17 Nisan, 2026 09:19:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Amaya Glory

Sayfa: [1]
1
Birleşik Krallık / Koza
« : 11 Nisan, 2023 17:53:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç kadın dolabını açtı ve istediği parşömeni aramaya başladı. Kendi kendine, bir ara her şeyi düzenlemeliyim demeden edemedi. Her şey karmakarışıktı ve aradığını kolayca bulamıyordu. Sonunda sarı yıpranmış parşömeni bulduğunda gülümsedi, hem düzenlemeliydi hem de artık böyle yıpranmış kağıtları kitaplarına geçirmeliydi. Derin bir nefes alıp parşömendeki talimatı okumaya başladı. İçeriğine göz gezdirirken kaşlarını çattı ve telaşla malzemelerin olduğu dolaba yöneldi. Eğer yanlış hatırlamıyorsa iksirin en önemli maddesi yoktu, yanıldığını umarak hızlıca malzemelerini araştırırken cidden olmadığını anladı. Yapacağı iksir bir zehirdi, bu yüzden içeriğinde bulunan malzemeler her yerde bulunan malzemelerden değildi ve müşterisi daimi müşterilerinden olduğu için yapamam diyerek kaybetmek de istemiyordu. Dudağını dişleyip aptallığına bir lanet göndermeden edemedi. Parşömeni tekrar yerine koyup kimseni ulaşmaması için dolabın o gözüne sağlam bir kilit büyüsü yaptıktan sonra ellerini beline dayadı. Müşterinin dediğine göre birkaç güne yapılmalıydı, ki zaten iksirin dinlenmesi için 2 gün gerekliydi, acilen yapması lazımdı ve gerekli malzemelerinden birinin olmaması hiç iyi olmamıştı. Annesinden gidip isteyemezdi, minik kızının tehlikeli şeylerle ilgilendiğini duymak onu derinden yaralardı. En sonunda pek istemediği bir yol alan gidip satıcısından almaya karar verdi. Bitkiyi satan tek satıcı vardı tanıdığı ve pek de tekin bir yerde satmıyordu. Ellerini belinden çekip omzunu silkti, galiba yapabileceği başka bir şey yoktu.

Pencereden yavaş yavaş batan güneşe baktı ve tedirginliği arttı. 25 yaşında bir kadının orada olması zaten tehlikeliydi, yavaş yavaş havanın kararıyor olması bu duruma hiç hoşluk katmıyordu. Sarı dalgalı saçlarından elini geçirdi ve offlayarak nefesini verdi. En azından hızlı olursa geceye kalmayabilirdi. Üstündeki mavi elbisenin dikkat çekeceğini düşünerek siyah elbisesini ve kapüşonlu siyah pelerinini çıkardı. Üstündekileri değiştirip kendisine aynada bakmayı eksik etmedi. Sarı saçları gereksiz dikkat çekiyordu, kapüşonunun onları saklayacağını umarak kendine motive etti. Aynanın yanında bulunan asasını eline aldı ve dikkatle baktı. Muggleların bol bol bulunduğu bir yere gidiyordu, cadı olduğunu saklamakta çocukluktan beri iyiydi. Asasını pelerinin astarında olan saklı cebine koydu, eğer zorda kalırsa kullanacaktı. Kullanmamayı umarak odasından çıktı. Beşinci kattaki odasından çıkıp odasının kapısına da bir kilit büyüsü uyguladı. Yabancıların özelini karıştırması pek hoşlandığı bir şey değildi. Hogwarts'tan çıkıp cisimlenebileceği bir yere kadar yürüdükten sonra derin bir nefes aldı, genellikle cisimlendiği yere gidecekti bu sefer de. Çıkmaz sokak olduğu için genellikle kimse uğramaz ya da sarhoşlar olurdu. Sarhoşlara da halüsinasyon gördüğüne inandırmak oldukça kolaydı. Tekrar bir kez daha nefesini aldığında cisimleniverdi.

