-
Arkalarındaki tabelanın üzerinde uçan ve tekrar tekrar aynı cümleyi yazan tebeşirin takırtılarını hiç umursamadan hararetli konuşmalarına devam eden üç genç bir çıkmaza girmiş gibiydi. Oğlanlardan biri diğerinin elindeki süpürgeye doğru eğilip yakından baktığı sırada tebeşir o hafta boyunca aynı cümleyi on dokuz bin sekiz yüz altmış ikinci kere tamamlamış ve daha cümle tamamlanır tamamlanmaz görsel efekt yaratmak adına çoktan silinmeye başlamış ilk kelimenin üstünden geçmek için uçuşa geçmişti: "Okula dönüş fırsatını kaçırmayın! Öğrencilere özel süpürge bakım indirimi!"
André'nin süpürgesinin çalılarını gösteren Alfred kendinden emin bir sesle "Şuraları biraz daha budamalıydın; böylece ilk kalkışta çok daha hızlı fırlayabilirsin. Tıpkı bir arbale-" o sırada arkadaşının önceki aylarda başına gelenleri hatırlamış ve o aşağılık avcıları André'ye hatırlatmamanın daha doğru olacağını düşünerek sürdürmüştü cümlesini "Tıpkı bir bludger gibi! Mutlaka sahadaki en hızlı kişi olmaya bakmalısın."
André ise bu düşünceye katılmıyordu. Fikir karşısında şaşırmış halde "Fakat o zaman manevra kabiliyetini ciddi ölçüde kaybedersin! Evet sürat önemli ama dönmek istediğin yere dönemedikten sonra hızlı olmanın anlamı ne ki? Elimde Quaffle ile karşıdan gelen kovalayıcıya doğru daha hızlı uçarım olsa olsa."
"Ah André! Yeterince hızlı uçuyorsan o rakip kovalayıcının tek yakaladığı senin hızınla ağzına dolan tozlar olur. Haksız mıyım Will? Sen de bir şeyler söyle."
O ana kadar sohbete katılmayıp yeni bakımdan çıkmış kendi süpürgesini inceleyen William dikkatin birden kendisine yönelmesine şaşırsa da bu tartışmaya kendi inançlarını dahil etmekten geri kalmamıştı:
"Tabi ki ikiniz de haklısınız: hız ve manevra önemli ayrıntılar. Yine de bence esas önemli olan süpürgenin güvenlik aksamları. Mesela az önce kurdurduğum 'basınç-denge klipsi' sayesinde artık uçarken aklım hi-"
"Diyeceğim o ki, rakibini atlatmana gerek yok André, onu geride bırak yeter!"
Cümlesinin ortasında kafasını ondan öte yana çeviren ve cümlesini bölen Alfred'in omzunu şiddetle dürttü William.
"Hey! Hey! Bu da neydi şimdi?"
"Üzgünüm Will, süpürgeyi sadece büyükannesiyle yarışmak için kullanan birinin argümanlarını dinlemek istemiyorum."
Derisinin altını yakarak ilerleyen bir sıcak dalgasının boynundan yanaklarına ve sonra da tüm yüzüne yayıldığını hissediyordu William. Aklının derinlerinde kalmış bir mantık zerresi onu durdurmaya çalışsa da ağzından çıkmakta olan sözcükleri engelleyemiyor gibiydi. Kendisini rezil edeceğini biliyor gibiydi, ama durmak mümkün değildi sanki.
"Görelim hadi o zaman kim kiminle yarışıyormuş! Süpürgelerimiz yanımızda, kim daha iyi uçuyor görelim! André var mısın?"
-
[justify]Normalde çılgınlıklarıyla nam salmış Alfred'den bekleyeceği türden bir tepkiyi çok daha metanetli dostu William'dan görmeyi beklemiyordu ilk anda. Bu sebeple başta bir saniyeliğine tepki veremedi kumral saçlı oğlan. Teklifi idrak etmeye başladıkça yüzünü bir gülümseme sarmaya başladı ve kafasında olası senaryoları anbean daha da detaylı canlandırdıkça daha da genişledi gülümsemesi. "Şimdi, burada diyorsun yani?.." Yüzündeki muzip ifade iyice oturmaya başladığında Gryffindor'lu fişek Alfred'e de doğru konuşarak, onu da galeyana getirmek amacıyla ortaya attı ilk kuralı: "Diagon Yolu, paralel sokaklar. Binaların çatı hizasının üstüne çıkmak yok. Buraya ilk geri dönen kazanır."
İki dostunun da bu konudaki hevesini görmesiyle birlikte çevresine bakındı hızlıca. Böyle bir işe girişeceklerse başlarına bela olup kendilerine azar çekecek yetişkin bir akranın ortalıkta olmaması, en azından yarışa başlayana kadar kendilerini fark etmemesi gerekiyordu. "Sanırım bu yapacağımıza karşı bir kanun yok cidden... Aslında olmalı da ama sanırım üzümü yeyip bağını sormamak lazım şu spesifik anda..." diye mırıldandı yanındaki ikiliye. Etrafı kolaçan ederken kendileri gibi muhtemelen kampanyadan faydalanmaya gelmiş, tanıdık bir iki sima da gözüne çarpmıştı. Kaş ve göz hareketleriyle beriyi işaret ederek yanındaki dostlarına doğru mırıldandı: "Böyle bir halta girişiyorken tüm ekibi mi dahil etsek?"
Onayları aldıktan sonra bir elinde süpürgesi, usulca ve her duruma karşın çok fazla dikkat çekmemeye çalışarak insanların arasında gezmeye ve bazı selamlar vermeye, sonrasında kulaklara fısıldamaya başlamıştı. Her şey hazır olduktan sonra, dükkanın önünde meşe ağacından süpürgesi, manevra kabiliyetiyle ve üzerinde iken çeviklik hissiyle bünyesini doldurup taşıran yoldaşı Lorraine'in üzerine yerleşecek ve Diagon Yolu'nun belki de göreceği ilk "sokak yarışı"nda yerini alacaktı.
-Bu kurgu, tamamen eğlencesine öğrenci karakterlere açılmış bir okul öncesi kurgusudur. Konsepti ise doğru anladınız, Diagon Yolu'nda tüm insan kalabalığının üzerinde, sokaklara sarkan çatı ve tabelaların altında bir sokak yarışı yapacağız.
-Kurgu tamamen dalgasına olacak ancak en rekabetçi sokak yarışı deneyimi adına, birkaç kritik anı içerecek şekilde düzenli olarak GM'lenecektir. Bu sebeple yarış başladığı andan itibaren her RP'nin altına bir Öğrenci Görev/Düello Zarı atılması gerekecektir.
-Yarış başlangıcı, 20 Ağustos akşam saatlerinde gelecek ilk GM metni ile olacaktır. O vakte kadar buraya kısa kısa RP'lerle isteyen dahil olabilir. Yetişemezseniz de endişe etmeyin, ileride sonradan da dahil olabilirsiniz.
-Yarış başladıktan sonra, yalnızca o spesifik anlarda ne yaptığımızı, örneğin virajın birinde engele nasıl yaklaştığımızı, betimleyip belki minik bir iki interaksiyon araya sıkıştırıp zar atacağız. Yani aşırı kısa, anlık reaksiyonlar üzerine kurulu bir seri olarak ilerleyeceğiz. Muhtemelen her gün yazabilme imkanı bulan herkesin birer kısa RP atmasıyla birkaç RP içerisinde sonuçlanacak bir seri olacak. RP yazamayan olursa belki bir tık geri düşer o an için ama her daim sonraki RP'lerde de bunu toparlayabilir.[/justify]
-
[justify]Yeni dönem öncesi babasıyla alışverişe geldiğinde Charlotte her zaman bunalırdı. Her sene bu aylarda babasının kendi elinden düşürmediği teşekküllü bir listenin kopyasını Charl'ın eline tutuştururdu. Charl ise bunca malzemeyi ne yapacağına asla anlam veremezdi. Eğitime son derece önem veren baba Rillian ile Charlotte'un tek anlaşamadıkları konu bu idi muhtemelen. Charlotte eğitim ve öğrenime pratik yaklaşıyor, kitapları sevse de onları okumak istediği zaman okuyordu. Dayatmalardan hoşlanmıyordu. İksirler için ise formüllerden ziyade daha çok karmaşa yaratmayı seviyordu. Kaynayan kazanın içinden ne çıkacağının sürpriz olması daha güzel olmaz mıydı? Eh, maalesef ki bunu da kimselere izah edemiyordu. Etmeye de uğraşmıyordu aslında. Sabit bir yaklaşım gibi gözükse de öyle değildi. Sadece umursamıyordu. Olduğu gibi, gelişine, anı anda yaşamayı seviyordu. Kendi düzeniyle daha başarılıydı. Öyle ki adeta bir bal kavanozundan fırlamışcasına bina birincisi olmuştu. Hala inanmamakla birlikte ailesinin beklentilerini istemeden fazlasıyla yükseltmişti. Babasının son çılgınlığı Charl'ın Quidditch takımına katılmasaydı. Bunu ilk duyduğunda aralıksız iki dakika boyunca güldüğünden babası algıları kapalı bir şekilde bu fikre sahiden sevgili kızının takıma katılma fikrine sıcak baktığını düşünmüştü. O sebeple soluğu Diagon Yolu'nun kalabalık sokaklarında almışlardı.
Ne dese ikna edemediği babasıyla alışverişe gelince haliyle ilk yaptıkları iş yeni bir süpürge almak olmuştu. En son ne zaman uçmuştu Charlotte? Hatırlamıyordu. Kötü bir uçucuydu. Süpürge üstünde durmayı öğrenmesi iki haftasını almıştı birinci sınıfta. Onun gibi özgürlüğüne ve keyfine düşkün bir öğrencinin süpürgelerle arası iyi olmalıydı belki de rüzgarın ve yüksekliğin verdiği huzurla. Ara ara denemelere kalkışmış ve bir süre sonra süpürge ile arasında ki kontrol sorununa bir çözüm geliştirememişti. Korkuyor olabilir miydi? Bunu şimdiye kadar hiç düşünmemişti. İlk teorisi korkmanın aksine yer-yön bulma yeteneğinin zayıf olmasıydı ve akabinde onu takip eden reflekslerinin ağırlığıydı. Başta ciddiye almamış olsa da üstüne düşmemek bir noktada sinirini bozmuştu. Zayıflığından kaçmak ne kadar doğruydu? Suratı ekşidi. Bunu fark eden babasının kolları Charlotte'un omzunda yerini bulmuştu. Sıvazladı bir süre. Onu neşelendirmek istiyordu. Büyümenin ne kadar sancılı olabileceğini biliyordu orta yaşlı adam."Liste dışına çıkabileceğini de biliyorsun. Neden gidip kendi istediğin dükkanlara da bakmıyorsun? Derste yediğin şekerli tüy kalemleri tüketme hızına bakarsak bu dönem için daha fazla alman gerek. Portakallısının yeniden stoklara geldiğini duydum." Yeni dönem... Mezuniyet senesi... Quidditch... Dersler... Portakal... Ne? Babası az önce iki yıl önce üretimi durdurulan portakallı tüy kalemlerin yeniden satışa sunulduğunu mu söylemişti? Charlotte'un ihtiyacı olan buydu işte. "Ciddi misin?" Suratına bakıp devam etti."Evet, ciddisin. Yani.. İnanılmaz! İki yılın sonunda yeniden geldiklerine inanamıyorum! Böyle güzel bir tadı üreticilerinde unutamayacağını biliyordum! Ee-e... Ben niye burada duruyorum ki? Gitmem gerek. Hepsini almalıyım. Hepsini!" Heyecanı sesinden belli olan porsuk koşar adımlarla adresini çok iyi bildiği dükkana doğru yol alırken babası arkasından yalnızca gülüyordu. En az iki saat kadar kızını kendi haline bırakmasının yerinde bir karar olduğu kanısına varmıştı onu böyle neşeli bir şekilde görünce.
Cümbüşün arasından süpürgesinin varlığının imdadına yetişmesiyle kurtularak dükkan önüne vardığında cama asılmış dans eden harflerin oluşturduğu yazıyla adeta yıkılmıştı. "Günlük satım erkenden bitmiştir. İlginiz için teşekkür eder ve yine bekleriz." Elini alnına yapıştırarak hayıflandı bir süre. Şanssızlık bir güne karşılık gelseydi o da Charlotte için bu gün olurdu kesinlikle. Elinde süpürgesiyle dikilirken yakınındaki öğrencilerin konuşmalarına istemsizce kulak kabarttı. Söylediklerine göre bir "sokak yarışı" vardı. Süpürgelerle. Herkese açık olan bu fikrin kimden çıktığını düşünürken André'nin de adının geçmesiyle heyecanlandı Charlotte. Kesinlikle bir porsuk bir porsuğu desteklemeliydi. Başka kimlerin olduğunu henüz bilmiyordu. Babasının yanına dönünce sıkılacağını da çok iyi bildiğinden yarışı seyredecek bir tepe bulmanın mantıklı olacağını düşünüyordu. Geldiği hızla duyduğu kadarıyla öğrendiği yarışın başlayacağı alana yöneldi hemen. Şekerli tüy kalemleri unutmuştu. Yarın yine en alakasız anda hatırlardı nasılsa.
Soluk soluğa okuldan silüetlerin yanına yaklaşmayı başarabildiğinde kesik kesik konuşuyordu: "Oh! Hey... André! Iıı.. William! Ve uuh... Gry-ffindorlu sporcu güleç çocuk! Bb-eni bekleyin. Ben de varım."
Evet, Charlotte'un karar değiştirme hızı belli ki koşuculuğuna göre daha formdaydı. Şimdi uçmayacaktı da ne zaman uçacaktı? Uçmak için seçtiği yol çok engebeli ve yanlış olsa da ayağına kadar gelen bu muazzam fırsatı tepemezdi. Korkusu olup olmadığını öğrenmek istiyordu en azından. Hem babası onun adına bu kadar hevesliyken denememeyi kendisine yediremezdi. Biraz eğlenmenin de kimseye zararı olmazdı. Olur muydu yoksa? [/justify]
-
[justify]
Bu gerizekalı, kalın kafalı kuzenim geçen sene arkadaşlarıma dedi ki "O kadar çağırıyoruz adaya gelmiyorsunuz ehe ehe, Eadwig'i sevmiyonuz sanırım." Ağzına uçan tekme attığımın herifi. Ben de bu sene dedim ki, adada oturuyoruz sıkılıyoruz, sürekli çıkıp çıkıp geleyim arkadaşlarla takılayım. Bu salağa da malzeme vermeyeyim. Hem annem büyüceşurada, babam da başseherbaz oldu iyice ev boş. Bir şey olursa bakmam gerekiyor. Bakıyor muyum? Bakmaz olur muyum? Zaten çocukluktan beri buna çalışıyorum ben. Tüm yapılması gereken işleri hallettim. Gereken erzağı falan listelettim. Haftasonuna kadar tüm işleri bitirdim. Şimdi de çıktım geziyorum. İşte benim istediğim hayat bu yahu. Adada malikanede oturayım. Dosya mosya yapayım. Gelir giderleri çıkarayım. Arada bir adayı gezeyım falan. Bir de Charlotte olsa yanımda çok güzel. Ne öyle kuduruk kuzenim gibi seherbaz olayım da ucube yakalarken kolumu bacağımı kaybedeyim hayalleri... Diyeceksiniz aranız hala mı kötü? E yani. Ne zaman iyi oldu ki? Bir de bizim bir gerizekalılığımız var. Birbirimizi çok kırıyoruz. Aşırı kırıyoruz ama karşımızdakine de göstermeyeceğiz ya. Sanki bir şey olmamış gibi konuşuyoruz da hala. Yani Charlotte ile aralarında bir şey olduğunu fark ettiğim gibi kendime engel olamayıp atladım üstlerine, nedeni benim arada bir böyle patlamamdan kaynaklanıyor. Sonra noldu? Ares'in olayını öğrenelim gel Samuel ormana gidelim dedik. Bakanlık sorguya falan çekti. Annem ağzıma sıçtı. Çok sorumsuz hareketler. Normalde çok yapmam böyle de, işte Charlotte olayı kafamı allak bullak etti. Mantığımı mı kaybettim ne yaptım?
Ya neyse yine kafam dumanlandı. Diagon yolunda yürüyoruz kankam Nathaniel ile. Hava da bir sıcak ki sormayın. Soğuk hava üfleyen bir ıvır zıvır aldık yürürken yanımızda uçuyor bir nebze yaşayabiliyoruz. Süpürge satılan dükkanın önünden geçerken "Okudun mu?" dedim Nate'e bakmadan. "Dünya şampiyonasında İngiltere'nin süpürgeleri yanmış mı ne olmuş. 1 kişi ölmüş. Nimbus'un piyasa değeri düştükçe düştü. Bu zamanda yatırım yapılmaz, son bir senede olmayan kalmadı." diye rastgele bir gündem sohbeti başlattım. "Alacaksan da Nimbus alma kankam. Süpürge demişken..." Kafamla bir avuç Gryffindor ve Hufflepuff öğrencileri olduğunu bildiğim çocukları gösterdim. Ellerinde süpürgeler ile bir yarış yapmaya mı hazırlanıyorlardı? André'yi tanıyordum. Baya sevdiğim bir çocuktu bunu gösteremesem de. Zaten kime gösterebiliyorum ki? "Yarış yapacaklar gibi duruyor. Bu kalabalıkta. Tch..." Nate'e baktım. "Gel tozumuzu yedilerim bunlara."
Yanlarına geldikten sonra kafamı hafiften kaldırarak yukarıdan bakıyor bir ifade ile "Dostane bir yarış yapıyorsunuz öyle mi?" dedim dalga geçercesine. "O "dostane" kelimesini kaldıralım hadi." Yürüyüp adının Alfred olduğunu bildiğim çocuğa omuz attıktan sonra süpürgesini aldım elinden. Karşı çıkınca da "Ne o? Arkadaşlarının beni yeneceğine inanmıyor musun yoksa O'Donnell?" diye sordum tehditkar bir şekilde. "Hmphh!" diye bir ses çıkararak omuz silktim. "Aslında mantıklı bir düşünce."
Ben böyle raconumu kesmişken, William'a doğru bakacağım diye kafamı bir çevirdim, arkasındaki rastgele, öylesine sandığım Hufflepuff'lı kızın yüzünü bir gördüm... Beynimden vurulmuşa döndüm. "R-rillian?" diye fısıldadım kekeleyerek. Sesim çıkmadı anasını satayım. Hemen çevirdim kafamı. Koskoca Boleyn. KOSKOCA EADWIG BOLEYN BİR KIZ GÖRDÜ DİYE KENDİNİ NEDEN KAYBEDİYOR ULAN? Olmadı ki bir şey. Kalbim atmıyor ki hızlı hızlı. Sakinim ben. Hmph! Seviyorum. O da biliyor. Heyecanlanma lan artık. Ne zaman bitecek bu?
"Ehem... Nereden nereye yarışıyoruz söyleyin."[/justify]
-
Ağustos ayının sonuna yaklaşıyorlardı ve okulun açılmasına az bir vakit kalmıştı. Bugün Eadwing ile alışverişe gitmek konusunda anlaşmıştı. Birlikte Diagon Yolu'na gideceklerdi.Ailesi onunla birlikte gelmek istiyordu ancak o her zaman ki gibi Eadwig ile vakit geçirmek istiyordu. Onların sadece ödeme yapması için gerekli bütçeyi ona vermesini istedi ve durum bir şekilde onun lehine gerçekleşti.
Yemek vakti geldiğinde hızla odasından çıktı. Merdivenleri üçer beşer atlayarak indi ve büyük salona doğru koşar adımlarla gitmeye başladı. Acıkmıştı ama acele etmesine neden olan bu değildi. Acele ediyordu çünkü yemek saati demek bir nevi teneffüs demekti, yani arkadaşlarıyla rahat rahat çene çalabileceği bir vakitti. Nathaniel'ın Eadwig dışında iki yakın arkadaşı vardı. Biri muggle kökenli biri ise melez olduğu için ailesi onlarla görüşmesini istemiyordu. Ama genç büyücü onlara olan borcu oldukça değerli kılıyordu ve güven duygusunu hissettiği insanlardı. Oysaki Nathaniel ailesine bile güvenmezdi. Yaz tatilleri dışında eve gitmeyen çocuk, bütün yaz yine 'o arkadaşların ile görüşmeyeceksin' nutukları dinlemişti. Tamam, o da safkan olmasıyla gurur duyuyordu ama bu diğerleri ile arkadaş olmasına neden engel oluyordu ki? İkisi ile de görüşmek istiyordu, onlarla çene çalmak, maceralara atılmak istiyordu. Bazen safkan olduğu düşüncesi beynini kemiriyor, başka melez veya muggle arkadaş edinmemek konusunda kendisine söz veriyordu. Aslına bakılırsa bu sözü tutuyordu da. Bu iki arkadaşı dışında hiçbir safkan olmayanla görüşmüyor mecbur kalmadıkça konuşmuyordu. Ailesine benzemeye başladığını fark ettiğinde biraz olsun canı sıkılıyordu.
Çatlak Kazan’dan az evvel çıkan Nathaniel, Diagon Yolu’nun tüm yaz gördüğünden daha kalabalık sokağına baktı ve derin bir iç geçirdi.Eadwig en sonunda yanına geldiğinde sıcak havayi engelleyecek lanet sihirli şeyleri getirmişti. Ama ne fayda hava yanıp tutuşuyordu.Elbette bir hot cadı kadar değil!
Ağır adımları Arnavut kaldırımlarını ezip geçerken bir yandan da Eadwig gelecek potasında okuduğu hatta okumayıp birisinin mırıldanmasıyla duyduğu haberden bir şeyler söylüyordu."Dostum para benim için çok önemli özellikle bu sene mezun olacağımızı düşünüyorum da senin de söylediğin gibi böyle bir ticarete girmek tamamen aptallık olurdu." Nathaniel parayla alakalı çok şey düşünüyordu. Ailesi zengindi fakat yine de her koşulu düşünmek zorunda hissediyordu.Suan ise kendi süpürgesi annesinin ona sınavlarının başarısı sebebiyle hediye olarak almıştı."Çok geç kaldın bu tavsiyeyi vermek için kanka! Annem hediye olarak çoktan nimbusu seçti.Aslında onu teslim almam gerekiyor" derken gözü Quidditch malzemeleri satan yaşlı bunağın dükkanını arıyordu.
Gözleri dükkanı ararken Eadwig'in yönlendirmesiyle bir kaç öğrenciyi fark etti.Hufflepuff köylüsü öğrenciler ve okula dahi devam etmelerine her defasında şaşırdığı Gryffindor'lular...Hiç birisiyle bu zamana kadar bir sorunu olmamıştı ancak sevmiyordu,SEVEMİYORDU...Lakin aralarında sonradan fark ettiği Charlotte farklıydı.O kankasının biricik aşığı ve onun yengesiydi...Belki de değildi...Düşüncelerinin onu etkisine almasına daha fazla izin vermeden "Yarış...Hem de bizsiz yapılan bir yarış...Bir kaç köylü ile kendimi yoramam ama sen heves ettiysen içlerinden geçmek şart oldu." diyerek göz kırptı ve yanlarına gittiler.
Eadwig'den bir adım geri duran Nathaniel,bakışlarını öğrencilerden ayırmıyordu.Keşke yarışmak yerine kavga etselerdi...Birbirlerini yumruklayıp tekme atmak daha heyecanlı geliyordu.Belki de birisinin kulağını dahi ısırabilirdi...Düşünceler icerisinde gözlerinin akları ela kısmını kapatmak üzereydi ki,Eadwig'in sözleri üzerine bütün stresi geçmiş kıkırdamaya başlamıştı."Dostane olayı tamamen fütursuzca benliğimizi ele geçirmeye çalışan safsata dışında bir şey değil" Ellerini birleştirip parmaklarını kütleterek "Heyecan daha fazla heyecan gerekli bizlere ama dimi ?" Diyerek göz kırptı.Kankasının harekete geçmesiyle beraber bir adım atan Nathaniel,kavga için hazır olduğunu belli etmek için omzunda ki postacı çantasını yere attı,elleri terliyordu.Ama Eadwig bu defa gerçekten kurallara göre davranmayı kafasına koymuştu.Yarışacaklardı..."Eh peki o halde yarışacaksak gidip süpürgemi almam gerekiyor öyle değil mi?" dedi ve Eadwig'e hemen geliyorum mimik'i atıp,yaşlı bunağın dükkanına koşturdu.
