17 Nisan, 2026 09:30:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Aethelwulf Ares Caldecott

Sayfa: 1 2 3 [4]
46
Yasak Orman / Ynt: [Anomali] Kayıplarda
« : 23 Ocak, 2022 21:16:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yasak Orman pek çok farklı şekilde betimlenebilirdi, kasvetli bunun en yaygın örneğiydi, hemen peşinden loş, karanlık, soğuk gibi kavramlar gelirdi. Ancak Ares için hiçbiri aklından geçeni ifade etmiyordu, ona göre burayı betimleyecek tek bir kelime vardı: otuz bir! Bir keresinde Eurus’la buranın adındaki ‘Yasak’ın sebebinin öğrencilerin minik sürprizlerle çıkagelmelerinin önüne geçmek olduğu konusunda hemfikir oldukları bir tartışmaya girmişlerdi. O zamandan beri ne zaman ormanın derinliklerinde biraz zaman geçirmek istese aklında hep aynı düşünce olurdu, ergenlik hayatın ilginç bir evresiydi.

İşin doğrusu Ares maceracı ruhlu bir büyücü sayılmazdı, buna rağmen bir dönemde başını haddinden fazla belaya sokmuştu. Bir noktada kendi kendine tamamen beladan uzak durmak için söz vermiş olsa da kaderin onun için planları başkaydı. Gerçi, sırf aptal bir iddiayı kaybettiği için Yasak Orman’a bodoslama dalmak pek de kader sayılmazdı değil mi?

Karşılaştığı manzara korkunç veyahut dehşete düşürücü türden değildi, daha çok ilginçti, insanda bir merak duygusu uyandırıyordu. Sırf azıcık topraklarına adım attı diye kendisine ölüm tehditleri yağdıran Atadamlardan hiçbir eser yoktu. Genç büyücü onlar için elma bile getirmişti oysa!

İlerlemeye devam etti, ufak da olsa bir ipucu bulma umuduyla. Kaybettiği iddiayı unutmuştu çoktan, merak duygusu daha ağır basıyordu. Bir karaltı görür gibi oldu, hemen asasına davrandı ve kararlı adımlarla karaltıyı gördüğü yere yöneldi. Fakat tam o sırada donup kaldı, yüzündeki bütün renk kaybolmuştu, tam karşısında gazetelerde boy boy resimlerini gördüğü kızıl saçlı bir kadın duruyordu. Kendini çabuk toparladı, parçaları birleştirebilecek kadar zekiydi. “Sen Carmilla’sın!” diye seslendi cesur bir ses tonuyla. “Senden korkmuyorum!”[/justify]

47
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Hogwarts'ta Hayatta Kalma Rehberi Kural 38: Gece 2'den sonra yat ve uyu
« : 21 Ocak, 2022 00:25:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Havanın nadiren açtığı bir kasım gecesinde mum alevinden yansıyan titrek ışığın altında son dakikaya bıraktığı ödevlerle cebelleşiyordu Ares. Sorumsuz bir öğrenci sayılmazdı ancak bir şekilde çıkmıştı aklından ya da o unutmayı seçmişti. Eurus’un akşam yemeğindeki azarı olmasaydı da belki de hiçbir zaman hatırlayamayacaktı. Bir kız arkadaşa sahip olmak gibisi yoktu, hele ki Eurus gibisine.

Hiçbir fikri olmadığı bir konu hakkında otuz santim uzunluğunda bir parşömeni doldurmak beklediğinden de zordu, sırf on beş dakika boyunca tüy kalemi aynı noktada tuttu diye iki parşömeni buruşturup atmıştı çoktan. Pes etmek ve yatağa gitmek üzereydi, sabah erken kalkıp birinden kopya çekmek en mantıklı seçenek gibi görünüyordu.

Tam da o sırada -zaten hep öyle olurdu ya- bina arkadaşlarından birinin kendini kaybetmişçesine dışarıya fırlaması bütün dikkatini dağıtmıştı. Dürtüsel bir hareket ile –ki bunu sağlayan tanrının ufak bir müdahalesi de olabilirdi- kendini koridorlarda mavili arkadaşını kovalarken bulması çok zaman almamıştı. Peşinden gelenden bir haberdi, arada bir “Nereye gidiyorsun?” diye sesleniyor fakat takip ettiği cadı hiç oralı olmuyordu.