Cisimlendiğinde etrafına baktı ve kimsenin olmadığını görünce tuttuğu nefesini verdi. Güneş bugünlük görevini bitirmek üzereydi ve bu yüzden ortalık kararmıştı ancak göz gözü görmyor da değildi. Kapüşonunu saçlarına örtüp sarılarının tamamen kapandığından emin oldu, kapüşonu sayesinde yüzü de fazla gözükmüyordu, elbisesinin altına korse giymemiş olmaması ve tüm bedenini kaplayan pelerini sayesinde çok dikkatli bakılmazsa kadın olduğu anlaşılamıyordu. Emin adımlarla yürümek zorundaydı, Amaya da aynen böyle yaparak korkusuzca ancak dikkatli adımlarla hava kararmadan çıkmaz sokaktan çıktı. Kalabalık caddede bir süre yürüdükten sonra satıcının olduğu ara caddelere doğru yol aldı. Gittikçe sokaklar daralıyor, insanlar azalıyor, olanları ise tekinsizleşiyordu. Birkaç cadde daha kalmıştı ki birden 'şşt' diye bir ses kulaklarını doldurdu. Dudağını dişlemeden edemedi, ya duracak ya da sanki hiç umursamamış gibi yapıp yürümeyi tercih edecekti. O da yürümeyi seçti ancak bir kez daha aynı ses duyulmuş ve adım sesleri ona doğru gelmeye başlamıştı. Korkuyordu ancak belki de ona doğru gelmiyordu ya da bir şey düşürmüş, onu verecekti birisi. Yine duymamış gibi yaparak adımlarını hızlandırdı, eğer bir kez daha aynı sesi duyarsa koşmaya başlayacaktı. Adım sesleri iyice yaklaşırken belki de koşmanın doğru zamanı gelmiştir diye düşündü ve tam hazırlanıyorken ensesinde iğrenç kokular gelen bir nefes hissetti ve ardından hızlıca kolundan çekilip arkasına döndürüldü. Tam çığlık atacaktı ki kendisini durdurmayı başarabildi neyse ki. Kadın olduğu anlaşılmamalıydı, anlaşılmazsa parasını verip gidebilirdi ancak anlaşılırsa asasını kullanmak zorunda kalacaktı.

Karşısında ondan daha kısa ve ona iğrenç gözlerle bakan bir adam vardı, nefesinden gelen kokularla öğürmeden durmak çok zordu. Amaya kendini tutarak yüzünü hızlıca çevirdi. Böylece yüzünden ne olduğu anlaşılmayacaktı. "Yüzünü göstersene bakalım bize. Kız mısın, erkek misin anlayalım." Amaya onu duymamış gibi yaptı ve kolunu tutan kola baktı, eğer hızlı hareket edebilirse ondan kurtulabilirdi. Hızla kolunu adamın kolundan kurtarıp koşmaya başladı. Koşmaya başlarken kapüşonu arkasına düşmüş ve sarı saçları özgürlüğüne kavuşmuştu.

"Tutun şu kızı" O iğrenç adamın dedikleriyle gözlerini kocaman açtı. Amaya onu tek zannediyordu ancak galiba yanında birkaç kişi daha vardı. Nereye gittiğini bilmeden koşmaya devam etti. Sağ, sol, tekrar sol derken karşısına birden birkaç adam çıkmış ve ona sinsi gülüşleriyle bakıyorlardı. Amaya hızla arkasına dönüp geldiği yönden geri dönecekken arkasında da aynı gülümsemeyle bakan insanlar olduğunu gördü. Köşeye sıkışmıştı ve bu sefer on kişi vardı karşısında. Hızla batan güneş ise ona hiç yardım etmiyordu, birkaç metre uzaklıktaki lamba sadece adamların birkaç ayrıntısını görmeye yarıyordu. Az önceki adam, diğerlerinin arasından çıkıp önüne kadar geldi ve ona iyice sokuldu. Amaya kendini kusmamak için tutmak zorundaydı, böyle iğrenç bir adamın ona bu kadar yaklaşmasını bir süre unutacağını düşünmüyordu. Adamın yüzü Amaya'nın boynuna geldiği için boynuna doğru yüksek sesle konuştu. "Bu gece eğlencemiz ayağımıza geldi." Amaya yavaşça elini pelerininin astarına doğru götürdü, iğrenç adamların gülüşmelerini duymamaya çalışıyordu. "Bana bulaşmayın, yoksa yapacaklarımdan ben sorumlu değilim." Karşısındaki adamlar öncekinden daha büyük kahkahalar atarken Amaya da yüzüne bir gülümseme kondurmuştu. Sadece uygun zamanı bekleyecekti.