Dükkana nefes nefese gelen büyücü "Lastrange...Nathaniel Lastrange adına yeni bir süpürge olacaktı." der demez yaşlı tıknaz,yerden gitme kocaman gözlüklü büyücü ortaya çıktı.Kahverengi vitrinin üzerinde zorla hediye paketini açmaya çalışan büyücünün elinden hızla süpürgeyi kapan Nathaniel "Anneme saygılarınızı iletirim sayın gözlükleri kendisinden daha güzel büyücü!" diyerek dükkandan çıkıp koşarak öğrencilerin yanına yetişir.Yarış daha henüz başlamamıştır. Yeni süpürgesini köylü Hufflepuf ve öğrenci olmaktan yoksun Gryffindor'lulara göstere göstere "Eveeet! Biliyorum çok güzel ve yeni...Tabii sadece yeni ve güzel olması önemli değil bu zamana kadar Quidditch maçlarında nasıl tozumu yutturduysam,şimdi de aynısı olacak!" diye tehditkâr bir şekilde konuşmasını yapmıştı.Ela gözleri William ve André'nin ne halt edeceğini gözlüyordu.Diğer bir tarafta ise Eadwig'in Rillian'a karşı duyguları içinden "Umarım aşk sebebine bu köylülere yenilmeyiz" diye iç geçirirken "Nereden nereye yarışacağımız dışında bu yarış sonunda ne kazanacağımız aslında daha önemli diye düşünüyorum." Elleri yine terlemeye başlamış ve adrenalin isteyen bünyesi sebebiyle kalbi daha hızlı atmaya başlamıştı."Bir iddaa koyalım,ne verebilirsiniz?"
-
[justify]
Son yılın başlamasına çok az bir zaman kalmıştı. Hogwarts'a dair eksiklikler tamamlanıyordu. İkinci elcideki fahiş fiyatlar tüm öğrenci ve ailelerin canını sıkmaya başlamıştı; birçok kişi kitapları kendi aralarında değiş - tokuş ediyordu. Ben de elimde pek de dikkatimi çekmeyip kütüphanemde bulunduramayacağım kitaplarımı ihtiyacı olan öğrencilere veriyor, yenileri ile yerlerini doldurduğumda da listemden bir maddeyi daha silmiş oluyordum. Fakat ikinci el bir kitap almak yerine temiz basılmış bir kitap almak muhafaza etmemi fazlasıyla kolaylaştırıyordu.
Elime gelen zarftaki ihtiyaç listesine göz gezdirdiğimde pek çok yedinci sınıf kitabına ihtiyacım olduğunu gördüm. Tüm bunların yanında yeni bir bakır kazan almam gerekiyordu. Neyse ki süpürgemin bakımını yapılması için yaklaşık on gün öncesinde Diagon Yolu'na bırakmıştım. En azından, okullar açılıyor şimdi her şey daha ucuz, furyasından paçamı kıl payı kurtardığımı düşünüyordum.
Eksiklerimi boş bir parşömene sıralarken bu alışverişi tek başıma yapmayacağımın farkına vararak bir düzen oluşturuyordum. İki gün öncesinde Samuel anlatacağı çok şeyin olduğu bir baykuş postasını evime göndermişti. Ayrıca tatlı bir nezakette bulunup kitap indiriminden faydalanabilmemiz için kitapçıya bir postayla ricada dahi bulunmuştu. Bazen neden onunla çok daha öncesinde tanışıp samimiyet kurmadığıma anlam veremiyor, bazen de bunu kendi inat ve önyargımdan kaynaklı bir engele yoruyordum.
Kişisel ihtiyaçlarım için kimseyi peşimde sürüklememek adına oluşturduğum listeme son bir kez baktım. Üç kez kontrol ettim ve katlayarak bir hafta sonrasının gelişini saymaya koyuldum. Son alışverişimi tek başıma yapacağım, benim için pek ala stresli ve yorucu geçen yaz dönemini Samuel'e anlatacağım ve onunla görüşeceğim için fazlasıyla sabırsızdım.
O o O o O
Uçuç tozunu üzerimden silkelerken saçımı düzelttim. Üzerimde siyah, kirli görüntüye sebebiyet veren tozların olmasını istemezdim. Bazen sanki bir kuş tüyü üzerinde cisimlenmişim gibi istediğim yere gidebiliyordum fakat bazen de bir kazan başımın tepesinde patlamışçasına bir görüntüye sahip olabiliyordum. Şu an kuş tüyü kadar rahat geldiğimi söyleyemesem de konforlu ve her zamanki gibi görünüyordum: düzenli ve sade.
Boynuma asılı saati çekiştirip saate baktım. 10.00 yalnızca on dakika kalmıştı. Samuel'in mektupta bana söylediği yere doğru giderken en son gönderdiği fotoğraf aklıma geldi. Bakanlıktan getirdiği ördeği ile kucaklaşan halleri o kadar hoştu ki, gülümsemeden edemedim. Ben tam da bu gülümsemeyi yüzümden silip ayaklarıma bakarken onu gördüm. Karşıma dikilmiş, benden önce buraya gelmişti. Aniden gelen adrenaline ve yazın verdiği mesafeye iç çekerek "Samuel!" diyerek atladım boynuna. "Çok özledim seni." Parmaklarımın ucuna basıp başımı omuzuna yaslayarak sıkıca sarıldım. İpince sarılmaların insanı değildim ben. "Bana anlatacak çok şeyin var." dediğim sırada bir kadınla göz göze geldim: Samuel'in annesi, Bayan Boleyn. Hayalet görmüş gibi geri çekildim. Dilim damağıma yapışmış, dudaklarım aniden gerilmişti. Utandım. Yaptığım hareket patavatsız veyahut pervasızca mı sayılırdı, emin olamıyordum. Elimi kadına doğru uzatarak kendimi tanıttım ve sessizce Samuel'in yanına geçerek annesinin peşinden yürürken kulağına fısıldadım: "Annenin geleceğini neden söylemedin?"
Çoğu ihtiyacımızı karşılayıp bir kafeye, limonlu çörek yemek için oturduğumuzda Meredith'i gördüm. Esasında niyetim nasıl olduğunu sormaktı fakat zamanın akışını tamamı ile değiştirecek bir haberi, bir haberci baykuşu gibi cadıdan aldığımda hiçbir şey söyleyemeden Samuel'in kolunu tutup çekiştirmeye başladım. Neyse ki annesi o sırada yanımızda değildi. "Kalk çabuk." dedim cebimdeki asayı kontrol ederken. "Kalk kalk kalk. Seni hiç unutamayacağın bir yere götüreceğim." diye ısrar ederken pencerenin dışındaki artan kalabalığa ve gürültüye bakmaya çalışıyordum. Samuel halen bakanlıktaki anılarından bahsetmeye çalışıyor, bunların yarım kalacağını geveliyordu. Bıkkınlıkla büyük bir nefesi dışarıya verdiğimde kolunu bırakıp dirseklerimi masaya dayayarak yüzünü yüz hizama getirmeye çalıştım. "Bütün bir yıl ortak salonda bakanlık anılarını dinlemeye hazırım. Ve benim de sana anlatacağım çok fazla şey var. Ama Samu, kalk artık!" diye serzenişte bulunurken süpürgesini eline tutuşturdum. Onu kapıdan hızlıca çekerken kalabalık yarışın yolunu tutmuştum.
[/justify]
-
Bu çılgın yarışın eşlikçisi ne bir oyun yöneticisi ne de bir kahin: bir çatlak! Yarışınız boyunca sizi aşağıdan takip etmeye çalışan Quidditch hayranı ancak asla oyuncusu olamamış yaşlı ama bir o kadar çevik Douglas'ın direktifleri doğrultusunda hareket edebilirsiniz. Oyun kuralları italik verilmiş cümlelerde olurken zar atıp hamle etmeniz gereken engel altı çizili bir halde verilecek. Yarış boyunca kurallarda değişiklik ve ekleme hakkını tamamen saklı, gizli tutarım. Voldemort'un burnunu sakladığı gibi saklarım.
Ancak unutmayın! Yolunuz sapabilir, kurallar çiğnenebilir ve her şey beklenmedik bir şekilde alt üst olabilir! Douglas'ın ara ara verdiği akla uyup uymamaksa tamamen size kalmış. Süpürgesi iyi olan kazansın ;)
Not: Yarışa gm metninden sonra da katılabilirsiniz; isterseniz ortasından hile yapıp dahil olduğunuzu yazın isterseniz de dürüst bir şekilde en başından başladığınızı onlar çoktan ilerlemiş olmasına rağmen. Ya da kendinize aşırı güvendiğinizi ve onlara avantaj verip geriden bilerek başladığınızı! Bahaneniz hiç fark etmez, yarış hangi noktada olursa olsun start çizgisinden başlamak kaydıyla istediğiniz zaman katılabilirsiniz. Sonuçta ilk başlamış olmak asla ve asla ilk bitirmenin garantisi değil.
Kaliteli Quidditch Malzemeleri Dükkanı önünde oturuyordum. Tıpkı yılın diğer ayları, ayın diğer haftaları, haftaların ise diğer günleri gibi, dosdlarım. Engin ve eşsiz bilgilerimle buraya gelen yumurcaklara süpürgelerin ve daha da önemlisi Quidditch'in ucsuz bucaksız dünyasını tanıtmak, onlara benim gibi bir üstattan birkaç parça deneyim aktarmak istiyordum. Peki ben kim miydim? Dünyaca ünlü, üst üste 66 yıl boyunca Mükemmel Arayıcı Ödülünün tek sahibi, dünya üzerindeki tüm Quidditch takımlarının uğruna savaşlar verdiği ben! Olacaktım saygıdeğer dosdlarım! Olacaktım! Annemler fırsat vermedi. Quidditch'te para yok dediler. Oku Sihir Bakanı ol dediler. Ben oğlum topçu olmuş dedirtmem dediler. Sen uçmayı bilmiyorsun dediler. Evin tüm pencerelerini kırdın dediler. Oysa ki ne takımlardan teklif gelmişti dosdlarım. Hele Hogwarts'ta var ya... Tek benim adım yankılanırdı sahalarda. Kaptan olacaktım da işte, hakkımı yediler... Kızlar sırf burnu yüzünün doğru yerinde diye o suratsız Henry'yi seviyordu. Kimse anlamadı değerimi...
Neyse dosdlarım; yine böyleyken günlerden, bir baktım birkaç zıpır Hogwarts öğrencisi heyecanla konuşuyorlar. Yarış diyorlar, kurallar diyorlar. Kulak kabarttım tabii. "Çatı hizası geçmek yok," dediler. Aman Merlin be bu çocuklar çok ürkek, havada takla atıp yere pike bile yapabilmeleri lazım."Gringots'a kadar gidip dönülecek," duydum bir başkasından da. Ben olsam Knockturn'ü bile tur atıp gelirdim bunlar bitirene kadar diye yandan köftehor denilebilecek bir gülüş attım dosdlarım. "Yaralanmalar, süpürgeden düşmeler olabilir tabii," dedi öteki. Olur hele, olmaz mı ya, sonucuna katlanan her şeyi yapsın tabii, değil mi dosdlarım? Hele ben olacaktım ki... Hepsi ağzı açık izlerdi... Genç olsam var ya dosdlarım.. Dalmış bir halde yapacağım artistik manevraları düşlerken bir baktım havalanmış bile çocuklar. Aman! Beni unuttunuz ya! Hayatta kaçıramam bu yarışı, bekleyin evlatlarım.
Ama tam da koşarken soluk soluğa, karşılaştıkları ilk köşeyi gördüm. Dümdüz giden yol keskin bir şekilde sola ve sağa ayrılıyordu. Sola giren araya dönmek hareket açısından en kolayıydı ancak saparlarsa apayrı bir yere giderlerdi ve yolları uzayabilirdi. Sağa dönüş ise en direkt yoldu ancak dönüş çok keskindi. Kısa mesafe ve hızlı kalkışın verdiği dezavantaj da cabası. İlk kalkışı kimin yaptığınınsa hiç önemi yok, yarış resmen bu köşeyi başarıyla dönenle başlıyor. Bu köşeden de onları ancak başarılı bir manevra kurtarır gibi duruyor. Hay Merlin!
Yarış boyunca haritanız bu olacak, dükkan isimleri döneme uygun olmasa da güzergah tarifini bunun üzerinden yapacağım. Sizler de aynı şekilde 'yoldan çıkmak' isterseniz haritayı baz alabilirsiniz.
[spoiler](https://imgyukle.com/f/2022/08/21/nyj6ms.jpg)
[/spoiler]
-
[justify]
Etrafta yarışın kazananı üzerinden iddialar dönerken yanımdaki Samu'ya şakayla karışık omuz attım. "Beni geçebiliyorsan geç. Geçemiyorsan, arkamı kolla." dedim kıkırdayarak. Kendime gereksiz güveniyordum. Aslında havada durmakta iyi sayılırdım ; yalnızca bunu bir spora dönüştürmekte, quidditchte becerikdizdim. Bu kuralsız yarış için belli belirsiz bitiş noktası da söylendiğinde ayaklarımı kalçama çekip göğsümü süpürgeye yaklaştırarak uçmaya başladım.
Atmosfere kuvvetli bir kaos hakimdi. Belli belirsiz insan silüetlerini geçmeye çalışırken parmaklarımı ahşap süpürgenin etrafına sardım. Bakımdan yeni çıkmıştı ve pürüzsüz bir yağ üzerinden kayıyor gibi hareket ediyordum. Alışabilmek ve kendimi yormamak için vücudumu gevşettim. İlerledikçe hırslanıyordum. Bunun eğlencesine bir yarış olduğunu kendime hatırlatarak ayaklarımı daha konforlu bir hale getirerek birbirine doladım. Önüme iki yol ayrımı çıkıyordu. Önümdeki bazı öğrenciler nereye sapacağının belirsizliği ile duraklıyor, bazıları ise sanki bu anın provasını yapmış gibi ezbere bir şekilde hareket ediyorlardı. Hangi yöne gideceğime karar vermek için zihnimi daha hızlı çalıştırmalıydım. Soldan gidersem yol bir hayli uzayacaktı. Sağdaki viraj da keskin görünüyordu. Kim yemiş virajı, korkanın çocuğu olmaz diyerek sağ tarafa yöneldim. Öyle kuvvetli bir dönüş gerçekleştirmeye çalışmıştım ki, aşağıdaki kalabalık süpürgeyle drift yapmaya çalıştığımı düşünürse şaşırmazdım. [/justify]
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4
rpout: inşmerlin doğru zarı atmışımdır.
-
Annem elini narince koluma yerleştirmiş, benden güç alırcasına dikilirken ben hareket edemediğim için sıkıntıdan bir şey dememeye çalışıyordum. Yerinde duran biri değilim ki ben, beni kafese almış gibi tutuyor ya şöyle sinir oluyorum! Sabırsızlıkla ayağımı sallıyordum bu yüzden. Diana'yı bekletmemek için erkenden gelmek istedim Diagon Yolu'na ama niyeyse bir anda annem de peşime takıldı. Artık son sınıf olduğuma göre tek başıma alışverişimi gerçekleştirebilirim diyerek ikna etmiştim oysaki gelmemesi için ama Diana'yla gideceğimi öğrendikten 5 dakika sonra giyinmiş şekilde gelmişti salona. "Oğluşumu bir daha ne zaman Hogwarts alışverişine çıkarabileceğim? Son kez bebeğime yardımcı olayım izin ver..." diye diye ikna etmişti beni. Niye salmıyor anlamıyorum ki? Birkaç kere de Diana'dan gelen mektupları okuyuşunu yakaladım evde bu yaz. Veya bana ulaşamayan mektupların haberini aldım. Annem sağ olsun Diana'nın mektubunu Yulaf'ın gazetelerle dolu kutusuna atmayı benim okumamdan daha mantıklı bulmuş. Şimdiye kadar hiçbir kız arkadaşımla anlaşamadığı için şaşırmıyorum bu hareketlerine. Artık tanıyorum annemi ama sorun şu ki Diana sadece arkadaşım. Anlatamıyorum kadına!
Alt dönemlerden birkaç kızın kol kola yanımıza yaklaştığını görünce sıyrıldım sonunda annemden ve ona arkamı dönüp kollarımı esnetmeye başladım yukarıya doğru. Kızlar geçerken uzun bir bakışmanın sonunda gülümseyerek selam verdim. "Bayanlar..." Kıkırdayarak uzaklaşmalarının ardından arkamdaki dükkan camından tipimi kontrol edeyim dedim gülümseyerek. İyiyim harbi ya, omuzlarım daha da genişledi. Kilo aldım gibi de hissediyorum. Yazın boş zamanlarımda Quidditch için kondisyon çalışmıştım. Son sınıfta artık okulda yapmak istediğim ne varsa hepsini gerçekleştirmek istiyorum. Quidditch kupası da buna dahil.
Saçlarımı camdan kontrol ederken yansımadan Diana'nın koşar adım yanımıza gelişini gördüm ve dikleşerek döndüm arkamı ona doğru. Tam ona doğru bir adım atmış sarılmak için kollarımı uzatmışken o hiç beklemeden boynuma yapıştı. Hafif ayaklarının kesildiğine bile eminim bu sırada. Özlemiş beni. Gülümsedim. "Tahmin ediyorum. Sıkılmışsındır bensiz ha?" dedim özellikle sinir etmek için. Diana'yla okulun ikinci dönemi bir anda çok yakın olduk ve bilmiyorum yani Clayton ve Edward dışında yazın özlediğim sayılı kişilerdendi bu kız. Diğerleriyle de sohbet etmeyi, bir şeyler yapmayı seviyorum mutlaka ama özellikle Diana'ya daha çok anlatmak istiyordum bazı şeyleri. Annemin sesini duyduğumda Diana da bir anda beni göğsümden ittirerek aramıza mesafe koymuş ona kendini tanıtmıştı. Annemin kızı baştan aşağı süzüp "Tamam kızım. Anladım zaten. Ben de Raymond'ın annesiyim." Raymond ne anne ya? Annem yüzünü buruşturarak bana döndü ve "Oğlummm, hadi gidelim istediğin yere. Çok yoruldum ben de beklemekten. Oturayım bir yere." dedi. "Tamam ilerleyelim." dedim yolu elimle göstererek ve annem önümüzde yürümeye başladık. O sırada Diana'nın sitemine bozuldum biraz. Annemden rahatsız olmuş gibiydi. "Ben de bugün öğrendim..." dedim dudağımı büzerek. Yani doğruya doğru annemi çoğu arkadaşım sevmez, beni de darlıyor. Ama yine de insan istiyor ki biriyle de iyi anlaşsınlar. "Neyse ya ekeriz bir şekilde sen merak etme." dedim konuyu kapatarak.
Oldukça uzun bir süre gezdik. Bu sırada alacağımız çoğu şeyi almış, hem ben hem de o anlatacağımız çoğu şeyi anlatmıştık. En son bir tatlıcıda oturmuşken Bakanlık stajımda en son gördüğüm olaydan bahsediyordum ki Diana beni susturdu. "Nereye? Kahveler yarım..." derken masaya eğilip dibime kadar girince susup dinledim sadece. "Tamaam, geliyorum ya sakin. Böyle teklife hayır diyen de ne bileyim?" dedim sırıtarak. Bana yaklaşmış olmasını biraz da şakaya vurmaya çalışıyordum o an aslında.
Beni çekiştirerek dışarı çıkardığında amacını anlamıştım. Bütün okul toplanmış, hepsinin elinde de süpürge... Yarış planlıyorlar. Kuzenimi görünce karşısına geçtim. "Vaaay Boleyn Beyefendisi adasından dışarı adım atabilmiş sonunda. Şaşırtıcı." dedim gülerek. "Dikkat et de soylu paçaların çamura batmasın burada kuzen, aman ha yengem çok kızar. Bu yarış hiç sana göre değil." dedim iyice sırıtarak. Aslında aramız çok kötü de değil ha. Ama ne bileyim artık hiçbir zaman iyi olmayacakmış gibi geliyor. Son yaptığını unutamıyorum. Ayıp etti, üzerine gelip bana tek bir açıklama dahi yapmadı. Bir kusura bakma dese, özür dilese kapanacak konu belki ama attığı kazık umurunda bile değil belli ki. O yüzden artık o da benim umurumda değil. Bu sırada Slytherinli çocuklardan biri, Nathaniel, tutmuş süpürgesinin ne güzel olduğundan bahsediyor. Yanımdakilere dönüp "Sen öyle mi düşünüyorsun? Sen? Kanka yok ya burada kimse öyle bir şey dememiş." dedim dalga geçerek. Bir iddiadan bahsettiğini de duymuştum. Katılmak çok umurumda değildi. Bunlara borçlu kalmak da bir şey kazanmak da önemli değildi ama Diana hevesli duruyordu. Onunla yarışmak için katılacaktım sadece, bu yüzden ilk başta sessiz kaldım. O da bana meydan okuyordu. "Sen kendine çok güveniyorsun kızım. Hiç acımam. Bu yaz o antrenmanları boşuna yapmadım." dedim kollarımı süpürgemi tutarak kasarken. Şovcuyum ben oğlum, utanmıyorum. Hayattan böyle zevk alıyorum. Övgü seviyorum. Diana'yla gülüşürken "Hadi ya yapıyor muyu-" diye milleti harekete geçirecektim ki gözüm birine takıldı. Charlotte da buradaymış. Yüzüm düştü istemsizce ve kaşlarım çatıldı. Eadwig'e bakıyordu bir de üzerine. Derin bir nefes aldım. "Bakın ne diyeceğim, iddia iyi fikir ya. Koyalım bir şey koyalıım. Kaybeden herkes kazanana bir sırrını paylaşsın. Benim bir gizli saklım yok, sorun olmaz. Ama..." Kalabalıkta Charlotte'la göz göze geldim ve güldüm dalga geçercesine. "Herkesi bilemeyiz."
Diana'ya dikkatli olmasını söyledikten hemen sonra yarışa başlamak için koşmaya başladım, sonra ayağımı sertçe yere vurarak havalanmıştım ki ivmem daha fazla olsun. En başından öne geçmeyi hedefliyordum. Bugün Diana gelmeden önce Gringotts'a gitmiş ve bir miktar para almıştık. O yüzden bilgilerim taptazeydi. Sadece arkamdakileri şaşırtmak için son ana kadar yönümü belli etmiyordum. Sağa dönmek için yol ayrımına yaklaştığımı fark ettiğimde yavaşlamaya başlamıştım, hiçbir pencereye veya elektrik direklerine çarpmayacağımdan emin olmaya çalışarak süpürgemin ucunu sağa çevirmeye başlamıştım.
Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 7, total 7
-
İkiz kardeşiyle birlikte onun süpürgesinin bakımı için bekliyordu Alexis. Sanki çok uzun süredir bekliyormuş gibi bir tavır takınmıştı. Ayak topuklarını ritmik hareketlerle taş zemine vuruyordu. Sonunda derin bir nefes alıp başını kaldırdı. Bakışlarını bir süredir yerden kaldırmayan kendisinin aksine Francis’in sokaktan geçenlere attığı bakışları fark ettiğinde istemsizce kaşları çatılmıştı. Neden böyle dik dik bakıyordu ki insanlara, rahatsız olmazlar mıydı? Alexis kesinlikle rahatsız olurdu.
“Yapmasana şöyle”
“Ne?”
“Dik dik bakma diyorum. Ya rahatsız oluyorlarsa?” ayağını yere vurmayı kesmişti cümlesinin sonunda. Kardeşi kendisine bir cevap vermeyi planlıyor muydu emin olamasa da süpürgesinin hazır olduğunu gördükten sonra Alexis’e dönmeye fırsat bile bulamamıştı.
“Emanete bak be” eline aldığı süpürgesine gözlerinden neredeyse kalpler çıkacak gibi bakıyordu Francis. Alexis onun böyle şeyleri her zaman gereğinden fazla sevdiğini düşünüyordu. Kumral saçlı artık sıranın kendisinde olduğunu düşünüp süpürgesini bıraktı. Bu sefer öyle sessizce beklemeyeceklerinden emindi. Francis gözünün önünde yeni bakımı yapılmış süpürgesi varken normalden daha gürültülü olacaktı elbette. ‘Bebeği’ hakkında onlarca şey anlatacak, yenilenince daha bir güzel olduğunu falan söyleyip duracaktı.
Bir ıslık sesi duyduğunda düşündüklerinin daha yarısını bile duyamamıştı ikizinin ağzından. Sesin kimden geldiğini anlamak için etrafa bakınmaya başladığı sırada kardeşinin biraz ileride, okuldan başka öğrencilerin de olduğu minik topluluğa doğru ilerlediğini fark edebilmişti ancak. Tabi her zaman olduğu gibi ister istemez kendini onu arkasından bir ördek yavrusu misali takip ederken bulmuştu. Neden o yöne ilerledikleri hakkında bir fikri bile yoktu.
