17 Nisan, 2026 08:52:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Lilith Louvremont

Sayfa: [1]
1
Birleşik Krallık / Affet Beni, Anneciğim
« : 25 Şubat, 2022 19:21:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Lilith'in şu an Sihir Tarihi çalışıyor olması gerekiyordu. Annesinin kesin emriydi, akşam 19.38'e kadar verilen kitabın ilk yirmi dokuz sayfasını yalayıp yutması, her bir kelimesini ezberleyip yirmi dokuz sayfayı da baştan sona okuyabilir hale gelmesi gerekiyordu. 19.41'de annesinin yanına varması, 20.11'e kadar da bütün sayfaları anlatıp bitirmiş olması gerekiyordu. Sihir Tarihi ile ilgilenmiyor olmasına rağmen 18.11'de kitabın başındaydı. Her sayfayı birer dakika olmak üzere üç kere okuması için süre verilmişti. Ezberlemesi için makul bir süreydi amma velâkin kızcağızın dikkatini dağıtan unsurlar vardı. Genç Orion ve Mishika kavga ediyordu tamamen saçma bir sebepten dolayı. Zavallı Küçük Lucy de ikisinin çıkardığı yüksek seslerden dolayı hüngür hüngür ağlıyordu. Bayan Rosie, Bay Virgilius veya Cain ortalıklarda yoktu. Haliyle odaklanamıyordu kız.

"...Didişip durmayın, ders çalışıyorum."
diye mırıldandı çenelerini kapatmalarını umarak. Fakat bu, ikisinin bağrışmalarını kesmeye yeterli değildi. İkisinin aptalca kavgası yüzünden önündeki yazılara odaklanamıyor, her saniye kulağına dolan sesler sinir katsayısını artırıyordu. Aynı cümleyi sekiz kere okumasına rağmen hala bir şey anlamayınca yerinden doğruldu, yavaşça ikisine döndü. "Size..." masasının çekmecesini açtı. "Susmanızı..." akuamarin taşlarıyla süslenmiş hançeri eline aldı. "Söyledim." Kendisinden yaşça küçük olan ikili sonunda ona bakmayı akıl edebildi. Kendilerine buz gibi bir ifadeyle bakan Lilith'i görünce yutkundular. "Ah, Lilith, üzg-" bile diyemeden aniden karnından bıçaklandı Genç Orion. "SUS DEDİM SANA DEĞİL Mİ PİÇ KURUSU?!" diye bağırırken çocuğu hırsla arka arkaya defalarca kez bıçakladı. Siniri hala geçmediği için esmer kıza döndü aynı hırsla. Mishika geri geri adımlarken yerde yatmakta olan Genç Orion'un eline bastı, kayıp düştü. Lilith vakit kaybetmeden kızın üstüne çıkıp güzel yüzünü paramparça etti. Odadaki tüm sesler kesilmişti sonunda. Küçük Lucy nereye kaybolmuştu bilmiyordu, kendisinden korkup kaçmıştı belli ki. En azından ağlamasını durdurmak zorunda değildi. Saate baktı...

...Gecikmişti. Kırk iki saniye gecikmişti. Hiçbir şeyi ezberleyememişti ve kırk iki saniye gecikmişti. Oysa bugünkü ödevi gayet basitti. İç çekip yatağının altındaki sopayı aldı. Vaktinde güzel çiçek işlemeleriyle süslenmiş olan bu sopa kullanım amacı nedeniyle zamanla rengini yitirmiş, şekli bozulmuş, kan lekelerine bürünmüştü. Şimdi aşağı inip sopayı annesine verecekti. Cezasını çekmek için.

2
Hogwarts Kuleleri / Seni Seviyorum
« : 07 Şubat, 2022 04:55:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç kızın bir randevusu vardı bu gece. Her normal kız gibi Lilith de bir delikanlıya aşık olmuştu ve uzun süredir birliktelerdi. Birbirlerine çok aşıklardı, ölümün bile ayıramayacağı bir çiftti ikisi. Şayet ölüm ikisini ayırmaya çalışsaydı Lilith Azrail'in ümüğünü sıkabilirdi, böyle bir aşktı bu. İşte, Aşıklar'ın bu gece randevuları vardı. Romantik bir mekanda romantik bir buluşma... Aynı normal çiftler gibi. Haliyle kızcağız da süslenmişti bugüne özel, kısa beyaz geceliği yerine uzun siyah geceliğini giymişti! Saçına da bir kurdele iliştirmişti, yeterli değil miydi? Aynada kendine gülümsedi, uyuyan oda arkadaşlarına son bir kez baktı ve odadan ayrıldı. Sessiz adımlarla ortak salondan çıkışının ardından yukarı çıktı. Daha da yukarı. Gidebileceği en yukarıya kadar gitti... Evet, okulun en üst katındaki bir pencereden dışarı çıktı ve çatıya tırmandı. Soğuk hava yüzüne çarpıyor, ellerini üşüterek parmaklarının sertleşmesine ve rahatça yukarı çıkmasına engel oluyordu ancak sevgilisini bekletmek kabalıktı.

