17 Nisan, 2026 09:36:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Carolina Roslin Ó Dubhghaill

Sayfa: [1]
1
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Kahve ve Gazete
« : 08 Mart, 2022 22:35:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tarih: Ağustos 1865

Auguste’yi gazete almaya göndermiş olan Carolina bir yandan da o gelene kadar kasada bekliyordu. Belli bir gazetenin okuyucusu değildi kadın. Fakat böyle sürekli çırağını gazete almaya göndermemek için aboneliği ucuz olan bir gazetenin günlük gazetesinin üyesi olmuştu. Tabii geçen haftaya kadardı bu rahat günleri. Gazetenin yazarlarından biri ne yazmıştı bilmiyordu tabii ama basımı yasaklanmıştı. Belki de Sihir Bakanının ismini sansürlemeyi unutmuşlardı, kim bilir? Aslında bir düşününce en akla yatan bu seçenekti. Bay Kellington hakkında şimdiye kadar duyduğu tüm dedikodular kelliğinden bahsedilmesini ne kadar çok sevmediği üzerineydi.

Auguste gelene kadar müşteri gelmemiş olmasına şükretti kadın. Kahvesini gazetesini okurken içmek istediğinden daha günlük kafein dozunu alamamıştı. İnsan denen varlığı kaldıracak hali yoktu. Auguste’yi işe gelirken gazete almaya alışması için ‘teşvik’ etse iyi olacaktı. Geçen gün gelirken gazete alması için gence tamtamına 1 sickle vermişti! Ama bu yeterli değildi herhalde gencin işini yapmasına. Güzel bir azar işitmesi gerekiyordu Auguste’nin. Fakat bunu yapmadan önce gencin yarın da aynı hatayı yapıp yapmayacağını görecekti.

Carolina gencin geldiğini camdan görmesiyle kahvesini yapmak için ofisine ilerledi. Masasına ulaşana kadar yanından geçtiği kitaplıklarda ellerini gezdirdi. En sonunda ulaştığında da masadaki kadehleri ve şişeleri kaldırdıktan sonra fincan takımının olduğu yere yöneldi. Masadaki çekmecelerden sağ tarafta olanına saptanmaz genişletme tılsımı uygulanmıştı. Küçüklüğünde annesinin kullandığını hatırladığı bu masanın ne zaman alındığını veya bu tılsımın ne zaman yapıldığını bilmiyordu. Fakat son dakika fincanları orada bulmakta zorlandığı için yerlerini değiştirdiğini hatırladı. Aynı çekmecenin altındaki gözdeydi aradığı fincanlar.

Fincanı ve altlığını hazırlamasının ardından genç ofise girmeden birkaç saniye önce kahve çekirdeklerini çağırdı yanına asasıyla. İçeri giren Auguste hızlıca gelebilmek için koşmuş gibi duruyordu. Yaptığı hatanın farkındaydı ve bu biraz da olsa rahatlatmıştı Carolina’yı. Gence yaklaşık otuz kişiye gazete almasına yetecek parayı verdikten sonra gazeteyi almayı unutmuş olmasının ne kadar sinir bozucu olduğu üzerine bir konuşma yapmayı en sonunda elbette o da istemiyordu.

Gazeteyi masanın üzerine koyan gencin de rahatlayabilmesi için konuşma kararı aldı Carolina. Birisiyle konuşmayı kaldırabilecek bir halde değildi. Fakat deneyecekti. Bir yandan kahvesini hazırlamaya devam ederken olabildiğince yumuşak bir sesle konuştu Carolina

“Hangisini aldın bu sefer? Gelecek postası mı?”

Gencin afallamış olduğu belliydi. Carolina’yı yakından tanıma fırsatı bulmuş insanların bildiği bir şeydi bu. Kadın sabahları kimsenin sesini duymak istemeyen birisiydi. Kahvesini alana kadar kimseyle konuşmamayı tercih ederdi. Bugün şanslıydı ikizler erkenden çıkmışlardı o yüzden sabah onları görmemişti.

“Ah... E-evet. Yarın almayı unutmayacağım.”

Gencin söyledikleri karşısında başta sadece başını salladı Carolina. Uzun bir süredir her gün öncesinde almasını söylese de gazeteyi sürekli unutan gence tabii pek güvenemiyordu. Ama onu cevapsız da bırakmak istemedi.

“Hıhım. Hangi gazeteyi aldığının bir önemi yok biliyorsun. Sadece bir dahaki sefer gelirken almayı unutma yeter.”

