17 Nisan, 2026 09:31:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Arthur F. Moore

Sayfa: [1]
1
Büyü Kuramı Dersliği / Evrenselci Yaklaşıma Bir Girizgah
« : 25 Mart, 2023 16:39:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gözüne takılan ve bir süredir izlediği, ofisinin yan tarafındaki masanın üzerinde duran bronz imbiği, sağındaki şişelerle konumlarını değiştirmek suretiyle biraz sağa doğru iteledi koyu saçlı adam. Dönem arasında görev tanımının değişmesinden ötürü yeni taşındığı ofisine hala tam anlamıyla alışamamış, bu sebeple çalışma düzenine dair de hala ufak değişiklikler yapmaktaydı sürekli. Aslında eşyaları eski ofisindekilerle aynıydı ancak değişen oda ölçütlerinden ötürü hala tam alışamamıştı yeni düzenine.

Karanlık sanatlar üzerine inter-disipliner bir çalışma yaklaşımı benimsemiş adamın üzerinde deneylerini icra etmek amacıyla kullandığı, tik ağacından yapılma ikinci masasının üzeri bugün, iksir teçhizatıyla kaplıydı. Tik ağacı masanın, odanın kalanına hakim olan maun mobilyalar arasında pek estetik durduğu söylenemezdi aslında. Lakin pragmatik bir adamdı Arthur Moore, deneyler sıklıkla ufak kazalara yol açabilirdi ve deney ortamındaki nesnelerin fiziksel dayanıklılığı da üzerlerindeki koruma tılsımlarına yakın bir önem taşırdı nezdince.

Çalışma masasının üzerinde iksir üretim gereçleri ve çoğunluğu Almanca kaleme alınmış parşömenler dışında içerisinde mavi renkli bir sıvı bulunan bir şişe, yanındaysa bu şişenin içindeki iksirin elde edilmesinde kullanılmış olan kızıl renkli patlayan mantarların artık sapları, biri boş, biri dolu iki viyal bordo semender kanı ve havan içerisinde bir miktar dibi kalmış, bej renkli siğil kabuğu tozu mevcuttu. İmbiğini koyduğu yeni yerden ise kısmen memnun bir ifadeyle başını sallamış ve kahverengi yeleğinin iç cebinden platin, sarı altın, beyaz altın ve pembe altın kullanılarak üretilmiş, zenginlik dönemlerinden kalma köstekli saatini çıkartıp kontrol etti. Bir iki dakika içerisinde misafirinin gelmesini bekliyordu. Çalışma masasının başına ikinci bir sandalyeyi asasının ufak bir hareketiyle usulca çekti, stajyerini ve yapacaklarını düşünmeye koyuldu.



Misafiri, bir önceki yılın okul birincisi Iris Ashworth idi. Kağıt üzerinde neredeyse mükemmel bir not kaydı ve kusursuz bir sicili vardı. Elbette bir önceki yıl cadı avcıları tarafından kaçırılmış olan genç André'yi kurtarmak amacıyla sayısız okul ve bakanlık kuralını çiğneyen güruhun içerisinde olduğu göz önüne alınmazsa... Tabii okul yönetimi ve bakanlık bu olayın üzerini kapatıp öğrencilerin başını derde sokmamayı tercih ettiğinden ötürü sicili yalnızca "kağıt üzerinde" tertemiz denilebilirdi. Kendisiyle çalışmak istediğini söylediğinde şaşırmıştı bir miktar zira kendi derslerinde bile özellikle iksirlere yatkın ve ilgili olduğu göze çarpıyordu genç Ravenclaw'un. Profesör Solaris'in ise iksirler konusunda kendinden çok daha büyük bir usta olduğu kanaatindeydi. İyi mi anlaşamıyorlardı acaba? Belki de zamanında kendisinin olduğu gibi kararsız bir durumdaydı geleceğine dair. Elini çenesine götürdü. Sebebi her ne idiyse zaten önemli olan detayların zamanla kendini göstereceğine ve bu noktada nasıl bir rehberlik yapabileceğine kanaat getirebileceğini düşünürken ise düşünceleri, kapıdan gelen ses ile bölündü. "Buyurun," diye seslendi kapının öteki tarafındaki misafirine, tok bir ses tonuyla başını kapıdan yana çevirirken.

