17 Nisan, 2026 09:45:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Oktaryus Ironheart

Sayfa: 1 [2]
16
Birleşik Krallık / Senin yerin benim yerim
« : 17 Ekim, 2021 19:48:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Güneş ufuktan batmaya hazırlanırken, son ışıklarınını ağaç yapraklarının ve göle kadar uzanan Nilüferlerin üzerine titizlikle dökerek onları kızıllaştırıyordu. bir ağacın altında oturmuş, bu sessiz yerde elinde tuttuğu Uygurca mektupla göl kenarını seyrediyordu. Karşısında güzel bir manzara vardı evet ama içini büyük bir buhran ve sıkıntı basmıştı. Kendisine Aksakallılar diyen bu gizli yapılanmadan gelen mektupta 150 yıl içerisinde Hasburg ve Osmanoğlu hanedanlığının sonunun geleceğini, artık Britanya'da yalnız olduğunu, ikinci bir emire kadar sakince ve göze batmadan yaşaması gerektiğini, onun için umudun pek kalmadığı yazıyordu. Fakat en azından Bir daha göremeyecek olsa bile ailesi güvendeydi. Elinde ki mektubu yavaşça katlayıp cebine koydu, Başını göğe kaldırdı ve gözlerini kapatıp güneşin kızıllığına kendisini teslim ederek şu sözleri söyledi.

"Bu muydu insanın sonu
Söyle Şeyh var mı bir hikmet
Yoksa şer midir bilinmez
Ağlamak mıdır suç olan
Yoksa sevinmek midir içten"

Şimdi kara kara ne yapacağını düşünüyor ve kendince bir çıkış yolu bulamıyordu. Hem bunca çaba boşuna mıydı? Tanrı bilir kaç kere kendisini tehlikeye atmıştı? Şimdi hepsi birer hiçti.
İyice arkasına yaslandı ve bu sessizliği dinlemeye başladı. kuşlar çirkin sesiyle kulaklarını tırmalarken, rüzgar kağıt gibi yüzünü kesiyordu, yaslandığı ağaç diken gibi batıyordu sırtına.
Sonra bir ses duydu, bir at sesiydi, yaklaşan birisi vardı. Oktaryus yavaşça asasını eline aldı ve oturduğu yerden kalkıp sesin geldiği yöne doğru bakmaya başladı. Sesler yaklaştıkça içinde ki huzursuzluk da bir o kadar artıyordu, aldığı mektuptan etkilenmiş gibi görünüyordu aslında evet bu onun etkisiydi. Kafasında birini burada öldürdüğünde nasıl gizleyebileceğini düşünmeye başlamıştı.

"Direkt gömebilirim, alıp cisimlenebilirim, burada kimse bir şey görmez... ne kimse bir şey görmez evet Casusların beni öldürmesi için de ideal bir ortam"

Kendi kendine panik geçirtmişti. Sonra biraz daha sakin düşünmesi gerektiğine karar kıldı.

"Havadan bile şüphe duyuyorum bu benim için iyi değil fakat asamı indirmeyecegim. Gelsin bakalım kimsin sen göster kendini !"

17
Birleşik Krallık / Mezar Ekspres Yolcuları
« : 11 Ekim, 2021 21:34:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Newcastle'dan Edinburg'a sisli bir hava eşliğinde giden Buharlı Trenin içerisinde, bir kompartımanda koltuğa kıvrılmış ve paltosuna sıkıca sarılıp, gözlerine kadar çektiği şapkasıyla uyukluyordu. Tren Rayların üzerinden hızla geçerken tekerleklerin çıkardığı o sese kulak kabartmış. mışıl mışıl dinleyerek rahatlamış bir haldeydi. En azından bir süreliğine düşüncelerinden uzaklaşmış olmanın verdiği keyfi yaşıyordu. Fakat artık uyanma vaktiydi ve gözlerini yavaşça araladığında ise kompartımanın içerisinde iki kişiyi gördü. Bunlar elbiseli bir kadın ve onun kızı olduğunu tahmin ettiği küçük birisi daha. Kadın bir elinde İncil tutuyor ve onu dudaklarını kıpırdatarak hararetli bir şekilde okuyorken diğer eliyle ise boynunda ki haç kolyesini sıkıca tutuyordu. Yanında ki kız ise genç adamın gözlerinin içine gülümseyerek ve hiç göz kırpmadan bakıyordu. Oktaryus yavaşça yerinden doğrularak bakışlarını kaçırdı ve zemini seyretmeye başladı.

"Bayım, Tanrı sizi korusun. Başka bir yer bulamadık ve pek meşgul görünmüyordunuz."

