Fakirlikten artık taş yediğimiz bir durumda olduğumuz için dükkanı 24 saat açık tutmaya karar verdik. Bunu da nöbetleşe yapıyoruz. Bugün ben tutuyorum akşam nöbetini ama çok sıkıcı be dayı! Yani, Cornelia haklıydı orası doğru. Geceleri bir şeyler satmak için gelen insanlar çok oluyor. Üstelik hızlı çıkartmak istedikleri için baya uygun bir fiyata hallediliyor ancak... Sıkıcı işte oğlum.
Tezgahın üstüne oturmuş, yanımdaki oyuncak gibi gözüken ama içinde mor mor parlayan bir rün bulunan zamazingoyu ittiriyordum. İtince düşüyor, düştüğü gibi tekrar kalkıyordu. Bana birini hatırlattı ama... Siktiriboktan bu geceyi onu hatırlayarak daha da boklaştırmasam iyiydi. Geriye doğru yavaşça yatarak rehincinin tezgahından aşağıya bıraktım kendimi. Düşmek yerine havada asılı kaldıktan sonra iyice havalandım düşüncelere dalmış bir şekilde. İşte bu yüzden yalnız kalmayı sevmiyorum. Sonra Gabriel neden odandan çıkmıyorsun? Gabriel neden günlerdir duş almıyorsun? Böyle leş gibi bir durumdayken neden çıkayım ki? Adamda hayat enerjisi kalmıyor. Dışarılarda fink atan ruh hastaları gazetecileri falan öldürüyor. Balo basıyor. Kimsenin de umrunda değil. Gidelim diyorum Cornelia'ya. Kankaliçem diyorum defolup gidelim işte. Yok diyor. Bir yere bağlı olmayı bu yüzden sevmiyorum. Keşke insanlara da bağlanmasam. Abidem ve Kankaliçemi bırakıp bir yere gidemem ki.
"Dıgıdık dıgıdık."
Aha. Aynı bir kovboy gibi. Atıma bineyim ve gün batımına süreyim. Zaten tüm bu büyü olayları benlik değil. Benim sürekli gezip konuşarak para kazanmam gerek. Burada kalacaksam tüm bu kaos ortamının çözülmesi için bir şeyler yapmam gerekiyor. Eğer yapmazsam, herkes de sanki bir şey yokmuş gibi davranırsa o zaman bunalıma giriyorum kardeşim. Yalnız hissediyorum. Yalnız hissedince de başa çıkarmıyorum duygularımla. Çok duygusal bir adam değilim normalde. Neler oluyor bana bilmiyorum.
"Brussstt!"
Anasını satayım bir rahat edemiyoruz şu sokakta. Yine nasıl bir ruh hastası bağırıyor yanda kim bilir? Bulaşma Gabriel. Belalarını bulsunlar. Lan? Hemen havada doğruldum. Sarhoş falanlarsa direkt paralarını çalarım acımam. Dur çıkayım arka kapıdan. Teheheh. Kavga varsa da beklerim yanda dayak yiyenden çalarım. Yere inip arka kapıya koştum. Uçarak koştuğumdan yavaş süzülüyorum çünkü. Arka kapıdan çıkıp klasik Knockturn Yolu korkunçluğunu umursamadan dükkanın çevresinden dolaşarak sesin geldiği yere doğru ilerledim. Seslerin tek kişiden geldiğini, yolunu bilemez bir şekilde gezdiğini anlamam da uzun sürmedi. Ulan... Neyse burası Knockturn Yolu. Yolunu kaybedenleri hemen gasp ederiz. Ceketimin iç cebinde duran asamı çıkarıp elimde döndürerek bu sesi çıkaran adamın karşısına çıktım yan sokaktan. "Hayırdır birader? Ne cazur cuzur ediyo'n? OHA!" Sarhoş bi herif göreceğim diye düşünürken karşımda tüm haşmeti ile bir tek boynuzlu at görünce gözlerim kocaman açıldı. Hayvanla şöyle bir bakıştık ilk. Hemen sonra ben gerisin geri koşmaya başladım çıktığım ara sokağa. O da peşime takıldı.
LAN NALAKA ŞİMDİ?
Geçen atarlandığım şeref yoksunu Wolfgang taktı kesin peşime bunu. Çok düşman edindim yine durduk yere ya. Duramıyorum abi ne yapayım? Ya tamam sevmezsin. Pislik yapmak istersin anladım. Abi unicorn da yollamazsın yani. Hasta işi. Attan hızlı koşabileceğimi de sanmıyorum. Ki koşmama gerek de yok. En iyisi ben geldiğim yoldan dükkana gireyim. Ben önden at arkadan küçük bir koşu sonrasında ben arka kapıdan bizim dükkana girdim. Girdiğim gibi de masaların üstüne zıpladım süzülmemin de yardımıyla yandaki dolaba ulaştım. Oradan da sıçrayıp tavana yapıştım. At da hiç düşünmeden dükkanın içine zıbam diye girmez mi? Kapı mapı hak getire. Kendisine delik açarak girdi hayvan. Koskoca atı daracık mekana, hatta ıvır zıvır dolu mekana sokunca, her şey yerle bir oldu. Merlinin teyzesini yiyeyim ya! Buradan canlı çıkarsam Cornelia öldürecek beni. İçinden geçti dükkanın. Arada şaha kalkıyor bana yetişmek için. Boynuzu belime batıyor falan. Kafayı yiyeceğim. "Tamam laaaan! Koşma! Haşat ettin dükkanı!" Duyan mı var? Durduk yere bir şeylere saldırıyor falan. Buna biri bir şey mi yapmış nolmuş? Baya güzel varlık ha. Bembeyaz. Ulan... Gün batımına sürmek istiyordum hani. Buna binerim ben. Tabi buna bindiğim gibi beni sırtından atar, havada çifteler falan. Sakinleştirmek lazım. Zıpladığında boynuzu batmasın diye kıvrıldıkça kıvrılıyorken "Aç mısın?" diye sordum. Sanki anlayacak. "AÇ MISIN?" Bağırsam anlar tabi. Ne yiyor bunlar? Ben okula falan gitmediğim için hiç bilgim yok hakkında. Bildiğim tek şey, her parçası felaket iyi fiyata gidiyor bunların. İksir miksir yapıyorlar ki asla işim olmaz. Tamam bir fikrim var. Delice, ama en azından bir fikir. Ben bu atın üstüne binicem. Doğru zamanı bekleyeceğim ve oturacağım üstüne. At binmişliğim var. Hiçbiri unicorn değildi ama en azından biliyorum nasıl binileceğini. Elimdeki asayı iç cebime koydum. Evet doğru anı bekleyeceğim veeeee.....
Zar atıyorum buraya, sadece kendi kendime kurgu ilerleyişini kararlaştırmak için. RNG severiz. GM mesajı girilmesine gerek yok. 5'ten üstü bindim sayılır.
Binebildim mi? 1d10 : 8, total 8