17 Nisan, 2026 08:54:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Luna White

Sayfa: [1] 2 3
1
Hogsmeade / Kahvenin Birleştirici Gücü
« : 30 Aralık, 2022 23:55:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Luna ve Max gerekli belgeyi uzunca bir süre uğraştıktan sonra bulmuş, birbirlerinin daha yakından tanımak amacıyla kahve içmeye gitmişlerdi. Arayışları öyle uzun sürmüştü ki tüm günlerini almıştı. Güneş batmadan işlerini bitirmeleri mucizeydi. Luna, Twinkle’ın neden bu işi onlara bıraktıklarını rahatlıkla anlamıştı. Normalde bu kadar zor olmayan işi uzatanın ne olduğunu ise yalnızca Merlin bilirdi.

Kapıyı açtıklarında onları taze kahve kokusu ve zilin sesi karşılamıştı. Orta yaşlarında, saçlarında birkaç beyaz tel bulunan kadın onları sevimli bir ifadeyle karşıladı. Luna’nın kar beyazı saçları onu bir süre büyülemiş olsa gerek konuşması zaman aldı. Luna buna alışkındı. Ailesinin gözleri bile zaman zaman onun ayı andıran saçlarında asılı kalır, ne diyeceklerini unuturlardı. Saçları resmen Stupefy ya da Silencio büyüsü gibiydi. Bu yüzden Max’in onu gördüğünde sakin kalmasına şaşırmıştı. Belki de geç kaldığı için mahcup hissediyordu ve saçlarına bakmaya vakti yoktu. Kim bilir?

Kadın gözlerini kızın saçlarından yüzüne çevirdiğinde ona dik dik baktığı için mahcup oldu. Başını hafifçe eğip gergin bir şekilde gülümsedi.

“Bağışlayın, sizi ayakta tuttum. İki kişi misiniz?”

Max, tok ve rahatlatıcı sesiyle cevap vermek için bir adım öne çıktı. Onun jet siyahı saçları ve hafif kavruk teni Luna’yla müthiş bir zıtlık içerisindeydi. Yan yanayken ayın aydınlık ve karanlık yüzünü andırıyorlardı. Tabii, Luna aydınlık olamayacak kadar kindar, Max de karanlık olamayacak kadar arkadaş canlısıydı. Max, kadının sorusuna kısaca cevap verdi.

“Evet, iki kişiyiz. ”

Kadın onları becerikli bir şekilde henüz batmamış güneşi en iyi seyredebilecekleri masaya yönlendirdi. İki genç büyücü kadını takip edip masaya oturdular. Güneşin turuncuya dönüşmesi izlemeye koyulan Luna, büyüleyici manzaraya doğru iç çekti. Doğa her daim mucizelerle doluydu. Bir büyücü olarak bunu Muggle’lardan çok daha iyi biliyordu. Ne de olsa küçüklüğünden beri kasabanın yakınındaki ormana kaçmayı huy edinmişti. Hogwarts’ın Yasaklı Ormanı’nı andıran orman yerli halk tarafından pek ziyaret edilmezdi. Geceleri uluyan kurtlar ya da arada kasabaya inen ayılar değildi korktukları. Birkaç hayvandan korkacak kadar zayıf değillerdi. Fakat güneş kendisini saklayınca ormandan gelen kaynağı bilinmeyen sesler, arada yanıp arada sönen ağaçlar, yaratıkların olduğu söylentisi ormanı Muggle’lar için girilmez yapıyordu. Hatta büyücüler bile girmekten imtina ederdi ancak Luna’nın en sevdiği yerdi orası. Sessiz, huzurlu ve soğuktu. Yaz- kış demeden buz gibi rüzgar eserdi. Öyle ki iç donduran rüzgara hiçbir şey etki etmezdi. Luna ise soğuğa hayrandı. Hastalanmak pahasına günlerini, gecelerini ormanda geçirir; ev ahalisinden, genellikle büyük ağabeyi, biri gelip onu yerden kazımadığı sürece ayrılmazdı. Aile, Luna’nın ormana olan düşkünlüğünü anneannesine bağlarlardı.

Luna düşüncelerine dalmışken Max onun buz gibi ellerine hafifçe dokundu.

“Luna, ne içersin?”

Luna trans halinden çıkıp önce Max’in ardından yanlarında bekleyen, yakasında Catherine yazan kadına döndü.

“Sütlü kahve, şekerli olsun.”

Max de siparişini verdikten sonra kadın yanlarından ayrıldı. Max arkasına yaslanıp mekanı kısaca inceledi. Pek kişi yoktu, sakin bir yerdi burası. Eski bir mimariye sahipti, etrafta asılı düzinelerce tablo hareket halindeydi. Üst katı olan kahve dükkanının merdivenleri her an kırılacakmış gibi duruyordu. Belki de bu yüzden kimse çıkmamıştı. Gerçi bir büyücünün merdivenleri kullanmasına gerek yoktu ancak yine de üst kat her an yıkılacakmış gibi dururken kimsenin oraya çıkmaya istekli olmamasını anlıyordu.

Max etrafı incelerken Luna konuşmaya başladı.

“Burası eskiden bu kadar yıkık dökük değildi. Okul günlerimde arkadaşlarımla gelip üst katta saatlerce konuşurduk. Aslında o katın dökülüyor olmasının sebeplerinden biri de biziz.”

Max sorar gözlerle Luna’ya baktı. Yüzünde meraklı ve eğlenceli hikayeleri sevdiğini haykıran bir ifade vardı. Luna bunu görünce öne doğru eğildi. Kahveleri gelince bir süre durdu. Kadın gidince konuşmaya başladı.