Bu sözleri ardından eli başına giden kadının daha fazla konuşmak istemediği belliydi. Auguste de bunu anlamış olacak ki evet gibi bir şeyler geveleyip ofisten çıkmış ve kapıyı kapatmıştı. Gencin gitmesinin ardından kahvesinin hazırlıklarını çoktan bitirmiş olan kadın fincanını doldurdu. Gazeteyi uzanıp eline aldıktan sonra kahvesini yudumladı.

'Cadı Avları: Gerçek mi, Erken Bir Cadılar Bayramı Şakası mı? Hizipler gergin.'

La Fay Şifacılar Topluluğunun bir üyesiydi Carolina. Ama hizip işlerine pek karışır mıydı orası tartışılırdı? İşine gelmediği sürece hiçbir şeyi yapmayan kadın bu hizbe de bir dönem işine yarayan kişilerle tanışabilmek için girmişti sadece. Hiziplerin gerginliği pek umurunda değildi o yüzden. Fakat cadı mı avcıları? Haber başlığındaki soruya kafasında bir cevap bulmaya çalıştı kadın. Ama ne kadar düşünürse düşünsün cadı avcıları kısmının bir şaka mı yoksa gerçek mi olduğuna emin olamamıştı. Geçenlerde de Carmilla ismini gördüğünü hatırlıyordu gazetelerde. Bir kaos öncesi sessizliğinde olmadıklarını umdu.[/justify]

2
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Carolina'nın Öylesine Bir Günü
« : 05 Mart, 2022 05:04:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tarih: Aralık 1865

Gün batımına kadar süren yağmurun dinmesiyle dükkânı bugün için kapatma kararı aldı kadın. Etrafa şöylesine bir baktıktan sonra kapıya yöneldi. Kapının hemen yanındaki camdan görebiliyordu sokakların boşalmış olduğunu. Ama yine de dışarı çıkıp bakmak istedi. Yağmur sonrası o kokuyu içine çekmek istemişti belki de. Islak zemine ayak bastı elinde bastonuyla. Bastonu tuttuğu kısımdaki işlemelerde parmaklarını gezdirdi ve derince bir iç çekti. Sokaktaki evlerden gelen sesleri duyduktan sonra içeri girdi kadın. Kapıyı sertçe kapadıktan sonra kilitli kalacağından emin oldu.

İçeri yeniden adım atmasıyla etrafına bakındı. Derince iç çekti, bazen gerçekten insan sesleri bile katlanılmaz geliyordu kadına. Kapıdan girildiğinde yanınızda kalacak iki büyük camın önündeki rafları düzenledi öncelikle. Boşalan yerleri sabah düzenlerdi şimdilik sadece daha düzgün durmalarını sağlamaya çalıştı. Daha sabah Auguste’ye toz aldırtmış olmasına rağmen yeniden kontrol etti dükkânın girişindeki bu alanın durumunu. Parmaklarını raflarda gezdirdi.

Beklediği gibi toz yoktu fakat bakmaya devam etti. Giriş kapısını arkasına almasına karşısına gelen kasa kısmını düzenledi. Pek düzenlenecek bir şey yoktu aslında. Fakat emin olmaktan zarar gelmezdi. Ofisine yönelen kapının veya depoya inen merdivenlere çıkan kapının olduğu yerlerle işi yoktu. Son bir defa bu katta unuttuğu bir şey olup olmadığına baktığında işinin bittiğine emin olabilmişti. En azından bu katta.

Şu sıralar sıklıkla yaptığı gibi merdivenlere yöneldi Carolina. Eve gitmeyecekti. Katları teker teker kontrol edecek. Gerekirse odaları düzenleyecekti. İkinci kattan sonrası müşterilerin veya çalışanların çıkma izni yoktu. O yüzden o kadar da zor bir iş değildi bu. Alışmıştı hem Carolina bunları yapmaya. Elinde sıkıca tuttuğu bastonu merdivenleri çıkmadan önce duvara yasladı. Cebinden asasını çıkardıktan sonra etrafı toparlayıp geç saate kadar kalan müşteriler için yakılı olan mumları ve lambaları söndürmek için hazır bir şekilde ilerledi.