"Hoş geldiniz Bayan Ashworth," dedi yüzünce ince bir gülümseme ile. "Buyurun, oturun," diye yanındaki çivit mavisi kadife kaplama sandalyeyi işaret etti. Koyu saçlı cadının yerleşmesiyle de konuşmaya başladı: "İYBS senenizde birlikte çalışmak istemeniz açıkçası beni biraz şaşırttı demeliyim, Bayan Ashworth. Zira birlikte çalışacaksak sizden makul bir özveri bekliyorum. Lakin bu özveriyi ne yazık ki derslerinizden ayırmanız gerekecek ve bu, dönem sonu ortalamanızı olumsuz yönde etkileyecektir." Kaşlarını kaldırıp karşısındaki kıza baktı ve ardından "Tabii bunun pek tabii bilincinde olarak bu çalışmayı yapmak istemeniz etkileyici."

Karşısındaki öğrencisine kulaklarını verdikten sonra söze girdi tekrardan: "Pekala, fazla uzatmadan girizgahımızı yapalım..." Bakışlarını masaya çevirdi, ardından sağ eliyle sağında duran masanın üzerindekileri kolunu açmak suretiyle işaret ederek mavi gözlerine odaklandı stajyerinin: "Bu masada gördüğünüz malzeme kalıntıları, malum etkili malum bir iksirin yapımından kalma. Peki sizce bu malum malzemeler arasındaki hangi spesifik komponent, bu iksirin ana etkisini sağlayan etken malzemedir? N'için?" Göz temasını koruyarak öğrencisinin yanıtını beklemeye koyuldu.

2
Yetişkin Postası / Arthur Ferdinand Moore | Baykuşhane
« : 04 Nisan, 2022 00:20:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

~
Arthur Ferdinand Moore'un posta kutusudur.
Hogwarts öğrencileri çarşambaları 16.00-18.00 ve 19.00-21.00 arası ofis saatlerimde ulaşabilirler.

3
Karanlık Sanatlar Dersliği / Kara Büyüler Üzerine Bir Sohbet
« : 16 Mart, 2022 00:53:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ocak, 1866

[justify]"...Eğer vaktiniz varsa size birkaç soru sorabilir miyim? Carmilla hakkında yani…"

Kıvırcık saçlı oğlanın ders bitiminde kendisine gelmesini pek beklediği söylenemezdi. Özellikle dövüşünden sonraki bitkinliği ve derse ilgisizliği ile.

"Belki de öncesinde dersi dinlemeniz sizin adınıza daha olumlu olurdu, Bay Caldecott," diyerek karşısındaki genci süzdü iki saniye boyunca. Yeterince suçluluk hissettirdiğine kanaat getirmesiyle birlikte tekrar söze girdi: "Ancak konuşabiliriz pek tabii. Herkes sınıftan ayrılınca ofisime geçebiliriz." Sonrasında nazik bir el hareketiyle duvar kenarındaki boşlamış bir ön sırayı işaret etti.

Kahverengi ceketinin iç cebine zincirli olan platin köstekli saati çıkartıp kontrol etti bir an, sonrasında diğer öğrencilerin potansiyel sorularını cevaplamak için kürsüsünün başında beklemeye koyuldu. Birkaç selam, bir iki ufak soru ve çokça bekleyişin ardından sınıf boşalmıştı nihayetinde. Odada kalan tek kişiye döndü: "Buyurun, Bay Caldecott. Beni takip edin. Yaklaşık yirmi üç dakika kadar müsaitim. Fakat konuşmamızın bundan uzun süreceğini düşünmüyorum zaten." Her daim zaman konusunda hassas bir insan olan Arthur, kendisine karşı olunmasını beklediği dakikliği çevresindekilere de gösterirdi. Belki bu söylediğinin bir anlamı olmayacaktı ancak karşısındaki kişinin olası bir uzun sohbet senaryosunda durumu son anda öğrenmek zorunda kalmasındansa bu bilginin ışığında plan yapmasına imkan sunması en doğru olan olurdu.

Ofisinin kapısına vardıklarında asasını önce kapının sağ üst köşesinde üç farklı noktaya dokundurmuş ve sonrasında anahtar deliğine mırıldanmıştı kendisini aralayacak sihirli sözleri. Gül ağacından kapı geriye doğru yöneldiğinde gözükmeye başlayan iç mekan için oldukça klasik bir ofis olduğu söylenilebilirdi. Zengin olanlarından. Ceviz ağacından yapılma ve oldukça iyi durumda gözüken mobilyalar baskındı odada. Hepsinin ise ilginç bir ortak özelliği vardı: Üzerlerindeki minik L.W. işlemeleri.