“O dönemler büyü kontrolümüz çok iyi değildi. Üstüne üstlük oldukça heyecanlıydık. Bir gün yine tüm okulun dedikodusunu yaparken üst sınıfımızdan biri yanında bizim dönemimizden biriyle içeri girdi.”

Bunları anlatırken neredeyse fısıldıyordu. Sır verirmişçesine dikkatli, gözleri parlaktı. Max onu daha iyi duyabilmek için ona doğru eğildi. Eğilince Luna’nın yumuşak fakat büyüleyici kokusu burnuna geldi. Max hafifçe gülümse de bir şey demedi.

“Biz de onları görünce çok şaşırdık tabii. Sonra dile getirmek istemediğim bazı olaylar yaşandı ve bizimkilerle onlar bir laf dalaşına girdi. Kavga öyle bir büyüdü ki üst sınıftaki çocuk bize saldırmaya başladı. Atışını ıskaladı ancak merdivenleri vurdu. Sonra bizimkiler de karşılık vermeye çalıştı ama dediğim gibi büyü kontrolümüz çok zayıftı. Büyü ters tepti ve yeri parçaladı. Tabii, çok geçmeden kavga durduruldu ama üst kat çoktan savaş alanına dönmüştü.”

Max meraklı gözlerle onu izlerken sordu.

“Peki, sonra ne oldu? Ceza aldınız mı?”

Luna arkasına yaslanıp kibirli bir şekilde güldü.

“Hata bizde değildi, neden ceza alalım? Üst sınıftaki çocuğa ceza verildi. Okuldan atılmaktan zor kurtuldu. Üstelik, daha önce de bazı vukuatlara karışmış, bir daha böyle bir şey olursa atılacağını söylemişler. Bizim saldırıya karşılık verene de büyü kontrolü üzerine fazladan ders verdiler. O biraz ceza kabul edebilir belki.”

Max gülmeye başladı. Gülüşü Luna’yı da etkiledi bir süre sonra. İkisi gülüp sohbet etmeye, başına gelen belaları anlatırlarken güneş tamamiyle batmış, yerini geceye bırakmıştı. Kahve dükkanı kapanmasa sabaha kadar sohbet ederlerdi. Kahve dükkanından çıktıktan sonra sokaklarda yürümeye, anılarını başlamaya devam ettiler. İkisi de ayrılıp evlerine doğru yola koyulurken akıllarından aynı şey vardı: Birlikte çok iyi anlaşacaklardı.

2
Sihir Bakanlığı / Ynt: Bakanlık Personel Yetiştirme Programı
« : 07 Ekim, 2022 20:21:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Luna uyarılınca bir an utançla başını eğdi ama bu çok sürmedi. Hata yapmak ne kadar heves kırıcı olsa da öğrenmenin önemli bir parçasıydı. Durum böyle olunca iki kelimesinden biri saçmalık olsa dahi konuşmayı kesmiyordu. Ne de olsa ailesinin onu yetiştirme şekli buydu. Sürekli gülümsemeli, hata yapmalı ve neslinin en iyilerinden olmalıydı. Gerçi son kısım Luna’nın kendi hedefiydi. Ailesi onun sakin, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmesini istiyordu. Bunu anlamıyor değildi ancak yetinecek de değildi. Çok daha büyük işlere dahil olabilecek kadar yetenekli olduğunu biliyordu. Üstelik ilgisini çeken konularda çok çalışmaktan da çekinmezdi. O yüzden sözlerine dikkat etmektense hareketlerini kontrol ediyordu. Bu da onu gayri resmi yapıyordu, hem böylelikle insanlardan daha kolay iyilik isteyebiliyordu. Ne de olsa geçerli bir sebebi olmadığı sürece kimse arkadaşının isteğini geri çevirmezdi.

Luna başını kaldırıp hafifçe gülümsedi. Kadının onu görüp görmemesi önemli değildi. Kendine olan güveni yerinde olduğu sürece her şey yolundaydı. Kadını takip ederken konuşmaya devam etmiş, onun da aklında bir şeyler olduğunu fark etmişti. Söylediklerini tartıyor olmalıydı. Luna söylediklerinin hem ona hitap edeceğini hem de işe yeni başlayan biri olduğunu ve bir mentora ihtiyacı olduğunu göstermesini hedeflemişti. Böylece hem sempati hem de saygıyı aynı anda kazanabilirdi. Üstelik Emma ya da Bayan Guendolen anlaşması çok zor birine benzemiyordu. Luna herkesin birbirine soy ismiyle hitap ettiğini görünce iç çekmemek için kendisini tutmuştu ancak yine de onların oyununa ayak uydurmalıydı. Ne de olsa yaşadıkları dönemin kuralı buydu. Ailesindeki samimiyeti burada bekleyemezdi.

Luna, Emma’yı takip edip karmaşanın hakim olduğu odaya girdi. Odadaki kişiyle konuşurken Luna da etrafa göz attı. Amma çok kağıt vardı! Kendisi de mi bu kağıtlarla uğraşmak zorunda mı kalacaktı? Sahaya inip tehlikelerle yüzleşmeyi tercih ederdi. O yüzden partnerinin kağıt işleriyle uğraşmayı sevmesine dikkat etmeliydi. Böylece kendisi eğlenirken partneri kağıt işlerine gömülecekti. Bunu düşününce sinsice gülümsedi. Ardından ismini duydu. Kafasının başka yerde olduğunu fark ettirmeden öne çıkıp kendisini tanıttı.

“Ben Luna White, Bayan Guendolen’inin de dediği gibi bakanlıkta çalışmaya başladım. Sizinle de çalışmayı dört gözle bekliyorum.”

Ardından etrafındaki karmaşa göz atıp kibarca gülümsedi.

“Umut ediyorum ki yoğunluğunuzu azaltabilirim.” diye ekledi.