Sonunda astronomi kulesinin tepesine ulaştı. Burada ayakta durmak çok zordu, dengesi bozulduğu an düşüp ölebilirdi ama sorun değildi. Sevgilisinin karşısındaydı. Değerlisinin ayaklarının zemine basma zorunluluğu yoktu, süzülebiliyordu. Ne de güzel simsiyah saçları vardı... O kadar siyahlardı ki, Lilith elini soksa sonsuzlukta kaybolabileceğine inanıyordu. Dokunması yasak olmasaydı o kadar çok şey denerdi ki...! Kırmızı gözleri ise dünyada bir tek onda rastladığı bir güzellikti, evindeki bütün mücevherlerden daha güzel gözlere sahipti bu delikanlı. Beyazdan bile daha beyaz olan teni parlıyordu, ince ve kemikli yüzü de eklenince görünüşünün bir ölüden farkı olduğu söylenemezdi. Lilith'in aksine rahatsız edici kıyafetler giymişti. Hep öyle yapardı zaten, resmi ve ciddi kıyafetleri asla bırakamazdı sevgilisi. Lilith bugün bu kadar süslenmişken partnerinin görünüşünde değişiklik olmaması biraz kırıcıydı ama bir şey demedi, mutlu olması önemliydi onun için.

"Merhaba..." dedi gülümseyerek. Ses tonundan ne kadar aşık olduğunu anlayabilirdiniz. "Seni çok özledim, sevgilim. Bu şekilde görüşmeyeli uzun zaman olmuştu." Ne yazık ki cevap alamadı. Tekrar denedi. "Her zaman yanımda olmana rağmen bana kendini göstermiyorsun. Sorularıma bile çok az cevap verir oldun, bir sorun mu var bir tanem?" diye sordu. Yine cevap alamadı. Her zaman olduğu gibi biriciğinin buz gibi ifadesiyle karşı karşıyaydı. Sevgilisinin ona gülümsediği zamanları saysa bir elin parmağını geçmezdi, neredeyse hiç iltifat etmezdi ve olabildiğince az konuşurdu kız arkadaşı ile. Hatta o kadar az konuşurdu ki kıza adını bile söylememişti bunca yıl. Genç cadının kalbini paramparça ediyordu bu durum. Hüzünle kaplandı yüzü. Başını eğdi.

"Dans edelim." dedi karşısındaki emir verircesine. Lilith şaşkınlıkla başını kaldırıp baktı. Burada dans edemeyeceklerinin farkındaydı, attığı ilk adımda aşağı düşüp ölürdü. Buna rağmen reddetmedi, başını aşağı yukarı salladı sadece. Delikanlı ise sinirle derin bir nefes aldı, bekle, kız yanlış bir şey mi yapmıştı ki sinirlendirmişti onu? Soran bakışlar attıysa da genç adam elini alnına koymuş, sinirlerini yatıştırmaya çalışıyor, kızın yüzüne bile bakmıyordu. Cevap alamayan cadı üzgün üzgün göğsünün cebinden küçük bir iskelet çıkarttı, mırıldandığı bir büyüyle beraber insan boyutuna gelen iskelet Lilith'in karşısına geçti. Böylelikle erkek arkadaşının görüntüsüyle birleşerek istedikleri durumu elde ettiler, iskelet Lilith ile temas edince yok olmazdı ve delikanlının görüntüsü ön planda kaldığından dolayı rahatsız etmezdi ikisini de.

Ancak delikanlı hala aynı şekilde duruyordu, hareketlerini takip eden iskelet de aynı şekilde. Çekine çekine iskeletin ellerini tutarak dans pozisyonuna getirdi kız, beraberinde gencin de duruşunu bozmuştu. Uzaktan gelen belli belirsiz müziğin ritmiyle dansa başlamasıyla kulenin tepesinden aşağı düşmeye başlaması bir oldu kızcağızın. Nerede yanlış yapmıştı? Kendinden istenen bu değil miydi? Birkaç saniye içinde altında hissettiği şeyle kendine geldi, süpürgesinde oturmaktaydı. Saf saf sevgilisine döndü, delikanlı ise yargılarcasına başını sallıyordu. "Düşme." dedi. Havada yürüyerek bulundukları kulenin aşağısında kalan, nispeten daha 'üstünde gezilebilir' bir çatıya sahip olan yapıya doğru indi. Lilith de peşinden süpürgesiyle yanaştı uslu uslu. "Canım, üzgünüm... Dans etmek istediğin için..." diye lafa girdi ancak sözü çok hoşuna giden bir şekilde kesildi, "Değerlisin, kaybolma."