Duvarlar oldukça kalabalıktı: Zira pencereler ve ek bir kapı haricinde üzerinde tek bir toz zerresi olmaksızın farklı dillerden kitaplarla -çoğunlukla Almanca- neredeyse tamamen dolu olan orta boylu bir kitaplık, iki de vitrin kaplıyordu duvar alanını. Vitrinlerin birinde muhtelif cam yahut kristalden yapılma ve kaliteli oldukları görünümlerinden belli olan içki şişeleri doluydu. Raflardaki bazı şişeler boştu ve boş olan şişelerin tümünün yanında muhtelif notlar yahut fotoğraflar sergilenmekteydi. Öteki bir vitrinde ise muhtelif ahşap, metal, deri, cam ve kristal işlemeli antika izlenimi veren eşyalar mevcuttu. Muhtemelen en dikkat çekici olanı, koyu kahverengi ve üzerinde minimal açık renkli işlemeler olan bir silindir şapka idi. Bu şapka, durduğu yerde agresiflik intibası yaratan bir şekilde sürekli olarak sallanıyordu zira. Altında serili olan mor kadife örtü sebebiyle bu sallantılar odada bir ses yaratmıyordu.

Oldukça düzenli ve adeta yeni temizlenmiş gibi duran masanın başına geçip kendisi gibi koyu saçlı oğlana masasının diğer tarafındaki geniş, cilalı ve üzerinde deri oturma alanı olan; oldukça rahat görünümlü ahşap bir sandalyeyi işaret etti: "Oturabilirsiniz, Bay Caldecott." Bu sırada asasını sallayarak vitrinlerin birinden bir şişe ve kumaş kaplama bir kutu getirdi mavi cübbeli oğlanın önündeki sehpanın üzerine. Şişeden kristal kadehe sarı renkli; limon, zencefil ve baharat kokulu, Britanya'da pek bilinmeyen bir sıvı dökülürken kumaş kaplama kutu açıldı ve içerisindeki çikolatalar kendilerini gösterdiler.

"Bugün derste işlediğimiz konu, pek iç açıcı olanlardan biri değildi. Özellikle 'özel' durumunuzu göz önüne alırsak. Buyurun, biraz kendinize gelmenize yardımcı olur." Bir an aklına bir şey gelmişçesine duraksadı ve sonrasında sözlerine devam etti: "Carmilla hakkında konuşmak istediğinizi söylemiştiniz. Tam olarak ne hakkında konuşmak istiyordunuz? Akademik bir çerçevede mi yoksa malum gece yaşananlarla mı alakalı?" Sözlerini bitirmesiyle ela gözlerini, kaşları yarı çatık bir şekilde karşısındaki gencin gözlerine dikti ve söyleyeceklerini beklemeye koyuldu.[/justify]

4
Karanlık Sanatlar Dersliği / 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Duyuruları
« : 24 Şubat, 2022 22:20:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu başlık altına dersle alakalı duyurular ve ders sonu puanları girilecektir.

5
Karanlık Sanatlar Dersliği / 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi
« : 20 Şubat, 2022 19:55:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ocak - 1866



Çarşamba sabahı yelkovan saniye kolunun her bir turuyla, akrep ise yelkovanın her bir adımıyla milim milim dokuza yaklaşırken derslikte önce renkli ışık huzmeleri, sonrasındaysa birer birer öğrenciler beliriyordu. Zira artık alışılageldiği üzere koyu saçlı adam, sınıfına giren her bir öğrencinin üzerine sersemletme, asasızlaştırma, gıdıklama gibi muhtelif lanetlerden bir tanesini gönderiyor ve öğrencilerinden kendilerini savunmalarını bekliyordu alternatif bir günaydınlaşma mahiyetinde. Aksiyonlu, eğitici ve bünyeyi uyku mahmurluğundan şu veya bu şekilde arındırıcı. Lanetlerin ise hedeflerine doğru ne zaman yola çıkacağı belirsizdi kürsüsünün başındaki profesörün asasından: Belki hedef öğrenci sınıfın avlusundayken, belki çantasından eşyalarını çıkartırken, belkiyse sınıfın kapısını araladığı ilk anda... Kendisini savunmayı başaranlara "Güzel", "Başarılı", "Aferin," misali tepkiler verirken başarısız olanlara da "Daha dikkatli olman lazım", "Asa hareketlerin yeterince temiz değil," gibi yapıcı ufak eleştirilerde bulunuyordu.