Oktaryus yavaşça başını evet anlamında sallamakla yetindi. Kadın ona isterlerse Kompatmandan gidebileceklerini söyledi. Sesi titriyordu, gerilmeye başlamıştı. Bir Katolik olduğu taktığı haçtan anlaşılırken belki tanımadığı bir adamla aynı yerde durmak günahtı? Ya da bu zamanlarda tehlike her yerde olabilirdi, kendisinin pek güven vermeyen bir ifadesi olabileceğini düşündü.
Sessizlikle dolu tahminen 15 veya 20 dakika sonra Oktaryus bu gerginliğe daha fazla dayanamadı. Başını yavaşça kaldırıp genç kıza baktı ve avuçlarını kapatarak ellerini ona gösterdi. Kız meraklanmış gibiydi gülerek avucunun içinde ne olduğunu sordu. Oktaryus avuçlarını açtığında minik bir papatya avuçlarından havalanıp kızın kucağına düşüverdi. Kızın sevimli bir şekilde gülümsediğini görmek içini ısıtmıştı, bu numarayı sevmişti. Tabi Oktaryus için sınır yoktu birkaç sihir numarası yapmaya karar vermişti. Bozuk paraları yok etme, mendil gibi birkaç sihir numarasından sonra yüksek bir ses duydu.

"Yeter! Onu şeytan işleri ile zehirleyemezsin Hayırsız! Git buradan"

Doğru.. İncil'li kadını unutmuştu. Kızın yüreği yerinden çıkacak gibi olsa da Oktaryus gayet sakin bir şekilde yaptığı işi bırakmıştı. Gitme zamanı gelmiş gibi görünüyordu, Affedersiniz diyerek kompartmandan çıktı ve tren boyunca yürümeye başladı ve diğer vagona geçti. Şimdi ise kompartmanlar yoktu, koridor boyunca koltuklar döşenmişti. Kimi zaman kart oynayanları, öksürenleri, sessizce kedere boğulmuş bir şekilde oturanları görüyordu. Askılı pantolon ve gömlek giymiş Çelimsiz bir adam, elinde ki şişeyle yarın yokmuş gibi içiyordu ve aslında Oktaryus'da birkaç yudum alsa fena olmazdı, Adama doğru yaklaştı.

-Benimle paylaşır mısın?
-Ha? Ne? Al.

Bu kadar basit olacağını düşünmemişti, çelimsiz adamın burnu ve gözleri kıpkırmızı bir haldeydi ve konuşmakta zorluk çekiyordu. Oktaryus şişeyi eline aldı ve içip içmemek arasında tereddüt etti. Tam bir karara varacakken silah sesi duydu ve elinde ki şişe birden parçalandı. Cam parçaları ve alkol çelimsiz adamın üzerine dökülmüştü. Elinde 1800 model bir revolver tutan, beyaz tenli, Gri atletli, siyah pantolon, şapkalı, mavi gözlü zayıf bir adam ve yanında yine ona benzeyen birkaç kişi vardı.

Herkes korkuyla sesin olduğu yöne dikkat kesilirken adamlardan biri bir kadını rehin alıp kendisini kenara yapıştırmıştı. Oktaryus'un şişesine ateş eden aptal ise kendinden emin dengesiz adımlar atarak konuşmaya başladı.

"Hanımlar Beyler, Benim adım Daniel Anton Shaneson ve biz İrlanda özgürlük grubuyuz. Siz sefil Britanyalı dostlarımıza bir zarar gelmeyeceğini garanti edemem ama dediklerimizi yaparsanız bir şansınız olabilir. Şimdi herkes arkadaşımın uzattığı çuvala değerli eşyalarını bıraksın."

Evet bu trendeki insanların çoğu sefildi, böyle bir Treni soymak pek mantıklı olmasa da sanırım sıfırdan başlayan bir İrlandalı için başka çare görünmüyor gibiydi. Ya da sıfıra düşmüş? Çünkü bir kez ellerinde ki her şeyi kaybetmişti bu Grup, bunu nereden biliyordu? Oktaryus onları tanıyordu, eski görevlerinden birinde İrlanda'da onlar ile tanışmıştı. Şimdi bulunduğu durumdan epey bir rahatsızdı, arkasını dönüp uzaklaşmak istediğinde kendisine Seslenildiğini duydu.