Anında yanakları alev almıştı kızın. Utandı, kıkırdadı. Kendisine dans teklifi olarak uzatılan eli büyük bir zevkle tuttu, müzik daha yakındaydı artık. Buz gibi havada, gece yarısından çok sonra, okulun çatısında iki sevgili dans ediyordu. Bundan daha normal ne vardı? Kız ayaklarını hissedemeyecek duruma gelene kadar dans ettiler, nefesi kesilene, hareket edemeyecek kadar yorulana kadar dans ettiler. Güneşin doğmasına yarım saatten az kalana kadar o çatıda onlarca şarkı geldi geçti, kız soğuktan hiçbir yerini hissedemiyor olsa da sevgilisinin tuttuğu elleri, sevgilisinin baktığı yüzü, sevgilisinin sarıldığı beli cayır cayır yanıyordu. Uyku Hanım'ın seslendiğini duysa da duymamış gibi davrandı, kadıncağız o kadar çok seslenmişti ki bitap düşmüştü. Lilith'in de reddedemeyeceği bir gerçek vardı ki o da yorgunluktan bayılmak üzere olduğuydu ama delikanlının hala enerjisi var gibi duruyordu. Sonunda sendeleyip düşecek gibi olduğunda müzik kesildi, sevgilisi dans etmeyi bıraktı. "Ah, bir şey yok! Devam edebiliriz, lütfen dans etmeye devam edelim!" dedi umutla ancak hayır, çok geçti artık her şey için. Genç, bir şey demese bile durmak istediğini ifadesiyle belli ediyordu. "Uyu." dedi birkaç saniye sonra.

"Hayır, bir daha ne zaman seni göreceğimi bilmiyorum. Cevap da vermeyeceksin bana. Hayır! Henüz yorulmadım, ne olursun biraz daha birlikte vakit geçirelim!" dedi ağlayacakmışçasına. Karşılığında ise sadece başını iki yana sallayışını izlemişti. "Beni yine bırakmanı istemiyorum..." dedi titreyen sesiyle. Genç, bir süre kıza baktıktan sonra biraz uzaklaştı ve düşmeyeceklerinden emin olduğu bir yere oturup yanına eliyle pat pat yaptı. Genç cadı heyecan ve merak içinde yanına adımladı, sakince pat pat yapılan yere oturdu. Sonra olduğu yere yatırıldı sevgilisi tarafından. Hevesli bir şekilde sordu, "Yanımda mı duracaksın? Ben uyurken de? Uyandığımda da burada olacak mısın?"

Delikanlı sadece başını sallamakla yetindi ama bu yeterdi de artardı bile. Kız, yüzüne yerleşen gülümsemeyle birlikte gözlerini kapattı. Nereden geldiğini bilmediği bir örtü, üstüne örtüldü ve saklamaya çalıştığı titreyişini azaltmasında yardımcı oldu. Gülümsemesi iyice genişledi, "Seni seviyorum." diye mırıldandı. Rüya mı gerçek mi algılayamadığı bir cevap aldı ardından, "Seni seviyorum." Şaşkınlıkla gözlerini araladı ancak uykuya dalmak üzereydi, son birkaç saniyede gördüğü şey belki de gözlerinin ona bir oyunuydu ancak öyleyse bile minnettardı, sevgilisi şefkatle gülümseyerek bakıyordu ona.

3
Hogwarts / Dan!
« : 17 Ekim, 2021 11:03:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(Bu rpde gerçek ve hayal ürünü olan şeyler belirtilmemiştir. İstediğinizi gerçek veya hayal sayabilirsiniz.)

Dan! ...Dan!

Tam on ikiyi gösteren akrep ve yelkovan, halihazırda saatlerdir tik, tak, tik, tak demeyi bırakmayarak zavallı kızcağızın uykusunun bir süpürgeye atlayıp hızla uçarak kaçmasını sağlayan büyük saate sertçe vurmuş, acı çığlıklar eşliğinde ağlamasını sağlamıştı. Dan! Dan!