Kalabalığa yaklaşıp birkaç konuşmaya kulak misafiri olduktan sonra yarış fikrinin hiç de ona uygun olmadığına emindi Alexis. Bunun üzerine ikizinin heyecanlı tavırlarını da gördüğü anda bir adım geriledi yavaşça. “Sanırım ben katılmasam daha iyi olacak”
“Ne demek katılmayacağım? Alexis-“
“Süpürgem. Bakımı bitmedi. Hem bitse de hemen eskitmeme gerek yok bence” en inandırıcı bahanesini kullanmıştı Alexis ancak kardeşinin yüzündeki ifadeden anlayabiliyordu işe yaramadığını. Francis kendince bir çözüm yolu bulmuş olmalıydı, şu ifade neden yüzünde olabilirdi ki yoksa?
“Arkama atlarsın”
“Ne?” gözlerini kırpıştırdı Alexis.
“Böylece sen de yarışta olursun işte”
“Bunun çok saçma olduğunun farkındasın, değil mi? İkimizi de taşımak zorunda olan bir süpürgenin kazanmaya oynayacağını düşünmüyorsundur herhalde”
“Bebeğimin bunu başaramayacağını mı söylüyorsun bana? Hah!”
Alexis ne diyeceğini bilemeyerek başını hafifçe iki yana salladı. O sırada da çoktan süpürgelerine binmiş hatta yarışa başlamış olanları gördü. “Zaten geç de kaldık, boşver” diyerek hafifçe gülümsedi, sahte bir avutma gülümsemesi gibi bir şeydi bu herhalde.
“Yetişebiliriz. Atla arkama”
“Francis cidden kendin gidip gelebilirsin. Tek başına ölmezsin, ben de ölmem”
Her ne kadar konuşursa konuşsun çoktan süpürgesine yerleşmiş, kendisinin de binmesini bekleyen kardeşine söz geçiremezdi Alexis. Huzursuz bir nefes vererek süpürgenin arkasına oturdu. Çok da uzun sürmeyeceğini umut ediyordu sadece.
-
Neredeyse hiç konuşmadan kardeşini ikna etmişti arkasına oturmasına. Normalde kendisine temas edilmesinden hoşlanmazdı Francis fakat ne de olsa arkasında oturan çocukla kan bağı vardı bu yüzden sıkı tutunması için uyarmıştı. Süpürgeye iyice yerleştikten sonra büyük bir hızla havalandılar. Yarışa biraz geç katılmış olabilirler ama bu kalabalığın içinde korkakça davranıp yavaş gidenlerde vardı. Her yer büyücü kaplıydı ve onlara çarpmamaları gerekiyordu. Tabii dükkanın önlerinde duran malzemelere çarpmak yasak diye bir kural gelmemişti kulağına. Neredeyse geçtiği her esnafın önünü dağıtıyordu ve bundan zevk alıyordu.
Arkasında oturan çocuğu unutmuş gibi olsa da onu düşürmemek için de elinden geleni yapıyordu. Girdiği her virajı genişten alıp keskince ilerliyordu. Bu onun içib daha iyi oluyordu. En son ki virajı aldıktan sonra önüne bir bakış attı. Neredeyse hiçbir yarışmacıyı tanımıyordu, André'yi de göremiyordu henüz. "Elbet bulacam seni oğlum, biz daha yerleşmeden yarışa başlamak ha! Aklını oynatacam senin, bekle beni!"
Üzerine giymiş olduğu takım elbisenin cekedi olduğu yerde durmadığı için biraz soeun yaşasa da idare etmek zor değildi onun için. "Bu spora yıllarımı verdim lan bekleyin beni," diyerek avutuyordu kendisini Francis. Alexis'in de arka tarafta ne yaşadığını göremiyordu. Umarım bir şey olmamıştır, diye dua ederek hızlandıkça hızlanmaya çalışıyordu.
Zor da olsa birkaç kişiyi sollamayı başarabilmişti, yeni bakımı yapılmış süpürgesiyle. Daha önce hiç bu kadar eğlenmemişti süpürgenin üstünde. "Lan Alexis, yarış bitsin alnından öpecem. Merlin'ine kurban senin," Tabi bu karmaşa içinde sesini duyurabilmişti emin değildi. Neredeyse üç dükkanın birisini dağıtarak gittiği için arkasından epey bir küfür yiyordu genç büyücü. Buna aldırış etmeyerek Amanuensis Duills'in oradan virajı alırken önüne çıkan adamı son anda fark etti ama yeterli manevrayı yapabildi mi, orası belli değildi.
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 3, total 3
-
[justify]Charlotte iyice soluklandığında süpürgesini hazır konuma getirmeye uğraşırken duyduğu sesle -Daha doğrusu pek de duyamadığı sesle- bir ceylan edasında irkilmişti. Ensesinden gelen sıcaklıkla kendini bir silkti. Ana salonda yaşananlardan sonra Eadwig ile aralarının ne olduğu hala şaibeliydi. O gün gerekli tepkiyi koyamamış olmak ve kuzenler arasında bir sorunun dışarıdan bakıldığı gözle ana karakteri olmak Charlotte'un kendine yakıştırdığı bir şey değildi. Belki daha fazla büyümeliydi. Dikkatsizliği, verilen mesajları anlayamaması onun için her zaman bir soruna teşkil etmişti. Hayatı boyunca böyle olsun istemiyordu artık. Büyümekten kaçamazsın, diyordu sürekli olarak kendisine. Çıkmaz sokağa girdiğinde yapılacak tek şey sadece beklemekti bir süreliğine. Evet, istediğini duymuştu. Herkes duymuştu. Ancak, herkesin ağzına laf vermiş olmak Charlotte'un sinirlerini bir güzel altüst ederken bir yandan da kendini suçlu hissetmesine sebebiyet vermişti. Başka koşullar altında duyabilmek varken neden hikayede bol bol insan olmalıydı? Üstelik hikayenin bir diğer kısmında olan üçüncü kişinin de kısa zamanda bir değer kazandı yüze adeta bir tokat gibi vurursa... İç dünyasıyla düzenli bir boğuşma halinde tatile bu sebeple düşük bir ruh hali ile başlamış, ortalama şekilde ilerletmiş ve vasat bir şekilde sonlandıracaktı. O günden sonra Charlotte kendinde ufak tefek değişiklikler yapmış sayılırdı esasen. Başkaları tarafından fark edilmesinden ziyade uygulamaya koyabilmesi önemliydi. İlk hedefi; eskisi gibi umursamamazlığa vurarak insanların tepesine binmesine izin vermemekti. İkincisi ise daha uyanık olmaktı. İyi niyetinin suistimal edilmesine ek olarak eline yüzüne bulaşan durumlara bir son verilmeliydi. Kim veya ne olursa olsun.
Eadwig'e diş göstermeden sıcak mı buruk mu belli olmadığı bir gülümseme verdi. Buna engel olamazdı. Engel olmak gibi bir niyeti de yoktu. Selam verebilmek adına başını diğer çocukların arasından uzattığı sırada sırada Diana ile Samuel'in de boy göstermesiyle ikiliyi süzdü. Samuel dürtüleriyle hareket eden birisiydi Charlotte için. Eadwig'in bir farkı olduğu söylenemezdi ancak mantığının sesini eninde sonunda yakaladığından mütevellit daha otokontrollü gibiydi. Belki de bunu düşünecek en son kişi Charl idi. Malum fazlasıyla savruktu. Hogwarts'ın açılışından önce karşılaşacaklarını düşünmediğinden biraz afallamıştı porsuk. Parmak uçlarını yere vurarak bir an önce yarışın başlamasını diliyordu ta ki iğneleyici bakışlar ve sözler kendisini bulana kadar. Samuel miydi bunu söyleyen? Alaycı bir gülüş attı. Belki de hayatında ilk defa. Dürüstlüğüne laf getirtmezdi Charlotte. Minik cüssesini iyice öğrencilerin arasına sokarak sohbete katılmaya karar vermişti o an. Değişimin sancısından payını alacak tek kişi Charlotte değildi."Sekiz yaşında mıyız Samuel? Başkalarının sırlarına ilgi göstermeden önce kendi etrafında gelişen olaylara dikkat kesilirsen belki insanları yaftalamamayı öğrenirsin en azından."Arkadaş görüp çok sevdiği birine içi ezile ezile söylediği bu lafla daha öfkeli hissediyordu. Uçmak için aradığı motivasyon bu olabilirdi. Buna tutunacaktı."İddia mevzusuna sıcak bakmıyorum.Mantıklı olan her şeye 'tamam' derim. Seçin aranızda siz." dedikten sonra başlamak için birkaç adım da sıyrılarak Eadwig'in yanına doğru yaklaştı. Kulağına eğilerek fısıltılı bir tonla "Bitiş çizgisinde beni bekle." dedi yalnızca. Zihnini kapatmayı başarıp başaramadığını bilmiyordu ama tek yaptığı sadece bastırmaktı.
Daha fazla beklemeden herkesin hazır olmasıyla yerine geçtiğinde açık olan saçlarının önünü bir tokayla geriye doğru tutturarak süpürgeyi bacaklarının arasına aldı. Talimatlar basitti. Charlotte'un tek olayı kendini denemekti zaten. Yer-yönü bir hayli kötü olduğundan ve arada alışveriş yapanlara da zarar vermemek için temkinli davranacak yine de çatıyı geçmeden ona yakın bir halde uçacaktı. Yönünü arka tarafa çevirip Gringotts'a gidiş için farklı bir yol kullanacaktı. Dar bir alana gireceğini ve yolu uzatacağını çok iyi biliyordu ama bu riski alacaktı. Sonraki mesele hız kazanmaktı. O da canı isterse veya gidişat neyi gösterirse. [/justify]
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4
-
[justify]Charlotte... Demin ona bakarken gülümsedi mi bana? Ben de ne yapacağımı bilmediğim için önüme mi döndüm gerçekten? Bu kıza en son 4. sınıfta falan gülümsemiş olabilirim. Bu sırada pişmiş bir kelle geldi yanımıza. Yanında sarışın bir kızla. Aha, yeni kız bulmuş kendine. Sen iflah olmazsın kuzen. Geldi tam karşımda durdu. Yüzündeki piç gülüşten anlıyorum bana laf edecek. Durmaz ki ağzı. Bak ne dedim size? Yok arkadaşın yok falan eziklemeye çalışıyor. Neyse alıştım artık laflarına. "Arada yapıyorum öyle çılgınlıklar." dedim omuz silkerek. Bu sırada yanındaki kıza da piçliğine göz kırptım. Neydi bu kızın adı? Diana mı? "Bana göre değil bu tarz ayak takımı işleri ama halka karışmaya çalışıyorum. Değişiklik olsun." Gariptir ki, gülümsememi kuzenime bakarken de sürdürdüm. Uzandım ve omzuna dostça vurdum. "Seni gördüğüme sevindim." dedim. Bizim aramız hep böyle olacak sanırım sonsuza kadar. Birbirimize laf sokmalı ama sürekli de yanyana olmalı bir ilişki. Yıpratıcı bayağı. Büyük salonda olan olaydan sonra zaman geçti ve konuşmadık hakkında. Kapandı gitti. O da ben de eski halimize döndük. Aynı şekilde ben Charlotte ile de bir sohbet etmedim bu konuda. Yani... Olay aslında sadece her şeyi daha da gerdi bıraktı.
Kuzenim iddiayı sırlarla alakalı söyleyince kaşlarımı kaldırıp düşündüm. Şimdi buna hayır demek kendime güvensiz olduğumu gösterecekti. Bu yüzden elbette ki kabul edecektim. Sırrım büyük ihtimalle yeni öğrendiğim yeteneğim. Yenilirsem oturup milletin tuttuğu sayıları akıllarını okuyup tahmin ettirmeye çalışıcaklar herhalde. Hem düzgün de kontrol edemiyorum. Geçen olduğu gibi insanların benim anılarıma girmesini de istemiyorum. Düşününce yutkunmak zorunda kaldım. Anneme de sormadım olayı daha. Tehlikeli sular yani.
Samuel'e bakarken arkamdan Charlotte'ın o ince sesi yükseldi. Dönüp baktım. Yine kaşlar çatılmış. Ben saçmaladığımda yüzüne yerleştirdiği ifadesiyle bakıyordu Samuel'e ve azarlamaya başladı herifi. Ne? Charlotte... Samuel'i... Azarlıyor? Şaka mı? Milletin sırlarını bırak falan dedi. Belli ki, bizim aramızdaki olanları Samuel'in görmemesine laf ediyordu. Gözlerine diktim gözlerimi. Onun sırlarını öğrenmek isterim. Yenilmesini istiyorum. Herkese değil de... Sırrını bir bana söylesin istiyorum. Ben ona bakakalmışken yanıma geldi. Tedirgin bir şekilde kafamı çevirdim mal gibi yüzüne bakmamak için. Bitişte onu beklememi söyledi. Sonra da tekrar yerine geçti. Yüzümde hafif, çok hafif bir gülümseme oluştu. Derin bir nefes aldım unutmak için. Yanımdaki Nate'e bir bakış attım. "Olay ciddiye bindi. Yok ediyoruz bu ezikleri." dedim. "Özellikle Rillian, kazanmamalı."
Ben kuralcı bir adamım. Risk almayı, kuralları esnetmeyi sevmem. O kuzenim gibi köylü kurnazlarının işi. Bu yüzden tüm hızımla yerden havalandıktan sonra kafamı iyice eğip süpürgeme sarıldım. Bu şekilde havayı daha iyi yarıp geçebilirdim. Önümüze gelen yol ayrımında da elbette daha güvenli olan yolu seçecektim. Daha uzun bir yoldu ancak aptal ve heyecan arayan Gryffindorlar gibi duvara çakılmak gibi bir riski yoktu. Ben şu zamana kadar hep işimi garantiye almışımdır. Bu yüzden hız kesmeden, viraj almak için yavaşlayan kuzenimi arkada bıraktım ve son hız soldaki yola doğru girdim. Yeterince hızlı olursam, yol uzunmuş-kısaymış hiç önemi olmayacaktı.[/justify]
Haydi oğlum kemik
Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 5, total 5
-
Bir iki tanıdığı çağırayım derken ansızın kalabalıklaşmaları, kumral saçlı oğlanın gerilmeye başlamasına sebep olmuştu. İnsanları organize etmek neyineydi ki? Şanslıydı ki birçok kişi yaz tatilinde denkleşmiş olmanın özlemiyle olsa gerek, yakın dostlarıyla birlikte gruplaşıyordu ve kulaktan kulağa yayılan duyumlar kendisini muhatap alınacak merci konumuna getirmiyordu. Stresinin azalmasıysa tekrar anın keyfini çıkartabilmesine vesile olmuştu: Şaka maka bu kadar kişi Diagon Yolu’nda tozu dumana katacak olmaları gerçekten de bu sokaklarda kalacak muazzam bir anı olabilirdi. Yüzüne şapşal, heyecanlı bir gülümseme yerleşti.
Ortaya iddia fikri atıldığında ve “birer sır dökülme” karşılığı teklif edildiğinde galeyana gelmiş bir biçimde onaylayacaktı ki yakınlarındaki ve aralarına katılmaya karar vermiş dostu Charlotte’ın itirazını işitince yarılanmış ağzını kapatmaya karar verdi. Onun nezdinde bir aptallık, olgunluktan uzaklık intibası yaratmak istemezdi zira. İddia muhabbetini ardından içinden “Neyse, sonra düşünülür,” diye geçirerekten boş verdi, kalkışa hazırlandı.
Beklediklerinden çok daha kalabalık olmaları, Lorraine’inin en güvendiği becerisi olan manevra kabiliyetini zora sokacak türdendi. Sapağa yaklaşırken Eadwig ile omuz omuza sayılırlardı ve hızlı bir göz atması sonucu Eadwig’in soldaki geniş yola yöneldiğini gösteriyordu. Ancak kendisi uzun mesafe hızına değil iyi dönmeye ve yolu olabildiğince kısaltmaya ihtiyaç duyuyordu. Tabii bu gidişle ikisi de birbirlerini engelleyeceklerdi. Altına yönelse sokaktaki insanlara tehlikeli düzeyde yaklaşacak, yukarı yönelse hız kaybedecekti. Bu sebeple erken girdi sağındaki sapağa birçok kişiden daha önce yavaşlayarak. Bunu yaparken manevra alanını boşa çekmeyi ve erken hızlanarak dönemeçten diğerlerinden daha hızlı çıkmayı ve düzlüğe önde girmeyi ümit ediyordu.
Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10
-
Alfred'inkilerle yapışmışçasına sabit ve yerine geri konulması gereken onurunun acısıyla parlayan gözleri içine daldığı rekabete öylesine odaklanmıştı ki dostuna aniden çarpan omzu da sonrasında elinden süpürgeyi kapan pençeleri de fark etmemişti William. Şüphesiz Alfred de en az onun kadar hazırlıksız yakalanmıştı ki bir hazineymiş gibi herkesten sakındığı biricik süpürgesi 'Fortuna'yı korumak adına bir tepki bile göstermemişti; en azından ilk şaşkınlığını üzerinden atana kadar.
Alfred'in avcundaki boşluğu algılaması hemen hemen Slytherin'li çocuğun laflarını atıp yanlarından uzaklaşmasına kadar sürmüştü. Tam da o saniyelerde William'ın yavaşlamış beyni onlara yetişmiş ve Alfred'in cüppesinin içine doğru ilerleyip süpürgeden açılan boşluğu asası ile doldurmaya niyetlenen ellerini fark etmişti. Bunun sonucunun iyi olmayacağını biliyordu; tanıdığı ilk günden beri haksızlıklara karşı koymayı takıntı edinmiş dostunun tasdikli bir 'zorba'ya karşı alacağı tavrı tahmin etmesine gerek yoktu. İkna etmek için söyleyeceği hiçbir şeyin de işe yaramayacağına emindi. Aklına gelen tek yolu denemeye karar verdi.
Öne doğru attığı adımın çoktan yarısına gelmiş Alfred'in önünü kesercesine elini omzuna yöneltti William. Bir anlığına kendini en yüksek hızına ulaşmış bir hipogrifin önüne atmışçasına tehlikede hissetti fakat neredeyse koluna güç bile uygulamayacak bir keskinlikle durdu Alfred. Her an aşırı sinirli bir "BO-" sesi çıkaracakmış gibi büzüşmüş dudakları gevşeyip aralandı ve William'a 'beni durdurmaya kalkma Will' veya 'ne yani bunu yanına mı bırakayım' gibi isyanlarda bulunmaya hazırlandı. Ne var ki ondan önce davranan William onu durdurmaya çalışmıyordu; en azından görünürde...
"Yanındayım. Neyi seçersen seç." dedi cebinden çıkardığı asasını işaret edip imasını güçlendirerek. Yalan değildi de: eğer bu plan tutmazsa kavga kaçınılmazdı ve elbette ki dostunu yalnız bırakmayacaktı.
Kısa bir süre Alfred'in yüzüne kararsızlığın gölgesi vurdu; gittiğinde o surattaki siniri de yanında götürmüş gibiydi. Zoraki bir sırıtmayla hatları yumuşadı ve asasını cebine geri koyup yumruk halini getirdiği elini William'ın omzuna vurdu. "Hah boşver ciddi bir şey yok, Fortuna'nın üstünlüğünü görsün de ondan sonra elinden almak daha keyifli olur. Hem ben katılmazsam belki kazanma şansın bile olur hahaha!" William da zoraki bir gülümseme yerleştirdi yüzüne karşılık olarak.
Tahmini doğru çıkmış ve dostunu yatıştırmıştı. Bunun için de ortaya Alfred'in önemseyeceği kadar değerli bir şey koyması gerekmişti: kendisi. Böyleydi Alfred, başkaları adına çok daha azını korumak için hayatını riske atardı ama konu kendisi olduğunda dostlarını sürüklemekten çekinirdi. Bütün bu yapısıyla bir modern zaman kahramanıydı o William'a göre; asla yüzüne söylemezdi ama ona hayranlık duyuyordu. Kahramanlar kimi zaman zorbalara karşı savaşırdı, kimi zaman ise durmayı bilirdi. Kimi zaman dik durur, kimi zaman da önünden çekilirdi. 'Ben ise... ben ise uçacağım!' diye düşündü ve süpürgesine yerleşip harekete hazırlandı.
Önünde kendisi gibi harekete geçmeye hazırlanan Boleyn'in ensesinden oluşan manzaraya bakarken bir şey daha kesinleşti William için. Asasını çıkarıp süpürgesinin üzerine henüz bir saat kadar önce bakımda takılmış metal işlemeli klipse dikti gözlerini. 'Basınç-denge kontrolü ha? Güvenliğin canı cehenneme!' diye düşündükten sonra asasını metale dayayıp "Finite Incantatem" dedi. Artık kontrol tamamen kendi elindeydi, yüzde bilmemkaçlık hız kaybı yüzünden kaybetmeye niyeti yoktu. Bu son hazırlığı da tamamlamasıyla parmaklarını sıkıca süpürgesinin üzerine kapattı ve yerden yükseldi. İleri doğru harekete geçtiği an hep bir adım sonrasını düşünmeye programlı zihni sokağın sonunu düşünmeye başlamıştı bile. İkiye ayrılan yoldan solu tercih etmenin kendisi için daha güvenli olacağını biliyordu. Ne var ki bu yarışı Alfred'in izinde sürdürmeye girişmişti çoktan ve onun kesinlikle 'güvenli' olanı seçmeyeceğini biliyordu. Bedenini olabildiğince sağa yatırıp keskin dönüş için hazırlandı ve süpürgesinin başına tüm gücüyle asıldı...
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 8, total 8
-
Ortamın gerilmesi ve en sonunda birilerinin tartışıp kavga etmesini ne çok isterdi.Ama bu kez maalesef Eadwig haddinden fazla sakinleşip meseleyi uçmak ile çözeceklerine karar vermişti.Nathaniel suratını beş karış asıp konuşulanları dinlemeyi yeğlemişti.Ah bu Eadwig, Hufflepuff'lı kızı her gördüğünde değişik bir adam oluyordu.Ne zaman degişeceksin be adam diye düşünmeye başlarken,Gryffindor'un uçkuru düşük Samuel'i en sonunda arzı endam etmişti.Yanında ise güzeller güzeli Diana vardı.Bu kız neden sürekli baştan aşağıya testosteron kokan çocukla vakit geçiriyordu,bir türlü anlayamıyordu.Belki de anlayamadığı bir çok şey vardı.En azından Gryffindor hanesinde gerçekten bir sihirbaz olabileceğinin kanıtıydı Diana...Yine Nathaniel'ı görmezden gelip saçlarını bir o yana bir bu yana sallayarak,Nathaniel'ın içinde zelzeleler yaratmaya muktedir olmuştu.Genç büyücü derin derin nefes alsa da midesinin kasılmasına engel olamamıştı."Lanet olası hot cadı yine beni mahvetin"diye iç geçirerek karnını sıkıp sakinleşmeye çalıştı.Bu halini kimsenin fark etmemesi için elinden gelen bütün gayreti gösteriyordu.
Ellerine geçirdiği deri eldivenleri sıkılarken bir yandan da önünde açık yola bakıp plan yapmaya çalışıyordu.Eadwig iddaa kararından sonra iyice hırslanıp ne olursa olsun kazanmak istediğini belirtmişti.Milletin sırlarını öğrensek kimin eline ne geçecekti ki? Nathaniel bir an durup düşündü ve "Diana'ya olan hislerim benimle mezara girmeli yoksa bütün herkese rezil olurum..." diye düşündükten sonra heyecanla "Iddaa maddi bir şey olsaydı bari...Galleonlarınız ne kadar kıymetli çıktı lan! Samuel cebinde akrep mi var ulan!" dediyse de olan olmuş karar verilmişti.Nathaniel yine durup dururken bir düşünce içerisine girmişti.Kendi kararlarını verme hakkının olmadığını söyleyen annesinin de aklına gelmesi ile kafasını aşağıya gömdü bir müddet. Quidditch oynamayı ve süpürgeyle uçmayı istemiyor değildi. Başlarda nefret ettiği bu sporu yavaş yavaş sevmeye başlamıştı seneler geçtikçe. Sorun başka şeyleri yapmayı daha çok sevmesindeydi. Dışardan gelen insanlarının birbirini uçmak hazırlamak için yaptıkları konuşmaların seslerini olabildiğince kesmek için kulaklarını kapatmış şekilde bekledi. “On... Dokuz... Yedi... Alt-“
Arkadan gelen seslerin artık kulağını kapatsa bile duyabileceği kadar yükselmesi üzerine posta çantasının içinde bir şeyler aramaya başladı. Su. İstediği şeyi bulduğunda matarayı eline alıp kafasından aşağıya boca etmişti. Su ile birlikte önene gelen saçlarını hemen geriye atan genç, ufakta olsa rahatlamış hissediyordu şimdi. “Nath uçarken boynun falan tutulacak ne yapıyorsun?” Kimden geldiğini bilmediği sesin kaynağına dönen Nathaniel, arkadaşının kolluklarının bağcıklarının tam bağlı olmadığını görmesi ile “Kurulanırım ben bir şekilde. Sen kendi kolluklarının bağcıklarını hallet önce, sonra diğerlerinin üstüne başına bakarsın.” dediğinde hâlâ daha konuştuğu kişinin kim olduğunu görememişti.