2
Yetişkin Karakter Başvuruları / Amaya Glory
« : 08 Nisan, 2023 16:41:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Amaya Glory
Karakterin Yaşı: 23
Temel Kişilik Özellikleri: Her şeyden önce hırslı olan birisi. Amaca hizmet eden her yol mübahtır anlayışına sahiptir. Eğer bir yarışma içindeyse -bu arkadaşlar arasında yapılan büyücü satrancı bile olabilir- kesinlikle bambaşka birine dönüşür ancak bu anlar haricinde genellikle iyi birisidir. Kendisinden gerçek bir gülümseme koparmak ne kadar zor olsa da insanlara yardımcı olmaya ve yüzlerindeki gülüşün sebebi olmaya bayılır. İksirler konusunda annesinden gelen bir yeteneğe ve takıntıya sahiptir. Eğer bir iksir üzerinde çalışıyorsa rahatsız edilmekten cidden hoşlanmaz. Rahatsız eden birisi bunun sonuçlarına katlanmak zorunda kalır. Genellikle çevresi tarafından insanlara boyun eğmeyen, hırçın ancak yeri geldiğinde de olgun davranan birisi olarak tanımlanır.
Kısaca özgeçmişi:
Deli gibi yağmurun yağdığı bir Haziran akşamı dolmuştur. Hatta annesinin anlattığına göre bol yağışlı olan İngiltere o yıl büyük bir  kuraklık yaşamıştı ve insanların mahsullerinden hiç umudu kalmamıştı. Annesinin birden suyu gelip de sancısı yüzünden çığlıkları evi inletmeye başlayınca gök gürültüsü de ona karışmış, ardından bardaktan boşanırcasına yağmur başlamıştı. Amaya'nın dünyaya geldiğinde olan ağlamalarına yağmurun sesi ve gök gürlemeleri eşlik etmişti. Bir hafta süre boyunca hiç kesilmeden yağan yağmur çiftçilerin umudu olmuştu. Annesi ona gece yağmuru anlamına gelen Amaya ismini koymuştu. Amaya tek kardeşti ve babasını hiç tanımamıştı. Annesi ona babasına çok benzediğini,sürekli kendisine onu hatırlattığını söylerdi. Amaya da böyle olduğunu düşünüyordu çünkü annesi bir esmer güzeli sayılırdı. Atalarını Mezopotomya'ya dayandırır ve bu yüzden bu kadar esmer olduğunu söylerdi. Annesine göre ondan bu kadar sarışın ve beyaz birisinin çıkması bir mucize ve babasının mükemmel genetiğiydi. Babasının nasıl öldüğüyle alakalı pek bir şey bilmezdi, hatta babasına benzediği hariç pek bir şey anlatmazdı annesi. Sadece babası muggle'dı ve annesi hamileyken sadece muggle'ları etkileyen bir hastalık yüzünden ölmüştü. O günden sonra da annesinin tek dayanağı işi ve Amaya olmuştu.
11 yaşına kadar Amaya annesinin yanında iksirlerin ve büyülerin arasında büyümüştü. Annesinin muggle ve büyücülere iksir sattığı dükkanında oradan oraya koşturur, bir gün annesi gibi bir cadı olmak için hayaller kurardı. Belki o gösterişli Hogwarts'ta okur, ardından çok bilinen bir iksir ustası olurdu ancak annesi böyle olacağını düşünmüyordu. Onun normal bir muggle olduğundan emindi. Babasına bu kadar benzeyen bir kız büyük ihtimalle ondan muggle özelliklerini de almıştı. Amaya bu düşünceye hiçbir zaman inanmadı, o her zaman bir gün Hogwarts'a kabul edileceğinin hayaliyle yaşadı. 11 yaşında dilekleri kabul olmuştu, Hogwarts'a gidesiye kadar içi içine sığmamıştı. Sonunda Hogwarts'a geldiğinde hayallerinden bile daha güzel olduğunu fark etmişti.
Hogwarts'taki yıllarının nasıl geçtiğini anlayamadı. Tıpkı istediği gibi iksir konusunda çok başarılıydı. İksir profesörleri hep ondan övgüyle bahsediyordu, genellikle zaten en yüksek notları o alıyordu. Fazla arkadaşı olduğu söylenemezdi. Evet; birçok insanı tanıyor, arkadaşlıklar kuruyordu ancak sadece iki kişi onun dostuydu. O ikisi hariç diğer insanlara dostu diyemezdi. Hogwarts'tan mezun olduktan sonra o iki kişiyle asla bağlarını koparmamaya çalıştı. Mezun olduktan sonra ilk 5 yıl kendini bitkiler üzerine araştırmalar yapmaya ve annesine yardım etmeye adadı ancak bir gün annesi böyle olmayacağını, kendisine bir meslek bulması gerektiğini söylediğinde birden boşluğa düşmüştü. Evet, annesi haklıydı. Böyle annesine yardım ederek hayallerini gerçekleştiremeyecekti büyük ihtimalle. Ne yapacağını birkaç hafta düşündü ve ardından bir fikir geldi aklına. Tüm hayatı boyunca Hogwarts'ta olmayı dilemişti ve tılsımlarla iksirde oldukça iyiydi. Belki de Hogwarts'ta bir şifacı olabilirdi. Bu fikirden sonra hızla yapması gereken başvuruları yaptı ve Hogwarts'tan heyecanla kabulünü bekledi. Neyse ki Hogwarts onu geri çevirmemiş ve kabul etmişti.
İstediğiniz Meslek: Hogwarts'ta şifacı artı olarak gizliden öğrencilere ve profesörlere iksir satar
Büyü Yatkınlıkları
Lanet Gücü:6
Biçim Değiştirme Gücü:3
Tılsım Gücü:7
İksir Gücü:14