Biricik dostu Uyku Hanım’ın onu terk etmesine hak vermişti şimdi. Zaten ikisi de tik tak seslerinden rahatsız olmuşlarken şimdi üstüne bir de saatin feryat figan bağırarak yardım istemesine, ağlamasına ve imdat çığlıklarına karşılık veremeyecekleri gerçeğiyle karşı karşıya kalmışlardı. Kim olsa kaçardı! Saatin ağlayışı eşliğinde iç çeken kız, Uyku Hanım geri gelmeyeceği için çareyi onu aramakta bulmuştu. Küçük bir gece gezintisi iyi gelirdi belki de ikisine. İnce, uzun parmaklarıyla üstündeki beyaz yorganı yavaş hareketlerle kavradı ve olabildiğince sessiz olarak yana çekti. Tek elinden destek alarak doğruldu ve önce yatağında oturur pozisyona geldi, sonra çıplak ayaklarını yataktan aşağı sarkıttı. Birkaç santim fark yüzünden ayakları yere değmiyordu. Gözlerini odada gezdirdi bir süre. Şöyle bir süzdü etrafı, odada uyuyan diğer insanları, belki de varlıkları. Oda arkadaşlarının hiçbirinin çığlıklardan etkilenmiş gibi bir hali yoktu. Tavanda uyumakta olan siyah, minik, ne olduğu belirsiz yaratıklar ise rahatsız olduklarını kanıtlamak istercesine çırpınıyor, bağırıyor, isyan ediyorlardı. Lilith, tek elinin işaret parmağını dudaklarına götürdü, “Şş.” dedi sessizce. “Normalleri uyandıracaksınız.”

‘Normaller’den kastı, onun dünyasını göremeyenlerdi. Eh, kızları uyandırmak gibi bir niyeti yoktu, o yüzden sessiz olmalıydı. Sonuçta uyku, ölümün tatlılığını deneyimlemek için mükemmel ancak kısa süren, geçici bir fırsattı. Kendisi bu geceye mahsus bu histen mahrum kalmış olsa da, başkalarının yaşadığı bu güzel hissi ellerinden almak kabalığı geçin, zalimlikten başka bir şey değildi. Ayaklarını soğuk zeminle buluşturdu etrafı izlemeyi bitirdikten sonra. Her ne kadar sessiz olmaya gayret göstermişse de, yatağın çıkarttığı gıcırtı kaçınılamazdı. Eh, yatağı kendisine veda ediyordu çünkü. Gözucuyla baktığı yatağına minik bir tebessüm hediye etti ve el salladı, sonra görüşürüz anlamına geliyordu bu. Sonra da önüne döndü tekrardan. Halıya değmemeye dikkat ederek, parmak uçlarında kapıya doğru ilerlemeye başladı. Halıdan ve verdiği sinir bozucu, kaşındırıcı histen nefret ediyordu. Neydi ki bu halının işlevi? Ayakları temiz ya da sıcak tutmak? E ama zaten öldükleri zaman da ayakları kirli ve soğuk olmayacak mıydı da böyle gereksiz ve tepesini attıran bir şey bulmuştu bu insanlar? “Keşke,” dedi Lilith içinden. “Keşke insanlar daha gerekli şeyler icat etseydi.” Mesela, mesela onu ayıkken bile gördüğü kabuslardan kurtaracak bir ilaç, bir aşı, bir büyü, bir iksir!

Sonra aşağı doğru ilerlediği merdivenin tam ortasındaki basamakta duraksadı. Ayağının altındaki kirli basamağın verdiği tozlu, gıcık his veya topuğuna batmakta olan minik kıymığın getirdiği acıyı fark edemiyordu. Düşündü, ona zarar veren kabuslarla birlikte dostları da yok olacaktı eğer bir çare bulunsaydı. Bayan Rosie, Bay Virgilius, sevimli Lucy ve en önemlisi, kendini bildi bileli yanında duran, kalbinin tam üstünde taşıdığı yegane dostu, biricik aşkı... Hepsi yok olurdu o zaman! Belki de sırf birkaç kişi için hayatı cehennem olarak yaşamak aklı selim birinin yapacağı bir şey değildi. Belki de aptallıktı bu yaptığı.

