(https://cdn.discordapp.com/attachments/901882054449459262/903360202487771196/gaste.png)
Sayın okurlarım, geçtiğimiz günlerde çok fazla şey yaşandı. Bir balo, sonuçlarını hepimiz biliyoruz. Cadı avcılarının elinde kaybettiğimiz on sekiz can. Neler olduğuyla ilgili bir açıklama yok. Avcıların tılsımlarla, büyülerle korunan o mekana nasıl girebildiğini bilmiyoruz. Balodan nasıl haberleri oldu bilmiyoruz. Ve en önemlisi büyü gücümüzü elimizden nasıl alabildiler bunu bilmiyoruz. Bakanlığın bizi koruyamadığı ortada. Düzgün, çalışan bir bakanlık tarafından yönetilseydik bunların böyle olmayacağını savunuyorum.
Balodan sonra ölümler bitmedi tabi. Üç tane genç kız kendilerini Hogwarts Ekspresi'nin önüne atarak can verdiler. Hayat onları bu kararı vermeye itecek ne yaptı bilmiyoruz. Umarım oldukları yerde mutludurlar.
Hogwarts demişken, evet okul açıldı. Herkes mutsuz, herkesin yüzü asıktı. Korku herkesi ele geçirmiş. Bende bir anne olarak oğlumu o trene bindirirken huzursuzdum, hala geçmiş değil huzursuzluğum. Geleceğimizi korumak zorundayız.
Bütün bunlar yaşanırken özgürlük adına güzel şeyler olmadı diyemem. İsmini bilmediğim ve paylaşmayacağım bir kaynak 28 Temmuz günü basılan gazetelerin ve Carmilla Sanguina hakkındaki haberin bir kopyasını verdi. Okurlarım, biz hiç bir şey bilmiyormuşuz. Haberi bir sonraki sayfaya bastık oradan okuyabilirsiniz. Fakat eğerki bu Carmilla geriye döndüyse buna karşı bir şey yapmamız gerekiyor. Zira öfkesini sadece muggle toplumuna değil büyücü toplumunada kusacak...
Bir arka sayfada haberin kopyası mevcut.
“Carmilla Sanguina...
Bir zamanlar muggle dünyasında Elizabeth Bathory olarak da bilinen bu vampir-büyücü alaşımı canavarı belki tanımayanlarınız vardır. O halde ben size söyliyeyim kim olduğunu...
İki yüz yaşlarında bir vampir, kurbanlarının kanlarıyla yıkanan bir büyücü... Denir ki gençliğini bu kanlara borçluymuş. Denir ki, kanla icra ettiği ritüeller için ağıllar kurmuş, içinde mugglelar ve kimi haz etmediği büyücülerden.
Ve ritüeller elbette...
İnsanın en derin arzularına, korkularına hükmeden, bir veba salgını gibi köyleri, canlı cansız tüm varlıkları bozan, yozlaştıran, kudurtan ritüeller.
Faal zamanlarında katlettiği mugglelar ile Londra Köprüsünü inşa edebilirdiniz. Sebep olduğu acılardan döktürdüğü gözyaşları ile Kew Botanik Bahçesindeki tüm bitkilerin bir yıllık su ihtiyacını giderebilirdiniz.
Peşinde bir grup fanatikle 1700’lerin sonlarına kadar dehşet saçmayı sürdüren bu sistematik cani hakkında pek sevgili büyücedünyanın baş sorumluları ne yaptılar peki biliyor musunuz, sayın okuyucularım?
Hiçbir şey yapmadılar... Evet, hiçbir şey!
Bütün bu meselelerin üstünü örtmek için getirdikleri o absürt gizlilik yasası hariç tabi, hiçbir şey!
Birkaç tane mühürle durdurabileceklerini sandılar, tüm rünlerin hakimini. Kayıplara karışan izler, bir anda kesilen saldırılar. Sonrası ise... Sonrası yok. O güne dair kayıtları tek tek incelemiş birisi olarak söylüyorum size okurlarım, bu zalim büyücünün yok edildiğine dair bir tane bile kanıt bulunamadı şu ana kadar. Tüm büyücedünyanın adını lekelemiş, bizi şeytanlarla iş tutan ucubeler gibi göstermiş o caninin hesabı kesildi mi?
Sizce ne oldu akıbeti?
Mugglelara bir özür borçluyuz. Bu gerçekle yüzleşmeliyiz pek sayın okurlarım. Onlar, bize çektirdikleriyle yüzleşir ve hesaplaşırken; biz, hiçbir şey olmamış gibi saklanamayız! Saklanmamalıyız!
Uyanın, ey büyücedünya sakinleri!
Sizlere ithaf ettikleri tüm o şeytani sıfatları hak etmiyormuşsunuz gibi uyanın bu gaflet uykusundan.
...ve doğru olanı yapın, bütün bu yok saymalara rağmen!”
Sadie Rosemary Caldecott
Veritas Libertate Genel Yayın Yönetmeni