Hislerini yönlendirme konusunda çok başarısızdı ancak bugün hem hislerini yenip,bir halta yaradığını görecek. Hemde ne olursa olsun burada yenilmeyecekti.Yenilip yenilmemek meselesi ise en yakın arkadaşını asla yalnız bırakamazdı.Eadwig hızla süpürgesine atlayıp havalandığında o da hiç beklemeden süpürgesinin soluna geçip "Yukarı seni lanet olası sürtük" dedikten sonra sağ eline gelen süpürgeye sıkıca yapışıp üstüne binmişti.Ayakları yerden kesilen Nathaniel,başını öne doğru eğip süpürgeye daha da sıkı tutmaya çalışıyordu.Çünkü haddinden fazla hızlanmış ve dengesini sağlamakta güçlük çekiyordu.Süpürgenin yeni ve ilk defa biniyor olmasından dolayı kaynaklanıyor olabileceğini düşündü.Rüzgar keşke tatlı tatlı suratını yalayıp geçseydi.Ama maalesef burun deliklerinden neredeyse nees almak dahi mümkün değildi. Adrenalin bütün bedenini ele geçirmiş ve bu onun için hiç iyi değildi. Etrafını daha net görmek için gözlerini açıp kapatması ona yardımcı olmuyordu.Sadece Eadwig artık önünde değildi.Belki de onu çoktan geçmişti ya da lanet olası yolu kayıp mı etmişti?
Bir kaç saniye sonra Eadwig ve diğer yarışçıları fark eden Nathaniel,sakinleşmeye başlamış ve etrafı daha net görmeye başlamıştı. Gryffindorlular tehlikeli yolu seçmişlerdi ancak Eadwig ise daha kontrollü yolu seçmişti.Ah her zaman ki Eadwig işte asla riskli olan bir meseleye adım atmazdı.Ama o da ne iki yarışmacı neredeyse havada dört dönerek yavaşlamaya başlamıştı. Bunu fark eden Nathaniel öne doğru yatıp,süpürgesini son hıza getirerek sol tarafta ki yola girdi.Belki de bu defa sakin kalmalıydı.Cesaret aptalların işiydi...
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10
-
Soluk soluğa çocukları takip etmek de pek zormuş. Hele bir süpürgem olacaktı var ya. O zaman varlığımı ancak geride bıraktığım rüzgardan anlarlardı. Hele hele ama bak sen. Şu kız sanki 200 yıl sonrasından öğrendiği bir hamleyi yapmaya teşebbüs etti. Hay Merlin! O hareket öyle mi yapılır yavrum? Kızcağız neredeyse süpürgeden düşecekti, ayakları şöyle bir savruldu süpürgenin dışına ancak sıkıca tutunduğu için dönüşü tamamladıktan sonra oturabildi süpürgesine geri.
Şu kaslı çocuğun yaptığı kaslar herhalde Quidditch bilgisini unutturmuş. Bak bak bak dönüşe bak. Madam Malkin'den mi aldın süpürgeyi sen çocuğum? Bu kadar keskin dönüş yaparsan dönersin Bludger gibi ki öyle de oldu. Öne verdiği ağırlığın ve keskin dönüşün etkisiyle iki üç tur döndü kendi etrafında süpürge, bu dönüşün etkisiyle geride başlayan şu kız bile onu geçti. Peh peh peh...
Aman Merlin'im dedim arkadan gelenleri görünce. Evet, gelenleri. İki kişi binmişler süpürgeye manyaklar. Bu nasıl cesarettir, takdir de etmeden geçemedim ama arkadaki arkadaki evlat öyle gergindi ki o keskin sağa dönüşte sola eğilmiş bu yüzden de süpürgenin hızının kesilmesine neden olmuş. Bir de alçaktan gidiyorlar ki deme gitsin. Neredeyse benim kafama çarpıyorlardı ama bana kalmadan ilerdeki bir büyücünün sivri şapkası takıldı bile süpürgenin ucuna. Aha adam şimdi yumruğunu havaya kaldırdı süpürgenin peşinden koşuyor. Kuyruğa asıldı, asılacak. Heyecanla izliyordum manzarayı dosdlarım. Tam süpürgenin kuyruğunu tuttu ki o sırada öndeki çocuk şapkayı fırlattı arkaya doğru. Ancak bu olay onların en geriye düşmesine neden oldu. Az daha havalanmayı akıl eder umarım yumurcak.
Bu ikilinin ardından şu laf yiyen kızı izlemek felix felicis gibi geldi. Heyt yavrum be! Aman ne diyorum, evladım evladım. Aferin kızıma, uzun demedi diğer yolu seçti. Maşallah süpürgeyi de pek güzel kullanıyor. Dikkatli, kontrollü. Akıllı kız belli, güzelliği de aile dağıtır cinsten. Sağı seçseydi bitmişti tüm bu veletler, öne geçerdi ama sol tarafta da rakibi yok bu kızın. Sol tarafta yolunun üzerinde pazar alanı gibi bir şey var ama kızcağızın. El mahkum yılın bu vakti hıncahınç dolu olan bu alana girmesi lazım. Bakalım insanlara ya da kurulan standlara çarpmadan, iksirleri, malzemeleri uçurmadan Gelecek Postası'nın önüne çıkabilecek mi?
Gözleri kapalı süpürge süren birini mi gördüm biraz önce? Yüce Merlin başımıza bu da mı gelecekti. Benden eğitim almamış hiç kimse bu hatayı yapmamalı dosdlarım. Yalnızca ben ve ben gözleri kapalı sürme yetisine sahibiz. Bu öfkeli ceylan benden eğitim almadan böyle bir işe girişmiş... Çok büyük hata, her an her şey olabilir. Ama olmadı dosdlarım, öfkeyle kalkan zararla oturmadı bu sefer. Hatta bizim güzel kızı geçiverdi, yani burun farkı, hatta ifrit burnu farkı ama geçti mi geçti. Ama bu öfkeyle pazar yerinden çıkamaz bu çocuk, dosdlarım. Siz siz olun benden öğrenmeden artistlik yapmayın.
Arkalarından gelene şu tipsize ne demeli peki? O da solu seçti ama bu yola da böyle girmezsin Aslanım. Yanındaki gözlüklü de sağa döndü tam. Dönüşte ikisinin de süpürgesi birbirine çarptı. Ellerimle gözlerimi kapattım gelecek 'tak' sesini duymak ama olacakları görmemek için. Ancak gelmedi dosdlarım, Hayret! Parmaklarım arasından gördüğüm kadarıyla gözlüklü çarpışma sayesinde çok temiz bir sağa dönüş yaptı ama bizim tipsizin süpürgesi çarpışma yüzünden geri döndü neredeyse. Neyse döndü de sola kazandı hakimiyetini süpürgenin, takip ettiği cadının arkasına düştü. Bu sürüşle o pazar yerinden sağ çıkabilecek mi? Sanmam, dosdlarım. Hiç sanmam.
Gözlüklü demek ki gözlükler işe yarıyormuş denecek kadar iyi döndü. Ama emin değilim dosdlarım, Şu kaslı olmasa ne kadar başarılı dönerdi bilmiyorum. Resmen süpürgesi darbe aldığı için temiz ve hızlı bir dönüş yapabildi, bundan sonrakilerde o kadar şanslı olur mu bilemem. Ama bu bana neyi hatırlattı biliyor musunuz dosdlarım? Omuz omuza, kucak kucağa süpürge sürdüğümüz günleri... Ya... Öyle bir nesildik biz işte dosdlarım. Belki bu gözlüklü de dosdluğu anlar, dayanışmayı bilir. Ama hayallere çok daldım yine, üstüne üstlük şu diğer delikanlıyı kaçırdım. Nefes nefese koştum ama baktım yetişemiyorum hemen çat diye cisimlendim köşe başına.
Bu çocuğu hatırlıyorum. Yarış başlamadan şu tipsizle atışmışlardı sanki. Kararlı kararlı bindi süpürgesine. Heyt be. Aynı gençliğim dosdlarım, aynı gençliğim. Ben de böyle uçardım işte, böyle yakışıklıydım, böyle adildim, böyle... Böyle neydim? İşte böyle dönerdim köşeleri, bana çekmiş. Öyle bir döndü ki yarışta en öne geçti ama süpürgesinden bir metal düştü aşağı. Çocuğun birinin tam kafasına. Haydaa! Annesi yakalamasın seni, kaptır git evlat.
Sağdan gidenlerin de işi hiç kolay değil gibi dosdlarım. Her ne kadar bir pazar yeri olmasa da onları da bir dört yol bekliyor. Araba denilen şey icat edilmiş olmuş olsaydı kesin her gün kaza olurdu. Hemen köşeden önce havada süzülen ve muhtelif yerlerde ve yükseklikte bulunan 6-7 tabela, bu tabelanın ardında da koca bir artı halinde yer yön tabelası bulunuyordu. Yine havada süzülen. Adeta annem düzenlemişçesine bir yoldu dosdlarım çünkü bu yer yön tabelasından sonra da havada süzülen tabelalar yer alıyordu bir sürü. Bu levhalar o sokaktaki dükkanların adının yazılı olduğu, bilgilendirici şeylerdi aslında ama hiç mi hiç süpürge sahibini kollamıyordu. Annem de kollamazdı hiç beni. O yüzden var gücümle bağırdım ama duymadılar tabii. "Gerekirse tabelaları uçurun ama uçun çocuklar!"
Şu anki sıralama:
Solda; 1- Nathaniel, 2- Charlotte, 3- Eadwig
Sağda 1- William, 2- Andre, 3- Diana, 4- Samuel, 5- Francis&Alexis
Sağdan gidenlerin önündeki engel en son paragrafta, solda gidenlerin önündeki engel ise Charlotte'un paragrafında ayrıntılı verilmiştir. Bir sonraki gm text Merlin nasip ederse 25.08.2022 tarihinde girilecektir. Şu anki konumların ve güzargahın olduğu harita ekte mevcuttur.
(https://imgyukle.com/f/2022/08/24/nS2wNf.jpg)
-
[justify]Gözlerimi kırpıştırdım. Yanımdaki binaya ne kadar yaklaşabiliyorsam o kadar yaklaşmıştım. Sert bir rüzgar dalgası ben dönüşümü tamamlarken vücuduma çarptığında süpürge üzerindeki dengemi kaybederek yere kapaklanmak üzereydim. Kısa, çok kısa bir anlığına sağ elim sol elimin üzerinden kayacak gibi olduysa da toparlamıştım. İçerisinde bulunduğum anın adrenaliyle kısa bir nefesi dudaklarımdan verirken kendime hayret ettiğim bir ıslığı da ses tellerimden kaçırmıştım. Aniden kıkırdamaya başladım, bu inanılmaz bir şeydi ve neden quidditch dışında böyle bir spor şimdiye dek düşünülmemişti ki?
Nerede olduğuma ve etrafıma bakındım. Ayaklarımın altında irili ufaklı büyücü topluluğu havaya rastgele alkış saçıyor, kimi yaşlı cadı ise homurdanarak dükkanların içine kaçışıyordu. Birilerinin huzurunu bozabilmeye dair bir keyif yaşamıyordum şu anda. Fakat sırıtışımı, kalabalığın yaydığı coşkunun hücrelerime uğrayışını engelleyemiyordum. André ve William bir snitch gibi önüme geçmişlerdi. Hatta öyle ki onlar yüzünden dengemi bir kez daha kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldım. Arkalarından ben gidiyordum ve geride kimlerin kaldığını göremiyordum. Acaba ardımızda bir şaka dükkanını andıran kargaşa mı hakimdi yoksa herkes sessizce, ulaşım kurallarına uyarak sükuneti mi korumaya çalışıyordu? Zira yarıştan önce iddia fikirleri havada uçuşuyordu.
Süpürgemi biraz daha sağa doğrulttum ve sırtımı dik bir hale getirdim. Amanuensis Quills hemen yanımda kalıyordu. "AAAAAAA!" dedim şaşkınlıkla. Şaşkınlığım aslında alışveriş listesine yeni birkaç tüy kalem ve mürekkebi eklemeyi unutmamdandı. Buradan geçmesem, aklıma bile gelmeyecekti ki. Kafamda uzun görünen fakat yalnızca saliseleri alan bir zamanla planımı oturttuğumda ayaklarımın altındaki insanların daha da sıklaştığı çeper takıldı gözüme. Önümdeki dümdüz yol gitmiş yerini daha da darlaşan, kalabalığın acelesi ile yoğurulan, dört sokağa ayrı ayrı açılan bir yol gelmişti. "Sıçtık." diye mırıldandım kendi kendime ve düşünmeye başladım. Süpürgemin hızını, ayaklarım olur da metrelerce yüksekte olan birilerinin kafasına takılmasın diye yavaşlatmaya çalışırken yüzüme gelen saçımı aceleyle bir kenara iteledim. Ne yapacağımı bilmiyordum ancak ivmemi kaybettikçe havada sabit bir şekilde durmam konusunda sanki daha fazla zorlanıyordum. Bu yüzden yavaşlamak yerine tekrar hızlandım. Bacaklarımı süpürgemin hemen altından geriye doğru birbirine dolarken göğsümü binek aracıma yeniden yapıştırdım. Gözlerimi kıstım, yaklaşıyordum. Kendimi şu an yapabileceğim en ufak hale getirirken "ÇEKİLİİİİNNNNNN!" diye bağırdım aşağıda, ayak altında dolananlara. Önümden çekilmelerini ve bana engellere takılmadan aradan sıyrılabileceğim bir yol açmalarını diliyordum yalnızca. "KAFANIZA DÜŞECEĞİM YOKSA KENARA ÇEKİLİİİNNNN!!" Tabelalara çarpmamak için manevra yapacaktım önce. Sugarplum'ın Şeker Dükkanı'na yaklaştığımda ise aniden sıçrayıp süpürgeyi bacak aramdan çekiştirecek, meşale gibi savurup tabelanın üzerinden atlayacaktım. Sonrası mı? Tabii ki süpürgeyi tekrar iki bacağım arasına sıkıştırıp yoluma devam edecektim. Yasaklarda engellerin üzerinde uçamayacağımız söyleniyordu, elimize süpürgemizi alıp zıplamamız değil. Öyle değil mi?
Kendi içime bir kuş gibi büzüşüp ufacık kalmaya çalıştığım bu yolda süpürgeyi yolun ortasına doğru hareket ettirirdim, kocaman bir nefes aldım.
[/justify]
Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 6, total 6
-
[justify]Charlotte sorunsuz bir kalkış yaptığında sevinçten ağzı kulaklarına varmıştı neredeyse. Bunca yıldır boşuna mı düşmemişlik yapmıştı bu işin üzerine? Kendini bir şeylere kolayca adayamadığı için olması muhtemeldi. Henüz rüzgarı yüzünde hissedebileceği bir mesafeye çıkamayacak olmaları keyif almadığını göstermiyordu porsuğun. Sıkıcı geçen bir tatilin ardından böyle bir aksiyona girişmek bütün neşesini yerine getirmişti. Bir şeyler başarma hissiydi. Korkusunun olmadığını yükselmeye başladığı anda heyecanla atan kalbi sayesinde teyit edebilir duruma gelmişti. Artık tek yapması gereken yarışa dahil olmaktı belki de, ancak; hala kendini test etmesi bitmemişti. Uçuyor olmanın verdiği zevki sürdürebilecek miydi? Veyahut bunu Kontrollüce yola kendini kaptırdığında kafasında seçenekleri tartıyordu öte yandan. İlk olarak köşeyi sıkıntısız bir şekilde dönmeliydi. Ne başkalarına ne de dönem başlamadan önce kendisine zarar vermek istemiyordu. Köşeye yaklaştığında dinginlik ile dönüşe geçebilirdi. Hiç değilse kafasındaki planı buydu. Ardından da pazar alanına gelince süpürgesine sıkı sıkı sarılmaya devam ederek hızını biraz daha arttıracak, aynı zamanda da seçebildiği bütün boşluklardan ilerleyecekti. Standlar bir tık gözünü korkutuyordu. Dönüşe doğru geçer geçmez pazar alanını görmesiyle birlikte Eadwig'in yeni arkadaşının öne geçmesiyle bu işi biraz daha ciddiye almaya kararlı bir şekilde pazar girişine asıldı. Tam alana girmeden önce arkasında kalan isme baktı. Slytherinliler'in ortasında kalmaktan hoşnut değildi. Onlar buradaysa diğer isimlerin olduğu yol daha kalabalıktı.
Yol durumu bir avantaj mıydı dezavantaj mıydı henüz bilinmez, her şeyi belirleyecek olan pazar alanıydı. Ve diğerlerinin hamleleri. "Pardon... Çok pardon... Çekilebilir misiniz lütfen? Dikkat edin. Lütfen." diyerek ince sesiyle duyulabildiği kadarıyla kibarca insanları uyarmaya çalıyordu. İşiteceği küfürlere şimdiden kulaklarını kapamıştı. Kulaklar kapalı gözler son derece açık bir halde seçtiği boşluklara doğru ayaklarını iyice toplayıp süpürgeye dayamış bir şekilde yön belirlemeye çalışıyordu. Her şey bir yana önündeki ismi rahatlıkla görebiliyor, ensesinde bir ağırlık hissediyordu. Onca şey arasında bir an aklında oluşan munzur fikri bastırma güdüsüyle hareket ediyordu. Boş bir hırsa yenik düşme niyetinde değildi. Lakin, son düzlükte kendisinden beklenmeyecek bir hamle yapabilirdi. [/justify]
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 7, total 7
-
[justify]Yarış başlamadan önce insanlar arası koşa koşa lafı taşımaktan, oluşan keşmekeşten ve anlık girdiği streslerden ötürü çevresinde yaşananların önemli bir kısmından bihaberdi kumral saçlı oğlan, William ve Alfred'in yaşadığı tatsız mevzu da bunlara dahildi. Bu sebeple çarpışma sonrası yamulan gözlüğünü düzeltmesinin ardından önündeki dostunun süpürgesine taktırdığı basınç-denge klipsinin süpürgeden düşüşünü gördüğünde laf atmaktan geri kalmadı, "Hani güvenlik en önemli olandı, ayıp be!" diye seslendi arkasından aptal aptal gülerek.
Laf atmasının ardındansa önemli bir şeyin farkına vardı: Bir saniye, William'ın arkasından ikinci mi takip ediyordu yarışı şu anda? Hani quidditch falan oynuyordu elbette ama bu güruhtaki neredeyse herkes de kendisi gibi takım deneyimine sahipti ve bu da feci bir şekilde kaybedebileceği ihtimalini aklında çoktan yaratmıştı. Tabii öteki yolu göremiyordu ama yine de... Nasıl ikinci olabilirdi? Özgüvenle yarış teklifini kabul eden kendisi dahi şaşkındı an içerisinde duruma. Arkasına bir dönse miydi kim nerede bakmak için? Ama çok yakınındalarsa ansızın sonunculukta bulabilirdi kendisini. Aynen, önüne odaklanmalıydı.
Önüne odaklanmak demişken daha önemli bir şeyin farkına vardı: Tabelalar! Binaların dış cephelerinden yola sarkanlar olsun, göbekte havada uçuşanlar olsun tam olarak süpürge sürerken oralarını buralarını kırmaları için yapılmıştı sanki. Yalnız onları nasıl atlatacaktı ki? Feci bir şekilde yavaşlamak dışında yani... Tabelaların pozisyonları arasında göz gezdirip geçebileceği, az dönüşlü, kısa yollu, optimal bir rota çizmeye çalıştı. Nafile. Kumral saçlı oğlan ne zaman başarılı bir gözlemci olmuştu ki zaten? Kaybettiği vakit sonrası tabelalara çarpayaza aklına son anda gelen tek fikri denemeye koyuldu ve hızla sağa kırdı süpürgesini. Sağ tarafta, özellikle bina sınırında fazla engel yok gibiydi ve eğer birkaç metre boyunca dengesini kaybetmeden yan gitmeyi başarabilirse hem ayaklarıyla binaya fazla yanaşmaktan kaçınabilir, hem de minimal alan harcayarak birkaç tabeladan kaçınabilirdi. Tabii bu esnada önüne şu anki hızlı karar sürecinde göremediği ve önüne çıktığında kaçamayacağı bir engel çıkmamasını umacaktı...[/justify]
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 3, total 3
-
Hayatında gerçekleştirdiği en keskin dönüşü tamamlayıp vücudunda çalkalanan kanı yerli yerine oturduğu sırada yüzüne tokat gibi sertçe inen rüzgardan aldığı zevke şaşırmadan edememişti William. Süpürgeye hep bir ulaşım aracı olarak yaklaşmış; bu tür tehlikeli manevralardan ve hızlardan kaçınmıştı. Belki de bu bir hataydı ve arada da olsa Alfred'in süpürge içeren fikirlerine dahil olmalıydı. Ne de olsa bu tatmin edici başlangıca onun gibi düşünerek ulaşmıştı; belki bu yarışın tamamında bile Alfred'cilik oyununu oynamaya devam edebilirdi. 'Bu bile tam onluk bir fikir!' diye düşündü ve sonuna kadar gitmeye karar verdi.
Düşünceleri ve uçuştan aldığı keyif sokağın ilerisinde yayılarak önlerini kaplamış tabelaları fark etmesiyle bölündü. Aralarından geçmek epey sorun olacak gibiydi, hızını azaltsa iyi ederdi.
'Hayır tabi ki, bırak William olmayı!' diye isyan etti içindeki Alfred. Haksız da sayılmazdı, biraz olsun risk almazsa o Boleyn denen çocuğu alt etmek gibi bir şansı kalmazdı. Öteki yolda diğer herkesin önünde hayal ediyordu William onu; bu nedenle yavaşlama fikrini silip attı. Tabelalara artık bir saniye daha yakındı ki yeni bir fikri değerlendirmeye aldı. Seri hareketlerle engellerin arasından dans eder gibi geçebileceğini düşündü.
'Hay Merlin'in balkabağına bulanmış sakalı! Şimdi de André oldun! Dümdüz! Hız kesmek yok!' cevabının zihninin derinlerinden çıkmasını beklemiyordu, ama pazarlık yapacak vakti yoktu. Öyleyse büyü kullanırdı, tabelaları uçurup altından geçerdi.
'Yeterinde çabuk yükseltemezsin, hız kesmen gerekir.' Pekala, öyleyse oppugno kullanırdı William da, o zaman yeterince hızlı önünü açabilirdi.
'Bu sefer de fazla hızlı olur, arkandan gelen biri kesin yaralanır.' Kendisiyle/Alfred'le tartışmaktan yorulmuştu. 'Bombarda'yla patlatırım ben de, böylece kimse yaralanmaz' diye düşündü.
'Will.... Saçmalama.... Milletin tabelası.... ' Engellere çok yaklaşmıştı ve üstüne çileden çıkmıştı. Asasını çıkardı ve önündeki tabelaya doğrultup dosdoğru üzerine uçmaya devam etti.
'İyi tamam hız kesmek yok, dümdüz, dediğin gibi' "REDUCIO!"
William yanından geçmeden sadece bir an önce küçülerek çarpışmadan kurtulduğu tabela görüş açısından çekilince ikinci bir sürprizin şokunu yaşadı: büyülediğinin hemen ardında önceden göremediği bir tabela daha vardı.
'Küçülmesi için yeterince zaman yok, süpürgeyi kırıp manevra yapmalıyım!'
'Will HAYIR! HIZ KESMEDEN, DÜMDÜZ!'
'HAY BEN... TAMAM DÜMDÜZ!' "SPONGIFY" diye bağırdı ve büyüsünün asasından çıkıp tabelaya çarpmasını endişe içinde izledi. Karar değiştirecek veya kaçınacak zaman yoktu; büyüsünün işe yaradığını umarak tabelanın üzerine uçmaya devam etti.