Ardından Emma’yla birlikte odadan çıktılar. Emma az önce konuştukları konuda  açıklama yaparken Luna kulaklarını dört açıp onu dinledi.  Konuyla çok ilgili değildi ancak ilk görevini iyi yapmalıydı ki bakanlıkta bir yer kazanabilsin. Gizem dairesini duyunca gözleri fal taşı gibi açıldı. Luna yıllardır hayalini kurduğu gizem dairesi ile mi çalışacaktı?

“Bir sorum yok.”

Sesi heyecanını belli etse de duruşu kararlıydı. Ardından Emma yemeklerden bahsetti. Açıkçası çok acıkmış değildi. Zaten fazla yemeyi sevmezdi, içmeyi tercih ederdi. Tabii Bayan Guendolen’e böyle bir şey söylese gözünde anında düşeceğini tahmin ederek ağzını bu konuda kapalı tuttu.

“Çok iyi olur.” dedikten sonra onu takip etmeye devam etti.

Kağıt işi yapacaklarını söyleyince memnun olmasa da sorun yoktu. Tüm evrak işlerini kilitleyecek birini bulana kadar, üstelik kendi departmanına geçene kadar ayak işlerini yapmaya razıydı. İşin sonunda kimsenin hayal bile edemeyeceği tehlikelere girmek vardı ne de olsa. Birkaç kağıt onu hayalinden ayıramazdı. Emma’yı takip ederken aklında geleceğinin ne kadar parlak olacağı vardı. Yemek aklındaki son şeydi. Yine de aynı dik duruşla ve heyecanlı gözlerle onu takip ederken aklındakileri sadece kendisi biliyordu. Zira bir başkası bilseydi ya fazla kibirli olduğunu ya da hayalperest olduğunu düşünürdü. Luna ikisi de değildi fakat aynı zamanda öyleydi. Bunun onu nereye götüreceğini ise yalnızca Merlin bilirdi.

3
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 05 Ekim, 2022 11:16:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Luna ile başlıyorum.

Online süre 0>1 gp
4<6 için 2 gp
Toplam: 28 frp

https://buyucedunya-rpg.com/ispanya/sansli-mary/msg2629/#msg2629 2frp(1'ini önceden almıştım o yüzden 1.)
https://buyucedunya-rpg.com/godric-s-hollow/lanetli-magara/msg2633/#msg2633 9frp (8'ini önceden almışım o yüzden 1.)
https://buyucedunya-rpg.com/st-mungo-sihirli-hastaliklar-hastanesi/magaranin-biraktigi-izler/msg2831/#msg2831 4frp (1'ini önceden almıştım o yüzden 3.)
https://buyucedunya-rpg.com/gizem-dairesi/luna-nin-ilk-gunu-max-le-ilk-tanisma/msg2854/#msg2854 2frp
https://buyucedunya-rpg.com/slug-jiggers-aktari/aktar-sorgusu-gizli-gorev/msg2860/#msg2860 2frp
https://buyucedunya-rpg.com/gizem-dairesi/rapor/msg2898/#msg2898 3frp
https://buyucedunya-rpg.com/apples-oranges/kacakcilik/msg2972/#msg2972 13frp
https://buyucedunya-rpg.com/boleyn-adasi/buyucesura-sorusturmasi-boleyn-adasi-cikartmasi/msg3067/#msg3067 2frp
https://buyucedunya-rpg.com/sihir-bakanligi/bakanlik-personel-yetistirme-programi/msg3135/#msg3135 1frp

Victoria ile devam ediyorum.

Online süre 0<1 gp
Toplam:8 frp

https://buyucedunya-rpg.com/boleyn-adasi/goklere-uzanan-altin-kuleler/msg2599/#msg2599 16frp (12'sini almıştım o yüzden 4.)
https://buyucedunya-rpg.com/cin-imparatorlugu/iyilesebilen-yaralar/msg2635/#msg2635 2frp (1'ini almıştım o yüzden 1.)
https://buyucedunya-rpg.com/cin-imparatorlugu/the-lone-moon/msg2957/#msg2957 1frp
https://buyucedunya-rpg.com/buyuk-salon/ynt-1866-1867-yili-hogwarts-acilis-seremonisi-slytherin-masasi/msg3123/#msg3123 2frp


Xander ile devam ediyorum.
3<6 için 3 gp
Toplam: 37 (öncekileri çıkarırsak 20)frp

https://buyucedunya-rpg.com/fransa/leydi-delacroix-in-yakalanisi-ve-sorgusu/msg2813/#msg2813 9frp (7'sini almıştım o yüzden 2.)
https://buyucedunya-rpg.com/birlesik-krallik/tehlike-canlari-caliyor/15/ 30frp (8'ini almıştım o yüzden 22.)
https://buyucedunya-rpg.com/amerika-birlesik-devletleri/ani-olum/msg2841/#msg2841 4frp
https://buyucedunya-rpg.com/amerika-birlesik-devletleri/kuzgun-terbiyecisi-nin-sonu-830/msg2902/#msg2902 2frp
https://buyucedunya-rpg.com/japonya/penanggalan-vakasi/msg2904/#msg2904 2frp
https://buyucedunya-rpg.com/hindistan/tanri/msg2963/#msg2963 3frp
https://buyucedunya-rpg.com/birlesik-krallik/bir-muggle-barinda-bir-buyucu/msg3028/#msg3028 2frp


Toplam: 56 frp'den 8gp+1frp +7gp

Toplamda 15gp olması lazım. Bir yanlışlık yapmış olabilirim, ona bakarsınız. Şimdiden teşekkürler. Bu arada Luna'daki 3gp'yi de Victoria'ya geçirseniz süper olur. Thanks again :)


4
Karakter Talepleri / Ynt: Üretim Talepleri
« : 05 Ekim, 2022 10:44:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İki hafta geçti. Tekrar deniyorum. Felix Felicis üretmek istiyorum. Bronz kazanım da var.