Merdivenleri yavaş adımlarla çıkarken bir yandan içeride kalan oldu mu diye odaları kontrol ediyordu. Hogwarts öğrencilerinin de geldiği bir hafta sonu değildi bugün ama yine de kontrol etmekten zarar gelmezdi. Hem alıştığı bir döngüyü bu. Fakat yapacağı işleri ağırdan almayı ve yapmasına gerek olmasa da başına iş çıkarmayı şu sıralar fazla seviyor gibiydi. Ya da sadece eve dönmek istemiyordu. Bomboş bir eve dönmeyi kim isterdi ki?

Kocasının nerede olduğunu sorgulamayı seneler önce bırakmıştı. İkizler ise Hogwarts’taydılar. Tek kızı Giséle ise evden ayrıldığından beri bir mektup bile göndermemişti. Gideceğini bile söylemeden ayrıldığını düşününce Carolina’nın haber beklemesi saçmaydı. Onu suçlamıyordu. Neredeyse hiç evde olmayan bir baba ve her şeye burnunu sokan bir anneyle fazla uzun süre yaşamasını beklememeliydi kızın.

Üçüncü kata çıkan merdivene ulaştıktan sonra merdivenin sonunda onu bekleyen kapıya baktı Carolina. Sıkıca kilitlenmiş kapıyı bugün de geç bir saatte açmaya cesaret edemeyecek gibiydi. Ama kapıya öylece sırtını da çeviremezdi. Merdivenleri ağır adımlara çıktı en sonunda. Kapı kolunun üzerine parmağını koyup yuvarlak pürüzsüz yüzeyinde gezdirdi. Tek bir toz zerresi bile yoktu sabah hem kapıyı hem de odayı dip köşe temizlemişti yine.

Kapıya zor da olsa sırtını çevirdi Carolina eve gitmek istemiyordu ama bugün sırf içinde rahat bir yatak var diye o odaya girmeyecekti. Alt katlara inen merdivenlere yöneldikten sonra sanki yukarı çıkarken yapmamış gibi yeniden odaları tek tek kontrol etti. Ağır adımları en sonunda giriş katını oradan da ofisini buldu.

Fazlasıyla boş olan ofise bir yatak koyma fikri geldi kadının aklına. Aslında annesinin elindeyken daha çok bir kütüphane gibi kullanılan bu oda hala o konuda işlevini görüyordu. Duvarlarını saran kitaplıkların hepsi doluydu. Hatta kitaplıklara sığmayan kitaplar ilerideki masanın üstünü ve kapının yakınında yeri bir yığın olarak kaplıyordu. Fakat o da buna rağmen fazlasıyla geniş olduğundan boşmuş gibi hissettiriyordu. Belki evdeki yatağını buraya getirirdi. Kimsenin bu odaya girdiği yoktu. Ofisinde yapması gereken konuşmaları yukardaki odalardan birinde yapmayı tercih ederdi hep. 

Bu oda onun için biraz fazla özeldi belki de. Diğer odalara göre daha güzel anılarını geçirmişti burada. O yüzden kitaplarla dolu ofis olarak kullanması gereken bu odada uyumak fikrini tuhaf bulmuyordu. Pencere önündeki masayı odanın biraz daha ortasına getirirse bir yatak için yer açılabilirdi. Bu fikri sevmişti ama şimdilik yatması için pek uygun olmayan sadece ayaklarını doğru düzgün uzatabileceği koltukla yetinecekti. Bir büyüyle kendisinin uyumasına daha uygun bir alan oluşturabilirdi belki. Fakat Carolina hiçbir zaman iyi olmamıştı tılsımlarda.

Masasının önündeki o koltuğa vardığında kendisini öylesine bıraktı üzerine. Masadaki boş kadehi ve yanındaki şişeyi eline aldıktan sonra ayaklarını yüzü pencereye dönük olacak şekildi uzattı. Kadehi doldurduktan sonra da şişeyi yere bıraktı hafifçe. Otururken arkasına aldığı yastığa yaslandıktan sonra oda fazla sıcak gelmeye başladı kadına. Böyle soğuk bir akşamda camı açmak ne kadar akıllıcaydı bilmiyordu ama bu asasını eline alıp camı az da olsa açmasına engel olmadı. Soğuk havayı teninde hissetmesiyle bu fikirden pişmanlık duyacağını düşündü ama bu olmamıştı. Sabah cam açık yatmanın acısını çekecekti. Bu kesindi. Fakat şu an bunu umursamıyordu.