[spoiler]Mavi pervazlı ve sonuna kadar açık olan pencerelerden gelen insan seslerinin artmasıyla derin bir nefes aldı. Yatağına uzanmış bir şekilde büyücülük dünyasının tarihi ile alakalı bilmediği birkaç bilgiyi öğrenmek için bir kitap okuyordu. Sesler yüzünden bütün odağı gitmişti bu yüzden kaldığı yeri unutmamak için kitabın arasına bir kağıt parçası sıkıştırmayı ihmal etmeden kitabı kapattı. Ayaklarını öne ve arkaya ritimli olarak sallarken karnından gelen sesleri duyması pek uzun sürmemişti. Mavi ve krem renginde olan yatağında yavaşça doğrulup etrafına baktı. Angel'ı göremeyince endişelenmişti. Yavaşça kaşlarını çatıp ayağa kalkarken başını da hareket ettiriyordu. Birden duyduğu miyav sesiyle yüzüne minnak bir tebessüm yerleştirdi. Sesin geldiği yere doğru eğildi. Yatağın hemen altına saklanmış olan Angel'ı görmesi pek uzun sürmemişti. Minnak patileriyle fare şeklinde olan oyuncağını oynuyordu. Betty ona gülümsediğinde Angel da ona karşı bir miyav sesi çıkarmıştı.