Hadi bakalım!
Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 9, total 9
Talih 1d10 : 4, total 4

5
Sihir Bakanlığı / Ynt: Bakanlık Personel Yetiştirme Programı
« : 02 Ekim, 2022 22:21:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sonunda stajını tamamlamış, gizem dairesine geçmek için uğraşmadan önce oryantasyon programına dahil olmuştu. Bundan pek memnun değildi. Ne de olsa staj yaparken herkese yakınlaşmış, giremeyeceği yerleri görme şansı edinmişti. Elbette, bunu kimseye söylemezdi. Söyleseler de inanmazlardı gerçi. Onları inandırmak gibi amacı da yoktu zaten.

Emma’yı takip ederken sesini çıkartmadı. Bu süreçte göze batmanın bir faydası olacağını düşünmüyordu. Genç kadın hepsine gerekli yerlere yönlendirdikten sonra ikisi baş başa kaldı. Luna, Emma’nın en başındaki otoriter tavrı yok olmasa da yumuşadığını fark edince hafifçe gülümsedi. Sürekli tetikte, aşırı sorumluluk sahibi biriyle birlikte olmak onun için fazla yorucu olurdu. Ne de olsa Luna girmemesi gereken işlere burnunu sokmayı seven, işini bitiren fakat üstüne çıkmaktansa macera kovalayan biriydi. Gözü yükseklerdeydi fakat bunun için gününü gecesine katacak değildi. Nasılsa kaderine en başında yazılmıştı istediği her şeye sahip olacağı. Gereksiz uğraşlar onu yalnızca yorardı.

Genç kadın yapacaklarını ve bakanlıktaki işleyişi anlatırken Luna yalnızca son cümleye odaklanmıştı. Yazılı beyan mı? İç çekmemek için kendini tuttu. Yazmakta kötü olduğundan değildi bu hali, aksine ikna edici ve akıcı bir kalemi vardı ancak yazmak onu yoruyordu. Yine de hayallerine kavuşmak için iki kalem oynatması gerekiyorsa memnuniyetle yapacaktı. Bu işin sonunda adı tarihe kazınan bir büyücü olmak vardı neticede.

Genç kadının tavrı oldukça yardımsever ve sıcaktı. Sert birinin yanına gönderilmediği için sevinmişti. Soru sormayı severdi. Zamanında hocalarının dikkatini çeken ve sıklıkla övdükleri bir özelliğiydi bu. Elbette bundan bıkanlar da yok değildi. Haksız sayılmazlardı tabii. Ne de olsa Luna da kendisine çok soru sorulmasından hoşlanmazdı. Yine de bu izin onu mutlu etmişti.

Emma, Luna’ya kendisinden bahsetmesini sorduğunda aklında bir şeyler vardı ancak neden sihir bakanlığında çalışmayı tercih ettiğini sorduğunda bir an aklı durdu. Elbette nedenleri yok değildi, bununla ilgili bir essay bile yazmıştı ancak bunu sesli dile getirmek oldukça zordu. Ne söylese yanlış olacak gibi geliyordu. Birden nedenleri ona çok sığ geldi ancak bir şeyler demesi gerektiğini biliyordu. O yüzden de rahatlıkla cevaplayacağı sorudan başladı.

“Öncelikle size “sen” diye hitap edebilir miyim?” diye sordu.

Yalnızken diyebileceği iznini alınca konuşmasına devam etti.

“White ailesinin yan kollarından gelen bir ailenin tek kızıyım. White ailesi duydun mu, emin değilim. Köklü bir aile olmamıza karşılık tarafsızlığımızı kolay kolay bozmuyoruz. Nedeninden çok emin değilim fakat artık bir gelenek oldu diyebilirim. Hogwarts ‘da, Slytherin binasında okudum. Buradan hırslı biri olduğumu anlayabilirsin.”

Ardından derin bir nefes alıp ikinci soruya geçti. Sığ gözükmeden bu soruyu cevaplamak sandığından da zordu ancak dürüst olması gerekiyordu.

“Neden Sihir Bakanlığı’nı seçtiğime gelirsek; merak diyebilirim. Sıradan insanların başına gelmeyecek pek çok olaya dahil olabileceğim bir yer. Üstelik büyücülere rahatlık sağlamak için uğraşmayı da istiyorum. Küçüklüğümden beri gizemli olayları sevmişimdir, neden şimdi bunların bir parçası olmayayım? Üstelik parası da oldukça iyi.”

Kendi esprisine gülerken kalbi küt küt atıyordu. Yanındaki kadının onun hakkında ne düşüneceğini bilmiyordu. Üç sebebi de doğruydu, önem sırası farklı olsa da. Merak etmediği hiçbir şeye dahil olmayan Luna, yalnızca büyücülerin refahı için çalışacak kadar özverili biri değildi. Ancak hem merakını dindirip hem de büyücülere rahat bir yaşam sürebilirse, ondan mesudu olmazdı. Cevabını vermenin rahatlığı içinde genç kadının yanında yürümeye devam etti. Elbette,  kulaklarını dört açmış verdiği cevabın ne kadar yeterli olduğunu öğrenmek için de can atıyordu.

6
Karakter Talepleri / Ynt: Üretim Talepleri
« : 29 Eylül, 2022 05:20:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tekrar deniyorum. Felix Felicis üretmek istiyorum. Bronz kazanım da var.

Ya Merlin!

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 4, total 4

7
Karakter Talepleri / Ynt: Üretim Talepleri
« : 19 Eylül, 2022 01:27:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Felix Felicis üretmek istiyorum.