Bu kovalamaca tenini yalayan soğuk ayazla kavuşuncaya kadar sürdü… Karşılaştığı manzara birkaç aydır sakin geçen hayatında nihayet bir kıpırdanmalar olduğunun habercisiydi adeta. Hogwarts daima garip bir yer olmuştu. Peki, öğrencilere saldıran sütunlar? İnanılmaz gerçekçi bir rüyada olmadığından emin olmalıydı.

Asasını çekti, “Protego!” diye haykırdı pembe gecelikli kızın önüne koşarak. “Mira, gecenin bu saatinde ne yaptığını sorabilir miyim?” Kızın elini tuttu ve arkasına aldı o sırada Hufflepuff’tan arkadaşlarının da sütunlara kurban gitmek üzere bahçede bulunduklarını fark etmişti. “Tamam beyler, ben hallediyorum, “Bombarda Maxima!” diye yapıştırdı büyüyü tekinsizce savrulan beton yığınlarına karşı. Eğer şu an bir rüyanın içindeyse bir süre daha uyanmasa iyi olurdu. Protego büyüsünü yolladı Gaye’in önüne, Ravenclaw’dan bir başka arkadaşı da bahçeye giriş yapmış ve saldırıya müdahale etmeye başlamıştı.

Son birkaç sütun ve peş peşe gönderilen büyülerin ardından tavan yapmış bir özgüven ile nihayet talan ettikleri sütunların bunca tantanayı neden çıkardıklarını öğreneceklerdi…

48
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
« : 29 Kasım, 2021 00:10:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Talihin olağanüstü bir şekilde kendilerinden yana olmasında tanrının parmağı olduğuna emindi Ares; dine bile dönebilirdi o anda, eğer buradan sağ çıkabilirlerse Pazar günleri kiliseye bile giderdi. Iris ve diğerlerinin peşlerinden geldiğini gördüğünde kaderi için kumar masasına oturmuş yüce yaradanının nelerden feragat ettiğini merak etmeden duramadı. Sözde organize bir kurtarma ekibi olmaları gerekirken daha görevin en başında ayrı düşmeleri hiç de iyi bir başlangıç sayılmazdı oysa, yine de bir şekilde başarmış gibi görünüyorlardı. André yanlarında, William ve Alfred’in omuzlarındaydı; merdivenlere arkada kimseyi bırakmadan ulaşmış sayılırlardı; geriye yalnızca bu lanet yapıdan ayrılmak kalmıştı.

“Aptallığının bedelini bize ödettiğinin farkındasındır umarım!” dedi yanında koşan Eurus öfkeyle, hemen ardından arkasına bir bakış attı ve Michael’e yaklaşmak üzere olan bir oğlana Colloshoo yolladı.

“En azından deneyim oldu diyemez miyiz sevgilim?”

“Başlatma deneyimine!” Arkasındaki mavi-sarı cüppelilere döndü bu sefer. “Hadisenize neyi bekliyorsunuz bir düzine piç kurusu tarafından yakalanmayı mı? Zahmet olmayacaksa daha hızlı koşun!”

Merdivenlere ulaştıklarında önce Iris’in oradan çıkmasını bekledi Ares; peşinden William, Alfred ve André’yi yolladı; hasar görmüş olmalarına rağmen peşlerinden gelmekte olan kişilere daha dikkatli baktığında aslında aralarında çok da fazla yaş farkı olmadığını fark etmişti. Burada çocuklara ne yapıyorlardı böyle? Korkunçtu ancak şu an bunu düşünmenin sırası değildi. Michael’i de yukarı yollarken aralarındaki mesafeyi kapatmasına çok az bir yol kalmış çocuğa doğrulttu asasını, “Stupefy!” diye bağırdı var gücüyle.

Eurus ise grubun en gerisinde kalan Mirabelle’i sinirle yukarı itti ancak kız aniden aklına bir şey gelmiş gibi geri dönmüştü. Ares’in ona seslenme fırsatı bile olmadı, nereden çıkardığını bilmediği buruşuk bir bitkiyi “Yeet!” diye bağırarak onları takip eden güruha doğru fırlattı. “Koşun!”