Tabii bu kuraldan ufak bir kesim muaf idi. Zira yalnızca korunma tılsımlarını bilen altıncı sınıflar değil, sınıfı fark etmeksizin muhtelif sınıflardan öğrenciler de davetliydi bugünkü derse ve bu sebeple o kişilerin üzerine daha çok bu disiplinle alakalı ufak bir ön gösterim mahiyetinde zararsız yeşil kıvılcımlar gönderiyordu.

Sınıfın muhtelif kenarlarında cam işçiliği şahane olan tılsımlı eşyalar, mercekler ve iksir şişeleri raflara, vitrinlere dizilmiş vaziyetteydi. Kürsünün başında bir saniye bile şaşmayan işlemeli, şık, meşe ağacından bir duvar saati asılıydı. Giriş kapısıyla sıraların başladığı yer arasında ise ders notlarını sınıfın önündeki tahtaya büyükçe gösterebilecek mercekli bir mekanizma mevcuttu kurulu vaziyette. Ancak tüm bunlar sıradan, alışılageldik detaylardı. Asıl dikkat çekici olan unsurlar; sınıfın genişliği, sıraların çokluğu ve kenarlarda bulunan ve varlıklarının sebebi muamma olan düz, ahşap platformlardı.

Kahverengi ceketinin iç cebinden çıkarttığı platin köstekli saati kontrol etti şık giyimli adam ve hem elindeki hem de arkasında, tepesinde asılı olan saatlerin tam olarak 9'u göstermesiyle son giren öğrenciden sonra açık kalan kapıyı asasının sert bir hareketiyle kapatıp sınıfta yankılanan tok adımlarla ilerlemeye başladı sınıfın ortasına doğru: "Herkese günaydın. Bugünkü derslikle ve öğrenci kitlesiyle alakalı eminim ki birkaçınızın aklında muhtelif soru işaretleri vardır," diyerek süzdü sınıfı kısa bir süre, birkaç göz temasında bulundu ve sınıfın arka tarafındaki mercekli mekanizmanın yanındaki ikinci kürsüye ulaştığında sözlerine devam etti: "Bugün, geçtiğimiz haftalarda birçoğunuzun duyduğu, ailelerinden endişe dolu mektuplar almasına sebep olan bir mevzuyu konuşacağız ve bunları öğrenmek için belli bir sınıfta olmanız gerektiğini düşünmüyorum."

Mekanik bir kolun çekilmesi sonucu büyülü bir ışık kaynağından, karanlık ayna mekanizmalarının arasında ilerleyen ışıltılar yola çıktı ve sınıfın karşısındaki kara tahtada ejderha, tek boynuzlu at ve re'em görselleri belirdi. "Tahtada gördüğünüz bu yaratıkların ortak özelliklerini ve bu derste neler işleyebileceğimizi bana söyleyebilecek olan var mı?" diyerek sözü sınıfa bıraktı ve öğrencilerden gelecek cevapları beklemeye koyuldu. Derse, vakit kaybedilmeden başlanmıştı.



1- Kendinizi savunabilip savunamadığınız tamamen size kalmış.
2- Sorduğum soruya cevap vermek zorunda değilsiniz ancak sıradan yahut orijinal cevaplarınıza açığım.
3- Dersten alacağınız bina puanları, dersteki başarınızdan ziyade RP'lerinizde karakterinizi yansıtış şeklinize bağlı olacaktır. Ama sınıf ile interaksiyonlarınız, derse katabilecekleriniz de gözümde ek puan olabilir.
4- Haylazlık yapmak isteyenler RP'lerinin altında Öğrenci Görev/Düello zarı atabilirler. Zar sonuçlarına göre ufaktan o anları GM'leyebilirim. Bu zar başarınızı etkilemek zorunda değil, yakalanıp yakalanmadığınızı da etkileyebilir.
5- Bir sonraki profesör metni, bu RP'den 35 dakika sonra paylaşılacaktır. Bu sebeple 30 dakika içerisinde RP'nizi yetiştiremezseniz sonraki profesör metnini beklemek isteyebilirsiniz. (Erken salıyorum RP'yi, 36 dakika diyelim.)
6- Dersin ilk RP'sinde de kasıtlı olarak geç kalabilirsiniz ama ilk RP'ye yetişemeyenleriniz geç kalmış bir şekilde yazarlarsa sevinirim. (Uyarı: Profesör Moore'un en rahatsız olduğu şeylerden biri geç kalınmasıdır)
7- RP'lerinizi uzun yazmanıza gerek yok, ortamı ilk defa verdiğim için bu metin uzun oldu ama 50-100 kelime bile yazıp geçebilirsiniz. Rahatınıza bakın.