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 5, total 5
[spoiler]Sinematik etki için ilk büyümü olmuş kabul ettim ama umarım sevgili GMimiz sorun etmez.[/spoiler]
-
[justify]Tipim nasıl? Bence güzel bir tipim var ya. Çok da çirkin değilim. Sol yoldan geçeyim, düzgün yolu seçelim diyordum ki André resmen en soldan, sağ tarafa kırdı süpürgesini. Ciddi mi bu? Yani süpürge kullanma kuralını geçtim, akıl var mantık var. Sola döneceksen soldan gidersin, sağa döneceksen sağdan. Ben bu da soldan dönecek sanıyordum. Ben sola dönerken o da sağa kırınca bizim süpürgeler öpüşmez mi? Öpüşünce benim süpürge utanıp arkasına dönmez mi? Yok artık ama! "YA OHA HARRIS OHAA!" diye bağırdım canavar gibi. Süpürgemi düzeltmeye uğraştığım için de en sona düştüm. Bu yarışta kaybedip bir de sırlarımı ortaya falan dökmeyeceğim. Söve söve Nate'in arkasından sürdüm süpürgemi. Yani... Nate var önümde sanmıştım ama Charlotte vardı. Ne düşündüm bilmiyorum. Kızın arkasına götürdüm süpürgemi ve ondan esen rüzgarın yüzüme çarpmasına izin verdim. Belki ona özel kokunun burnuma geleceğini ümit ederek. Olmadı tabi ki bu. Bu yol pazar alanına çıkıyordu. Eh, yapmak gereken şey yukarıdan uçmak. Aptal gibi, salak gibi insanların içine girip sağa sola çarpmayacağım. Daha önce de söylemiştim, ben risk almam. Bıraktım Charlotte'ın arkasından sürmeyi ve süpürgemin ucunu havaya kaldırdım. Baya tepelerinden, insanların, standların üstünden uçmaya başladım. Hızlı olmalıyım... En azından sonuncu olmamalıyım.
[/justify]
Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 7, total 7
-
Tamam tamam, doğruyu söylemek gerekirse bu yaz o kadar da çalışmadım Quidditch için. En fazla 3 kere antrenman yapmışımdır. Yani zaten şu yaz yıllardır olmadığı kadar boy attım, hiçbir şey yapmasam da büyüyorum hani... Açıkçası çok da uğraşmadım spor yapma üzerine. Zaten büyük bir kısmında da Bakanlıkta Cornelia'nın peşinde dolaşmakla geçiriyordum günlerimi o yüzden antrenmanmış, spormuş kendimi kandırmaca. E durum böyle olunca planlarım da suya düştü, hiç de iyi bir dönüş yapamamış oldum. Sırf dönememeyi de bırak takla atmaya başlamıştım! Kollarımla ve bacaklarımla süpürgemi sarmalamışken bir tabelaya çarpmamak için de var gücümle dua ediyordum. Süpürgenin öne binmiş hızını kesmek için kendimi sanki bir kayayı sırtımda taşıyormuşçasına zorluklarla geri itmeye çalıştım ve sonunda düzelebildim. Ama iş işten, herkes de yanımdan geçmiş. Arkama baktım kim kaldı görmek için, bir süpürgeye oturmuş iki kişi görünce utançla önüme döndüm hemen. Bu kadar kötü olamam! Diana'ya yetişmem lazım! Başladım arkasından uçmaya.
"Diana!" diye de bağırıyordum ama duyabileceği yakınlıkta değildik daha. Ben ona yaklaşmaya çalışırken o da önümüzdeki yoğunlaşan tabelaların kalabalıklığıyla biraz yavaşlamıştı. Bu sayede aramızı kapatır gibi olmuştum ki bir anda benim de önümde beliren tabelalardan birini görmemle süpürgemin ucunu aşağı çevirmem bir oldu. Sonuna kadar eğilerek süpürgeme yapışmış ve sokağa paralel bir hale gelmeye çalışmış olsam da ayaklarımın takıldığı saçlar ve yediğim küfürlerle hiç de planladığım gibi gitmiyordu işler. "Ağğğ, haylazlar...", "Çek pis ayağını seni..." ve en kötüsü, sonuncusu... "AĞĞĞĞ! PERUĞUM NERDE?" sesleriyle sağ ayağımdaki ağırlığın birleşmesi... Dönüp özür dilemek istesem de o hızla çoktan uzaklaşmış ve kadının saçlarını da yanımda misafir almıştım artık. Umarım beni tanıyan biri değildir diye umarak amacıma geri döndüm, gözüm Diana'yı aramaya başladı. O da hala aynı dertle cebelleşiyor gibiydi. Arada yine kalabalığı kontrol ederek ilerlemeye çalışıyordum ama bu sefer daha yavaştım. Bacağımı sallayarak da ayakkabıma dolanan siyah peruğu fırlatmaya çalışıyordum. "Hadi- git- artık- DİANA!" Diyecek bir şeyim de yok he. Sırf o da kazanmasın diye dikkatini dağıtmaya çalışıyorum. Arkamı kolla demişti ama koruyabileceğim biri de yok. Baya ayrı düşmüşüz diğerlerinden sanki. Uzaktan Andre'yi seçiyor gibiyim aslında ama arkadan koruyacak biri yok. Tabi akıllara şöyle bir soru geliyor. Bu kadar insan içinde ben kazanamıyorsam niye Diana kazanamasın? Buradan birine sırrımı vereceksem Diana'ya veririm. Başka birini hayal edemiyorum şu anda. Normalde olsa Eadwig, ama ona da bir süredir güvenmiyorum ve değişeceğini de sanmıyorum. Hani ben en başta kaybedeceğimi hesaba katmadım bile. Ama az önce attığım taklalar kafamda yerine oturmayan birkaç şeyi tak diye yerleştirdi sanki. Bir sırrım varsa o da Diana'yı baya çekici bulduğumdur ya. Arkadaşız doğrudur, sohbeti güzel, eğlenceli, cesur bir kız... Arkadaş olarak süper. Bunu bozmak gibi bir niyetim yok. Zaten adım çıkmış 9'a inmez 8'e arkadaş! Benim bir kıza yan gözle bakmadan yanaşabileceğime inanan kalmamış şu dünyada. Ona da inat ettim biraz. Diana da güveniyor zaten bana bence. O yüzden böyle düşündüğümü hayatta söyleyemem birine. Hele Diana kazanırsa zaten işler sarpa sarar o yüzden ne yapıp edip Diana'nın kazanmasını engellemem lazım.
Kendi derdime düşmüş düşüncelere dalmışken Diana'nın süpürgesini bırakıp zıplamaya çalıştığını fark edince gözlerim sonuna kadar açıldı. Ne yapmaya çalışıyor bu salak? Tabelanın üstünden atlamaya mı? Yani... Kalbimin atışının hızlandığını hissediyordum. Onu daha aşağıdan izliyordum ve düştüğünü hayal ettiğimde çok yüksek olacağını, belki yerde sürükleneceğini, yaralanacağını düşündükçe ürperdiğimi hissettim. "Sen- Kızım sen yürek mi yuttun!" diye azarlarcasına sinirle bağırmıştım da kendimi tutamayıp.
Bundan sonra eğer Diana düşecek olursa Samuel yavaşlayarak onu yakalamaya çalışacak. Eğer düşmezse, "Alarte Ascendare" büyüsünü yaparak engelleri aşmaya çalışacak ve yarışa devam edecek.
Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 1, total 1
-
Alexis kardeşine uyduğu için hiç bu kadar pişman olduğunu hatırlamıyordu, belki de sadece çok gergin olduğu için hafızasını yeterince kurcalayamamıştı. Francis önünden geçtikleri dükkanların dışarıdaki malzemelerine çarpmaktan çekinmiyordu ve etrafı dağıtıp duruyordu. Alexis ise onun bu hatalı davranışı yüzünden insanlarla tek taraflı da olsa iletişim kurmak zorunda kalıyor, kardeşi adına özür dilediğini bağırıyordu. Hızlı gittikleri için görünmediğini umut etmekten başka çaresi de yoktu. Sesi konuşurken çok saçma çıktıysa ya da yanlış bir şeyler gevelediyse kesin rezil olmuştu!
“Francis! Duvara girmeyi mi planlıyoruz, yavaşlasana!”
Kardeşi tarafından pek de umursandığını düşünmüyordu Alexis. Önlerindeki iki aradan birinden dönmelilerdi ve Francis’in bu hızla dönüş yapabileceğinden bile emin değildi. Gözlerini sımsıkı kapayıp düzgün ilerlemeye başladıkları ana kadar açmamaya karar verdi. Tam dönüş yapacakları sırada istemsizce dönüş yönlerinin tam tersine eğilmesiyse yavaşlamalarına yardım etmişti.
Sonuç olarak dönüşü yapmış bulunduklarında Alexis gözlerini açma cesaretini bile toplayamadan tekrar küfür sesleri işitmeye başlamıştı. O kadar alçaktan ilerliyorlardı ki bir adamın şapkası süpürgeye takılmıştı! “Özür dileriz!” diye bağırdı Alexis ancak pek etkili bir söz değildi sanırım artık bu. Adam peşlerinden koşmaya başlamıştı havaya kaldırdığı yumruğuyla. “Francis yükselsene biraz!”
“Ne?” kardeşi yarışa o kadar odaklanmıştı ki dediklerini duymuyordu bile! Onun arkasına oturmak bir hataydı, daha fazla bahane bulmalıydı. Süpürgeden falan düşüp ölmezlerdi, değil mi? Zaten şu alçaklıkta devam ederlerse ufak bir sıyrık bile almazdı düştüğünde!
“Özür dileriz efendim! Gringotts’un önünden alsanız-“ Alexis öylece bağırırken öndeki oğlan şapkayı tuttuğu gibi geriye doğru fırlatmıştı. Derin bir nefes aldı kumral saçlı. Rezillikti resmen. Boşuna o kadar bağırmış, bir çözüm yolu düşünmemişti bile. Ne zaman saçma sapan davranmayı keseceğini bilemiyordu oğlan.
Önlerine doğru bakmaya çalıştığında gözleri kocaman açıldı Alexis’in. Hayır hayır, buradan düzgünce geçmelerinin mümkünatı yoktu. Hele Francis böyle ilerlemeye devam ederken asla! Kendini de hareket etmeye hazırladı. Kardeşi tabelaların arasından öyle süzülerek geçebileceklermiş gibi kendini boşluklara odaklamıştı. Hayatı ufak aralıklardan hızlı ve kusursuz geçip geçemeyeceklerine mi bağlı kalacaktı! Artık Francis’in açısını düzgün bulmadığı her anda doğru olduğunu düşündüğü yöne eğilip süpürgeden sağlam bir şekilde inebilme ihtimallerini arttırmaya çalışıyordu.
“Bizi öldürmeyi düşünmüyorsundur umarım! Yavaş git biraz! Ve dikkatli!” konuşurken ikizini dürterek ya da hafif de olsa itekleyerek dikkatini kendisine çekmeye çalışıyordu. Ama sanırım, biraz fazla abartmıştı.
Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 5, total 5
-
Yüzüne vuran rüzgârın en tatlı dokusunun hazzını hissediyordu."Yes bebeğim! İşte en öndeyiz!" diyerek altında ki süpürgeyi öpmeye çalışırken, başını aşağıya doğru yaklaştırdığı için süpürge ile insan kalabalığının içine neredeyse dalıyordu.Bir ses "Lan kör velet! Süpürgeyi götüne sokarım!" diye haykırsa da hızla giden Nathaniel arkasına dönüp sinirden kıpkırmızı olan herife el hareketi çekmek ile yetişmişti.Arkasına baktığında iki kişiyi de fark etmişti.Charlotte ve Eadwig...Galiba bu yolu sadece üçü seçmişti.Diğerlerinin ne durumda oldukları ile alakalı hiç bir bilgisi yoktu.Şuan önemide yoktu bu grupta birinciydi ve bunu devam ettirmek istiyordu.
Son olarak girdiği bu yol iyice kalabalıklaşmış ve hafifçe süpürgesini yukarıya doğru çekip üstten gitmeyi planlamıştı.Ancak kurallarda belliydi çatıları geçemezdi.Süpürge gayet hızlı gidiyor aklı ise onun bir tık gerisinde geliyordu.Ne yapabilirdi? Nasıl plan uygulayabilir ve bu hızını korurken bir yandan da zarar görmeden,vermeden yarışı birincilik ile bitirebilirdi...Diğer yoldan gitse daha mı iyiydi diye düşünmeden edemedi.Ancak ne kadar geç olduğunu düşünmeye gerek dahi yoktu.Nathaniel uçarken arkasından getirdiği rüzgar sebebiyle insanların sivri uçlu şapkaları bir yandan uçuşuyor.Bir yandan hot cadıların etekleri balerin misali havalanıyordu...Merlinin kutsal poposu adına galiba birisinin donunu dahi görmüş olabilirdi.Buyucu ve cadı pazarında insanların ilk defa süpürge ile uçanları görmüş gibi haykırmaları cidden ayıptı oradan bir seherbaz gelip ceza kesse çok mu mutlu olacaklardı yani...Cık cık cık!!
Nathaniel pazar alanının neredeyse her bir köşesinde bir iz bırakmıştı.Bu yarış daha ne kadar sorun çıkarabilirdi bilmiyordu.Ancak sorunlar şuan onun için çok önemsizdi.Derin bir nefes alıp hot bir cadıya sarılırcasına süpürgesine sıkıca sarılan Nathaniel,başını öne doğru eğip bacaklarını kasmaya başladı.Bu son düzlük için haddinden fazla hızlı gitmesi için süpürgesine yaptığı son gayretti...Artık sonucu ne olursa olsun finale ulaşmak adına her şeyi yapmaya hazırdı.En fazla ne olabilirdi ki?
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 8, total 8
-
İşte ben buna yarış derim dosdlarım! İşte buna yarış derim! Öncelikle şunu söyleyeyim bu çocuklar ellerindeki mürver asaya zaman zaman elden düşme muamelesi yapsalar da hiç fena gitmediler. Şimdiye kadar...
Fikir değiştirdim dosdlarım, öncelikle bu bu altın sarısı saçlara sahip civan gibi delikanlıhiç de benim gibi uçmuyor. O tabelaların altını üstüne getirebilirdi ama o ne yaptı? Reducio mu? Cidden mi? Hiç cesaret yok genç adam. Hufflepuff çıksa şaşmam! Ya da şu hesapçı Slytherin'lerden. Ama bir Gryffindor cesareti olmadığı kesin sende. İlk tabelayı atlattın, belli ki ikinci büyün de tuttu ama tutması hiç mi hiç işine yaramadı. Spongify'ladığı tabelaya bodoslama daldı. Üfff bu acıtmış olmalı çünkü büyünün etkisiyle şimdi zıplak bir hale gelen tabelaya giren süpürgesi geriye doğru uçurdu bu genci. O kadar hızlı gidiyordu ve o kadar doğrudan girdi ki tabelaya geriye uçuşu da bir o kadar kuvvetli oldu. Hemen gerisinde yer alan gözlüklüye, hatta ve hatta onun gerisinde yer alan akıllı kızcağızıma çarpıverdi. Bu çarpmanın da etkisiyle süpürgesinde bir şeyler çatırdadı, bir çarpışmaya arka kısmı tamamen gider gibi.
Bir gülüş kaçtı ki ağzımdan görmeye görün dosdlarım! Gözlüklü de hiç Gryffindorca olmayan bir taktikle sağı tutturmuş gidiyordu. Ama ne oldu? Hemen önündeki yağız delikanlı uçunca üzerine duvara uçuverdi. Birkaç kez duvarda seke seke ilerledi. Bir çat sesi geldi ama kolundan, sanırım yarıştan sonra şifacıya görünse iyi olur. Çatlamış da olabilir gerçi ama kopmadığı ya da kırılmadığı kesin. Yine de şu açıdan düşünebilir tabii, artık istemediği kadar sağa yanaşmış durumda. Kolayca tabelalara değmeden uçabilir.
Aman aman işte bu kız benim kızım. Neler yapıyor öyle! Fırtına gibi uçup acromantula gibi sokacak sanırım. Tabelalara yaklaşınca snitch hızıyla harekete geçiyordu dosdlarım. Tam süpürgeyi çekti çıkardı bacakları arasından diyecektim ki o an gerçekleşti. Evet, bildiniz! Bizim yağız delikanlının yarattığı zincirleme süpürge kazasının son kurbanı oldu. Neyse ki tam süpürgeyi altından çekmeden yedi darbeyi mangal yüreklim. Kafasına çarpan süpürgenin otları etkisiyle kafa geri süpürge ileri oldu. Ancak son hız gidiyordu ve çarpışmanın da verdiği ivmeyle süpürgesi o istemeden çıkıverdi bacaklarının arasından. Ama şansı yerinde bir kızımız. Eeee Grffindor gibi duruyor, başka türlüsü de beklenemezdi değil mi? Süpürgesi spongify'lanan tabelaya geldi, zıplaması için mükkemmel bir taban oluşturdu. Belki hedeflediğinden bir tık fazla yukarı doğru uçmuş olabilir ama en azından tüm tabelaları tekte geçti ve gözlüklüyle başa baş öne geçtiler.
Hemen arkasından mı desem, altından mı desem, neresinden diyeceğimi kestiremediğim bir sansar takip ediyordu bu cesur kızımızı. İyice sinmiş kalabalığın üstüne, gerçekten ağız açık bırakacak bir beceriyle iz sürüyordu. Evet doğru duydunuz, iz sürüyordu; gözü hiç yarışta yokmuş da avının peşinde bir seherbazmış gibi bizim kızı izliyordu aşağılardan. Harika uçuşu ve tutan büyüsüyle engelleri hiç sorun yaşamadan aşacak gibiydi. Aman o da ne? Şu bizim ihtiyar Vicky değil mi? Peruğu bu veletin süpürgeye takılmış gidiyor. Vicky'yi tanımazsınız siz, taktı mı takar. Ki süpürgeye hemen yapışmış, otlarından tutuşturmuş çekiştiriyor. İhtiyar Vicky dediğime bakmayın bu arada, gençliğinde trolle güreşmişliği vardı. Süpürgenin hızı iyiden iyiye düşüyor Vicky yüzünden. Bizim iz sürücünün havaya fırlattığı tabelaların da bir kısmı bu sırada kafasına geri düşüyor. Ah, çok yazık oldu. Çok talihsiz bu yavrucak ve Vicky'yi süpürgesine binmeye çalışıyor gibi duruyor. Bir sonraki turda Vicky'yle uçacak gibi. Şimdiden Merlin taksiratını affetsin.
Yine de arkadan gelen ikili kadar kötü değil durumu. Bu çocuklara yarıştan sonra hızlandırılmış bir süpürge eğitimi vermem lazım belli ki dosdlarım. Benden, ünlü Douglas'tan böyle bir dersi aldıktan sonra yapsalardı bu yarışı şu anda ikinci turlarını bitiriyor olurlardı. Aralarında bıdır bıdır bir şeyler konuşuyorlar, hatta tartışıyorlar mı onlar? "Yavrucaklarım, yapmayın, özgürce uçuuuun," diye bağırdım ancak sesim koşmamın da verdiği etkiyle sönen bir balon gibi çıkmıştı. Verilecek en Gryffindor kararı vermiş gibilerdi. Ve bu da hepinizin bileceği üzere verilecek en kötü karar anlamına geliyordu. Evet, Gryffindor olmak iyidir ancak çok da olmamak gerekir. Yoksa bu çocuklar gibi yanından geçtiğiniz her tabela tarafından tokatlanarak uçarsınız. Sanki özellikle o tabelalara çarpmak için çalışıyorlarmış gibiler. Acaba bu da yeni bir deneme olabilir mi dosdlarım? Asla eksik kalamam ben de deneyeceğim sonra. Her tabelanın tadına baktılar neyse ki ve engelleri en azından düşmeden, kırıksız atlattılar. Sonuncu sırada, ancak kırıksız.
Bu arada diğer taraftakiler unuttum sanıyorsunuz değil mi doslarım? Hah, tabii ki unuttum! Hızlıca cisimlendim öbür sokağa. Asssla kaçıramam. Gençlik aşkımın ikizi orada. Yani ikizi olduğunu tahmin ediyorum. İkizi değilse de kızıdır, kızı değilse nesidir bilmiyorum. Yoksa, kendisi mi? Az kalp kırmamıştım tabii o yıllarda, şimdi bizden geçti dosdlarım. Ama diyabetim var diye tatlı menüsüne de mi bakmayayım, değil mi? Gözlerim hemen buldu o kalabalık arasında bizim üçlüyü. Nasıl bulmasındı? Yarattıkları kaos yüzünden dikkat çekmemeleri mümkün değildi. Bizim bu en önde giden vatandaş öyle bir süpürge kullanıyor ki herkes dönmüş ya lanet ederek ya da tezahürat ederek bizimkini izliyor. İçim bir miktar buruk izlemedim desem yalan olur dosdlarım, ben de böyle uçardım işte. Herkesin kafası, elleri, kalbi bana dönerdi. Çekememezliğimden kafasını hedef alıp bir elma fırlattım ama biraz paslanmışım herhalde yanına bile yaklaşamadan düşüverdi.
Benim güzellik, öhüm, yani kızcağızım istikrarlı bir şekilde sürüyor süpürgesini bu pazar yerinde de. Güzel hamlelerle standların arasından sıyrılıyor, insanlara bahşettiği güzel gülümsemesi sayesinde ufak tefek çarpması hemencecik affediliyor. Aman nazar değdirdim galiba. Tam pazar yerinden çıkacakken neden yükseldiği belirsiz yerden yükselen koca bir sandık, olduğu gibi kattı üzerine de kızı hızla yukarı atıverdi. Sandık gerisingeri düşerken olanca hızıyla bizim kız bir miktar yalpaladı havada dengesini sağlamak için.
Peki üçüncüye ne mi oldu dersiniz? Slytherin kesin bu çocuk bakın, peşin peşine söylüyorum size. Kurnazlık yapıp çıktı pazar yerinin üstüne, sanki burası büyücü mahallesi değilmiş gibi. Doğru; insanlardan, standlardan kaçındı ama öfkeyle cıyaklayan baykuşlardan, yapılan iksirlerden yükselen pis kokulu dumanlardan, büyücü çocukları için üretilmiş havaya uçup dönen abidik gubidik kaçamadı. Ve en önemlisi neyden kaçamadı biliyor musunuz dosdlarım? Biraz önceki sandıktan. Evet, sandıktan. Ama ne balkabaklı çocukmuş gibi çarptığı her şey süpürge hakimiyetine etki etti. Trol sümüğü gibi kullanmasına sebep oldu süpürgeyi ama en ufak bir yaralanma, kaza yaşamadı şanslı velet. Sandık hızla düşerken bunun süpürgesinin ucuna da çarptı köşeden. Birkaç metre aşağı düştü onun etkisiyle ama sonra yine bizim kızın arkasından yoluna devam etti.
Yarışa katılmış herkes şimdi Gringotts önüne yaklaşıyor. Tam benim ağzıma layık bir manevra noktası. Pazar yerinden gelenlerin keskin bir dönüş yapması zaruri. Tabela aşanların ise Merlin yardımcısı olsun. Ya güvenli bir U dönüşüyle her şeyi halledecekler ya da son engelde birinciliği kaptırmamak ya da kazanmak uğruna ellerindeki her şeyi ortaya koyacaklar. Yani süpürgelerini. Heheh. Ben uçsaydım tabii bu ihtimallerin hepsi konu dışı olurdu dosdlarım. İkincinin kim olacağını konuşuyor olurduk şu anda. Gerçi herkes utancından süpürge kırardı benim olduğum yerde ama olsun. Gringotts önünde para çekmeye gelmiş kalabalığı da yabana atmamak lazım bu arada. Büyücüler para çekerken zengin hissettiklerinden midir nedir daha çekilmez oluyorlar. Oysa aynı cadı 10 dakika sonra kazan pazarlığı yapacak ilerde, biliyorum. Hele şimdi tüm grup da bir araya gelmişken bu manevralar, bu insanlar bakalım ne kadar zorlaştıracak grubun işlerini.
Şu anda herkes bir araya gelecek bu aşamayla birlikte. Son engeldesiniz. Buradan Kaliteli Quidditch Malzemeleri'ne doğru olacak güzergahınız.
Sıralama aşağıdaki gibi;
1- Andre&Diana, 2- Nathaniel, 3 - William 4 - Charlotte 5- Samuel 6- Franscis& 7- Eadwig
Nathaniel, Charlotte ve Eadwig daha uzun yoldan gelmenin dezavantajına sahiptir.
(https://imgyukle.com/f/2022/08/31/naR2gG.jpg)
-
[justify]Bizim ikili aşağıda pazarla-yerel halkla yüz göz olsun, ben olmam gereken yerde gökyüzünde olayım demiştim. Fikir mantıklıydı ama çok fazla düşünülmemiş durum vardı. Mesela baykuşlar? Karşımdan gelen baykuşları elim kolumla sağa sola ittirmeye başladım. Tabi zor bir şey. Çok hızlı süremiyorsun. Hayır onu da geçtim, iksirler miksirler derken havaya yaydığımız gazın haddi hesabı yok. Şuan Charlotte burada olsa kafayı yemişti. İyi ki aşağıda kalmış diye düşünmeden edemedim. Salak saçma oyuncaklar zıplıyor yukarılara. Rengarenk saçmalıklar. Ses çıkararak, osurarak geçen balonlar. Şaka gibi bir yer Diagon yolu. Bu kadar fazla saçmalığın bir arada olması midemi bulandırıyor. Bak mis gibi adada, evimde oturacak tarih kitabı falan okuyacaktım. Samuel'in gazına geldik dışarı çıktık, yanımdan Britanya Milli Marşı çalarak zamazingo geçiyor. Süpürge de, ben de kafayı yedik çevremizde olan bitenden.