"Acıktın mı bakalım?" Angel birkaç küçük miyavlamanın ardından hızla oyuncağını bırakıp Betty'e doğru hızla yürümeye başlamıştı. Betty eğildiği yerde doğrulduğunda Angel da onun ayaklarına sürtünüyordu. Betty kıkırdayarak onu eğilip kucağına aldı.
"Birisi benim gibi acıkmış, mutfakta neler varmış bir bakalım." Angel'ı kucağında yumuşak bir şekilde tutmaya devam ederek odasından çıktı. Yavaş adımlarla birlikte mutfağa girdikten sonra ilk olarak Angel'ın mama paketinin hep olduğu yere gitti. Betty'nin kokusundan pek hazmettiği ama Angel'ın en çok sevdiği mamayı, bir eline aldı. Yavaşça Angel'ı yere bıraktıktan sonra mama kabına doğru yürüdü ve normal ölçüde mama koydu. Angel hızla yemeye başlarken su kabının içindeki suyun bitmiş olduğunu fark eden Betty yavaşça kabı aldı ve ilk olarak mama paketini yerine koydu ve kaba musluktan biraz su doldurdu. Kabı tekrardan mama kabının yerine koyduktan sonra derin bir nefes alıp tezgahın üstünde duran tencereye doğru ilerledi. Tencerenin kapağının açtığında domates çorbasıyla gülümsedi.

"İdare edeceğiz artık..." Kendi kendine mırıldandıktan sonra yavaşça  bir çorba kasesi eline aldı ve tencerenin içindeki çukur kaşıkla kaseye doldurdu.  Yanına bir dilim ekmek aldıktan sonra sandalyeyi çekip oturdu. Bir süre boyunca ekmeği ve çorbayı bitirmeyi denerken yemeğini bitirdikten sonra mırıldanarak yalanan Angel'a bakıp gülümsedi, tam o sırada kolunu hareket ettirmişti ve üstünde birden oluşan ıslaklıkla birkaç küfür mırıldandı, başını çevirdiğinde tam da tahmin ettiği gibi çorbanın kalanını üstüne boca ettiğini gördü.

"Merlin aşkına, neden ben?" Beyaz renklerde olan tişörtü ve şortu artık beyaz değil kırmızı ve ayrıca domates gibi kokuyordu. Yüzünü buruşturup saçlarına bulaşmadığını görmenin haklı sevinciyle ayağa kalktı. Yere ve masaya dökülen çorbayı sonra temizleyebilirdi, kirli kıyafetlerle durmak onun çıldırtırdı aksi takdirde. Ne olduğunu anlamak için yanına gelen Angel'a ufak bir şekilde gülümsedikten sonra hızla kendi odasına doğru yürüdü. Üstünde morun güzel tonuyla Betty yazan odasının kapısını açtıktan sonra hızla gardırobuna yöneldi. Eline ilk gelen pijamaları giydikten sonra saçını elindeki lastik tokayla topladı.
Aynaya bakıp bedeninde hiçbir bulaşık olmadığına kanaat getirince derin bir nefes aldı. Aklına hala mutfakta olan yemek bulaşıkları gelince yüzünü buruşturdu. Sakar olması onu oldukça yoruyordu. Yavaş adımlarla ilerleyip mutfağa girdiğinde Angel'ı görememişti. Büyük ihtimal oturma odasında bir yerde uyuyordu. Tezgahın üstünde duran sarı bezi alıp hızla ilk yeri sildi. Bir kere daha sudan geçirdikten sonra masanın üstünü iyice temizledi. Sarı renteki beyazı katlayıp eski yerine koyduktan sonra etrafına biraz bakındı. Gözü pembe ve mor renkteki bitkilere takılmıştı. Yavaşça onları doğru ilerledi. Toprağının ıslak olduğunu görünce gülümsedi.


"Demek ki babam sulamış." Kendisi biraz unutkan olduğu için birkaç çiçeği kurutmuş olabilirdi ama çok eskide kalmıştı tabii ki de bu olay(!) Derin bir nefes aldıktan sonra kendisine bir kahve yaptı. Oturma odasına  geçip gramafondan sakin bir müzik açtıktan sonra yavaşça pencereye doğru ilerledi. Pencereden dışarıdaki insanların telaşlı bir şekilde etrafa koşturmasını, çocukların bağırışlarını dinlemeye ve izlemeye başladı.[/spoiler]

Sayfa: [1]