1
Büyük Salon / Ynt: Yesene
« : 20 Mart, 2023 12:03:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Zamanın durmamış olması ne acıydı. Zavallılığı tartışılır Genevieve’in acımasızca geçen o birkaç saniyede ortaya atılmasına daha elli sene kadar olan büyük patlamayı öne sürmesi bile dudağının kenarlarının yukarı doğru kıvrılmasından daha olasıydı. Büyücünün ağzının açılmasını beklerken, yüzünü parçalara bölmeye çalışıyormuşçasına gözlerini ona dikmiş cadının kulakları büyük salonun ve bilhassa yalan söylediği cadıların uğultularını filtrelemeye başlamıştı şimdi. Onu senelerce kalpsiz olarak niteleyenleri pişman edecek kadar hızlı atan kalbini çocuksu bir heyecanla buyur ederken elindeki tatlının kırıntılarına bulandı parmakları. Uçsuz bucaksız bir öfkeden muzdarip olduğunu ilk fark ettiğinde annesinin ona derin nefesler alıp içinden sayı saymaya başlamasını öğütlediğini hatırlıyordu hatırlamasına fakat o ana dek bunu pratiğe dökmekten yana olmamıştı. Üçten sonra gelmesi gereken sayıyı düşünürken büyücünün sesini duydu. Derslerde söz alınmadığı takdirde duyulması epey güç olan bu sese nasıl tepki vermeliydi? Langdon’ın emir almakla bir derdi olmadığını görmesi ardından en azından birkaç kasının gevşeyeceğini düşündüyse de nafile. Sonsuzluğa uzanıyormuş gibi görünen görkemli masayı paramparça etme isteğini bastırmak için kapattı avuçlarını. Dört! Üçten sonra dört geliyordu, kabul ama Vieve’i işbu vaziyetten kurtarmaya hiçkimse gelmiyordu işte. Tıpkı yemek yiyişini taklit ettiği gibi içten olduğu şüphesiz gülümsemesini de taklit etmeyi denedi ama bunda ne kadar başarısız olduğunu ilk birkaç saniyede fark edişinin ardından vazgeçti. Hem vazgeçmeseydi de büyücünün bir sonraki cümlesi öyle ya da böyle silmiş olurdu beceriksizliği paçalarından akıtan tebessümünü. “Bu bir rüya ise bırak biraz daha uyuyayım.”
Vieve rüya görmezdi. İlk kez birinin rüyasına girdiğini duyduğunda nasıl da şaşırdığını hatırlıyordu. Akabindeki dört haftanın yarısını rüya görebilmek, diğer yarısını ise başkalarının rüyalarına girmesine engel olabilmek için araştırma yaparak geçirmişti. Bilmediği tek şey Langdon’ın rüyalarına girmişliği olduğu olsaydı keşke zira çocuğun biraz evvel kurduğu cümlenin hiçbir kötü niyet içermediğinden çok daha habersizdi. Birinci kırmızı çizgiyi “bırak” kelimesinde çizdi Vieve. İletişim en kuvvetli yönü sayılamayacağından mütevellit böyle sıkıntılar yaşardı çoğu zaman. Her ne hikmetse vakit geçmeden söz geçirebildi kendine çocuğun aslen yalnız bırakılmak ve uyumak istemediğine dair. İkinci kırmızı çizgiyi silmek ilki kadar olur muydu, muamma zira Vieve şimdiden ikna olur gibiydi büyücünün onunla alay ettiğine. Onunla ne zaman flört edildiğini idrak edebilmek için fazla tecrübesiz olan cadı, henüz işittiği laflara müstehzi etiketini yapıştırırken tereddüt altında ezilmeye çoktan başlamıştı. Langdon hala gülümsüyordu ve bu gülümsemeyi diğerlerinden ayırt edebilmek ustalık gerektirmiyor olacaktı ki Vieve ikinci kırmızı çizginin üstüne üstüne yürümeye karar verdi. “Hayatım boyunca rüya görmedim ben.” Karakter gelişimi diye buna denirdi işte! Önce büyücüyü