Ne şanssız biriyim! Doğarken zengin ve safkan doğmuşum sonra tüm şanssızlıklar üstüme atılmış gibi.
1- Baykuşlar gelip gelip kafa atıyor.
2- Burası iğrenç kokuyor.
3- Büyülü ıvır zıvırlar dikkatimi dağıtıyor.
4- André gelip süpürgeme çarptı demin.
5- Süpürgeyi düzgün kullanamıyorum.
6- Rastgele bir sandık geldi süpürgeme vurdu.
7- Sevdiğim kıza doyasıya sarılamıyorum annem öldürür diye.
8- Kuzenim sevdiğim kızı gölde öpüyordu lan geçen sene!
9- ... EEEEHH! Ne lan bu?
Gelen baykuşa gelişine bir geçirdim! "ULAN SEN DE BİR SİKTİR GİT!"
Hoop, süpürge ile birlikte sanki türbülansa girmiş gibi düştüm. Zar zor toparladım.
Şöyle bir dönüş yapacağız. En önde Nathaniel arkasında Charlotte var. Biz biraz uzun bir yolu seçtik. Büyük ihtimalle diğerleri daha öndedir. Hmmm... Sinirlerime hakim olursam ve mantıklı düşünürsem burada kazanma şansım aşırı düşük. Üstelik, sonuncu falan olursam gelip bana garip garip sorular sorabilirler. Geçen sene Fransizka yüzünden herkes donumu görmüştü. Ondan sonra daha rezil duruma düşersem artık ağırlığım kalmaz. Hiç gelip orada geçmişte Samuel'le penis boyumuzu kıyasladığımız anılarımızı falan anlatıp milletin ağzına sakız olamam.
Nathaniel kankam. Yolun açık olsun. Bu dostun kaçar.
Çevirdim süpürgemi, tam tersi yola saptım. Bitirmeyeceğim yarışı. Eve giderim artık. Gryffindor'lu bebenin süpürgesini de çalmış olduk böylece.
[/justify]
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 8, total 8
-
Oh. Harika. Diana'ya bir şey olmamıştı. Güvende olduğunu görünce sonunda bu yarışa dahil olma zamanı diyerek bastırdım öne doğru. Hızlandım biraz, millet o sırada çarpışa çarpışa gerilere düşüyor, ben de büyümü tabelalara yollayarak yolumu açıyor ve en öne geçmeye hazırlanıyorum derken... Süpürgemi bir şey arkadan çekmeye başladı! Hooop diye yattığım yerden arkaya savruldum tabi. Süpürgem gidiyor hala gitmesine ama ben ne yönümü kontrol edebiliyorum ne de hızlanabiliyorum. Bir kadın sesi geliyor bir de. "Seni- pis hırsız! HIRSIZ VAR!" Omzumun üstünden bir çevirdim kafamı arkaya, kirpi gibi bir teyze tutmuş süpürgemin ucundan, deli gibi bağırıyor.
"Ben mi hırsızım?" dedim garipseyerek. Bütün hakaretleri işittim de, hırsızlıkla suçlanmayalı uzun zaman olmuştu.
"Melek yüzlü şeytan! Kafama tekme attı!"
NE?"YUH! Yapmadım öyle bir şey. Abla bak yarışıyoruz- bırak-sana be!" Arkadan çekiştirdikçe sözüm kesiliyor sallandığım için.
"Bilirim ben senin gibileri! YÜZÜN GÜZEL DİYE KANARIM MI SANDIN? Aklınca benimle dalga geçiyor eyyyyy ahaaliii! KOŞUN!" Yüzüm güzel cidden yaa. Ama çalmadım bir şey! Az önce tekme atmadıysam da şimdi atmak zorunda kalacağım birine çünkü baya milletin önünde uçmaya devam ediyorum, millete yoldan çekilmelerini söylemeye çalışırken de kadına laf yetiştiriyorum. "YARIŞIYORUZ YARIŞ!"
"AĞĞĞ YARDIM EDİN!" diye devam ediyor kadın.
"Ya teyze, farkındaysan KURBAN OLAN BENİM ŞU AN?"
"Hırsızsın!"
"HAYIR BAK BEN SAMUEL BOLEYN'İM! Niye çalayım fakir miyim? BOLEYNLERİ TANIYOR-" Kafama yediğim bir tabelayla denge falan kalmadı tabi. BİR BU EKSİKTİ. Yemişim yarışını daaa, Boleyn'ini deee, Diagon'unu daaaaa diye başlayacağım şimdi. Gözlerimi kapadım bir tabela daha burnuma lönk diye oturduğunda, kaderim neyse çekeceğim diyorum. Kadın da beni çekiyor arkaya derken bir baktım karı arkama atlamış. Öne itiştiriyor beni de "Kay be şöyle." diyerek. Açtım gözümü şaşkınlıkla. "ABLACIM! AMACIN NE SENİN?" diye bağırıyorum kadına ama yıldızlar dönüyor etrafta, bakamıyorum da tam yüzüne.
"Peruğumu vereceksin!" İşte o an, bir aydınlanma yaşadım. Belki güneş çok sıcak kafama geçti, belki yediğim darbelerden kafa kalmadı, belki de bu cadı bana bir büyü yaptı ama yemin ederim gözlerimin önünde bir ışık belirdi ve tam ayağımın ucuna, simsiyah peruğa yönlendirdi bakışlarımı. "HAAAA YA SEN ONU DİYORSUUUUNN!" dedim ferahlayarak. Saçının bir tutam kalmış olmasını da açıklıyordu bu. Ya iki gün sonra kadının kafasında tel kalmayacak, böyle pespembe keli gözüküyor. Acıdım biliyor musunuz? Hala millete yardım edin demeye devam eden kadını sakinleştirmeye çalışarak süpürgemi düzelttim ve biraz daha ilerledim şu yaygaradan çıkabilmek adına.
Gringotts'un önüne gelince durdum ve "İn teyze." dedim kadına. Yok, inat etti. İnmem de inmem. "Teyzecim, bak önce sen in, sonra BEN DE inicem. İkimiz aynı anda inemeyiz. Düşersin!" Etrafta da ilgiyi baya çekiyoruz gibi, yaşlı başlı kadına bağırmaya utanmıyor musun diye topluca dalacaklar şimdi. Sakin kalmaya çalışıyorum. Zorla da olsa indirdim kadını, ben de indim tek ayağımın üstüne. Peruğa basmadan ayağımı kaldırıp elimle yakaladım ve bir tık da iğrenerek kadına uzattım. Hemen alsın elimden istiyordum çünkü o pembe terli kafasına değen bu kıl yumağını daha fazla üzerimde tutamayacaktım. "Teyzecimm, bana desen başında ben verirdim zaten. Yanlışlıkla oldu. Seni ben niye üzmek isteyeyim? Asıl sen beni üzdün suçlamalarınla. Hırsız gibi mi duruyorum gerçekten? Adın neydi bu ara- Vicky! Bak benim annem de buralarda bir yerlerde zaten Vicky, bir yere gittiğim yok ki. Boleynlerdenim ben. Yok sarışın olmayabiliyor Boleynler de- Nasıl- Zarar mı görmüş?" Koymuş kafasına peruğunu ama baktım bir tutamı kopmuş apaçık kalmış kellesi. "Bir şey yok, bir şey yok. Zaten senin ihtiyacın da yok Vicky, peruksuz da... Iğğ... Neyse o zaman, bir zararın varsa masrafını yolla bizim eve tamam mı?" Bir kağıt çıkardım, kadının eline tutuşturdum Eadwig'lerin evinin adresini yazarak. Ne var ya, var paraları. Ödesinler oğlum. Yeni peruk mu istiyor ne diyor bilmiyorum artık. Boleyn'lerin adını kötüye çıkarmak istemiyorlarsa uğraşsınlar işte. Hem şimdi annem diyecek ki Diana seni karıştırdı o işlere, kızı suçlayacak bir anda. Bizim eve haber gitmesin de çakmasın bir şeyi.
Sizce hala yarışı kazanma şansım var mı? O kadar da kendime güvenmiyorum, tamam mı? Hem de şu yolu bir daha geçmekle uğraşmaya çokkk üşeniyorum ya. Diana'yla geri buluşmam gerek ama. Yukarıdan uça uça gideceğim artık, can derdine düşmüşüm burada. Bir de hırsız sanıyor olabilir hala birkaç esnaf. Yoruldum ha. Başladım gerisin geri uçmaya sıkıntıyla. Bitsin artık başka bir şey istemiyorum. Yolda da başka bir sır düşüneceğim.
Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 2, total 2
-
[justify]
Gözlerimi kısmış, önüme gelen tabelalardan, yön göstergelerinden orta hizada gidip korunurken hızlı bir fareyi anımsatıyor olabilirdim. Ancak ben kendimi bu engellerden korusam ne olacaktı? Her şeyin mükemmel ilerlediğini, önümdeki William ve André'ye eriştiğimi düşündüğüm esnada, bir göz açıp kapamalık zaman farkıyla kendimi William'ın süpürgesinin ucuna çarparken bulmuştum. Üstelik bunu yaşayan tek kişi ben de değildim. Sırasıyla ardı ardına ilerleyen 3 kişi olarak birbirimizin tepesine binerek resmen zincirleme kazaya kurban gitmiştik. Kendimi zorlukla toparlarken süpürgenin üzerindeki tüm gerginliğimi kaybetmiştim. Sanki süpürgemin hızını dışarıdan birisi benim frenleyişime tezatlıkla daha da artırıyordu ve ben yukarıda yaşanan bir fırtınaya inat bu odun parçasının tepesinde durmaya çalışıyordum. Panikle eski hızıma gerileyip William'ı geçmeye çalışırken büyücüye dönüp "Ya hayvan gibi şey yapıyorsunuz ya!" diye serzenişte bulundum bağırarak. Hakikaten çok dişli iç güdülerle asılıyordu herkes süpürgelerine, ben dahil. Yarışa en başında eğlencesine katılırken şimdi önlere geçmenin verdiği hırs ve bencillik ile birinci olabilmeye yarıştığımı düşünmeye başlamıştım. Havaya tam da sıçramayı düşündüğüm sırada süpürge bacaklarımın arasından fırladı ve bir çığlık attım. Biraz hazırlıksız yakalanmıştım. Parmaklarımın arasından kayıp gideceğini düşündüğüm süpürgeyi avucum içerisine resmen mühürleyerek bir çığlık daha savurdum zira bu denli yükseğe fırlamayı beklemiyordum. Ayağımın altında uçup giden tabela, trambolin misali parmaklarımı biraz daha yükseğe uçururken Samuel'in korkunç seslenişine karşılık "SAMUELLLLLLLLLL!!" diye bağırdım. Ne vardı bu kadar öfkeyle kızacak, anlamıyordum. İki eğleniyorduk şurada. Gerçi, annesinin beni aşağıdan izleme fikrini düşündüğümde başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüştü. Sabahki pervasız başlangıcım bir kenarda dursun, kadının şu an beni bir soytarı olarak gördüğü fikrine kendimi bir anlığına inandırdım hatta. Fakat 17 yaşında, çıtır bir Gryffindor kızıydım. Yani, bir daha bu yaşlara gelip bir tabela üzerinden atlamayacaktım. Öyle değil mi?
Engelleri aştığımda süpürgemi tekrar bacak arama alarak devam ettim. Geridekiler geride kalmıştı, André'ye nihayet yetişebilmiştim. "BİR HANIMEFENDİNİN... ÖNÜNDEN... GİTMEK... HİÇ NAZİK BİR DAVRANIŞ DEĞİL ANDRÉ!" diye seslendim dinlenerek. Bağırmıştım. Aşağıdaki kıyametten ötürü sesimi ancak duyurabilirdim. Sırıtmaya başladığımda onun da bu ifadeyi yüzüne yerleştirmesini istiyordum. Son zamanlarda kolay şeyler yaşadığı söylenemezdi ve ister istemez kafasının dağılabileceği her ortama onu da sokmak istiyordum.
Gringotts'a varmama son bir dükkan kaldığında diğer yola sapan üçlünün silüetini gördüm önce. Bize doğru yaklaşan Nathaniel, Charlotte ve Eadwig nizami bir şekilde uçuyorlardı. Bizim sakar ve sakat topluluğunu görünce muhtemelen bir savaştan çıktığımızı düşünebilirlerdi sanki. Kocaman sırıtıp tek elimi havaya kaldırarak üçüne birden "SELAAAAAAAAMMM!!!!" diye bağırdım kurbağa çikolatalardan çıkan hareketli bir kart gibi. Yarışın bitiş noktasına vardığımda kocaman bir açıyla U dönüşü yaparak tekrardan, yarışın başladığı yere gitmek için harekete koyulduğumda yarışta bir şeylerin eksikliği çekti dikkatimi. Kişi sayımız artıyordu. Bazılarımız tek bacakla (!) bile devam ediyor olabilirdi belki. Ben dönüşümü tamamlarken Samuel'in arkasında yaşlıca bir kadın olduğunu gördüm. Hararet ile konuşuyor gibi göründüğünde bir anlığına kaşlarımı çattım anlamaya çalışarak fakat aldırış etmeden omuz silktim. André'ye çarpmamak için aldığım geniş açı, virajımı sonlandırırken Nathaniel ile göz göze geldim. Kaba görünmek istemiyordum bu kaşları çatık halimle. Minik bir ifadeyi yüzüme kondurarak "Yolculuk nasıl gidiyor?" diye sataştım kısaca. Eadwig'in arkadaşı olmasına rağmen yıldızım ona karşı daha yumuşak, daha ılımlıydı. En azından Eadwig ile sürtüştüğüm kadar sürtüşmemiştim şimdiye dek Nathaniel ile. Önüme döndüm. En başa geri dönmek için tekrardan sindim süpürgemin üzerine. Nihayet yarışa biraz daha keyif getirecek şeyi bulabilmiştim zihnimde: Su. "Aguamenti" diyerek çıkartacaktım asamı ve André'den başlayarak sihirli ağaç kütüğünü arkamdan gelenlere de doğrultacaktım. Biraz ıslanmanın kimseye zararı dokunmazdı hem, kovalarca su dökmüyorduk baştan aşağı. Onlar neye uğradıklarının şoku, farkındalığı, ıslaklığı ve keyfiyle baş ederken ben de rahatça yolumdan gitmenin tadına varacaktım. Tabii işler planladığım gibi giderse.
[/justify]
Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 9, total 9
-
[justify]Charlotte insanları güler yüzle karşılık verip sorun çıkarmamasından son derece memnundu. Sorumsuz bir şekilde giriştikleri işin kimseye zarar vermemesini isterdi. Para kazanıyordu burada insanlar sonuçta. Neyse ki sorunsuz bir şekilde aralarından sıyrılmayı her seferinde başarmış; bazılarını kibarlık yapa yapa etkilemişti. Her yaştan insanlarla anlaşabilirdi Charlotte. Sevimli yüz ifadesi bu konuda kendisine çok yardımcıydı. Son engelden de rahatça kıvrıldığında iri yarı bir adamdan çıktığını düşündüğü borazan bir sesle dikkati dağılarak arkasına dönmeye yeltendi. "Hey gidi gençlik be! Az hızlan! Bu kadar narin yarışma! Bastır! Bastır!". Destek veren söylemi çok hoş iken ses tonu o kadar baskılıydı ki bir an için sesin sahibini görmek için merakına yenik düşmüştü porsuk. Gözlerini kısıp çevrede aransa da anlık bir görüş sağlayamadığından pes etmişti. Tam o sırada nnüne döndüğünde nereden çıktığını anlayamadığı bir sandıkla ciyakladı."Aaaiy!" Düşünemeyecek kadar tutulmuştu aslında. Savsaklamasına rağmen refleksleri imdaına yetişerek Charlotte'u süpürgeyi yukarı kırmaya zorlamıştı. Keskin bir yükseliş ile daha da zorlanınca kısa bir süreliğine iyice bocalamıştı. "Hay Merlin'in pötlek gözleri! Niye gaza geldim ki bu kadar ben!" Burnundan nefes alıp verdi. Aksiyon geriyordu bu kızı.
Yarışın geri kalanına daha sakin devam etmeye karar vermişti ki uçmaya devam ederken gidişatı kontrol etmek istedi. Hala mantığa ulaşabilir olmak rahatlatıcıydı onun için. Gringotts'a az kalmıştı. Bir U dönüşü yapılmalıydı. Yavaşça halledebilirdi. Ancak, bunu gerçekten istiyor muydu? Neredeydi diğerleri? Bir sağa, bir sola, bir önüne ve bir de arkasına baktı yavaşladığı süreçte. Parlak bir sarılık eksikti sanki. Öne geçmiş olsa fark ederdi değil mi? O kadar da dikkatsiz değildi. Hemen süpürgesini geriye çevirdi. Yarışı bırakıyor muydu o an için emin değildi ama kapanmamış bir meselesi vardı Charlotte'un. Yüzünün sinirden kızardığını hissedebiliyordu. Ya hırs yapıp pazar alanında bir yere takılıp düşmüştü ya da her zaman yaptığı gibi kaçıyordu. İçten içe iyice dolan Charlotte, düşüncelerinin yükü altında ezildi, birçok kez. Nefesinin batmasından sıkılmıştı artık. Sevgiyi acı veren kedi fare oyunu olarak görmek istemiyordu. Konuşmak istemişti yalnızca. Artık komik geliyordu bu durum ona. Birbirlerine iki cümle söylemekten acizler miydi? Ana Salon'da Samuel'e bir şeyleri kanıtlamaya çalışırken kendisini ne duruma düşürdüğünün farkında olmayan bir bencile miydi bunca duygu? Sindirebileceğini zannetmişti ama yanılmıştı. Tatil boyunca bir sürü şey söylemeyi düşünmüş, usulca konuşup halletmeyi istemiş, yer yer sinirden düşünemez hale gelmişti. Son olanlar hazmedilecek gibi değildi. Savaşın ortasındaydı sanki. Buna son vermek istiyordu hazır denk gelmişlerken. Okulun açılmasına bu kadar az zaman kalmışken her şeyi rayına oturtabileceğini düşünmüştü. Yanlış düşüncelere kapıldığını ise şimdi anlıyordu. O hışımla hızlandı. Biraz daha geriye doğru mesafe kat edince Eadwig görüş alanına girmişti. Tam da tahmin ettiği gibiydi! Kendi kendine söylenmeye başladı Charlotte: "Nereye gidiyorsa! Saçmalık! Bekle dedik, BEKLE! Balkabağı kesecektik daha! Karşısında sanki sinek vızıldıyor! Görürsün sen şimdi. Öyle veya böyle... Konuşacağız. KORKAK!"
Yüzüne gelen saçlarını başını sallayarak geriye attı. Daha da sinirleniyordu giderek. Asasını çıkardı hızını artırmaya çalışırken. Yetişecekti ona. Bu gün bir şekilde illa ki konuşulacaktı bazı şeyler. Hiç değilse artık kaçamayacağını gösterecekti ona. Asasını güzelce Eadwig'e hizalayıp hiddetle "Impedimenta" dediğinde büyüyü olur da başaramazsa bir başka efsun savurmayı deneyecekti. Bu negatif senaryonun gerçekleşmesi dahilinde kendine de kızgın olacağı barizken o sinirle nasıl bir büyünün zihninden çıkacağını kestiremiyordu. Şimdi savurduğu büyü işe yarasa iyi olurdu. En azından hala tatlı tatlı halledebilirdi konuşma işini, belki.[/justify]
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 7, total 7
-
'İleri' demişti William kendi kendine henüz sadece bir saniye önce, 'dümdüz ileri!'... Ne var ki olaylar beklediği gibi gitmemişti. Büyüsünde sorun olmadığına emindi, yumuşatma çabası işe yaramıştı, bundan şüphesi yoktu. Peki o zaman neden böyle olmuştu? Neden önüne çıkan quaffle'ı fırlatıp yoluna devam eden bir bludger gibi süngerleşmiş tabelayı itip geçememişti de zar zor tutunduğu süpürgesiyle gittiğinin tersi yönde tepetaklak hayatı sorguluyordu? Çarptığı ilk engeli hissetmemişti bile; yarım dakika önce hayatını adadığı bu strateji ile birlikte çöken inancını toplamaya çalışıyordu. Gereken ilhamı da çarptığı ikinci engelden aldı. Kendisine yönelen öfkeli nida ihtiyacı olan şeydi. Kendi kendine 'Hayır, eksik olan da tam bu: yeterince hayvan gibi şey yapmıyorum; Alfred olsa daha hayvan gibi şi yapardı!' dedi ve silkinip süpürgesini tekrar kontrol altına aldı. Avcunun içindeki ahşaptan hoş olmayan çatırtılar duymuştu ama şimdi bunu düşünmenin zamanı değildi. Süpürgesinin üzerine iyice yatıp öne doğru fırladı; zaman hayvan gibi şi'yapma zamanıydı, yetişmesi gerekiyordu!
Henüz biraz ilerlemişti ki sokağın sonunda önlerinde yükselen Gringotts'u görmesiyle önündeki bir diğer zorluğu fark etti. Gerisinde kaldığı arkadaşlarına yetişmek için hızlanıyordu ama geri dönebilmek için süratini tekrar düşürmesi gerekecekti, duvara da spogify atıp geri sekemezdi ya! 'Aslında neden olmasın?' diye düşünse de hemen bu düşünceden vazgeçti. Süpürgesinden gelen çatırtı olmasa belki denerdi ama bu durumda çok tehlikeli olurdu. 'Ne yapacağım öyleyse? Hızımı kesmeden tam tersine ani bir dönüşü nasıl yaparım k?' diye sordu kendine önündeki beyaz mermer duvarlar gitgide yaklaşırken. Tam da o sırada geldi fikir aklına, 'gerçekten de hayvan gibi şey yapacağım, Alfred iyi izle bunu.' dedi ve asasına bir kere daha davrandı.
Yavaşlamaya hiç niyeti yokmuş gibi doğrudan bankaya uçmaya devam etti William. Bir snitch'i görmeye çalışıyormuş gibi dikkatle izliyordu aradaki mesafenin azalışını. 'daha değil, daha değil, ŞİMDİ!' "Incarcerous"
Haykırırken bankanın mermer sütunlarından en üstünü ve kendi elini hedeflemişti asasıyla. Var ettiği halat sütuna dolandıktan sonra da diğer ucunu sıkıca kavrayıp hemen süpürgesine yana doğru biraz eğim vermişti. Şimdi tek yapması gereken halattaki gerginliği korumayı başarıp, aritmanside kullandıklarına benzer bir pergelin hareketiyle döndürdükten sonra doğru anda doğru yöne fırlatmaktı; çok da zor olamazdı ya!
50 Derece: Tüm kazandığı hız birden avcuna binmesin diye süpürgeyi olabildiğince sağa kırıp gerginliği sağlamaya çalışıyordu William.
110 Derece: Ne kadar hazırlıklı olsa da ulaştığı hızın ağırlığını hisseden kolu kasılmaya başlamıştı. Kendisini tam dönüş anına hazırlaması gerektiğini bu saniye anlamıştı William. Bütün gücünü kollarında topladı ve süpürgeyi de gergin tutmaya çabaladı.
180 Derece: Süpürgesinden duyduğu sesler bu sefer de kolundan mı geliyordu acaba? Hayal gücüne veriyor olsa da kafasındaki şüpheleri tamamen kovamıyordu; bileğindeki acı bu kadar sızlarken kendini kolayca kandıramıyordu. Tek tesellisi acının birazdan bitecek olmasıydı, şu dönüşü bir tamamlasa....
210 Derece: Bu çılgın 'U dönüşü' tamam diye düşündü kendi kendine sadece bir saniyenin onda biri daha! Sonra kendisini bırakacaktı.
215 Derece: 'Biraz daha, birazcık daha...'
230 Derece: Ellerini gevşetmek üzereydi William, ciğerlerindeki fazla havayı biraz daha boşalttıktan sonra serbest kalabi- O da ne? Yarıştakilerden biri belirledikleri güzergahı terk etmeye mi çalışıyordu?