İnsanın huzurunu kaçıran Latince sözler korosundan da gür, kulakları sağır edecek türde bir çığlık yankılanmaya başladı koridorda. Bir adamotunu öylece salmak ne kadar akla yatacak bir fikirdi bilinmez, artık sadece yakalanmamak için değil kulak zarlarının iyiliği adına ayrılmak zorundaydılar oradan.

Tanrının kutsal mekânına leke sürmüşlerdi belki o gün, yapacakları son hamle ise ulaşılamamayı garantilemek adına merdivenleri ateşe vermek olacaktı. Plana ne zaman dahil olmuştu bilinmez, anlık gelişiyordu her şey, cenneti simgeleyen bu ulu yapıyı ateşe vermek ironik bile sayılabilirdi. Kendilerine şeytanın hizmetçisi diye suç atan insanların eline malzeme vermekti nihayetinde. Fakat bir kez daha olan olmuştu, kaşla göz arasında Michael ile birlikte merdivenlerden aşağı yuvarladıkları tahta kürsüye bir Incendio yolladı Ares.

Ve en sonunda kaçtılar, kilisenin kasvetli ortamından buz gibi açık havaya çıktılar.

Soluklanmak için vakitleri yoktu ne yazık ki, bir çalılığın arkasına sakladıkları süpürgelerine doğru koştular duraksamadan. Son bir pürüz çıkacaktı karşılarına, içlerinden bazılarının süpürgesi orada değildi. Ellerindeki tek kurtuluş biletinin süpürge ile en kısa sürede oradan uzaklaşmak olduğundan çözümü ayakta kalanları arkalarına almakta bulmuşlardı.

William, André’yi; Alfred, Michael’i ve Eurus bundan hiç hoşnut olmasa da Ares, Mirabelle’i arkasına almıştı. Tabii ki de kalpsiz olmadıklarından yaralı porsukları André’ye yolculuk boyunca kendinden geçmemesi adına kısa bir ‘hayır benimkini giysin’ tartışmasının adından Ares oğlana cüppesini vermişti.

Yükünü Rab’be bırak, O sana destek olur. Asla izin vermez doğru insanın sarsılmasına.

Havalandılar.[/justify]

Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1


49
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
« : 28 Kasım, 2021 20:33:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]“Hassiktir!”

Ares’in tekmelediği demir kapı büyük bir gürültüyle devrilmiş ve içeriye ufak da olsa bir ipucu bulma umuduyla göz gezdirdiğinde karşılaştığı manzaraya olan şaşkınlığını atlatamadan bir mücadelenin içine girmeleri gerekmişti. İçeride sıra sıra dizilmiş yataklar vardı ve sahipleri uyandırıldıkları için epey bir kızgın olacaklar ki birden mavi cüppeli oğlanın üstüne çullanmışlardı. Asasına bile uzanma fırsatı bulamayan Ares birkaç adım gerilemiş ve tam da o sırada imdadına hemen yanındaki Eurus yetişmişti.

Genç kız bakışlarıyla 'aferim sana geri zekalı' diyordu adeta, kaşla göz arasında çektiği asasıyla “Everte Statum!” diye haykırmıştı, en azından Ares’in kendini kurtarmasını sağlamaktı amacı. Ares, büyünün yardımıyla kendisini sarmalayan kollardan uzaklaşmış ve hemen ardından Eurus’u kolundan yakalayarak koridora girdikleri kapıya doğru koşmaya başlamıştı. Hemen peşinden geldiğini tahmin ettiği kukla kılıklı varlıkların dikkatini dağıtmak adına bir “Lumos Maxima!” yolladı arkasına. Kör edici parlaklıktaki ışığın görüş açılarını kısıtlamasını ve kendilerine kaçacak süre tanımasını umuyordu.[/justify]

Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 5, total 5


50
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
« : 28 Kasım, 2021 15:50:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]“Göklerdeki babamız, adın kutsal kılınsın, egemenliğin gelsin.”