Düşüncelerinden kurtulmak için iç çekerek başını sağa sola salladı. Gereksiz şeylerle zihnini doldurmamalıydı, zaten halihazırda kocaman bir evrenin ta kendisini taşıyordu beyninin içinde. Basamakları adımlamaya devam etmeye başlamıştı ki, sonunda kıymığın acısını da, basamakların tozlu ve gıcık hissini de fark etti, kaşları çatıldı. Tırabzanlara oturduktan sonra bacak bacak üstüne atarken asasını çıkarttı, mırıldanıp önce suyla temizledi, sonra da kıymıktan kurtuldu. O iğrenç hissi tekrar yaşamak istemediği için tırabzanlardan aşağıya kaya kaya indi. Ortak salona inmesiyle kendisini çiçek bahçesinde gibi hissettiren bir melodi doldurdu kulaklarını. Karşısındaki piyanoya baktı, önü boştu ancak kendi kendine çok tatlı bir şarkı çalıyordu ve sayfalar belli aralıklarla kendiliğinden çevriliyordu. Melodiye eşlik eden, meleksi bir hımlama geliyordu tam tepesinden. Başını yukarı kaldırıp baktığında oldukça hoş bir manzarayla karşılaştı.

Kendisinden pek de büyük durmayan, belki yaşıtı, belki de bir yaş küçük bile olabilecek bir çift, tavandan ters sarkarak dans etmekteydi. Kızın belini geçen, çikolata renginde bukle bukle saçları vardı. İyi bakıldıkları belliydi, en ufak bir karışıklık yoktu, yumuşak ve parlak duruyorlardı. Kâkülleri vardı bir de, düz, sevimli, kaşlarının altına kadar inen kâküller. Lilith’in de vardı ancak bu kıza daha çok yakışmış gibilerdi. Çok sevimli bir yüzü vardı, porselen bebek gibi duran bembeyaz yüzünde tek bir kusur bile yoktu. Şeftali pembesi dudaklarının arasından huzur veren bir şarkı, sessiz sessiz piyano melodisine karışıyordu. Gözleri kapalıydı. Aşırı güzel, pembe bir elbisesi vardı ve oldukça rahat duruyordu. Dizlerinin biraz üstündeki –sonradan kesilmiş olduğu belli oluyordu- elbisesi çiçeklerle süslenmişti, korsesi yoktu ancak sırtından beline kadar keyfe göre sıkılabilecek ipleri vardı. Çok sıkılmamış, direkt kurdele yapılıp bırakılmıştı. Ayaklarında ise topuğu en fazla iki santimlik bir ayakkabı vardı. Böyle kıyafetler, böyle ayakkabılar satılmıştı da, Lilith mi almamıştı?

Kızın çok büyük bir ihtimalle sevgilisi olan genç delikanlı ise sarışındı. Sarı, dalgalı, hafiften uzun saçları aynı kızınki gibi bakımlı ve özenilmiş duruyordu. Gözleri ise akuamarin taşını andıran, çok hoş bir maviydi. Beline sarılmış olduğu kızdan en az on beş, yirmi santim uzundu ve aralarındaki bu boy farkı çok tatlı duruyordu. O ise soluk, açık mavi bir takım elbise giymekteydi. Kızın kıyafetinden koparıldığı belli olan bir çiçek, göğsüne sıkıştırılmıştı. Nedense Lilith’in babasına çok benziyordu. Babası hep derdi, altın sarısı saçlar ve akuamarin gözler bizim ailemizin imzasıdır diye. O yüzden küçükken hep üzülmüştü kız, kendi saçları parlak sarı değil de beyaza yakın, solgun bir sarı olduğu için. Gözleri parlak mavi değil de, griye yakın solgun bir mavi olduğu için.

İzlemeye dalmış olduğu sarışın çocuk, cebinden göz alıcı bir çiçek çıkarttı, kızın saçına taktı ve alnına yumuşak bir öpücük bıraktı. Kızın ise zaten pembe olan yanakları iyice kızarmış, al al olmuştu. Sonunda açtığı zümrüt yeşili gözleri mutlulukla parlamıştı. Utandığını gizlemeye bile çalışmadı kız. Onun yerine, tatlı tatlı kıkırdadı ve yüzünü çocuğun göğsüne gömüp sıkıca sarıldı. Ayakları ise heyecanlı bir şekilde zeminden bir ayrılıyor, bir geri birleşiyordu. Çiftin sevimliliğine gülümsedi sarışın kız, sonra da yüzü hafiften düştü ve iç çekti. Kendi sevgilisiyle bunu yaşaması biraz imkansızdı, birbirlerine dokunmadan sevmeleri gerekiyordu. Sorun değildi, sevgi dokunmadan da gösterilebilirdi. Sessizce ortak salondan ayrıldı.