6
Yetişkin Karakter Başvuruları / Arthur Ferdinand Moore
« : 01 Kasım, 2021 05:22:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Arthur Ferdinand Moore
Karakterin Yaşı: 35
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Disiplinli, bu adamı tanımlamak için kullanılabilecek yegane kelime olabilir. Hayatının büyük bir kısmı çalışmakla geçmiş ve hala çalışmakla geçen Arthur, gereksiz olarak nitelendirdiği davranışlara karşı oldukça sabırsız olup şımarıklığa, yersiz arsızlığa katiyen müsamaha göstermemektedir. Zira vakit, kati suretle daha fazlasını elde etmenin mümkün olmadığı bir kaynak olup azami verimlilikle kullanılmalıdır. Hakeza her daim dakik bir insandır ve kendisine söz verdikleri saatlerde buluşmaya gelmeyen, işlerini bitirmemiş insanlara karşı da oldukça serttir. Bu sertlikleri ve aksi yönleri en ön plana çıkan kişilik özellikleri olsa da çalışkan, azimli ve saygılı insanlara karşı her daim sonsuz bir saygı duyar; o kişileri elinden geldiğince yakınında tutmaya, desteklemeye ve kollamaya çalışır.
Karakterin Kısaca Geçmişi: Avusturyalı bir anne, İngiliz bir babanın İngiltere'de büyümüş tek çocuğudur Arthur. Ailesinin hali vakti bir hayli yerinde olduğundan eğitimi henüz Hogwarts'a gidecek yaşa gelmeden başlamış ve Hogwarts tatillerinde de özel eğitimlerine devam etmiştir. Mükemmeliyetçi bir aile tarafından, sevilen bir oğuldan çok gurur duyulası bir ödül olmak üzere yetiştirilmiş olması, özellikle ergenlik dönemlerinde uzun bir isyankar döneme girmesine sebep olmuş olsa da lejantta yahut ilerideki RP'lerde açıklanabilecek muhtelif tatsız olaylar sonucu ailesinin olmasını istediği insan olma yoluna geri dönmüştür, tam anlamıyla olmasa da.

Neredeyse tüm derslerine karşı ilgi besleyen oğlan, bütün derslerinde önemli başarılar edinirken hiçbir derste sınıfının en iyisi olamamış, "Arthur tam şu dersin adamı" denilebilecek bir konuma gelememiştir. Bu sebeple de Hogwarts sonrası dönem, onun için uzun bir arayış olarak geçmiştir. Bir iksir ustasının yanında çıraklık yapmış, sihirli yaratıkların deneysel çiftleştirilmesi çalışmalarında bulunmuş, Dervish & Banges'de sihirli eşyalarla uğraşmıştır. Bu işlerin hiçbirinde bir yılı aşkın süre çalışmadıktan sonra ailesinin de kaynakları vesilesiyle dünyayı gezmeye, bir alanın uzmanı olamamış olsa da geniş bakış açısını uygulamaya en rahat dökebileceği branşa yönelmiştir: Karanlık sanat araştırmaları.

