1
Biçim Değiştirme Dersliği / Baba ve Oğul: Yüzleşme
« : 22 Şubat, 2022 04:13:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Biçim değiştirme dersinden sonraki günün sabahında elinde bir kitabı çevirerek dersliğin önünde durmuş düşünüyordu Théodore. Kitabın içini açmaya eli asla gitmiyordu. Ama daha önce zaten okumuştu bu kitabı. Ne kadar bir kısmında okurken tamamen işkence çekiyormuş gibi hissetse de okumuştu. Kitabın yazarı hem çok iyi bildiği hem de hiç bilmediği birisiydi. Xavier Olineaux ile dün olan karşılaşmasına doğru düzgün bir karşılaşma diyebilir miydi? Diyemezdi sanırım ama buna rağmen büyürken adını birçok kez duyduğu bu adam hakkında birkaç şey biliyordu. Mesela içinde annesinin de geçtiği ‘Fransa’nın Güzelleri’ isimli kitabı yazdığını biliyordu.
Okumak sevdiği bir şeydi ama o sayfaları ne zaman açsa gözlerini oyup sonrada onları yakmak istiyordu. Zaten sadece bir kere okumayı başarabilmişti tüm kitabı sırf bu yüzden. Okumaya kendini neden bu kadar zorlamıştı? Babası üzerine elindeki tek şey bu olduğundandı bu. Fakat kabullenemezdi bu gerçeği. Her çocukta olacağı gibi baba özlemi çekiyor olduğunu biliyordu içten içe. Ama babasının nasıl biri olduğunu biliyordu. Çokça şey duymuştu adam hakkında. Ve içlerinden iyi olan tek şey adamın güzelliği üzerineydi. Annesi küçüklüğünde, daha babasından bahsetmekten kaçındığı dönemlerde birkaç kez ne kadar çok benzediklerini söylemişti çocuğa.
Daha sonrasında ise bu benzerlik oğluna ne zaman azar çekmek istese ortaya attığı bir konu olmaya başlamıştı kadının. ‘Ah Theo ne kadar da sorumsuzsun. Aynı baban gibisin.’ Bu sözleri ne zaman duysa bir kavgaya tutuşurdu annesiyle. Kadın sinirinden söylediği sözlerden dolayı içten içe pişmanlık duysa da oğlu karşısında asla geri adım atmazdı. Çocuğa birçok kez babasının onu hamile bırakıp bir daha da arkasına dönüp bakmadığını söylemişti. Theo böyle bir adamla aynı kefeye konmaktan nefret ediyordu. Büyürken hikâyenin sadece tek tarafını duymuş olduğundan babasının aslında iyi biri olduğu üzerine bir umudu vardı çocuğun. Annesinin ona yalan söylemiş olduğunu düşünüyordu ama ne olacağı belli olmazdı. Tabii bu yöndeki umutlarının bir kısmı adamın yazdığı kitabı görmesiyle sönmüştü.
Hakkında başkalarından duyduğu şeyler dışında bir şey bilmediği adama karşı olan nefreti biraz da olsa azaldığında adamın karşısına çıkmayı düşünmüştü hep. Karşısına sinirden doğru düzgün düşünemez bir haldeyken çıkmak istemiyordu babasının. Fakat bu düşünceleri Hogwarts’a gelirken onun burada profesörlük yapmaya başladığını duymasıyla değişmişti. Fırsat bu fırsatken adamın karşısına çıkıp onunla konuşmak istiyordu. Annesinin şu son dönemlerdeki ilgisizliğinden onu babasının olduğu bir yere gönderdiğini fark edememiş olduğunu düşünüyordu. Kim bilir annesi bu karşılaşmayı duymasının ardından belki çocuğu eski okuluna geri göndermeyi düşünürdü.
Ama içinde hala tuhaftır ki bir umutla doluydu. Kitabın basımından dört sene sonra kitabı yayımdan kaldıran adam belki de değişmişti. En sonunda onca sene geçmişti. İnsanların belirli bir yaş sonrasında değişmesinin zor olduğunu söylerdi dedesi. Tabii burada da durmazdı yaşlı adam, değişmenin onca zorluğa rağmen imkânsız olmadığını da hep belirtirdi. Fakat bu umutlarına fazla da kapılmak istemiyordu Théodore. Böyle bir şeye inanmak fazla safça olurdu en sonunda. Theo masum birini suçlamayı, suçlu birine inanarak aptal yerine düşürülmeye tercih ederdi. Hem duyduklarının hepsi adamın en azından aşırı flörtöz biri olduğuna işaret ederken farklı şeyler düşünmek için bir sebebi yoktu.