Tam merdivenlere yönelmişti ki, sarı cübbeli küçük bir çocuğu kovalayan, hafiften balık etli ve kendine kıyasla uzun bir kadın gördü. Kuzgun saçlı kadının kafasının uçuşta olduğu, yamuk yürüyüşünden belliydi. Çocuk ise gözlüğünü düzeltmeye çalışırken telaşlı bir şekilde kaçıyordu. Sonrasındaysa kadın bir büyü bağırdı ve çocuğu kendine çekmeye çalıştı. Eh, sarhoşluğundan olsa gerek, yanlış bir büyü söylediği için kendine çekebildiği tek şey çocuğun cübbesi olmuştu. Yamuk yumuk yürürken sanki başarılı olmuş gibi hiç istifini bozmadan merdivenlerden sendeleye sendeleye, düşe kalka uzaklaştı, arkasında şaşkınca bakakalan bir çocuk bırakarak. Yerde oturan küçük çocuk sonunda silkelendi, kendine geldi ve ne kadar şanslı olduğunu mırıldanarak gözden kayboldu. Ne olduğunu anlayamasa da kendisinin başı belaya girmediği için rahatladı Lilith. Sonuçta, o kadına denk gelen kendisi de olabilirdi. Üstünde tek parça kıyafet vardı ve onun da ayyaşın teki tarafından çalınması kötü sonuçlar doğurabilirdi. Etrafına bakınıp kimsenin olmadığından emin olunca yoluna devam etti.

Erkekler tuvaletinin önünden geçerken garip bir ses ilişti kulaklarına. Sanki... Birileri içeride bir şeyler yapıyormuş gibi. Hayır, o tür bir şeyler değil. Birkaç farklı sıvının tuvalete dökülme sesi gibiydi. Belki de birisi kötü bir gün geçirmiş olabilirdi ancak bu kız merakına karşı çıkacak değildi. Sessiz sessiz içeri girdi ve olan biteni dinlemeye başladı. Kapılardan birinin açık olduğunu görünce gözucuyla içeriye baktı, biri sarı, diğeri mavi cübbeli iki çocuk tuvalete bir şeyler dökerken kıkırdaşarak bir şeyler konuşuyorlardı heyecanla. Mavi cübbeli olanın elindeki yeşil kukla sinirliydi, yapmamaları gerektiğine dair uzun uzun konuşmalar yapmaya çalışsa da çocuklar onu ikide bir susturup işlerine devam ediyorlardı. Mavili, “Çok güzel olacak oğlum!” dedi. Sarılı ise kahkaha atarken başını sallayarak onayladı arkadaşını. Ama... Yaptıkları şey oldukça sorunlu görünüyordu. Kız tam o son malzemeyi atmamaları gerektiğini söyleyecekti ki, daha ağzını bile açamadan büyük bir patlama sesi duyuldu. Dumanların arasından görebildiği tek şey ‘VİĞĞĞĞ!’ diyerek uçan mavili bir çocuk, ‘SALAK MISIN DİCK?!’ diye bağıran bir kukla ve arkadaşının arkasından, duvarda açılan deliğe doğru koşan sarı cübbeli bir çocuk olmuştu. Duman dağıldıktan sonra meraklı meraklı delikten aşağı baktı, görünürde kimse yoktu. Eh, görmediği şeye yardım edemezdi. “En fazla ölmüşlerdir,” diyerek yoluna devam etti.

Yürürken profesörler odasının önünden geçmek zorunda kalmıştı. İçeriden gelen seslerle parmak ucuna çıkıp kapının cam kısmından içeriyi izlemeye başladı. Az önce gördüğü ayyaş, şu an yaşlı, tonton bir adamla birlikte çay içiyor, arada adamın üstüne çıkmaya çalışıyor, adam panikle onu itince bile hiç bozuntuya vermeden işine devam ediyordu. Lilith tam yüzünü buruşturup uzaklaşacaktı ki kadının ağzına attığı bir şekerden sonra deliye dönmesiyle kıkırdamaya başlamıştı istemsizce. Kadının hışımla odadan dışarı fırlamasıyla birlikte kapıya tutunmakta olan kızcağız resmen uçmuştu gerçi. Kapıyla birlikte geriye savruluşunun ardından yere troll sümüğü gibi yapışsa da bir şey olmamış gibi yerinden kalktı, üstünü çırptı ve adamın ne yaptığına baktı, gitmişti. Eğlencesi kısa sürdüğü için üzülerek uzaklaştı.

Tekrardan koridorlarda dolanmaya başlamıştı ki, önündeki zemin birden çöktü. Dudaklarını yana doğru büzdü hafif kızgın bir tavırla. Sağa baktı, sola baktı, karşıya geçmesini sağlayacak bir şey arıyordu. İki büyük keresteyle X şekli yapılmış, kırık bir duvar fark etti bakınırken. Arkasında parlak gözlü karanlık yaratıkların kol gezdiğini, kerestelere vurarak çıkmaya çalıştıklarını rahatlıkla görebiliyordu.