rencide etmemişti, şimdiyse daha önce kimseye söylemediği bir şeyi hiçbir önemi yokmuş gibi söyleyivermişti. Sırada ne vardı, tebessüm imitasyonunda başarılı olmak mı? Huzursuzluğunun baki kalacağından endişelenmeye başlamış cadı bir şeyler daha söyleyebilmiş olmayı dilerdi ama onu o yapan her neyse, ağzından yalnızca beş kelimenin dökülebilmesine müsaade etmişti. Tanımlamak için kullanılabilecek ilk kelimenin şüphesiz ki “garip” olacağı bu muhabbette iki tarafın da öngöremeyeceği şeyler vardı: Genevieve Griffiths nezakete, kendi ihtiyaç duymadığından, başkalarının kolay kolay başvuracağına ve insanların ona yüzeyselliğin ötesinde ilgi duyabileceğine inanmazdı ve Robert Langdon senelerdir süren pasifliğini sonlandırdığı bu cümleyle cadıya laf olsun diye sarkan büyücülerle aynı kefeye konmaya başlamıştı. Ha, cadının öngöremeyeceği şey çok daha büyük, muhtemelen de katastrofik, olacaktı, orası ayrı.[/justify]
Vieve rüya görmezdi. İlk kez birinin rüyasına girdiğini duyduğunda nasıl da şaşırdığını hatırlıyordu. Akabindeki dört haftanın yarısını rüya görebilmek, diğer yarısını ise başkalarının rüyalarına girmesine engel olabilmek için araştırma yaparak geçirmişti. Bilmediği tek şey Langdon’ın rüyalarına girmişliği olduğu olsaydı keşke zira çocuğun biraz evvel kurduğu cümlenin hiçbir kötü niyet içermediğinden çok daha habersizdi. Birinci kırmızı çizgiyi “bırak” kelimesinde çizdi Vieve. İletişim en kuvvetli yönü sayılamayacağından mütevellit böyle sıkıntılar yaşardı çoğu zaman. Her ne hikmetse vakit geçmeden söz geçirebildi kendine çocuğun aslen yalnız bırakılmak ve uyumak istemediğine dair. İkinci kırmızı çizgiyi silmek ilki kadar olur muydu, muamma zira Vieve şimdiden ikna olur gibiydi büyücünün onunla alay ettiğine. Onunla ne zaman flört edildiğini idrak edebilmek için fazla tecrübesiz olan cadı, henüz işittiği laflara müstehzi etiketini yapıştırırken tereddüt altında ezilmeye çoktan başlamıştı. Langdon hala gülümsüyordu ve bu gülümsemeyi diğerlerinden ayırt edebilmek ustalık gerektirmiyor olacaktı ki Vieve ikinci kırmızı çizginin üstüne üstüne yürümeye karar verdi. “Hayatım boyunca rüya görmedim ben.” Karakter gelişimi diye buna denirdi işte! Önce büyücüyü rencide etmemişti, şimdiyse daha önce kimseye söylemediği bir şeyi hiçbir önemi yokmuş gibi söyleyivermişti. Sırada ne vardı, tebessüm imitasyonunda başarılı olmak mı? Huzursuzluğunun baki kalacağından endişelenmeye başlamış cadı bir şeyler daha söyleyebilmiş olmayı dilerdi ama onu o yapan her neyse, ağzından yalnızca beş kelimenin dökülebilmesine müsaade etmişti. Tanımlamak için kullanılabilecek ilk kelimenin şüphesiz ki “garip” olacağı bu muhabbette iki tarafın da öngöremeyeceği şeyler vardı: Genevieve Griffiths nezakete, kendi ihtiyaç duymadığından, başkalarının kolay kolay başvuracağına ve insanların ona yüzeyselliğin ötesinde ilgi duyabileceğine inanmazdı ve Robert Langdon senelerdir süren pasifliğini sonlandırdığı bu cümleyle cadıya laf olsun diye sarkan büyücülerle aynı kefeye konmaya başlamıştı. Ha, cadının öngöremeyeceği şey çok daha büyük, muhtemelen de katastrofik, olacaktı, orası ayrı.[/justify]