Büyücedünya RPG
Dünya Ülkeleri => Birleşik Krallık => Konuyu başlatan: Das - 06 Ekim, 2021 04:14:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
-
[justify]Gelecek postası nerede bilmediğim için buraya açtım konuyu.
Cornelia boşuma felsefe ile cevap verince iyice keyiflenip diğer bacağımı da masanın üstüne koydum. Kız her zamanki haşin hareketleri ile dükkanın arka tarafına doğru gitti. Ben de, şarapçı dayı ile yalnız kaldım. Saçma bir sessizlik olunca "Eee..." dedim buna. "Nabion?" En amerikan şivemle kulaklara eziyet oluyordum. Adam anlamadığım bir şeyler geveleyip üstüne salyalarını akıtınca yüzümü buruşturdum. "Hıı, iyi ya." gibi gereksiz bir şeyler söyledikten sonra Cornelia içeriden bağırdı yirmi sekiz olduğumdan emin miyim diye. Ayaklarımı indirip düzeldim sandalyemde. Masaya eğilip haberi okuyarak "Yiiiirmi Sekizz..." diye geveledim sayıyı. "YİRMİSEKİZYAZIYOR!" hızlı hızlı söyleyince Cornelia da dediğimi anlamadığını bağırdı içeriden karşılık olarak. "Eminim emin duyuyon mu?!" Yine anlamadığını söyleyince şarapçı dayıya dönüp "Kadınlar..." diyerek kafamı salladım iyi yana. "Artık diyorum ki, beni bir insan olarak görsünler. Bunların hepsi azmış dayı. Sanki bir oyuncakmışım gibi bakıyorlar. Söylediklerimi hiç duymuyorlar, duysalar umursamıyorlar. Bir et parçasıyım sanki!" Yine bir tükürük şelalesi ile karşılık alınca yüzümde bozulmuş bir ifade ile "Ya... Neyse." dedim. Cornelia ise görüşüme girmiş garip bir şey olduğunu söylüyordu. Söylediğine göre o günün gazetesini hiçbir yerde bulup istifleyememiş. Tek kaşımı kaldırıp baktım ona düşünceli bir şekilde. "Bayan Peters'sa tabi... Olay ciddi bir duruma geliyor." diye onayladım onu. Bayan Peters'ın kim olduğu konusunda zerre fikrim yok. Bu sırada şarapçı dayıcım tükürüklerini kontrol altına almış cümle kurmaya başlamıştı. Gazeteyi toplattıklarını söyledi gizemli bir havayla. Cornelia'ya dönüp gülümsedim. "Ciddiye alma kankaliçem." diyecektim ki Cornelia sazan gibi atladı şarapçının sözüne. Adam da coştukça coşuyor, daha demin kelime söyleyemeyen o değilmiş gibi cümleler kuruyordu. "Köftehor..." diyerek kafamı iki yana salladım. "Tabi gördün güzel kızı şakırsın bülbül gibi." Tekrar ortamda sessizlik olunca Cornelia'ya "Sallıyor oğlum, inanma." dedim. Şarapçı da inanmazsanız inanmayına yatmaya başladı. Bizim kız da içinde bir his olduğunu, takip etmemiz gerektiğini söylüyordu. Kafamı sallıyordum tabi tabi der gibi. Hisler misler... Benim işim değil. Mantık adamıyım ben, rastgele işler yaptığım olur ama hiçbir şeyi hissediyorum kafasında yapmam. Düşünceli bir ıslık çalarken kapıdan içeri giren Blaze her zaman yaptığı gibi yanıma gelip laf sokmuştu. Islığımı çat diye kesip sarhoş adama pis pis baktım. Senin yüzünden yiyorum lafları, hala Cornelia'nın gözüne gireceksin diye kıçından kehanet uyduruyorsun ya, ben sana bir şey demiyorum.