Büyücülüğün sınırlarının, tabular olmaksızın günbegün zorlandığı yahut aşıldığı bu branşta insanların yaptıkları, belli bir paranoya geliştirmesine ve kendisi bizzat icra edebilmesine karşın iksirlerden yahut büyülerden korkmaya başlamasına sebep olmuştur. Bu hassasiyetini yalnızca çok yakınındaki iki-üç kişi bilirken daha çok sessizce korkusunu bastırabilmeye çabalamış ve türlü karanlık büyücülük ürünlerine karşı koruma metotları geliştirmeye uğraşmıştır. İkinci vatanı Avusturya'nın Alplerinde yaşayan vahşi, saldırgan, derileri çokça laneti sektirebildiği için iyice tehlikeli bir konumda bulunan sapboynuzlar bu sebeple üzerine en çok çaba sarf ettiği çalışma konusudur. Henüz çalışmaları hiçbir elle tutulur yeni bir icada varamamış olsa da özelikle Attar Hür Kahinler Cemiyeti ve Merlin Tılsım Kulübü'nün yayımlarında çokça makalesi, çalışması ve köşe yazısı yer almıştır. Her ne kadar mucitlik konusunda pek bir başarı gösterememiş olsa da bilimsel metodolojinin, disiplinli bir çalışma sonucu ürün vereceğine olan sonsuz inancı ile çalışmaya ve çabalamaya devam etmektedir.

Bütün bu süreç ise adım adım önemli ve hiç farkında olmadığı bir sıkıntıya gebe olmuştu genç araştırmacının: Varis olarak zerre ilgilenmediği, çalışmaları da önemli sonuçlar vermediği için kaynakları her geçen gün azalmış ve çalışmalarına devam edebilirliği muamma hale gelmişti. Tam bu esnada Hogwarts müdiresinden, boşalan karanlık sanatlar profesörlüğü pozisyonu için aldığı davet adeta aradığı, ihtiyaç duyduğu ümit ışığı olmuştu Arthur'a. Profesörlük maaşı değildi bunun sebebi. Hogwarts profesörü olmanın getireceği akademik finansman idi. Daha da ötesi, ileride buradaki işinden ayrılsa bile isminin profesörlük sonucu artacak marka değeri sayesinde çok daha kolay maddi destek bulabilir, akademik çalışmalarının hızını tekrar arttırabilirdi. Üstelik eğitmeye değer bir veya birkaç nesile yol gösterici olmak da fena olmazdı, değil mi?
İstediğiniz Meslek: Karanlık Sanatlar Profesörü
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
Büyü Yatkınlıkları
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 11
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Gücü: 10
Örnek RP: (Başvurduğunuz karaktere ait olmayabilir)
[spoiler=Nergal'ın İzinde Bir Kıyım (Part 1/3)]Taş işçiliği namına oldukça kıt olan koridorlara adım attıklarında yoğun bir çam katranı kokusu sarmalamıştı dört kişilik ekibin burun deliklerini. Duvarlarda bunca yıldır kullanılmadan bırakılmış, bronzdan yapılma yuvalara oturtulmuş sönük meşalelerden yükseldiği aşikardı bu ağır kokunun. Yalnızca birkaç adım sonra arkalarındaki girişten süzülen tüm ışıklarını kaybetmiş güruhun ellerindeki asaların uçlarından beliren sarı ışık huzmeleri belki de 4000 yıldan beridir ilk defa aydınlatıyordu binlerce yıldır karanlığa gömülü olan bu koridorları. Her bir adımları tüm bu başıboşluğun ve toprağa gömülü olmanın getirdiği tozları yükseltiyor, yükselen bulutlar paçalarının altlarını görememelerine sebep oluyordu. En önde yaklaşık beş yıllık bir lanet kırıcılık deneyimi ve iki metreye yakın boyuyla Karl ilerliyordu: Bir mitoloji uzmanı olarak çevresini sonsuz bir dikkat ile gözlemleyerek ve potansiyel tuzaklara karşı ekibin gözleri olarak.