“Müsaadenizle beyefendiler ve hanımefendiler ve ikisi de olmayanlar, bunu ödünç alıyorum.” dedi. Karşılık olarak sadece tıslamalar ve hırıltılar alınca kaşları çatıldı. “Hey! Anneniz babanız terbiye öğretmedi mi size?”

Yaratıkları azarlarken tahta parçalarından birini kendine çekmekle meşguldü. Tek ayağını duvara dayayıp ondan güç alarak parçayı sertçe çıkarmaya çalışıyordu. Sonunda büyük keresteyi çekti ve memnuniyetle gülümsedi. Tıslama ve hırıltılar iyice artınca gözlerini duvardaki deliğe çevirdi, yaratıklar çıkmaya çalışıyordu. “Hayır.” dedi ancak kimse onu dinlemedi. Eh, haliyle sinirlenmişti. “Size! Hayır! Dedim! YA!” diye bağırırken öfkeli bir şekilde elindeki tahtayı yaratıkların kafalarına pat, küt  geçiriyordu. Hepsinin hareketi kesildikten sonra iç çekti, sık sinirlenen bir insan olmadığı için bu tavrı kendine hiç yakıştırmamıştı. Omuz silktikten sonra keresteyi kendine bir köprü olacak şekilde yerdeki deliğin üstüne koydu, tam uymuştu. Deliğin altında, bayağı aşağılarda bir şeytan kapanı ve üstünde oturan küçük bir kız görür gibi oldu. Kızın, şeytan kapanına ‘nişanlım’ dediğini duymuştu bir de sanki. Umursamadı, karşıya geçti.

Koridorda etrafına bakınarak ilerlerken duvardaki tabloları inceliyordu kız. Her bir tablo, arkasında kalanı tamamlıyordu. Tablolardaki insanlar koridorun başındayken Lilith’e bakıyordu ancak ilerledikçe başları yavaşça koridorun sonuna doğru dönüyor, yavaşça ifadeleri değişiyor ve mutlu suratları dehşete düşmüş bir hale dönüyordu. Dakikalarca ilerledi... İlerledi... İlerledi... Koridorun sonu yokmuş gibiydi. Tablolardaki değişiklikler o kadar minikti ki fark etmek için en az bir dakika ilerlemek gerekiyordu. Yıllardır yürüyormuş gibi hissettiren bu ‘minik’ yolculuğun sonunda, koridorun neredeyse bitişine gelmişti. Başını yana çevirdi, çerçevelerin içleri bu sefer kaçan insanlar ya da yerde yatan cesetlerle doluydu. Belliydi ileride bir şey olduğu, tehlikeli bir şey. Merak kediyi öldürürdü evet ama öğrenmenin verdiği zevk geri diriltirdi!

Tabloların tamamen kırmızıya bulandığı ve çerçevelerinden dışarıya kırmızı boya olduğunu düşündüğü bir sıvının şarıl şarıl aktığı bir yere geldi sonunda. Karşısında, zeminden tavana kadar tüm duvarı kaplayan, bazı yerlerinde seyrek kıllar olan, koyu renkli, sert derili, her yerinde sivri dişlerle dolu ağızlar ve kuruluktan damarları görülen gözler olan garip bir canlı vardı. Birden bire tüm gözler kendisine döndüğünde sıvadığını fark etmişti.

“Eveeet... Bugünlük bu kadar macera yeter sana Lilith... Haydi size iyi geceler- umm... Sayın Canavar!” diyerek arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı, kendisine musallat olmayacağını umarak. Biraz imkansız bir hayaldi gerçi. Yeri göğü inleten bir kükremeden sonra canavar duvarları tuta tuta Lilith’e doğru koşmaya başlayınca, tabanları yağlama vakti gelmişti Lilith için. Tüm gücüyle koşmaya başlamışsa da arkasındaki garip şey ondan daha hızlıydı. Sonra da hiç olmaması gereken bir şey oldu, ah, ayağı takıldı! Düşmemek için yandaki tablolardan birinden destek almaya çalıştı ve sanki bir kolu çekmiş gibi tutunduğu yer aşağıya inerek bir “klik” sesi çıkarttı, duvar Lilith’i de beraberinde sürükleyerek arkaya döndü. Yere çakılsa da kurtulmuş olmanın getirdiği rahatlıktan dolayı bir şey hissetmemişti. Doğruldu, etrafını şöyle bir süzdü. Açık, solgun mavi duvarları ve duvarlarla uyumlu mobilyalara sahip, tozlu, her yeri örümcek ağlarıyla kaplı bir odaya gelmişti. Orta halli bir ailenin oturma odası gibi duruyordu, mavi bir kanepe, tekli iki koltuk, beyaz bir masa, masanın üstündeki çay takımı, duvarlarda kitaplıklar ve tablolar, tamamen çekilmiş uzun mavi perdeler... Oldukça hoştu bu oda.