Elindeki kadehten ilk yudumunu aldığında dışardaki evlerden hala seslerin geldiğini fark etti. Akşam yemeklerini işten geç geldikleri için daha yeni yapma fırsatı edinmiş bir çift ve çocuklarıydı sanırım bunlar. Ne konuşuyorlardı duyamazdı tabii ama arada yükselen kahkahaları duyabiliyordu. Sokaklardaki sessizliğin ve yağmurdan sonra kara bulutların gitmemesiyle oluşmuş iç karartıcı havanın aksine neşe dolu sesler yükselen bir evdi bu. Bu seslerden dolayı camı açmamış olmayı diledi. Fakat bu uzun sürmedi yüzüne vuran soğuk rüzgâr fazlasıyla rahatlatıcıydı. Kahkaha sesleri yalnızlığı içinde boğulacakmış gibi hisseden kadınla dalga geçiyordu adeta ama şu an bu umurunda değildi. Teninde hissettiği soğukluk hoşuna gidiyordu. Fakat sanki bunun aksi bir düşünce içerisindeymiş gibi hızlı hızlı yudumladığı içkiyle içini ısıtmaya çalışan kadın, o karanlık gecede kendisini uykunun kollarına bir şekilde bırakmayı başarabilmişti.

[spoiler]Köşede bayadır duran. Ne için yazdığımı bile unuttuğum bir rp.[/spoiler][/justify]

3
Yetişkin Postası / Carolina Roslin Ó Dubhghaill | Baykuşhane
« : 19 Şubat, 2022 18:08:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

~
Carolina Roslin Ó Dubhghaill'un posta alanıdır.

4
Yetişkin Karakter Başvuruları / Carolina Roslin Ó Dubhghaill
« : 06 Ekim, 2021 03:04:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Karakterin Adı ve Soyadı: Carolina Roslin Ó Dubhghaill

Karakterin Yaşı: 40

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Yaşının getirdiği bir bilgi birikimi olan kadın kazanmayı çok sever. Hayatı bile bir oyun olarak görmektedir ve bu oyunun sonunun belli olması fazlası ile sinirini bozar. Artık yaşlanıyor olmanın getirdiği bir huysuzluğu da vardır. Bu huysuzluk da en çok ailesine vurur. İkizlerinin başını evde oldukları her gün şişirir ve eşinin en ufak yanlışlarını bile hiç sıkılmadan her fırsatta yüzüne vurur. Ama bu huysuzluğu iş yerine adım atmasıyla geçmektedir. İşini yaptığı sırada huzur bulur. Evdeyken sinirini bozan çoğu şeyi burada umursamaz. Dükkanından birçok çırak geçmiştir. Bu onları bıktırıp kaçırdığından değil elinde işi öğrenenlerin hızlıca kendi işlerini başlatabilmesi veya iş bulabilmesidir. Çıraklarına çok büyük bir sabırla yaklaşan kadın onlara bildiği ve öğretebileceği her şeyi öğretmektedir.