245 Derece: Gördüğü ama çoktan gerisinde kalmış şeyler zihnine yetişmeye çalışıyordu. O saç rengi, o ifade... Bu o Boleyn zorbası olmalıydı. Kaçmaya çalışıyor olmalıydı, Alfred'in süpürgesi ile, Fortuna ile... William buna izin veremezdi.
270 Derece: Yarışa devam etmek için tam şimdi bırakmalıydı, ama yapamazdı. Açılmayı bekleyen kavrayışı tekrar sertleşti ve kendini ikinci dönüşe hazırladı William. Bu sefer kolundaki acıyı hissetmedi.
300 derece, 360 derece, 450 derece... Evet hata yoktu, bu oydu. Bir kere daha ipi bırakmaya hazırlandı.
Tam dönüşünün 492. derecesindeydi ki avucunu serbest bıraktı William. Yarı yolda değiştirdiği planı ne kadar başarılı olacaktı bilinmez fakat yapacaklarını kolaylaştırmak için gözünde canlandırdı. Kazandığı tüm bu hız ile yönünü doğru ayarlayabilirse doğrudan Eadwig'in üzerine uçacak Fortuna'nın sapını yakaladığı gibi tutunacak ve geri dönmeye zorlayacaktı. En azından planı buydu. Önceki planlarından daha iyi gideceğini umarak ileri atıldı.
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 10, total 10
-
Arkasındaki keşmekeşten bihaber algısız oğlanın ağzı, William’ın, önünde giderken kendisi gibi ve ondan bekleyeceği gibi kendini güvene almasını beklerken asasını çıkartışını görmesiyle bir karış açık kalmıştı. Asa kullanmak… Kuralları kendisi ilan etmişti, gerçekten bunu mu unutmayı başarmıştı? Peki bu iyi bir şey miydi? B-Bir saniye, William üzerine uçu!.. Pat! Duvar! Duvara uçu!.. Dön, dön, dön! Küt!
Sağ kolu duvara yapışmış, süpürgesini de yapışıp kırılmaktan son anda kurtarmıştı. Yarışı salıp kontrol etmeli miydi ki kolunu? Sızlıyordu… Hayır, zaten yıllardır temizleyemediği -pek de temizlemeyi deneyecek cesareti bulamadığı- pısırık namını iyice dile düşürmeyecekti. Kolu uf mu olmuşmuş? Sızlıyor muymuş? St. Mungo’da mı yatmalıymış?.. Hayır; bu tip dalgaların, alayların hiçbirine gerek yoktu. Ama sızlayan kolunun süpürge hakimiyetini zayıflattığının da farkındaydı. Devam etmek demişken, “Sahiden hayvan gibi şe’yapıyorsunuz ama!”
Bu esnada hemen yanıbaşından "kılıç arkadaşı"nın kulağına ilişen, kendisine yönelik sözleri ilişmişti kulağına. “Yanlış anladınız, leydim. Yalnızca sizi önünüzdeki naçizane tehlikelerden korumaya çalışıyordum.” Halihazırda süpürge hakimiyetine katkısı kısmi olan eliyle, yüzünde alaycı bir gülümseme ile bir reveransta bulunup dönemeç için Diana’nın az da olsa bir miktar önünde kalacağı şekilde erken yavaşlamaya koyuldu.
William’ın, arkasından belirip önüne ilerleyen halat tılsımını görmesiyle ise gözleri ışıltıyla parladı. Bu fikir... “Halat, düşmemek için; tamamen uçuş güvenliği için, değil mi?” diyerek dostunun fikrine duyduğu hayranlığa dalmadan evvel laf çarpmaktan da alıkoymadı kendini. O esnada aklına gelen fikirleyse devam etti: “O iş, böyle yapılır!”
Az önceki tılsımıyla kendisine ilham olmuştu sarışın dostu. Dönüşler için bağlama tılsımı demek, bunun efektif kullanımı özellikle tıpkı az önceki tabela geçidi gibi dar alanlarda bir hayli iş yapabilirdi. Farklı, esnek bir varyantıyla ama... Zaten bir işe fazla yaramayan asa eliyle asasını çıkartıp asa hareketlerini yol boyunca düzgün yapabilmeyi umacaktı. Karşısına çıkacak her engeli, o engelden uzak taraftaki binalara yapılacak bir Carpe Retractum ile kendini o tarafa süpürge kabiliyetini aşan bir kuvvetle çekip, sağdan sola, soldan sağa; sürekli de ileriye doğru savuracaktı. Sanki bunu uzak bir gelecekte de malum birileri çok farklı bir şekilde kullanacaktı…
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 1, total 1
[spoiler](https://images6.fanpop.com/image/photos/43000000/Spider-Man-Far-From-Home-2019-spider-man-43029475-540-216.gif)[/spoiler]
-
Vay vay vay dosdlarım! Vay! Vay! Vay! Bunu kabul etmek istemezdim ama evet, dizlerim biraz ağrımış, biraz titremiş, biraz da kokuşmuş olabilir. Tabii sonuncusunun neden olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.
Peki ya yarış dediğinizi duyar gibiyim. Yarış Macar Boynuzkuyruk şiddetinde, snitch hızında ve üç büyücü turnuvası vahşetinde devam ediyor.
Bizim bıçkın delikanlılardan biri, şu sonuncu olan, sanki beş şişe ateşviskisi içmiş, üstüne de cila diye birkaç kaymak birası atmış gibi bir hallere girdi. Ama ben neden olduğunu anladım tabii görür görmez. O arasından geçtiği iksir dumanlarından biri ya da birkaçı - ki bana soracak olursanız hepsi- etkilemiş gibi duruyor delikanlıyı. Elleri ve ayakları bir pelte gibi duruyor. Baksanıza! Bayağı da severim pelteyi. Lezzetli mi acaba bu çocuk? Ehem. Ne diyorduk; pelte. Evet, pelte gibi ve süpürgeye ne yazık ki hakimiyetini kaybediyor bu pelte. Çok yüksekten diyemem, ben standartları yüksek bir beyefendiyim dosdlarım, ama yaklaşık 10 metreden kuş gibi süzülüyor yere. Kuş pek doğru olmaz gerçi, taş gibi çakılıyor diyelim biz ona. Bu acıtacak gibi.
Tam o anda duyduğum sesle kafamı öyle bir çevirmişim ki dosdlarım, boynum kırılar. Öyle sandım bir an. Bizim yarışçı kızlardan biri de tutmuş buraya geliyor. Balkabağı diyor, keseceğiz diyor. Ah be kızım dur bir iki saniye, oğlanın kafası balkabağı gibi ortadan ikiye yarılacak zaten iki saniye sonra.
Ama o da nesi? Bu çocuk ağzında altın asayla doğmadıysa ben hiçbir şey bilmiyorum. Bir büyü geldi çarptı çocuğa, bizim taş oldu size tüy, süzülüyor. Bu da yetmez gibi; bütün pazar alanının gözdesi, neden bilmiyorum ama Esmeralda'sı diyesim geldi, güzeller güzeli bir balkabağı suyu satıcısı cadının standına doğru düşünüyor. Eh en azından artık şimdi balkabağı suyu içeceğini biliyoruz. Cadının müşterileri için ayarladığı, büyüyle de inanılmaz pofidik hale getirilmiş koca bir minder yığınının üzerine iniş yaptı delikanlı. Acıtacak demiştim ama sanırım bir genç kızımızın kalbi kırılacak demek daha doğru olurmuş. Çünkü, bu delikanlı başka yarışa geçiş yapıyor gibi. Manzara buradan çok güzel gözükse de orada fırtına başlayacak gibi: Bir tarafta minderler, Esmeralda, bizim oğlan balkabağı suyu; öte tarafta hırçın bakışlı Gryffindor yürekli, çocuğun kafasını balkabağına çevirmeye hazır görünen bizim kız. Öte yandan bizim düşen oğlanın sürdüğü süpürge ise ilginç bir şekilde tam gaz uçmaya devam etti. Sahibine bağlılığı olan süpürgeler hiç duymamıştım, benim kullandıklarım hariç, ama bu alet sahibine doğru uçuşa geçti.
Ve işte geliyor dosdlarım! Gençliğim geliyor, yakışıklılığım geliyor, kalbini kırdığım tüm kızlar geliyor. İşte bütün bunların şu anki sembolü olduğuna inandığım bey geliyor. Vicky'yle olmasına rağmen o manevralar, o dinginlik, o kendinden emin tavırlar da neyin nesidir yüce Merlin! Bizim ihtiyar Vicky'yi indirmeyi başardı süpürgesinden. Ancak! Ancak dosdlarım, bu ne talihsizliktir mi diyeyim, bu ne yakışıklılığın cezasıdır mı diyeyim? Bizim delikanlının Vicky'yle fısır fısır bir şeyler konuştuğunu, bir kağıda bir şeyler yazıp eline tutuşturduğunu Hogwarts'ın en dedikoducu tayfası gördü. Size bir sır vereyim mi? Pek sır da değil ama, Vicky'lerin iksir kazanı ve malzemeleri dükkanı var. Yani bizim köftehor Vicky bayağı zengin. Az peşinden koşmadım ama bana yar olmadı nedense- öhüm, daha doğrusu ben istemedim. Neyse ne diyordum, bu dedikoducu tayfa görünüşe göre tüm okula oğlumuzun tercihlerinde yaş skalasını değiştirdiğini tüm okula yayacak. Hem birlikte uçtular hem bir kağıt verdi kadına falan. Senin sınavın sonra başlıyor oğlum, dönem açılınca iyi şanslar. Tabii şu kurtarmaya çalıştığı kız da olanları gördü ancak ne düşünür, bir Merlin bir de kızımız bilir.
Geldik mi bizim aslan parçasına, mangal yürekliye, yarışımın ve gönlümün birincisine... Diye sayarken ben dosdlarım, acaba nazar büyüsü mü fırlattım anlamadan etmeden. Bir anda bir soğuma geldi bana bir şeyler oldu. Neden diye soracaksınız? Artık birinci değildi gönlümün birincisi dosdlarım, değildi. Fazla Gryffindor olduğunu fark ettim. Biraz da Slytherin olmak lazım bazen dosdlarım. O hamle, suyu fışkırtma çalışmaları geri tepti hem asada hem de bende. Bir rüzgar esti sağdan sola ki sormayın. Kızın ağzından daha sözler çıkar çıkmaz aldı onları eçişbücüşceye çevirdi. Bir de biraz önce havadaki gösterisinden midir bilmem ama bir dengesiz uçuyor gibi bu tur sanki. Kulağına kar suyu kaçtı derdim eğer Diagon Yolu değil de Hogsmeade'de yarışı yapıyor olsaydık. Ama kar dediğin orada olur o yüzden takladan herhalde diye düşündüm.
Yarışın geri kalanında ise ilginç hamleler görüyoruz dosdlarım. Bir zamanların gözdesi ancak şimdinin solmuş çiçeği, bıçkın delikanlı ilerledi Gringotts'a doğru. Cesur hamleler yaptı; bu çocuğun binasına ben karar veremiyorum artık. Öyle bir ilerliyor ki şimdi de Gringotts'a doğru acaba bir önceki tur hasar alan tek şey süpürgesi değil miydi diye bir anlığına düşündüm. Evet, elleri. Ellerini kast ettim dosdlarım. Karizmatik bir giriş yapıp "Daha hızlı! Öyle ölmezsin," demeyi düşünüyordum ama ben kimim ki karışıyorum bir öğrencinin sakat kalma isteğine? Quidditch'in haşin doğasını öğrenmesi gerekiyor sonuçta. Derken o da ne? Asasının ucundan bir şey fışkırttı bu velet. Hay Merlin'in sarkık donu! Topaç gibi dönmeye başladı sütun çevresinde. Sonra da salıverdi kendini biraz önce kullanıcısını terk eden süpürgenin peşine. Ama kader işte dosdlarım. Süpürge deyip geçmeyeceksin. Odun parçası kendini nasıl odakladıysa artık sapından tutan bu veleti de kaptığı gibi Kaliteli Quidditch Malzemeleri önüne doğru sürdü. Büyük ihtimalle bizimkinin süpürgesi hasar aldığı için de direnemedi tam gaz giden diğer canavara, hele de bakımları yeni yapılmış ve asıl sahibi hız konusuna bu kadar önem veriyorken.
Bizim gözlüklü arkadaş yarış boyunca aniden heyecanlandı, aniden suratı asıldı, aniden düşünceli bir hale büründü. bu çocukta bir sıkıntı var ama nedir anlayamadım dosdlarım. Diyorum tam uçacak deliler gibi, hızından tüm Diagon Yolu'ndaki dükkanların sıvası kalkacak; çat duvara çarpıyor. Şimdi de bizim bıçkın delikanlının ipi görünce bir aydınlandı suratı. Dedim aha şimdi bittiniz çocuklar, hepinizi iple sarıp bu yarışı bitirecek. Meğerse kendi halatına heves etmiş. Şunu unutmayın dosdlarım: Süpürgesini yoldaş bellemeyen kaldırım taşlarının dosdu olur! Bu çocuk da bu gidişle süpürgeyi ancak yeri süpürmek için kullanır. Şöyle birkaç manevra, birkaç takla, birkaç numara nerede? Yok, görünüşe göre benim gibi nesli tükenmiş bunların da. Neyse dosdlarım, iyi etti, güzel etti, hoş etti ama bir şeyi edemedi. Kolu! Biraz öne çatırdayan, kütürdeyen ve patırdayan kolu hiç mi hiç o kementleri çekecek halde değil. Neyse ki düşmüyor süpürgesinden, pek matah sayılmasa da uçuşu en azından gününü kurtarır ama kolu çekmeye çalıştığı ilk kement yüzünden iyice kırıldı. Nereden mi biliyorum? Kırık olsa duramazsın derler ya, duramıyor hakkaten. Uçuş hızı iyice yavaşlamış, artık sol koluyla süpürgeyi tutar halde ilerliyor zavallıcık. Yarıştan sonra öldürüp gömelim bari, süpürge kullanamayacak gibi bundan sonra. Ha asası hala elinde, büyü de yapabilir ama ne derece işe yarar bilemem.
Yüce Merlin nasıl denk getirdi bilmiyorum ancak şu anda aktif olarak yarışan 5 kişi de aynı hizada yan yana kıyasıya süpürge kullanıyor; kimisinin kolu, kimisinin süpürgesi kırık. Bence hepsi kafadan kırık, o ayrı. Böyle olmaz doslarım. Asla hiçbir yarış eşit bitemez. Bu, benim kurallarıma aykırı bir kere. Ben Dengesiz Douglas'ın izlediği yarış eşit bitti dedirtmem. Bir şey yapmalıyım, ne yapmalıyım, ne demeliyim? Aman heyecanlandım dosdlarım, uzun zamandan sonra ilk defa şike yapacağım. Elim ayağıma dolaştı. Sağa sola büyü fırlatmaya başladım bir anda heyecandan. Oyuncular da bitiş çizgisine bayağı yaklaşmıştı he. Ama dosdlarım, yine biter bu yarış. Bakalım beni geçebilecekler mi? En ünlü Quidditch üstadı, milyonlarca büyücünün gözdesi, uluların ulusu olabilecek beni! Bir; "Protego Maxima!" çıktı asamın ucundan. Yarışanların hepsini içine alan bir yarım küre oluşturdu çevremizde. Hemen içine de bir büyü daha fırlattım. Simsiyah alevler kapladı kürenin çevresini olduğu gibi. Geçmek için iksiri var ama nereye koydumdu acaba? Tabii ki bitiş noktamız da dahildi bu küreye dosdlarım, o kadar yaşlanmadım. Yoksa nasıl bitirecekler çocuklar yarışı değil mi? Attığım başka bir büyü bir sandığa çarptı galiba, tüh. Sandığın içinden bir sürü böcürt fırladı. Karanlıkta saklanıyorlardı herhalde. Ve görünüşe göre hepsi bir sürücü seçip kendisine onun karşısına fırladı en korktukları şeyler olarak. Aniden fırlayan ateş, büyüler, dumanlardan sonra böcürt olduğunu anlayabilecekler mi acaba? Ama yarışı da bitirmek zorundalar öte yandan. Yoksa hepsinin süpürgesini yakarım. Yakarım!!! Herkes o bitiş çizgisine gelecek, hangi sırayla olduğu önemli değil.
Bu turda diğer oyunculara atılan büyüleri eğer büyü gerekliliğini destek zarı+stattan gelen bonus geçmişse başarılı, geçmemişse başarısız saydım arkadaşlar. Onun dışında başka oyunculara etkisi olmayan büyüleri genelde talih ya da desteği baz alarak başarılı saydım, çok eleyici davranmadım o noktada. Uçuş becerileriniz bu tura kadar yeteneğin büyük bir oranı+talih zarı baz alınarak ve sıralamalarınız da oradan yola çıkarak oluşturuldu. Tabii bir önceki tur nerede olduğunuza göre eklemeye/çıkartmaya çalıştım. Bu tur da ise yalnızca yetenek zarlarını baz aldım. Hatam olduysa affola :/
Şimdi bu tur için yapmanız gerekenler basit: Karşınızda birer böcürt var, en korktuğunuz şey şeklinde ve bir anda önünüze fırladı. Sizlerden rpyi yazmadan önce zarınızı atmanızı rica edeceğim. Eğer zarlarınızda;
Yetenek 1d8 : 5
Destek 1d8 : 5
Talih 1d10 :6
Bu üç kategoriden ikisi yukarıdaki değerlere eşit ya da ondan büyükse; Tebrikler! Karşınızda bir böcürt olduğunu anladınız. Zarı atıp böcürtü anlayıp anlamadığınızı gördükten sonra metni editleyip rp'nizi yazabilirsiniz. Sonunda bir de rp için zar atmayı unutmayın! Yarışı duman dolu, insanların sağa sola koşturduğu alevden bir çember içinde tamamlayacaksınız. Tamamladığınız kısımda bitirebilirsiniz rp'yi. Douglas gerçekten de aşağılarda bir yerde sağa sola koşturup cisimleniyor. Eadwig ve Charlotte şu anda kendi istekleriyle pazar alanında kaldılar ancak eğer isterlerse dahil olmaya yönelik dışardan çalışma yapabilirler. Nathaniel, Fransic ve Alexis de hala yarışta ancak en arkadalar. Yazmak istedikleri takdirde bu senaryo içerisinde onlar da yazabilirler.
-
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 2, total 2
[justify]
Asamı parmaklarımın arasında sallayıp yanımdakilere doğrulturken bir yandan da süpürgemi tutmaya çalışmak düz fakat yine de insan kalabalığının oluşturduğu engebede beni fazlasıyla zorluyordu. Zihnime yerleştirip işe yarayacağını düşündüğüm planın aslında beni yarı yolda bırakabilme potansiyeli taşıdığını da bu zorlanmayla beraber keşfediyordum. Asayı ilk olarak André'ye sallayacaktım zira onunla aynı hizada görünüyordum. Büyüye dair heceleri ufacık birer sesle dudaklarımdan çıkarttığımda hiçbir şeyin planlandığı gibi gitmeyeceği gerçeği çarptı suratıma. İnce tahta parçası bir hortum işlevi görmek yerine beni kenara doğru itekledi, ani bir rüzgara çarpmışım gibi geri teperek dengemi kaybetmeme neden oldu. Asamı üzerimdeki kıyafetin ceplerine sıkıştırmaya çalışırken hızımı da kaybettim, sıramı da. William yüzyıllar sonrasında bir süper kahraman dergisinde yer alacak gibi kendisini ip ile yanımıza doğru savururken halen kaybolan dengemi düzeltmekle meşguldüm. "Yeni bakımdan çıktın! Kendine gel!" diye bağırdım süpürgeme. Bir at arabasına binsem beni üzerinden atmak için bu denli bir çaba göstermezdi bile. Tekliyordum. Hakikaten süpürgenin üzerinde tekleyerek ilerlerken ne düzgünce durabiliyor ne de bununla birlikte ivmemi artırabiliyordum.
Ellerimi güzelce birbirine yaklaştırıp tahtayı sabit tutmaya çabalarken etrafımdaki kalabalığın gittikçe artığını hissedebiliyordum. Hepsinin kıyafetleri görüş açıma girdiği vakit paniğim de bir hayli artıyordu. Ben hala toparlanmak ile debelenirken en azından hala birilerinin geriden geldiğine seviniyor, böylelikle en sonunda onlara yetişmek zorunda kalmayacağıma dair kendime sunduğum avuntuların boşa çıkmasından korkuyordum. Sonuncu olmayı sevmezdim. Birinci olmak benim için mühim değildi ama sonuncu olmak çok da katlanmak istediğim bir şey değildi. Eğer ki sıradaki son kişi olursam kendimi yetersizlikle sınayabilirdim. Uçuş konusunda kendime ortalama bir biçimde güveniyor olsam bile herhangi bir meselede yırtık dondaki son kişi olmak güvenimi zedeleyebilirdi.
Dengemi kontrol altına alıp ivmeyi artırıyor olduğum fikrine kendimi kaptırdığım sırada beş kişi yan yana gidiyorduk. Tekrar keyiflenebilirdim artık. Eşitlik. Eşitlikten hoşlanıyordum. Bu an bana yarışın bir eğlence unsuru olduğunu tekrar hatırlatmıştı. Sırtımı dikleştirip omuzlarımı geriye atarken gözlerimi gökyüzüne, bilhassa çevremize çevirmemi sağlayan bir şey oldu. Aniden, sanki bir süs topunun içerisine hapsedildiğimizi gördüğüm sırada kaşlarımı çattım. Yakalanmış mıydık; bakanlık bu kargaşaya sebep olduğumuz ve düzeni alt üst ettiğimiz gerekçesiyle bizi bir arada tutmaya mı karar vermişti? Belki de Diagon Yolu'nda tabelalara zarar verdiğimiz gerekçesiyle seherbazlara şikayet ulaşmıştı ve kontrolümüzü ancak bu şekilde sağlıyor olabileceklerine karar vermişlerdi. Panik halindeydim, saniyeler içinde binlerce şey düşünebilecek duruma geliyordum. Çünkü etrafımızdaki çember aynı zamanda kocaman siyah dumanlar ve alevler ile döşeniyordu. Kontrolümü sağlayamıyordum. Mantıklı düşünemiyordum. Ateşten korkuyordum. Çok korkuyordum. "Hasssiktir!" diye küfrettiğim sırada derince bir nefesi sabitledim ciğerlerime. Bana değeceği endişesiyle kendimi biraz daha ortaladım; geride kalmama sebep olsa dahi yavaşlayarak yanyana olduğum arkadaşlarımın arkalarına geçtim. Nefes almakta zorlanıyordum çünkü korkumu kontrol edemiyordum. Alevler sanki benim etrafımda dört dönmeye başlamıştı ve ilerledikçe beni kendi içerisine çekerek saf dışı ediyordu.
Gözlerimi kapatıp başımı iki yana sallarken ciğerlerimdeki nefesi geri verdim; işte tam da bu anda bu korkumun yeterince yersiz olduğunu fark ettiğim bir anın ortasında kaldım. Daha tehlikelisi, daha büyüğü, beni yerimden edip öldürecek şeyle baş başa yer aldığımı düşündüğüm sırada büyük bir ateş çemberi yaklaştı bana. Büyük bir çığlık atarak olduğum yerde kalakaldım. Herkes benden gittikçe uzaklaşıyorken bulunduğum noktada yalnız kalıyordum. Biliyordum. Bu yalnızlık ve öleceğim düşüncesi kara bir kutu gibi beni içerisine çekerken artık düşünemez hale geldim. Biliyordum. Yeterince iyi olmadığımı biliyordum. "SUSUUUNN!!!" diye susturmaya kalktım beynimdekileri. Zihnimin perdesine irili ufaklı kahkahalar ulaşırken bir gün böyle bir çemberin içerisinde yakılarak öldürüleceğimi adım gibi biliyordum işte. Avcılar acımasızdı. Annemi yaktıkları gibi beni de bir uykumun ortasında yakacaklardı. Ağlamaya başladım. Ne şimdi süpürgeyi sağlamca tutabiliyordum ne de zihnimdeki sesleri susturabiliyordum. Sadece kaçmak istiyordum gözlerimi sıkıca kapatarak. Kaçmazsam öleceğimi düşünüyordum. Nereye kaçacaktım ki? Her yanım celladım gibi tepeme dikilmişken nereye kaçacaktım? Gözüm ona kaydı, Samuel'a. Benden çok mu uzakta görünüyordu? Fark etmez. Sadece onun yanında olmak istiyordum şu anda. Onun bir şekilde beni kurtarabileceğini, koruyabileceğini biliyordum. Hissediyordum.