Kutsal olan her şeyi simgeleyen bu görkemli yapı belki de tanrıya en uzak hissettiren yerdi o anda, insanın içini ısıtan güven duygusundan uzaktı, attıkları her adımda bir tehlikeyle karşılaşacakları korkusundan dolayı kalpleri hızla çarpıyordu iki gencin. Ares, Eurus’la tartışırken gruplarının hangi noktada dağıldığını kaçırmıştı. Can havliyle son anda kapanmadan geçtikleri mekanik kapıdan kilisenin kasvetli koridorlarında ilerlerken aklına gelen tek mantıklı şeyi yapıyordu, tanrıya dua ediyordu.

“Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin istediğin olsun. Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de bizim suçlarımızı bağışla.”

“Gerçekten sana karşılık vermeyeceğini biliyorsun, değil mi?” dedi Eurus bıkkınlıkla.

“Şş, melekleri kızdıracaksın,” diye yanıtladı Ares. Koridorun iki yanında da üzerinde Latince kelimeler yazılı olan demir kapılar vardı, hepsinin ardında ne olduğu belirsiz olsa da içeriden bir tıkırtı duyma umuduyla kulağını soğuk demire dayadı. Eline geçense sessizlikti, sinir bozucuydu, sanki birileri sessizlik büyüsüyle donatmıştı her yeri. Eurus, oğlanı yola devam etmeleri için çekiştirse de, Ares kapının ardında ne olduğunu öğrenmeye kararlı gibiydi.

Asasını çekti, aklına ilk gelen Tılsım dersinde öğrendikleri Alohomora büyüsünü kullanmaktı ancak kapıda hiçbir kıpırdama olmadı.

Eurus alayla, “Tanrı’nın evinde o kâfir büyülerinin işe yarayacağını mı sanıyorsun?” dedi. “Hadi, devam etmemiz gerekiyor daha hiçbir ilerleme kat edemedik.”

“Ya André buradaysa?” dedi Ares. “Ya yolda bir bubi tuzağına yakalanıp yaralanırsak ve aslında en başından beri gözümüzün önünde olan arkadaşımızı kurtaramayacak bir duruma gelirsek?”

“Aman! O odanın ardında ne olduğunu bilmiyorsun! Belki de senin gibi aptallar girsin de yakalansın diye koydular o kapıları! Gerçekten o kafanı hiç mi çalıştıramıyorsun, söyle bana!”

Ares kızı görmezden gelmeyi seçti, haklı olma ihtimali gururunun gerisinde kalıyordu. İçinden, duanın son kısmını tamamladı. “Ayartılmamıza izin verme. Bizi kötü olandan kurtar. Çünkü egemenlik, güç ve yücelik sonsuzlara dek senindir!”

Çekilebildiği kadar geriye çekildi ardından bütün gücünü topladı ve Eurus’a göre yaptığı en aptalca şeyi yaptı: kapıya tekme attı.

Amin.
[/justify]

Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 9, total 9

51
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Aziz Michael'ın Kanatları Altında
« : 27 Kasım, 2021 17:06:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kasvetli göğün altında, Hogwarts arazisinin solmuş çimlerinde bir grup yeni yetme genç toplanmış ancak hiçbirinin orada bulunma amacı piknik yapmak değil, yüzlerini endişeli bir ifade bürümüş, sanki ne yapacaklarını bilmiyormuş gibi çaresizler… Gerginliğin temel nedeni basit bir sevgili kavgası gibi görünüyordu başta, yeşil cüppeli bir kız ile mavi cüppeli bir oğlan hararetli bir laf dalaşına girmiş ve çevrelerindeki herkesi unutmuşlardı sanki.

Ares, en başından beri tahmin etmişti bir pürüzle karşılaşacaklarını; yapmaları gereken tek şey süpürgeleriyle Hogwarts’tan ayrılmaktı fakat daha buluşma alanına herkes gelmeden bile inatçı kız arkadaşı işleri bozmayı seçmişti. Havanın soğuk olduğu gerekçesiyle itiraz ediyordu süpürge ile gitmelerine, oğlan ise geri adım atmamaya kararlı olacak ki hiçbir şekilde alttan almıyordu.

William’ın ortamı yumuşatma çabaları ve Mirabelle’in desteği ile en sonunda tartışmalarının kazananı olmuştu, aksi söz konusu olamazdı bile; çok geçmeden süpürgelerine atlayacak ve yola koyulacaklardı. Onlara ne engel olabilirdi ki?

“Pekâlâ, hepimiz hazırsa yükselme zamanımız geldi, değerli arkadaşımız André’yi geri getireceğiz!”