Bronz kazanım da var.

Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 6, total 6
Talih 1d10 : 8, total 8

8
Boleyn Adası / Ynt: [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« : 10 Eylül, 2022 03:20:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Deniz aşırı yolculuk yapmak Luna’yı sakinleştirmişti. Sihir Bakanının ricasıyla Boleyn Adası’na giderken aklından Max’i çıkarmaya çalışıyordu. Durumunun daha iyi olduğunu umut ediyor, endişelenmeden duramıyordu. Gerçi buraya gelmesinin nedeni de Max sayılırdı. Büyüceşura’ya girmek planlarında olsa da bakanlığını korumak da göreviydi. Yine de bunlara hiç karışmadan Max’in yanında olmayı tercih ederdi, tabii Max bundan hiç hoşlanmazdı. Büyücü dünyasındaki değişiklikleri göremediği için zaten keyfi bozuktu, en azından partneri olarak bunları ilk elden tecrübe etmeliydi. Sonrasında olanları yer yer abartarak anlatacak, Max’i çatlatacaktı. Bunu düşününce gülümsemesine engel olamadı.

Tabii tek sebebi Max’i kıskandırmak değildi. Bakanlığı korumak da nedenleri arasında olsa da en çok Boleyn ailesinin kibri sinirine dokunuyordu. Kendisinin ailesi onlarca kral, kraliçe, dük, düşeş çıkartmış fakat yine de sakinliğini korurken Boleynlerin bu tavrı canını sıkıyordu. Ailesinde en sevmediği şeylerden biri de buydu. Ne kadar kışkırtılırsa kışkırtılsınlar tarafsızlığını bozmuyorlardı. Luna ise görülmek istiyordu. White soyadını duyduklarında dizlerinin bağı çözülsün, başlarını tevazuyla öne eğsinler istiyordu. Bunun için Boleyn ailesini yerinden etmeliydi. Tabii, bunun için canını feda edecek değildi. Gerçi Max dışında, ki o da ekstrem koşullarda, hiçbir şey için canını verecek değildi.

Gemiden indiğinde sihir bakanı tarafından diğerleriyle tanıştırıldı. Luna eğer bu kadar umursamaz biri olmasaydı Seth Carter’ın başına gelenlere üzülürdü. Kısa sürede çok şey değişmişti hayatında. Buna rağmen dik durmayı başarmış, yolunda emin adımlarla ilerliyordu. Saygı duyulacak bir hareketti doğrusu, Luna onun durumunda olsa aklını yitirirdi mutlak suretle. Her şeyi ve herkesi lanetler, ardından da bu hayattan göçüp giderdi. Ne şanslıydı ki bu kadar değer verdiği pek az şey vardı.

Ardından bir süre yolu bulmaları için bekledi saçları ay ışığında parıldayan büyücü. Ardından onlara doğru yürüdü. Yoğun bir büyünün olduğu yerdeki laneti iliklerine kadar hissetti. Etrafındaki insanların ondan çok şey beklediklerinin bilincinde onlara dönüp hafifçe gülümsedi.

“Olur da burada ölürsem Max’e hanımı alabileceğini söyleyin. Yas tutmayı unutmasın ve her yıl bugün beni ansın. Ayrıca benden başka partneri olursa hayalet olsam bile başına musallat olacağımı iletin.”

Söyledikleri hem şakacı hem de ciddiydi. Boleynlerin lanetini kırmayı ömrü hayatında düşünmemişti, neden düşünsündü? Yine de böyle bir işe kalkıştığı için de memnundu. Ölecekse bile iş başında ölecekti. Kim bilir, belki o zaman White soyadı dillere destan olurdu? Olmazsa ölse bile lanetlerdi onları, orası ayrı.

“Laneti kırmayı başarsam bile nasıl bir etki yaratacağını bilmiyorum. O yüzden kendinizi, ve tabii ki beni korumaya alın. Başlıyorum.” dedikten sonra Felix Felicis iksirini çıkarıp kafasına dikti.

 Şu anda şanstan başka bir şeye ihtiyacı yoktu. Derin bir nefes alıp işleme başladı.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 8, total 8


Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 3, total 3

9
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Mağaranın Bıraktığı İzler
« : 03 Eylül, 2022 15:03:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Marigold'un ona sarılması ne kadar kötü durumda olduğunu hatırlattı Luna'ya. Goldie'den bir şey saklamaya çalışmamıştı hiç ancak onu böyle bir durumda görmesini de istemezdi. Çünkü elinden hiçbir şey gelmezken yalnızca oturup ağlamak Luna'nın tarzı değildi. O bir savaşcıydı, kılıç kullanamasa da savaşmaktan kaçmazdı. Başına gelen her şeyin nedeni bu olsa da kurtulmasının nedeni de buydu. Max'le bu kadar uyuşmalarının nedeni de.

"Sana güveniyorum Goldie. Max senin elinde olduğu sürece iyileşeceğine eminim."

Başka ne diyebilirdi ki? Can dostunu kaybetmekten deli gibi korktuğunu, ölecek gibi hissettiğini mi? Yoksa Goldie'nin içi boş umutlarına ortak olmayı deli gibi istediği için yalanlarına göz yummuduğunu mu? Hayır, bunları dile getiremezdi, getirirse gerçek olurdu. Her şey iyi olacaktı, olmalıydı.

Goldie'nin uzattığı fincanı alıp kahve kokusunu içine çekti. Mağaranın nemli, boğucu havasından sonra taze kahve kokusu iksir gibi gelmişti. Bardağın içine üfleyip büyük bir yudum aldı. İçini ısıtan kahvenin dertlerini götüreceğini umdu. Bir anlığına da olsa rahatladı, bir anlığına da olsa endişe etmeyi bıraktı.