"Yaşamak için vagonda kalmalısınız prensesler"

Yavaşça kendisini koltuğa bıraktı ve yüzünü eğdi, tanınmak istemiyordu. Eğer asasını kullansaydı pek çok kişinin hafızasını silmesi gerekecekti. Koca tren için bunu yapamazdı, ayrıca Asası kompartımanında kalmıştı. Açıkçası can durumu tehlikedeyken gizli kalmanın ne kadar önemli olduğunu sorguluyordu.
Öbür vagondan birkaç el ateş sesi duydu. İrlandalılar biraz telaşlanmış görünüyorlardı ama yolcular kadar değil.
Şişman bir adamın ağlayarak merhamet dilediğini gördü. İrlandalılardan biri öbür vagona geçmek için Oktaryus'un yanından geçip kapıyı açarken kafasına aldığı bir kurşunla yere yığıldı. Oktaryus'un üzerine kan bulaşmıştı.
Anton

"İrgo Hayır! İnsanlar var nasıl bu kadar dikkatsiz olabiliyorlar?"

Diye haykırdı siper alırken. Yanında ki ise şöyle dedi

"Bunlar kraliyetten değil, Başka bir çete ile denk düştük"

Başka bir çete daha mı? Al başına belayı.

Açık söylemek gerekirse vagonlar arasında bir çatışma başlamıştı. Elbette hiç kimse yolcuları düşünmüyordu. Çok geçmeden diğer vagonun kapısından gelen kurşunlar bu vagonda Anton hariç hiçbir İrlandalıyı ve birkaç yolcuyu sağ bırakmamıştı. Anton koşarak vagondan ayrılınca, Oktaryus Yavaşça kapıyı açıp öbür vagona geçti. Yerde birkaç ceset dışında hiç kimse yoktu ilerlemeye devam etti. Öbür vagonun kapısını açacakken silahlı iki kişi gördü ve hemen eğilmesiyle kurşun kapının çamını kırıp geçti. Cam kırıkları Oktaryus'un üzerinden dökülürken sağ yanağının kesildiğini hissetti. Tekrar başını kaldırıp içeri baktığında ağlayan, zırlayan yolculardan ve yerde can çekişen hayduttan başka bir şey görmedi.
İçeriye geçti ve Haydutun silahını yerden alıp vagon boyunca yürümeye devam etti, biryandan silahın kurşunlarına bakıyordu bir mermi hakkı olduğunu gördü. Kendi Vagonuna doğru yürüdü ve kompartımanın kapısını açacakken..

"Joe!"

Diye bir ses duydu bu Anton'un sesiydi ve kendisini Joe olarak tanıyordu. Oktaryus yavaşça arkasına döndü ve ona baktı. İncilli kadını rehin almıştı.

-Ben Joe değilim
-uzun zaman oldu seni tanımayacağımı mı düşündün
-Beni karıştırıyorsun
-Hayır dostum bak Anton ben bana yardım etmelisin.

O bunu söylediğinde daha gür bir ses daha duydu

"Onlardan biri daha!"

Elinde Winchester tüfek tutan iki üniformalı kişi onlara doğru silahlarını doğrultmuş gergince emirler yağdırıyordu.

"Hemen silahını at! Teslim ol! İkiniz de ! Kadını bırak!"

Oktaryus Üniformalılara döndü ve

-ben onlardan değilim
-teslim ol!

Anlaşılan konuşmak istemiyor gibi görünüyorlardı. Oktaryus sadece seyretti Anton defalarca yaklaşırlarsa kadını öldüreceğini, Joe'nin yani Oktaryus'un yardım etmesini söyleyip duruyor Üniformalılar ise aptal gibi bagırıyorlardı.

Oktaryus tekrar Anton'a bakmaya başladı, İncilli kadın Oktaryus'a yardım etmesi için tiz ağlayan bir sesle yalvarıyordu.

Oktaryus silahını kaldırıp bir el ateş etti...
Kurşun kadının omzundan es geçip Anton'u öldürmüştü. Bunun bir tesadüf mü yoksa casusluk becerileri mi olduğunu kendisi bile anlayamamıştı. Üniformalılar aşırı gergin ve şaşkın bir şekilde bakakalmışlardı. Oktaryus silahı yere bıraktı.

-Size söylemiştim.. Onlardan değilim
-yine de yargılanacaksın
-anlıyorum

Oktaryus birden kendisini kompartımanın içeriye attı ve kapıyı hızlıca arkasından kilitledi. Onlar bağırarak camı kırarlarken çantasına uzandı ve asasını aldı. Asasını kaldırdığında bir sis perdesi tüm odaya çökmüştü. Sis dağıldığında Oktaryus orada değildi.