“Yani Abdul Hassan arkadaşımız diyor ki geçtiğimiz ay yaşanan bir deprem sonucu çöken topraktan belirdi bu kütüphane birdenbire. Bu yeni keşfedilmiş mekana adım atanlar ise ‘cinli’ olduğu sebebiyle pek ilerleyemeden geri kaçtılar...” Siyah saçlarına refakat eden gri gözleri ile oldukça kuvvetli ve otoriter bir figür izlenimi veren iksir ustası Eloise, otuzlu yaşlarında gösteren yüz hatlarının yanı sıra genel hal tavrı ve sorduğu sorularla ekipteki en tecrübeli insan olduğunu belli ediyordu. Bu sorusu üzerine en arkada ilerleyen ikili arasında karşılıklı bir Arapça mırıldanma başlamıştı. Arapçaya hakimiyeti ve sihirli artefaktlar üzerine birikimi sebebiyle burada yer alan mavi gözlü, beyaz tenli ve henüz ikinci “sefer”ine çıkmış olan genç lanet kırıcı soruyu çevirmiş ve Arapların deyimiyle “la sahar”, İngilizlerin deyimiyle “muggle” kasabasında yaşayan, yanlarındaki rehberleri Abdul Hassan’la kısa bir münakaşadan sonra siyah saçlı kadına dönmüştü tekrar: “Elbette ki bunlar sadece dedikodu, ama biraz önce aştığımız bariyeri hesaba katarsak muhtemelen bu bariyer tarafından renkli ışık huzmeleri eşliğinde sektirildikten sonra değil tekrar aşmayı denemek, muhtemelen tam hız tabanlamışlardır köylerine geri. Kasaba bu denli ücra bir sınır kasabası olduğu için şanslıymışız zira daha büyük bir şehirde bu dedikodular oldukça tehlikeli bir hale gelebilirmiş büyücü toplumu adına. Şu anda söylentiler tek tük, bir iki kişiden dışarı çıksa da ‘he cinli mekan varmış’ denilip geçilmesi olasıymış. Özellikle mevcut muggle hükumetinin dini görüşü baskılayan politik yaklaşımıyla.” Cümlesinin bitiş anına denk gelen Karl’ın yükselen el sinyaliyle ilerlemeyi kesmişlerdi.

“Önümüzde bir avlu başlıyor, girerken konuşmayı bırakıp tetikte olun.” Bu uyarı üzerine kafalarını sallamıştı arkadaki üçlü. Asaları havada, tetikte bir şekilde ilerlemeye başlamışlardı. Kafa işaretleriyle anlaşmaları üzerine en önde ilerleyen Karl, aralarındaki mesafeyi açarak avludan içeriye ilk adımını atmıştı ki ansızın izbe koridorların içlerinden mekanik sesler yükselmeye başlamış ve koridor ile avlu arasındaki geniş girişin tepesinden aşağıya doğru olağanca hızla bir sütun inmeye başlamıştı. Sarışın adam, boyundaki birinden beklenmeyecek hızda bir refleksle içeriye doğru takla atarken halihazırda arka tarafta tetikte olan siyah saçlı kadın asasını hafifçe havaya yöneltip sakin, lakin acelesini belli eden bir ses tonuyla mırıldandı: “Aresto Momentum!” Havada aniden asılı kalan ve zeminle arasında bir buçuk metreden daha az bir mesafe kalan kapı demeye bin şahit ister sütunun kalınlığı belki de yetmiş santimden daha fazlaydı ve bir insan evladının üzerine bu hızla düşmesi kesinlikle pek iç açıcı bir durum olmazdı.

Tılsımın etkisi geçene kadar kısıtlı süreleri olduğunun bilincinde olan üçlü hızlıca sütunun altındaki aralıktan geçmişti ki Akkad standartlarının da, dışarıdan gördükleri yapının boyutunun da bir hayli ötesinde devasalığa sahip bir salonda bulmuşlardı kendilerini. Etrafına bakınırken “Bu mekana genişletme büyüsü yapılmış,” diye mırıldandı Elliot. Diğer iki lanet kırıcı onaylayarak az önceki hadise hiç yaşanmamışçasına dikkatli bir şekilde çevrelerini süzerken Abdul Hassan ise çekinmeye başlamıştı kendisini ilk andan itibaren böyle bir aksiyon içerisinde bulmayı beklemediğinden. Nihayetinde basit bir şifacıydı sadece. Bunun üzerine çekingen bir ses tonuyla kekeledi ana dilinden birkaç kelam: “Ş-Şimdi s-sizce böyle mi olacak burada geçirdiğimiz vaktin tamamı? Ben yardımc-c-ı olabilir mi-yim emin değilim size...” Elliot’ın çevirisi sonrası gri gözlü kadın yadırgayan bakışlarla baştan aşağı süzdü çevirmenleri ile yaşıt gibi görünen şifacıyı: “Alacağın o büyük ödemenin bir turistik gezi rehberliği sonucu verilmeyeceğinin farkında değil miydin? Eğer çekip gitmek istiyorsan kontratı bu noktada bozmuş olursun. Senin kararın, ama hızlı düşün derim.” Kafasıyla her an üzerindeki tılsımın etkisi bitebilecek olan sütunu işaret etti. Daha açık kahve saçlı adam çevirisine başlamadan kadının ses tonundaki memnuniyetsizlik ve baş hareketinin anlamını idrak etmiş olacak ki iricene yutkunma ihtiyacı duymuştu genç Suriyeli sihirbaz. Elliot’ın çevirisi üzerine göz ucuyla kapıya dönüp tekrar yöneldi kadına ve kapının altından geçerken kapının düşme ihtimalinden korktuğundan mıdır yoksa o paraya gerçekten ihtiyacı olduğundan mıdır bilinmez, kalacağına dair güven vermeye çalışan bir hareketle kafasını salladı. Gözleri ise vermeye çalıştığı güvenden eser bırakmayacak derecede titriyordu.