Bu düşüncelerle kafası karışık bir şekilde Hogwarts’a geldiğinde her şeye rağmen adamla yüzleşmeye hazır olduğunu düşünmüştü. Ama bunu nasıl yapacağını bilmiyordu. Karşısına çıkınca ne diyecekti. Hem ona bağırmaya cidden hakkı var mıydı ki? En sonunda kimse bir çocuğa bakmak zorunda değildi. Annesi ona bakmanın bu genç yaşındaki yalnız bir anne için ne kadar zor olduğundan ne zaman yakınsa ona da bunu hatırlatırdı Theo. Annesine onun için yüzleştiği zorluklardan dolayı minnettardı ama bunun yüzüne vurulması hoşuna gitmiyordu. Ona bakmak zorunda değildi hiç kimse, o böyle düşünüyordu.
Kafasını kaldırıp önünde beklediği sınıfa bir kere daha baktı. Dün dersin sadece bitimine gitmişti ama bu bile yetmişti kaos dolu anların bir kısmını görmesine. Güzel bir kızın sınıfa 'baba' diye bağırarak daldığını bile görmüştü. Aslında Xavier ile yüzleşmeye hazır hissetmiyordu. Fakat dün olanlar sinirini bozmuştu. Bu baba diye bağıran kız yetmiyormuş gibi küçük bir çocuğa dönüşen Xavier elini tutmuştu. Sinirliydi hem de çok. Bugün eğer adam eski haline döndüyse onunla yüzleşecekti başka bir şansı yoktu çünkü gözü dönmüş gibiydi. Ama yine de odaya dalmadan önce biraz da olsa sakinleşmeye çalışıyordu. Kafasını toparlayıp odaya girdiğinde doğru düzgün cümleler kurabilmeyi diliyordu.
En sonunda elinde çevirdiği kitaba gözleri takıldı genç büyücünün. Bu kitaptan elinde bir tane daha vardı gencin. Annesinin odasındakinin alındığını anlamasından korktuğu için iki tane kopyasını yaptırmıştı kitabın. Annesinin odasına kopyalardan birini koymuştu ve şu an elindeki ise bir diğer kopyaydı. Orijinali bavulundan çıkarmamayı tercih etmişti. Dikkatli bir şekilde bakıldığında bir kopya olduğu belli olan kitaba biraz daha baktığında aklına gelen fikirle profesörün ofisine dalmıştı. Adamın eski haline dönmüş olduğunu umuyordu ve öyleydi de. Normal halinde ilk kez gördüğü adama doğru ilerlerken elindeki kitabı havaya kaldırıp yüzüne en masum gülümsemelerinden birini iliştirmişti.
“Çok özür diliyorum ofisinize bir anda dalmış bulundum ama bu konuyu duymanız gerektiğini düşündüm Profesör. Konu geçenlerde binadaşımın bana verdiği bir kitap hakkında.” Kitabı adamın görebiliyor olduğuna daha da emin olduktan sonra devam etti. “İlk geldiğim günde Fransa’dan geldiğimi duyduğu için tüm Fransız erkeklerinin Profesör Xavier gibi olup olmadığı üzerine bir şey sordu bana. Başta bununla ne demeye çalıştığını anlayamadım. Ama anlamadığımı görünce bana bu kitabı okursam anlayacağımı söyledi.” Kitabı adam elinden belki almaya çalışır diye kendine biraz da olsa yakın tutmaya çalıştı ve ardından devam etti. “Kitabın içeriğiyle alakalı hiçbir şey bilmediğimden ilk sayfalarını okuma hatasında bulundum. Başta bunu sizin yazdığınıza inanmadım...”