Zerre kalkıp iş yapasım gelmese de şöyle bir baktım çevreme. Blaze gidelim de görelim kimse bir şey yok edemez ben buradayken gibi bir şeyler söylemiş, olayı kişisel boyuta çekmişti. Önce Blaze'e baktım sıkkın bir şekilde. Sonra Cornelia'ya baktım. Şarapçı amcaya döndüm... Sonra dedim ki, gidelim anasını satayım! Bir anda yüksek sesle "YA BLAZE BEN SENİN AĞZINI ÖPEYİM EMİ!" diye bağırarak ayağa fırladım. Sonra da kızı öpmek için hamle yapıp Blaze tarafından itildim. "Ne güzel konuştun öyle yiğidim! Hadi gidelim! Dayı, sen de dükkana göz kulak ol." diyerek önce Blaze'in koluna, sonra da Cornelia'nın koluna girdim ve hanımları yanımda asilzade gibi yürüterek sokağa çıktım. "Bir planım var hanımlar." dedim yürürken. "Öyle bir plandır bu kiiii, seherbazları kıskandırır! Öyle bir plandır kii, sultanlar kuramaz. Biliyorsunuz ki ben Amerika'da 3 sene nasıl mükemmel plan yapılır kursuna gidip, sertifika almışımdır. Öğretmenlerimin bana, Marius sen bir dahisin, dediğini bilir miydiniz? Ah ah, bilmezdiniz tabi. Siz iki hayırsız o sıralar kendi işlerinizle meşguldünüz. Zavallı Trevor nerede dediniz mi? Demediniz. Soruyorum size neden demediniz? Çünkü bana güveniyorsunuz. Yüksek plan yapan zekama! O kadar yüksek plan yapar ki bu zekam, size kaybolan tarihi bile bulur. 28 Temmuz. Kim çaldı bu tarihi? Gelecek Postası çaldı. Gelecek postası. Gelecek postası ben doğmadan on dokuz sene önce kaç tarihli baskı yapıyordu? 1822. Topla 18 ve 22'yi. KIRK YAPARRR VE AMATERASU BÜYÜCÜLER SENDİKASININ 40. YILDÖNÜMÜ." Tüm yolu boş yapıp kızları meşgul ederek geçirdikten sonra "Plana gelirseeek!" dedim. Gelecek Postası Basın binasının etrafında olaşıp arka kapısına doğru ilerlerken "Ben kapıdakileri oyalıyorum. Siz içeri giriyorsunuz." dedim hızlıca. Kızlar planın devamını soracaklarken de hemen kollarından kurtulup binanın önünde bekleyen güvenliğe koşmaya başladım. Koşarken de "AAA! SİHİR BAKANI ANGUS KELIINGTON DEĞİL Mİ BU?" diyerek bağırıyordum. Güvenliğin yanına geldiğimce "Ne? Değil misin?! MERLİN BELAMI VERSİN Kİ ÇOK BENZİYORSUN! Gel bakayım şöyle güneşe bi!" Yanındaki ikinci güvenliğe de "Gelsene abi, çok benzemiyor mu?" diyerek onu da çağırdım. Sihir Bakanına zerre benzemeyen güvenliği binanın arka kapısını görmeyecek bir şekilde çeviriyor "Bak bak en çok bu açıdan benziyor! Daha yakışıklısın sen ondan ha! Sihir Bakanıyım diye Bakanlık'a girsen kimse fark etmez! Çok özlü iksir falan mı içtin yahuuu?" diyordum. [/justify]
-
[justify]Alkolik adamın söylediğine o kadar çok odaklanmıştım ki Blaze'in bir süredir dükkanda olduğunu fark etmemiştim. Hem de bu kokuya rağmen! Aman tanrım... Böyle bir şey yok. Olamaz yani. Şarapçının çamurumsu kokusu ile birleştiğinden mi anlayamadım ilk başta bilmiyorum ama burnumun bu kokulara dayanamayarak intihar ettiğinden şüphelenmeye başlamıştım. Amcamın yanında küçük yaşta derme çatma bir kulübe içerisinde yaşarken bile daha çok yıkanıyordum o şartlar altında. Her neyse, Blaze konuşmaya başladığında odağımı kokudan daha çok söylediklerine vermeye çalıştım. Gidelim diyordu o da. Merakından değil, gizli saklı şeyleri sevmediğinden hemen moda girmişti muhtemelen. Das için ise zaten olay bir yerlere girip çıkmak olsun. Bayılır. Dediğinde haklıydı Blaze. Herkes iz bırakır tabi. Bu koku da iz bırakıyor. Kuruldum durduk yere. Das'ın Blaze tarafından itilmesine kıkırdarken dayanamadım en sonunda. "Senin izini de bütün İngiltere'de sürebiliriz bence. Ne zaman yıkandın sen öyle? Nereyi ne şekilde keşfediyordun da böyle bir koku musallat oldu sana? Akşam yıkanmalısın. Biraz da bakım yapmama izin verirsen... Hayır, hiç kaçamazsın. Hı- hı... Evet, zorla!" diye Blaze'e laf yetiştirmeye çalıştığım esnada Das'ın bizi iki tarafına almasıyla bir anlık esmeyle dükkândan çıkıyorduk. Burjuvalarla yaşamış biri olarak edindiğim bazı alışkanlıklar vardı. Artık bana böyle katlanacaklardı. Girişe doğru yerleştirilmiş olan tahta askılıktan pelerinimi de kaptım asamı daha kolay erişebileceğim yere yerleştirebilmek için. Şarapçıdan çok dükkânı koruyucu büyülere emanet ediyordum Das'ın aksine. Dükkânı ilk kez başıboş bırakışımız değildi gerçi. Hırsızdan da yapılan onca tılsıma karşı bir şeyler çalarlarsa zaten ben bırakırdım bu mesleği. Çıkmadan önce son bir kez daha etrafa baktım ve kendimi rüzgârın estiği yöne bıraktım.