"Eline sağlık Goldie. Senin kahven olmasaydı nasıl yaşardım bilmiyorum."

Ardından iç çekti. Çok fazla derdi, birçoğunu kendisi açmıştı başına ama yine de vardı. Marigold'un da ne kadar meşgul olduğunu biliyordu. O yüzden hiçbir derdi olduğuna inanmasa da dostunun sözlerine gülümsedi. Ruhsuz değil, biraz buruk ama gerçek bir gülümseme.

Arkadaşının eline uzanıp tuttu. Gözlerindeki hüzün ve minnetle, buruk gülümsemesi onu nasıl göstermişti kim bilir? Elini hafifçe sıktı.

"Bunca zamandır hep yanımda olduğun için teşekkürler. Sen olmasan ne yapardım, bilmek bile istemiyorum. İyi ki varsın."

Sözlerinde samimiydi. En kötü anlarında, en mutlu zamanlarında, sinirden çıldırdığı anlarda, tek kelime bile etmek istemediği zamanlarda her daim onu dinlemişti Goldie. Tüm söylenmelerini dinlerken bile şikayet etmemiş, her daim yanında olmuştu. Minnetkar bir insan değildi genel olarak ancak Goldie'nin varlığına tüm kalbiyle minnettardı.


RP SONU

10
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Mağaranın Bıraktığı İzler
« : 02 Eylül, 2022 23:46:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Goldie'nin duraksaması hayra alamet değildi. Max'in durumunun içler acısı olduğunu fark etmişti ancak bu kadar ciddi olduğunu düşünmemişti.

"Evet..." diye mırıldandı umutla.

"Her türlü zorluğun üstesinden geldi, şimdi de gelecektir."

Dediklerine kendi bile şüpheyle bakıyordu. Evet, Max Luna'dan daha kötü durumlara düşmüştü. Luna'nın pervasızlığı kendine, yeteneklerine olan güveni ve arkasında Max'in olduğunu bilmenin güvencesiyle bu raddeye gelmişti. Max de değerini kanıtlamak istercesine Luna'yı korumaya çalışıyordu. Tuhaf bir şekilde ilk görevlerine çıktıklarında, hayatlarını ilk tehlikeye attıkları dönemde, bile böyleydi. O zaman Luna, Max'in her daim arkasında olacağını anlamış, duvarlarını anında yok etmişti.

Max'i düşündükçe canı yansa da yapabileceği bir şey yoktu. Yeterince dinlenirse ve tedavisini almaya devam ederse ayağa kalkacağına, arkasında durmaya devam edeceğini ummaktan başka çaresi yoktu. Ne de olsa o şifacı değildi, onu iyileştiremezdi ancak su geçirmez bir gerçek vardı ki o harika bir maceracıydı. Ve en yakın dostu, partneri için gerekirse dünyanın öbür ucuns gider ve iyileşmesi için gereken her şeyi alırdı. İsterse ejderha dişi, isterse unicorn boynuzu. Yeter ki Max iyileşsin, alaylı ve imalı sözleriyle Luna'nın sinirini bozsun. Her şeye hazırdı.

"Küçük bir yılan ısırığı Goldie. Bunu büyütecek değilim. Can dostum canıyla mücadele ederken tırnağım kırıldı diye ağlamayacağım. Hem bundan beter de durumda da olabilirdim. Eğer Max beni korumasaydı..."

Kalbinin ağrısı şiddetlendi. Hiçbir zaman, koşullar ne olursa olsun ağlamayan genç büyücünün gözleri doldu. Kendisini suçlamıyordu, Max de bunu istemezdi zaten. Yine de kalbinin bir kısmında Max'in yıllar boyunca yaptığı fedakarlığı asla ödeyemeceğini düşünmeden edemiyordu.

Elinin tersiyle akmayan gözyaşlarını sildi. Eski gülümsemesini takınıp dostuna döndü. Oturmaya çalıştı.

"Sen nasılsın Goldie? Eminim başında bizden başka dertlerin vardır."

Kalbini sakinleştirmek, acısını gömmek için sakin kalmaya çalışıyordu. Sanki her şey normalmiş gibi davranıyordu ki her şey normale dönsün. Annesine benziyordu bu konuda. Elim bir hastalığın pençesine düştüğünde, günden güne erirken bile Luna'nın gününü aydınlatan gülümsemesini yüzünden silmemişti. Uzun mücadele sonucu hastalığını yenmiş, dünya yeniden renklenmişti. Şimdi de aynısı olacağına inanıyordu Luna. Başka çaresi yoktu.

11
The Solid Angel / The Solid Angel/ Mekan Lejantı
« : 01 Eylül, 2022 13:55:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »



Han İsmi: The Solid Angel

Kimlere Açık: Muggle ve büyücülere açıktır.

Resepsiyon Kısmı: Büyücü ve mugglelar için iki ayrı giriş bulunur. Girişte büyücülere muggle kısmına geçerlerse tüm sorumluluğun geçen büyücüye ait olduğunu söylenir.

Muggle Kısmı(Resepsiyon):


Büyücü Kısmı(Resepsiyon):



Muggle Kısmı(Oda):



Büyücü Kısmı(Oda):



Muggle Kısmı(Bar):



Büyücü Kısmı(Bar):




Han Kuralları Mugglelar İçin:

1-Han içinde kavga etmek yasaktır. (Kavga için hanın altında bir mekan hazırlanmıştır, orayı ücret karşılığı kullanabilirsiniz.)

2-Bara silahlarla girmek yasaktır.

3-Hana girişte oda ücreti verilmelidir.

4-Gece yarısından sonra yemek satışı yoktur, içki satışı devam etmektedir.