Karakterin Kısaca Geçmişi: 1825 yılında soğuk bir kış gününde doğmuştur. Babası neredeyse her zaman işleri ile meşgul olan bir tüccar, annesi ise onun doğduğu senelerde bir şifacıydı. Eşi ile evlenmeden önce bir simyacı olan kadın, eşinin deneyleri yüzünden endişelerini görmesi ile simya işlerini onun için bırakma kararı almıştı. Ama bu kararı kısa sürecek evlilikleri yüzünden uzun sürememişti. Ayrıldıkları falan yoktu. 1827 yılında kızının doğum gününe yetişmek için çıktığı bir yolda cadı avcılarına yakalanmıştı. Roslin ise babasının ölümünden sonra deliren annesi ile kalmıştı bu yüzden. Çoğu zaman yaşadıkları büyücü kasabası Hogsmeade’de insanların merak konusu oluyordu Roslin’in nasıl bir kere bile zarar görmeden büyüyebilmiş olduğu. Küçük yaşlarında ufacık bir sevgi zerresi bile görememişti kadıncağız annesinden. Kızın yüzüne ona eşini hatırlatıyor diye bir kere bile doğru düzgün bakmamıştı annesi. Annesine olan nefreti bu sebeplerle ortaya çıkmış ve seneler geçtikçe büyümüştü. Okula başladığında ise ilişkileri oldukça tuhaf bir hal almıştı. Kızın notları ile kafayı bozmuştu annesi. Daha çok aslında iksir ve bitkibilim derslerindeki başarısını takmıştı. Evde de sihirli yaratıklar hakkında öğretebildiği her şeyi kendisi öğretti kızına. Geri kalan hiçbir şey umurunda değil gibiydi kızı hakkında. Ondan en azından iyi bir iksir ustası çıkarmayı aklına koymuştu. Ve başarmıştı da aslında. Mezun olduğu sene bazı iksir ustalarını utandıracak kadar marifetli biri haline gelmişti. Annesi kızını getirdiği noktadan artık memnun olacak ki deneylerini bir üst seviyeye çıkarma kararı almıştı 1844 yılının yaz aylarında. Ve bir ağustos gününde yaptığı deneyler eceli getirmişti kadının kapısına. Annesinin ölümünden sonra bir boşluğa düşmüştü Roslin. O kadar sene annesine onun öleceği günü sabırsızlıkla beklediğini söylemişti. Ama o senelerde hissedeceğini düşündüğü o mutluluktan eser yoktu şimdi. Annesi öldüğünde onun Simya Dükkânını satıp uzaklara gitmeyi düşlemişti küçükken hep. Ama öylece bırakıp gidememiş. Başta birkaç hafta devam eder sonra giderim diye kendini kandırdı. Fakat haftalar ayları kovaladı, aylar ise yılları. Annesinden kalanları bırakamaz hale gelmişti. Dünyayı geziyor o süreçte dükkânı yanına aldığı çırağa bırakıyordu. “Hayatımı devam ettirecek bir yer bulayım dönmeyeceğim bir daha İngiltere’ye.” diyordu. Böyle dese de hep geri döndü Hogsmeade’e. Evlendiğinde bile oradaki dükkanını bir türlü bırakamadı. Çocukları oldu, annesinin ölümünün üzerinden 20 sene kadar geçti. Sadece bırakamamakla da kalmamıştı annesini yavaş yavaş onun gibi olmaya da başlamıştı yolun yarısında. En çok da bundan korkuyordu. Annesinin öldüğü yaşa gelmişti ve onun gibi ölmekten korkuyordu.

İstediğiniz Meslek: Mekân Sahibi

Mekân Yeri: Hogsmeade

Mekân Adı: Madame Moreau’nun Simya Dükkânı \ İksir Kafe

Mekân Hakkında: DİKKAT! İçerden patlama sesleri gelebilir! Ama endişelenmenize hiç gerek yok. Müessesemiz 48 yılı aşkın tecrübesi ile tüm iksir ihtiyaçlarınızı karşılamak için burada. İçeride çeşitli iksir çalışmalarınızı güvenli bir şekilde tamamlayabilmeniz için sizlere ayrılmış odalar da bulunmaktadır.

Karakterinizin Mensubu Olduğu Hizip: La Fay Şifacılar Topluluğu

Büyü Yatkınlıkları

  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 5
  • Tılsım Gücü: 9
  • İksir Gücü: 20

Örnek RP:
[spoiler]"Dorian..." kendisine seslenen kimden geldiğini o an algılayamadığı yumuşak sesi duyan çocuk, sesin kimden geldiğini ve ona neden seslendiğini umursamadan kafasını yastığına daha da fazla bastırdı. Kendisine seslenen kişi bu hareketinden rahatsız olmuş olacak ki, kafasına Dorian’ın o sırada ne olduğunu bilmediği yumuşak denebilecek bir cisim fırlattı. Uykusunu bölmeye çalışanın kim olduğunu umursamayan çocuk rahat yatağında yatmaya devam etti.

Bir müddet beklemiş olan bu ses bir kez daha sabırlı ve yumuşak bir şekilde çocuğu çağırmıştı. Ama çocuk yerinde bu sefer kıpırdanmadı bile. Kendisine bir kez daha seslenen sesin sahibinin sabrının tükenmeye başladığı belliydi. Ama Dorian’ın umurunda değildi bu. Rahat yatağını sırf kendisine birisi sesleniyor diye bırakacağını mı düşünüyordu bu kişi? Kendisi Dorian’ı hiç tanımıyordu herhalde. 

“DORIAN!!! KALK ARTIK TEMBEL HAYVAN! SORUNLU MUSUN NESİN... ON SAATTİR UYUYORSUN YA. ON SAAT NEDİR YA ON.” diye kükreyen kişiyi duyduktan sonra Dorian biraz rahatsızca yerinde kıpırdandı. Ve mırıldandı. “Ne istiyorsun be ayı... Uykumu ne diye bölüyorsun..?” bacaklarını kendine çekip yorganına sarıldı. Sabrını tamamen kaybetmiş olduğu belli olan yaratık haykırmaya başlamıştı. 