Nihayetinde liderleri haklıydı, bu bir işti ve iş, kurallarına göre icra edilirdi. Ne var ki yanındaki korkak adamın gözünü böylesi bir soğuklukla korkutmaya, kontratı feshettiği anda yalnız kalacağını ima etmeye lüzum var mıydı gerçekten? Dudaklarını sıkıcana birleştirmiş bir şekilde yapacak bir şey olmadığını ifade eden suçluluk dolu bakışlarla bakmıştı Abdul Hassan’a. Belki diğerleri bu adamla konuşamadığı için daha az önemsiyorlardı görüşünü, başka bir ihtimal fazla katılardı, belki de tecrübe insana bu tip kararları daha kolay aldırıyordu. Ancak buraya gelene kadarki süreçlerinde yanlarındaki kavruk tenli şifacı kesinlikle kendilerine birçok kolaylık sağlamıştı ve aslında korkudan titremediği vakitlerde yaptığı esprilerle ve yorumlarıyla gayet eğlenceli bir yol arkadaşıydı. Şimdi ise her an kenara fırlatılabilir bir aciz muamelesi görmesinden haz etmemişti ekip arkadaşları tarafından. “Elliot, bir saniye gelir misin?” düşünceleri arasındaki kaybolmuşluğundan çıkmasına vesile olan beklenmedik çağrıya yöneldi. Kadının ince parmakları omzunu kavrarken gözleri buluştu ikilinin. “Bir çaylak için iyi gidiyorsun, potansiyelin var. Ama empati beslememen gereken şeylere karşı empati besleme. Rasyonel ol. Yoksa ölürsün.” Ardından biraz ötelerindeki devasa adama seslendi gözleri odayı kaplayan  ikişer bacağı ve ikişer kanadıyla adeta ejderhaları andıran yılan şeklindeki devasa heykelleri süzerken: “Ee, ne düşünüyorsun?”

“Bütün bu zahmete basit bir kütüphane için kimsenin girmeyeceğini.” Aldığı karşılık karşısında başıyla onayladı takım liderleri. “Tetikte kalın, ortamlarını böyle tılsımlarla süsleyecek şahıslar yalnızca bir kaya parçasından daha yaratıcı koruma büyüleri de kullanırlar. Rischer, şu ötedeki kitaplığı incele. Arkan bizde. Şu korkağa da bize yakın durmasını söyle.” Elliot onaylayıp denilenleri icra etmeye koyuldu. Önce rafları süzdü, kitapların diziliminde bir örüntü varsa yakalamaya çalıştı. Alfabetik görünüyorlardı. Durumu bozan bir detay var mıydı? Elini kaldırıp yumuşakça diğerlerine kıyasla hafifçe önde duran bordo ciltli bir kitaba davrandı. Parmağı deriyle buluştuğu anda ise aniden durdu. Çevresine bakındı, bir hareketlilik yoktu. Kitabı incelemek üzerine parmağını cildin üzerinde yukarı yönlendirdi, nazikçe raftan çekmeye başladı. İşte tam o noktada bütün ihtişamıyla ejderhaları andıran devasa heykeller dekor olmayı bırakmış, koptukları yerlerden muhtemel olarak Fırat nehrinin suları, odaya doğru şelale misali dolarken bu yılan gövdeli yaratıklar tehditkar hareketlerle silindirik odada spiraller çizerek kendilerine doğru yaklaşmaya başlamıştı...[/spoiler]

Sayfa: [1]