18
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 02 Ekim, 2021 23:31:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Oktaryus Ironheart- Noctis Lucis Caelum (Çizim/Oyun karakteri)

19
Yetişkin Karakter Başvuruları / Oktaryus Ironheart
« : 02 Ekim, 2021 23:14:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Oktaryus Ironheart

Karakterin Yaşı:25

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: gerektiğinde soğukkanlı kalabilen, ihtiyatlı, ve hakkaniyetli birisidir, Gözü karadır, Yenilikçi birisidir. Her şeye rağmen içinde gizli bir çocukluk hasreti yaşamaktadır.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Ailesi Kıpçak havzasından Rus harpleri sırasında göç etmiş büyücülerdi.  Her bir aile bireyi Drumstang okulunda eğitim alıp Mezun olduktan sonra ise gözden kaybolurlardı. Büyük dedesi Osmanlı'nın Kırım egemenliği yıllarında Kırım hanlarının saray ve iç entrikalarına zaman zaman Rus çarlığına karşı ve Tatar boylarına müdahale eden Raporlar hazırlayan bir Casustu.  Büyük dedesinin başarılı meslek hayatı onlara göç sırasında İstanbul'da yeni bir hayat yaşamalarına olanak sağlamıştı. Çünkü o dönemlerde İstanbul'a herkes alınmazdı. Bu büyücü aile İmparatorluk içerisinde önemini bu şekilde kazanmıştı. Sıra ona geldiğinde Drumstang okulundan Mezun olur olmaz Ailesinin yanına dönüp,  Dedesinden ve babasından Casusluk mesleğini devralmıştı. Bu büyücü delikanlı Osmanlı için özellikle Avrupa'nın Modern, gelişmiş silah ve Aydın fikirleri İmparatorluğa getirmek için 17 yaşından beri Britanya'da Casus olarak çalışıyordu. Müziğe karşı da bir yeteneği vardı zaman zaman bu yeteneklerini kullanıyor ve Keman Piyano çalabiliyordu. 25 yaşına geldiğinde ise işler onun beklediği gibi gitmemişti ve Sarayda konumunu yükseltmek belki de İmparatorluğa sahip olmak isteyen başka bir Büyücü ailenin entrikaları sonucu hakkında İdam kararı çıkartılmıştı. Artık İmparatorluğa geri dönemezdi ailesini ve malvarlığını kaybetmişti. Britanya'da hayatta kalmaya çalışıyordu.


İstediğiniz Meslek: (Diğer)

Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip:

Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü:3
Lanet Gücü: 15
Tılsım Gücü: 10
İksir Gücü: 3


[spoiler]ÖRNEK RP: Ay gökte parıldarken, Gözlerden uzak kalmış bir köşede beyaz örtünün üstünde elleri dizinde oturmuş, gözleriyle yarım Şarap şişesine bakıyordu. İki tarafında iki koca ağaç onu gizler bir şekildeydi. Ay bu eğimli tepenin altındaki taşlı yola ışığını yansıtıyordu. Bazı genç çiftler bu taşlı yolda yürüyor ve sohbet ederek bahçelerin güzelliginden ve Londra'nın Buharlı-Kasvet manzarasından bahsediyordu. Belki de saatlerdir buradaydı ve taşlı yoldan geçen pek çok çiftin konuşmalarına kulak misafiri olmuştu. Bu gece kalabileceği bir yer düşünüyordu, şöyle sıcak huzurlu bir yatak... Uzun zamandır hasret gibiydi. Endişelerini kenara bırakıp bir gece sakince uyumayı deneyebilirdi aslında. Diken üstünde yaşamak oldukça huzursuzdu. Kalitesiz şaraplarla geçen çakırkeyif bir haftadan sonra huzurlu bir uyku ona çok iyi gelecekti. Birkaç gün önce tanıştığı arkadaşı "Marco Wise" ona kalacak bir yer bulmuştu. Biraz izbe yerdi fakat buna da şükretmek gerekirdi. Aslında insanlara kolay kolay güvenmezdi Mesleki bir defermasyondu bu. İhanetten bol başka bir şey görmemişti hayatında fakat bu adama nedense güveniyordu ve içi ısınmıştı.
Yavaşça oturduğu yerden kalktı ve şarap şişesini bir eline alıp, diğer elini ise paltosunun cebine atarak gölgelerin içinden çıktı ve yürümeye başladı. Çiftlerin arasından geçerken kendisine burun kıvrıldığını hissedebiliyordu. Yüksek zümrenin Esanslı insanları, şık takımları ve elbiseleriyle onun hakkında bir şeyler fısıldaşıyorlardı.
"Acaba alkol mu kokuyorum" diye düşündü içinden, olabilirdi fakat Londra'da bu saatlerde sarhoş bulmak zor bir şey değildi. İnsanların buna alışkın olabileceğini düşünüyordu.
Taşlı yoldan inerek ana meydana çıktı, Şimdi şehrin hareketliliği artmıştı işte.
Ana cadde fayton arabalara ve her telden insana hitap ediyordu. Arkadaşı Marco'nun yanına varabilmek için cadde üzerinden yürüyürek oradan hızlıca ayrıldı ve şimdi de Sanayi yapılarının çoğunlukta olduğu sokaklara ulaştı.
İki yanında fabrikalar boyuna dizilmiş, arabaların yani faytonların geçebilmesi için ortada arnavut kaldırımı bir yol ve her köşeye itinayla dizilmiş sokak lambaları eşlik ediyordu. Sokağın en sonunda bir bar vardı, kalacağı yer bu barın üst katında küçük bir odaydı. Londra, ıssız köşelerinde Muggle-Çeteleri barındırırdı. Sokak neredeyse ıssızdı sadece tek tük insan bacaların dumanından etkilenmiş ciğerleriyle öksürerek geçiyordu fakat gözleri ara sokakta dizilmiş üç beş silüeti gördü.
Yakınlarından geçerken