Yola daha çıkmadan planı olduğunu söyleyen Das'a yine aldanmıştım. Yol boyunca kafasına göre yine bir şeyler sallıyordu ama eğlendiriyordu. Söylediği şeylerden gram bir şey anlamamıştım ama çok takılmıyordum artık. Onun yerine çoğunlukla ona ayak uyduruyordum. En çok onlarlayken kendim idim. Yine de yaptığımızın şu an için ne kadar mantıklı olduğunu düşünmek için diktiğim kulaklarımı indirmiş, Blaze ve Das'ı kısa bir süreliğine kendi hallerine bırakmıştım. Adımlarımı izleyen başımı kaldırıp yolları gözlemlemeye ve olası aksiliklerden biri olan büyü yapamama ihtimaline karşı potansiyel kaçış rotası çıkarmaya koyuldum aklımdaki düşüncelerle. Gündüz gündüz Gelecek Postası gibi işlek bir binaya girmek mantıklı mıydı? Basım Binası diyoruz yahu. Arkamızı toplayan birkaç bağlantımız vardı elbette de bu çok ulu orta bir işti. Nereden çıkmıştı şu gazete? Tamam, ben de merak ettim burnuma gelen pis kokunun nedenini ama... Hayır, Blaze'den geleni kastetmiyorum. Metaforik olarak düşünüyorum. Ayrıca o koku açık havada hafiflemişti. Gerçi boş yere düşünüyordum böyle şeyleri. Das'ın cin fikirli oluşu ve Blaze'in kas gücüyle giriş-çıkış mevzusu her zaman halledilirdi. Manipüle yeteneğim ile de birleşince mükemmel bir üçlüydük. Sadece bunlarla kısıtlamıyorduk elbette kendimizi.
Ben böyle düşünmeye başlayıp sonuca varınca hafiflemiştim tekrardan. Saçma sapan kuruntuları bir köşeye bırakıp binanın arka kapısına doğru ilerledim bizimkilerle. Das ağzını açtığında sonunda planı paylaşacak diye heveslenmem boşa çıkmıştı. Das yine Das oluşunu kanıtlarken -söylenmemek için büyük bir çaba harcadım o saniye- ağzımdan çıkan ilk cümle "Ha??? Fazla zorlama. Dikkat et!" olmuştu. Duymamış olma ihtimali yüksekti çünkü bir anda öne doğru atılmıştı. Zaten biz içeri girdikten sonra mutlaka onu da alırdık bir yolunu bulup. O giremese bile içeride araştırılacak çok yer vardı. Yeter ki girebilelim. Das geriden de yetişirdi. Sesimi en düşüğe ayarlayıp."Kimse uyanmadan giriyoruz hızlı hızlı."dedim büyük bir ciddiyetle. Blaze'i kolundan yakalayıp hızlı hareket etmek için zorladım onu da. Parmak ucunda adımlarla kontrollü şekilde ilerlemeye çalışırken Das'ın her yere erişen sesi kulaklarımdayken güvenliklerden birinin yön değiştirmesini sağlamasıyla her şey yolunda gibi gözüküyordu. Bir yandan da dükkândan çıkmadan önce üstüme aceleyle geçirebildiğim mat siyah pelerinimin cebine doğru elimi götürüp asamı çıkardım bir çırpıda. Kapının açık olma ihtimali bile yoktu benim nezdimde. O yüzden kilidi açmak için tılsım yapmaya hazırdım. [/justify]