Adamın gözlerinin içine baktı Theo. Devam etmek istiyor muydu emin değildi. Kendisini geri dönüşü olmayan bir yola atlamış gibi hissediyordu. Buradan devam ederse adama babası olduğunu nasıl söyleyebilecekti hiç bilmiyordu. Yine de bu hislerine rağmen devam etti. Bir kere konuşmaya girişmişken durmak da tuhaf olurdu hem. Hiç olmadı adama en son ondan korktuğundan yalana başvurduğu üzerine bir yalan daha söylerdi. “Fakat kitaba bir kez daha bakınca gerçekten de sizin tarafınızdan yazılmış gibi duruyor. Siz önceden böyle şeyler mi yazıyordunuz profesör?”[/justify]
Okumak sevdiği bir şeydi ama o sayfaları ne zaman açsa gözlerini oyup sonrada onları yakmak istiyordu. Zaten sadece bir kere okumayı başarabilmişti tüm kitabı sırf bu yüzden. Okumaya kendini neden bu kadar zorlamıştı? Babası üzerine elindeki tek şey bu olduğundandı bu. Fakat kabullenemezdi bu gerçeği. Her çocukta olacağı gibi baba özlemi çekiyor olduğunu biliyordu içten içe. Ama babasının nasıl biri olduğunu biliyordu. Çokça şey duymuştu adam hakkında. Ve içlerinden iyi olan tek şey adamın güzelliği üzerineydi. Annesi küçüklüğünde, daha babasından bahsetmekten kaçındığı dönemlerde birkaç kez ne kadar çok benzediklerini söylemişti çocuğa.
Daha sonrasında ise bu benzerlik oğluna ne zaman azar çekmek istese ortaya attığı bir konu olmaya başlamıştı kadının. ‘Ah Theo ne kadar da sorumsuzsun. Aynı baban gibisin.’ Bu sözleri ne zaman duysa bir kavgaya tutuşurdu annesiyle. Kadın sinirinden söylediği sözlerden dolayı içten içe pişmanlık duysa da oğlu karşısında asla geri adım atmazdı. Çocuğa birçok kez babasının onu hamile bırakıp bir daha da arkasına dönüp bakmadığını söylemişti. Theo böyle bir adamla aynı kefeye konmaktan nefret ediyordu. Büyürken hikâyenin sadece tek tarafını duymuş olduğundan babasının aslında iyi biri olduğu üzerine bir umudu vardı çocuğun. Annesinin ona yalan söylemiş olduğunu düşünüyordu ama ne olacağı belli olmazdı. Tabii bu yöndeki umutlarının bir kısmı adamın yazdığı kitabı görmesiyle sönmüştü.
Hakkında başkalarından duyduğu şeyler dışında bir şey bilmediği adama karşı olan nefreti biraz da olsa azaldığında adamın karşısına çıkmayı düşünmüştü hep. Karşısına sinirden doğru düzgün düşünemez bir haldeyken çıkmak istemiyordu babasının. Fakat bu düşünceleri Hogwarts’a gelirken onun burada profesörlük yapmaya başladığını duymasıyla değişmişti. Fırsat bu fırsatken adamın karşısına çıkıp onunla konuşmak istiyordu. Annesinin şu son dönemlerdeki ilgisizliğinden onu babasının olduğu bir yere gönderdiğini fark edememiş olduğunu düşünüyordu. Kim bilir annesi bu karşılaşmayı duymasının ardından belki çocuğu eski okuluna geri göndermeyi düşünürdü.
Ama içinde hala tuhaftır ki bir umutla doluydu. Kitabın basımından dört sene sonra kitabı yayımdan kaldıran adam belki de değişmişti. En sonunda onca sene geçmişti. İnsanların belirli bir yaş sonrasında değişmesinin zor olduğunu söylerdi dedesi. Tabii burada da durmazdı yaşlı adam, değişmenin onca zorluğa rağmen imkânsız olmadığını da hep belirtirdi. Fakat bu umutlarına fazla da kapılmak istemiyordu Théodore. Böyle bir şeye inanmak fazla safça olurdu en sonunda. Theo masum birini suçlamayı, suçlu birine inanarak aptal yerine düşürülmeye tercih ederdi. Hem duyduklarının hepsi adamın en azından aşırı flörtöz biri olduğuna işaret ederken farklı şeyler düşünmek için bir sebebi yoktu.