Han Kuralları Büyücüler İçin:

1-Kavga etmek yasaktır. (Bunun için özel bir alan hazırlanmıştır, belli bir ücret karşılığında kullanabilirsiniz.)

2-Hana girişte oda ücreti verilmelidir.

3-Gece yarısından sonra yemek satışı yoktur, içki satışı devam etmektedir.

4-Han içinde ofansif büyülerin yapılması yasaktır.

5-Muggle kısmına geçen büyücünün tüm sorumluluğu kendisine aittir.








12
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 01 Eylül, 2022 13:23:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Amerika'da The Solid Angel isimli bir han açmak istiyorum.

Hanımız muggle ve büyücülere açıktır. büyücülerin hanın tamamında özgürce gezebilmesi bir yana, eğer cadı avcılarına denk gelir de başlarına bir şey gelirse hanımız hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmemektedir. Muggleların kalabileceği yerler kısıtlıdır ve hanın diğer kısmına hiçbir şekilde geçememektedir.

Hanın alt kısmında içki içip karnınızı doyurabileceğiniz iki yer bulunmaktadır. Bunlar da yine de muggle ve büyücü olarak ayrılmıştır. Mugglelar için 10, büyücüler için 10 tane oda bulunmaktadır ve odalarımız en fazla iki kişiliktir.

Muggle kısmında muggle npc'ler, büyücü kısmında npc büyücüler çalışmaktadır. Çalışanlarımıza da kalacak yer sağlamaktayız. Eğer başınız dertteyse hanımızda çalışıp ücretsiz bir şekilde konaklayabilirsiniz.


Mekan ruhsatı almıştım fakat hangi karakterde olduğunu hatırlamıyorum. GP'yi de Victoria'dan alabilirsiniz. Teşekkürler :)


13
Apples & Oranges / Ynt: Kaçakçılık
« : 01 Eylül, 2022 00:59:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bakışları vücuduna kayınca boynunu kırmak istese de kendisini durdurmuştu. İstediği şeyi verebilir, bir yandan da keyifli vakit geçirebilirdi. Nasıl olsa görev başında değildi, yani görevi kafasına göre almıştı. Yarın ya da öbür gün birileri ihbar üstüne gelirdi. Şimdi eğlenmesine bakacaktı.

“Hanımım mı?” dedi sırıtarak.

Bu hitap şekline alışık değildi ancak alışabilirdi.  Adamın heyecanlandığı hissedince gülümsedi. Saçlarını tutan elini gevşetti, boynuna doğru ilerliyordu. Tırnaklarıyla yanağından geçerken iyice bastırıp küçük bir iz bıraktı. Yanağından kan akan adamda bıraktığı ize iyice bastırıp canını yakmaya çalıştı. Akan kanı alıp dudaklarına sürdü. Gülümsemesi ve kanın boyadığı kırmızı renkteki dudakları gümüşi saçlarına adeta meydan okuyordu.

“Öyle mi? Yalnızca dürüst bir tüccar mısın?”

Keskin tırnaklarıyla çenesinden tutup başını kaldırdı. Tırnaklarını boğazına bastırıyordu ancak kan çıkacak kadar değil. Sıkıca çenesini tutup yukarı kaldırdı. Boynunu apaçık ortaya serdi. Eli boynuna yöneldi. Ellerini boğazına sarıp adamın kesik nefesini, atan nabzını hissetti.

“Hiçbir şekilde usulsüz bir şey yapmadın yani? Yazık, kötü çocukları çok severdim. Onları cezalandırmaya bayılırdım. Eğer iyi bir çocuksan seninle ne yapmalıyım?”

Sanki büyük bir ikilemdeymiş gibi düşünceli bir yüz ifadesi takınmışken ellerinin altında atan nabzın hızlandığını hissedebiliyordu. Adamın boğazını hafifçe sıkıp nefesini tıkadı.

“Bana doğruyu mu söylüyorsun ‘Gabriel’?” derken sesi boğuktu.

Ardından cevap vermesi için ellerini gevşetti. Bakışları o kadar derin ve karanlıktı ki Luna şu anda bir aynaya bakıyor olsaydı mutlak suretle boğulurdu. Adamın ne halde olduğunu yalnızca Merlin bilirdi.

14
Apples & Oranges / Ynt: Kaçakçılık
« : 31 Ağustos, 2022 22:36:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu adam kaçakçı olmasa da kesinlikle sahtekarın tekiydi. Bu oyunculuğuyla kimi kandıracağını sanıyordu? Küçük bir kızken bile bundan bin kat iyisini yapıyordu. Böyle zamanla kara büyücü olmak istiyordu ama dişini sıkmayı tercih etti. Madem ki bu adam rol yapıyordu, o bin kat iyisini yapardı. Elindeki belgeleri yerine koyup asasını çıkarttı.

“Incarcerous!”

Madem ki hayalleri boyunu aşıyordu, ona sınırı göstermek de onun boynunun borcuydu. Sıkıntısını gidermesi için çekici ve çenebaz biriyle eğlenmenin bir zararı olmazdı. Hem bu adamın sınırlarını da merak etmiyor değildi. Merak, diye düşündü Luna. Merak tüm lanetlerin anası. Ne şanslıydı ki lanetler onun uzmanlık alanıydı.

Gözlerini adamdan ayırmadan pelerinini çıkartıp koltuğa attı. İki eliyle saçlarını düzeltip adama  adama doğru yaklaştı. Gözlerindeki ateş saçlarıyla tezat oluşturuyordu. İleri gitmeyecekti, yalnızca biraz vakit geçirmek istiyordu.

“Niye ağlıyorsun, kim üzdü seni böyle?”