Ah, bir dakika! Uyku Hanım buradaydı! Kanepede oturmuş, papatya çayı içiyordu! Heyecanlanan kız hemen doğruldu ve hızlı adımlarla biricik dostunun yanına oturdu. Mavi gecelikli, lacivert saçlı kadın ise Lilith’e baktı ve gülümsedi. Elindeki çay fincanını masaya bıraktı ve hiçbir şey demeden kızın kanepeye uzanmasını sağladı. İşaret parmağını dudağının önünde tutarken göz temasını kesmedi ve soluk akuamarinlerin önüne perdelerin düşmesi için göz kapaklarını indirdi.

“Bugün ne kadar da sakin bir gündü, değil mi?”


“Bence de öyleydi.”

Sonrasında ise derin bir sessizlik ve tatlı bir uyku takip etti bu kısa diyaloğu.



4
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / Lilith Louvremont
« : 03 Ekim, 2021 07:29:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Lilith -Ambrosia Riliane Lestari Athelinda- Louvremont

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Lilith oldukça sessiz, yaratıcı, kibar, yardımsever bir genç kız. Düşünme, mantık kurma ve anlama şekli genelde çevresindekilere zıt düşer. Çoğunlukla kimseyle konuşma başlatamaz, birisi onla konuşana kadar kendi kendine takılır. Resim çizerken, müzik bestelerken, kendi kendine konuşurken veya sürekli cebinde taşıdığı minyatür iskeleti büyütüp onunla dans ederken yakalayabilirsiniz. Onunla konuşmaya çalıştığınız zaman ilk önce elinizi tutacaktır, çünkü gerçek misiniz değil misiniz görmek istiyor. Bir değişik özelliği de, kesinlikle normal kıyafetler giymeyi reddetmesi ve her yere beyaz geceliğiyle gidiyor oluşu.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Oldukça katı ve kuralcı bir anne ve ismi lazım değil, pek soylu ama çok sık görüşemediği bir babanın gayrimeşru kızı olan Lilith, çocukluğunu türlü türlü eğitim kamplarında, özel derslerde ve etkinliklerde geçirmiştir. Üstündeki bitmeyen baskının fazlalığı, sonunda zaten sahip olduğu hayali ama bir o kadar da gerçekçi arkadaşlarının sayısını arttırdıkça arttırmış ve artık arkadaşlardan da fazlasına, tamamen halüsinasyonlardan oluşan bir dünyada yaşamasına sebep olmuştur. Zaten tam bir öğrenci kapanı olan Hogwarts ile halüsinasyonlar birleşince, hayat Lilith için eğlenceli bir cehennem gibidir. Annesinden kendi isteğiyle kaptığı tek özellik ise iksirlere olan yeteneğidir.

İstediğiniz Sınıf: VI. Sınıf

Karakterinizin BYS Sonucu: İksirler ve Herboloji'de Olağanüstü(O) aldığı için gelecek planını onlara göre uydurabileceğini düşünüyor, belki de minik bir iksir dükkanı açar. Kehanet ve Sihirli Yaratıkların Bakımı alanlarında da Beklentileri Aşan(E) alması dört alanı birleştirebileceği bir konu bulmak istemesini sağladı elbette. Tılsımlar ve Biçim Değiştirme'de ucu ucuna Kabul Edilebilir(A) aldığından dolayı pek gerekmedikçe kullanmak istemediğini anlayabilirsiniz, zaten asa sallayıp büyü yapmaktansa kazan karıştırıp iksir yapmak daha çok zevk veriyor Lilith'e. Sihir Tarihi'nden rahatlıkla geçebilir ve E alabilirdi, tek sorun o sırada halüsinasyonlar tarafından rahatsız ediliyor olmasıydı, o yüzden de Zayıf(P) aldı. Kalan derslerin çoğundan ise birkaç puanla kaldı. Aritmansi hariç, onu hiçbir zaman anlayamadığı için güzel, parlak bir sıfır çekti.

İstediğiniz Bina: Ravenclaw

Büyü Yatkınlıkları
  • Biçim Değiştirme Gücü: 4
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 4
  • İksir Gücü:10

Sayfa: [1]