Süpürgesine atladı, coşkuyla havalandı, hatta diğerleri yükselmeye başlamadan bir tur takla attı etraflarında. Çok geçmeden Muggle’ların görüş alanına girmemek adına olabildiğince yükselmişlerdi göğe, mavi cüppeli oğlanın süpürgeyi tutan elleri buz kesmişti ancak insanlara yol gösteren olabilmek adına en önden uçuyor ve duruşunu hiçbir şekilde bozmamaya çalışıyordu.

Hemen çaprazında uçan Eurus’a yanaştırdı süpürgesini, genç kızın burnu kıpkırmızı olmuştu soğuktan, kendini iyice süpürgesine yapıştırmış bu yolu seçtikleri için içinden bildiği bütün lanetleri okuyormuş gibi bir hali vardı. “Havalar nasıl, küçük hanım?” dedi alayla. “Üşüdüysen seni arkama alabilirim.”

“Hiç gerek yok,” dedi kız, ses tonundaki tını havadan bile soğuktu.

Buz gibi soğuktan bir ömür gibi geçmiş yolculuk nihayet sona ermiş ve ormanlık bir alana giriş yapmıştı intihar timi. Yola çıkmadan önceki tartışmanın devamı ve sonrasında kimsenin tam olarak ne yapacakları ya da ne ile karşılaşacaklarına dair hiçbir fikri olmasa da dışarıda dikilmenin daha fazla anlamı olmayacağından Ares'in önderliği eşliğinde içeri yönelttiler adımlarını.

Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 3, total 3


52
Tılsım Dersliği / Ynt: Umut: Tavşan ve Kasımpatı
« : 27 Kasım, 2021 14:14:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Öğrencilerin büyük bir heyecanla beklediği Hogwarts’ın açılışı, karanlık bir haber ile sarsılmıştı; Mag Mell’de bir kıyım gerçekleşmişti, insanlar Kanlı Balo diyordu o geceye, pek çok arkadaşı yaşamını yitirmiş veyahut kayıplara karışmıştı. Yaşananları annesinden öğrenen Ares, bir kez daha nefretle dolmuştu bakanlığa karşı; işlerini doğru düzgün yapıyor olsalardı eğer bunların hiçbiri yaşanmayacaktı belki de. Hogwarts’ı ele geçiren melankolik havanın tek nedeniydi sorumsuzlukları, eğer işlerini düzgün yapıyor olsalardı, her gün gözyaşları dökmeyecekti insanlar. Gerçi, Ares’e göre eğitim yılı başladığından beri gözle görülebilir bir oranda zekâ gerilemesi yaşanmaktaydı Hogwarts şatosunda, nihayetinde kayıpların sıralarını çiçeklerle donatanların büyük çoğunluğunun haberi alana kadar bir haber olduğundan emindi.

Yapılması gereken bir şey varsa o da silkelenmekti; karalara bağlamak hiçbir işe yaramazdı, gerçekten adaletin yerini bulmasını istiyorlarsa kendilerini geliştirmek için var gücüyle çalışmaya başlamaları gerekiyordu. Günlerdir ortak salonlarında ya da yemek için Büyük Salon’a indiklerinde insanlara bunu anlatmaya çalışıyordu. Hiçbir şey için çok geç olmadığını, annesinin bile gazetelerinde bir farkındalık yaratmaya çalıştığını, yas tutmanın yalnızca aptallara göre olduğunu ve daha nicelerini… Dediklerine kulak asmamaya ant içmiş gibiydiler ya da Ares onlara gözünde fazlaca değer kılmıştı, insanlar aptaldı, işler sarpa sardığında ise bu aptallıkları katlanarak artıyordu.

Hiç beklenmedik(!) bir şekilde adaleti destekleyen Hufflepuff'lardan gelmişti bu konuda yapılacak ilk hareket; yakın arkadaşlarından biri olan William, onları önemli bir konu hakkında konuşmak adına Tılsım dersliğine çağırmıştı sabahın bir vaktinde. Ares böyle bir teklifi geri çevirecek değildi, hatta içinde bir şeyler yapmak için yanıp tutuşan o his sayesinde derslikte ilk yerini alanlardan biri olmuştu.