Sesi de yüzü kadar alaycıydı. Max’in alaycılığını almış gibiydi zamanla. Tabii, kaç yıldır partnerlerdi, almaması tuhaf olurdu. Adamın saçını tutup gözlerini ona kilitledi. Bir yandan dişlerini sıkıyordu. Biriyle eğlenmeyeli ne kadar olmuştu?

“Babacığın sana kötü mü davrandı? Ne acı, böylesi bir yüze nasıl kötü davranabildi?”

Hafifçe tebessüm edip saçını daha sıkı kavradı. Ardından kucağına oturdu. Elinin tersiyle yanağını sevdi hafifçe gözyaşlarının akması gerektiği yere, ardından vurdu. Adamın yanağı hafifçe kızarmıştı, ama buradan çıktıklarında pembelikten başka bir şey kalmazdı.

“Böyle mi vurdu sana babacığın? Fransa’da mı Amerika’da mı?”

Luna eğleniyordu, yeterli olmasa da sıradan bir sorgudan daha keyifli olduğu yadsınamaz bir gerçekti. Ay saçlı büyücü adamın kulağına eğildi.

“Gerçekten benim yerime ruh emicileri mi tercih edersin?” diye fısıldadı şuh sesiyle.

Ardından yüzüne bakıp gülümsedi. Ayın karanlık yönünü anımsatıyordu gülüşü. Gizemli ve korkutucu. Merak uyandıran gülümsemesine yalnızca ölmek isteyenler kanardı.

“Şimdi ‘Gabriel’, cevap ver bana.”


İsmini ağzında yuvarlamış, inanmadığı belli etmişti adeta. Fakat ne önemi vardı? Onu eğlendirdiği sürece onu ölümden döndürecek görevlere atılan, tehlikeli insanlarla oyun oynayan Luna, bir sahtekardan mı çekinecekti?

15
Apples & Oranges / Ynt: Kaçakçılık
« : 31 Ağustos, 2022 11:06:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu adamın ağzında yalandan başka bir şey çıkıyor muydu? Fransızım deyip italyanca konuşması da ayrı bir gaftı. Birden değişen yüzünden adamın bir şeyleri yanlış anladığı kesindi. Böyle bir adamın hala nasıl hayatta olduğunu anlamak güçtü. Ortamı okuyamıyordu bile. Gerçekten böyle birinin kendisine dokunabileceğini mi sanıyordu? Yoksa Boleyn’e safkanlığı arttırıcı steroid satarken kendisi de mi almıştı?

“On t'a bercé trop près du mur?” diye sordu, anlamayacağından emin olsa da.

Bildiği diller arasında yalnızca Fransızca, İtalyanca, lehçe ve İngilizce yoktu elbette. Kasabadayken hem çok sıkıldığı hem de ailesinin pek çok üyesi Avrupa’da olduğu bir hayli dil öğrenmek zorunda kalmıştı. Bu dilleri böyle bir yerde, neler olduğundan haberi bile olmayan bir adama karşı kullanacağını düşünmemişti tabii.

Luna ona ne saçmaladığını soramadan onu arka tezgaha yönlendirdi. Böyle pis bir yer olamazdı, ağabeyinin evine de kaç kez gitmişti ancak bir kez olsun pis olduğunu görmemişti. Haylaz kardeşi bile evini toplamayı biliyordu. Hele ki burası bir iş yeriydi. Burada kaçakçılık dönmese de bir şeylerin döndüğü kesindi fakat Luna bilmek bile istemiyordu.

Ayrıca hanımım da nesin nesiydi? Max dalga geçmek amacıyla leydim, prensesim diyordu ama hanımımı ilk kez duymuştu. Hayalinde yaşayan bu adam onu ne sanmıştı? Hali tavrı “ben ölmek istiyorum!” diye haykırırken istediğini vermemek ayıp olurdu, değil mi?

“Langlock!”

Asasını bir rakiple savaşıyor gibi hızla çıkarıp susturmayı başarmıştı adamı. Konuşması ne kadar keyifli olsa da haddini aşmıştı. Ne cüretle ona dokunmayı hayal edebilirdi! Luna adamın arsızlığına hayran olmaktan başka bir şey yapamıyordu. O hareketler neydi öyle!

“Elbette göstereceğim, ancak böyle davranmaya devam ederseniz dükkanınızda değil de buradan daha temiz olduğu kesin bir yerde göstereceğim. Sihir Bakanlığında.”

O ağzı kapalı bir şekilde dururken Luna da ortalığı gezdi. Belgeleri eline alıp inceledi kısaca. Belgelerde uzman olan Max’ti, o yüzden pek bir şey anlayamadı. Yine de burada bir sorun olduğu belliydi. Max’in cezasını bitirince uğramasını söylemesi gerekiyordu. Hem bu adamla bir de o uğraşsın istiyordu.  Belki can sıkıntısı azalırdı.

“Finite Incantatum!”

Adamın konuşmasına imkan sağlamak için büyüsünü sonlandırdı. Elindeki belgeleri salladı.

“Dediğiniz belgeler bunlardı diye düşünüyorum. Bu belgeleri nereden aldınız?”

Bu adam eğlenceliydi. İşi gücü belli ki yalan söylemekti ama yine insanları eğlendirmeyi başarıyordu. Eğer olur da bir gün yolu Sihir Bakanlığına düşerse onu ziyaret etmek isterdi. Hem bakanlığı nasıl karıştıracağını görmek de keyifli olabilirdi.

“Wingardium Leviosa!” diyerek adamın çıkarıp attığı ceketi ona verdi.

Burada ne olduğunu anlamış olmalıydı, anlamadıysa da sorun yoktu. Buraya eğlenmeye gelmişti ne de olsa.

Sayfa: [1] 2 3