"Seni deşmeden önce tüm paranı ver"

Dediklerini duymuştu. Sanırım birini köşeye sıkıştırmışlardı. Kendisi iyilik perisi değildi, bu durumdayken kimseye yardım etmek istemiyordu.
Barın kapısını yavaşça açıp içeriye girdi ve Etrafa şöylece bir göz attı. Masalarında uyuklayan Birkaç sarhoş dışında hiçkimse yoktu. Marco'yu gördü elinde bir bardak tutmuş içini bez ile ovalıyordu. Ona yaklaştı ve konuşmaya başladılar.

-Marco
-dostum, Hoşgeldin. Direkt üst kata çıkabilirsin işte al bu anahtarı.
-teşekkür ederim.

Marco Turuncu sakallı, kısa düz saçlı birisiydi. Askılı pantolon ve gömlek giymişti. Gömleğinin cebinden çıkardığı anahtarı ona uzattı.

Oktaryus anahtarı alıp gülümseyerek üstüne basınca gıcırdayan tahta merdivenlerden üst katlara çıkmaya başladı. İki kat çıkmıştı ki odasına ulaşmadan ayağını bastığı basamak birden çöküverdi, ayağı içine göçmüştü ve yere düştü. Yavaşça kendisini iterek, dikkatlice kalktı ve sırtını duvara yasladı. Ayağında hafif bir sızlama hissediyordu.
Aslında bakarsanız şuan bu umrunda değildi çünkü Marco'ya ayıp olacağını düşünüyordu. Fakat yorgundu bunu yarın bir şekilde telafi edebilirdi. Anahtarı deliğinden geçirip İzbe karanlık odaya girdi. Sokak lambasının ışığını odaya pencereden vurarak los bir ışık yayıyordu. Oktaryus çizmelerini çıkarıp kendisini yatağa bıraktı. Gecenin sessizliğini dinlerken uyuyakalmıştı.

Birden gözlerini açtı!
Yüksek bir ses duymuştu, Birisi diğer kişiye aptal! Sessiz ol! Diyordu. Bu ses odasının hemen dışından geliyordu. Çok geçmeden neler olduğunu farketmişti. Kendisi yüzünden kırılan basamağa birisi daha kurban gitmişti. Bunlar kimdi? Bu katta tek bir oda vardı. Kendisini soyacaklar mıydı? Tehlikenin geldiğini iliklerine kadar hissetti. Yatağından doğrulmadan paltosunun iç cebine elini yerleştirdi ve asasını tutmaya başladı. Kapı açılır açılmaz gözlerini kıstı ve uyuyormuş gibi nefes alıp vermeye başladı. İçeriye iki silüetin yavaş adımlarla süzüldüğünü farketti. Ses çıkmaması için ayakkabılarını çıkarmışlardı ve kendi aralarında fısıldaşarak ani bir kendisi uyanırsa ne yapmaları gerektiğini tekrar ediyorlardu.

Oktaryus birden bağırdı!
"Stupfy"

Şimdi silüetlerden birisi uçarak duvara çarpıp düşmüş ve bayılmıştı. Diğer acemi hırsız veya katil ise şok olmuş bir şekilde elinden bıçağını düşürmüş kendisini duvara yaslamıştı. Oktaryus ayağa kalkıp Asasıyla Lambayı yakmıştı. Lambadaki ateşin ışığı odaya yayıldığında bu tek gözlü adama dikkatlice baktı. Gözlerinde korkuyu gördü, bağışladı ve sakince odadan çıktı.

Şimdi ne yapacaktı?[/spoiler]

Sayfa: 1 [2]