Ağlamamı durdurmaya çalıştım ancak başaramadım. Çemberden uzaklaşmam, bir an önce Samu'ya ulaşmam gerekiyordu. Kendimi beceriksizce zikzaklar yaparken bulduğumda "Samuel!" diye seslendim arkasından. Herkesin gürültüsü arasında çıkan sesim bir hayli kısık kalmıştı. Başarısız olacağımı düşündüm, daha fazla sarıldım süpürgeme. Ateşten kaçmaya çalışıyordum bir şekilde; beni takip ettiğini bedenimin çeperinde ağırlaşan sıcaklıkla hissediyordum. "SAAAAMUUU!" diye bağırdım bu defa. Sesim yalnızca çaresizliğe bulanmıştı. Beni daha önce hiç bu şekilde görmediğine emindim. Kolaylıkla ağlamazdım, korkmazdım, korkuyorsam da korkumu içime sindirir üzerine giderdim. Ancak şimdi öyle olmuyordu. Yanacağıma dair bu sarmaşık beni içine çekip zehirliyordu. Bu yüzden Samuel'in yalnızca beni duyabilmiş olmasını ümit ediyordum. Yanına yetiştim, yüzüne baktım. Suratındaki ifadeyi gözümdeki bulanıklık yüzünden anlayamıyordum bile. Ellerimi süpürgeden çekip ufak bir çocuk gibi kollarımı ona doğru açarak ağlamaya başladım. Bana sarılmasını istiyordum, beni yanına almasını istiyordum. "Lütfen." dedim. İzin verirse süpürgesine binip boynuna sığınacaktım. Elimin tersiyle gözyaşlarımı silerken iç çektim. Parmaklarım titriyordu. Alt edilmekten korkuyordum. Asamı çıkarıp ikimizi da alanına alıp çevreden koruyacak şekilde bir çember yapmak istiyordum. Bu çember bizi nereye kadar kurtarırdı bilmiyordum ancak ona zarar gelmesini de istemiyordum. Ağzımı açtım fakat sesimi çıkartamadım önce. Hıçkırıklarımın arasında "Protego" diye fısıldadım sadece. Kesik kesik çıkmıştı sesim. Şanslıysam bu yeni çember koruyacaktı ikimizi de. Öbür türlüsünü düşünmek istemiyordum.
[/justify]
Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 10, total 10
*rp out: Bu rp, ayrı bir başlıkta olsaydı adı muhtelen "YANIYORUZ FUAT ABİ." olacaktı. Duygu bebek, yaktın bizi. :3
-
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 2, total 2
Nasıl oldu bilmiyorum ama belli ki bu kalabalıkta yarışmak gerçekten de mantıklı bir fikir değildi çünkü o kadar beklemiş ve zaman kaybetmiş olmama rağmen sonunda herkese yetişmiştim. Aynı sırada uçtuğumuzu fark ettiğimde gözüme Andre'nin çarpmasıyla "Dostum, siz mi çok kötüsünüz yoksa benim hızıma yetişilmiyor mu?" diye bağırarak bir kahkaha patlatmaktan kendimi alamamıştım. Tekrar gaza gelmemi sağladı tabi, efsaneyim lan çünkü. Hem teyzeyi mutlu ettim, hem Eadwig'e fatura kitledim, hem de yarışta öne geçme şansım var. Gerçi etrafıma baktığımda Eadwig'i ve Charlotte'ı görememiştim, belki de çoktan geçip gitmişlerdi. Bunu düşünmüş olsam da bir yanım da diyordu ki bu ikilinin ne yapacağı belli olmaz. Kimsenin görmediği anlarda neler yaptıklarını bir Merlin bilir. Yine arkamızdan bir iş çevirdiklerini düşünmek çok da zor değildi. Ama bunu düşünerek sinirlenmeyeceğim. Umurumda değil artık, istediklerini yapabilirler. İster gizli, ister göz önünde. Sonuçta kuzenim bütün okulun önünde kızı öperken gizlemeyi önemsemiyordu. Charlotte'ın da bir açıklaması olmadığına göre aynen dediğim gibi, istediklerini yapabilirler bundan sonra. Buna daha fazla aklımı yormayacağım.
Kalabalıktan kaçmaya çalışarak süpürgeme sarılmış ilerliyordum. Başka bir peruk misafiri kabul etmeye hiç niyetim yoktu. Olabildiğince insanlardan uzak kalmaya çalışarak hız kazanıyordum. Bu sırada aşağıdan birkaç laf işitti kulaklarım. "Okuldakilerle yetinemedin galiba Samu, sınırlarını aşmışsın!" diye bağırıyordu arkamdan biri. Kim lan o? Dönüp bakmadan tutamadım kendimi. "Ne demek o?" diye bağırdım omzumun üstünden çocuğu görmeye çalışırken ama çoktan uzaklaşmıştım yanından. Adım mı çıkmış nolmuş! "Ulan dedikodumu yapmadan duramıyorsunuz siz de ha." diye bağırdım ortalığa.
Neyse döndüm önüme. Yarış diyorduk. Çevremizden dumanlar yükselmeye başladı. Beş süpürgeli, hepimizi çevreleyen kapkara duman, kalabalıktan çığlıklar yükseliyor. "N'oluyor ya..." diye mırıldanıyorum. Bitireceğimiz yeri de görüyor sayılırdım aslında, hiç sorgulamadan kaçmak istedim ama... Kulağımda duyduğum vızıltıyla buz kesildim. Sağ elimi süpürgemden çekip kulağımın yanında savurdum rahatsızlıkla. Ses kesilmişti, çok çok kısa bir süreliğine de olsa rahatlamıştım. Derken diğer kulağıma arı vızıltıları dolmaya başladı, bir tane değil sanki binlerce arı kulağıma girmeye çalışıyorlardı. Bu sefer diğer elimi de bıraktım ve etrafa savurmaya başladım ama birkaç taneyle bitmiyordu. Bütün çemberi doldurmuşlardı. Dumanlardan daha karanlık bir çember oluşturmuşlardı. NERDEN GELİYOR BUNLAR ABİCİİİİMMM? Sokmasını istemiyorum, hiç istemiyorum. Kıyafetlerimden içeri girdiklerini hayal ediyorum, hatta en hassas yerimden soktuğunu düşünüyorum, vücudumun kabarmasını, iğnelerini çekişlerimizi... "AAAAAAAAA SİKTİRİN GİDİN!" Vücudumda arı iğnesi kalırsa zehirlenirim. Hareket etmeyi bırak kolumu kaldıramam günlerce. İstemiyorum. Hastaneye götürmek zorunda kalacaklar. Ne yapacağım onu da bilmiyorum anasını satayım. Bu vücut iki kere aynısını kaldıramaz. "BİRİ BİR ŞEY YAPSIN! ÖLECEĞİZ OĞLUM ÖLECEĞİZ!" Kollarımla arıları savurmaya çalıştığım için süpürgenin kontrolünü de tamamen yitirmiştim. Bir sağa bir sola savruluyor, tabelalara çarpmamaya çalışarak arada kafamı eğiyordum. Şansıma arılar şimdiye kadar sokmamışlardı hiçbir yerimden, o yüzden doğru bir şey yaptığımı düşünüyordum ama böyle sonuna kadar gidemezdim. İmkansız yani, arılar değilse de süpürgem hazırlayacaktı benim sonumu. Asamı çıkardım bin bir zorlukla. Düşün düşün, nasıl kurtulmuştum bir öncekinden? Eadwig'le koşuşumuzu düşünüyorum. Çamura batmıştık ardından... Üzerime oturmuştu. Beni koruyan kuzenimdi. Ki şu an ne burada olduğu vardı ne de beni koruyacağı. Nereden geldiyse bu kadar arı da bir anda!
Diana'nın bana bağırdığını duyunca gözlerimi kapattım. O güzel yüzünü arıların soktuğu gelmişti gözlerimin önüne. "Diana, dayan..." diye bağırmaya çalıştıysam da çok güçlü çıkmamıştı sesim. Çok canı yanıyor olmalıydı. Bir çözüm bulamıyordum. Kolumla yüzümü kapatmıştım ve derimin üzerine sürtündüklerini hissediyordum. Ama hiçbiri sokmuyordu hala. Diana'dan cevap alamadığım için bağırdım bu sefer daha yüksek. "İyi misin?!" Cevap gelmeyince gözümü açtım ve arkama baktım zorlanarak. Yanıma doğru geliyordu. İyi olduğundan emin olmam gerekiyordu. Değildi. Gözleri dolmuş, burnu kızarmış... "Ağlama..." diyebildim sadece. Korkumu yenmeye ve ona yardımcı olmaya çalışıyordum ama her şey birlikte inanılmaz zordu. Tek şansım arıların zarar vermemesiydi. Kollarını açtı ve bana uzandı Diana. Dudakları arasından çok yumuşak bir "Lütfen." çıkmıştı. İçimin yağları erimişti bu sese. Güçlü, hırçın kız yerine minik ve bana ihtiyacı olan bir çocuk duruyordu karşıma. Onu böyle görmeye dayanamıyorum. Güçlü olmam lazım. Kendi sorunumu bir kenara bırakıp yardım etmem lazım. Ben dayanabilirim.
Kollarını uzatırken onu yanıma mı almamı istiyordu? Etrafımızda bir sürü şey dönüyor. Aşağı baktım derin bir nefes alarak, dumanlardan gözükmüyordu nerede olduğumuz. Eğer yanlış bir hareket yaparsam onu düşürebilirdim. Bana uzattığı ellerinden birini tuttum ve sıktım tüm gücümle. "Yanındayım güzelim." dedim. "Sakin ol. Kurtulacağız burdan." Daha iyi olmasını istiyordum. "Yavaşça gideceğiz buradan, tamam mı? Elini bırakmayacağım. Güvendesin. Bak, arılara zarar vermedikçe sokmuyorlar. Çok sakin ilerleyeceğiz." Söylediklerimin onu yatıştırmasını istiyor olsam da kalbimin küt küt attığı 1 metre öteden duyulabilirdi. Ödüm bokuma karışmıştı. Şuradan bir kurtulalım soracağım hesabını kim yaptıysa. Ama önce, Diana'nın elini sarmaladım parmaklarımla ve önümüzdeki tek açık noktaya, bitişe doğru süpürgemi sürmeye başladım.
Elimden sadece bunun geleceğini düşünmüştüm ama Diana'nın hala ağladığını düşündükçe içim rahat etmedi. Hala zarar görebilirdi. "Bu mu lan senin koruman?" dedim kendi kendime. Elini tutmak mı aklına gelen en iyi çözüm? Eadwig gelmişti aklıma. Beni korumak için üzerime yatan kuzenim 12 yaşında bile arılardan daha az korkmuştu. Bense şu an hoşlandığım kıza bu fedakarlığı bile yapamıyorum.
Derin bir nefes aldım. "Diana." dedim. "Bana bak." Dikkkatini kendime çekmiştim. "3 dediğimde, önüme zıpla. Süpürgeyi sen kontrol edeceksin. Tamam mı? Yapabilirsin." dedim ve süpürgemde biraz geriye çekildim ona yer açarak. Koskoca teyzeyi bile taşıyabilmiştim, Dianayı haydi haydiye taşırdım. "Hazır mısın?" dedim ve ona güven veren bir bakış attıktan sonra 3'e kadar sayıp o hareketlendiğinde ben de kendime doğru çektim kızı. Önüme oturduğunda bir kolumla onu tamamen saracak ve üzerine iyice eğilerek arılardan uzak tutmaya çalışacaktım, böylece acısı azalacaktı. Hemen ardından da arılara boştaki elimle asamı uzatacak ve cansız hale gelmeleri için "Resifors!" diye bağıracaktım. Eğer işe yaradığını görürsem, bütün arı gruplarına gücüm yettiğince bu büyüyü atmaya devam edecek ve hepsini tek tek küçük boklara çevirecektim.
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 2, total 2
-
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 7, total 7
[justify]Daha önce hayatında en fazla derslere çalışmak için bir iki gün icra ettiği büyünün halihazırda sıkıntılı olan koluna uygulayacağını unuttuğu lakin az önce acılı bir şekilde hatırladığı kuvvetle bir şeylerin olabilecek en kötü şekilde ilerlediğini hissedebiliyordu kemiklerinde. Acı bir feryat kopardı dengesi alabildiğine sarsılırken. Yere düşecek gibi oldu, bir şekilde süpürgesini düzeltmeyi başardı. Tüm bu oyalanma sürecinde yan tarafından yediği lafı işitince "K-Kendimi- Sen- Hiç-..." şeklinde ancak birkaç kelam kem küm edebildi laf dalaşlarında hiçbir zaman başarılı olamamış olan oğlan. Yüzü tüm acısına karşın biraz da olsa gülümseyen bir ifadeye bürünmüştü tabii. Eğlenirdi Samuel'ın ego kastığı anlarda oldum olası. Kendisinde olmayan o Gryffindor cesareti etkileyici bir nitelikti nezdinde. Tabii hırsa, dostane rekabet alevine dönüşemedi neşesi. Yarışı kaybedeceğinden emindi kolunun bu haliyle. Asasını kendisinin de şaşırdığı bir şekilde hala tutabiliyor iken süpürgesine yasladı. Daha fazla saçmalamaya lüzum yoktu dengesini sağlamak da büyü yapmak da an itibarıyla iyice zorlaşmışken. Kolunu iyileştirmeyi denemeli miydi? Lakin süpürge üzerindeki zayıf dengesiyle başarısız bir iyileştirme tılsımı yalnızca çok daha kötü hale getirebilirdi işleri. Hem henüz sıkıntıyı bile tam bilmiyordu ve analiz edemezdi. Evet, tüm bu riskler düşünüldüğünde bir şifacıya görünmeden, hele süpürge üzerindeyken kalkışılacak iş değildi. Dişini sıkacaktı. Bu saatten sonra büyü falan yoktu.
İç dünyasındaki hezeyanlardan onu çekip çıkartan ise ansızın gözünün önünden yükselen, cismi belirsiz sayısız figürlük geçit töreni ve etrafını, özellikle arka tarafından sarmalayan alevler oldu. N-N-Neler oluyordu? Kafasını sağa sola sallamaya çalıştı lakin gözlerini açtığında her şey daha da kötüye gitmişti. İleride süpürgesiyle bekleyen sinirli insanlar... Ailesi ve Profesör Yamashita mıydı? Kaşları çatıktı lakin öfke değildi hakim olan bakışlarına, hayal kırıklığı idi. İstemsizce yavaşladığını, yüzleşmesini geciktirmeye çalıştığını fark etti. Oraya gittiğinde işiteceklerini kestirebiliyordu, ulu orta böyle bir yarıştan sorumlu idi neticede ve tahmin ettiğinden çok daha büyük bir keşmekeşe gebe olmuşlardı. Arkasından yaklaşan ateşler daha fazla yavaşlamasına müsaade etmiyordu lakin. Hem önündeki üçlüden kaçıp da gidemezdi ya bu noktada? Arkasındaki sıcaklıktan uzaklaşmak için hızlandı, hızlanmasıyla yükselen ivmenin etkisiyle gözyaşları yanaklarına inemeden, kulaklarına doğru süzüldü göz kenarlarından.
Tam olarak bu noktada aradaki mesafenin ve bu olayın tutarsızlığını fark etti. Bu hızda onlara doğru gidememeliydi, onların var olması bile tutarsızdı. Bu yarıştan bu üç kişinin aynı anda haberdar olması da. Ateş çemberi büyülü bir etki olmadan imkansızdı ama aralarından hiç kimsenin böyle bir halt edeceğini düşünmüyordu. 'Dışarıdan bir etki... Dışarıdan...' Az önce yerden hızlıca yükselen cisimsiz figürler canlandı gözünde. Böcürt! Cisimsizlerdi zira henüz bizzat önlerine varmamışlardı ve kime en yakın oldukları muammaydı! Asasını doğrultmayı denedi karşısındaki korkusuna. Canı acıyordu ama bu alev çemberi içerisinde süpürgesini tutmadan yahut sol eliyle büyü yapabileceğine inanmıyordu. Asasını yükseltmeyi ve hareket ettirebilirse zikredeceği söz belliydi: "Riddikulus!"
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 4, total 4
(Burası, eğer girişimim olursa geçerli olacak bir kısım. André'nin tatlı canlılığı ve cesaret yoksunluğu ele alındığında GM'imizin zorluğu ne olur bilmiyorum ama kendi adıma eğer Destek Zarı'm 3'ün altındaysa asamı kendimi kurtarmak için yükseltemediğimi, 5'in altındaysa diğerlerine yardım etmeyi deneyecek cesareti bulamadığımı ve elim titreyerek kalakaldığımı varsayabiliriz. Gerisini okumaya lüzum olmaz o zaman. Eğer geçtiyse ve GM'imiz müsaade ederse gerisine devam)
[spoiler]
Gözlerinin önündeki korku kendini şebekliğe bırakmış olsa da yüreğine inen korkunun ağırlığından haliyle kurtulamamıştı kumral saçlı oğlan. Nefes alış verişleri düzensizdi, gözleri kararmıştı, kalp ritmi yüksek ve düzensizdi. Bu esnada kulağına çevresindeki dostlarının çığlıkları ilinmişti. Böcürtler... Herkesin tepesine en az bir tane üşüşmüş gibiydi. En azından herkesin başına üşüşmüş, böcürt olma ihtimali kuvvetli varlıklar vardı. Korkuyordu çevresindeki birçok sima ve ateş çemberi işlerini zerre kolaylaştırmıyordu. Yarattıkları huzursuzluktan ötürü aşağıdan birileri kendilerini cezalandırmaya mı karar vermişti? Bu yalnızca bir espri, bir rekabet sonucu olamazdı. Bilemiyordu. Nitekim ne olursa olsun gözleri irileşen arkadaşlarının çevrelerini sarmalayan yakıcı sıcak hareyle mücadele edememeleri ihtimalinden korkuyordu. Süpürgesinin kontrolünü bırakmak adına da olsa yardım etmeliydi. Sol elini süpürgeden ayırıp sağ eline destek olacak şekilde asasına sardı onu da. İki eliyle asasını tutarken haliyle yavaşlıyor, yavaşladıkça ensesinde tüten sıcaklığın artışını hissediyordu. Lakin kendi başına bir şey gelmesinin korkusunu örseleyen bir başka ve çok daha büyük bir korku hareket ettiriyordu gözleri kararmış oğlanın bedenini: Kendi yetersizliğinden ötürü dostlarını yüz üstü bırakma, hayal kırıklığına uğratma, koruyamama korkusu. Ne yapmalıydı? Ateş büyüsünü mü durdurmalıydı? Ama oldukça kuvvetli görünen bu tılsımı kendi büyüleriyle bozabileceğinden şüpheliydi. Ya da sıradan yollarla. Büyünün etkisini mi bozmayı denemeliydi? Yine de her bir böcürte teker teker Riddikulus yapmaktan daha iyi bir fikir gibiydi. Önce ağzını araladı dostlarını eyleme geçirebilme ümidiyle: "B-Böcürt! O-O-Onlar b-böcürt, g-gerçek değil!" Ardından alevlere asasını yöneltti ve dengesi iyice bozulayazmışken iki eliyle, acısına karşı dişini sıkarak doğru hareketleri icra etmeye çabaladı: "F-F-Finite Incantatum..."
Bu zar lazım mıydı emin değilim, tek zar ise üstteki geçerli olur haliyle ama bu burada dursun:
(https://buyucedunya-rpg.com/Themes/blackened/images/dice_warn.gif) This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 1, total 1
[/spoiler][/justify]
-
[justify]Döndüm gidiyorum. Yani gittiğimi sanıyorum. Kafam bir güzel oldu gibi iksir saçmalıkları yüzünden. Sinirliyim hala. Süpürgeyi yukarı çekmeye çalışıyorum çıkmıyor. Süpürgeye eğilince hızlanıyor ama… Aşağıya doğru hızlanıyor. Pazara doğru. Şarap dökülmüş de üstünde kurumuş izlenimi veren brandaya doğru son hız ilerlerken bir yerden gelen büyü ile süpürgem yavaşladı. Şaşkınlığımla büyünün geldiği yere bakmak aklıma gelmedi. Bunun yerine jelimsi hareketler yapan ellerimi süpürgemden ayırıp önümde salladım biraz. Karıncalanmışlar da, tekrardan dolaşımlarını hızlandırıyormuş misali. Yavaş yavaş indim ve pat… Yumuşacık bir yastığın üstüne düştüm. Gryffindor çocuğun süpürgesi ise beni burada bırakıp uçup gitti. Nereye gitti? Arkasından bakıp kaldım sadece. Yani… Bana ne aslında? Güzel de değildi süpürge baksana sonuncu oluyorduk az kalsın. Fakir fakir işler.
Yattığım yumuşacık minderde doğruldum. Çevreme bakınayım da nereden tüyeceğimi göreyim diye. Ancak ne göreyim? Aşırı tatlı bir kız, yüzünde de sevimli bir gülümseme var ki sormayın. “Nereden düştün sen öyle?” diyerek bana bakıyor. Gülümseyince yanakları gözlerinin altından hafiften ittirip çipil çipil gözlerini kısmasına neden oluyor. İstemsizce gülümsüyorsunuz karşılığında. Baka kaldım tabi ben güzelliğine. Nemrut suratlı olduğum için de gülümseyemedim. Bir kaç saniye öylece baktıktan sonra gözlerimi kaçırıp dudaklarımı birbirine bastırdım. Ne kadar güzel olursa olsun bir kadına kendimi açıklama gibi bir huyum olmadı hiç. Özellikle pazardaki ne olduğu belirsiz kızlardan birine. Minderden kalkıp üstümü başımı düzelttim. Aynı anda da standa yaklaşıp kızın önündeki içi dolu bardaklara bakmak için sırtımı dikleştirdim. “Ehm… Balkabağı suyu mu bu?” dedim kaşlarımı kaldırarak. Hemen ardından da sadece gözlerimle kıza baktım kafamı kaldırmadan. Gözleri güzeldi ama daha güzellerini gördüm. Saçları simsiyah ve şekilliydi. Teni esmerdi. Sürekli kafamdaki başka bir kızla kıyaslama yaptığım için karşımdaki güzel kızı beğenemedim iyi mi? Şaka mı lan bu?
Ben size bir şey diyeyim mi? Charlotte ben bilmeden aşk iksiri içiriyor olmalı. Başka açıklaması olamaz bunun ya. Baksana kızın yüzüne bakıyorum. Charlotte’ın mavi gözleri daha güzel diyorum. Daha güzel gülümsüyor diyorum. Saçları daha güzel diyorum. Kafayı yemişim resmen. “Evet ister misin?” dedi kız. Charlotte’ın sesi daha güzel diye bir düşünce geldi yine kafama. Kafamı salladım. “Ver bakalım.” İçeceği alır, içe içe kaçızlarım düşüncem ile aldım bardağı. Alırken şöyle bir arkama baktım bizimkiler yarış konusunu ne yaptı diye. Dönmem ile süpürgesinin üstündeki Charlotte’ı gördüm. LAN? Nasıl ya? Ben en arkadaydım, nasıl gittiğimi, yarışı bıraktığımı fark etmiş ki? Hay babamın nasırlı topukları! Tekrar önüme, kıza doğru döndüm. Hala gülümsüyordu. “Eee, içmeyecek misin?” dedi. Hiçbir şey düşünmeden bardağı götürdüm ağzıma bir iki yudum almaya başladım. Ellerim iksirden hala biraz güçsüz. Bardağı kaldırınca titrediler minik minik. Düşünmek için vakit yaratıyoruz kendimize… Charlotte yanıma gelirse, beni kenara çekerse… Konuşacağız dedi ne konuşacak ki? Yok kardeşim ben konuşmam bir şey. Kaçacağım yine. Yokmuş gibi davranırsam yaşadığımız anlar var olmaktan çıkar. Koşsam? Yok artık Eadwig, koşmak ne. Duygulardan koşarak kaçmak hem yıkıklığını ortaya çıkarır hem de… Charlotte süpürge ile gelip kafama bile biner yani… Tamam tamam, Charlotte ile konuşmaktan kaçmak için mükemmel bir fikrim var.
Yudumlamam bitince bardağı indirdim. Bu sefer gülümsedim karşımdaki Balkabağı Suyu satan kıza. Bir adım yana doğru attım Charlotte bakıyorsa rahatça görsün de gelmesin diye. Dudaklarımda kalan sıvıyı şöyle bir emdikten sonra kafamı sallayarak “Çok güzelmiş.” dedim. Bardağı tutmayan elimi kaldırıp kızın çenesine doğru götürüp kibarca dokundum. “Aynı senin gibi." Samuel'den öğrendiklerimizi uygulama vakti geldi. Kuzenim çok güzel yavşar kızlara. Ben çoğunlukla yanda durup somurtuyor oluyorum. "Tüm içecekleri satın alsam, erken paydos verip benimle dolaşmaya çıkmak ister misin?” diye çıkma teklifini çaktım kıza zıbam diye. [/justify]
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 10, total 10