Bu düşüncelerle kafası karışık bir şekilde Hogwarts’a geldiğinde her şeye rağmen adamla yüzleşmeye hazır olduğunu düşünmüştü. Ama bunu nasıl yapacağını bilmiyordu. Karşısına çıkınca ne diyecekti. Hem ona bağırmaya cidden hakkı var mıydı ki? En sonunda kimse bir çocuğa bakmak zorunda değildi. Annesi ona bakmanın bu genç yaşındaki yalnız bir anne için ne kadar zor olduğundan ne zaman yakınsa ona da bunu hatırlatırdı Theo. Annesine onun için yüzleştiği zorluklardan dolayı minnettardı ama bunun yüzüne vurulması hoşuna gitmiyordu. Ona bakmak zorunda değildi hiç kimse, o böyle düşünüyordu.
Kafasını kaldırıp önünde beklediği sınıfa bir kere daha baktı. Dün dersin sadece bitimine gitmişti ama bu bile yetmişti kaos dolu anların bir kısmını görmesine. Güzel bir kızın sınıfa 'baba' diye bağırarak daldığını bile görmüştü. Aslında Xavier ile yüzleşmeye hazır hissetmiyordu. Fakat dün olanlar sinirini bozmuştu. Bu baba diye bağıran kız yetmiyormuş gibi küçük bir çocuğa dönüşen Xavier elini tutmuştu. Sinirliydi hem de çok. Bugün eğer adam eski haline döndüyse onunla yüzleşecekti başka bir şansı yoktu çünkü gözü dönmüş gibiydi. Ama yine de odaya dalmadan önce biraz da olsa sakinleşmeye çalışıyordu. Kafasını toparlayıp odaya girdiğinde doğru düzgün cümleler kurabilmeyi diliyordu.
En sonunda elinde çevirdiği kitaba gözleri takıldı genç büyücünün. Bu kitaptan elinde bir tane daha vardı gencin. Annesinin odasındakinin alındığını anlamasından korktuğu için iki tane kopyasını yaptırmıştı kitabın. Annesinin odasına kopyalardan birini koymuştu ve şu an elindeki ise bir diğer kopyaydı. Orijinali bavulundan çıkarmamayı tercih etmişti. Dikkatli bir şekilde bakıldığında bir kopya olduğu belli olan kitaba biraz daha baktığında aklına gelen fikirle profesörün ofisine dalmıştı. Adamın eski haline dönmüş olduğunu umuyordu ve öyleydi de. Normal halinde ilk kez gördüğü adama doğru ilerlerken elindeki kitabı havaya kaldırıp yüzüne en masum gülümsemelerinden birini iliştirmişti.
“Çok özür diliyorum ofisinize bir anda dalmış bulundum ama bu konuyu duymanız gerektiğini düşündüm Profesör. Konu geçenlerde binadaşımın bana verdiği bir kitap hakkında.” Kitabı adamın görebiliyor olduğuna daha da emin olduktan sonra devam etti. “İlk geldiğim günde Fransa’dan geldiğimi duyduğu için tüm Fransız erkeklerinin Profesör Xavier gibi olup olmadığı üzerine bir şey sordu bana. Başta bununla ne demeye çalıştığını anlayamadım. Ama anlamadığımı görünce bana bu kitabı okursam anlayacağımı söyledi.” Kitabı adam elinden belki almaya çalışır diye kendine biraz da olsa yakın tutmaya çalıştı ve ardından devam etti. “Kitabın içeriğiyle alakalı hiçbir şey bilmediğimden ilk sayfalarını okuma hatasında bulundum. Başta bunu sizin yazdığınıza inanmadım...”
Adamın gözlerinin içine baktı Theo. Devam etmek istiyor muydu emin değildi. Kendisini geri dönüşü olmayan bir yola atlamış gibi hissediyordu. Buradan devam ederse adama babası olduğunu nasıl söyleyebilecekti hiç bilmiyordu. Yine de bu hislerine rağmen devam etti. Bir kere konuşmaya girişmişken durmak da tuhaf olurdu hem. Hiç olmadı adama en son ondan korktuğundan yalana başvurduğu üzerine bir yalan daha söylerdi. “Fakat kitaba bir kez daha bakınca gerçekten de sizin tarafınızdan yazılmış gibi duruyor. Siz önceden böyle şeyler mi yazıyordunuz profesör?”[/justify]