“OSCAR! GEL VE KALDIR ŞUNU YOKSA ELİMDEN BİR KAZA ÇIKACAK!!!” Ah bu kimdi biliyordu. En başında yumuş yumuş konuşuyor diye tanıyamadığı bu kişi abisi Henry idi. Normal zamanda hiç öyle yumuşak bir ses tonuyla konuştuğunu duymadığı abisi, normal haline dönmek konusunda hızlı davranmıştı. Bir müddet sonra omuzlarına değen yumuşak bir el hissetti Dorian. Kendisini sarsan ellerin sahibi manyak ne diye kaldırmaya çalışıyordu onu tatlı uykusundan? Bunu bilmiyordu, ama önemli bir şeydi herhalde.

“Dorian. Vane. Grayson. Ya şimdi kalkarsın ya da masanın üzerinde şimdi şu anda ellerimi üzerinde gezdirdiğim kameranı... kırarım.” Bu cümleyi kavraması biraz uzun sürmüştü miniğin. Ama anladığı anda hemen yatağından fırlamıştı çocuk. “KALKTIM. KALKTIIIIIIĞM. Lütfen kameramı kırma.” Gün ışığına yavaş yavaş alışmaya çalışan gözleri ile abileri gibi duran iki bulanık figüre baktı Dorian yalvaran gözlerle. Sonra gözleri yerde duran kırık kamerayı buldu. Şimdi daha net gören gözlerini abisi Henry’ninkilere dikti. Bunu yapanın o olduğu belliydi. 

“Ahh Dorian bazen o kadar aptal oluyorsun ki... Sanki anneme götürüp düzeltmesini isteyemeyeceksin.” diyen Henry’nin, yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Ne diye gülüyordu bu manyak? Kardeşine acı çektirmek bu kadar mı zevk veriyordu kendisine? “Üfff yüz ifadesine baksana çocuğun Henry. Daha fazla işkence etme miniğe.” Bunu söyledikten sonra odadan çıkan Oscar’ın arkasından “HİÇ EĞLENCELİ DEĞİLSİN!” diye bağıran Henry elindeki asayı kırık kameraya yöneltti ve Dorian’ın duyamayacağı bir sesle fısıldadı. Abisinin asa hareketleri ile kamerasının eski haline dönüşünü izledi çocuk. 

“Oh sonunda uyandırabilmişsiniz...” içeri giren annelerinin gözleri önce Dorian’ı sonra ise abisi Henry’i bulmuştu. “Alınacaklar listesini mutfakta masanın üzerine bıraktım çıkmadan onu almayı unutmayın.“ gözleri yeniden Dorian’ı bulan kadın sert bir sesle konuştu. “Hemen hazırlan, zaten planın gerisinde kaldınız.” Çocuğunun yerinden kıpırdamadığını gören kadın “Çabuk ol Dorian. Baban ve ablaların çoktan çıktılar. Daha fazla beklerseniz eve gelemeden önce ek bir şeyler alamaya zamanın kalmayacak.” diyerek odadan çıkmıştı. 

‘Ah doğru ya bugün okul için alışverişe çıkacaktık...’ Bir hafta öncesinden ne zaman evden çıkacaklarını ve kimin kimi götüreceğini belirlemiş olan anneleri büyük ihtimalle Dorian’ın uyanamamasına sinirlenmişti. Annesinin dün gün boyu tam olarak kaç defa kimin kimle gideceğini saat, kaçta eve dönülmesi gerekildiğini tekrarladığını bilmiyordu. Ama bu sayı çok defa olsa gerekti. Nede olsa çok çocuklu annelerin kabusuydu okul alışverişi günü. Hele ki o gün onlarla orada olamayacaksa, bugünün kâbus seviyesini neredeyse on ile çarpıyordu işte.

“Üstünü giyin ve şu çok sevdiğin kameranı da yanına al. Fotoğrafını çekebileceğin birkaç şey bulursun belki.” bu sözlerinin içten olmadığı belliydi Henry’nin. Kamerayı durduğu yerden alıp çocuğun kucağına atmış ardından ise alay edercesine gülerek odadan çıkmıştı. O ne derse desin Dorian kamerasını yanına alacaktı. Üzerini en sonunda giyinip kamerasını ve içinde film rulosunun da olduğu küçük kamera çantasını eline aldı, kamerasını çantasının içine yerleştirdikten sonra ise abileri ile evden çıktı.[/spoiler][/justify]

Sayfa: [1]