Gönüllüleri dikkatle gözlemledi tahta sıralardan birine yerleşmiş oğlan, ona göre eğer gerçekten André hayattaysa ve bir kurtarma görevi gerçekleştireceklerse durumları oldukça acınasıydı. İçlerinde takım ruhuna oldukça ters düşecek katılımcılar bulunurken Hufflepuff’lı arkadaşını kurtarmayı bırak, sağ bile dönemezlerdi gittikleri yerden.

Ne yazık ki beyler bayanlar, hemen insanların aklına yatmıştı bu kurtarma operasyonu; her kafadan birbirinden alakasız fikir önerisi ortaya atılırken Ares yalnızca kahkahasını bastırmak için çabalamıştı. Bir ihtimal doğru dürüst bir organizasyon ve liderlik ile şansları yaver gidebilirdi, söz alacak kimse kalmadığını düşündüğünde sonunda sessizliğini bozdu.

“Sevgili dostlarım, biliyorsunuz André benim için oldukça değerli bir arkadaştı. Başına hiçbir şekilde böyle bir talisizlik gelmemesini ve şu anda hiçbir şekilde bu konuşmayı yapmıyor olmamızı dilerdim.” Hüzünle başını eğdi, takındığı düşünceli ifade ile devam etti. “Ancak kaderin planları farklıymış, pekâlâ bu kurtarma planı hepinizin aklına yatmış gibi görünüyor olsa soruyorum size neyinize güveniyorsunuz? Onlarca yetişkin büyücünün saldırıda kılını bile kıpırdatamadığını söyledi annem çünkü büyü yapmalarını engelleyen karanlık bir burhan çökmüş ortama. Kimlerle ve neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz, gerçekten Iris süs çiçeklerinin böyle canavarlar üzerinde işe yarayacağına dair bir inanın var mı?” Ayağa kalktı, bu sefer ses tonunun daha kararlı çıkmasını istiyordu. “Dostlarım, yandaşlarım, başımıza her ne gelecekse gelsin André hepimizin arkadaşıydı, işe yaramaz yetişkinler gibi onu kaderine terk edemeyiz, küçük bir ihtimalde de olsa eğer hayattaysa onu kurtarmak bize düşmeyecek de kime düşecek? Eurus, sevgilim senin her zaman bir dahi olduğunu düşünmüşümdür biliyorsun, bu onurlu görevde de zekanı bizden esirgeme olur mu?”
[/justify]

53
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 06 Kasım, 2021 12:47:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Aethelwulf Ares Caldecott - Timothée Chalamet

54
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / Aethelwulf Ares Caldecott
« : 06 Kasım, 2021 12:44:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Aetelwulf Ares Caldecott

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Her ne kadar onu tanımlayacak anahtar kelimeler “asi, isyankâr, çapkın” olsa da annesinden aldığı yüksek adalet duygusu sayesinde daima haklı olanı savunan bir yapıya sahip olmuştur.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Veritas Libertate gazetesinin yazarı Sadie Rosemary Caldecott’un oğludur. Annesi küçüklüğünden beri ona eşitlik ve adalet kavramlarının önemini aşılamış ve kendini her daim savunan ve hakkını arayan biri olarak yetiştirmiştir. Özgürlüğü onun her şeyidir; otoriteye karşı tahammülünün olmaması ve bakanlığa karşı nefreti “eğer bir kişi yönetici olacaksa o kişi ben olmalıyım” düşüncesini benimsemesini sağlamış ve kızları etkilemek için okuduğu şiir kitaplarını bir kenara bırakıp politika hakkında araştırma yapmaya yöneltmiştir.

İstediğiniz Sınıf: VI

Karakterinizin BYS Sonucu: Her ne kadar asi ve umursamaz olsa da Ravenclaw binasının bir üyesi olmasının getirdiği çalışma azmi sayesinde pek çok dersten Beklenenin Üstünde alarak geçmiş ancak Biçim Değiştirme'de diğerlerine nazaran bir tık daha başarılı olmuştur.
 
İstediğiniz Bina: Raveclaw

Büyü Yatkınlıkları:

Biçim Değiştirme Gücü: 7
Lanet Gücü: 5
Tılsım Gücü: 5
İksir Gücü: 4

Sayfa: 1 2 3 [4]